PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Vicdani Ret tanındı.


Firestorm
09-03-2012, 20:57
Askeri Mahkeme, Delice'nin yargılandığı davanın gerekçeli kararında, Delice'nin vicdani reddini samimi bulmasa da, AİHM'in vicdani retle ilgili kararının Anayasa'nın 90. maddesi çerçevesinde iç hukukta da uygulanabileceğini ifade etti.

Malatya Askeri Mahkemesi, vicdani retçi Muhammed Serdar Delice'yle ilgili hazırladığı gerekçeli kararında, vicdani ret hakkını din ve vicdan özgürlüğü kapsamında değerlendiren Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararının esas alınması gerektiğini belirtti.
Delice'nin avukatı Tayfun Çakır, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (AİHS) 9. maddesinde yer alan vicdani ret hakkının tanınmasıyla ilgili hükmün gerekçeli kararda yer almasının son derece olumlu bir gelişme olduğu görüşünde.
"Bu karar, vicdani retçilerin yargılandığı tüm davalar için emsal niteliği taşıyor."
"Emsal teşkil eder"

Avukat Çakır, Malatya Askeri Mahkemesi'nin gerekçeli kararının 7 Mart'ta ellerine ulaştığını söyledi.
Bu kararda yeni bir durum olduğunu söyleyen Çakır, mahkemenin Delice'nin tam anlamıyla vicdani retçi olduğuna ikna olmadığını, ancak buna rağmen gerekçeli kararda AİHM ve AİHS'nin vicdani retle ilgili kararlarına yer verdiğini ifade etti.
"İlk kez Avrupa Komisyonu, AİHS ve AİHM kararlarından bahsedilmiş. Ayrıca Anayasa'nın 90. maddesine de atıfta bulunarak bunun aslında iç hukukta da uygulanabileceğini, yani AİHM kararlarının ve AİHS hükümlerinin din ve vicdan özgürlüğü kapsamında vicdani reddi de kapsayacak şekilde değerlendirilebileceği belirtilmiş."
"Bir mahkeme ilk defa vicdani ret konusunda olumlu bazı kanaatler bildiriyor.
"Mahkeme AİHS'nin 9. maddesinden söz ediyor. 9. madde de din, vicdan ve düşünce özgürlüğünü kapsıyor. Bu nedenle gerekçeli karar tüm vicdani retçiler için emsal teşkil edebilir."
"Mahkemeye göre somut koşullar vicdani redde uymuyor"

Çakır, gerekçeli kararda, Muhammed Serdar Delice'nin dindar ve milliyetçi olduğunu ileri sürerek vicdani reddini açıklamasının inandırıcı bulunmadığının belirtildiğini ifade etti.
"Somut olayda Delice'nin psikolojik rahatsızlıkları olduğu, ekonomik sıkıntıları nedeniyle firar ettiği gibi gerekçeler sıralayarak Delice'nin vicdani ret iradesinin gerçek iradesi olmadığını yazmışlar."
"Mahkeme, Ermenistanlı vicdani retçi Vahan Bayatyan kararına atıfta bulunarak, Bayatyan'ın Yehova Şahidi olduğunu ve AİHM'in bu çerçevede karar verdiğini oysa İslamiyet'in ve milliyetçiliğin, askerlik yapmaya engel inanç ve düşünceler olmadığını ifade etti."
"Ayrıca Muhammed'in beş ay askerlik yaptıktan sonra vicdani retçi olduğunu söylediğini belirten mahkeme Muhammed'in somut koşullarının vicdani redde çok uymadığını belirtti."
"Ancak mahkeme her ne kadar Muhammed'i vicdani retçi olarak kabul etmese de, gerekçeli kararında AİHM kararlarından söz ederek, bunların 90. madde çerçevesinde iç hukukta kullanılabileceğini belirtti. Bu da diğer yargılanan vicdani retçiler açısından son derece önemli bir gelişme."
"Delice'nin vicdani ret beyanı samimi bulunmadı"

Türkiye İnsan Hakları Vakfı'ndan (TİHV) Avukat Hülya Üçpınar da mahkeme kararına göre, vicdani reddini açıklayan kişinin bir gruba üye olması ve bu grubun da vicdani ret çerçevesinde faaliyet yürütmesi gerektiği sonucunun çıktığını söyledi.
Bu çerçevede gerekçeli kararla birlikte mahkeme nezdinde vicdani reddin bir hak olarak tanındığını ve bunun olumlu bir gelişme olduğunu söyleyen Avukat Üçpınar, mahkemenin Delice'nin vicdani ret beyanını samimi bulmadığını sözlerine ekledi.
"10 aylık ceza Yargıtay'da"

