PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Nefret Suçları


Firestorm
01-03-2012, 13:25
Her ne kadar Türkiye'de farklı çevreler tarafından çarpıtılarak kullanılma olasılığı da olsa(mesela dinler konusunda çekincelerim yok değil)... Bu konu ile imza kampanyası başlatılmış alttaki linkte detaylı bilgiler mevcuttur.

http://imza.nefretme.org/nefret-suclari-yasasi-istiyorum/


İmza metini

Belirli ve ortak karakteristik özellikleri bulunan birey ve gruplara veya onların mülklerine yönelik önyargılarla işlenmiş suçlara Nefret Suçu denir. Nefret Suçları dünya çapında başta etnik, ulusal ve dini kimlik, cinsiyet, cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği temelli olmak üzere; sağlık durumu, zihinsel ya da fiziksel engellilik, toplumsal statü, siyasi veya felsefi görüş, eğitim durumu gibi özelliklere yönelik olarak da işlenmektedir. Bu suçlar taciz veya hakaretten, mülk ve eşyalara zarar vermeye, okul veya işyerinde zorbalıktan kundaklama ve cinayete kadar varabilmektedir.

Nefret Suçları aslen ‘mesaj’ suçlarıdır. Suçun yöneldiği bireyin ötesinde, mensup olduğu gruba toplumda istenmediği mesajı verilir. Bu suçların sonucunda mesajın yöneldiği grup üyeleri kendilerini dışlanmış ve tehdit altında hisseder, korkuya kapılır, psikolojik travmaya, hatta intihara kadar varan sonuçlar yaşayabilir.

Yakın zamanda Trabzon’da Rahip Santoro cinayeti (2006), Hrant Dink cinayeti (2007), Malatya Zirve Yayınevi katliamı (2007), Manisa Selendi’de Roman yurttaşlara linç girişimlerinin (2010) yanı sıra çeşitli il ve ilçelerde Kürt yurttaşlara yönelik linç girişimleri, HIV pozitiflerin yaşadıkları tecrit durumu ve basında çok sık yer alan LGBT cinayetleri açıkça Nefret Suçlarındandır.

Nefret Suçları, mağdur birey ve grupların toplum ile uyumunu, toplumsal adalet duygusunu zayıflatır, hukukun üstünlüğüne ve kamu kurum ve kuruluşlarına duyulan güveni zedeler. Farklı toplumsal gruplar arası nefret ve önyargıları besler. Gereğince kovuşturulmadığında yeni suçlar işleyecek olan önyargılı kişi ve grupları cesaretlendirir. Mağdur grupların ötekileşmesine ve toplumsal hayatın dışına sürüklenmesine neden olur.

Bu derece ağır ve kalıcı sonuçları olan Nefret Suçlarına karşı ABD’de, Avrupa’da ve Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı (AGİT) katılımcısı ülkelerin çoğunluğunda yapılan yasal düzenlemeler bu suçların önlenmesinde büyük önem taşımaktadır. Türkiye’de ise konuya özel herhangi bir yasal düzenleme henüz yoktur.

Toplumun bütününü tehdit eden, toplumsal dokuya onarılması güç biçimde zarar veren Nefret Suçları hakkında en kısa sürede evrensel insan hakları ölçütlerine ve uluslararası örneklere uygun yasal düzenleme yapılmalıdır.

yucemanitu
01-03-2012, 15:17
Türkiye'de ilginç bir şekilde nefret suçu İŞLEMEMEK suç. Yani Başbakan'ın Ateistler hakkındaki ipe sapa gelmez lafları karşısında biri çıkıp Ateistleri kollayamadı bile linçten korktular. Ancak H. Cemal gibi bir iki liberal "ya çocuğum dindar olsun istemiyorsam" vs. şeklinde konuştu. Evet eleştiriler oldu, Başbakan'ın sözleri bayağı eleştirildi ama bu eleştirilerin hiçbiri Ateizmi ve Ateistleri bırakın savunmayı anlatmak, tanıtmak minvainde olmadı. Ateistlerin tek farkının Teistlerin de reddettiği binlerce tanrı yanında Semitik dinlerin de tanrısını reddetmek olduğu dillendirilmedi. Çünkü bu yapılsa bunu yapan hem kanunen hem de sosyal yaşamda, medyada kinç edilecek. Bir karikatürist Allah'a inanmadığını söyledi diye hem ona ve dolaylı olarak da onun gibi düşünen milyonlarca Ateiste hakaretler yağdırdılar hem de savcılığa şikayet ettiler. Şu an bile kendime çok rahat Ateist diyemiyorum yok korkudan değil bu kelime küfür gibi geliyor bana yıllarca küfür niyetine kullanılmış olduğuna şahit oldum da ondan. Biri inancımı sorduğunda Ateist diyemiyorum Agnostik diyorum sonra da ya niye böyle dedim ki diye şaşırıyorum. Neden olacak kendim için o kelimeyi kullanamadığımdan. Sivas katliamını bilirsiniz olaylardan sonra ardış kuşu mudur, leş kargası mıdır o yalaka Sivas'ta yaşananların faturasını Aziz Nesin'e çıkarıp "öleceksen git tek başına öl kart budala" demişti. Aziz Nesin hakaret davası açmış ama kaybetmişti. Şimdi bile kimi Ergenekon'u, kimi İslamcı RP'yi, kimi Tansu Çiller'i ve Erdal İnönü'yü suçlarken otelin etrafını sarıp içerideki Alevileri önce taşa tutup sonra da yakan, gözü dönmüş binlerce katili suçlayan yok. Tek bununla kalsa iyi daha neler yaşandı. Mesela 90'larda İslamcı bir gazete bulmacasında ehli sünnet dışı sapık bir mezhep diye sormuş cevabı da ertesi gün "Alevilik" olarak vermişti. Bu olayda da Aleviler açtıkları tazminat davasını kaybettiler. Ben o kadar bağnaz bir ilde değilim Orta ve Doğu Anadolu'ya nispetle çok daha rahat, serbest bir ilde yaşamama rağmen küçükken kavga ettiğimizde birbirimize "Ermeni" ya da "Yahudi" diye küfrederdik. Şimdi bunları hatırlayınca hayrete düşüyorum. Bize nasıl bir nefret pompalanmış minicik, körpecik beyinlerimize. Hatta ben ilkokulu bitirdiğim 5 yılın sonunda öyle bir durumdaydım ki mesela birini karşıma getirip bu Ermeni ya da Yunan deseler gözümü kırpmadan öldürürdüm. Korkunç , iğrenç, berbat bir şey bu. İlkokul öğretmenimiz yıllarca öğretmenler gününde hediye aldığımız elini öptüğüm insan (insan demeye dilim varmıyor ya) bizi nasıl da zehirlemiş. Hepimizi bir ölüm makinesi, birer terminator yapmıştı. O yıllar süren beyin yıkama seanslarından kendini kurtarabilmek ne kadar zor bir şey anlatamam size. Zaten bugün Kemalistler ve İslamcılar eğitimin militarist sürdürülmesi konusunda fikir birliği içindeler. İster Kemalist ister İslamcı minvalde olsun İğrenç, militarist, faşist eğitim sistemimiz değişmedikçe maalesef minicik beyinler yıkanacak ve nefret suçları işlenip işlenip cezasız kalacak.

