PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Atatürkçülük ve Anti-Devrimcilik


Jolly Jocker
24-02-2012, 04:40
Bu başlıkta, bir kaç ileti halinde Atatürkçülüğün herhangi bir anlamda devrimci olmadığı gibi, barındırdığı zihniyet itibariyle devrimciliğe karşıt olduğunu göstermeye çalışacağım. Zira bu akım taraftarlarının Atatürk ile devrimciliği ilişkilendirmeleri yüzünden ülkemizdeki bir kısım sol çarpık bir teorik birikimle gelişiyor. Atatürkçüler artık iktidar değil. Ama bu durum dünü unutmamızı gerektirmediği gibi, mevcut iktidra karşı gerçek bir muhalefetin yükselmesinin sahte ve geçersiz(Atatürkçü) sözde muhalefetin geçersizlenmesi görevimizin önemini göz ardı etmeyi de gerektirmiyor.

Önce ''ustalara'' bakalım. Devrim ne demekmiş?

''Devrimler baskı altında tutulanların ve ezilenlerin şölenidir. Ancak devrim zamanlarında insan kitleleri yeni bir toplumsal düzenin yaratıcıları olarak bu kadar aktif bir biçimde öne çıkarlar. Böyle zamanlarda insanlar, evrimci ilerlemenin filisten terazisine vurulduğunda mucize sayılabilecek şeyleri yapma kudretine sahip bulunurlar.'' (Lenin, İki Taktik)

''Her gerçek devrimi belirleyen şey, o zamana kadar bilinçsiz olan ezilen emekçi yığınlar arasında siyasi mücadeleye atılmaya hazır insan sayısının hızla on misline ve belki de yüz misline yükselmesidir.'' (Lenin, Sol Komünizm Bir Çocukluk Hastalığı)

''Devrimlerin en tartışma götürmez özelliği kitlelerin tarihsel olaylara müdaheleleridir. Normal zamanlarda, ister monarşik ister demokratik olsun, devlet ulusa tepeden bakar; tarih erbaplarınca yapılır: monarklar, bakanlar, bürokratlar, parlamenterler, gazeteciler tarafından. Ama keskin dönemeçlerde, eski düzen onlar için katlanılamaz hale geldiğinde, kitleler kendilerini siyaset arenasından ayıran duvarları birer birer yıkarlar, geleneksel temsilcilerini yerlerinden ederler ve bu müdaheleleriyle yeni bir düzenin başlangıç ortamını yaratırlar.'' (Lev Troçki, Rus Devriminin Tarihi Şubat Devrimi Çarlığın Devrilmesi, s.7)

Bu arada, Lenin -belki birileri çok şaşıracaktır ama- 20. yy. başında, 1908'de Kanun-i Esasi'nin yeniden yürürlüğe konması ve meclisin açılmasını burjuva devrimi diye tabir ediyor. Lenin'e göre Osmanlı'da devrim Kanun-i Esasi'nin yürürlüğe girmesi ve Meclis-i Mebusanın açılışıyla başarılı olmuştur. Yani Osmanlı'da hiçbir şey yoktu da Atam geldi bahşetti değil! Lenin bile bunu böyle ortaya koymuş. Kendisinden okuyalım;

''Yirminci yüzyılın başındaki devrimleri örnek alacak olursak, elbette Portekiz ve Osmanlı devrimlerinin her ikisinin de burjuva devrimi olduğunu kabul etmemiz gerekir. Fakat bu devrimler birer 'halk devrimi' değildir; zira ikisinde de halk kitleleri, halkın ezici çoğunluğu kendi ekonomik ve siyasal talepleriyle gözle görülür bir ölçüde aktif ve bağımsız olarak sokağa inmemiştir. Halbuki Rusya'daki 1907-1907 burjuva devrimi Portekiz ve Osmanlı devrimlerine ara ara nasip olan 'parlak' başarılar elde edememiş olsa da, kuşkusuz 'gerçek bir halk devrimiydi', zira halk kitleleri, halkın çoğunluğu, toplumun baskı ve sömürü altında bunalmış olan en alt katmanları bağımsız olarak ayağa kalkmışlardı ve devrime damgasını vuran şey, kitlelerin kendi talepleri, yıkılmakta olan eski toplumun yerine kendi bildikleri tarzda yeni bir toplum kurma yönündeki kendi çabaları olmuştur.'' (Lenin, Devlet ve Devrim, s.41)

Görüldüğü üzere Lenin de Troçki de devrim kavramının olmazsa olmazı olarak ezilen kitlelerin politikleşmesini, aktifleşmesini, karar süreçlerine dalmasını gösteriyor. Oysa halka sormadan, halkı dışarıda bırakarak, 'vekaleten' yapılan yapılanlara devrim denmiyor. Osmanlı'daki 1908 devrimi bir 'halk devrimi' olarak görülmüyor çünkü halkın söz hakkını kullanmasını kriterini yeterince karşılamıyor. Ama yine de meclisi açtığı için bir 'burjuva devrimi' olarak adlandırılıyor. Atatürk'te ise ne halkın katılımı var ne de çok partili yaşama olanak veren bir meclis. Tek parti rejimi kuruluyor. Belki ona da SSCB'nin Kafkas sınırını güvenceye almak gibi politik amaçlarla ''burjuva devrimi'' tanımlaması bahşedilmiş olabilir ama halk devrimi olmadığı, böyle bir ad verilmediği çok açıktır.

Devam edecek...

Jolly Jocker
24-02-2012, 04:58
Devrimciliği sömüren bazı sol görünümlü ahlaksız Atatürkçüler, Lenin'in kurtuluş savaşı sırasında M.Kemal'i övdüğü, burjuva devrimcisi olarak nitelediği ve destek vermek gerektiğini belirttiği bir demecini sık sık kullanırlar.

Burada dikkat edilmesi gereken şudur: Lenin bu sözü söylediğinde henüz kemalistler iktidara gelmiş ve gerçekte ne savunduklarını göstermiş değillerdir. Dillerinden anti-emperyalizm ve yoldaş hitapları düşmemekte, halkçı geçinmekte, Kürdistan ve Lazistan'a özerklik veren nispeten demokratik bir anayasa olan 1921 anayasasını savunmaktadırlar. Henüz iktidarı ele geçirmemişlerdir, savaş sürmektedir. Dolayısıyla Lenin'in sözleri ileride yanlış çıkacak bir öngörü olmanın ötesine gitmemiştir. Lenin kendi ülkesinin Kafkas sınırını güvenceye almaya çabalamış, kemalizmin emperyalizmle arasını açıp onu en azından anti-emperyalist kampa çekmeye çalışmış ve savaş sırasında ezilen ulustan yana olmanın gerektiği ilkesiyle hareket etmiştir. Leninistler ezilen ulusları desteklerler. Belki o ulus kendi devletini kurunca faşizmi benimseyecektir ama öncesinde bunu bilemeyiz der ve desteklerler.

Fakat Lenin'in sadece bir öngörü olan bu sözleri yanlış çıkmıştır. Çünkü kemalistler hayal kırıklığı yaratmıştır. Bu sözlerin Batum'un işgalinden önce edildiği de gözden kaçırılmamalıdır. Kemalistler iktidara gelince 1921 Anayasasını def etmiş, -Stalin'in deyişiyle- ''işçi ve köylülere karşı, bir toprak devrimi olanağına karşı'' konumlanmış ve ''anti emperyalizmi cılız kalmıştır.'' (Bakınız: Stalin, Sun Yat-Sen Üniversitesinde Bir Konuşma).

Lenin'in sözlerinden hareketle kendilerine ilericilik payesi edinmeye kalkan bazı ahlaksız kemalistler, bu sözlerin henüz kurtuluş savaşı sırasında edildiğini; Batum'un işgalinden 1921 Anayasasının bırakılmasına, anti-emperyalizmin sözde ve cılız kalmasından toprak reformunun bile yapılmayıp işçilere ve köylülere karşı konumlanılmasına, 1908'de başlayan burjuva demokratikleşmesinin bırakın geliştirilmesini tek parti rejimiyle daha da geriletilmesine dek tüm süreci ve Stalin başta olmak üzere leninistlerin yaptığı yeni tahlilleri tümüyle görmezden gelmişlerdir. Lenin'in M.Kemal'e dair söylediği sözlerin edildiği dönemde kemalistlerin tutum ve söylemleri ile özellikle devleti ele geçirdikten sonraki tutum ve davranışlar çok farklıdır.

Şimdi bakalım. Kemalizmin bir halk devrimi olduğunu zaten iddia eden olmuyor. Bizim için önemli olan halk devrimidir. Kemalistlerin burjuva devrimcisi oldukları ise, iktidarı alıp kendi iç yüzlerini ortaya sermeden önce, kurtuluş savaşı daha sürerken söyleniyor ve sonra bir daha tekrar edilmiyor.

Zaten bir burjuva devriminin temel özellikleri şunlardır;
1) Kendinden öncesine göre halkın söz hakkını artırıcı parlamenter girişimler yapması. (Kemalizm, 1908 burjuva devriminin demokratizmini de askıya almış, tek parti rejimi kurmuştur. Yani bu koşula sahip değil).
2) Toprak devrimini yapıp feodaliteyi tasfiye etmesi. (Stalin'in bile belirttiği gibi bu da yok, aksine, kemalizm işçi ve köylülere karşı, toprak devrimine karşı yöneliyor).
3) Emperyalizme karşı durması. (Stalin bunun da cılız olduğunu belirtmişti, yani bu da yok!)

O halde açıkça denebilir ki -stalinizm sınırları içinde kalınarak bile denebilir ki- kemalizm burjuva devrimcisi bile değildir. Kurtuluş savaşı sırasında kendisine yüklenen bu sıfatı, sonrasında yaptıkları ile inkar etmiştir. Zaten kapitalizmin tekelleşerek emperyalizm haline geldiği ve burjuva sınıfının ilericiliğini yitirdiği bir çağda, diğer deyişle, demokratik dönüşümlerin öncüsünün de artık proleterya olduğu ''proleter devrimler çağında'', tercihini kapitalizm ve burjuva sınıfını geliştirmekten yana kullanan bir siyasi yönelimin ilerici ya da devrimci olması leninist teoriye de terstir.

Kemalizm, 1908 burjuva devriminin devamı değil kesintisidir.
Osmanlı'da başlayan burjuva demokratikleşmesine vurulmuş bir darbedir.
1908'in bile gerisindedir.

Jolly Jocker
24-02-2012, 05:21
Atatürk halk desteği almış mıdır? Kurtluş savaşı sırasında belli bir destek bulmuştur. Ama, iktidarı ele geçirme niyetini ve yapacaklarını gizleyerek bulmuştur bu desteği. Halkın öne çıkmasına izin verilmemiştir, baş komutanın emir eri olmanın ötesine gidememiştir halk. Camileri dolduran müslüman halk ve TBMM'de yer alan pek çok önde gelen kimse dahi Atatürk'ün savaştan sonra ne yapacağını bilmiyordu. Halkın çoğunluğu saltanat ve hilafeti kurtarmak için, din için savaşmış ve Atatürk'ü de -takiye yaptığını anlamadan- bu yüzden desteklemişti. Atatürk niyetini belli etmemişti. Keza 1921 Anayasasında Kürtlerin ve Lazların hakları tanınmış, özerklik vaad edilmişti. Saltanatı kaldıran, hilafeti kaldıran, herkese Türklüğü dayatan halk kitleleri değildir. Sapla saman karışmasın. Kurtuluş savaşına, savaşı sürdürenlerin takiyeciliği sebebiyle belli oranda halk desteği olmuştur ama sonrasındaki ''devrimlerde''(daha doğrusu darbelerde) halkın hiçbir desteği söz konusu değildir.

Oysa üstte kaynak vererek yaptığımız alıntılardan da gördük ki(zaten mantık da bunu söylüyordu ya neyse) devrimi devrim yapan asıl nokta, halk kitlelerinin, ezilenlerin karara bağlandıkları ve uzak tutuldukları siyaset sahnesine aniden dalmaları, yönetilen olmaktan çıkıp erklenmeleri, aşırı derecede politize olmaları ve aktifleşmeleridir. Bunu ısrarla söylüyorum çünkü bazı ahlaksız kemalistler kendi darbelerini devrim diye yutturabilmek için devrimin tanımını değiştirip kavramın içini boşaltıyor ve devrimlerde zaten halka sorulmazmış gibi davranıyorlar. Bu baştan sona yanlıştır, yalandır. Lenin'in deyimiyle, devrim ''ezilenlerin şölenidir.'' Devrim, aşağıdan yukarı doğrudur. Halkın eskiye göre çıkar ve yönetime katılımında artış öngörür. Devrim kitlelerin eseridir. Kitlelerin eseri olmayan şeye devrim denmez. Atatürk'ün yaptıklarında ise kitlelerin söz hakkı yoktur. Kitleler geleneksel devlete biat kültürünü aynen sürdürüyor. Atatürk de zaten bunu istiyor, halkın onaylamadığı değişimleri yaparken tam da buna, yani devlete itaat kültürüne, kitlelerin pasifizmine, halkın iradesinin devletçe teslim alınmasına dayanıyor. Herşeyi halka sormadan tepeden yapıyor. Ne giyileceğini bile tepeden dikte ediliyor. Alfabeyi bile tepeden, halka sormadan değiştiriyor.

Bunun adı halkı küçük görmek, hiçe saymaktır. Bu, devrimciliğin tamamen zıttıdır. Çünkü halk korkusuna, halkı küçümsemeye, iflah olmaz bir elitizme dayanır. Bunun adı devrim değil, devrimin zıttıdır. Bunun adı darbedir. Devrim kavramını darbeyle bir tutarak bu kavramın kirletilmesine devrimciler olarak izin veremeyiz. Bu konuyu bu yüzden açtım zaten. Atatürkçülük devrimcilik karşıtlığına dayanır çünkü halkı küçümser, halkı cahil bir sürü olarak görür. Halkın ipleri eline alması onun en korktuğu ve nefret ettiği şeydir. Oysa bu bir devrimin temelidir.

Bazıları da darbeci zihniyetlerini savunmak, Atalarının diktatörlüğünü meşrulaştırmak için ''ileride demokrasiye geçmek üzere bugün biraz diktatörce davranmak gereğinin zorunluluğu'' üzerinde duruyor. Oysa bu da bir sahtekarlıktır. Araç ile amaç arasında uyum olmalıdır. Demokrasiye ancak demokratik yoldan ulaşılabilir. Diktatörlük üzerinden demokrasiye ulaşıldığı nerede görülmüş? Dünyada örneği yok bunun.