Muhammed Serdar Delice, askerden firar ettiği gerekçesiyle 29 Kasım 2011'de tutuklandıktan sonra 24 Şubat'ta firar nedeniyle 10 ay hapis almış ancak tahliye edilmişti.
Askeri Mahkeme Hakimi Üsteğmen Ekin Manav, Delice'nin tahliyesini gerekçeli kararda şöyle ifade etti:
"Sanığın tutuklulukta geçirdiği süreler, delil durumu ve tutuklu kaldığı süre ile bozulan askeri disiplinin tesis edilmiş olduğu hususları dikkate alınarak, tutuklamadan beklenen gayenin gerçekleştiği kanaatine varıldığından tahliyesine karar verilmiştir."
Avukat Çakır, firar suçu işleyenlerin 10 ay ceza aldığını ancak altı ay 20 gün hapis yattığını ve Delice'nin bu suç nedeniyle üç aydan uzun süre cezaevinde kaldığını hatırlattı.
Geriye üç aylık daha hapsinin kaldığını söyleyen Çakır, Delice'nin hava değişim raporunun ve cezaevinde kaldığı sürenin göz önüne alınarak tahliye edildiğini ifade etti.
"Biz on aylık ceza kararını temyiz ettik. Şimdi dosya Askeri Yargıtay'a gitti. Yargıtay cezayı onarsa Muhammed üç ay daha cezaevinde kalacak."




Ekin KARACA
ekin@bianet.org
Malatya - İzmir - BİA Haber Merkezi




Bu hak öyle veya böyle alınıcaktır ki yavaş yavaş devlet kabul etmek zorunda kalıyor. Ulustararası baskılar sayesinde vicdani ret hakkının en geç bir iki seneye kalmaz kabul edilicektir(etmek zorunda kalıcaktır ki doğru olan da budur).

Özgürcan
09-03-2012, 22:44
Sonunda! Haydi hayırlı olsun
Kimse başka bir insanı öldürmek için zorlanmamalı. Askerlik övünülecek bir meslek değildir bence, insanların başka insanları öldürdüğü caniliktir...
All we are saying, is give peace a chance!
http://www.youtube.com/watch?v=bSNmnl5ovAk

yamans
09-03-2012, 22:48
Ah yavrularım dünyayı çok güzel bir yer sanıyorsunuz değil mi ? hayal aleminde yaşamayın silahlar ve askerler her zaman gereklidir.

Özgürcan
09-03-2012, 23:04
"You may say I'm a dreamer, but I am not the only one. I hope some day you'll join us, and the world will be as one!"

errata
10-03-2012, 00:27
Ah yavrularım dünyayı çok güzel bir yer sanıyorsunuz değil mi ? hayal aleminde yaşamayın silahlar ve askerler her zaman gereklidir.

Barışın daha güçlü silahlarla, daha çok adamla, makinayla, daha çok kan akıtarak sağlandığı sanrısının; savaşın, vahşetin, kanın gerçekten ne olduğunu bilmemenin ne de güzel, ne de geleneksel bir örneğidir bu cümle.

istatistik
10-03-2012, 00:36
Silahın, savaşların ve akan bir kanın sürekli bulunması, dünya üzerindeki her bireyin bu kana ellerini bulamasını gerektiren bir durum değildir. Kaldı ki, savaşa giden bir bireyin "HAKLI" tarafta bulunacağının bir garantisi de yoktur. Verilen emir doğrultusunda cepheye gidecek, karşısına çıkan ve kendi üniformasını taşımayan kimi bulursa öldürecektir.

yamans
10-03-2012, 03:20
Beyler gayet romantik konuşuyorsunuz ancak böyle bir dünya YOK.

bakkalmahmud
10-03-2012, 21:37
Beyler gayet romantik konuşuyorsunuz ancak böyle bir dünya YOK.

Sayin yamans,ordular ve silahlar kime hizmet eder?.saygilar

Natan
10-03-2012, 21:59
Askerliğin zorunlu olduğu bir sistem insan haklarına aykırıdır; vicdana, hürriyete vurulan zincirdir. İnsanları ölmeye ve öldürmeye zorlayan bu sistem bir gün sona ermelidir. İsteyen yapsın askerliğini. Bu iş zorlamayla hapis cezalarıyla, işkencelerle olmaz.

Askere gidiyorsunuz, sizi süründürüyorlar, angarya işler yaptırıyorlar, berber, temizlikçi, kapıcı, inşaatçı yapıyorlar. Bunlarla da kalmıyor, sizi ölmeye zorluyorlar. Öldürmeye itiyorlar.

Sizi öldürüyorlar!.En verimli zamanlarında ZORLA askere alınıyorsunuz. Borçlarınız, geçim mücadeleniz arkanızda bıraktıklarınıza yük oluyor. Belki sağ belki tabutunuz geliyor ocağınıza.

Vuruyorsunuz, vuruluyorsunuz. Vatan savunması yapıyorsunuz, vatan toprağınız için ölüyorsunuz,

kendinize ait bir karış toprağınız olmadan.