sargon
01-03-2012, 15:28
Oyleyse, Ezgi Basaran gercekten bir yüz aki sayilmali.

http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalYazar&ArticleID=1077915&Yazar=EZGI-BASARAN&CategoryID=97

Jolly Jocker
01-03-2012, 16:01
Nefret suçlarına karşı yasal önlem laınması için, ama bundan da önce toplumsal bilinçlenme yaşanması için tabandan bir hareket inşa etmek gerekiyor. Ötekileştirilen tüm kesimlerle, Ermeni ve Rumlarla, Kürt ve Romanlarla, alevi ve ateistlerle, eşcinsel ve trans bireylerle dayanışmak, hepsine sahip çıkmak, bu kesimlerin de birbirlerine sahip çıkması yönünde onları cesaretlendirmek gerekiyor.

Nefret söylemi içeren tektipçi düşünce ve ideolojilerle de hesaplaşmak şart. Milliyetçilik ve ırkçılıkla, radikal islamla, hatta Kuran'la hesaplaşılmalı. Aksi halde nefret söylemine karşı koyamayız.

Firestorm
01-03-2012, 20:41
Nefret suçlarına karşı yasal önlem laınması için, ama bundan da önce toplumsal bilinçlenme yaşanması için tabandan bir hareket inşa etmek gerekiyor. Ötekileştirilen tüm kesimlerle, Ermeni ve Rumlarla, Kürt ve Romanlarla, alevi ve ateistlerle, eşcinsel ve trans bireylerle dayanışmak, hepsine sahip çıkmak, bu kesimlerin de birbirlerine sahip çıkması yönünde onları cesaretlendirmek gerekiyor.

Nefret söylemi içeren tektipçi düşünce ve ideolojilerle de hesaplaşmak şart. Milliyetçilik ve ırkçılıkla, radikal islamla, hatta Kuran'la hesaplaşılmalı. Aksi halde nefret söylemine karşı koyamayız.

Bunu destekleyen bi hayli geniş bi kesim var.


Kurumlar / Organizations:

Alevi Bektaşi Federasyonu, Alevi Kültür Dernekleri, Amargi Kadın Akademisi, Beyaz Güvercinler Girişimi, Ceza İnfaz Sisteminde Sivil Toplum Derneği, Demokrasi İçin Çerkes Girişimi, Demokrasi ve Özgürlük Hareketi, Dersim Ermenileri İnanç ve Sosyal Yardımlaşma Derneği, Dersimnews.com, Dikmen Deresi Kentsel Dönüşüm Mağdurları Dayanışma Derneği, Düşünce Suçuna Karşı Girişim, Edirne Roman Kültürünü Araştırma Derneği, Eğitim Sen İstanbul 4 No.lu Şube, Ekolojik Anayasa Girişimi, Engelliler.Biz, Genç Siviller, Gençlik Gündemi Derneği, Hasta ve Hasta Yakını Hakları Derneği (HAYAD), Helsinki Yurttaşlar Derneği, Hrant Dink Vakfı, Irkçılığa ve Milliyetçiliğe DurDe, İnsan Hakları Derneği, İnsan Hakları Gündemi Derneği, İnsan Kaynağını Geliştirme Vakfı, İstanbul LGBTT Dayanışma Derneği, İstanbul Protestan Kiliseler Vakfı, İşkence ve Şiddet Mağdurları için Sosyal Hizmet Rehabilitasyon ve Adaptasyon Merkezi (SOHRAM-DER), Kadın Yazarlar Derneği, Kadınlarla Dayanışma Vakfı, Kafkasya Forumu, Kaos GL Derneği, Kurtuluş Kiliseleri Derneği, Lambdaistanbul LGBTT Dayanışma Derneği, LGBTT Aileleri İstanbul Grubu (LİSTAG), Midyat Süryani Kültür Derneği, Mültecilerle Dayanışma Derneği, Özürlüler Vakfı, Pembe Hayat LGBTT Dayanışma Derneği, Pozitif Yaşam Derneği, Protestan Kiliseler Derneği, Roman Gençlik Derneği, Ruh Sağlığında İnsan Hakları Girişimi, Savunma Avukatları Derneği, Siyah Pembe Üçgen LGBTT Derneği, Sosyal Değişim Derneği, Sosyal Demokrasi Vakfı, Sosyal Politikalar Cinsiyet Kimliği ve Cinsel Yönelim Çalışmaları Derneği (SPoD), Süryaniler.com, Toplum Gönüllüleri Vakfı, Toplumsal Bellek Platformu, Toplumsal İnisiyatifi Oluşturma Derneği, Toplumsal Olayları Araştırma ve Yüzleşme Derneği, Tüm Belediye ve Yerel Yönetim Emekçileri Sendikası İstanbul 1, 2, 3, 4 ve 5 No’lu Şubeler (TÜMBEL-SEN), Türkiye Sakatlar Derneği, Uçan Süpürge Kadın İletişim ve Araştırma Derneği, Uluslararası Af Örgütü Türkiye Şubesi.