Yine bazıları kemalizmin yanlışlarını meşrulaştırmak için, yapılanların o dönemin ürünü olduğunu, başka türlü olamayacağını, çünkü başka türlüsünün bilinmediğini iddia ediyor. Baştan sona geçersizdir. Atatürk zamanında demokrasi, özgürlükler, insan hakları, halk devrimi v.s. bilinmeyen şeyler değildi. Atatürk bunları yapmadı çünkü kendisi demokrat, özgürlükçü, insan hakkından yana ve devrimci değildi. Bu kadar açık ve nettir.

Jolly Jocker
24-02-2012, 05:48
Kaldı ki Kemal'de kemalistlerde, homojen ulus inşa etmek ve bunun ulus devletini yaratmak hülyası vardı. Bu amaçla eskiden yapılan kitle katliamları üzerine temellenen bir ülke kurdular. Kendileri de bu zihniyeti, yani homojen ulus yaratmak için farklı olanları bir biçimde yok etme zihniyetini sürdürler. Bu faşizan bir yönelimdir. Faşizan yönelim sahiplerine devrimcilik atfedilemez. Hitler devrimci midir örneğin? Elbette değildir. Bunlar olsa olsa karşı-devrimci olabilirler. Yaşanmış bir olaydan hareketle kemalizmin Kemal şahsında vücut bulan şovenizmini ve homojen ulus inşa etme takıntısını görelim.

BİR ANI

Musevilere yönelik pogrom teriplendiğinde bir Musevi vatandaş olay yerine gitmiş olan Atatürk'ün yanına yardım istemeye gelir. Atatürk'ün önünde ellerini açıp çaresizce, ''Paşam bizi kovuyorlar!'' diye feryat eder.

Kemal ise hiç istifini bozmadan sorar: ''Sen kimsin?''

''Ben Paşam, Çanakkale musevilerinden Avram Palto.''

Kemal tekrar sorar: ''Sizi kim kovuyor? Hükümet mi? Kanun mu? Polis mi? Jandarma mı? Bana söyle.''

Musevi yurttaş önce şaşırır. Sonra toparlanıp yanıtlar: ''Hayır paşam halk kovuyor.''

Bunun üzerine Kemal adama bakıp sırıtır ve, ''Halk isterse beni de kovar!'' deyip yürür gider. (Kaynak: Yakup Borakas, Türkiye'de Yahudi Toplumlar, Tel Aviv, 1987, s.46'dan aktaran Rıfat Bali)

Kemalde ve kemalistlerdeki aşırı milliyetçi, linççi, derin devletçi, şovenist zihniyeti açıkça yansıtması bakımından değerli olduğu için alıntıladım.

Kemal'in mantığındaki korkunçluk ve saçmalığa bakar mısınız?

Yönetimi boyunca halka söz hakkı vermeyen, meclis üyelerini tek tek kendisinin belirlediği bir tek parti rejimi kuran, halkın onaylamadığı ve katılımcı olmadığı giyim-kuşam odaklı özenti ''devrimler'' yapan Kemal, kendisinden yardım isteyen bir gayri müslim vatandaş karşısında alttan alta şovenizmi destekleyerek ''Halk isterse beni de kovar, yapacak birşey yok!'' diyor!

Sanki kendisi halk iradesine çok önem veren biridir de!
Halk iradesine önem veriyor olsa ne saltanat kalkardı ne hilafet.

Dersim halkı isteğini belli ettiğinde kafasına bomba yağdıran Kemal ne hikmetse(!) Yahudi vatandaşlara yapılan saldırıya ilgisiz kalıp bir anda ''halkçı'' kesiliyor! Belli ki halkı olarak gördükleri linççi-Türkçü güruhlardan ibaret. Türk ve Sünni-Müslüman kimliğinden farklı olan kimseyi kendi halkı olarak görmüyor. Yok edilmesi gerekenler olarak görüyor.

Halkçılık sandığı da milliyetçi-linççi bir güruhu halk diye gösterip onların saldırılarına destek olmaktan başka birşey değil! Burada, ülkücü-linççi saldırıları ''duyarlı vatandaş tepkisi'' diye verip meşrulaştırmaya kalkan zihniyetle bir paralellik dikkatinizi çekti mi? İşte bu zihniyet kökünü Atasından alıyor. Derin devletin faşist zihniyetidir bu. Sivas'ta aydınları yakan güruhu ''halk'' gibi görüp müdahele etmeyen polis Kemal'in polisidir işte. Keza Batı illerinde zaman zaman Kürtleri ve Romanları hedef alan faşist saldırılar, 6-7 Eylül olaylarında Rumların başına gelenler hep ''halk tepkisi'' o zaman! Devleti yönetenlerin bu gibi olaylara göz yummasına da kızmayalım o zaman zira ''halk isterse onları da kovar!''

Bu örnekte Kemal'de görülen mantık derin devletin klasik mantığıdır.

Atatürkçü geçinen ateistlere dikkatli olmalarını salık veririm. Yarın bir kısım ''duyarlı vatandaş'' ateistleri hedef alıp linç etmeye girişirlerse, yardım isteyecekleri herhangi bir devlet yöneticisi onlara Ataları gibi karşılık verebilir. Belki o zaman akılları başlarına gelir ama çok geç olur!

Jolly Jocker
24-02-2012, 06:00
Halk rağmen iktidar olanlar, iktidarını paylaşmayanlar diktatördür.

M.Kemal de bir diktatördür.

Sultanı devirmiş ve Meclis-i Mebusan'ı yok etmiş, yerine tek adam ve ebedi şef olarak kendi geçmiştir.

Vekilleri tek başına tayin etmiş, ters düştüğü pek çok yol arkadaşını öldürtmekte duraksamamıştır.

İktidarı kendine almak üzere saltanatı kaldırırken halk desteği söz konusu değildir.

Bu yüzden onunki bir devrim değil darbeye tekabül eder.

Devrimlerde ezilenlerin otoritesi ezenleri hedef alır, M.Kemal'de ise devrilen sultanla birlikte halkı da hedef almıştır.

Atatürk devrim yapmamıştır çünkü halkın siyasal katılımı ve söz hakkınd artış söz konusu olmamıştır.

Aksine, aydınlanamamış bir sürü olarak görülen halkın siyaset sahnesine aniden dalması(yani bir devrim) tam da kemalizmin en ürktüğü şeydir.

Bu yüzden devletçi ve otoriterdir. Bu yüzden M.Kemal anti-sosyalist ve anti-devrimcidir.

Şapka kanunu çıkarılırken halka ne giymek istediği sorulmamıştır.

Harf ''devrimi'' yapılırken de halka fikri sorulmamış, okuma yazma bilen insanlar bir gecede okuma-yazma bilmez hale gelmiştir.

Her diktatör gibi M.Kemal'de de yaptığının iyi olduğu, kitlelerin kendisi kadar zeki olmadığı, onlara rağmen birşeyler yapmak gerektiği türünden fikirler mevcuttur.

Aslında doğal seyri içerisinde(kentleşme ve kapitalistleşmenin, demokratik kültürün yavaş yavaş yayılmasıyla) benimsenebilecek pek çok şey tepeden dayatılmış ve halkta tepki yaratmıştır.

Bu yüzden doğal seyri içerisinde olabilecek şeyler de olamamakta ya da çok zor olabilmektedir.

Bu durum, elitlerin kitle karşısındaki korkusunu beslemekte, onları daha da otoriter yönelimlere savurmaktadır.

Konuştuğum ve yazıştığım pek çok Atatürkçünün bilinç altında yatan halk korkusunu ve halk düşmanlığını gördüm.

Bu da demektir ki -belki kendilerine itiraf etmemiş bile olsalar- darbe dışında bir çözüm tanımıyorlar. Vesayet düzeninin ötesine gidemiyorlar.

Siyasal ufukları yok, gelecekleri yok. Halktan koptukça ona daha da yabancılaşıyorlar. Psikolojileri bozuluyor. Agresifleşiyorlar.

Yazık...

AhbAp
24-02-2012, 10:49
Halk rağmen iktidar olanlar, iktidarını paylaşmayanlar diktatördür.

M.Kemal de bir diktatördür.

Sultanı devirmiş ve Meclis-i Mebusan'ı yok etmiş, yerine tek adam ve ebedi şef olarak kendi geçmiştir.

Vekilleri tek başına tayin etmiş, ters düştüğü pek çok yol arkadaşını öldürtmekte duraksamamıştır.

İktidarı kendine almak üzere saltanatı kaldırırken halk desteği söz konusu değildir.

Bu yüzden onunki bir devrim değil darbeye tekabül eder.

Devrimlerde ezilenlerin otoritesi ezenleri hedef alır, M.Kemal'de ise devrilen sultanla birlikte halkı da hedef almıştır.

Atatürk devrim yapmamıştır çünkü halkın siyasal katılımı ve söz hakkınd artış söz konusu olmamıştır.

Aksine, aydınlanamamış bir sürü olarak görülen halkın siyaset sahnesine aniden dalması(yani bir devrim) tam da kemalizmin en ürktüğü şeydir.

Bu yüzden devletçi ve otoriterdir. Bu yüzden M.Kemal anti-sosyalist ve anti-devrimcidir.

Şapka kanunu çıkarılırken halka ne giymek istediği sorulmamıştır.

Harf ''devrimi'' yapılırken de halka fikri sorulmamış, okuma yazma bilen insanlar bir gecede okuma-yazma bilmez hale gelmiştir.

Her diktatör gibi M.Kemal'de de yaptığının iyi olduğu, kitlelerin kendisi kadar zeki olmadığı, onlara rağmen birşeyler yapmak gerektiği türünden fikirler mevcuttur.

Aslında doğal seyri içerisinde(kentleşme ve kapitalistleşmenin, demokratik kültürün yavaş yavaş yayılmasıyla) benimsenebilecek pek çok şey tepeden dayatılmış ve halkta tepki yaratmıştır.

Bu yüzden doğal seyri içerisinde olabilecek şeyler de olamamakta ya da çok zor olabilmektedir.

Bu durum, elitlerin kitle karşısındaki korkusunu beslemekte, onları daha da otoriter yönelimlere savurmaktadır.

Konuştuğum ve yazıştığım pek çok Atatürkçünün bilinç altında yatan halk korkusunu ve halk düşmanlığını gördüm.

Bu da demektir ki -belki kendilerine itiraf etmemiş bile olsalar- darbe dışında bir çözüm tanımıyorlar. Vesayet düzeninin ötesine gidemiyorlar.

Siyasal ufukları yok, gelecekleri yok. Halktan koptukça ona daha da yabancılaşıyorlar. Psikolojileri bozuluyor. Agresifleşiyorlar.

Yazık...

Her şeyden önce Kemalist olmadığımı belirterek başlayayım. Hatta günün Kemalist zihniyetinden hiç de hazzetmediğimi de ekleyeyim.

Ancak M. Kemal eleştirisinin yanlış yapıldığını düşünüyorum. M. Kemal'e, Kuran'ın tanrısına saldırılır gibi saldırılıyor. Aslında evet, M. Kemal, Kemalistlerin gözünde bir tanrıdır ve onun yönetim modeli, en ideal modeldir. Ancak bu noktada kısaca şunu söyleyip geçmek isterim ki, hiç kimse ve hiçbir şey Tanrı/Tanrısal olduğunu iddia edemez veya ispatlayamaz ise, mesele onu Tanrı/tanrısal yapanlardadır.

Bu şekilde M. Kemal'i, Kemalizm ve Kemalistlerden ayırmak icap eder. En azından yapmak istedikleri ile, onun ardından bunların aldığı şekil ve yükseltilip bırakıldığı noktayı ayırmak gerekir. Bu, benim İslam'dan çok Müslümanlara kızmam ile örneklenebilir; Muhammed, bir şekilde ortaya çıkıp, bazı söylemlerde bulunmuş ve iddialar ortaya atmış olabilir. Mesele, bunca yanlışa ve hataya rağmen, hala Müslümanların olabilmesidir (diğer dinler için de çoğaltınız).

Kızgınlık Kemalizme ve Kemalistlere ise, buna katılırım. Böyle diyerek M. Kemal'e bir sempati duyduğumu da göstermeye çalışmıyorum. Çünkü fazlaca sempati de duymuyorum. Fakat onun hakkında bildiklerim kadarıyla, onu anladığımı sanıyorum (hak verdiğimi değil, anladığımı).

Sevgili Jolly, M. Kemal'in anti-sosyalist olduğunu belirtmiş. Sosyalist olması beklenebilir miydi peki? Ya da kuracağı model sosyalizm olsaydı, bu tepeden inme olmaz ve demokratik mi olurdu? Ya da sosyalizm için gerekli ve yeterli şartlar oluşmuştu da, bu yola gitmeyi keyfi olarak mı istemedi; etrafında buna dair büyük talepleri görmezden gelip ve hatta bastırdı mı?

Yaptığının darbe mi yoksa devrim mi olduğu konusuna gelince... NE olduğuyla pek ilgilenmiyorum aslında. Fakat bu her ne ise, neye karşı yapıldığının anlamı daha önemli benim açımdan. İmparatorluğun reddi, halk söyleminin ortaya atılması, yapılabilecek kadar din eleştirisi, seçme-seçilme hakları gibi şeyler, bir diktatörün benimseyebileceği şeylermiş gibi görünmüyor bana. Bugünden bakınca, Kemal'in çok hatasını görürüz, ancak diktatör etiketinin ağır kaçtığını sanıyorum (en azından diktatör olmak gibi bir amaç olmadığını düşünüyorum).

M. Kemal'i bir acil doktoru ve içinde bulunduğu ortamı da acile getirilmiş ve son nefesini vermek üzere olan, ağır bir trafik kazası geçirmiş bir yaralıya benzetiyorum. M. Kemal, dönemin şartlarınca ve kendi elinden geldiğince hastayı yaşatmaya çalışmış gibime geliyor; bu amaçla bazı uzuvlar kesilip atılmış, bazı ilaçlar yutturulmuş. Tedavinin yanlışlığı tartışılabilir ama 2012'den bakılarak değil. Ne yapılması gerektiği, 600 yıllık bir imparatorluğun kalıntısı olan halklar, kültür, dini ortam, işgaller ortamı göz önüne alınarak ortaya konulmalı. Bunun, bir imparatorluğa karşı yapıldığı hatırlanmalı. Ne yani, imparatorluğa karşı ayıp mı oldu? Neye karşı yapılmış bu darbe? Gerçekte ortada kurulmak istenen tam bağımsız sosyalist bir yapı mı varmış ve M. Kemal tüm bu planları ve çabaları yok mu etmiş?