İsteyen gitsin, istemeyen gitmesin be kardeşim.

spartacus
10-03-2012, 22:09
Bir örnek vereyim
Nüfus cüzdanlarından dileyen din hanesini sildirebilir diyoruz. Sizce bu bizi demokrat yapar mı?

Doğrusu, hiç bir nüfus cüzdanında din hanesinin olmamasıdır değil mi? Bu tür tanımlamalar ne düşünce, ne ifade kapsamında değildir, bariz etikettir bunlar! Din hanesi olmayan kimlik, işte, evde, semtde, mevkide vs.vs zarar verici ve ayrıcalıklı muameleye mahrum olmaya yol açar ve böylelikle insan düşünce ve konumunu, ifade edebilme özgürlüğünü kaybederken, beri yandan anti-demokratik bir uygulamayla yüz yüze kalır.

Vicdani ret güzel, ama yine olması gereken zorunlu askerliğin kalkmasıdır diye düşünüyorum...

rastaman
10-03-2012, 22:13
Yamana bir konuda hak veriyorum;bu iş biraz Troçkistlerin tek ülkede devrim eleştirilerine benziyor,orduların kalkması için-en azından belirli bir coğrafyada-hep beraber kalkması gerek.

Mesela Suriye şimdi ''silahlar hep ölüm getirmiştir,orduyu lahvediyoruz'' dese,ikinci gün çiğ çiğ yerler onu.Belalı yer ortadoğu,Hacıhüsrev gibi.

Ama bir elli yıl sonra dünyanın birçok yerinde taşlar-Avrupadan başlayarak-iyice yerine oturacak,yavaş yavaş ordular tarihe karışacak.

Şu an mesela,herhangi iki batı Avrupa ülkesinin birbiriye savaşmasına imkan var mı?
Mümkünü yok.

Ama adamların hala ordusu var,çünkü bulundukları coğrafyanın dışında çıkarları var,sorunları var.

Falkland dururken,hala elini çekmediği eski sömürgeleri dururken İngiltere ordusunu lağvedebilir mi?

Aynı şey Fransa,İspanya hatta Danimarka gibi ülkeler için de geçerli.

Asyadan Afrikaya,Ortadoğuya fakir dünyanın silahlardan kurtulmak içinse daha en az birkaç asırı var.

spartacus
10-03-2012, 22:22
Rastaman'a katılıyorum, tabi ordular dış etkene dayalı değerlendirilirse... Ama bir diğer ve en temel yönü, orduların topluma karşı konumlanışı, yaşamsal işlev kazanmasıdır ki, dünyada sistem değişmedikçe (yani en alt ile üst tabaka arasındaki uçurum derinleşip büyüdükçe vb uyumsuz yapılaşma sürdükçe) ordu var olmaya devam edecektir. orduların varlığı belirli çıkarlara dayalıdır, o çıkarlar yaşadığı sürece ordular var olmaya devam eder... (Avrupa da şu an savaş olmayabilir, ama gelecekte olmayacağı anlamına gelmez, dengeler statik değildir. Dünya nın geri ülkeleride kalkınıyor, piyasaya sürülen mal ve üretici sayısı artıyor, pazarlar küçülüyor. Batı dünyanın geri kalanını kendisine akıtmakla da artık yetinemiyor. Kaynaklar sınırlı olduğu gibi, kaynak aktarılan coğrafyalarda da sistem, üretim gelişiyor. Pasta küçülüyor ama taliplisi artıyor.)

rastaman
10-03-2012, 22:25
orduların topluma karşı konumlanışı,

O işi polis yapıyor zaten dostum.

bakkalmahmud
10-03-2012, 22:39
Vicdani hak,bir hak deyil ,Dünya Halklarinin bir karsi durusu olmalidir diye düsünüyorum,anlamsiz savaslarda ölmeye ve öldürmeye son demelilerdir.
Saygilar

istatistik
10-03-2012, 23:10
Orduların tamamen ortadan kaldırılması yakın ve orta vadede mümkün olmayan bir durum. Ancak bu mümkünsüzlük herkesin zorla silah altına alınmasını gerektirmemelidir. Bunu emir komuta zincirine ya da bulunduğu ortamın psikolojik baskısına dayanamayarak intihar eden, komutanını ya da silah arkadaşını vuran askerleri görerek anlamak mümkün.

Bu arada yeni öğrendiğim bir şey Vicdani Ret yanında bir de İmani Ret varmış:

Vicdani ret açıklamasında “TSK seçkinlerinin laik değerlere dayanarak dini inançlarıma karşı hasmane duygular beslediğini, bu yüzden laik bir ülkede askerlik yapmayacağımı beyan ederim” cümlesi var.

KAYNAK (http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalEklerDetayV3&ArticleID=973621&CategoryID=41&Rdkref=1)