yucemanitu
02-03-2012, 21:03
Konuyla ilgili bir haber:

Taylan Öğretmen, 2009-2010 öğretim yılında İnegöl Kültür Dershanesi’nde çalışmak üzere bir yıllık sözleşme imzalar. Alevi olması nedeniyle çalıştığı süre boyunca gerek öğretmenler gerekse dershane yöneticilerinin nefret söylemlerine ve ayrımcı davranışlarına maruz kalır. Örneğin bir öğretmen kendisine “Tunceliler şerefsiz oluyor, Alevi ve Kürt oldukları için isyan ediyorlar” der. Bir başka öğretmen ise “Alevi ve Şiilerin hepsi sapık” der. Bir müdür yardımcısı ise Taylan Öğretmen’in çok başarılı bir öğretmen olduğunu ancak iş yerindeki huzuru ve öğretmenler odasındaki sinerjiyi bozduğunu, toplu sohbet ve toplu namazlara katılmadığını ve diğer öğretmenler ve işyeri müdürünün Alevi bir öğretmen ile aynı ortamda çalışmanın günahını artık taşımak istemediklerini belirtir. Biliyorum ki tüm bu yaşananlar nefret söylemini siyasetin bir aracı yapan ve kindar nesil yetiştirme çabası içinde olan Başbakan Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın iktidarında hiç de şaşırtıcı değildir. Şaşırtıcı olan ise mağdur bir öğretmenin hakkını arama sürecinde başına gelenlerdir.



HABER (http://haber.gazetevatan.com/inegolden-bir-nefret-soylemi/434324/1/Gundem)

spartacus
02-03-2012, 22:03
Bir müdür yardımcısı ise Taylan Öğretmen’in çok başarılı bir öğretmen olduğunu ancak iş yerindeki huzuru ve öğretmenler odasındaki sinerjiyi bozduğunu, toplu sohbet ve toplu namazlara katılmadığını ve diğer öğretmenler ve işyeri müdürünün Alevi bir öğretmen ile aynı ortamda çalışmanın günahını artık taşımak istemediklerini belirtir.

Dikkatimi çeken bir noktayı renklendirdim. Renklendirdiğim yer bu gün TC de münferit değildir, gerçekten, ister inanılsın, ister inanılmasın hatırı sayılır sayıda işyerinde artık neredeyse tüm çalışanlar toplu sohbete(sakallı, şalvarlı, takkeli çirkin hocalar) Kur'an kursuna vs mecbur tutuluyor, henüz gün yüzüne çıkmamış yerlerde ise gün geçtikçe açığa çıkan bir seyir izliyor.... Toplumsal bir mobbingle (http://tr.wikipedia.org/wiki/Mobbing)karşı karşıyayız.

Hiç bir başka değer insanlar üzerinde din kadar etkin olmuyor. Milliyetçilik arızası dahi bir dolu kural içermiyor. namazı yok, zorla cumaya yollamaya çalışması yok, zorla imam sohbetlerine, cemaat toplantılarına katılmak gibi zorlamaları yok, kabuksal ötekileştirmeye sahip, fakat dini faşizm salt kabuksal değil, içsel bir ötekileştirme de yaratıyor.

Sizce böylesi bir baskı ortamında dindar olmayanlar, alevi olanlar, solcu olanlar, aydın olanlar ne yapmalı?

Sizce bu (baskı, mecbur tutulmak, şantaj, mobbing) demokrasi mi? Neden? Son 20-30 yılda bu düzeyde içselleştirilmiş, kitleselleşmiş, münferitden çıkmış dinsel ilkel baskıyı ilk defa görüyorum... Sizce Kemalist olmadığımızı anırsak bize acırlar mı(Adıyaman sizce şans eseri midir (http://marksist.org/haberler/6482-psakd-adiyamanda-alevi-evlerine-isaret-konuluyor)?)?-en azından en küçük insan hak ve özgürlüklerinden bahsettiğimizde ve düşünce-fikir ifademizde, kısaca hem yobazlığı hem anti-demokratikliği, dinsel baskıyı, milliyetçi korku imparatorluğundan, dinsel korku imparatorluğuna geçişi eleştirdiğimizde, en insani hakkımız olan DÜŞÜNME VE İFADE ETME HAKKIMIZI KULLANDIĞIMIZDA, bizleri ötekileştirmek, susturmak için bozuk plak gibi kemalist olduğumuz anırılıyordu- Aha buraya yazıyorum, bu ötekileştirici, sindirici faşist bir yöntemdi. Aklı sıra ölümü gösterenler bizleri sıtmaya razı etti. Aferin...

yucemanitu
02-03-2012, 22:20
Ayh Spartacus ne kadar Kemalistsin! AKP çok cici çok demokratik bi kere 68 kuşaı Milliyetçiydi ricağ ederimh ayh sizi Kemalistler sizi hepsi sizin suçunuz. Yaşasın siyasal İslam en büyük AKP Allahuekber, ay bi dakka ayolh ben atheisttim unutmuşumh.

Herkese selaam
Türkiye'de olağanüstü şeyler oluyor, her şey harika saygılarımla...

Marliyn ve Sünger Bob zahmet etmesinler ikisinin yerine de ben yazdım :D

Neva
02-03-2012, 22:47
Dikkatimi çeken bir noktayı renklendirdim. Renklendirdiğim yer bu gün TC de münferit değildir, gerçekten, ister inanılsın, ister inanılmasın hatırı sayılır sayıda işyerinde artık neredeyse tüm çalışanlar toplu sohbete(sakallı, şalvarlı, takkeli çirkin hocalar) Kur'an kursuna vs mecbur tutuluyor, henüz gün yüzüne çıkmamış yerlerde ise gün geçtikçe açığa çıkan bir seyir izliyor.... Toplumsal bir mobbingle (http://tr.wikipedia.org/wiki/Mobbing)karşı karşıyayız.