M. Kemal'İn asli amacı gerçekleşti, hasta hayatta kaldı. Ha evet, iki bacağı kesildi belki fakat kesilmeseydi hayatta da kalamayacaktı. M. Kemal'in söylemlerine bakarsanız, ağırlıklı olarak "ilelebet hayatta kalmak" ile ilgili şeylerden bahsettiğini görürsünüz; dönemin psikolojisi bu çünkü. Ayrıca, ne olursa olsun imparatorluğun ve halifeliğin ortadan kaldırılmasından pek de hoşnut olmayan bir zeminin üzerine, ince çıtalardan bir yapı kurmaya çalışıyorsunuz. Bu durumda estetiği pek düşünmezsiniz, düşünemezsiniz çünkü imkan ve zaman yoktur.

Fakat hayatta kalmak adına iki bacağı kesilmiş bu hastanın, devam eden Kemalistlerce kutsanması, ideal kabul edilmesi ve en azından iki takma bacak, hadi o da olmadı iki koltuk değneği eklenmemiş olması (artık zaman ve imkanlar arttığı için) dibine kadar eleştirilebilir. Hele Kemalistlerin şimdiki hali, tam anlamıyla içler acısıdır. Facebook'ta Tayyip-Kemal içerikli komik gönderiler ile, mehdi bekleyen müslümanlardan farkları yoktur; zorlasanız Anıtkabirden günün birinde dirilerek ayaklanacak bir M. Kemal hayali kuran onbinlerce insan bulursunuz.

Yaşadığımız coğrafyanın insanlarının, yüzyıllardır süregelen ve süregidecek olan "birileri tarafından kurtarılma" özlemi, bugünün insanları için de aynen geçerli. M. Kemal'i tanrılaştırarak bir yerlere koyanlara nasıl kızıyorsam, "şunu yapmamalıydı, bunu yapmalıydı" diyen karşıtlarını da anlamıyorum; bu da bir nevi tanrılaştırma gibime geliyor; "yanlışlar yapan bir tanrının eleştirisi" gibi görünüyor. M. Kemal sadece bir insandı ve öldü. Tarihin tüm hatalarından da tek başına sorumlu değil. Ortaya koyduğu ülküler, tanımlar vs. çoğunlukla katılmadığım, desteklemediğim hatta günümüz şartlarında abes ve gerici şeylerdir. Ama dediğim gibi mesele, bunların 1923'te ortaya konması değil, 2012'de yaşatılmaya çalışılmasıdır. Problem yaşatanlardadır.

jadi
27-02-2012, 02:12
Ulkemizde ataturkculugun sol oldugunu sanan insanlar vardir ve sayilari azimsanmayacak olcudedir. Ataturkculuk (veya kemalizm) sol olmadigi gibi sag bile degildir. Bildigin irk temelli fasizmdir.

Sinif savasini reddeden, halklari birbine dusman etmek ve birbirine kirdirma amacli soylem ureten, devlet eliyle burjuva-burokrat elit sinif yaratan ve sinirli kaynaklari bu cevreler arasinda paylastiran, kendi ic savasini kendisi cikartip silah sirketlerini zengin eden ve daha saymaya usendigim binlerce mide bulandirici eyleme imza atan bir sistemin sag oldugunu soylemek haksizlik olur. Avrupa'da ne merkez sag ne de burjuva bu kadar igrenc seyler yapmis degildir(kendi ulkelerinde yani)

jadi
27-02-2012, 02:25
M. Kemal'i bir acil doktoru ve içinde bulunduğu ortamı da acile getirilmiş ve son nefesini vermek üzere olan, ağır bir trafik kazası geçirmiş bir yaralıya benzetiyorum. M. Kemal, dönemin şartlarınca ve kendi elinden geldiğince hastayı yaşatmaya çalışmış gibime geliyor; bu amaçla bazı uzuvlar kesilip atılmış, bazı ilaçlar yutturulmuş. Tedavinin yanlışlığı tartışılabilir ama 2012'den bakılarak değil. Ne yapılması gerektiği, 600 yıllık bir imparatorluğun kalıntısı olan halklar, kültür, dini ortam, işgaller ortamı göz önüne alınarak ortaya konulmalı. Bunun, bir imparatorluğa karşı yapıldığı hatırlanmalı. Ne yani, imparatorluğa karşı ayıp mı oldu? Neye karşı yapılmış bu darbe? Gerçekte ortada kurulmak istenen tam bağımsız sosyalist bir yapı mı varmış ve M. Kemal tüm bu planları ve çabaları yok mu etmiş?

M. Kemal'İn asli amacı gerçekleşti, hasta hayatta kaldı. Ha evet, iki bacağı kesildi belki fakat kesilmeseydi hayatta da kalamayacaktı. M. Kemal'in söylemlerine bakarsanız, ağırlıklı olarak "ilelebet hayatta kalmak" ile ilgili şeylerden bahsettiğini görürsünüz; dönemin psikolojisi bu çünkü. Ayrıca, ne olursa olsun imparatorluğun ve halifeliğin ortadan kaldırılmasından pek de hoşnut olmayan bir zeminin üzerine, ince çıtalardan bir yapı kurmaya çalışıyorsunuz. Bu durumda estetiği pek düşünmezsiniz, düşünemezsiniz çünkü imkan ve zaman yoktur.


Yuksek dozda resmi tarih anlatimlarina maruz kaldiginizi dusunuyorum. Ufak dozlardan baslayarak alternatif yorumlari da almaya baslayin derim

AhbAp
27-02-2012, 09:43
Yuksek dozda resmi tarih anlatimlarina maruz kaldiginizi dusunuyorum. Ufak dozlardan baslayarak alternatif yorumlari da almaya baslayin derim

Şu yorum başka birinden gelse çok üzülürdüm açıkçası. Yukarıdaki yazıyı yazarken de sıklıkla, yanlış anlaşılacağımı hissederek vazgeçme noktasına gelmiştim. Kullandığım kelimelerin yalın halleri bir tarafa bırakılır ve azıcık didiklenirse, senin çıkardığın gibi azotlu neticeler elde edilebilirdi.

Korktuğum başıma gelmedi. Sen ise istediğini söyleyebilirsin çünkü ne dediğinin benim için önemi yok. Özellikle takip etmedim ama görebildiğim kadarıyla senin ne dediğinin kimse için bir önemi yok. Böyle 2 cümle ile, daha içeriğinin ve alt yapısının ne olduğunu bilmediğin konular hakkında kahve falı tadında yorumlar yaparsan, ciddiye alınmaman da normal.

Bu ufak doz iyi mi? Kesmezse pozolojiyi senin ihtiyacına göre ayarlarız.

Selamlar

jadi
27-02-2012, 15:12
Şu yorum başka birinden gelse çok üzülürdüm açıkçası. Yukarıdaki yazıyı yazarken de sıklıkla, yanlış anlaşılacağımı hissederek vazgeçme noktasına gelmiştim. Kullandığım kelimelerin yalın halleri bir tarafa bırakılır ve azıcık didiklenirse, senin çıkardığın gibi azotlu neticeler elde edilebilirdi.

Korktuğum başıma gelmedi. Sen ise istediğini söyleyebilirsin çünkü ne dediğinin benim için önemi yok. Özellikle takip etmedim ama görebildiğim kadarıyla senin ne dediğinin kimse için bir önemi yok. Böyle 2 cümle ile, daha içeriğinin ve alt yapısının ne olduğunu bilmediğin konular hakkında kahve falı tadında yorumlar yaparsan, ciddiye alınmaman da normal.

Bu ufak doz iyi mi? Kesmezse pozolojiyi senin ihtiyacına göre ayarlarız.

Selamlar
Bana karsi cevaben bu kadar kisisel saldiri dolu bir yanit vermeniz bile, Kemal konusunda ne kadar hassas oldugunuza israret ediyor aslinda. Bir de kendinizi solcu falan saniyorsunuz tabi. 68 ruhu iste

Kemal'in kurtardigi hasta adam falan yok. Osmanli'nin yikilisi, topraklarinin peskes cekilisi, katliamlar ve halka olmadik iskenceler ile yururluge konan diktatorluk duzeninin kurulma durumu var. O kadar anlatiyoruz ama "hatasi da olsa. yanlis da yapsa, oyle veya boyle bizi kurtardi iste" teorisini benimsiyorsunuz. Cunku ruhunuza hitap eden o. Yani fasist tc yalanlari

AhbAp
27-02-2012, 15:28
Bana karsi cevaben bu kadar kisisel saldiri dolu bir yanit vermeniz bile, Kemal konusunda ne kadar hassas oldugunuza israret ediyor aslinda. Bir de kendinizi solcu falan saniyorsunuz tabi. 68 ruhu iste

Kemal'in kurtardigi hasta adam falan yok. Osmanli'nin yikilisi, topraklarinin peskes cekilisi, katliamlar ve halka olmadik iskenceler ile yururluge konan diktatorluk duzeninin kurulma durumu var. O kadar anlatiyoruz ama "hatasi da olsa. yanlis da yapsa, oyle veya boyle bizi kurtardi iste" teorisini benimsiyorsunuz. Cunku ruhunuza hitap eden o. Yani fasist tc yalanlari

Sana bir şeyi izah etmek zor ama deneyeyim bir kere daha!



Her şeyden önce Kemalist olmadığımı belirterek başlayayım. Hatta günün Kemalist zihniyetinden hiç de hazzetmediğimi de ekleyeyim.

Ancak M. Kemal eleştirisinin yanlış yapıldığını düşünüyorum.


Böyle diyerek M. Kemal'e bir sempati duyduğumu da göstermeye çalışmıyorum. Çünkü fazlaca sempati de duymuyorum. Fakat onun hakkında bildiklerim kadarıyla, onu anladığımı sanıyorum (hak verdiğimi değil, anladığımı).

Yukarıdaki cümlelerden ne anlıyorsun? Soru kısa ve basit.

Eleştirdiğin yazımda şöyle bir kısım var: "M: Kemal eleştirisinin yanlış yapıldığını düşünüyorum". Bu, senin anladığın gibi, "M. Kemal'i eleştirmek yanlıştır" anlamına gelmiyor; eleştirilmemeli de demiyor; eleştiri biçimine katılmıyor. İçimde boşa izah ediyormuşum gibi bir his var.

Keza son mesajında yazdığın gibi, M. Kemal'i hasta bir adamı iyileştiren iyi bir doktor olarak da tanımlamıyorum. Şayet M. Kemal, yaptığı bir şey için eleştirilecekse, bu eleştiriye "şöyle yerine böyle yapsaydı" denmesini istiyorum. Örneğin sevgili dostum ve yazılarını genellikle beğeni ile takip ettiğin Jolly, "M. Kemal anti-sosyalist bir politika izledi" diyerek bir eleştiri getiriyor. Ben de soruyorum; varsay ki M. Kemal, çok sağlam bir sosyalistti. İmparatorluk rejiminin yıkılmasının hemen ardından sosyalist bir düzen kurulması için elinde ne gibi imkanlar vardı da kullanmadı? "Böyle yapsaydı" diyeceğimiz kısım hangisi?

Sen kurtarma/kurtarmama olayına o kadar kafayı takmışsın ki (ki ilk yazımda açıkça eleştirdiğim şeylerden biridir), ben "bizi kurtardı ya, gerisi fasarya" demişim gibi göstermeye çalışıyorsun. Sadece burada değil, başka yazılarında da mantığa dayanma gibi bir çabanı görmediğimi daha önce de belirttiğim için şunu söyleyeyim: Söyleyebilecek doğru dürüst bir lafın olmadığı için, çaban, karşı tarafın dediğini raydan çıkarmaya çalışmak. Sen de beni az buçuk takip ettiysen forum ortamında, böyle kişisel hezeyanlara eşlik etmediğimi bilirsin. Bir anarşiste faşist dedin ya, allah ne muradın varsa versin!

jadi
27-02-2012, 15:48
Ataturk denilen kisi sosyalist bir duzen kursaydi iyi bir lider mi olacakti? Muhtemelen cogunuz icin oyle. Yani yaptigi butun kotuluklere ragmen sadece rejimin adini sosyalizm koysa ve Sovyetlere yakin dursa dunyada ki en buyuk lider derdiniz derhalde. Hem Osmanli'yi yik, hem de sosyalizm adi altinda bir baski duzeni kur. Daha ne olsun. Dunyada komunizm adi altinda islenmis insanlik suclarini savunmak icin kendini heba eden siz degil misiniz zaten. Neyse


M. Kemal, dönemin şartlarınca ve kendi elinden geldiğince hastayı yaşatmaya çalışmış gibime geliyor; bu amaçla bazı uzuvlar kesilip atılmış, bazı ilaçlar yutturulmuş. Tedavinin yanlışlığı tartışılabilir ama 2012'den bakılarak değil. Ne yapılması gerektiği, 600 yıllık bir imparatorluğun kalıntısı olan halklar, kültür, dini ortam, işgaller ortamı göz önüne alınarak ortaya konulmalı.

M. Kemal'İn asli amacı gerçekleşti, hasta hayatta kaldı.

Bu yazida Kemal'in amacının hastayi kurtarmak oldugu varsayiliyor. Osmanli artik hayatta kalma sansi olmayan yogun bakimda bir hastaydi benzetmesi yapiliyor. Bunlarin hepsi resmi tarih soylemleridir...

M.Kemal meclis baskani olur olmaz yaptigi ilk is kuva-i milliye'yi terhis etmek olur. Bu sayede Yunanlilar bir suru katliam yaparak icerilere kadar giriyorlar.

Ikincisi, halkin secilmis vekillerinden olusan, yani halkin hassasiyetlerini yansitan meclis Lozan'i imzalamak istemiyor. Cunku hem Kemal-Ismet ikilisine guvenmiyor, hem de cok miktarda vatan topraginin hic caba harcanmaksizin birakildigini dusnuyorlardir. M.Kemal bu meclisi ikna edemeyecegini anlayinca ne yapiyor? Ali Sukru'yu oldurtup ve meclisi kapatiyor. Sonra kendi sekreteryasi seklinde atadigi meclisle her turlu ihaneti gerceklestirdi. Meclis uyeleri Lozan'i imzalamakta bu kadar direndiklerine gore ortada can cekisen bir hasta falan yoktu, bunlar resmi tarihin kendini mesrulastirmak icin soyledigi yalanlar. Ama tabiki tarih bir yorum meselesidir. Siz devletin insanlara dayattigi yoruma inanmayi tercih etmissiniz. Birkac yil oncesine kadar Turkiye'bu bunlarin konusulmasi bile yasakti.