Hiç bir başka değer insanlar üzerinde din kadar etkin olmuyor. Milliyetçilik arızası dahi bir dolu kural içermiyor. namazı yok, zorla cumaya yollamaya çalışması yok, zorla imam sohbetlerine, cemaat toplantılarına katılmak gibi zorlamaları yok, kabuksal ötekileştirmeye sahip, fakat dini faşizm salt kabuksal değil, içsel bir ötekileştirme de yaratıyor.

Sizce böylesi bir baskı ortamında dindar olmayanlar, alevi olanlar, solcu olanlar, aydın olanlar ne yapmalı?

Sizce bu (baskı, mecbur tutulmak, şantaj, mobbing) demokrasi mi? Neden? Son 20-30 yılda bu düzeyde içselleştirilmiş, kitleselleşmiş, münferitden çıkmış dinsel ilkel baskıyı ilk defa görüyorum... Sizce Kemalist olmadığımızı anırsak bize acırlar mı(Adıyaman sizce şans eseri midir (http://marksist.org/haberler/6482-psakd-adiyamanda-alevi-evlerine-isaret-konuluyor)?)?-en azından en küçük insan hak ve özgürlüklerinden bahsettiğimizde ve düşünce-fikir ifademizde, kısaca hem yobazlığı hem anti-demokratikliği, dinsel baskıyı, milliyetçi korku imparatorluğundan, dinsel korku imparatorluğuna geçişi eleştirdiğimizde, en insani hakkımız olan DÜŞÜNME VE İFADE ETME HAKKIMIZI KULLANDIĞIMIZDA, bizleri ötekileştirmek, susturmak için bozuk plak gibi kemalist olduğumuz anırılıyordu- Aha buraya yazıyorum, bu ötekileştirici, sindirici faşist bir yöntemdi. Aklı sıra ölümü gösterenler bizleri sıtmaya razı etti. Aferin...


Cok dogru noktaya temas etmissin. Toplu sohbet, toplu namaz..

Bu yontemler yurtdisinda dahi ayni bu zihniyetlerde, toplu sohbete ve cemaate katilirsan, is, guc hersey hazir. Tabi burada sindiremediklerinden para konusuyor.

Anladigim kadariyla Turkiye'de ise iyiden iyiye, otekilestirme tam gaz devam.

En bi dibe not:
Sakin dusunme ve ifade ozgurlugu dime(!), dirsen, kemalistsin. Bak dimedi dime!:)

Biat edeceksin! O kadar!

nobullshit
03-03-2012, 17:03
Toplumda ötekileştirilen kesimlerin bir arada kardeşçe, birbirlerinin haklarına saygı duyarak yaşamaları mümkün değil. Aynı dili konuşamayan insanların arasındaki ilişki ve iletişim sağlıklı olamaz. Rüyanızda görürsünüz ancak.

Neva
14-08-2012, 04:57
Guncelleme.

demirefe
14-08-2012, 08:07
Türkiye'de dinden bağımsız bir ırkçılık sorunu yoktur ve hiç bir zaman olmamıştır.

Tüm bağnazlık ve nefret söylemleri, dışlamalar din kaynaklıdır. Tabii bir de Türk-islam sentezi denen ucube karışım var. Bu ucube sentezde başat rolü din oynar ve nefret söylemleri, ötekileştirme ve dışlama görevini din üstlenir.

Bağımsız olarak, din ile desteklenmeden salt ırkçılık diye bir şey bu ülkede olamaz ve yoktur. Türkiye'de ortaya çıkan tüm sorunlar din kaynaklıdır. Bu ülkede herhangi bir sorunu çözmek için dinin üstesinden gelmeniz gerek.

Başka sorun arayışları yapaydır, palyatiftir ve saptırmacadır. Halktaki din algısı bu şekilde sürdüğü sürece nefret söylemleri, ötekileştirme, ayrımcılık, dışlama, kincilik, bunların hepsi sürgit devam edecektir.

Çünkü insan türü din kadar ayrıştırıcı bir araç daha icat etmeyi başaramamıştır. Diğer bütün ayrım biçimleri dinin yanında çok masum kalır. Düşünsenize, insanlar arasında ebediyen bağdaşmayacak bir ayrım öngörüyor.

Başka hangi bölücülük bu kadar keskin bir ayrım ve ötekileştirmeyi başarabilir?

Irkçılık bile dinden yardım almadan hiç kimseyi ötekileştirmeyi başaramaz. Dinden yardım alması şarttır. Türk-islam sentezi bu yardım almanın en açık göstergesi.

Sohbet adı altında beyin yıkama seanslarına ve namaz adı altında toplu dini ayinlere katılmayarak köleliği reddetmek! İşte ayrımcı ve kincilerin temel seperatörleri! Gerisi hava civa...

Firestorm
14-08-2012, 13:04
Türkiye'de dinden bağımsız bir ırkçılık sorunu yoktur ve hiç bir zaman olmamıştır.

Tüm bağnazlık ve nefret söylemleri, dışlamalar din kaynaklıdır. Tabii bir de Türk-islam sentezi denen ucube karışım var. Bu ucube sentezde başat rolü din oynar ve nefret söylemleri, ötekileştirme ve dışlama görevini din üstlenir.

Bağımsız olarak, din ile desteklenmeden salt ırkçılık diye bir şey bu ülkede olamaz ve yoktur. Türkiye'de ortaya çıkan tüm sorunlar din kaynaklıdır. Bu ülkede herhangi bir sorunu çözmek için dinin üstesinden gelmeniz gerek.

Başka sorun arayışları yapaydır, palyatiftir ve saptırmacadır. Halktaki din algısı bu şekilde sürdüğü sürece nefret söylemleri, ötekileştirme, ayrımcılık, dışlama, kincilik, bunların hepsi sürgit devam edecektir.