Bir de mumkunse "sen ciddiye alinacak biri degilsin" yerine konular ve olgular uzerinden tartisalim. Veya hic tartismayalim.

AhbAp
27-02-2012, 16:24
Ataturk denilen kisi sosyalist bir duzen kursaydi iyi bir lider mi olacakti? Muhtemelen cogunuz icin oyle. Yani yaptigi butun kotuluklere ragmen sadece rejimin adini sosyalizm koysa ve Sovyetlere yakin dursa dunyada ki en buyuk lider derdiniz derhalde. Hem Osmanli'yi yik, hem de sosyalizm adi altinda bir baski duzeni kur. Daha ne olsun. Dunyada komunizm adi altinda islenmis insanlik suclarini savunmak icin kendini heba eden siz degil misiniz zaten. Neyse




Bu yazida Kemal'in amacının hastayi kurtarmak oldugu varsayiliyor. Osmanli artik hayatta kalma sansi olmayan yogun bakimda bir hastaydi benzetmesi yapiliyor. Bunlarin hepsi resmi tarih soylemleridir...

M.Kemal meclis baskani olur olmaz yaptigi ilk is kuva-i milliye'yi terhis etmek olur. Bu sayede Yunanlilar bir suru katliam yaparak icerilere kadar giriyorlar.

Ikincisi, halkin secilmis vekillerinden olusan, yani halkin hassasiyetlerini yansitan meclis Lozan'i imzalamak istemiyor. Cunku hem Kemal-Ismet ikilisine guvenmiyor, hem de cok miktarda vatan topraginin hic caba harcanmaksizin birakildigini dusnuyorlardir. M.Kemal bu meclisi ikna edemeyecegini anlayinca ne yapiyor? Ali Sukru'yu oldurtup ve meclisi kapatiyor. Sonra kendi sekreteryasi seklinde atadigi meclisle her turlu ihaneti gerceklestirdi. Meclis uyeleri Lozan'i imzalamakta bu kadar direndiklerine gore ortada can cekisen bir hasta falan yoktu, bunlar resmi tarihin kendini mesrulastirmak icin soyledigi yalanlar. Ama tabiki tarih bir yorum meselesidir. Siz devletin insanlara dayattigi yoruma inanmayi tercih etmissiniz. Birkac yil oncesine kadar Turkiye'bu bunlarin konusulmasi bile yasakti.


Bir de mumkunse "sen ciddiye alinacak biri degilsin" yerine konular ve olgular uzerinden tartisalim. Veya hic tartismayalim.

Bak jadi,

Sen daha meseleyi anlamadan bana M. Kemal sevdalısı, faşist damgasını yapıştırırsan, seni ciddiye almam. Almam da mümkün değil. Tartışmak istiyorsan ne dendiğini anlamaya çalış, anlamıyorsan sor. Benim hakkımda tahmin yürütmene gerek yok, sen sorarsan ben de cevaplarım ne olduğumu.

M. Kemal ve sosyalizm için yine kafadan girizgah yapıp, şayet sosyalist olsaydı daha iyi olacaktı gibi bir söylemde bulunmuşum gibi davranıyorsun. "Çoğunuz" deyince kendimi de işin içine kattım (aksi takdirde herhalde "çoğu için" derdin). Ama sen benim sosyalist olmadığımı da bilmiyorsun ki! "Sol" deyince bir etiket geliyor aklına.

Konuya gelelim: Tekrar ediyorum, M. Kemal neyi yapma imkanı varken yapmamıştır? Bunu soruyorum. Bunu sorarken, M. Kemal ile ilgili herşeyi araştırdım, adam yapması gerekeni yapmış, farklı bir seçeneği de yokmuş demiyorum kesinlikle. Fakat bazı şeylerin ezbere eleştirisine kıl olduğum için, kendimce bir yorum getirmeye ve soru sorup anlamaya çalışıyorum.

Spartacus'ü izliyor musun? İzlerken, "Vay be adamlara bak, insan haklarından bihaber aşağılık herifler" diye yorum yapıyor musun mesela? Dönemin şartları, "insan hakları" boyutuyla ele alınabilir mi? Bu çok yeni bir kavram değil mi?

Demeye çalıştığım tam da bu. Bugünün değerleri ile tarih yargılanamaz. Ama tarihin o günkü koşulları içinde değerlendirmeler yapılabilir ve "böyle olabilirdi" denebilir. Bu olmadan yapılan eleştiriyi sakat bulduğumu ifade etmekten başka bir şey demeye getirmedim. Fakat sayende Kemal sevdalısı faşist oldum çıktım.

Aksi olsaydı, zaten Kemalist olurdum. Ama değilim. Ne yani, durduk yere kendime, ne olduğumla ilgili yalan mı söylüyorum?

Konuyla ilgili sorum da şuydu: Bir imparatorluğun enkazı üzerindesiniz. İmparatorluk da, işgal devletleri de peşinizde. Hakkınızda türlü yerden ölüm fetvası çıkmış. Askeri üniformadan da feragat etmişsiniz. Yani, sizi kimse sallamasa yeri. Halkın derdi, "din elden gitmesin" ve ne olursa olsun "padişahım çok yaşa" demeye eğilimli. Ordu yok, silah yok, çevrenizdeki bir-iki kişi de sizi satsa gidecek yeriniz de yok. Böyleyken neyi nasıl kullanır ve ne yapardınız? Tekrar ediyorum, onun yaptıkları doğal ve doğruydu demeye getirmiyorum, o şartlarla ne yapılabilirdi diye soruyorum. Eleştiriyi biraz da bu kanaldan yapın.

AlbatrosS
27-02-2012, 16:35
Ancak M. Kemal eleştirisinin yanlış yapıldığını düşünüyorum. M. Kemal'e, Kuran'ın tanrısına saldırılır gibi saldırılıyor. Aslında evet, M. Kemal, Kemalistlerin gözünde bir tanrıdır ve onun yönetim modeli, en ideal modeldir. Ancak bu noktada kısaca şunu söyleyip geçmek isterim ki, hiç kimse ve hiçbir şey Tanrı/Tanrısal olduğunu iddia edemez veya ispatlayamaz ise, mesele onu Tanrı/tanrısal yapanlardadır.

Bu şekilde M. Kemal'i, Kemalizm ve Kemalistlerden ayırmak icap eder. En azından yapmak istedikleri ile, onun ardından bunların aldığı şekil ve yükseltilip bırakıldığı noktayı ayırmak gerekir. Bu, benim İslam'dan çok Müslümanlara kızmam ile örneklenebilir; Muhammed, bir şekilde ortaya çıkıp, bazı söylemlerde bulunmuş ve iddialar ortaya atmış olabilir. Mesele, bunca yanlışa ve hataya rağmen, hala Müslümanların olabilmesidir (diğer dinler için de çoğaltınız).

Zannediyorum ki Jolly Kemal'e lüzumundan fazlaca bir keramet atfetseydi başlığı ''atatürkçülük ve anti-devrimcilik'' değil ''atatürk ve anti-devrimcilik'' olarak seçerdi.

Burada bir soru/nla karşılaşıyoruz: Bir liderin x olayındaki örneğin menfi rolü ne kadar olabilir? Şayet tekil bir X olayından bahsediyorsak bu rolün büyüklüğü epeyce olabilir. Ancak o liderin kendi zihin dünyasını çerçevelemiş politik-felsefi hattın farzı misal batıdaki karşılıklarıyla birlikte düşünürsek(prusya modelli jakoben modernite atlası diyelim buna) mesele daha yerli yerine oturmakta.



Kızgınlık Kemalizme ve Kemalistlere ise, buna katılırım. Böyle diyerek M. Kemal'e bir sempati duyduğumu da göstermeye çalışmıyorum. Çünkü fazlaca sempati de duymuyorum. Fakat onun hakkında bildiklerim kadarıyla, onu anladığımı sanıyorum (hak verdiğimi değil, anladığımı).

Sevgili Jolly, M. Kemal'in anti-sosyalist olduğunu belirtmiş. Sosyalist olması beklenebilir miydi peki? Ya da kuracağı model sosyalizm olsaydı, bu tepeden inme olmaz ve demokratik mi olurdu? Ya da sosyalizm için gerekli ve yeterli şartlar oluşmuştu da, bu yola gitmeyi keyfi olarak mı istemedi; etrafında buna dair büyük talepleri görmezden gelip ve hatta bastırdı mı?

Dostum;

Kemal'in anti-sosyalist olduğuna dair eleştiriyi yapmamıza neden olan tek başına onun ''devrimci olmaması'' değil; bazılarının, üstelik de SOL adına ona anti-emperyalistlik ve solculuk atfetmesidir. Eleştiriyi bu bağlamda düşünürsen zannediyorum Jolly'nin neye cevap verdiğini görürüz...

Yoksa Jolly'nin de Kemali ''neden devrimci değil ki'' diye eleştirdiğini sanmam. Çünkü bu Hitler'i ''neden demokrat değildi'' diye eleştirmekle aynı şey olurdu :)

Yaptığının darbe mi yoksa devrim mi olduğu konusuna gelince... NE olduğuyla pek ilgilenmiyorum aslında. Fakat bu her ne ise, neye karşı yapıldığının anlamı daha önemli benim açımdan. İmparatorluğun reddi, halk söyleminin ortaya atılması, yapılabilecek kadar din eleştirisi, seçme-seçilme hakları gibi şeyler, bir diktatörün benimseyebileceği şeylermiş gibi görünmüyor bana. Bugünden bakınca, Kemal'in çok hatasını görürüz, ancak diktatör etiketinin ağır kaçtığını sanıyorum (en azından diktatör olmak gibi bir amaç olmadığını düşünüyorum).

İmdi can alıcı noktaya geldik:

1. Kemalist dönüşüm ve rejimin bir ''devrim'' olmadığını söylemek öncelikle lazım gelir. Kavramlara ''hakikisi'' açısından bakarsak buna mecburuz.

2. İmparatorluğun reddiyesi daha ittihat ve terakki egemenliği semalarında kök salmış daha kadim bir siyasal tasavvurdur. Yeni rejim buna ilaveten, mevcut sınırlar dışında(hatay ve musul birer istisnadır) herhangi bir toplak talebi olmadığı; ulusalcılığının yalnızca bu sınırlar çerçevesinde olduğunu ilan etmesidir.

3. Bununsa içtenlikli bir fikir mi yoksa dönemin konjonktürünün farkında olan siyasetçilerin bir tercihi mi olduğu noktasında şüphelerim var...

4. İmparatorluk ideoljisinin tasfiyesinin daha ittihatçılarla başladığını belirtmiştim. Esasen hanedanlığın fiili tasfiyesi de 1908 JÖNTÜRK darbesidir.

5. İmparatorluk rejimlerinin tasfiyesi demokrasi tarihinde ''tek başına'' anlamlı bir veri MİDİR PEKİ?

6. Örneğin Britanya vb birçok ülkenin hala şeklen de olsa Monarşi ile yönetilmesini düşünecek olursak. Dememiz o ki krallığın tasfiyesi tek başına herhangi bir değeri bize sunmaz. Güya sen de ben de iyi biliriz ki demokrasi toplumsallaştığı, merkezi otorite ve iktidar olma imkanları esnedikçe faaliyete geçer.

7. Zor olan soruysa şu: Yeni rejimin merkezi iktidarı(ki eski rejimin de alamet-i farikasıdır bu) zayıflatmak gibi en ufak bir tahayyülü olduğu iddia edilebilir mi? :)

M. Kemal'i bir acil doktoru ve içinde bulunduğu ortamı da acile getirilmiş ve son nefesini vermek üzere olan, ağır bir trafik kazası geçirmiş bir yaralıya benzetiyorum. M. Kemal, dönemin şartlarınca ve kendi elinden geldiğince hastayı yaşatmaya çalışmış gibime geliyor; bu amaçla bazı uzuvlar kesilip atılmış, bazı ilaçlar yutturulmuş. Tedavinin yanlışlığı tartışılabilir ama 2012'den bakılarak değil. Ne yapılması gerektiği, 600 yıllık bir imparatorluğun kalıntısı olan halklar, kültür, dini ortam, işgaller ortamı göz önüne alınarak ortaya konulmalı. Bunun, bir imparatorluğa karşı yapıldığı hatırlanmalı. Ne yani, imparatorluğa karşı ayıp mı oldu? Neye karşı yapılmış bu darbe? Gerçekte ortada kurulmak istenen tam bağımsız sosyalist bir yapı mı varmış ve M. Kemal tüm bu planları ve çabaları yok mu etmiş?

Rejimi ancak kendi iç dinamikleriyle düşünememiz gerekir. Daha Gülhane bildirisinden bu yana azınlıkların da bir biçimde mevzilendiği karmaşık bir siyasal yelpaze gelişmekteydi. O süreç, çatışma ve tasfiyeler bu denli derinleştirilmeden esnek modelli bir kısmi özerklik ve kademeli demokrasi geçişi şeklinde gerçekleşme imkanına sahip olsaydı bugünden daha kötü olacağımız söylenebilir miydi?

Eyvallah, eski rejimin menfi yanlarını bir kenara koyalım... Pekala; eski rejimin kendi iç çatışmaları, deneyimleri ve tarihselliği çerçevesinde elde edilmiş pozitif kazanımların neden sürdürülmediği... noktasında ne yapabiliriz?

Örneğin Osmanlı'da belli bir seviye kök salmış dernek ve parti kültürü daha da geliştirilip özendirilemez miydi? Dostum, Osmanlı'da bile kadın derneklerinin olup Cumhuriyet'in ilk yıllarında bir tane olmadığını biliyor muyuz mesela? :)



M. Kemal'İn asli amacı gerçekleşti, hasta hayatta kaldı. Ha evet, iki bacağı kesildi belki fakat kesilmeseydi hayatta da kalamayacaktı. M. Kemal'in söylemlerine bakarsanız, ağırlıklı olarak "ilelebet hayatta kalmak" ile ilgili şeylerden bahsettiğini görürsünüz; dönemin psikolojisi bu çünkü. Ayrıca, ne olursa olsun imparatorluğun ve halifeliğin ortadan kaldırılmasından pek de hoşnut olmayan bir zeminin üzerine, ince çıtalardan bir yapı kurmaya çalışıyorsunuz. Bu durumda estetiği pek düşünmezsiniz, düşünemezsiniz çünkü imkan ve zaman yoktur.

Sıkıntı şu ki Osmanlı entelijansiyası da yeni rejimin siyasal aktörleri kadar batıyla temas halinde, belli bir birikimi olan insanlardı. Neticede bu adamlar uzaydan gelmedi, o entelijansiyanın açtığı okullarda yetişti. Bu gelenek evrimleştirilerek devam ettirilemez miydi?

Fakat hayatta kalmak adına iki bacağı kesilmiş bu hastanın, devam eden Kemalistlerce kutsanması, ideal kabul edilmesi ve en azından iki takma bacak, hadi o da olmadı iki koltuk değneği eklenmemiş olması (artık zaman ve imkanlar arttığı için) dibine kadar eleştirilebilir. Hele Kemalistlerin şimdiki hali, tam anlamıyla içler acısıdır. Facebook'ta Tayyip-Kemal içerikli komik gönderiler ile, mehdi bekleyen müslümanlardan farkları yoktur; zorlasanız Anıtkabirden günün birinde dirilerek ayaklanacak bir M. Kemal hayali kuran onbinlerce insan bulursunuz.

Yaşadığımız coğrafyanın insanlarının, yüzyıllardır süregelen ve süregidecek olan "birileri tarafından kurtarılma" özlemi, bugünün insanları için de aynen geçerli. M. Kemal'i tanrılaştırarak bir yerlere koyanlara nasıl kızıyorsam, "şunu yapmamalıydı, bunu yapmalıydı" diyen karşıtlarını da anlamıyorum; bu da bir nevi tanrılaştırma gibime geliyor; "yanlışlar yapan bir tanrının eleştirisi" gibi görünüyor. M. Kemal sadece bir insandı ve öldü. Tarihin tüm hatalarından da tek başına sorumlu değil. Ortaya koyduğu ülküler, tanımlar vs. çoğunlukla katılmadığım, desteklemediğim hatta günümüz şartlarında abes ve gerici şeylerdir. Ama dediğim gibi mesele, bunların 1923'te ortaya konması değil, 2012'de yaşatılmaya çalışılmasıdır. Problem yaşatanlardadır.

Bence mesele eski rejimden kopuş sancısı ve kurtuluş duygusu değil(ki LOZAN yeni rejimin tüm dünyaca meşru biçimde küresel sisteme entegrasyonunun resmi belgesidir) basbayağı YENİ BİR REJİM(ama eskiden hiç de radikal-modernist farkı/kopuşu olmayan) ve yeni bir toplum meselesiydi. Prusya(almanya) tarzı güçlü bir merkezi otoritenin hakim olduğu bir ULUS-DEVLET'ti. Atatürk değil 57, 107 yaşında olsa ve iktidarda kalsaydı dahi bugün olmuş olandan bambaşka, hani ''arzu ettiği'' farz edilen şeyleri yapacak biri değildi. Arzu ettiği şey 1938'de tam da olduğu şeydi. Onun tüm siyasal vizyon ve misyonu buydu. Fazlası değil. Belki gerek devlet aygıtının gerekse de toplumun daha seküler-laik bir dönüşüm yaşamasını isterdi; ama bu da dibine kadar militan milliyetçi bir dönüşüm-dü. Sağlığı elverseydi de yapmak istediklerinin tümünü yapsaydı Ortadoğu'nun Prusya'sı olacaktık yalnızca...

jadi
27-02-2012, 16:39
Konuya gelelim: Tekrar ediyorum, M. Kemal neyi yapma imkanı varken yapmamıştır? Bunu soruyorum. Bunu sorarken, M. Kemal ile ilgili herşeyi araştırdım, adam yapması gerekeni yapmış, farklı bir seçeneği de yokmuş demiyorum kesinlikle. Fakat bazı şeylerin ezbere eleştirisine kıl olduğum için, kendimce bir yorum getirmeye ve soru sorup anlamaya çalışıyorum.


Demeye çalıştığım tam da bu. Bugünün değerleri ile tarih yargılanamaz. Ama tarihin o günkü koşulları içinde değerlendirmeler yapılabilir ve "böyle olabilirdi" denebilir. Bu olmadan yapılan eleştiriyi sakat bulduğumu ifade etmekten başka bir şey demeye getirmedim. Fakat sayende Kemal sevdalısı faşist oldum çıktım.


Konuyla ilgili sorum da şuydu: Bir imparatorluğun enkazı üzerindesiniz. İmparatorluk da, işgal devletleri de peşinizde. Hakkınızda türlü yerden ölüm fetvası çıkmış. Askeri üniformadan da feragat etmişsiniz. Yani, sizi kimse sallamasa yeri. Halkın derdi, "din elden gitmesin" ve ne olursa olsun "padişahım çok yaşa" demeye eğilimli. Ordu yok, silah yok, çevrenizdeki bir-iki kişi de sizi satsa gidecek yeriniz de yok. Böyleyken neyi nasıl kullanır ve ne yapardınız? Tekrar ediyorum, onun yaptıkları doğal ve doğruydu demeye getirmiyorum, o şartlarla ne yapılabilirdi diye soruyorum. Eleştiriyi biraz da bu kanaldan yapın.

Gercekten cok fena halde resmi tarih soyleminin tesiri altindasiniz. Bunun neden boyle oldugunu anlatmaya calistigimda "ben kemalist degilim tamam mi" diyip duruyorsunuz.

M.Kemal hakkinda cikartilan olum fetvalari aslinda en gulunc resmi tarih yalanidir. M.Kemal'in eylemlerini onyargisiz olarak inceleyen herkez, asil kendisinin Ingilizler ile isbirligi icerisinde oldugunu gorur. Lozan bunun en buyuk kanitidir. Keza, hilafetin kaldirilmasi zaten Ingilizler'in istegi dogrultusunda gerceklesmis birseydi. Benim sahsi gorusum, o zamana kadar hilafeti kaldirmak M.Kemal'in aklindan bile gecmemisti. Zaten saltanat kaldirilmisti. Halifenin hicbir siyasi gucu yoktu. Bu eylem aslinda, Italya'da darbe ile iktidara gelen birinin papaligi durduk yere kaldirmasina benzer. Cunku Ingiliz somurgesi olan Pakistanlilar mutemadiyen halife odakli isyan cikartiyorlardi.


M.Kemal ne yapabilirdi de yapmadi diye soruyorsunuz hala. En azindan kurtulus ordusunu terhis etmeseydi, Lozan'a diplomasi konusundan daha tecrubeli ve herkezin ortak onayini almis bir heyet gonderseydi. Halkin vekilini oldurup meclisini kapatmasaydi. Pakistanlilarin yolladigi yardim parasini sahsi hesabina yatirmasaydi. Eger milletin vekilleri bir anlasmayi imzalamak istemiyor ise, millet o anlasmayi imzalamak istemiyor demektir. Haa, bu cahil millet anlamaz, en iyisini sadece Kemal bilirdi, yapmasi gerekeni yapti diyenlerdenseniz bu sizin bakis aciniz tabi

AhbAp
27-02-2012, 17:14
Zannediyorum ki Jolly Kemal'e lüzumundan fazlaca bir keramet atfetseydi başlığı ''atatürkçülük ve anti-devrimcilik'' değil ''atatürk ve anti-devrimcilik'' olarak seçerdi.

Burada bir soru/nla karşılaşıyoruz: Bir liderin x olayındaki örneğin menfi rolü ne kadar olabilir? Şayet tekil bir X olayından bahsediyorsak bu rolün büyüklüğü epeyce olabilir. Ancak o liderin kendi zihin dünyasını çerçevelemiş politik-felsefi hattın farzı misal batıdaki karşılıklarıyla birlikte düşünürsek(prusya modelli jakoben modernite atlası diyelim buna) mesele daha yerli yerine oturmakta.





Dostum;

Kemal'in anti-sosyalist olduğuna dair eleştiriyi yapmamıza neden olan tek başına onun ''devrimci olmaması'' değil; bazılarının, üstelik de SOL adına ona anti-emperyalistlik ve solculuk atfetmesidir. Eleştiriyi bu bağlamda düşünürsen zannediyorum Jolly'nin neye cevap verdiğini görürüz...

Yoksa Jolly'nin de Kemali ''neden devrimci değil ki'' diye eleştirdiğini sanmam. Çünkü bu Hitler'i ''neden demokrat değildi'' diye eleştirmekle aynı şey olurdu :)



İmdi can alıcı noktaya geldik:

1. Kemalist dönüşüm ve rejimin bir ''devrim'' olmadığını söylemek öncelikle lazım gelir. Kavramlara ''hakikisi'' açısından bakarsak buna mecburuz.

2. İmparatorluğun reddiyesi daha ittihat ve terakki egemenliği semalarında kök salmış daha kadim bir siyasal tasavvurdur. Yeni rejim buna ilaveten, mevcut sınırlar dışında(hatay ve musul birer istisnadır) herhangi bir toplak talebi olmadığı; ulusalcılığının yalnızca bu sınırlar çerçevesinde olduğunu ilan etmesidir.

3. Bununsa içtenlikli bir fikir mi yoksa dönemin konjonktürünün farkında olan siyasetçilerin bir tercihi mi olduğu noktasında şüphelerim var...

4. İmparatorluk ideoljisinin tasfiyesinin daha ittihatçılarla başladığını belirtmiştim. Esasen hanedanlığın fiili tasfiyesi de 1908 JÖNTÜRK darbesidir.

5. İmparatorluk rejimlerinin tasfiyesi demokrasi tarihinde ''tek başına'' anlamlı bir veri MİDİR PEKİ?

6. Örneğin Britanya vb birçok ülkenin hala şeklen de olsa Monarşi ile yönetilmesini düşünecek olursak. Dememiz o ki krallığın tasfiyesi tek başına herhangi bir değeri bize sunmaz. Güya sen de ben de iyi biliriz ki demokrasi toplumsallaştığı, merkezi otorite ve iktidar olma imkanları esnedikçe faaliyete geçer.

7. Zor olan soruysa şu: Yeni rejimin merkezi iktidarı(ki eski rejimin de alamet-i farikasıdır bu) zayıflatmak gibi en ufak bir tahayyülü olduğu iddia edilebilir mi? :)



Rejimi ancak kendi iç dinamikleriyle düşünememiz gerekir. Daha Gülhane bildirisinden bu yana azınlıkların da bir biçimde mevzilendiği karmaşık bir siyasal yelpaze gelişmekteydi. O süreç, çatışma ve tasfiyeler bu denli derinleştirilmeden esnek modelli bir kısmi özerklik ve kademeli demokrasi geçişi şeklinde gerçekleşme imkanına sahip olsaydı bugünden daha kötü olacağımız söylenebilir miydi?

Eyvallah, eski rejimin menfi yanlarını bir kenara koyalım... Pekala; eski rejimin kendi iç çatışmaları, deneyimleri ve tarihselliği çerçevesinde elde edilmiş pozitif kazanımların neden sürdürülmediği... noktasında ne yapabiliriz?

Örneğin Osmanlı'da belli bir seviye kök salmış dernek ve parti kültürü daha da geliştirilip özendirilemez miydi? Dostum, Osmanlı'da bile kadın derneklerinin olup Cumhuriyet'in ilk yıllarında bir tane olmadığını biliyor muyuz mesela? :)





Sıkıntı şu ki Osmanlı entelijansiyası da yeni rejimin siyasal aktörleri kadar batıyla temas halinde, belli bir birikimi olan insanlardı. Neticede bu adamlar uzaydan gelmedi, o entelijansiyanın açtığı okullarda yetişti. Bu gelenek evrimleştirilerek devam ettirilemez miydi?



Bence mesele eski rejimden kopuş sancısı ve kurtuluş duygusu değil(ki LOZAN yeni rejimin tüm dünyaca meşru biçimde küresel sisteme entegrasyonunun resmi belgesidir) basbayağı YENİ BİR REJİM(ama eskiden hiç de radikal-modernist farkı/kopuşu olmayan) ve yeni bir toplum meselesiydi. Prusya(almanya) tarzı güçlü bir merkezi otoritenin hakim olduğu bir ULUS-DEVLET'ti. Atatürk değil 57, 107 yaşında olsa ve iktidarda kalsaydı dahi bugün olmuş olandan bambaşka, hani ''arzu ettiği'' farz edilen şeyleri yapacak biri değildi. Arzu ettiği şey 1938'de tam da olduğu şeydi. Onun tüm siyasal vizyon ve misyonu buydu. Fazlası değil. Belki gerek devlet aygıtının gerekse de toplumun daha seküler-laik bir dönüşüm yaşamasını isterdi; ama bu da dibine kadar militan milliyetçi bir dönüşüm-dü. Sağlığı elverseydi de yapmak istediklerinin tümünü yapsaydı Ortadoğu'nun Prusya'sı olacaktık yalnızca...

Sevgili dostum,

Pek bir özene bezene yazdığın yazıya uzun uzadıya cevap yazmayacağım. Çünkü temelinde aynı düşünüyoruz. Fakat netleştirmek adına 1-2 şeyi açmaya çalışayım.

Öncelikle jadi'ya boşu boşuna anlatmaya çalıştığım üzere, buradaki amacım, M. Kemal'in yaptıklarının hak verilebilir/hoş görülebilir/benimsenebilir olduğunu açıklamak değil. Hele ki yaptıklarını bir devrim olarak tanımlayacak son kişilerden biriyim. Çok sevdiğim Fikret Kızılok'un "Bir Devrimcinin Güncesi" albümüne ve orada anlatıldığı şekliyle yapılmak istenenin "Sürekli Türk Devrimi" olarak tanımlanmasına aşırı uyuz olmuş hatta bu konuda, çok iyi geçindiğim bir dostumla sert bir kavga bile yaşamıştım.

Şu an yokluğu ile eleştirdiğimiz bazı durumların, kararların ve söylemlerin sadece M. Kemal ile ilgisinin olmaması, etrafındaki ortamda hiç ama hiç kimsenin demokratik olmak gibi bir çabası olmaması durumunda bile, bu eleştirinin sadece ona getirilmesini anlaşılır olarak göremiyorum. Bu, karşıtlarının bile ondan acaip büyük işler beklediğini gösteriyor gibime geliyor. Tanrısallık biçmekten kastım bu.