Çünkü insan türü din kadar ayrıştırıcı bir araç daha icat etmeyi başaramamıştır. Diğer bütün ayrım biçimleri dinin yanında çok masum kalır. Düşünsenize, insanlar arasında ebediyen bağdaşmayacak bir ayrım öngörüyor.

Başka hangi bölücülük bu kadar keskin bir ayrım ve ötekileştirmeyi başarabilir?

Irkçılık bile dinden yardım almadan hiç kimseyi ötekileştirmeyi başaramaz. Dinden yardım alması şarttır. Türk-islam sentezi bu yardım almanın en açık göstergesi.

Sohbet adı altında beyin yıkama seanslarına ve namaz adı altında toplu dini ayinlere katılmayarak köleliği reddetmek! İşte ayrımcı ve kincilerin temel seperatörleri! Gerisi hava civa...

Kalın halindeki mesajı gördükten sonra mesajın geri kalan kısmını okumaya gerek duymadım. Nefret suçlarının her tür sebebi olabilir, insanlar birbirlerine sadece dinler, miliyetcilik yada ırkcılıktan dolayı değil, pek çok sebebten nefret edebilir ve nefreti yüzünden insanlara zarar verebilir(fiziki, maddi, manevi). Ayrıca türkiye'de bir ırkcılık problemi vardır. Bu çok uzun zamandır pek çok kısım olarak sürmektedir. Özellikle de Türk ırkcılığı söz konusudur ki bunun sonuçu olarakta karşı ırkcılıklar çıkmaktadır. Tarihe bakmak bunu görmek için yeter de artan bile göremeyen kişiler ya kördür yada işgüzardır.

AlbatrosS
14-08-2012, 18:34
TÜRKİYE'DE BELLİ BAŞLI MİLLİYETÇİ YAKLAŞIMLAR

A. Türk Milliyetçiliği/Ulusalcılığı

1. Ümmetçilikle el ele giden Türk-islam'cı gruplar.

a. Bunlar da kendi içlerinde çeşitlenip bölgeden bölgeye değişir. Ağırlıklı kısmını MHP'nin çektiği, daha seküler ve laik görünen; ama örf-adet ve gelenek bağlamında oldukça ''muhafazakar'' olan taşra milliyetçiliği ÜLKÜCÜLER.

b. Mhp içinden çıkan, temel ideolojik referansları hemen hemen aynı olan; ama MHP'ye göre daha baskın bir dinsel/teolojik geleneği kurmaya çalışan Alperenler: BBP

Bu iki akımın taşra tabanları, yaygın ''ırkçı'' eğilimlere sahip olsalar da geldikleri ''sınıfsal konum'' itibariyle ötekilerle -birazdan tanımlayacağımız- ''elitist/kent ulusalcılığına'' göre daha insani ilişkilere sahiptirler.

c. Son olarak ''ümmetçilik'' yanı oldukça baskın, hatta TEMEL BİLEŞEN konumunda olan; ancak tarihsel süreç ve geleneksel duruşları itibariyle Devlet/otoriteyle hemen her zaman uyumlu olan gruplar. Bunların başında da GÜLENCİLER gelir. (Nurculuk Gülen hareketini aşan bir sosyolojik bir çeşitliliğe sahiptir, o yüzden doğrudan Gülenciler dedim. Evet, her Gülenci bir Nurcu'dur; ama her nurcu cemaat hareketi bir Gülenci olmayıp milliyetçi vasıflara sahip değildir)

Sosyo-politik açıdan bakıldığında aslında bu hareket Türk-İslam sentezinin en ''makbul'' temsilcisidir. Yalnız, gerek medyadaki gerekse tabandaki söylemleri diğer Türk-islamcı gruplar kadar radikal görünmemekle birlikte Gülen temsilcilerinin KCK operasyonları bağlamında kendileriyle doğrudan bir tarikat-mürid ilişkisi olmayan iktidar seçkinlerinden bile ''şahin'' olduklarını biliyoruz.

2. Laik/seküler gruplar.

Türk milliyetçiliğinin en kentli, elitist ve programatik bir örgütlenmeye sahip gruplarıdır.

a. Ulusalcılar yahut jakoben milliyetçiler:

Her ne kadar sosyolojik açıdan taşra milliyetçiliği tabanda daha ''baskın'' gibi görünse dahi, kurulduğu günden bu yana devleti ve onun tüm kurumsal örgütlenmelerini belirleyen yegane ideolojik gövde burasıdır. rejimin kurumsal yapısına sinmiş tüm baskın politik tavır ve söylemleri burada görebiliriz. Devlet-kurucu misyonu gereği ''modernist, kibirli ve elitist'' söylemlere sahiptir. İçerdikleri milliyetçi ideolojik hattı ''KURUCU/İNŞA'' edici olarak vurgulamalarının yanı sıra, milliyetçi duruşlarının tek ''ilerici, modern, çağdaş ve aydınlık'' tavır olduğu noktasında sorgulanmasından hiç de hazzetmedikleri bir tavra sahiptirler. Yoksul, taşralı, köylü vs sınıflardan destek görseler dahi; asıl tabanları ateist olmasa dahi oldukça laik ve seküler ''görünümlü''dür.

Taban ve yönetici elitleri her ne kadar baskın laik ve seküler karakterlere sahip olsalar dahi sosyo-kültürel açıdan birçok ataerkil ve töresel ahlaki tutumları aşamayan, doğulu bir gelenek önemli ölçüde gözlemlenir. Adeta ''şablonik'' bir yaşam kültürleri vardır. Onları gündelik yaşamda tanımak, tavır ve davranışlarına sinen ''asalet pozlarını''(ne ironiktir ki bir okadar da doğulu) görmemek imkansız gibidir. (şahsi bir gözlem, ama ne kadar kentli/memur vb bu tip aile gördüysem tavır ve davranışlarındaki insani benzerlikler o derece şablonik ve bürokratiktir ki).