Yaptıkları, tam olarak yapmak istedikleri miydi? Cumhuriyetin ilanından ölümüne kadar geçen sürede her ne olduysa, tam da onun istediği ve düşündüğü gibi mi oldu mesela? Ben M. Kemal'e bakınca, yalnızlıktan, yorgunluktan, yaşadıklarından ve egodan psikolojisi bozulmuş, sinirleri aşırı yıpranmış bir adam görüyorum bu son 15 yılda. Kendince zor bela toparladığı bir devletin, bir şekilde dağılmasından endişe eden, etrafına güvenmeyen, hasta derecesinde takıntılı bir adam.

"O halde yaptıkları anlaşılırdı ve devletin bekası için gerekliydi" gibi bir yorumu benden bekler misin? Umarım hayır. Fakat bir başına oturup tüm senaryoyu yazdığı, kafasına göre takıldığı, her şeyin onun istediği şekilde geliştiği söylemlerini abartılı buluyorum. Yaptıklarının eleştirisi, "Şöyle yapsaydı çok süper olurdu" noktasında olmadığı için, aslında tarafında olmadığım bir şahsı jadi'ya savunuyormuş gibi görünüyorum, uyuz olduğum o.

Adı geçmişken... jadi'ya kişisel not! İlk kararıma uyuyor ve seni taammüden sallamıyorum.

jadi
27-02-2012, 17:25
M.Kemal 1924 tarihinden itibaren mutlak diktator konumundaydi. Milletvekillerini memur atar gibi atardi. Seyh Sait isyani, Izmır suikasti gibi saibeli olaylar sonrasinda butun muhalefeti ortadan kaldirmisti. Basini susturmustu. Kuvvetler ayriligi ilkesini yok etmisti. Yani "her şeyin onun istediği şekilde geliştiği söylemlerini abartılı bulmak" yersiz. Cunku butun guc onun elindeydi. Bu gucu elde etmek icin cok insan harcadi, dumenler tezgahladı, katliamlar yapti. Bu sebeple, "onun istegi aslinda bu degildi, o baska birsey hayal etmisti" diyenler daha elle tutulur kanit getirmeli. Soyleyecek lafi olmayanlar "zaten seni sallamiyorum" diyip isi sululuga vuracak elbette

AlbatrosS
27-02-2012, 17:28
Sevgili dostum,

Pek bir özene bezene yazdığın yazıya uzun uzadıya cevap yazmayacağım. Çünkü temelinde aynı düşünüyoruz. Fakat netleştirmek adına 1-2 şeyi açmaya çalışayım.

Öncelikle jadi'ya boşu boşuna anlatmaya çalıştığım üzere, buradaki amacım, M. Kemal'in yaptıklarının hak verilebilir/hoş görülebilir/benimsenebilir olduğunu açıklamak değil. Hele ki yaptıklarını bir devrim olarak tanımlayacak son kişilerden biriyim. Çok sevdiğim Fikret Kızılok'un "Bir Devrimcinin Güncesi" albümüne ve orada anlatıldığı şekliyle yapılmak istenenin "Sürekli Türk Devrimi" olarak tanımlanmasına aşırı uyuz olmuş hatta bu konuda, çok iyi geçindiğim bir dostumla sert bir kavga bile yaşamıştım.

Şu an yokluğu ile eleştirdiğimiz bazı durumların, kararların ve söylemlerin sadece M. Kemal ile ilgisinin olmaması, etrafındaki ortamda hiç ama hiç kimsenin demokratik olmak gibi bir çabası olmaması durumunda bile, bu eleştirinin sadece ona getirilmesini anlaşılır olarak göremiyorum. Bu, karşıtlarının bile ondan acaip büyük işler beklediğini gösteriyor gibime geliyor. Tanrısallık biçmekten kastım bu.

Yaptıkları, tam olarak yapmak istedikleri miydi? Cumhuriyetin ilanından ölümüne kadar geçen sürede her ne olduysa, tam da onun istediği ve düşündüğü gibi mi oldu mesela? Ben M. Kemal'e bakınca, yalnızlıktan, yorgunluktan, yaşadıklarından ve egodan psikolojisi bozulmuş, sinirleri aşırı yıpranmış bir adam görüyorum bu son 15 yılda. Kendince zor bela toparladığı bir devletin, bir şekilde dağılmasından endişe eden, etrafına güvenmeyen, hasta derecesinde takıntılı bir adam.

"O halde yaptıkları anlaşılırdı ve devletin bekası için gerekliydi" gibi bir yorumu benden bekler misin? Umarım hayır. Fakat bir başına oturup tüm senaryoyu yazdığı, kafasına göre takıldığı, her şeyin onun istediği şekilde geliştiği söylemlerini abartılı buluyorum. Yaptıklarının eleştirisi, "Şöyle yapsaydı çok süper olurdu" noktasında olmadığı için, aslında tarafında olmadığım bir şahsı jadi'ya savunuyormuş gibi görünüyorum, uyuz olduğum o.

Adı geçmişken... jadi'ya kişisel not! İlk kararıma uyuyor ve seni taammüden sallamıyorum.

Dostum;

Ben genellikle, çok istisnai durumlar dışında M. KEMAL eleştirilerinin merkeze oturduğu başlıklara pek girmem. Aslolan her zaman rejimin esası ve niteliğidir benim için de.

Benim özetle söylemeye çalıştığım şey, Kemalistlerin de özel bir çabasıyla tek adama yaptığımız iddia edilen eleştirilerin aslında rejimin/sürekliliğin kendisine olduğuydu.

Yine de detaylarda senden farklı olduğunu sandığım düşüncelerim var: Misal Osmanlı entelijansiyasının da yüzünün en az kemalistler kadar batıya dönük olduğunu biliyoruz. Daha Osmanlı devrinde birtakım dernekleşme, partileşme çabalarının olduğu; ancak cumhuriyetle bunların üzerinden silindir gibi geçildiğini düşünüyorum. Yani burada olmayan bir şeyi niçin yapmadığı değil eskiden olan'ı bilakis neden yok ettiği... meselesi de var. En azından benim için.


Bu konuda kaynakça olarak: Prof. Dr. Fatma Gül Berktay'ın İstanbul Bilgi Üniversite'sinde yayınlanmış ''Kadınların İnsan Haklarının Gelişimi ve Türkiye'' (http://stk.bilgi.edu.tr/docs/berktay_std_7.pdf)makalesini okumanı naçizane tavsiye eder, gözlerinden öperim :)

Ek bir not OLARAK: Karadeniz'de yayınlanan Lazca Gazete'nin bizzat paşamızın emriyle kapatılması ve Osmanlı döneminde bile KÜRTÇE yayınlanan bazı yayınların tamamen durdurulması hadiselerini de buna katabiliriz.

jadi
27-02-2012, 17:39
Dostum;

Ben genellikle, çok istisnai durumlar dışında M. KEMAL eleştirilerinin merkeze oturduğu başlıklara pek girmem. Aslolan her zaman rejimin esası ve niteliğidir benim için de.



M.Kemal Turkiye'de milliyetciligin sembolu haline gelmis bir kisi kultudur. Bizim kurtaricimiz oldugu soylenir ve ismine ozel olarak hazirlanmis bir kanun ile korunur. O kanun orda durdugu muddetce bazi tarihsel olaylar asla topluma aciklanamayacak. O idol orda durdugu surece bu irkci ruh ve korku toplumu psikolojisi asla silinmeyecek.

Kendisi hakkinda anlatilan hersey yalandir. Insanlar bu adamin heykelleri kaldirilirsa seriat gelecek saniyor. Bunlar hep kemalist kontrgerillanin yarattigi korku toplumu yuzundendir. Kendisinin elestirilmesi elzemdir. Nasil ki,Almanya Hitler ile, Ispanya Franco ile, Portekiz Salazar ile yuzlesti. Eminim Turkiye de bu kisi ile er ya da gec yuzlesecektir.

AhbAp
27-02-2012, 17:43
Dostum;

Ben genellikle, çok istisnai durumlar dışında M. KEMAL eleştirilerinin merkeze oturduğu başlıklara pek girmem. Aslolan her zaman rejimin esası ve niteliğidir benim için de.

Benim özetle söylemeye çalıştığım şey, Kemalistlerin de özel bir çabasıyla tek adama yaptığımız iddia edilen eleştirilerin aslında rejimin/sürekliliğin kendisine olduğuydu.

Yine de detaylarda senden farklı olduğunu sandığım düşüncelerim var: Misal Osmanlı entelijansiyasının da yüzünün en az kemalistler kadar batıya dönük olduğunu biliyoruz. Daha Osmanlı devrinde birtakım dernekleşme, partileşme çabalarının olduğu; ancak cumhuriyetle bunların üzerinden silindir gibi geçildiğini düşünüyorum. Yani burada olmayan bir şeyi niçin yapmadığı değil eskiden olan'ı bilakis neden yok ettiği... meselesi de var. En azından benim için.


Bu konuda kaynakça olarak: Prof. Dr. Fatma Gül Berktay'ın İstanbul Bilgi Üniversite'sinde yayınlanmış ''Kadınların İnsan Haklarının Gelişimi ve Türkiye'' (http://stk.bilgi.edu.tr/docs/berktay_std_7.pdf)makalesini okumanı naçizane tavsiye eder, gözlerinden öperim :)

Ek bir not OLARAK: Karadeniz'de yayınlanan Lazca Gazete'nin bizzat paşamızın emriyle kapatılması ve Osmanlı döneminde bile KÜRTÇE yayınlanan bazı yayınların tamamen durdurulması hadiselerini de buna katabiliriz.

Yahu beni deli etmesene lan sevgili dostum!

"Şunu şunu yapmadı mı, bunu bunu işlemedi mi" demesene bana! Hayır, bu son yazından sonra daha net söylüyorum, detayda bile farklı değiliz. Özellikle de sen, "Benim özetle söylemeye çalıştığım şey, Kemalistlerin de özel bir çabasıyla tek adama yaptığımız iddia edilen eleştirilerin aslında rejimin/sürekliliğin kendisine olduğuydu." dedikten sonra.

Kafasındaki ülkü ne ise, neye inandıysa onu yaptı, yaptırdı, tamam fikir ayrılığı yok. Kurduğu rejimin de merkez noktasıdır ve rejim de zaten onun adıyla anılmaktadır. Katılmadığım, eleştirilerin bugünün bakış açısına göre yapılması ve "Şunu yapabileceği halde yapmamıştır. Oysa şöyle yapsaydı, şu açıdan çok iyi olur ve bugün durum farklı olurdu" denmemesidir.

AlbatrosS
27-02-2012, 17:54
Yahu beni deli etmesene lan sevgili dostum!

"Şunu şunu yapmadı mı, bunu bunu işlemedi mi" demesene bana! Hayır, bu son yazından sonra daha net söylüyorum, detayda bile farklı değiliz. Özellikle de sen, "Benim özetle söylemeye çalıştığım şey, Kemalistlerin de özel bir çabasıyla tek adama yaptığımız iddia edilen eleştirilerin aslında rejimin/sürekliliğin kendisine olduğuydu." dedikten sonra.

Kafasındaki ülkü ne ise, neye inandıysa onu yaptı, yaptırdı, tamam fikir ayrılığı yok. Kurduğu rejimin de merkez noktasıdır ve rejim de zaten onun adıyla anılmaktadır. Katılmadığım, eleştirilerin bugünün bakış açısına göre yapılması ve "Şunu yapabileceği halde yapmamıştır. Oysa şöyle yapsaydı, şu açıdan çok iyi olur ve bugün durum farklı olurdu" denmemesidir.



Sen İslam'a bugünün değerinden bakarak ''köleci-feodal bir sömürge dini'' diyor musun misal? Bunu dersen yanlış olur mu? Kurban olam biz Kemal'e diktatör derken elbette bugünün değerinden bakıyoruz, Antik Roma'dan baksak herif demokrasi fatihi değil miydi :D Bu bir.

İkincisiyse şu: Eskiden olan olumlu bir şeyi sürdürmemesi ''yalnızca bugünün değeriyle'' bir eleştiri'' midir? Lazca bir gazeteyi devam ettirmesi, kürtçe bir yayına müsade etmesi osmanlı'yı baz alırsak yeni cumhuriyet'in osmanlı'ya göre bile geriye gitmesi değil midir?

Umarım anlaşılmıştır...:)

AhbAp
27-02-2012, 18:33
Sen İslam'a bugünün değerinden bakarak ''köleci-feodal bir sömürge dini'' diyor musun misal? Bunu dersen yanlış olur mu? Kurban olam biz Kemal'e diktatör derken elbette bugünün değerinden bakıyoruz, Antik Roma'dan baksak herif demokrasi fatihi değil miydi :D Bu bir.

Sevgili dostum, ben bugün İslam'a ve Kuran'a bakarak istediğim gibi eleştirebilirim. Çünkü bu din, Allah gibi bir hatasız ve sonsuz iyi varlık tarafından tüm çağlara hitap edecek şekilde gönderildiği ile ilgili ipe sapa gelmez iddialarda bulunuyor. Yani babalar gibi eleştirebilirsin canımın içi.

İkincisiyse şu: Eskiden olan olumlu bir şeyi sürdürmemesi ''yalnızca bugünün değeriyle'' bir eleştiri'' midir? Lazca bir gazeteyi devam ettirmesi, kürtçe bir yayına müsade etmesi osmanlı'yı baz alırsak yeni cumhuriyet'in osmanlı'ya göre bile geriye gitmesi değil midir?

Umarım anlaşılmıştır...:)

Ben anlıyorum da sen anlamıyorsun. Ya da kesin ikna olmak üzereyim, ben anlatamıyorum. Olumsuzları öne sürerek, "BU ne peki" deme bana, ikna etmeye çalışma, zaten ikna olmuş durumdayım. Her şekilde 1-2 gömlek ileriye gidiş de oldu demiyorum zaten. Şimdi yazsam tekrara girecek, o nedenle dahasını yazmayayım diyorum. Eleştirdiğim başka, gözünü seveyim bir oku!

AlbatrosS
27-02-2012, 18:39
Sevgili dostum, ben bugün İslam'a ve Kuran'a bakarak istediğim gibi eleştirebilirim. Çünkü bu din, Allah gibi bir hatasız ve sonsuz iyi varlık tarafından tüm çağlara hitap edecek şekilde gönderildiği ile ilgili ipe sapa gelmez iddialarda bulunuyor. Yani babalar gibi eleştirebilirsin canımın içi.



Ben anlıyorum da sen anlamıyorsun. Ya da kesin ikna olmak üzereyim, ben anlatamıyorum. Olumsuzları öne sürerek, "BU ne peki" deme bana, ikna etmeye çalışma, zaten ikna olmuş durumdayım. Her şekilde 1-2 gömlek ileriye gidiş de oldu demiyorum zaten. Şimdi yazsam tekrara girecek, o nedenle dahasını yazmayayım diyorum. Eleştirdiğim başka, gözünü seveyim bir oku!

Seni Adnan'ın cicişleri ve kedilerine emanet ediyorum, vaz geçtim, birbirimize muhalefet edemiyoruz :)

AhbAp
27-02-2012, 18:51
Adnan'ın cicişleri ve kedileri

İşi hemen de tatlıya bağladın. Seni seni! :)

AlbatrosS
27-02-2012, 19:10
İşi hemen de tatlıya bağladın. Seni seni! :)

Hacı, yazıyorum ama aslında bugün pek muhalefet edesim de yok. Hani sevgilim olsan yalandan iki kavga eder gibi yapıp direk sevişme faslına geçerdim :D

AhbAp
27-02-2012, 19:29
Hacı, yazıyorum ama aslında bugün pek muhalefet edesim de yok. Hani sevgilim olsan yalandan iki kavga eder gibi yapıp direk sevişme faslına geçerdim :D

Yahu işi tatlıya bağladın derken, "tatlı"dan kasıt adnanın cicişleri ve kedileri idi. Adları geçti ya, hemen sevişme olayı bilinç altından fırtlamış. Az sakin ol! :D

AlbatrosS
27-02-2012, 20:10
Yahu işi tatlıya bağladın derken, "tatlı"dan kasıt adnanın cicişleri ve kedileri idi. Adları geçti ya, hemen sevişme olayı bilinç altından fırtlamış. Az sakin ol! :D

Yok daha ne: Kate Beckinsale falan olsa neyse... :)

AhbAp
27-02-2012, 20:21
Yok daha ne: Kate Beckinsale falan olsa neyse... :)

Offf.... Acı konuşuyorsun yahu! Kate'den uzak dur! Tüm cicişler senin olsun!

Bu arada, AhbAp modluktan ayrıldı, forum kiri olayına dadandı dedirtmek üzereyiz, hadi hayırlısı. Gereğinin yapılmasında sakınca yok.

KızıL
27-02-2012, 20:22
Offf.... Acı konuşuyorsun yahu! Kate'den uzak dur! Tüm cicişler senin olsun!

Bu arada, AhbAp modluktan ayrıldı, forum kiri olayına dadandı dedirtmek üzereyiz, hadi hayırlısı. Gereğinin yapılmasında sakınca yok.

:ban::ban::hug::hug::hug:

AlbatrosS
27-02-2012, 21:06
Offf.... Acı konuşuyorsun yahu! Kate'den uzak dur! Tüm cicişler senin olsun!

Bu arada, AhbAp modluktan ayrıldı, forum kiri olayına dadandı dedirtmek üzereyiz, hadi hayırlısı. Gereğinin yapılmasında sakınca yok.



Madem modluktan azad oldun, Kate senin olsun. Ben de Joss Stone'la idare edeyim, pek tarzım diil ama:
:plane:

http://www.google.com.tr/imgres?q=joss+stone&hl=tr&sa=X&biw=1280&bih=709&tbm=isch&prmd=imvnsol&tbnid=9et9pwyKoNolHM:&imgrefurl=http://fwallpapers.com/view/joss-stone-7&docid=LoHPbkiQKOiAlM&imgurl=http://fwallpapers.com/files/imagecache/iphone4/images/joss-stone_2.jpg&w=640&h=960&ei=b8VLT6CnBYf08QPl9tm_Dg&zoom=1&iact=hc&vpx=1056&vpy=323&dur=1930&hovh=275&hovw=183&tx=104&ty=211&sig=103245234726689535912&page=10&tbnh=152&tbnw=117&start=222&ndsp=25&ved=1t:429,r:24,s:222

Jolly Jocker
28-02-2012, 07:16
Konuda - elbette Atatürk de dahil edilerek- Atatürkçülük eleştirilmiştir.

Bu eleştiri özellikle devrimcilik üzerinden yapılmıştır çünkü bu akım günümüzde de bu kavramı bol bol istismar etmekte, solu da bu kavram üzerinden etkileyebilmektedir.

Devrimcilik derken sosyalist devrimcilik değil, halk devrimciliği ve burjuva devrimciliğini de kastettim. Yani kavramı genel anlamıyla kullandım. Hatta bu konuda özellikle son ikisini kastettim. Kemalizmin tam da zihniyeti gereği burjuva anlamda bile devrimci olmadığını, anti devrimci olduğunu belirttim. Yani bu konuda genel bir kemalizm eleştirisi de yok. Devrimcilik nosyonu bağlamında bir kemalizm incelemesi var.

Bu akımın burjuva devrimciliği değil, 1908'le başlayan burjuva devrimcliğine vurulmuş bir darbe olduğunu, homojen ulus inşa etme düşüncesindeki aşırı ulusçu bir akım olduğunu düşünüyorum. Onu doğru tanımlamak çok önemli. Kemalizm sol değil aşırı sağ bir akım.

Bu arada, Jadı bir yerde Kemal'in kurduğu devletin sosyalist olduğunu iddia edip SSCB'ye yanaşsa onu pek seveceğimizi iddia etmiş. Eğer böyle bir eğilimim olsaydı en başta SSCB'yi sosyalist kabul eder, devlet kapitalisti olmakla eleştirmezdim.

Kemalizmin, kendi projesi olmayan, sadece ''hasta adamı'' kurtarmak için şok tedavisi uygulamaktan ibaret bir akım olduğu kanaatinde değilim. İttihat-terakkiden başlayan ulus inşası ve ulus devlet projesini hayata geçirmiştir. Katliamları da(Dersim başta olmak üzere) bu yörüngede tertiplemiştir. Zaten Osmanlı hasta adamdı da kemalist TC turp gibiydi diye birşey de yok.

Jolly Jocker
28-02-2012, 07:35
Şunu da söylemeden geçmeyeyim, kemalistler Osmanlı'yı çok yanlış tahlil etti.

Onu ''hasta adam'' haline getirenin azınlıklar olduğunu düşündü.

Kurtuluş dediği şey de emperyalizmden v.s. kurtuluş değil kendi azınlıklarından, farklılıklarından ''kurtuluş'' oldu.

Bu yüzden katliamcı, tektipçi, otoriter, şovenist yönelimlere saptı.

Ben de bu yönelimdeki bir hareketin devrimci değil ancak darbeci olabileceğini belirttim.

Bu konunun özeti budur.

jadi
28-02-2012, 17:08
Şunu da söylemeden geçmeyeyim, kemalistler Osmanlı'yı çok yanlış tahlil etti.

Onu ''hasta adam'' haline getirenin azınlıklar olduğunu düşündü.

Kurtuluş dediği şey de emperyalizmden v.s. kurtuluş değil kendi azınlıklarından, farklılıklarından ''kurtuluş'' oldu.

Bu yüzden katliamcı, tektipçi, otoriter, şovenist yönelimlere saptı.

Ben de bu yönelimdeki bir hareketin devrimci değil ancak darbeci olabileceğini belirttim.

Bu konunun özeti budur.

Kemalist kadronun yanlis bir tahlil yaptigini dusunmuyorum. Zaten Osmanli sizin sandiginiz gibi hasta adam falan degildi. Osmanli'nin buyuk miktarlarda toprak kaybetmeye baslamasi Ittihatcilarin darbesinden sonra baslar. Balkanlari hic savasmadan verdiler. Araplarin yasadigi ulkelerde abuk sabuk irkcilik yapip adamlari bize dusman ettiler. Sonucu bastan belli oldugu halde Almanya safhinda savasa girip en nihayetinde Osmanli'yi cokertmeye muvaffak oldular. Abdulhamid devrinde bile biz dunyada en buyuk ilk 6 ulkeden birisiydik. Cumhuriyet kurulduktan sonra jet hiziyla sekseninci siraya geriliyoruz. Eskiden kendi somurgemiz olan topraklar uzerine kurulmus kiytirik ulkelerden bile daha geri kalmis bir ulke haline getiren kemalist rejimdir.


Tek tip insan, toplumu koyun gibi daha kolay gudebilmek icin istenir. Mesela en basit Turkcu bir soylemle kitleleri ayni anda hareket ettirebilirler. Ama cesitlilik olursa bunu yapamazlar.

Ayrica renksiz, cansiz, ruhsuz bir toplum elde edilmis olur. Bu insanlari da hem idare etmek, hem keklemek, hem de somurmek cok kolaydir. Bagnaz ve dar kafali olurlar. Ayrica insanlar milliyetcilikte ve yobazlikta asiriya gitmeye baslar. Acimasizlasir ve gercege saygilari kalmaz. Kemalist kadronun elde etmek istedigi kitle tam olarak boyle biseydir.


Ucuncu faktor ise, Osmanli gayrimuslimlerinin son derce varlikli olmasidir. Ilk etapta ittihatcilar, daha sonrasinda kemalist oligarsiyi olusturan zumre, bu varliga goz dikmis vaziyetteydiler. Bugun Suudi Arabistan'dan sonra en az dini azinlik barindiran ulke biziz. En azindan bir Suriye, Misir kadar olabilirdik ama olamadik. Hep o talan hirsi yuzundendi bunlar

apsimon
28-02-2012, 20:36
Kemalist kadronun yanlis bir tahlil yaptigini dusunmuyorum. Zaten Osmanli sizin sandiginiz gibi hasta adam falan degildi. Osmanli'nin buyuk miktarlarda toprak kaybetmeye baslamasi Ittihatcilarin darbesinden sonra baslar. Balkanlari hic savasmadan verdiler. Araplarin yasadigi ulkelerde abuk sabuk irkcilik yapip adamlari bize dusman ettiler. Sonucu bastan belli oldugu halde Almanya safhinda savasa girip en nihayetinde Osmanli'yi cokertmeye muvaffak oldular. Abdulhamid devrinde bile biz dunyada en buyuk ilk 6 ulkeden birisiydik. Cumhuriyet kurulduktan sonra jet hiziyla sekseninci siraya geriliyoruz. Eskiden kendi somurgemiz olan topraklar uzerine kurulmus kiytirik ulkelerden bile daha geri kalmis bir ulke haline getiren kemalist rejimdir.


Tek tip insan, toplumu koyun gibi daha kolay gudebilmek icin istenir. Mesela en basit Turkcu bir soylemle kitleleri ayni anda hareket ettirebilirler. Ama cesitlilik olursa bunu yapamazlar.

Ayrica renksiz, cansiz, ruhsuz bir toplum elde edilmis olur. Bu insanlari da hem idare etmek, hem keklemek, hem de somurmek cok kolaydir. Bagnaz ve dar kafali olurlar. Ayrica insanlar milliyetcilikte ve yobazlikta asiriya gitmeye baslar. Acimasizlasir ve gercege saygilari kalmaz. Kemalist kadronun elde etmek istedigi kitle tam olarak boyle biseydir.


Ucuncu faktor ise, Osmanli gayrimuslimlerinin son derce varlikli olmasidir. Ilk etapta ittihatcilar, daha sonrasinda kemalist oligarsiyi olusturan zumre, bu varliga goz dikmis vaziyetteydiler. Bugun Suudi Arabistan'dan sonra en az dini azinlik barindiran ulke biziz. En azindan bir Suriye, Misir kadar olabilirdik ama olamadik. Hep o talan hirsi yuzundendi bunlar


Uzaylı bu osmanlı galiba :)

Şimi Abdülhamid revaçta ya ...

Bu sevginin sebebi emperyalist devletlerle sıkı fıkı olması ve istihbarat merakı olabilir.

Bende biryerlerimden tarih uydurdum. Acaba hangisi daha akla yatkın :)

O çok övündüğün devlet kendi Valisinden korktuğu için Rus donanmasını istanbula çağıran devlettir. O çok övündüğün osmanoğlu(abdülhamid) devlet borç batağında iken saltanatın sefasını sürüp vergileride abilerine aldıran saltanat sahibidir. Kelle korkusundan yıldıza taşınmıştır. O öyle bir korkudur ki kendine özel muhbir teşkilatı kurmuştur. (biryerlerden tanıdık geliyor)

O çok övdüğün saltanat sahibi baş vezirini ingiliz elçisine şikayet ediyordu. Tahta geçene kadar ağam paşam ( Ki sonra sadrazam oldu) dediği insanın arkasından kelleyi korumak için iş çevreren kişidir. Üstelik ne için biliyormusun. Çok övündüğün balkanlarda o vezir bir adım geri gitmediği için.

Osmanlı zaten Grek devletinin kuruluşuyla beraber balkanları kaybetmişti. Uzatmalar oynanıyordu. Abdülhamidi övme istersen.

Bu adam sırf ingilizlerle Fransızlar arasında bir sorun olan süveyş kanalı meselesinde İngilizlere şirin gözükmek için Mısırı kendi elleri ile vermiştir.

İngilizlerin arkasında iyi osmanlıcık oynarsınız ya :)

Bir türlü yalanı bırakamadınız.


http://www.tekkursun.net/CKImages/images/gul-kralice.jpg

http://http://www.tekkursun.net/CKImages/images/gul-kralice.jpg

jadi
28-02-2012, 20:46
Kemalistlerin Abdulhamid dusmanligi cok siddetlidir. Israil gudumlu olduklarindan olsa gerek

Yasadigi devirde emperyalist devletlerden gelen dayanilmaz baskiya ragmen onlarla anlasmayi reddetti. O yillarda, Ingiliz ve Fransiz basininda Sultan Hamid icin ne kadar alcaltici, ne kadar kucuk dusurucu haberler yapildigini isteyen arastirir ve gorur.

Ayni ulkeler Kemal'e ise sadece ovguler yagdirmistir. Ingilizler seref nisani bile taktilar. 1936 tarihinde Ingiliz krali Turkiye'ye geldiginde ise aralarindan su sizmiyordu

http://www.youtube.com/watch?v=gG4hydT8W2A

Brian
23-08-2012, 13:35
Tek adama dayalı siyasete övgü düzmek moda oldu.

Şimdi başlıyoruz Abdülhamit şöyle, Abdülhamit böyle...

Nesi iyi Abdülhamit'in?

İsrail düşmanlığı mı, ne?

Abdülhamit tek adamdır. Bunun dışında her türlü siyaseti, sivil hareketi son derece tehlikeli görmüş biridir.