Tarihin garip bir ironisi olsa gerek, ideolojik formasyonları ve sosyolojik kurumsallaşmaları ''modernist paradigma''yla ciddi derecede TEZATLAR içerir. İdeolojik tutumları özelinde alabildiğine şabloncu, bürokrat ve kibirli tavırları; her ne kadar bazı çeşitlenmeler yaşamış sayıca çok istisna varsa da, oldukça belirgindir. Bunun da temel sebebi, ''kurucu ideolojik misyon''un oldukça katı biçimde ''devlet/lider'' kültü ve yüceltmesi üzerinden şekillenmiş olmasıdır. MHp'nin ideolojik fay hatlarında da görülenbu ''devlet ve lider kültçülüğü'' jakoben/laik ulusalcılarda ''modernist söylemler ve retorikler'' çerçevesinde tonlama farklılıkları kazanır.

Bu grup da kendi içinde bazı çeşitlenmeler yaşar: a. Sol-marksist ve sol-liberal eğilimlerden kısmen etkilenmiş, zaman zaman sendika hareketleri içinde de yer alabilen daha ILIMLILAR. Atatürk ve devlet kültüne yine de saygıları vardır; ancak, siyasi ve kültürel tavırlarında daha esnek düşünmeye çalışan, özellikle daha genç gruplar. b. Geleneksel ideolojik formasyonu özümsemiş, askerci ve oldukça sekter gruplar. (Bu iki grup CHP içindeki yeniler ve eskileri temsil eder gibidir). c. Son olarak ''sol'' hareketler içinde gösterilmeye çalışılan ama ''sol tarihi'' açısından ciddi bir KARANLIK NOKTAYI da temsil eden nasyonal sosyalist benzeri fikirlere sahip gruplar. Bunlar da İP etrafında kümelenirler. Türk Ulusalcılığının(seküler kanatta) en radikal milliyetçi kanadını temsil ederler(merak eden Türk-solu dergisine göz atabilir)

b. Atsızcılar grubu

Aslında 3. bir grup olarak da incelenebilirdi. Şamanist ve İslam dışı Türk geleneklerine meraklarından dolayı ''Laik'' grup arasına aldık. Bunlar,azınlıkta olup sayısı pek bilinmeyen; daha çok ''kültürel bazda'' etkili olduğunu tahmin ettiğimiz bir gruptur. İslam öncesi Türk tarihi, mitolojisi ve gelenekleri üzerine yoğun ilgileri mevcuttur. İslam'ı Araplaşma olarak gördükleri gibi milliyetçilik anlayışları bağlamında en ''rafine'' ırkçı gruplardan biridir.

3. Son olarak geçmişte ciddi kitleleri peşinden sürüklemiş, kendine ''has'' özel bir milliyetçi ideolojik formasyonu olmayan MERKEZ SAĞ POPULİST GELENEKLERİ

Şimdiler siyaset sahnesinden silinseler de bir dönemin en etkili siyasi liderlerini çıkaran gruplardır. AP/DYP çizgisinde simgelenen, Türkiye sağ geleneğinin birçok temel siyasi davranışını belirleyen gruptur. Oldukça pragmatist ve esnek olan bu gelenek ''dindar türklerden'' muhafazakar milliyetçilere ve radikellere değin birçok milliyetçi kesimin desteklerini almıştır. Milliyetçi söylemleri konjonktüre göre değişir. Kimi zaman ''ulusalcı/modernist'' çizgiye kayarken kimi zaman taşra milliyetçiliğine kayarlar. Siyaset alanının yeniden şekillendiği bugünlerde hemen her kesimden milliyetçi formasyon asıl ideolojik geleneklerinde cepheleştikleri için bu grubu ''müstakil ve özgün'' bir milliyetçi grup olarak saymamız mümkün değil.

Türk Milliyetçiliği ve Ötekiler

İsmail Beşikçi'den mealen bir saptamayı aktarmak istiyorum: Resmi ideoloji hep Türkçülüğün ''ilerici, çağdaş, modern, bütünleştirici ve bilimsel'' olduğunu söyler. Buna karşın, diğer milliyetçilikler(?), ne istedikleri ve taleplerine bakılmaksızın ''gerici, bağnaz, ilkel ve bölücüdür'''.

Türkiye resmi tarihi okumaları, hemen hemen tüm sorunlara temelde bu düzlemde yaklaşır. Bu anlayış, devletin tüm kurum, yapı ve ona bağlı siyasi yapılarıyla fevkalade desteklenmiş, örgütlenmiş, şırınga edilmiş ve neredeyse zorla öğretilmiş bir ideolojik yanılsamadır. Türkiye resmi tarihi bir yandan kendisinden farklı düşünen aydın, sanatçı, siyasetçi ve bilim insanlarını her türden yöntemle saf dışı edip bastırmaya çalışırken diğer yandan toplumun tüm kurumlarını, medyayı, kanaat önderlerini ve bilim insanlarını(elbette akademi yönetimlerince) alabildiğine yoğun, istikrarlı ve güçlü biçimde RESMİ TARİH VE İDEOLOJİ oluşturma işine koşmuştur. Öteki ''kimlikler, kültürler ve diller'' üzerine çıkarılmış tüm yayınlar, araştırmalar, dergiler ve bilimsel çalışmalar mahkemeler, akademinin yargıç yönetimleri, askeri yönetimler vs yoluyla sansürlenip engellenmiştir. Öyle ki yakın tarihlere kadar örneğin Akademide ''KÜRTLER'' adında ayrı bir ''millet/halk/topluluk'' olduğundan bahsetmek dahi neredeyse imkansız hale gelmiştir. 60'lı yıllara kadar ''sol hareket'' içinde dahi, KÜRTLER tarihleri, kültürleri ve varlıkları neredeyse hiç duyulmamış ''gizemli bir heyula''dan başka bir şey değildi. 60'larla birlikte bu durum, başta sol/marksist hareketler içinde sorgulanıp ilgi gösterilse dahi, devletin resmi kurumları ve akademilerinde değişen fazla bir şey olmamıştı.

Resmi tarih ve ideoloji kaynaklı yaklaşımlar, ''Türk milliyetçiliğinin'' ötekilerle ilişkisi, ötekileri algılayışı ve tavırlarını belirleyen temel ideolojik referanstır. Türk milliyetçiliğinin ''tek ilerici, tek modern ve tek bütünleştirici''(modernitenin felsefi gelişimi ve siyasal tarih evrilmesi düşünüldüğünde bunun ne denli sorunlu bir yaklaşım olduğu ortadadır) olduğuna iman eden hemen tüm milliyetçi yaklaşımlar diğer etnik grupların hemen hemen tüm kültürel, siyasi ve özgürlükçü hakları ile taleplerini görmezden gelmişler; hatta bunları -bugün de aynen sürdüğü üzere- ''bölücülük, hainlik, ırkçılık'' olarak kodlamışlardır. Devletçilik ve lider kültçülüğüyle başat ilerleyen bu ideolojik formasyon öteki kültürlerin yaşam hakları, talepleri ve varoluşlarına duydukları ideolojik karşıtlıktan dolayı sıklıkla ''ırkçı'' söylemlere sahip olmuşlardır. Buna koşut olarak, öteki kimlikler üzerinde ''ifade özgürlüğü'' sınırları dahilinde kabul edilemeyecek birçok siyasal söylem gündelik yaşamın adeta bir parçası haline getirilmiştir.

B. KÜRT ULUSALCILIĞI



Bu noktada ana-akım Türk siyasasında ciddi bir kafa karışıklığı olduğunu söylemek mümkün. Biraz da, resmi söylemin etkisiyle Kürtlerin en temel kültürel hak ve özgürlük talepleri dahi ırkçılıkla etiketlenmeye çalışılmaktadır. Bu elbette ki bilinçli bir ideolojik çarpıtmadır. Türk milliyetçiliğini ''ilericilik, çağdaşlık, modernlik ve ille de BÜTÜNLÜKÇÜLÜK/KAPSAYICILIKLA'' eşitleyen resmi Türk tezi, ''biz bütünlükçü ve kapsayıcıysak onlar da bölücü ve ırkçıdır'' algısını yaratmaya çalışmaktadır. Herhangi bir siyasal formasyonun ''ırkçı yahut ayrılıkçı'' olduğunu belirleyen şey gerçekte o hareketin kendini ideolojik inşası, daha doğru bir ifadeyle ''ulusal algı''nın kendini ne üzerinden tanımladığıdır. Varlığını onaylatıp temel demokratik hak ve taleplerini kabul ettirme çabasında olan hiçbir ulusal hareket ''peşinen'' IRKÇI/MİLLİYETÇİ olarak yaftalanamaz. Burada unutulan şudur ki: Milliyetçi/ırkçı paradigma için ''DEVLET'' olmazsa olmaz şarttır. Denilebilir ki ''devlet olmadan ırkçılık olmaz, olamaz''.


Yine özellikle son 30-40 yıldır belli bir sosyo-kültürel olgunlaşma yaşamış modernist Kürt Ulusalcılığından bahsedilebilinir. Söylemek gerekir ki, Türk siyasetçilerinin bu konuda da kafaları oldukça karışıktır.

1. BDP Grubu

Aslında ideolojik anlamda çeşitliliğe sahiptirler. Liberalinden Marksistine kadar farklı eğilimleri barındırır. Siyasal talepleri itibariyle ''Ulusal'' (bölgesel yönetim ve seçim talepleri) ancak kimliklerini tanımlamaları itibariyle ''liberal ve sol'' bir duruşları vardır. Kürt sorununun çözümünde ''demokratik özerklik'' ve bireysel hak ve özgürlükler konusunda da AB sözleşmelerini temel referans kabul ederler.

Tabi bu işin biraz ''kurumsal'' kısmı. Kitle tabanında, özellikle 90 sonrası doğumlularda ''çözümsüzlüğün ve normalleşmeyi sürekli engelleyen katı/otoriter toplumsal basıncın'' etkisiyle ayrılıkçı eğilimlerin gittikçe güçlendiği bilinmekte. Şu an için azınlıkta olsalar dahi çözümsüzlük süreci böyle devam edip siyasal alan daraltıldığı müddetçe bu orta vadede (takriben bir on-on beş yıllık süreçte) önüne geçilmez yaygın ve genel bir eğilim olacaktır.

2. Pkk

Kimilerine göre bir ''şeytan'' kimilerine göre ''kahraman''. Orhan Alkaya'nın deyimiyle bir post-Diyarbakır Cezaevi gerçeği (http://t24.com.tr/yazi/semdinli-kamisliya-selam-mi-veriyor/5470). 90'ların sonlarına değin Marksist-Leninist Ulusal bir hareket olan bu örgütün 90'ların sonuna doğru temel ideolojik değişimler yaşadığı bilinmekte. Her ne kadar ''devlet ve ayrıma hakkı''nı savunsalar dahi, örgütü tanıyanlar bizzat liderlerince ''ulusal devlet''e ciddi eleştiriler getirildiğini de bilir. (SİYASAL BİR RETORİK DE DENİLEBİLİR) Konjonktüre bağlı açılımlar gibi görülse dahi, PKK liderinin sorunun çözümü için ''ayrılıkçı olmayan'' birçok öneri getirdiği vakıa.

Örgütün halihazırdaki ideolojik söylemine baktığımızda, söylemsel düzeyde ''otonomist'' bir yönelimi sıklıkla vurguladığını görüyoruz. Fakat, pekala haklı ve doğru bir biçimde, birçok kişiyi bu ''söylemden'' kuşkulandıran şey de otonomist, anti-ulus devlet''çi söyleme karşın; alabildiğine ciddi ölçüde zuhur eden bir LİDER yüceltmeleri göze çarpar. Modernite/otorite/devlet/birey ilişkileri bağlamında düşünürsek bu söylemin siyasal ve felsefi açıdan son derece SORUNLU olduğu ortadadır.

Hülasa, tüm bunlara karşın örgütün ''ırkçı ve milliyetçi'' olduğunu söylemek mümkün değildir. Ancak, kitle tabanında oldukça ''öfkeli, travmatik ve militarize'' bir gençlik yetişmektedir.

3. FEDERALİSTLER/Ulusalcı KÜRT LİBERALLERİ

Bunlar da kendi içlerinde bazı gruplara ayrılır. Bir kısmı Barzani çizgisinde olup RİZGARİ dergi çevresinde toplanan gruptur. Diğerleri de üç aşağı beş yukarı benzer önerilere sahiptir. Genelde PKk'ye muhalif gruplardır. Silahlı mücadeleyi onaylamazlar. (tabi silahın kendi ellerinde olmaması da önemli bir faktör olsa gerek).

Kürt Ulusalcılığı ve Eğilimler

Bazı araştırmalar Kürtlerdeki ayrılıkçı eğilimlerin %3 civarında olduğunu söyler. (ayrı bir ulus devlet kurma). Bunların dışındaki gruplar uzun yıllar içerisindeki toplumsal kaynaşma(kaynaştırma) ve bunun zorluğundan dolayı(ki böylesi bir şey bugünkü epey aşacak çok ciddi insani dramlara rağmen olabilir) genel olarak ''federalizm, özerklik, demokratik özerlik ve otonomi'' gibi daha esnek çözümleri savunur. Kitle tabanındaysa, son yıllarda yaşanan bazı gelişmelere bağlı olarak ciddi duygusal kırılmalar yaşandığı gözlemlenmektedir. Kürtler bugüne değin TÜRK'lere karşın bir olumsuzlama pek gözlemlenmez ve bu öfke daha çok devlete ve onun kurumlarına yönelirken; son dönemlerde AKP'nin yarattığı hayal kırıklığı ve çatışmaların şiddeti özellikle gençlerde bu öfkeyi ''toplumsal'' alana doğru itmektedir. Bugün ciddi sayıda Kürt gencinde Türklerle bir arada yaşama eğilimleri körelmiş durumdadır. Burada iki önemli olayı anmakta fayda var:

* Pozantı cezaevinde çocuklara yapılan organize tecavüz ve tacizler(chp'li vekiller de bu gerçeğin ortaya çıkmasına katkı sundu)
* Uludere'de 35 köylünün savaş uçaklarınca öldürülüp hükümetin bu meseleyi örtbas etme çabası. (BDP dışında CHP vekillerin bu konudaki duyarlılığı da önemli)

Bu olay geçmişte yaşansaydı Kürt gencinin hafızasında ''devlete karşı öfke'' daha çok bilenecek olmasına karşın bugün farklı bir durum var: İlk defa bir iktidar, askeri kontrol altına almış ve mutlak otoritesini ilan etmiş durumda. Uludere'deki yaygın ''sessizlik'' ve bunun AKP'ye oy vermiş kitlelerce de geniş ölçüde paylaşılması Kürt gençlerindeki duygusal kırılmayı sonrasında yaşanan birçok olayla birlikte pekiştirmiş durumdadır. Bir insana ''sen yoksun, Kürt diye bir şey yok'' demekle, ona ''Kürt vardır, ama HAKKI YOK'' demek arasında oldukça ciddi bir fark vardır. İlkinde ''çabanın kendisi'' varlığını kanıtlama derdine düşüp talepleri daha alt düzeyde tutabilirken ikincisinde aradan geçen zamanla birlikte ''kimlik algısı'' da güçlenmiş ve varlığının kabulüne rağmen hakkının reddedilmesi onu DAHA DA ÖFKELENDİRMİŞTİR.

Natan
16-08-2012, 20:06
İşte bir haber

Yeni Akit Hüseyin Aygün'ü de itibarsızlaştırmaya çalışıyor (http://www.agos.com.tr/yeni-akit-huseyin-aygunu-de-itibarsizlastirmaya-calisiyor-2301.html)

Brian
16-08-2012, 23:52
Türkiye kolay bir şekilde aşırı faşizme doğru sürüklenebilir.

Bunun tarihsel, kültürel, dini vb. nedenleri var. Ve bu nedenler Türkiye'nin bir sorun karşısında kolayca aşırı faşizme yönelmesine yol açabilir. Bunu söylüyorum çünkü bu küçük bir olasılık filan değil epey ciddi bir olasılık olarak üzerinde durulması gerekiyor.

Örneğin milliyetçilik bile Türkiye'de kolayca faşizm için büyük destek kaynağı olarak kullanılabilir.

Hatırlanırsa Türkiye'de 'milliyetçiliğin bir sürü unsurları' yıllarca anti-komünizm, anti-sosyalizm olarak Gladio tarafından tanımlandı ve kullanıldı.

Ne kadar tuhaf bir ironi ki Türkiye'deki milliyetçilik ve bunun üzerinden yapılan politikaları bile Gladio, ABD belirleyebildi.

ABD, burjuvazi vb. bu tür milliyetçileri, ulusalcıları, sosyalistlere göre her zaman daha fazla tercih edecektir. Çünkü anti-sosyalizm olarak onları sosyalistlere karşı kullandığı gibi bu tür milliyetçilerin devleti (burjuva devletini) kutsal olarak görmeleri burjuvanın her zaman işini kolaylaştıracaktır.

Tabii burjuva bu tür milliyetçi ve ulusalcıları kullanıp bir kenara atabileceğinin de farkındadır.

Bu yüzden bu ideoloji vb. her zaman sosyalizmi yok etmek için burjuva tarafından canlı tutulacaktır.

Natan
21-02-2013, 03:11
Sayın Forum katılımcıları

Malatya Zirve Yayınevi Katliamı Davası Yeni İddianamesini Aşağıdaki Linkten Okuyabilirsiniz.

http://www.protestankiliseler.org/index.php/duyurular/3-malatya-zirve-yayinevi-katliami-davasi-yeni-iddianamesi-2012

Ben 60 sayfa kadar okudum. Sonra atlayarak gidiyorum. Şuan 150. sayfalardayım.

Saygılarımla
R