Her türlü sivil hareketi, sivillerin politika yapmasını yasaklayıp, devleti kutsallaştırmanın nesi iyi? Bir tek Abdülhamit iyi diğerleri apolitik, siyaset nedir bilmez bir halk mı? Peki o zaman Abdülhamit ölünce ne olacak?

Osmanlı yaşasaydı bile Abdülhamit ölünce ne olacağının yanıtı yoktur. Belki onun birçok politikasını benimsemeyen birisi padişah olacak, belki son derece dengesiz birisi padişah olacak, belki siyasetten hiç anlamayan bir çocuk padişah olacak, belki eğlenceye çok düşkün biri padişah olacak ve ülkeyi yıkımın eşiğine sürükleyecek. Bunlar çok defa Osmanlı da olmuş şeylerdir. O yüzden kalkıp tek bir adama dayalı siyaseti göklere çıkarıp gerisini yok sayamazsınız.

Kemalizm de bir bakıma öyledir. Kemalizm bir süre boyunca tek adam çerçevesinde belirlendi. Ve bunun dışında bir şey ortaya koyamadı. Zaten koyacak bir durumu da yoktu. Bu yüzden Kemalizm, egemen ideolojinin istekleri doğrultusunda şekillendi.

Sivil toplum, birey, bireyin, özellikle işçi sınıfının düşünmesi siyaset yapması diye bir şey kemalizmde yok. Devletin kutsallığı ve devletin seçkin bürokratlarının ve seçkin burjuvanın siyaset yapması var. Ve halk bunları sorgulayamaz. Çünkü halkın düşünemeyeceği kabul ediliyor. Kemalizm kısaca budur. Kemalizm bir bakıma, devletin bir kısım seçkin bürokrat ve seçkin burjuvazi tarafından kutsanması ve genel olarak onların adına konuşması, onların kontrolünde bulunmasıdır.

Bakın Kemalizm normal bir 'devletçilik' anlayışına da sahip değildir. Kemalizmin devletçilik anlayışı, halkın, işçi sınıfının, siyasetten dışlanarak üstün bürokrasinin ve seçkin burjuvanın devleti sahiplenmesine dayanır. Bu yüzden ikide bir devletçilik, devletçilik demenin çok da anlamı yok. Çünkü devletçilik ilkesi demokratik bir ilkeye dayanmadığı ve işçi sınıfının çıkarlarını, isteklerini, yönetime katılmasını, siyaset yapmasını karşılamadığı sürece çok anlamlı değildir. Buna karşı denilecek ki işçi asla düşünemez, ona fırsat verilirse ya şeriatı, ya da buna benzer şeyleri düşünür durur, başka bir şey bilmez. Türkiye'de işçi sınıfı özgürlük deyince sadece şeriat, namaz, oruç, türban vb. şeyler anlar, bunun dışında hiçbir şey bilmez, fikir yürütemez. Peki o zaman Kemalistler bunu kaldırmak için ne yaptı, Köy Enstitülerini kapattı değil mi? Neden böyle yaptılar peki? Çünkü Kemalistlerin işçinin düşünmesi gibi bir derdi olmadı da ondan. Kemalistler bu yüzden yıllardır işçi sınıfının apolitik olması vb. şeyler konusunda çaba harcadı durdu.

Abdülhamit'in de bunlardan özünde çok farklı şeyler söylemediği ortada.

Britist Agent MKemal
31-05-2013, 19:44
Marksizmi icat edenlerin kapitalizmi var edenlerle aynı kişilerdir. Kapitalizmi var edenler elbette ki buna karşı çıkacak bir kesimin de olacağını bildiğinden hepsini aynı potada toplayıp daha rahat bir şekilde denetleyebilmek adına komünizmi icat ettiler. Monarşi karşıtlığı, ahlak ve etiğin reddi, küreselleşme, din ve millet karşıtlığı sözkonusu olunca yekvücut olmaları da bunun delilidir.

Bugün dünyada emperyalizmin tek antitezi monarşidir.

Bayrak
31-05-2013, 19:47
.............

Babayın beli olmasını sağladığı için mi Atatürke düşmansın?

Süpyancı bir bedeviye saygı duyuyorsunda yaşadığın vatanı kurtaran insana neden saygı duymuyorsun

Britist Agent MKemal
31-05-2013, 19:50
Babayın beli olmasını sağladığı için mi Atatürke düşmansın?


İngilizler kurtuluş savaşında eğer isteseydi bütün Türkiye'yi alırdı. Yunan'a rol verildiği çok belli.

Hem öyle olmasa bile tüm zaferi tek bir kişiye yüklemek ne derece doğru? Aynı hassasiyet Kazım Karabekir'e, Fevzi Çakmak'a, Ali Fuat Cebesoy'a neden gösterilmiyor?

Bayrak
31-05-2013, 19:55
İngilizler kurtuluş savaşında eğer isteseydi bütün Türkiye'yi alırdı. Yunan'a rol verildiği çok belli.

Hem öyle olmasa bile tüm zaferi tek bir kişiye yüklemek ne derece doğru? Aynı hassasiyet Kazım Karabekir'e, Fevzi Çakmak'a, Ali Fuat Cebesoy'a neden gösterilmiyor?

İngiliz Kurtuluş savaşını bozguna üğratmak için çok ama çok uğraştı hatta savaşı ingiltere kaybedince hükümeti bile düştü.... Uydurmayalım

Zaferi tek başına kimseye mal etmiyoruz... Bir örnek

Fatih Sultan Mehmet neden bu adamı yere göge sığdıramıyorsunuz? Neden bu adamın ünvanı Fatih? İstanbulu fet eden o

Onunla övünüyorsunda istanbulu ingilizin elinden kurtaran Mustafa Kemal Atatürkle neden övünmüyorsun?

sultan bir başına mı fethetti istanbulu?

Britist Agent MKemal
31-05-2013, 20:01
İngiliz Kurtuluş savaşını bozguna üğratmak için çok ama çok uğraştı hatta savaşı ingiltere kaybedince hükümeti bile düştü.... Uydurmayalım

Zaferi tek başına kimseye mal etmiyoruz... Bir örnek

Fatih Sultan Mehmet neden bu adamı yere göge sığdıramıyorsunuz? Neden bu adamın ünvanı Fatih? İstanbulu fet eden o

Onunla övünüyorsunda istanbulu ingilizin elinden kurtaran Mustafa Kemal Atatürkle neden övünmüyorsun?

sultan bir başına mı fethetti istanbulu?
Biz İngilizlerle Kurtuluş savaşında savaşmadık ki onları bozguna uğratmış olalım. İstanbul'u da bize karşı mağlup olarak değil, şartlı olarak tahliye ettiler. Bunun en büyük kanıtı ise İngilizlerin İstanbul'u Lozan'dan sanra terketmesidir.

Bayrak
31-05-2013, 20:05
Biz İngilizlerle Kurtuluş savaşında savaşmadık ki onları bozguna uğratmış olalım. İstanbul'u da bize karşı mağlup olarak değil, şartlı olarak tahliye ettiler. Bunun en büyük kanıtı ise İngilizlerin İstanbul'u Lozan'dan sanra terketmesidir.

İngiliz, parası, ingiliz silahı...

Ozaman neden Mudanya ateşkes anlaşmasını bizler İngiltere, Fıransa ve İtalya ile imzaladık da yunanlılar la imzalamadık? Biraz mantık lütfen

Britist Agent MKemal
31-05-2013, 20:12
İngiliz, parası, ingiliz silahı...

Ozaman neden Mudanya ateşkes anlaşmasını bizler İngiltere, Fıransa ve İtalya ile imzaladık da yunanlılar la imzalamadık? Biraz mantık lütfen
Normalda batı toprakları İtalya'ya verilmişti ama İngilizler Yunan'a vermeyi uygun gördü. Bu bakımdan Yunan kazansa da kaybetse de İngilizlere gebeydi.

Bayrak
31-05-2013, 20:18
Normalda batı toprakları İtalya'ya verilmişti ama İngilizler Yunan'a vermeyi uygun gördü. Bu bakımdan Yunan kazansa da kaybetse de İngilizlere gebeydi.

Bakın bizdeki dinciler hariç aklı başında herkez Kurtuluş savaşının emperyalizme vurulan ilk darbe olduğunu bilir ve böylece taktirde eder.. Şuan istanbulda camilerde namaz kılıyorsun fatih sultan mehmetten daha fazla Mustafa Kemal ATATÜRK sayesindedir.

Aklını, vicdanını, insanlığını ve milliyetini islami cehalete teslim edenlerden gerçeği görmesini beklemek boşunadır biliyorum ama bunları söylemek zorundayım..

Siz bir putperesssiniz... Hemde arap hayranı ve arap putperesliğine tapınan birisiniz. Sizden Türk milletinin büyüklüğünü anlamanızı ve bu büyüklüğü ortaya çıkaran Atatürk Devrimlerini kavramanızı beklemiyorum..

Ama saygılı olun.. ben nasıl muhammede süpyancı dediğimde siz rencide oluyorsanız bende Mustafa Kemal Atatürke sizler o kirli ağızlarınızla hakaret ettiğinizde veya eleştirdiğinizde bende aynı derecede rencide oluyorum..

Kullanıcı resminizi değiştirin.. bende sizin muho yu aşalayan bir resim avatarıma koyabilirim.

rasa
31-05-2013, 20:27
İngiliz'lerin kurtuluş savaşı yıllarında cephe açıp bir fiil savaşa girişmeme nedenininin en önemli faktörü; O zamamda'ki ingiliz sömürgesi olan Hindistan'da gelişen olaylardır, Hint bağımsızlık önderi 'Gandi' anadolu kurtuluş savaşını desteklemiştir. İnğilizler böyle bir savaş karşılığında başta hindistan olmak üzere inğiliz sömürgesi altında'ki diger islam ülkelerinin buna çok sert karşılık vereceklerini dolayısı ile ingiliz menfeatlarına uyğun olmadığı kanaati oluşmuştu. Bu sebeblerden dolayı ingilizler gerek istanbulda gerekse anadoluda bir çatışmaya girmemişlerdir. Ancak savaşı koordine eden etkin bir ğüç olarak varlığını hissettirmiştir.

Britist Agent MKemal
31-05-2013, 20:58
İngilizlerin asıl amacı bölgede Batı yanlısı, Sovyet ve İslam karşıtı tampon bir ülke yaratmaktı. Amaçlarına ulaştılar sonra da güle oynaya çekip gittiler.

Gandhi ise Hint ulusla hareketini pasifleştirmek için İngilizler tarafından görevlendirilmiş bir ajandan başka birşey değildi. Hindistan'ın asıl kahramanı Gandhi değil Nehru'dur.

rasa
31-05-2013, 21:16
İngilizlerin asıl amacı bölgede Batı yanlısı, Sovyet ve İslam karşıtı tampon bir ülke yaratmaktı. Amaçlarına ulaştılar sonra da güle oynaya çekip gittiler.

Gandhi ise Hint ulusla hareketini pasifleştirmek için İngilizler tarafından görevlendirilmiş bir ajandan başka birşey değildi. Hindistan'ın asıl kahramanı Gandhi değil Nehru'dur.

Tarihden konuşurken basmakalıp,hayali seneryolar üreterek bir yere varılmaz.
Belge ister, delil ister yoksa atmasyon, sansasyon hikayeler dizisi olur.:heh:

Britist Agent MKemal
31-05-2013, 21:27
http://3.bp.blogspot.com/-Rt2aIWcLM6Y/UB0VoB4gzOI/AAAAAAAABko/qnDwnn5Qtug/s1600/kemal-atatc3bcrk-samsun-cikti-ingiliz-izniyle-vizesi-kurtulus-savasi-bandirma.png

“Eğer İngilizler Anadolu için sorumluluk kabul edecek olurlarsa Britanya idaresinde bulunan tecrübeli Türk valileri ile işbirliği halinde çalışmak ihtiyacını duyacaklardır. Böyle bir selahiyet dâhilinde hizmetlerimi arzedebileceğim münasip bir yerin mevcut olup olmayacağını bilmek isterim…” M.Kemal Atatürk

Price’ın Extra-Special Correspondent (Çok Özel Yazışmalar)"

Eğer bu iddia doğru değil diyorsanız; http://dergiler.ankara.edu.tr/dergiler/45/797/10194.pdf

Bu da gandhi; elde tüfek İngiliz ordusunda;

http://rupeenews.com/2012/07/who-condoned-the-zulu-massacres-in-south-africa/

Ayrıca; http://gandhi-a-big-blunder.blogspot.com/

rasa
31-05-2013, 23:43
Erzurum Kongere'sinin Bildirisi ve Kararları:
1-Milli sınırlar içinde bulunan vatan parçaları bir bütündür.Birbirinden ayrılamaz
2-Her türlü yabancı işğal ve müdehalesine karşı ve osmanlı hükümetinin dağılması halinde, millet top yekün kendini savunacak ve direnecektir.
3-İstanbul hükümeti vatanı koruma ve istiklali elde etme gücünü gösteremediği takdirde, bu amacı gerçekleştirmek için geçici bir hükümet kurulacaktır. Bu hükümet üyeleri milli kongerece seçilecektir. Kongire toplanmamamışsa bu seçimi Temsilciler kurulu yapacaktır.
4-Kuvva-yı Milliyeyi tek kuvvet olarak tanımak ve milli iradeyi hakim kılmak esastır.
5-Hırıstiyan azınlıklara siyasi hakimiyet ve sosyal dengemizi bozacak imtiyazlar verilemez.
6-MANDA VE HİMAYE KABUL OLUNMAZ.!
7-Milli Meclis'in derhal toplanmasını ve Hükümetin yaptığı işlerin meclis tarafından kontrol edilmesini sağlamak için çalışacaktır.
Efendiler, biz Kongirede özetlediğim bu kararları ve bu ilkeleri ortaya koymaya çalışırken, Satrazam Ferit Paşa da basında bir takım demeçler yayımlıyordu. Bu demeçlere,'Satrazamın milli jurneli' dense yeridir. 23 Temmuz 1919 tarihli basın,dünyaya şunu ilan ediyordu:
'Anadolu'da karışıklık çıktı. Anayasa'ya aykırı olarak Millet Meclisi adı altında toplantılar yapıyorlar. Bu hareketin askeri sivil memurlar tarafından önlenmesi gerekir.'
İşte ingiliz ile anlaştığı iftirası atılan Mustafa Kemal bunları söylüyor.
Bu işler hayali, benzetmeli, aldatıcı, uyduruk belge hokkabazlığı ile olmaz!
Ancak kendinizi ve kendiniz gibileri kandırırsınız ancak! :sad: