Orijinalini görmek için tıklayınız : Ahmet Altan ve ''Arınma''
Jolly Jocker
03-05-2012, 09:38
Ahmet Bey, AKP'nin hükümet olmayı aşıp iktidar olması ve toplumdaki ''baş çelişki'' olarak kültürel çelişkinin öne çıkması karşısında hem kemalizmi hem AKP'yi eleştiren bir çeşit ''Yesinler Birbirlerini'' tutumu almaya başladı sanki. Aklıma BirGün geldi haliyle. Ahmet Bey'den çok önce bu tutumu almışlar ama Ahmet Bey ve çevresince ulusalcılıkla bile eleştirilmişlerdi diye hatırlıyorum. Nereden nereye. Özür dilemek kimseyi küçültmez Ahmet Bey. Son haftalarda(hükümet sanatçılara çatalı beri) yazdıklarınız hiç fena değil. Muhalefeti eleştirmeyi biraz olsun bırakıp hükümet eleştirisine nihayet geçebilmişsiniz. Tebrik ederim! Bu tür eleştirilerinizi ekonomide de okumak isterdim. İş cinayetlerinde dünyada üçüncüyüz mesela. Ama liberal ekonomiden memnun olduğunuzdan olsa gerek, hiç sesiniz çıkmıyor. Yazık...
Bu yazımın nedeni ise Halil Berktay'ın 1 Mayıs 1977'de Taksim katliamının sorumluluğunu sola yüklemesi. Ahmet Bey de, pası almanın heyecanıyla olsa gerek, Taraf'ta bu konuyu işlemiş. Solcusuyla sağcısıyla, alevisiyle sünnisiyle, Türk'ü ve Kürt'üyle herkesin özeleştiri ve ''itirafçılık'' yapması gerektiğini, bunun bir arınma dönemi olduğunu anlatmış. Onca silah ülkeye nasıl girdi, solcu gençlerin eline nasıl tutuşturuldu diye sormuş.
Doğrudur, herkes özeleştiri yapabilmelidir. Liberaller de elbette! Dünyanın her yerine ''liberal demokrasi'' neden NATO destekli kontrgerilla örgütleriyle, işkencehanelerle, devlet terörüyle, askeri darbelerle, faili meçhul ölümlerle geldi? 12 Eylül darbesi 24 Ocak kararları için yapılmamış mıydı? Askeri vesayet tamam da, sermaye vesayeti ile Amerikan vesayeti ne olacak? Bunlar liberallerin özeleştiri başlıklarıdır. Ahmet Bey, önden buyurun lütfen!
Son 10 yılda 10.700 işçi hayatını kaybetmiş. İş güvenliğini sağlamak burjuvazinin karlarını düşürüyor herhalde. Tüm dünyada kapitalizm krize girmiş. Milyara yakın insan açlık sınırının altında. İşsizlik, güvencesizlik, geleceksizlik hep var. Eğitim ve sağlık gibi en temel insan hakları bile parayla alınıp satılır, zenginlik oranında faydalanılır olmuş. Bunlar da piyasacıların özeleştiri başlıkları değil midir?
Ya burjuvazi? Taşeroncular, esnek ve güvencesiz çalıştıranlar? Sigorta yapmayanlar? Günde 12 saat çalıştıranlar? Asgari ücretin altında çalıştıranlar? Sendikalı işçileri kovanlar? Onlar da verecek mi özeleştiriyi? Türk burjuvazisinin palazlanmasında yok edilen Ermeni ve Rum halkından kalanların yağmalanmasının payı nedir mesela?
Muhafazakar-ataerkil kültür kadın cinayetlerinde kendi rekorunu kırıyor her hafta. Namus-töre cinayetleri, küçük yaşta evlendirmeler, berdel ve ayrımcı zihniyet hala devam ediyor. Bu ataerkil zihniyetin dinle, milliyetçilikle, kapitalist düzenle hiç mi ilişiği yoktur? Özeleştiri diyorsunuz. Peki madem Sivas'ta, Maraş'ta, Çorum'da, Gazi'de alevilere ve solculara saldıran binlerce insan neden devletçe bu kadar kolay provoke edilebildi? Provokasyoncular onları tam da neresinden yakaladı? İnançlarından değil mi? Bu inancın özeleştirisini verebilecek var mıdır aralarında peki? Neden saldırıya, provokasyona bu kadar açıktır dindarlar? Neden hala Sivas olayları için Aziz Nesin'in ateistliği öne sürülüyor?
Ya ülkü ocaklarına, MHP'ye ne demeli? Özeleştiri yapmaya kalksalar buradan köye yol olur herhalde. Kendilerini fesh etseler daha kolay olur. Peki islamcılara ne buyurulur? 6.Filo dururken devrimcileri taşlayanların verecekleri özeleştiri nedir? Yıllarca seküler yaşam tarzlarıyla birarada yaşayıp birçok onurlu, dürüst insan gördükleri, işyerlerinde ve sokakta -hiç değilse mecburen- birçok dürüst ve ışıl ışıl kadınlar tanıdıkları halde hala Suudi Arabistan'daki, İran'daki gibi bir düzeni düşleyen bir kafa neyin, ne kadar özeleştirisini verebilecektir? Dindarlık ile kindarlığı harmanlayan zihniyetin özeleştirisi önden buyursun! Halkın egemenliği olan demokrasi yerine yıllarca Hakkın egemenliği olan teokrasiyi savunanların özeleştirisi nedir? Yapabiliyorsalar ahkam ayetlerinin, şeriatın özeleştirisini versinler! Ama liberalinden dincisine sağ bu kadar kirliyken sola dönüp de ahkam kesmesinler.
Sol olarak elbette özeleştiri de yaparız. Zaten yapmışızdır. Bu da solun bir değeridir. Dogmamız yoktur. Onlar piyasalarının görünmez eline iman ededursun, biz reel sosyalizmin eleştirisini çoktan yapıp özgürlükçü sosyalizme ulaştık bile. Sol elbette özeleştiri yapar. Ama makul argümanlarla! Merak ediyorum, devlet solu nasıl kullanmış olabilir? Sol, yani komünist ve devrimci sol, zaten devletle savaştı! Devlet de zaten darbelerinde de, darbe öncesi süreçlerde de hep devrimcileri muhatap aldı. Ne yani, devlet sola 'gel bana kurşun sık' deyip silah mı tedarik etti? Devleti aptal mı sanıyorsunuz? Bu arada, solun kullanıldığı iddia edilir ama ne hikmetse(!) tüm kitle katliamlarının hedefi solcular, aleviler, Kürtler, Ermeniler olmuştur. İlginçtir! Ya devletle savaştığı, bu yüzden silahlı örgüt kurduğu suçlamasıyla idam edilen Denizleri beri yandan da devletçi, orducu v.s. ilan edenlere ne demeli? Hem ''anarşik'' deyip idam et, hem de ''devletçi-milliyetçi'' ilan et! Suçlamalarda asgari düzey de olsa bir tutarlılık, bir etik, bir zeka, bir insaniyet, bir utanma duygusu olması lazım. Hiç mi dikkat etmez insan!
Özeleştiri mi dediniz Ahmet Bey? Niyetiniz ciddiyse, önden buyurun!
Jolly Jocker
03-05-2012, 10:59
Ahmet Bey dahil tüm liberallere şunu da sormak lazım: Toplum mühendisliği kemalizmle mi başlamıştır? İslamın baştan beri toplum mühendisi olan tutumu ve tepedenciliği(hem de epey tepeden, bulutların üzerinden!) ne olacak? Sizin kullandığınız anlamıyla ''jakobenizm'' islamcılarda da yok muydu? Despotik düzen arayanların -en azından- Abdülhamid'in istibdadına bakmaları, oradan başlatmaları gerekmiyor mu?
AKP'yi eleştirirken ''dindar kemalizm'' diye yazıyor Ahmet Altan. Çünkü sözlüğünde kemalizm dışında eleştiri sözcüğü yok. Tek yönlü düşünmeye öyle koşullanmış ki! Kemalizm de tek tipçi ve otoriterdir, doğru. Doğru ama, otoriterlik ve tek tipçilik kemalizmle başlamıyor. Bunu kemalizmle başlatmak, öncesini(Abdulhamid'in islamcı istibdadını) temize çekme kurnazlığıdır. Kemalizm için neden ''seküler istibdat dönemi'' denmiyor mesela? Kim, neden kayırılıyor?
Jolly Jocker
05-05-2012, 06:27
Yazı yayınlandı. :) http://www.birgun.net/actuels_index.php?news_code=1336122285&year=2012&month=05&day=04
Sevgili jolly yazıyı Birgün'ün web sitesinde okumuştum. İtiraf edeyim uslup tanıdık gelse de sana ait olduğunu anlamamıştım.
Birgün gazetesi minicik tirajı ile rotatiflerin yalanlar basmakla meşgul olduğu "matbuat" dünyasında direnmeye çalışanların saygı duyulması gerken çabalarıyla ayakta duran bir vaha.
Bu türden bir çabayı gösteren evrensel gazetesini de unutmadan tüm "şarabi eşkiyalara" selam gönderelim buradan.
zozyaliz
28-05-2012, 16:17
Jolly Joker, çok güzel yazmışsın. Ta yüreğinin derininden gelen duygularla yazdığın çok belli. Özellikle şu satırları okurken çok duygulandım:
Son 10 yılda 10.700 işçi hayatını kaybetmiş. [...] Sigorta yapmayanlar? Günde 12 saat çalıştıranlar? Asgari ücretin altında çalıştıranlar? Sendikalı işçileri kovanlar? Onlar da verecek mi özeleştiriyi? [...]
Sosyalistler çünkü insan sevgisi ile doluy olduğu için böyle haksızlıklara tahammül göstermezler. Değil mi?
Peki 1933'de Rusya'da insan aşığı sosyalistlerin siyasi tutuklulara zorla yaptırdığı Beyazdeniz kanalını konuşalım mı? Köle olarak çalıştırılan bu insanların birkaç tanesi de malesef ölüvermiş. 100.000 kadar insancık.
http://i.imgur.com/XDbsU.jpg
http://i.imgur.com/Gvcbc.png
http://i.imgur.com/krABI.png
http://en.wikipedia.org/wiki/White_Sea_%E2%80%93_Baltic_Canal
Ama sosyalizm yüce bir dava olduğu için bunların önemi yok. Omlet yaparken bir kaç yumurta kırılacak tabi biliyorum. Moskova Kanalı'nı da gene konuşalım olur mu?
Zavallı Yagoda kendi mizansen mahkemesinde Stalin sanki ordaymış gibi "sana yalvarıyorum, senin için iki tane kanal yaptım" diye ağlamasına rağmen vatan hainliğinden idam edildi. Halbuki bizzat kendisi Lenin'nin silah arkadaşları Kamanev ve Zinoviev'in vatan haini olduklarına dair ifadelerini vermöelerine "yardımcı" olmuştu. (Biliyorsun devrim sonrası devrimcilerin birbirini gebertmesi adettendir). Yardımcısı Yezhov 2 sene sonra kendi başına aynı şeyin geleceğini bilmeden kendi eski amiri gizli polis şefi Yagoda'yı idamından önce gardiyanlara çıplak soydurup dövdürmüştü. Yagoda'ya ait 3 tane evi de (bahçesinde 2000 tane orkide ve gül var diye Yagoda'nın hava bastığı evleri) kendine almıştı. Yezhov daha sonra memlekette birkaçyüzbin "vatan haini" daha bulup haklarından geldi. Tabi bu zavallıların suçlarını itiraf etmeleri için biraz "yardımcı" da olmaları gerekiyordu, ama tabi komunizmde bunlar adettendir. Sonuçta insan aşığıyız biliyorsun.
İlgilenenler bu heyecanlı hikayeleri okusunlar:
http://en.wikipedia.org/wiki/Genrikh_Yagoda
http://en.wikipedia.org/wiki/Nikolai_Yezhov
Beğendiği kadınları tutuklatıp tecavüz eden gizli polis şefi Beria'nın da hikaytesini okumayı ihmal etmeyelim. Yezhov'un da "vatan haini" olduğu ortaya çıkınca Beria gizli polis şefi oldu. Ama meğerse Beria da "vatan hainiymiş". Sonra o da idam edildi:
http://en.wikipedia.org/wiki/Lavrentiy_Beria
Neyse konumuza gelelim. Şu lafın da dikkatimi çekti:
Tüm dünyada kapitalizm krize girmiş. Milyara yakın insan açlık sınırının altında.
Bu kapitalizm ne hain birşeymiş ki 1 milyar insan açlık sınır altında! Peki acaba kapitalizm olmasa ne kadar insan açlık sınırının altında olacaktı?
http://i.imgur.com/jiYvO.jpg
Zavallı sömürülen Afrika nüfusu son 100 senede tam 10 kat artmış durumda ve 100 sene sonra da Çinlileri de Hintlileri de geçip dünyanın en kalabalık topluluğu olacaklar. Sen acaba bunu neye bağlıyorsun?
http://i.imgur.com/CghjI.jpg
Hatta diyebilir miyiz ki Batı'nın bilimi ve kapitalist dünya düzeni Avrupa ırkından çok Uzakdoğu ve Afrika ırklarına yaradı? Şu yukardaki grafiğe bakar mısın? Bunu nasıl açıklıyorsun? Kapitalizm öldürüyor mu yaşatıyor mu?
Şu konuyu da konuşmak isterim:
Doğrudur, herkes özeleştiri yapabilmelidir. Liberaller de elbette! Dünyanın her yerine ''liberal demokrasi'' neden NATO destekli kontrgerilla örgütleriyle, işkencehanelerle, devlet terörüyle, askeri darbelerle, faili meçhul ölümlerle geldi? 12 Eylül darbesi 24 Ocak kararları için yapılmamış mıydı? Askeri vesayet tamam da, sermaye vesayeti ile Amerikan vesayeti ne olacak? Bunlar liberallerin özeleştiri başlıklarıdır. Ahmet Bey, önden buyurun lütfen!
24 Ocak 1980 kararları için yapılmış diyorsun ya darbe. Bir bakalım ekonominin gidişatı sonra nasıl olmuş:
http://i.imgur.com/hCkt5.jpg
Hakkaten de çok fena olmuş ülkemiz için. Bak 24 Ocak kararlarının ilga ettiği devletçi sistemde ne güzel refah içinde yaşıyormuşuz.
http://i.imgur.com/jrQCK.jpg
Son olarak şunu açıklar mısın. Diyorsun ki:
Ya ülkü ocaklarına, MHP'ye ne demeli? Özeleştiri yapmaya kalksalar buradan köye yol olur herhalde. Kendilerini fesh etseler daha kolay olur. Peki islamcılara ne buyurulur? 6.Filo dururken devrimcileri taşlayanların verecekleri özeleştiri nedir?
Bir açıklar mısın nasıl oluyor da Rusya içişlerimize müdahele etsin ve hatta Rusya'nın uydusu olalım, Sovyet askeri toprağımıza girsin, örgüt mensubu olarak SSCB gizli servisiyle kanka olalım, onlardan para alıp kendi devletimize silah sıkalım deyince vatansever oluyorsun da benzer şeyleri Amerika olarak steyince vatan haini oluyorsun? Tam anlamadım bu işin mantığını açıklar mısın?
Ama tabi biliyoruz. Kendi devletini ve milletini arkadan vurmak, iç savaş çıkarmak komunizm ahlakın ve asaletin gereklerindendir. O asil ruhlu Bolşevikler de kendi ülkelerini tam birinci dünmya savaşınıın ortasında arkadan vurmamışlar mıydı? Sonra da çok tatlı bir düzen kurup halkı özgürleştirdiler. Sağolsunlar. İnsan sevgisi ile yanıp tutuşunca milyonları özxgürleştirme aşkı da insanı hemen eline silah almaya itiyor tabi.
Ama Allahtan biz sol olarak günah çıkardır, arındık. Eski günahlarımızı tartıştık ve "özgürlükçü sosyalizme" vardık. Bu yüzden hala Che, Mahir, Lenin gibi katillere tapıyoruz, onları el üstünde tutuyoruz. Çünkü biliyorsun, özeleştiri yaptık. Hatta yeri gelince "Stalin büyük adamdır, saygı duyarım" bile diyoruz, çünkü özeleştiri yaptık. 1932'de Ukrayna'da köylünün tahılına el koyup milyonlarcasını açlıktan öldürme yöntemleri için de "gerekince gerici unsurlarla mücadele etmede uygun bir yöntem" de diyebiliyoruz. Çünkü özeleştiri yaptık.
Kimse bizi kınayamaz Jolly Joker. Bizim insan sevgisi ile bu işleri yaptığımızı herkes biliyor. Onlar bilmese bile bizim vicadnımız rahat. Çünkü "DEVRİM YAPIYORUZ HERALDE." En azından deniyoruz. Temiz niyetle bir ütopya yaratmaya kalkıp da birkaç milyon insancığı öldürüp daha milyonlarcasının da hayatını sefil ettik diye ne diye zırlayıp duruyor bu insanlar ya? Sen ben gibi derin ruha sahip devrimcileri anlamıyorlar Jolly, biliyorsun. Olsun. Tek yol devrim!
Jolly Jocker
28-05-2012, 16:44
Hoşgeldin Ludwig,
Önce şunu söyleyeyim, sola olan psikolojik karşıtlığını aşamamışsın ama nispeten düzgün Türkçe konuşmayı öğrenmişsin. Birazcık katkım olduysa ne mutlu bana. Gelelim iddialarına. Daha doğrusu çarpıtmalarına...
Ben kapitalizmi eleştirince sen de hemen SSCB'de, Stalin döneminde yaşanan olayları getirmişsin. Evvela şunu belirtmek gerekir, SSCB'de bir takım kötü olaylar yaşanmış olması, benim kapitalizm eleştirimi geçersizlemediği gibi, kapitalizmi de aklamaz. Senin yaptığın, ''Tamam biz yaptık ama siz de yapmıştınız!'' demek gibi olmuş. İkincisi, SSCB sosyalist değil devlet kapitalisti bir ülkeydi. Yani Stalin'in yaptıkları beni hiç ilgilendirmiyor. Bunu sana daha önce de defalarca yazmıştım ama anlamamakta direniyorsun.
Beria gibi birkaç kişinin ''beğendiği kadınlara tecavüz etmesi'' türünden kötü olaylar(doğruysa tabi) münferittir. Her gizli polis bunu yapacak diye birşey yok. Wikileaksı biraz okuduysan tecavüzcü Amerikan ajanlarının olduğunu da bilirsin. Bir siyasi hareket, bu tür münferit olaylar üzerinden değerlendirilmez. Seninki kara propogandaya giriyor. Öte yandan, gizli polis dediğin şey beni ilgilendirmiyor, zira sosyalizmde de ''proleterya diktasında'' da gizli ya da açık bir polis teşkilatı olmaz. Dediğim gibi, Stalinizm ayrıdır sosyalizm ayrıdır. Kısacası, yanlış kişiye maval okuyorsun.
Afrika nüfusundaki artış grafiğini, orada herşeyin iyiye gittiğinin göstergesi gibi sunman ise -kusura bakma ama- tam bir soytarılık. Orada nüfus, yaşam kalitesinin yüksekliğinden değil, cehalet ve doğum kontrol yöntemi yokluğundan artıyor. Bunu senin bile biliyor olman lazım. Kapitalist devletler bile Afrika'da yoğun bir açlık, hatta susuzluk salgını olduğunu inkar etmiyor Ludwig.
Ekonominin gidişatı sana göre iyi yönde olduğuna göre o halde darbe yapılmasının bir sakıncası yok mu? Sonrasında ekonomi iyiye gidecekse darbe yapılabilir mi? Ekonomi politikalarınızı kabul ettirmek için darbeyi kullanmış olmanızda bir sakınca gözüne çarpmıyor mu?
Rusya'nın iç işlerimize müdahelesi, bizi işgal edeceği v.s. baştan sona uydurma. Amerikanın peyki olmak için Rusya bizi işgal edecek mavalı okundu insanlara. Tabi komünistleri düşman gösterme ve karalama amacı da vardı bunda. Öte yandan, o dönem SSCB çizgisindeki örgüt sadece TKP idi(belki TİP ve TSİP de sayılabilir) ve silahlı mücadeleyi savunmuyor, kemalizmi yeterli görüyordu. Solun ana gövdesi ve silahlı mücadeleyi savunanlar ise SSCB çizgisinde değildi. Latin Amerika'daki bağlantısızlar gibi bir perspektifleri vardı.
''Kendi ülkeni arkadan vurmak derken'' burjuvazinin ve Çar'ın çıkarlarını kastediyorsun. Zira bolşevikler Çar'ı tek başlarına ''arkadan vurmadı.'' Tüm ülkeyi saran işçi, köylü, asker sovyetlerinin desteğiyle devrimi yaptı. Çarlık Rusyası bir halklar hapishanesiydi. İnsanlar savaşlardan bıkmıştı. Savaştan bir an evvel çıkılmasını halk istedi. ''Ülkeyi arkadan vurmak'' diyorsun. Devrimden sonra ülkeyi yabancı ülkelerin istilasına mı açtılar, ne ''arkadan vurması''? Aksine, kızıl orduya karşı emperyalistlerin desteğiyle iç savaş çıkaranlar beyaz orduydu. Tarihi çarpıtmazsan sevinirim. Biliyorum, siz liberaller bunu yapmadan duramazsınız ama meydan boş değil Ludwig'çim.
Che ve Mahir ezilenlerin direnişçisidir, ezilenlerin şiddetini egemen şiddete karşı uygulamışlardır. Onlar katil değil kahramandır. Onlara katil diyenler, egemenlerin terörizmini aklama sinsiliğinde olanlardır. Lenin de katil değildir. Yanlışları olmuştur ama katil denemez. Katil arıyorsan, Hiroşima ve Nagazaki'ye iki nükleer bomba atıp kadın-çocuk demeden binlerce sivili katleden ABD'ye bakacaksın. Irak savaşına, Vietnam işgaline bakacaksın. Ama önce pazar ve hammadde sömürüsü için çıkan ve milyonların ölümüne sebep olan Birinci Dünya Savaşına bak. Kapitalizmi savunmaya yüzün kalırsa gelip devam edersin.
Son olarak, Stalin ve kıtlık çıkarma konusunda diline doladığın o sözlerimi ettiğimde henüz özgürlükçü sosyalizmi savunmuyordum ben. Dolayısıyla o sözleri istismar edip durma. Çok uzun bir süredir öyle düşünmüyorum. Bunu da belirtmiştim ama insan kötü niyetli olunca elden birşey gelmiyor.
zozyaliz
28-05-2012, 17:34
Freddie ne kadar ilginç. Demek ki eskiden Stalin'i seviyordun ama artık onun bir katil olduğuna inanıyorsun. Belki birkaç sene sonra Che'nin Mahir'in Lenin'in de katil olduğunu kabul edersin. Hiroşima Nagazaki diye eski ezberleri okurken hiç utanıp sıkılmıyor musun ki Che'nin Küba Füze Krizinde milyonluk Amerikan şehirlerine atom bombası atmak için yanıp tutuştuğunu da gayet iyi bilirken? O katil ruhlu adam daha sonra SSCB'ye ateş püskürmedi mi düğmeye basmasına izin vermediler diye? Tavuk mu öldürüyorsunuz? "Sosyalizm davası uğruna birkaç milyon insanın ölmesi önemli değil" veciz sözünü de gene bu olay hakkında söyleyen adam için mi sen şimdi "katil değil, kahramandır" dedin? Olum nerenizden tutsak dökülüyorsunuz.
SSCB'de diyorsun ki "bazı kimseler" görevini suistimal etmişse, "münferit" olarak, falan filan. Hani sen özgürlükçü sosyalist olmuştun da Stalin Rusyasını kınıyordun? Gizli polis şefinin herkesin hatta Stalin'in bile bildiği bir şekilde kadınlara bu yaptığından bin beterini yukarda anlatmadım mı? Gayet iyi biliyorsun ki SSCB'de (ve hiçbir komunist devrim yapılmış ülkede) hukuk yoktu. Kalkıp Amerika gibi bir ülkeyle karşılaştırırken yüzün kızarmıyor mu? Amerika'da o dediğin olaylar gerçekten münferittir. Münferit demek devlet politikası değil demektir. Ve Amerikan askeri kasten sivil öldürse ya da kadına tecavüz etse kendi ülkesinde hapse girer ve kaç tanesi girdi. Stalin ise Alman kadınlarına tecavüz edip milletini malını yağmalayan askerleri için ne demişti: "Nolmuş biraz gönül eğlendirip, birkaç hatıra almışlarsa? O kadar yol tepmiş yorgun askerler bunlar". Ne de olsa kendisi büyük bir Marxist filozof olduğu için ahlaken hepimizden daha gelişmiştir o yüzden onun bakış açısını ilke olarak almamız lazım. O zaman Amerikan askerlerinin de biraz gönül eğlendirmesinde ne var değil mi? Ne diyorsun? Öyle midir?
İşte senin nefret kustuğun ülke başka ülke vatandaşını bile belli bir hukukla korurken sen kendi vatandaşını köle gibi toplama kamplarında çalıştırmış, tahılına el koyup köyden çıkmasını yasaklayıp açlıktan ölmesini seyretmiş, sistematik olarak işkence edip, terörize edip, propagandayla beynini yıkamış, erkek kadın demeden tecavüz etmiş, işkenceyle suç itiraf ettirip 3 kişilik temyizsiz avukatsız troika mahkemelerinde idama mahkum etmiş hasta bir rejimi kalkmış bize övüyorsun. Aslında bastırmasak Stalin'i de öveceksin. Ama artık yüzün tutmuyor. Yoksa fikrinden döndüğünden falan değil. Baksana imzan bile acımasız olmaktan bahsediyor. Sonra da kalkıp bize insancıllıktan falan bahsediyorsun. Hayatınız yalan. Tek istediğiniz dünyayı ateşe vermek, ama şerefinizle bunu da itiraf edip ahlaksızlığınızı kabul etmiyorsunuz. Hem içten insanlardan nefret edip dünyayı ateşe vermenin hem de sanki insanları düşünüyormuş gibi ahlaklılık taslamanın yolunu bulmuşsunuz. Oh ne ala.
12 Eylül'de darbe yapmışlar diye ağlıyorsun. Senin o "kahramanların" otursalardı aşağıya o zaman. Kim dedi o gerizekalılara ki gelip ülkenin yönetimine silahla el koyup yönetsinler? İyi teröristilik yapıp silah kullanan, iyi devlet de mi yönetiyormuş? O yüzden mi sonradan dahiyane ekonomik planlarıyla milyonları açlıktan öldürüyorlar? 22 yaşında beyinsizler iki tane komunist kitap okuyup milleti "özgürleştirme" adına gelip terör yapıyor, ülkede iç savaş çıkartıyor, devlet de buna sert cevap verince "aa, belden aşağı vuruyon ama" oluyor. Hadi ordan ya. Hamama giren terler. Madem devlete savaş açıyorsun, sonradan zırlamayın. Ne adamsınız ya. Erkek olun biraz.
Afrika nüfusundaki artış grafiğini, orada herşeyin iyiye gittiğinin göstergesi gibi sunman ise -kusura bakma ama- tam bir soytarılık. Orada nüfus, yaşam kalitesinin yüksekliğinden değil, cehalet ve doğum kontrol yöntemi yokluğundan artıyor. Bunu senin bile biliyor olman lazım. Kapitalist devletler bile Afrika'da yoğun bir açlık, hatta susuzluk salgını olduğunu inkar etmiyor Ludwig.
Bin sene boyunca nüfusu aynı kalan bir kıtada nasıl oluyor da katlanarak bir nüfus artışının başlangıcı tam da Batı'nın sanayi devrimine denk geliyor bunu bir açıklar mısın? Çocuk yapmaya şimdi mi karar vermişler? Benim bildiğim yoklukta nüfus artmaz. Nasıl oluyor bu iş?
Jolly Jocker
28-05-2012, 18:01
Senin sola olan karşıtlığının tümüyle psikolojik bozukluk kaynaklı olduğunu ısrarla yazıyorum. Zira üslubundaki agresiflik ve saldırganlıktan da anlaşılıyor. Nefret söylemi kullanıyorsun. Öyle bir nefret ki bir türlü dinmiyor. Zulme uğramış insanlara yapılanlar yetmemiş sana. Hala küfrediyorsun arkalarından. Stalinci değilim diyorum ama nafile, gizlice savunduğumu iddia edecek kadar paranoyaklaşıyorsun. Sola olan kininden sağın katliamlarını görmezden geliyorsun. Yazık...
Benim argümanlarıma yanıt üretmek yerine SSCB'yi karalamış ve beni de Stalinci ilan etmişsin. Gizli polisin tecavüzü üzerinden SSCB'yi yargılamak saçmadır. Ama bunu dedim diye Stalin'i ya da SSCB'nin devlet kapitalizmini savunuyor değilim. Bu sonucu nasıl çıkarabildin? Ne biçim mantık bu? Benim dediğim, SSCB'nin devlet kapitalizmini eleştirmek için senin yaptığın gibi ıkınmak gerekmiyor.
Kapitalist devletlerin sömürge yarışı yüzünden çıkmış Dünya Savaşı ve ölen milyonlarca insan, onca darbe, demokratik seçimle seçilmiş sosyalist Allende'ye yapılanlar ve ABD'nin bundaki rolü, kontrgerilla cinayetleri, atılan atom bombaları, Irak işgali, orada on binlerce sivilin ölümü v.s. ortadayken bunları görmezden gelip çoktan çökmüş gitmiş SSCB'nin Stalin'ine atıp tutmak senin sisteminin kusurlarını gözden saklamaya yetmiyor Ludwig'çim. Kapitalizmi, Stalin'e söverek savunamazsın.
Benim imzamın ideolojik görüşümle ilgisi yok. Bambaşka bir bağlam için kullanılmış bir laf o. Neye el atacağını şaşırdın iyice galiba.
Devrimciler durup dururken silaha sarılmadı. Haklarını arıyorlardı ama devlet faşizan karakteri dolayısıyla ve emperyalizmin kışkırtmasıyla gençlik hareketi ve işçi hareketine saldırdı. Bu gençler bir süre hiçbir karşılık vermedi. Sadece öldürüldüler. Ama bir noktadan sonra sabır taştı. Silahlandılar ve kendilerini savundular. Devletin, egemenin zulmünü görmezden gelip mağdurun, ezilenin karşı koyuşunu terörize edip de şereften bahsetme bana Ludwig! Hakkını arayan emekçiye, öğrenciye saldırıp kendi hukukunu ihlal et, böyle yapman için liberallerden ve burjuvaziden her türlü desteği al, arkandaki emperyalizm zaten darbe için bahane arasın ve kontrgerilla örgütleri kurdursun, ondan sonra senin şiddetine karşı kendini ve halkını korumaya kalkan gencecik çocuklara laf et! İnsaf diyeceğim ama gözün dönmüş.
Afrika'nın nüfusu bin senedir aynı falan değil. Önceki yüzyıllarda kölecilik yaygındı, alıp Amerika'ya ve Avrupa'ya götürüyorlardı. Ama artık kölecilik kalkalı beri nüfusları daha hızlı artıyor. Birazcık araştırma yapsan bilirsin Afrika'daki yoksulluğu ama dünyadan haberin yok. Kapitalizmin vitrin camlarının ışıltısı gözlerini fena kamaştırmış. Kemikleri sayılan, su görünce kitleler halinde koşmaya başlayan bir sefalet içerisindeler. Birileri çatlayana kadar tıkınıp servetine servet katarken, bu durum, daha geniş kitlelerin sömürüsü sayesinde oluyor. Senin savunduğun sistem, üretici güçler bu kadar gelişmişken, Mars'a bile uydu gönderiyorken insanlara bunu yaşatıyor işte. Tam da bu yüzden tüm dünyada isyan var. Fransa'dan Yunanistan'a, Latin Amerika'dan Wall Street'i İşgal hareketlerine, İspanya'dan Arap Baharı denen sürece dek kitleler demokrasi ve anti-kapitalizm talebini birlikte yükseltiyor. Ama siz görmemek için gözlerinizi yumuyorsunuz o ayrı. Anti-kapitalizm ve gerçek bir demokrasi benim özgürlükçü sosyalizm dediğim şeyin de iki temelidir.
Stalin kapitalizmi savunsaydı Stalin'i bile savunacak adamlarla neyi tartışabilirsin...
Stalin şöyle yapmış, böyle yapmış...
"ABD yapınca iyi Stalin yapınca kötü..." işe bak...
Adam Stalin'i savunmuyorum diyor....
O da hala sen geçmiş de şöyledin ama diyor....
Neden peki?
Çünkü bugünü tartışmaya cesareti yok da ondan.
Geçmişe saklanarak, -bugün için geçerliliği olmayan şeyler üzerinden erkeklik dersi vermek kolay tabii...
Yüreğin yetiyorsa bugünü tartışacaksın, Stalin'i kınadığın ve onun kusurlarını gördüğün kadar ABD'yi kınayacaksın, bunu yapamıyorsan gelip atıp tutmayacaksın....
zozyaliz
29-05-2012, 09:53
Ama bunu dedim diye Stalin'i ya da SSCB'nin devlet kapitalizmini savunuyor değilim. Bu sonucu nasıl çıkarabildin? Ne biçim mantık bu? Benim dediğim, SSCB'nin devlet kapitalizmini eleştirmek için senin yaptığın gibi ıkınmak gerekmiyor.
Freddie biraz açıklar mısın şu işi. Nasıl oluyor da bu Bolşevikler o kadar Marxistler, o kadar gerçek komunist devrimciler, aralarında Lenin gibi adamlar var, ve kura kura "devlet kapitalizmi" kuruyorlar? Bu adamlar gerizekalı mıydı?
Bugüne kadar 30 tane ülkede komunist devrim yapıldı. Nasıl oluyor da hepsinde de kurula kurula bu "devlet kapitalizmi" kuruldu? Bu adamların hepsi gerizekalı mıydı?
Yoksa "sosyalizm" dediğin şey hakikatte mümkün değil de anca devrim yaptıktan sonra mı anlıyor bu süperzekalar?
Bazı şeriatçı mankafalar da gelip bize diyor ki şeriat aslında Suudi'deki ve İran'daki gibi değilmiş. Onlar gerçek şeriat değilmiş. Gerçek şeriat çok güzelmiş! Yeryüzünde cennetmiş! Bu "gerçek sosyalizm" de öyle birşey mi acaba?
En iyisi ne yapalım biliyor musun? Biz gene devrim yapıp birkaç kere daha deneyelim. Ne de olsa asil bir amaç uğruna deney yaptığımız için insanların kanına girmek dert değil. İnsanlığın ilerlemesi için bu deneyleri yapıyoruz. Koca toplumlara kobay faresi muamelesi yaptıysak ne olmuş? Bıraksaydık da kendi hayatlarını nasıl yaşayacaklarına kendileri mi karar verselerdi? Karıncalar gibi düzenli yaşamak varken niye? Bence denemeye devam etmekte fayda var. Asil bir amaç uğruna yaptığımız için birkaç milyon insanın ölmesi dert değil. Yakışıklı karizma sakallı Che de öyle dememiş miydi?
Allahtan ki içimiz insan sevgisi ile dolu Freddie. Biz olmasak kim koca toplumlar üzerinde bu bilimsel deneyleri yapıp onları özgürleştirmek mümkün mü diye bakardı?
ABD'nin orada burada, Irak'ta, Afganistan'da yapmam istediği demokrasi vb. denemelerine ne oluyor? Onlar ne? Onlar insan değil mi?
Önce sen bununla yüzleş, sonra gel burada millete insanlık dersi ver.
Tarih mücadeleler tarihidir, elbette ezilenler, köleler haklarını arayacak. Kölelikten bu tür mücadeleler sonununda kurtuldu insanlar. Ama halen bu mücadele bitmiş değil. Ücretli kölelik devam ediyor.
O yüzden geçin bu ezber lafları...Çünkü bu ezber laflar kölelliği, çevrenin kirlenmesini, sömürü ve her türlü embesilliği haklı çıkaramaz.
Kapitalizmi zorla dayatan ve küresel ısınma ile dünyayı en büyük deney alanı haline getiren kapitalistler ise bu konuda en son laf edecek kişiler diye düşünüyorum...
zozyaliz
29-05-2012, 12:52
Brian, küresel ısınma diye zırlarken biraz açıklar mısın lütfen sosyalizmde fabrikaların bacasından duman yerine parfümlü oksijen mi çıkıyor? Yoksa gezegenin ekolojisi uğruna dünya nüfusunu 500 milyon insana indirip devam etmek gibi güzel fikirleriniz mi var? Siz süperzeka olduğunuz için herşeyi planlamışsınızdır. Yoksa şimdilik plan sadece varolanı yıkmaktan mı ibaret? Sonrasını da doğaçlama mı yapacaksınız? Mao'nun yaptığı gibi mi mesela? İlk 5 yıllık planında kaç milyon kişi açlıktan öldü demiştin? Çin resmi rakamlarına göre 14 milyon? Tarihçilere göre 30 milyon? Birkaç milyon insancık geberivermiş nedir ki. Elimizde onlardan çok var. Önemli olan varolan bu düzeni yıkmak. Çünkü zengin ******in altında BMW var bizim yok. Kıskanıyoruz. Değil mi?
Tarih mücadele tarihidir diyorsun anladık peki bu ezilenler-köleler ne diye ayaklanmıyor da bu "profesyonel devrimciler" bu işleri yapması gerekiyor? Bunu da bir açıklar mısın? Ezilenler-köleler bu profesyonel devrimcilere bu işi ihale mi etmiş? Yoksa bunlar durumdan vazife mi çıkartıyor? Ezilenler-köleler için ne daha iyi bunlar mı biliyor? Peki bu ezilenler-köleler'i onlara sormadan gelip "kurtardıktan" sonra ne diye kendi kurdukları sapık rejimlerde kelimenin gerçek anlamında (senin mecazı istismar etmen gibi değil, lafzi anlamda) köle edip zorla çalıştırıyorlar? Daha yukarda Yagoda'nın millete siyasi suç icat edip toplama kamplarına tıktıktan sonra onları angaryacı edip onları öldürene dek çalıştırıp kanallar yaptırdığından bahsetmedik mi? Angaryacılık olmasa bile zaten sosyalist düzende devlet herkesi kulağından tutup ya fabrikaya ya tarlaya sürmek durumunda değil mi? Yoksa millet Şirinler şarkısını söyleyerek ve hangi fabrikaya ya da tarlaya gideceğini içgüdüsel olarak bilerek sevinçle işe mi koşuyor sosyalizmde?
Şimdi gelelim ABD'nin Afganistan'a ve Irak'a "özgürlük götürmesine". Biliyorum ABD'nin şeytan gösterilmesi sizin propaganda amaçlarınız için çok önemli. Dürüst bir şekilde hiçbirşeyi konuşmaya niyetiniz yok. Ama yine de bir deniyelim.
ABD'nin Afganistan'a da Irak'a da saldırması temelde o ülke insanını özgürleştirmek için değil, kendi vatandaşını terörizmden korumak için olduğu gibi ufak bir ayrıntıyı önce bir konuşalım mı? Eğer ki Afganistan yönetimi El Kaide gibi bir örgüte kucak açmışsa, onların kendi ülkelerinde serbestçe işlerini yürütmelerine imkan veriyorsa ve onları koruyorsa, ve El Kaide kalkıp elalemin ülkesinde uçak kaçırıp binalara düşürüyorsa, o zaman o Afgan hükümeti savaşı göze almış demektir. Keza hem Afgan yönetimi hem de Irak yönetimi ABD'ye meydan okudular "ve gelin savaşalım" dediler. Hatta El Kaide 11 Eylül saldırılarını yaparken gerçek amacı ABD'yi savaşa çekmekti. Taliban da buna hazırdı. Çünkü bu adamlar 80lerde SSCB'yi yendiler ve akabinde SSCB dağıldı, bunlar da kendileri iman-gücüyle bir süpergücü yıktılar diye inanıyor. Ve o 80lerdeki savaşa o yüzden "kaide" yani temel diyorlar çünkü üstüne kat çıkılacak. Amerika'yı da gene Afganistan dağlarına çekip 10 senede yenip yıkıp büyük hilafeti kurmak için büyük cihada başlayacaklardı. Plan buydu. Ama biliyorum. Sen Zeitgeist gibi bilimsel belgeseller izleyip Amerika'nın Afgan petrolünü çalmak için 11 Eylül'ü kendi kendine yaptığını öğrendin. Zaten Amerika şeytani ırklar olan beyaz ve Yahudi ırklarından oluşur. Bizim ortadoğulu ırkımız gibi kalbi temiz saf insanlar olmadıkları için her türlü şeytanlık onlardan beklenir. Bizim cihatçı hilafetçi güzel insanlarımıza da iftira atıyorlar. Amerikan merkez bankası milletin parasını çalıp Bilderberg bankerleri de savaş çıkarıyormuş. Siyaset bilimcileri ne kadar gerizekalı, 20 yaşında insanların gördüğü bu şeyleri göremiyorlar.
Bir tane hikaye vardır bilirsin. Ateist felsefe profesörü sınıfta birinci sınıf öğrencisi genç tarafından "aklını ispat et" diye morartılır. Çünkü akademisyenler her ne kadar çok bilgili olsalar da, avamın bilmediklerini biliyor gibi gözükseler de avam temiz kalbe sahip olduğu için bu profesörlerin görmediğini görür ve hala profesörlerden daha hikmetlidir ve gerçeğe daha yakındır. Çünkü mesele okumak bilgi falan değil temizkalpliliktir.
Ludwig, yine anlamadan, neyi savunduğumu bile doğru dürüst bilmeden kendince bir takım yakıştırmalarda bulunmuş, bu yakıştırmalar üzerinden fikirler yürütmüşsün.
Benim Sovyet tipi sosyalizmi filan savunduğumu nereden çıkardın? Kendince bir hayal kurup bu hayal üzerinden yanıtlar veriyorsun.
Sovyet tipi sosyalizmi savunduğum yok, o yüzden verdiğin örnek çok yerinde değil.
ABD'yi her koşulda haklı çıkarmak için gösterdiğin gayretler gözden kaçmıyor. Yok terörist saklıyormuş, yok bilmem ne yapıyormuş...Kime göre terörist ABD'ye göre terörist değil mi? Aslında senin o mantığınla hareket ettiğimizde küresel ısınma ile ilgili anlaşmaları imzalamayan, takmayan bu yüzden yeryüzü güvenliğini tehdit eden ABD olduğunu görmemiz çok zor olmasa gerek. Ama sen bunu yapamazsın ve bunu göremezsin; çünkü tümüyle mantığını işine geldiği gibi kullanıyorsun. Tabii ABD suçlarsa bir şey olmaz, bunu başkaları yaparsa suç olur değil mi?
Şimdi gelip bu mantığı bize kabul ettirmeye mi çalışıyorsun, o zaman başka kapıya gideceksin...
Jolly Jocker
29-05-2012, 14:04
Freddie biraz açıklar mısın şu işi. Nasıl oluyor da bu Bolşevikler o kadar Marxistler, o kadar gerçek komunist devrimciler, aralarında Lenin gibi adamlar var, ve kura kura "devlet kapitalizmi" kuruyorlar? Bu adamlar gerizekalı mıydı?
Bugüne kadar 30 tane ülkede komunist devrim yapıldı. Nasıl oluyor da hepsinde de kurula kurula bu "devlet kapitalizmi" kuruldu? Bu adamların hepsi gerizekalı mıydı?
Sosyalizme ulaşmak için emeğin, 'ücretli emek' olarak sınıflaştırılmaya direnmesi ve harekete geçmesi gerekir. Demokrasi gelişip tabanda yayılır. İşçi sınıfı bunun öznesidir. Sadece siyasal demokrasi yetmez, toplumsal yaşam ve ekonomi de demokratik kontrol altına alınır. Bu doğrultuda, idari yapı olarak yerel ve yerinden yönetim güçlenirken mahalle komiteleri, işçi ve köylü konseyleri v.s. eliyle özyönetim organları kurulur. Yüzlerce... Ekonomik alanda da işyeri ve fabrika komiteleri eliyle çalışanlar yönetime katılır. Sosyalizm kamulaştırmadır ama devletleştirme değildir. Özerkleştirme vardır. Kamusal alan demokratikleştirilir ve kamu kendini yönetmeye başlar. Doğrudan demokrasi pratikleri ile taban denetimi artırılmış temsiliyet birarada götürülür. Devlet, bürokrasi, ordu ve polis yoktur. Tek parti iktidarı ve burjuvazi yoktur. Kısacası; sosyalizmde, daha doğrusu ona ulaşmak için geçirilmesi gereken devrimci dönemde temel olan proleteryanın özyönetiminin doğması, komünal iradenin ortaya çıkmasıdır.
''Reel sosyalizm''de ise proleteryanın özyönetimi, yani komünal irade değil, parti yönetimleri söz konusu oldu. Bunda söz konusu devrimci liderlerin teoriyi tahrif etmelerinin olduğu kadar, ilk tecrübe olan SSCB'nin olağanüstü koşullar nedeniyle(iç savaş dönemi) partiyi egemen kılması ve bürokratikleşmesi, sonrasında da ortaya çıkarılan bu bürokrasinin egemen olmasının payı var. Stalin'in şahsında ortaya çıkan bürokratik karşı devrim gerçekleşmeden evvel, elbette yine çeşitli hatalar yapıldı ama emekçilerin özyönetimi anlamına gelen sovyetler mavcuttu. Zaten devrim, bunlara dayanarak yapılabilmişti. Ama proleteryanın özyönetiminin tasfiyesi -Stalin'le tamamlanmış olsa da- başlangıcı bence Lenin'in taylorizmi benimsemesidir. Lenin bu hatayı hem teorik kavrayışındaki yanlışlık hem de Rusya'nın geri kalmış bir ülke olması ve hızlıca gelişmek istemesi yüzünden yaptı. Küba, Kore, Çin v.s. ise zaten stalinizmin etkisinde gerçekleşti. Ve proleter devrim olarak değil milli ve demokratik devrime benzer bir hüviyette gerçekleşti. Proleter devrim niteliği taşıyan sadece Ekim Devrimi idi.
Kısacası; proleterya diktası demek proleteryanın özyönetimi ve kendi çıkarlarını milis gücüyle yine kendisinin savunması demektir. Sosyalizmin kuruluşuyla burjuva sınıfının maddi temeli tasfiye olduğunda ise emeğin milis gereksinimi de ortadan kalkacak, yani ''diktatörlük'' sönümlenecektir. Burada dikta ifadesi, kitlelerin kendi çıkarlarını olası saldırganlara karşı milis şeklinde korumasını ifade etmekten başka anlama gelmez. Kesinlikle devlet değildir. Proleterya diktatörlüğü süreci, her tür yabancılaşmanın ve dolayısıyla devletin de aşıldığı bir süreçtir. Bu sürecin ne kadar süreceğini proleteryanın kendi mücadelesi gösterecek. Devrim bir süreçtir. Proleterya kendi özyönetim organlarını bugünden yaratır. Bunu yaydıkça bunlar devletin iktidarına alternatif hale gelir ve devlet(ve burjuvazi, çünkü devlet burjuva sınıf egemenliğidir) krize girer. İkili iktidar durumu oluşur. İkili iktidarın proleter özyönetim organları lehine teke inmesi siyasal devrimdir. Devrim, bir süreçtir. İkili iktidar döneminden başlar, sosyalizmin ilk aşamasına dek sürer.
Daha da kısacası; proleterya diktatörlüğü dediğimiz şey, emekçi kitlelerin kendini yönetmesi, yani demokrasiyi ve özgürlükleri tabana yayıp görülmedik ölçüde genişletmesi anlamına gelir. Burada anahtar sözcük, ezilen kitlelerin söz, yetki ve karar hakkının radikal ölçekli artışı, iradelerinin egemen kılınmasıdır. Sosyalist bir hareketin bu adı hak edip etmediği ancak emekçi kitleleri ne derece söz sahibi bir özne haline getirdiğiyle ölçülebilir. Bunu yapan sosyalisttir, yapmayan ise -adına ne derse desin- sosyalist falan değildir. SSCB, devrimi yapan proleteryanın özyönetim organlarını(sovyetleri) devletleştirerek proleterya diktatörlüğünü tasfiye etti. Yerine parti diktasını koydu. Sosyalist bir devlet olarak görülemez. Zaten ''sosyalist devlet'' olmaz. Devlet varsa sosyalizm yoktur.
Peki sosyalist denebilecek, proleterya diktasına örnek gösterilebilecek hiçbir deneyim yok mu tarihte?
Öncelikle şunu belirtmek gerekir ki, olmaması hiçbir şeyi değiştirmezdi. Yoksa yaparız ve olur! Cumhuriyetler ilan edilmeden önce cumhuriyetçilere hayal perest muamelesi yapılmıyor muydu? SSCB'deki devlet kapitalizmi(Stalinizm) de aynı süreci yaşadı. Kadın eşitliği, siyahların eşitliği, eşcinsellerin eşitliği v.s. hep hayal perestlikle suçlandılar. Egemen sınıf uzantıları ve gericiler daima yenilikleri bu tür suçlamalarla bastırma yoluna gitmişlerdir. Eğer hiç örneği yoksa uğraşır yaparsın. Herşey bizim elimizde. Yaparsak olur, bu kadar basit!
Ama proleterya diktasına örnek gösterilebilecek pratikler tarihte vardır. En bilinen örnek elbette Paris Komünüdür. Ekim Devrimi öncesinde Rusya'yı yıllarca sarmış bulunan ve devrimi olanaklı kılan, devrimden sonra da 1920'lerin ortasına dek süren işçi, köylü, asker sovyetleri de proleterya diktatörlüğüne örnektir. Kendine o adı verip vermediğinden bağımsız olarak bence Ukrayna'daki Makhnovist hareket, İspanya'da anarşistlerin deneyimi ve yıllardır Meksika'daki Zapatistalar da bunun birer örneğidir. Ülkemizdeki Fatsa deneyimi de buna bir örnek olarak gösterilebilir. Bunların hiçbiri kendiliklerinden yıkılmadı, hepsi savaşla yıktırıldı. İlki devletleştirildi, sonuncu ise hala sürüyor. Daha gelişkin ve yaygın örnekler yapmak bizim elimizde.
Şunu da söyleyeyim; proleterya diktası sadece kendisi egemen olduğunda düşünülmemelidir. Devrimi yapana dek geçecek bir ikili iktidar dönemi de vardır. Proleterya diktası; örgütlü proleteryanın demokratik ve ekonomik kazanımlar için bastırması, sonunda sosyalizmi hedeflediği bir süreci yaşaması, bu süreç içinde emekçi kitlelerin kendini yönetimini ve mülkiyetin git gide kamusallaşmasını ifade eder. Bunun ana noktası, kendi örgütlülükleri ve dinamizmleriyle kendi iradelerini devlet ve burjuva sınıfında hakim kılmalarıdır. Sağlıklı ve sonunda git gide gelişerek sosyalizme dönüşecek bir sosyal demokrasi de ancak bu şekilde yaşanır mesela. Asıl olan, emeğin örgütlülüğü ve kazanımlar elde etmek için özneleşmesidir. SSCB emeği bir özne olmaktan çıkarıp 'öncü partinin' nesnesi durumuna düşürdü. Ama mesela İsveç'te emekçiler örgütlü bir özne gibi hareket etti, iktidarı teke indieremediyse de kendi örgütlü gücüyle egemen sınıf üstüne basınç yaptı ve yıllarca sosyal haklar ve demokratik haklar elde etti. İsveç, proleterya diktasına SSCB'den çok daha fazla yaklaştı bu açıdan.
Yani, proleterya diktasını Zapatistalar gibi devlete savaş açıp ve onu tanımayıp kendi özyönetim organlarını kurup ikili iktidar yaratarak da ortaya çıkarabilirsin; proleteryayı örgütleyip özneleştirerek sistem içinde baskı kurmasını, git gide artan ve sonunda devrime yol açan biçimde sosyal hakları, demokrasiyi ve kamulaştırmayı geliştirmesi biçiminde de düşünebilirsin. Bunların ikisi de birer yoldur. Devletin yapısına göre biri yahut diğer öne çıkar. İlk dediğim anarşizmi andırır; ikinci dedim de sosyal demokrasiyi andırır. Ama kitlelerin özneleşmesi ve denetiminin artmasına, sokak dinamizmine dayanan, tam da bu yüzden sistem içine çekilemeyen, sosyalizme ilerleyen bir sosyal demokrasidir. Sosyalizme ilerlediği ve özyönetimi geliştirdiği için bu düzen içi bir sosyal demokrasi değil nüveleri bugünden atılmış ve git gide büyüyen bir proleterya diktasıdır. Proleterya diktası; proleteryanın örgütlenmesi, günden güne bilinçlenmesi, özyönetim deneyimini artırması, dinamizmini yükselterek korumasıyla ortaya çıkar ve gelişir. Bugüne dek, sosyal demokratik kazanımlar elde eden nice sosyalist hareket, sokak desteği sönümlenince parlamentoda sosyal demokrat düzen partilerine dönüştü. Çünkü kitleleri özneleştiremediler. Kitle denetimi partinin üzerinden kalkınca da sisteme entegre oldular. Fatsa gibi otonomist denebilecek deneyimler ise(ki en başta taraftar olduğum bu tür deneyimlerdir) devlet gücüyle yok edildi.
İşin özeti; proleterya diktası dediğimiz şey proleteryanın kitlesel olarak özneleşmesi, özyönetim yetisi kazanması, kendi hakkını bizzat araması, sokağa hakim olup dinamizmini korumasıdır. Bu bir süreçtir. Hak mücadeleleri ile başlayan, reformlar ve devrimci dönüşümlerle devam eden bir süreç. Bunun öznesi 'öncü parti' değil proleteryadır. Anahtar kelimesi özyönetimdir, demokrasinin tabana yayılarak gelişmesidir. İktidar gerçek anlamda desantralize olur. Hiç de olmayacak birşey değildir. Bir anda ihtiyaca göre paylaşım yapılan komünist düzen kurmak gibi bir niyetimiz yok yani. Ütopya yaftalarını kendine sakla.
Hatta şu iddiayı yapayım sana, esas ütopya olan liberalizmdir. Çünkü dayandığı sınıf olan burjuvazi devletsiz, ordusuz, bürokrasisiz, darbesiz, kontrgerillasız, cinayetsiz, savaşsız yapamaz. Ekonomiye devletin burjuvazinin lehine müdahele etmesi, burjuvazinin borçlarının devletleştirilerek kamuya ödetilmesi, sosyal transferlerin ve işsizlik fonlarının iç edilmesi v.b. onlarca örnek göstermiştir ki burjuvazi hiç de liberal değildir. Basbaya devletçidir. Liberalizm, kendi öznesi tarafından bile kabul görmediği için basbaya ütopyadır. Zaten liberaller de hiçbir zaman kendi görüşleriyle iktidar olamamışlar, daima güya karşı oldukları muhafazakar, milliyetçi, hatta sol görünümlü partilere kene gibi yapışmışlardır. Liberalizmin ne taşıyıcısı bir özne var ne de emekçi yığınlar arasında alıcısı. Üç-beş kendini entel sanan, aykırının da aykırısı akademisyen zibidinin zihinsel mastürbasyon aracıdır liberalizm.
zozyaliz
29-05-2012, 15:00
Sizin Şirinler ütopyası anca o 1000-2000 kişilik topluluklarda olur işte. Kendi ağzınla örneklerini veriyorsun. Ciddi fikirlerle gelin. Devlet yönetmek çocuk oyuncağı değil. Madem süper fikriniz var demokratik yoldan gelin milleti ikna edin. Milletin aklına yatmıyorsa da silahla dayatacak mısınız? Kendi kendinize ve burada bize "halk aslında bizim devrim yapmamızı istiyor" diye masallar anlatıyorsunuz. O yüzden mi Lenin demiş "bu proleterler anca sendikalaşabiliyor, profesyonel yani meslek olarak devrimcilik yapıp devrimi biz enteller yapmazsak bu salaklar bir halt yapamaz". Madem süper fikriniz var devleti nasıl yöneteceğimize dair ya da toplumu nasıl organize edeceğimize dair buyrun fikirlerinizi paylaşın. Planınız nedir? Sorun şu ki planınız falan yok. Sadece beylik bir iki laf var. Sonuçta uygulamada dönüp dolaşıp Kuzey Kore gibi cehennemler kurmaktan başka bir halt yapacağınız da yok.
Bizim düzenimizi de eleştirirken şunu da anla ki bizim düzende tartışma var, ve liberal demokratik düzen sürekli olarak tartışan, kendini yenileyen, iyileştiren ve ucu açık bir düzendir. Sizin düzende ise hikmeti kendinden menkul, herşeyin en iyisini "bilimsel" olarak bilen, devrim sonrası apoletli ceketleri üstüne çekmiş ve birbirinin kuyusunu kazmaya çalışan bir oligarşi 19. yüzyılda yazılmış kutsal mentinlere dayanarak kuralları taştan yazılacak dogmatik ve despot bir düzen kurmak istiyor. Bizim düzenimizde hukukun üstünlüğü, kanun hakimiyeti var. Siz de ise kim gücü eline geçirirse onun sözü kanun oluyor. Bizim düzenimizde İnsan Hakları beyannamesi gibi, BM tüzüğündeki dünya barışı ideali gibi ideallerimiz var. Sizin düzeninizde ise insan hayatı gayet ucuz çünkü sosyalist ideal insan hayatından daha değerli. Gerektiğinde milyonları kasten açlıktan öldürmek kabul edilebiliyor. Halkı sindirip korkutarak ve varlıklarını bir sosyalist ideale armağan etmeleri için beyinlerini yıkayarak terbiye etmek faydalı görülebiliyor.
Kontrgerilla lafını da bir daha duymayım. Hem "silahlı örgüt kurmaya karar verdi bizim devrimciler" diyorsun sonra da "devlet bizimkilere karşı kontrgerilla kurdu" diye zırlıyorsun. Napaydı devlet de? Bir avuç çapulcu silahlandı diye hepimizin yularını bu haydutların eline mi vereydi? Senin terörist devrimcilerin oturaydı yerinde. Onların yüzünden bizim devletimiz iyice çeteleşti, askeri darbeler bizi iyice aşağılayıp ruhumuzu ezdi. Çünkü bir kaç tane 20li yaşlarda süperzeka devleti yönetmeye talipmiş! Tabi Hz Lenin silahla devlete el koyduğu için adet böyleymiş, bunların da eline silah alıp iç savaş çıkarması gerekiyormuş.
Bolşeviklerin dünyaya akıttığı bu zehir ve virüs gibi yayılan sapık tehdit olmasaydı Almanya'da Naziler de hiçbir zaman o kadar palazlanmayacaktı. İkinci Dünya Savaşı olmayacaktı. Belki nükleer silahlar hala geliştirilmemiş olacaktı. Soğuk Savaş olmayacaktı ve NATO'nun kurulmasına da, o kadar ülkede darbe yapılmasına da gerek olmayacaktı. Bu kadar Arap ülkesinde bugün büyük zaiyatla yıkılmaya çalışılan bu Arapçı-sosyalist diktatörlükler kurulmayacaktı. Naziler hiçbir zaman palazlanıp gücü ellerine geçiremeyeceği için ve Yahudilere soykırım yapamayacakları için İsrail de hiçbir zaman kurulmayacaktı ve bu bölgede İslamcılığın ve milliyetçiliğin palazlanması sınırlı kalacaktı. İran'da İsrail'in desteklenmesinden dolayı ve Şah'ın CIA operasyonu ile SSCB tehdidine karşı geri getirilip desteklenmesinden dolayı doğan nefretten beslenen ve gerçekleşen İslam devrimi hiçbir zaman olmayacaktı. Bizim ülkemizde de Leninci bir örgüt olan PKK hiçbir zaman kurulmayacaktı ve bu işler bu kadar arapsaçına dönmeyecekti. Asker de memleket meselelerinde bu kadar ağırlığı olmayacaktı çünkü bahanesi olmayacaktı ve demokrasi çok daha erken buralarda kök salacaktı. Bu topraklarda İslam'dan modernliğe geçiş çok daha hızlı olacaktı. Çünkü İsrail yüzünden, ve Soğuk Savaş dönemi ABD'nin SSCB ile otuz tane ülkede proxy savaş etmesinden dolayı ve içişlerine müdahele etmesinden dolayı Ortadoğuda milliyetçilik İslamcılık olarak tezahür etti. Bolşevik zehiri olmasa dünya çok daha farklı bir yer olurdu. Ama siz tabi herşey için ABD'yi suçlamaya devam edin. Çünkü ne de olsa propaganda amaçlarınız için önemli. Zaten ortadoğu halkı olduğumuz için ve nispeten fakir olduğumuz için zengin beyaz ırktan nefret etmek bizim en doğal hakkımız.
Jolly Jocker
29-05-2012, 15:20
Anlattığıma tek kelime cevap veremeyince saçmalamaya başlamışsın. Biz ne anlatıyoruz sen ne anlatıyorsun. Fanatiklikten, düşmanlıktan gözün dönmüş. İyi niyetli değilsin kesinlikle.
O kadar aklın uçmuş ki tüm Rusya'yı saran sovyetleri ve fabrika komitelerini ''1000-2000 kişilik topluluklar'' diye adlandırıyorsun. Birinci Dünya Savaşında kapitalist itilaf devletlerin baskısı yüzünden öfkelenip nazizme yönelen Alman halkının tümüyle emperyalistlerin kendilerini ezmelerine hırslanmalarından kaynaklanan İkinci Dünya Savaşını bile SSCB'ye bağlamışsın!
Orta okul kitaplarında bile Almanları nazizme yönlendirenin Birinci Dünya Savaşında yenildikten sonra imzalamak zorunda kaldıkları Versay Barış Antlaşmasının koşullarının ağırlığı olduğu yazar. Cehalet en üst safhaya ulaşmış sende. Çünkü psikolojin bozuk, gözün dönmüş halde.
Bir de utanmadan kontrgerillayı aklamaya kalkmışsın. Hani demokrattınız siz? Liberalizmle demokratlık yan yana duramıyor. Bunu da en iyi, solculara olan kininiz teşhir ediyor. Kendini rezil edip duruyorsun. Biraz tarihi araştırsan devrimcilerin silahlı eyleme başlamalarının, uğradıkları saldırı ve öldürme olaylarından çok sonra olduğunu bilirdin. Ama ABD'nin atom bombalarını, ülke işgallerini, sistemin yarattığı dev eşitsizlikleri, dünya savaşlarını umursamayan biri darbeleri, kontrgerillayı mı umursayacak? Elbette umursamazsın. Sadece şunu bil: Dünyanın pek çok yerinde gencecik insanları katlettiniz. Sizler, burjuva çıkarlarını korumak için seri cinayetler işlemekten çekinmeyen katillersiniz. Size direnen, kendini korumaya kalkan ezilenleri, işçiyi, öğrenciyi terörist ilan edecek kadar da vicdansızsınız.
Bizim düzenimizi de eleştirirken şunu da anla ki bizim düzende tartışma var, ve liberal demokratik düzen sürekli olarak tartışan, kendini yenileyen, iyileştiren ve ucu açık bir düzendir. Sizin düzende ise hikmeti kendinden menkul, herşeyin en iyisini "bilimsel" olarak bilen, devrim sonrası apoletli ceketleri üstüne çekmiş ve birbirinin kuyusunu kazmaya çalışan bir oligarşi 19. yüzyılda yazılmış kutsal mentinlere dayanarak kuralları taştan yazılacak dogmatik ve despot bir düzen kurmak istiyor. Bizim düzenimizde hukukun üstünlüğü, kanun hakimiyeti var. Siz de ise kim gücü eline geçirirse onun sözü kanun oluyor. Bizim düzenimizde İnsan Hakları beyannamesi gibi, BM tüzüğündeki dünya barışı ideali gibi ideallerimiz var. Sizin düzeninizde ise insan hayatı gayet ucuz çünkü sosyalist ideal insan hayatından daha değerli. Gerektiğinde milyonları kasten açlıktan öldürmek kabul edilebiliyor. Halkı sindirip korkutarak ve varlıklarını bir sosyalist ideale armağan etmeleri için beyinlerini yıkayarak terbiye etmek faydalı görülebiliyor.
Ludwig bir taraftan kontrgerillayı savunuyor, bir taraftan tartışma özgürlüğü ve demokrasi diyor.
Kontrgerilla'nın işlevi neydi peki?
İşçi hareketlerini ve her türlü sol hareketleri bastırmak. Bunun için terör dahil tüm yöntemler kullanılacaktı.
Ludwig burada kontrgerillayı savunmakla tüm solcu, sosyalist vb. olanları otomatikman Stalin yanlısı, terörü savunan şiddet yanlısı kişiler olmakla suçluyor. İşte bu da onun demokrasiye nasıl baktığını gösteriyor. Adamın savunduğu İran'da İslam demokrasisi gibi bir şey, orada Müslüman olmayan herkesi sapkın vb. görmeleri gibi Ludwig de burada kapitalizmi savunmayan herkesi terörist olmakla suçluyor bir bakıma. Bu da onun ne kadar gerici bir demokrasiyi savunduğunu aslında demokrasiyi değil bir tür faşizmi savunduğunu gösteriyor.
Demokrasi de çeşitlilik esastır ama Ludwig kontrgerillayı savunarak bunu kabul etmiyor. Demokrasiler de yasalara uymak ve yasalar çerçevesinde hareket etmek esastır. Ve yine demokrasilerde yasalar çerçevesinde hareket etmek esastır. Kafanıza göre bu tehlike yaratabilir o yüzden onu öldürebilirim diyemezsiniz. Ama Ludwig kontrgerilla savunarak işine geldiği zaman yasaları çiğnerim demeye getiriyor.
Sonra çıkıp Ludwig vb. Stalin'den şikayet ediyor? Neymiş Stalin şiddet yanlısı biriymiş, hukuk nedir bilmezmiş, şu bu....Ama Stalin kapitalist olsaydı o zaman şuna benzer şeyler söyleyecekti: yahu adamı tehdit etmek istiyorsanız o da boş boş oturak değil ya tabii öldürecek.
Sonra kalkmış burada demokrasiden söz ediyor. Aslında demokrasiyi maske amaçlı göstermek için kullandığı ortada. Ama maskesi çabucak düştü...
Zaten burjuva demokrasisi kitleleri aldatmak için kullanılan bir yöntemdir. Kitleler kendileri karar aldığını düşünür ve bu yanılgıya kapılır. Burjuva da bu yöntemle kitleleri istediğini yaptırır. Yani burjuva demokrasisi kitleleri kandırarak, onların gönül rızalarını alıp, istediğini yaptırır. Bu yöntem insanlara bir şeyi direk zorla yaptırmaktan daha etkilidir.
Hayatımın hiçbir döneminde Stalin yanlısı olmadım, Sovyet yanlısı da olmadım...Ama böylesi toptan bakışlardan artık tiksiniyorum...Ama Stalin'den şikayet ederken onun yaptığı başka biçimlerde yapanları da görmek ve bilmek gerekir. Kapitalist olmak demek her koşulda haklı olmak demek olmadığı gibi sosyalist yanlısı olmak her koşulda terörist olmak anlamına gelmez. Ama Ludwig bunu bile anlayamamış, çünkü savunduğu Avrupa'da sosyal hakları savunan sosyalist, yeşiller vb. partilerin bile var olduğu, iktidara geldiği bir demokrasi anlayışı değil en berbat, en rezil en gerici türden vahşi kapitalizmi savunan bir demokrasi anlayışı.
zozyaliz
29-05-2012, 19:42
Lafla peynir gemisi yürümez. Masal anlatma. Hele şu "devrim" denilen olayı bir samimi şekilde kınayın, hele şu "devrimci" denilen teröristleri bir kınayın, hele buralarda Stalincilerle saf tutmayın, ondan sonra biz de inanalım sizin samimiyetinize. Sosyaldemokratsan, demokrasiye insan haklarına inanıyorsan ne diye Lenincilerin Stalincilerin yanında saf tutuyorsun? Ne diye Leninci teröristlere "üç fidan" diye ağıtlar yakıyorsun? Ne diye Che gibi katil ruhlu Stalincilere "kahraman" diyorsun, adamın karizma sakalına aşık oluyorsun, tapıyorsun? Ne diye bu despotik sapık rejimi her ülkede silahla iç savaşla hakim kılma derdindeki SSCB'ye karşı kurulmuş NATO'ya, ve bu mücadelenin lideri ABD'ye ateş püskürüyorsun? Hani sen Stalinci değildin? Kimin tarafındasın bir söyler misin?
Lafla peynir gemisi yürümez. Masal anlatma. Hele şu "devrim" denilen olayı bir samimi şekilde kınayın, hele şu "devrimci" denilen teröristleri bir kınayın, hele buralarda Stalincilerle saf tutmayın, ondan sonra biz de inanalım sizin samimiyetinize. Sosyaldemokratsan, demokrasiye insan haklarına inanıyorsan ne diye Lenincilerin Stalincilerin yanında saf tutuyorsun? Ne diye Leninci teröristlere "üç fidan" diye ağıtlar yakıyorsun? Ne diye Che gibi katil ruhlu Stalincilere "kahraman" diyorsun, adamın karizma sakalına aşık oluyorsun, tapıyorsun? Ne diye bu despotik sapık rejimi her ülkede silahla iç savaşla hakim kılma derdindeki SSCB'ye karşı kurulmuş NATO'ya, ve bu mücadelenin lideri ABD'ye ateş püskürüyorsun? Hani sen Stalinci değildin? Kimin tarafındasın bir söyler misin?
Buradaki Stalinciler kimmiş, onlarla neyin safını tutmuşum? Kime üç fidan demişim? Nerede 'Che' kahraman demişim?
Sosyal demokrat değilim....Özgürlükçü sosyalizmi savunduğumu forumda yazdım bir kaç kere...
Ludwig hayali senaryolar yazıp bunların üzerinden boş tartışmalar yürütüyorsun.
Ne diye bu despotik sapık rejimi her ülkede silahla iç savaşla hakim kılma derdindeki SSCB'ye karşı kurulmuş NATO'ya, ve bu mücadelenin lideri ABD'ye ateş püskürüyorsun?
Ne oldu eleştiriler ağır mı geldi? Yasa dışı bir şey yaparsan hesap vereceksin tabii..NATO olunca ne oluyor dokunulmaz, eleştirilmez ve Tanrı'nın emri mi oluyor?
NATO bu yaptıklarından dolayı İtalya'da dolaylı olarak hesap verdi: Gladio davası ve operasyonlarını bilen bilir. Kimse senin dediğin gibi olaya bakıp, açıklama yapmadı...Senin dediğin gibi bir açıklamayı kim yapabilir acaba?
Sana kalırsa bunları sorgulamak, eleştirmek suç...İşe bak sen...
zozyaliz
29-05-2012, 21:02
Ne oldu eleştiriler ağır mı geldi? Yasa dışı bir şey yaparsan hesap vereceksin tabii..NATO olunca ne oluyor dokunulmaz, eleştirilmez ve Tanrı'nın emri mi oluyor?
Yasaya inanmıyanlar bu lafı edemez. Eline silah alıp "devrim" yapma peşinde koşanlar mı yasaya inanıyor? Onları eleştirmeyip aksine onlarla kanka olanlar mı yasaya inanıyor?
Yasaya inanmıyanlar bu lafı edemez. Eline silah alıp "devrim" yapma peşinde koşanlar mı yasaya inanıyor? Onları eleştirmeyip aksine onlarla kanka olanlar mı yasaya inanıyor?
Yasaya inanmayan kim ve kimin yasası, önce bu sorunun cevabını iyi düşün...
Ve yasadan yasağa fark var...Sanırım bunu da biliyorsun...
Sen her türlü yasağa uyacağını veya bunlara uymayanlara sapkın ilan edeceğini söyleyebilir misin?
Eğer söylersen doğru söylemediğin bu örnekte bile az çok belli...O halde yasaya inanmak ne demek oluyor, kendi kafandan koyduğun hayali yasalardan mı söz ediyorsun yoksa?
Yani kendi koyduğu yasaya uymayanlara elbette lafımız olacaktır....
Öte yandan eline silah alıp devrim diye koşanları her koşulda destekleyeceğimi filan nereden çıkardın, yine hayali senaryolar yazmaya başladığını görüyorum...
AlbatrosS
30-05-2012, 00:07
Freddie biraz açıklar mısın şu işi. Nasıl oluyor da bu Bolşevikler o kadar Marxistler, o kadar gerçek komunist devrimciler, aralarında Lenin gibi adamlar var, ve kura kura "devlet kapitalizmi" kuruyorlar? Bu adamlar gerizekalı mıydı?
Bugüne kadar 30 tane ülkede komunist devrim yapıldı. Nasıl oluyor da hepsinde de kurula kurula bu "devlet kapitalizmi" kuruldu? Bu adamların hepsi gerizekalı mıydı?
Yoksa "sosyalizm" dediğin şey hakikatte mümkün değil de anca devrim yaptıktan sonra mı anlıyor bu süperzekalar?
Bazı şeriatçı mankafalar da gelip bize diyor ki şeriat aslında Suudi'deki ve İran'daki gibi değilmiş. Onlar gerçek şeriat değilmiş. Gerçek şeriat çok güzelmiş! Yeryüzünde cennetmiş! Bu "gerçek sosyalizm" de öyle birşey mi acaba?
En iyisi ne yapalım biliyor musun? Biz gene devrim yapıp birkaç kere daha deneyelim. Ne de olsa asil bir amaç uğruna deney yaptığımız için insanların kanına girmek dert değil. İnsanlığın ilerlemesi için bu deneyleri yapıyoruz. Koca toplumlara kobay faresi muamelesi yaptıysak ne olmuş? Bıraksaydık da kendi hayatlarını nasıl yaşayacaklarına kendileri mi karar verselerdi? Karıncalar gibi düzenli yaşamak varken niye? Bence denemeye devam etmekte fayda var. Asil bir amaç uğruna yaptığımız için birkaç milyon insanın ölmesi dert değil. Yakışıklı karizma sakallı Che de öyle dememiş miydi?
Allahtan ki içimiz insan sevgisi ile dolu Freddie. Biz olmasak kim koca toplumlar üzerinde bu bilimsel deneyleri yapıp onları özgürleştirmek mümkün mü diye bakardı?
Bence sen ''psikiyatri raporunu'' açıkla da bu sayıklamalarının ne olduğunu anlasın insanlar. 100 yıl evveli bugünle ''anlamlı'' bir kıyaslama yapabilmek için ne olmak lazım onu da bilmiyorum.
Stalin bir vakı'a. İnkar eden de yok elbette. Peki Stalin iktidara geldiğinde ABD neydi? Pax-Romana kölelik barışının modern bir tezahürü değilse neydi? Aperteid rejiminin üzerinden ''sek sek'' oynarak geçerken Stalin ''VANDALLIĞI'' diyerek yakınman pek de anlaşılır değil.
Toplumsal evrimin köleler, teba, vatandaş-teba ve vatandaş-köle evrilmeleri hiç dikkatini çekmediyse, çekmiyorsa yapacak bir şey yok. Firavun'un Piramidleri inşa eden ''köleleri''yle aperteid rejimlerinin ''faşist zorbaları''nın ortalama 16 saate(ki 8 saatlik ''hak'' mefhumunu yaratan kanlı mücadeleler tarihi) ''ölüm-sıtma'' denkleminde karın tokluğuna çalışmaya mahkum ettiği ''özgür-vatandaş'' köleleri arasında sen ideolojik formasyon(ve ondan da öte psikiyatrik arazların) gereği bir ontolojik süreklilik göremeyebilirsin. Biz biliriz Amerikan kömür işçilerinin hangi ''özgür'' GULAG yöntemleriyle çalıştırılmaya zorlandığını. Merak eden 16 TON belgeseline göz atsın.
Mülkiyetin cebir, zor ve devlet ile belli kanallarda toplandığı kapitalist üretim formasyonunda(bakınız yeni kentsel dönüşüm hede-hödösü) ''über akıllı ve zeki girişimci'' teraneleri okumak kolay. Sizinki vajinasına jilet koyduğunuz bir kadının karşısında kafasına silah dayadığınız bir adama '' hokkabazlık'' edip pipin yarılmadan bu kadınla birlikte olursan altınlar senindir... demekten farksız. Bu durumda ''vajinal sezaryen'' yaparak pipinin refahı için vajinayı keser, yandan giriş yaparsın. Buna da ''özgür ilişki'' dersiniz(ya da kapitalizm). İtiraz edene de ''maymunlar çağında böyle miydi; zaarlar tutup zorla zikerdi'' diyorsunuz. (Bakınız, yetmez ama EVET+Tayyip-giller)
Aslında siz ''hak'' mefhumu diye bir şeye inanmıyorsunuz, ''özgürlük''se M. Stinner'dan mülhem biraz sorunlu. Az biraz ateist de olduğunuz üzre, anarşik formasyonun ırzına geçip ''tecavüz özgürlüğü ve aşkın benlik'' diye bir şey. Benlik fetişizminin anarşik, ateist ve liberal oryantasyonu. Dön dolaş geldiğiniz kuyu başı hep aynı: Devlet tecavüzüne hayır; yaşasın birey! Eyvallah; ama bir farkla: Birey tecavüz edebilir...Nasıl mı? Stinner'a bak, anlarsın...
Dedik ya, çağ değişiyor. Sosyalistler bile. Chp bile değişiyor! Liberaller, aynı... Yüzleşme mi, dediniz? Ludwig'e bak anlarsın...
Jolly Jocker
30-05-2012, 02:26
Bolşeviklerin dünyaya akıttığı bu zehir ve virüs gibi yayılan sapık tehdit olmasaydı Almanya'da Naziler de hiçbir zaman o kadar palazlanmayacaktı. İkinci Dünya Savaşı olmayacaktı. Belki nükleer silahlar hala geliştirilmemiş olacaktı. Soğuk Savaş olmayacaktı ve NATO'nun kurulmasına da, o kadar ülkede darbe yapılmasına da gerek olmayacaktı. Bu kadar Arap ülkesinde bugün büyük zaiyatla yıkılmaya çalışılan bu Arapçı-sosyalist diktatörlükler kurulmayacaktı. Naziler hiçbir zaman palazlanıp gücü ellerine geçiremeyeceği için ve Yahudilere soykırım yapamayacakları için İsrail de hiçbir zaman kurulmayacaktı ve bu bölgede İslamcılığın ve milliyetçiliğin palazlanması sınırlı kalacaktı. İran'da İsrail'in desteklenmesinden dolayı ve Şah'ın CIA operasyonu ile SSCB tehdidine karşı geri getirilip desteklenmesinden dolayı doğan nefretten beslenen ve gerçekleşen İslam devrimi hiçbir zaman olmayacaktı. Bizim ülkemizde de Leninci bir örgüt olan PKK hiçbir zaman kurulmayacaktı ve bu işler bu kadar arapsaçına dönmeyecekti. Asker de memleket meselelerinde bu kadar ağırlığı olmayacaktı çünkü bahanesi olmayacaktı ve demokrasi çok daha erken buralarda kök salacaktı. Bu topraklarda İslam'dan modernliğe geçiş çok daha hızlı olacaktı. Çünkü İsrail yüzünden, ve Soğuk Savaş dönemi ABD'nin SSCB ile otuz tane ülkede proxy savaş etmesinden dolayı ve içişlerine müdahele etmesinden dolayı Ortadoğuda milliyetçilik İslamcılık olarak tezahür etti. Bolşevik zehiri olmasa dünya çok daha farklı bir yer olurdu. Ama siz tabi herşey için ABD'yi suçlamaya devam edin. Çünkü ne de olsa propaganda amaçlarınız için önemli. Zaten ortadoğu halkı olduğumuz için ve nispeten fakir olduğumuz için zengin beyaz ırktan nefret etmek bizim en doğal hakkımız.
Bu üstte yazdıklarının hepsini ABD başta olmak üzere emperyalizm yaptı. Milliyetçiler, liberaller, dinciler de destekledi. Bunu inkar etmiyorsun. Seninki, kendi pislikleriniz için, mağdur ettiğiniz insanları suçlamaktan ibaret bir yüzsüzlük. Üstte yazdıklarının, ''O kadar kısa giyinmeseydi tecavüz olmazdı, demek ki kadın suçlu!'' diyen zihniyetten zerre farkı yok. ''Demokrasinin ırzına siz geçeceksiniz diye ortalığı galeyana getirip biz geçtik!'' demek gibi birşey seninki. Saçmalık olduğunu fark edemeyecek kadar gözün dönmüş halde. ''Bunlar katliam yapar'' deyip, kendiniz yaptınız! Gericiliği(Yeşil Kuşak) Orta Çağ'dan çıkarıp insanların, özellikle de kadınların yaşamını zehir ettiniz. Milliyetçiliği sola karşı hortlatıp faşizm belasını halkların başına sardınız. Emekçi kitlelerin devriminden korkup generallere kanlı darbeler yaptırdınız.
Kapitalizm olmasaydı, emperyalizm olmasaydı, sömürü ve sınıflaştırma olmasaydı işçi mücadelesi ve sosyalizm ideali de olmazdı. Ama oldu. Çünkü sömürdünüz, tahakküm ettiniz, emperyalist savaşlara sebep oldunuz. İnsanlar kitlesel ve yasal-demokratik zeminde hakkını aradı. İşçiler, öğrenciler, kadınlar... Ama siz kontrgerilla örgütleri ve vesayet rejimleri kurup saldırdınız. Kendi hukukunuzu hiçe saydınız. İnsanları öldürmeye, faili meçhul cinayetler işlemeye başladınız. Bunun üzerine bu insanlardan bazıları silahlandı ve kendini korudu. Bu kez de terör demagojisi yapıp kendi terörünüzü darbelerle resmileştirdiniz. Bir de kalkıp bunlar için bizi mi suçluyorsun!? Kafayı mı yedin sen? Kendi yaptığınız her b.k için bizi suçluyorsun!
Üstelik silahlı direnişler sadece bazı ülkelerde oldu. Şili gibi ülkelerde ise demokratik seçimle sosyalist Allende başa geldi ama ABD darbeyle indirdi! İşkenceler, cinayetler yaşandı Şili'de. Yani emperyalizmin terörünün, devrimci şiddetle ilgisi yok. Her halükarda yapacaktı. Zaten yaptı. Bazı yerler karşılık vermedi, bizim ülke gibi bazı yerlerin devrimcileri ise geç de olsa direnmeye çalıştı. Senin savunduğun sistem terörist Ludwig. İnsanlar hakkını aramasın istiyorsunuz. Egemen sınıfın çıkarı tehlikeye girdiği an terör estirmeye başlıyorsunuz. Ve sömürdüğünüz, hakkını arayan insanları öldürdüğünüz, zulmettiğiniz için bir de utanmadan o insanları suçluyorsunuz.
Hastasın sen...
Senden umudum zaten yok ama sizin gibilerin hastalıklı sayıklamaları yüzünden liberalizmi matah bir b.k sanan okuyucular için yazayım: Bir yandan liberalizmi savunup da diğer yandan darbelere, vesayet rejimlerine, kontrgerillaya, militarizme, otoriteryanizme, milliyetçiliğe ve dinciliğe, dolayısıyla ataerkilliğe karşı çıkabilmek, yani hakikaten özgürlükçü ve demokrat olabilmek mümkün değil. İki Dünya Savaşı çıkarıp milyonların ölümüne sebep oldunuz. Sisteminiz insan yığınlarını açlık ve sefalete itti. Emperyalist amaçlarla ülkeler işgal ettirdiniz, darbeler yaptınız, demokrasinin ırzına geçtiniz. Günümüzde anti-kapitalist olmadan demokrat, özgürlükçü, hümanist olmak mümkün değil. Dünya halkları ve emekçi yığınlar tüm bu acıları sizin doymak bilmez kar hırsınız, sınıfsal çıkarlarınız, hammadde ve pazar arayışınız, enerji kaynaklarına konma merakınız yüzünden yaşadı. Bak ben SSCB'deki devlet kapitalizminin hatalarıyle yüzleşip eleştiriyor ve onunla arama mesafe koyuyorum. Sen bireyci-piyasacı kapitalizmle bu hesaplaşmayı yapabiliyor musun? Elbette hayır. Çünkü liberalizm bir dogma. Özeleştiriye yer vermiyor. Aklı ve vicdanı uyuşturuyor. Din gibi...
Yaşanan şey şuydu; burjuvazi çoktan ilericiliğini yitirip egemen sınıf olmuş ve çıkarları için -tıpkı eskinin feodal lordları ve kilise bürokrasisi gibi- gericileşmişti. Artık demokrasi ve özgürlükleri daha ileri noktaya taşıyacak özne proleterya idi. Ama burjuvazi, kendi sınıfsal çıkarları için iğrenç bir saldırı kampanyası yürüttü. Türlü türlü ülkede gerici rejimler, dinci ve milliyetçi resmi ideolojiler, darbeler, kontrgerillalar, vesayet rejimleri kurdu. Liberalizm gericiliktir. Özgürlükle, demokrasiyle zerrece alakası yoktur. Batı ülkelerindeki bugünkü kısmi özgürlük ortamı, ülke içindeki sol hareketlerin kazanımıdır. Emperyalizmin sömürdüğü ülkelerde ise zaten sınırlı bir özgürlük ortamı bile olamadı. Sayenizde!
zozyaliz
30-05-2012, 14:51
Freddie, bu yazdıklarını 60lardaki solcu broşürlerden copypasta mı yaptın? Nasıl bir ilericiliktir ki eski tekerlemeleri sayıklamaktan öteye geçemiyor? Sana ne anlatılsa ilk önce bir afallayıp, sonra hiçbirşey duymamış gibi eski tekerlemeleri robot gibi tekrarlamaya başlıyorsun.
Albatros, sen de iyice filozoflaşmışsın! Kelime dağarcığın baya gelişmiş. Sende bir edebiyatçı dehası görüyorum. Bence Zerdüşt Böyle Buyurdu 2'yi yazmaya artık hazırsın. Bu jiletli vajina meselini orda da anlat. Millet hasta olur. Stinner değil yalnız, Stirner. Kendisi de liberal düşünürler arasında geçmiyor bu arada. Bizim adamlarımız Locke, Tocqueville, Bastiat, Mill vs. Karşı durduğun fikir hakkında otur bir iki satır birşey oku bir dahaki sefere. Filozof olacaksan hakkını ver.
Brian, bu iki betonkafanın yanında bana karşı cephe alman bile senin yasaya ne kadar saygılı olduğunu ve siyasi meselelerde ne kadar ciddi düşünebildiğini gösteriyor. Çünkü bu ikisi de gördüğün gibi mevcut düzenin şiddet yoluyla yıkılmasından yana. Yerine ne koyacaklarını dahi bilmeden hem de. Çoluk çocuk yani.
Benden bu kadar. Sizin gibi marjinallerle vakit kaybettiğime değmez. İnsanlık ilerliyor. Medeniyetin kenarında kalmış salak bir ülkenin dil-bilmez kitap-okumaz bir avuç marjinali istediği kadar bağırıp dursun. İt ürür kervan yürür. Selametle.
Jolly Jocker
31-05-2012, 00:09
Freddie, bu yazdıklarını 60lardaki solcu broşürlerden copypasta mı yaptın? Nasıl bir ilericiliktir ki eski tekerlemeleri sayıklamaktan öteye geçemiyor? Sana ne anlatılsa ilk önce bir afallayıp, sonra hiçbirşey duymamış gibi eski tekerlemeleri robot gibi tekrarlamaya başlıyorsun.
Cevap üretemeyince bu tür geyiklere bulaşıyorsun. Bu, senin çaresizliğinin ve yanıt üretecek yüzün olmadığının göstergesi. Yaşım yetmediğinden 60'lı yılları bilemem. Ama siteminden anlaşılıyor ki o yıllarda da senin gibilerin ağzının payı veriliyormuş. O yıllarda da senin gibiler demokrat geçiniyordu ama darbeciydi, soldan nefret ediyordu, kontrgerillacıydı, kendi pisliklerinin sorumluluğunu solda arıyordu, bugün de senin gibiler böyle. Haliyle verilecek cevaplar fazla değişmiyor olabilir. Çünkü sizin kafa hala aynı kafa...
Rezil oldun Ludwig, kabul et. Darbecilik, kontrgerilla, savaşlar, nükleer bombalar v.s. bunların hepsi senin ideolojinin pislikleri. Liberal olup da bir solcuya demokratlık taslayabilecek kimse yok bu ülkede. Sizin demokrasiyle, özgürlükle, insan haklarıyla zerre ilişkiniz olmadığını defalarca tehşir ettim. Buna karşı hep Stalin'e söverek kaçma yönelimine girerdin. Ama Stalin'le hesaplaşalı çok olduk biz. Hadi şimdi sen de tahakkümcü, militarist, darbeci, vesayetçi, kontrgerillacı, emperyalist kendi sisteminle hesaplaş. Yapabilir misin? Yoksa hala dogmatik misin? Elbette dogmatiksin. Çünkü senin derdin demokrasi v.s. değil. Öyle olsa çoktan utanıp giderdin karşımdan. Önce özeleştiri yapmayı öğren, pisliğe batmış kapitalizmle hesaplaş, ondan sonra çık karşımıza. Aksi halde rezil olmaya devam edersin. Ya da istersen ate foruma git, sen en fazla oradaki ulusalcı faşolara kendini demokrat diye yutturabilirsin. Burada ise sökmez, kepaze olmaya devam edersin. Liberal krizlerinden biri tuttu, geldin, çok kısa dayanabildin bu sefer, rezil oldun ve kaçıyorsun. Ne diyeyim? Yallah!
AlbatrosS
31-05-2012, 04:18
Freddie, bu yazdıklarını 60lardaki solcu broşürlerden copypasta mı yaptın? Nasıl bir ilericiliktir ki eski tekerlemeleri sayıklamaktan öteye geçemiyor? Sana ne anlatılsa ilk önce bir afallayıp, sonra hiçbirşey duymamış gibi eski tekerlemeleri robot gibi tekrarlamaya başlıyorsun.
Albatros, sen de iyice filozoflaşmışsın! Kelime dağarcığın baya gelişmiş. Sende bir edebiyatçı dehası görüyorum. Bence Zerdüşt Böyle Buyurdu 2'yi yazmaya artık hazırsın. Bu jiletli vajina meselini orda da anlat. Millet hasta olur. Stinner değil yalnız, Stirner. Kendisi de liberal düşünürler arasında geçmiyor bu arada. Bizim adamlarımız Locke, Tocqueville, Bastiat, Mill vs. Karşı durduğun fikir hakkında otur bir iki satır birşey oku bir dahaki sefere. Filozof olacaksan hakkını ver.
Brian, bu iki betonkafanın yanında bana karşı cephe alman bile senin yasaya ne kadar saygılı olduğunu ve siyasi meselelerde ne kadar ciddi düşünebildiğini gösteriyor. Çünkü bu ikisi de gördüğün gibi mevcut düzenin şiddet yoluyla yıkılmasından yana. Yerine ne koyacaklarını dahi bilmeden hem de. Çoluk çocuk yani.
Benden bu kadar. Sizin gibi marjinallerle vakit kaybettiğime değmez. İnsanlık ilerliyor. Medeniyetin kenarında kalmış salak bir ülkenin dil-bilmez kitap-okumaz bir avuç marjinali istediği kadar bağırıp dursun. İt ürür kervan yürür. Selametle.
Dost elinden gel olmazsa varılmaz
Rızasız bahçenin gülü verilmez
Kalpten kalbe bir yol vardır görülmez
Gönülden gönüle gider yar oy
Yol gizli gizli...
Neşet Ertaş
Üstad bunu bambaşka bir vesileyle dese de Stirner'la liberallerin ''vuslat'' hasreti başka tabi. Senin anladığın(aslında anlamadığın) manada bir okuma(gönderme) değildi bizimkisi.
Stirner liberallerin alt benliği gibidir. Unutmak istedikleri, hatırlamaktan pek hoşlanmadıkları travmatik bir ''yol kazası'' belki de. Bazı sosyopatların babalarıyla yüzleşmelerine benzetilebilinir.
Gibi gibi...
Gerisi faraziye: Merdi Kıpti'nin şecaat arz etmesi(üstadın diliyle söylersek YANSITMA). Bir yanıyla da nevrotik bir yükleme. ''Köle pazarlarının'' sofistike panayırlara çevrilmiş edebi versiyonları... Piyasanın ''görünmez şiddet''inin benliğini silip süpürdüğü işçinin tepesinde debelenen(biriken) teatral bir show!..
Kene-köpek ilişkisi: Koparmaya kalksan mikrop kapacak ve organizma felç. Tedavisi içsel. Bünye kendi de üretiyor ya da üremeye mümbit bir zemin. Haşerelerle en iyi tedavi yine doğada. İnsan bu, kör noktaları var.
Ne diyordu Tevrat: Öldürmeyeceksin!
İncil: Şiddet görsen de bir yanak ver!
Kur'an: Can almak Tanrı'ya mahsustur!...
İnsanlık bunu gördü elbette. O yüzdendir ki şiddeti tekeline almaya çalıştı. Dinler bile. Ancak onların istediği öldürmemek değildi; ancak benim ''dilediğim biçimde öldürebilirsin''di. Velev ki ''dövmeyeceksin'', de. Tecavüz etmeyeceksin!...
Tedavi, diyorduk. Seninkisi zor. Dedim ya, psikiyatri raporunu getir: Bak böyle de bir sorumluluğumuz var :)
zozyaliz
31-05-2012, 13:31
Freddie, pekala devam edelim, ama bu edebiyat Picasso'su arkadaşına söyle fazla parazit yapmasın. Senin sorununu da söyleyim, sen daha insan ile ilgili, toplum ile ilgili en temel bazı şeyleri kavrayamamışsın. Sana daha abc'yi öğretmek gerek. Sana tavsiyem ezberleri bir kenara bırakıp dünyayı kendin anlamaya çalış. Çünkü Marxism senin beynini felç etmiş.
Öncelikle anla ki hem özgürlük ve demokrasiden bahsedip sonra da liberalliğe karşı olmak senin mevzuları anlamadığını gösteriyor. Liberallik dediğin nedir sanıyorsun?
Bugünkü kapitalist demokratik sistem insanları özgür bırakınca ve onların varlıklarını bir yüce soyut amaca armağan etmelerine zorlamayınca kendi kendine ortaya çıkan sistemdir. Siz bunu hazmedemiyorsunuz. Siz önce insan doğası gerçeği ile bir yüzleşin olur mu?
Doğal halinde insanlar anca kendini ve kendi ailesini düşünür, elalemi düşünmez. Kimse durduk yerde 100 milyon insanla ortaklaşa yaşamanın hayalini kurmaz. (Siz bile bunları isterken aslında altta yatan kendinizden bile sakladığınız bencilce sebepleriniz var; mesela ahlaklılık taslama arzunuz gibi, zenginlere duyduğunuz kıskançlık gibi, bir davaya hayatınızı vakfederek hayatınıza anlam katmak istemeniz gibi, aykırı entel karizma imaj yaratarak karşı cinsle şansınızı artırmak istemeniz gibi vs). Kimse kendi emeğinin semeresini tanımadığı insanlarla paylaşmak istemez. Aksini iddia ediyorsan buyur bugünkü modern psikoloji biliminden, evrimsel psikolojiden, sosyobiyolojiden delil getir. Ama dediğimin en bariz ispatı zaten komunizmin bizzat o halkın kendi eliyle yıkılmış olmasıdır. Burada gayet açık olan bir mesaj var, göremiyor musun?
İnsanları böyle Şirinler gibi yaşatmanın tek yolu insanları bu tarz bir düzeni yaşamaya zorlamaktır. Bu yüzden bugüne kadar kurulan bütün komunist rejimler despotluk ve diktatörlük rejimleri oldu.
Dikkat et: zorlamak özgürlüğün, diktatörlük de demokrasinin karşıtıdır. Gayet basit değil mi?
İkinci olarak sömürü olayına gelelim. Sen istihdamın bizatihi bir sömürü ilişkisi olduğunu iddia ediyorsun. Ben buna katılmıyorum. Bu kadar basit. Madem bütün şikayetini böyle bir iddia üzerine kuruyorsun bunu ispat et.
Mülkiyet olayında da sizin ikiyüzlülüğünüzü bir konuşalım. Bir insan emeğinin semeresini hakeder diyoruz. Bunu siz de diyorsunuz, biz de diyoruz. Zaten bu kavram olmasa sizin kullandığınız sömürü kavramı anlamsız olur çünkü bunu varsayıyor. Ama siz bir kelime oyunuyla mevzuyu bireysel mülkiyetten kollektif mülkiyete terfi ettiriyorsunuz: "insan emeğinin semeresini hakediyorsa o zaman tüm mülk emeğindir, yani emekçi sınıfın ortak malıdır". Bu yaptığınıza felsefe denmez, şarlatanlık denir.
Bireylerin haklarından bahsetmedikçe sen ne özgürlükçü, ne demokrat, ne de ilerici olabilirsin. Bir insanı birşeye tehditle ve korkutmayla (mesela devletin gücünü kullanarak, hapse atmakla tehdit ederek) zorlamak onun en temel bir hakkını ihlal etmektir. Onun emeğinin semeresine yani mülküne el koymak ve onun malında hakkının olduğunu tanmamak da onun en temel başka bir hakkını ihlal etmektir. Böyle ilkeler üzerine kurulan bir devlet haydut bir devlettir ve kendi vatandaşını esir etmiştir. Kuzey Kore gibi mesela. Sen Kuzey Kore vatandaşı olmayı mı isterdin Amerika mı? Bunu da ayrıca bir belirtirsen sevinirim.
En son olarak birşey daha söyleyim. Dedin ki Batı ülkelerindeki "kısmi" özgürlük solcuların eseri. Peki bana açıklar mısın ne diye Amerika'da kadın haklarını, siyah haklarını, eşcinsel haklarını vs savunan ve bu mücadeleleri kazanan insanlar nihayetinde kaç yüz sene önce John Locke düşüncesinde olan adamların yazdığı anayasaya atıf yaparak bu hakları aldılar? Amerikan anayasasını solcular mı yazdı yoksa liberaller mi? O anayasada nasıl ilkeler var ki toplumdaki eşitsizlikler bu ilkelere ters geliyor ve çözülmesi insanlara daha fazla özgürlük getiriyor? Bir anlatır mısın?
zozyaliz
31-05-2012, 14:36
Freddie, şunu da ekleyeyim. Bu "emperyalizm" lafını siz Marxistlerden başka kullanan kalmadı dünyada farkettiysen. İyice komik duruma düşüyorsunuz. Lenin "emperyalizm" kavramını kafasına göre yeniden tanımlayıp Marxisme entegre ettiği dönemde dünyada gerçekten de imparatorluklar vardı: İngiltere, Fransa Avusturya, Rusya, Osmanlı... Ama dikkat edersen bugün bu ülkelerin hiçbiri imparatorluk değil. Artık bu kavramı kullanmayı bırakmanız kendi inanılılırlığınız açısından faydalı olur. İnsanları üstünüze güldürmeyin.
İkinci olarak kapitalizm insanları yoksul ve sefil etti derken heralde Batı ülkelerini kastetmedin. Benim bildiğim kadarıyla durumları gayet iyi. Asıl fakir olan bölgeler Afrika, Hindistan ve Çin. Ama tabi senin hesabına göre zenginlik yaratılamadığı için ve toplam belli miktar olduğu için biryerde azsa biryerde fazlaysa o zaman biri diğerinden çalmıştır! Ama sana tavsiyem bu fikri oturup bir daha düşün. Zenginlik yaratılamıyorsa "ekonomik büyüme" kavramı nasıl mümkün oluyor hiç düşündün mü? Ben diyorum ki Afrika, Hindistan ve Çin de gayet zenginleşiyor. Çünkü hayat kalitesi çok hızla artmasa bile nüfusları katlanarak artıyor. Dünya nüfusunun artış oranlarını araştır. Sanayi devrimine kadar nüfus nerdeyse aynı seyrediyor. Sonra ok gibi fırlıyor. En çok nüfus Afrika, Hindistan ve Çin'de artıyor ve bu hızla artmaya da daha devam edecek. Bu toplumlar zenginleşiyor ki nüfus artabiliyor. Başka türlü nüfusun artması nasıl mümkün olabilir? Kaynak kıtsa yeni gelen nüfus ne yiyecek? Kuraklığın yarattığı kıtlıktan insanların öldüğü ve 20 senedir iç savaş yaşıyan Somali'nin nüfus artış grafiğine bir bakar mısın:
http://i.imgur.com/YKUZL.jpg (http://www.google.com/publicdata/explore?ds=d5bncppjof8f9_&ctype=l&strail=false&bcs=d&nselm=h&met_y=sp_pop_totl&scale_y=lin&ind_y=false&rdim=region&idim=country:SOM&ifdim=region&tstart=-302583600000&tend=1306789200000&hl=en&dl=en&ind=false&q=somalia+population)
Karşılaştırmak için Almanya'ya bak şimdi:
http://i.imgur.com/U36n1.jpg (http://www.google.com/publicdata/explore?ds=d5bncppjof8f9_&ctype=l&strail=false&bcs=d&nselm=h&met_y=sp_pop_totl&scale_y=lin&ind_y=false&rdim=region&idim=country:DEU&ifdim=region&tstart=-302583600000&tend=1306789200000&hl=en&dl=en&ind=false&q=germany+population)
AlbatrosS
31-05-2012, 16:41
Doğal halinde insanlar anca kendini ve kendi ailesini düşünür, elalemi düşünmez. Kimse durduk yerde 100 milyon insanla ortaklaşa yaşamanın hayalini kurmaz. (Siz bile bunları isterken aslında altta yatan kendinizden bile sakladığınız bencilce sebepleriniz var; mesela ahlaklılık taslama arzunuz gibi, zenginlere duyduğunuz kıskançlık gibi, bir davaya hayatınızı vakfederek hayatınıza anlam katmak istemeniz gibi, aykırı entel karizma imaj yaratarak karşı cinsle şansınızı artırmak istemeniz gibi vs). Kimse kendi emeğinin semeresini tanımadığı insanlarla paylaşmak istemez. Aksini iddia ediyorsan buyur bugünkü modern psikoloji biliminden, evrimsel psikolojiden, sosyobiyolojiden delil getir. Ama dediğimin en bariz ispatı zaten komunizmin bizzat o halkın kendi eliyle yıkılmış olmasıdır. Burada gayet açık olan bir mesaj var, göremiyor musun?
Merak ediyorum, bu saf egodan ''tecavüz özgürlüğüne'' ne zaman varacaksınız? Stirner haspam da benzer bir şeyi çok daha rafine biçimde ifade ediyordu: Anarşistler ''insan doğaya dönmeli'' derken, muhterem ''maymun zaarların tuttuğunu zikmesini'' anlamıştı da felsefenin içine etti.
Psikiyatriden bahsetmişken, nasıl da ''yansıtma'' yapıyor haspam. Bak evladım: İnsan evrimini dübür ü mutlak bir genel geçerlikte anlarsan ahanda böyle yan çizmeye başlarsın işte. Benim bildiğim maymunlar da resim yapıp türkü çığırmaz; ama insan yapar. İnsan ''alt benliğinden'' ibaret bir canlı olsaydı insan olmazdı zaten.
Öyle ki, argümanlarıyla bizzat kendini inkar ediyor da farkında değil. Kimse milyar insanla kuşlar, börtüler ve böcükler hayali kurmamakta. Elbette herkes öncelikle kendisi ve yakın çevresinin refahını düşünmekte. Düşünmekte diyoruz, dikkat edersen! İnsan ''bencil'' ve ''akıllı'' bir hayvan diye komşunun bebesini şiş kebap yapmasına cevaz vermiyoruz değil mi? Öyle ya, insan egoist bir hayvan olduğuna göre hayvansı güdülerini ''tatmin etmek'' zorunda olmalı. Malum olduğu üzere dünyamız çok sosyopat ve psikopat kaynıyor. Yamyamlık edenler bile var. Arada fırsatını bulursa komşunun güzel dişisine de saldırabilir.
Tecavüz ve saldırganlık dedik de... Sahi niye herkes ''tecavüz'' etmez? Niye birçokları meşru ikna yollarını seçer de görece daha azınlıkta olanlar saldırganlık gösterir? Bu soruya verilecek ''anlamlı'' bir yanıt özünde/aslında birilerinin neden birtakım ilkelere inandığını gösterir. Bilakis birilerinin(ki bu sen oluyorsun) neden bu ilkelere inanmadığınızı gösterir.
Merak ediyorum, bu saf egodan ''tecavüz özgürlüğüne'' ne zaman varacaksınız? Stirner haspam da benzer bir şeyi çok daha rafine biçimde ifade ediyordu: Anarşistler ''insan doğaya dönmeli'' derken, muhterem ''maymun zaarların tuttuğunu zikmesini'' anlamıştı da felsefenin içine etti.
Psikiyatriden bahsetmişken, nasıl da ''yansıtma'' yapıyor haspam. Bak evladım: İnsan evrimini dübür ü mutlak bir genel geçerlikte anlarsan ahanda böyle yan çizmeye başlarsın işte. Benim bildiğim maymunlar da resim yapıp türkü çığırmaz; ama insan yapar. İnsan ''alt benliğinden'' ibaret bir canlı olsaydı insan olmazdı zaten.
Öyle ki, argümanlarıyla bizzat kendini inkar ediyor da farkında değil. Kimse milyar insanla kuşlar, börtüler ve böcükler hayali kurmamakta. Elbette herkes öncelikle kendisi ve yakın çevresinin refahını düşünmekte. Düşünmekte diyoruz, dikkat edersen! İnsan ''bencil'' ve ''akıllı'' bir hayvan diye komşunun bebesini şiş kebap yapmasına cevaz vermiyoruz değil mi? Öyle ya, insan egoist bir hayvan olduğuna göre hayvansı güdülerini ''tatmin etmek'' zorunda olmalı. Malum olduğu üzere dünyamız çok sosyopat ve psikopat kaynıyor. Yamyamlık edenler bile var. Arada fırsatını bulursa komşunun güzel dişisine de saldırabilir.
Tecavüz ve saldırganlık dedik de... Sahi niye herkes ''tecavüz'' etmez? Niye birçokları meşru ikna yollarını seçer de görece daha azınlıkta olanlar saldırganlık gösterir? Bu soruya verilecek ''anlamlı'' bir yanıt özünde/aslında birilerinin neden birtakım ilkelere inandığını gösterir. Bilakis birilerinin(ki bu sen oluyorsun) neden bu ilkelere inanmadığınızı gösterir.
Stirner üzerinden liberalizmi eleştirmek biraz ilginç olmuş.
Stirner liberalizmi savunan biri değil ki. Stirner bireysel anarşizmin kurucularından biri.
Üstelik Stirner'in liberalizme yönelik son derece ciddi eleştirileri var olduğunu düşünürüm.
Stirner hangi eserinde tecavüz hakkını filan savunmuş? Doğrusu merak ettim. Stirner'in böyle bir şeyi savunduğunu duymamıştım. Doğrusu böyle şeyleri savunduğunu da sanmıyorum. Tam tersine hatırladığım kadarıyla Stirner bireyin güç kullanarak başka insanları domine etmesini savunmaz diye biliyorum. Ama yine de savunduysa bilmek isterim, hangi eserinde tecavüzü savunmuş?
zozyaliz
31-05-2012, 17:49
Albatros, bizim açımızdan tek önemli olan yasaları düzgün yapmak. İnsanlar tabi birbirine zarar vermeye devam edecek. Sen insanları değiştiremezsin ve kontrol edemezsin. Ama en azından yasaları düzgün yapabilirsin ve suçları düzgün tanımlayabilirsin. Bunu yapamayan devletler de var. Bazı devletler de belli makamlardaki insanlar (mesela bir kral, veya bir diktatör) istedikleri vatandaşları öldürüp tecavüz edebiliyor ya da malını gaspedebiliyor. Bazı ülkelerde de normalde suç olmaması gereken şeyler (İslami bir ülkede evlilik dışı ilişki, eşcinsellik, ateizm, ya da komunist bir ülkede kiliseye camiye gitmek gibi) suç olabiliyor. Bazı ülkelerde de haklar ve sorumluluklar ırka veya dine veya cinsiyete göre ayrımcı olabiliyor.
Politika tartışırken, demokrasi isterken amacımız yasaları düzgün yapmak. Ama tabi senin kafan karışık. Hepsini çorba etmişsin. Politika ile varoluşçu felsefe bir arada gitmez. İkisini aynı anda tartışmaya çalışırsan senin gibi aptalca laflar eder durursun ortada.
Burada mevzu şundan ibaret: Sen eğer diyorsan ki "ey insanlar Şirinler gibi yaşayalım", o zaman gel insanları ikna et. Kalkıp silah zoruyla herkesi bu işe mecbur etmeye hakkın yok. O dediğini yani silahla topluma kendi projesini kabul ettirme işini her ideoloji yapabilir ve uygarca bir iş mi? Toplumda yaşam kalitesini yükselten birşey mi düşüren birşey mi? Biz diyoruz ki oturup insanca tartışalım herşeyi. Ne projen varsa bize anlat ama bazı temel kurallar var ki bunları değiştirmeyi teklif etme: Kimse kimsenin hayatına müdahele etmesin ve ona kendi projesini veya değerlerini dayatmasın. Anladık sen kendi politik fikirlerini herkesten daha doğru görüyorsun ama diğer her insan da aynı şekilde kendini haklı hissediyor. O yüzden fazla heyecanlanma. Herşeyden önemlisi şunu anla ki sen ne kadar diğer insanlar için neyin daha iyi olduğunu, onların nasıl yaşarlarsa daha mutlu olacağını bildiğine inansan da sonuçta her insan kendi hayatını nasıl yaşayacağına kendi karar vermek hakkına sahiptir. Sen kimsenin hayatına proje çizemezsin. Çünkü sen kimsenin sahibi değilsin. Herkes kendisinin sahibidir. Kendi hayatını kendi çizer, kendi mutluluğunu kendi arar, kendi amaçlarını kendi belirler. Yasalar çerçevesinde tabi. Herkes bir diğerinin hakkına saygı göstermek zorunda. Senin dediğin gibi orman kanunundan bahsetmedi kimse. Temel haklar dedik. Anayasa dedik. Ama sanki anarşizmi savunmuşum gibi kel alaka konuşuyorsun. Senle tartışmaya çalışmak her zaman zaten zahmetli olmuştur, çünkü mevzuları biraz geç idrak ediyorsun. On kere açıklamak gerekiyor.
Siz şimdi kalkıp bir ayağınız Stalincilikteyken bize özgürlük ve demokrasi demeniz, "süper bir toplum projemiz var" diye kalkıp gelmeniz çok ciddiye alınası durmuyor. Freddie daha iki sene önce Stalinciyken ve hala Leninci bir şekilde konuşurken, zamanında Kuzey Kore'yi bile bize övmüşken biz nasıl bu adamı alıp "aha, bizim için hayırlı projeleri var, bunu dinleyelim" diyelim? Ve sen kalkıp bu adamın yanında bize cephe alınca sana ne diyelim ki sen daha iki çift lafı doğru düzgün bir araya getiremiyorsun ve bu mevzuları ne kadar ciddi düşünebildiğin muallakta? Ve hepinizin bu forumlarda Stalinciliği açıktan savunan adamlarla kanka olduğunuzu bildiğimiz halde nasıl sizin özgürlük-demokrasi masallarınıza inanalım?
Brian, bu iki betonkafanın yanında bana karşı cephe alman bile senin yasaya ne kadar saygılı olduğunu ve siyasi meselelerde ne kadar ciddi düşünebildiğini gösteriyor. Çünkü bu ikisi de gördüğün gibi mevcut düzenin şiddet yoluyla yıkılmasından yana. Yerine ne koyacaklarını dahi bilmeden hem de. Çoluk çocuk yani.
Benden bu kadar. Sizin gibi marjinallerle vakit kaybettiğime değmez. İnsanlık ilerliyor. Medeniyetin kenarında kalmış salak bir ülkenin dil-bilmez kitap-okumaz bir avuç marjinali istediği kadar bağırıp dursun. İt ürür kervan yürür. Selametle.
Ludwig;
Gladio, kontrgerilla'yı filan savunarak nasıl bir kapitalizmi savunduğunu ortaya koydun.
Buradan faşizmi savunmam da çok kolay...Artık oradan nereye gidersin bilmiyorum...
Tabii ki benim ne faşizm ile, ne de Gladio, kontrgerilla vb. işim oldu, ne de olur.
Bunu anlamamış olabilirsin, hala Stalin şu bu diye alakasız yanıtlar vermeye de devam edebilirsin. Sana güle güle diyorum. Zira bu saçmalıklarla uğraşacak zamanım yok.
zozyaliz
31-05-2012, 18:15
Ludwig;
Gladio, kontrgerilla'yı filan savunarak nasıl bir kapitalizmi savunduğunu ortaya koydun.
Buradan faşizmi savunmam da çok kolay...Artık oradan nereye gidersin bilmiyorum...
Tabii ki benim ne faşizm ile, ne de Gladio, kontrgerilla vb. işim oldu, ne de olur.
Bunu anlamamış olabilirsin, hala Stalin şu bu diye alakasız yanıtlar vermeye de devam edebilirsin. Sana güle güle diyorum. Zira bu saçmalıklarla uğraşacak zamanım yok.
Devletin gizli servisinin rejimi korumak adına yasadışı bir şekilde kendi vatandaşlarını öldürmesi ile ekonomik düzenin bir alakası yok. Aynısını komunist ülkeler de hem de daha beter şekilde yaptı.
Fark şu ki kapitalist ülkeler bazen demokratik de olabiliyor. Komunist ülkelerin aksine. Çünkü bugüne kadar hiçbir komunist ülke olmadı ki gizli servisi kafasına göre adamları gözaltına alıp işkence etmesin veya idam etmesin. Demek ki kapitalizm demokrasi için tek şansımız.
Bunun da bir sebebi var. Komunist ideoloji daha temelden bireyin hakkını hukukuna inanmadığı için ve insanların varlığını bir soyut ideale armağan etmek istediği için demokrat olması imkansız ve bu pratikte yeterince görüldü. Marxist ideolojiye göre ekonomik sistem değişince insan doğası da değişecekmiş. Bütün değerler değişecekmiş. O yüzden Freddie gibi adamların kullandığı "özgürlük" lafı bizim kullandığımız aynı kelimeden çok farklı bir manaya geliyor. Bu bir sapıklıktır. Sonucu da vahşettir. Bundan uzak durmak lazım. Ama işte nedense bu ideolojinin acaip bir karizması var. İslamı terketmiş Türk gençlerini mıknatıs gibi çekiyor.
AlbatrosS
31-05-2012, 18:16
Stirner üzerinden liberalizmi eleştirmek biraz ilginç olmuş.
Stirner liberalizmi savunan biri değil ki. Stirner bireysel anarşizmin kurucularından biri.
Üstelik Stirner'in liberalizme yönelik son derece ciddi eleştirileri var olduğunu düşünürüm.
Stirner hangi eserinde tecavüz hakkını filan savunmuş? Doğrusu merak ettim. Stirner'in böyle bir şeyi savunduğunu duymamıştım. Doğrusu böyle şeyleri savunduğunu da sanmıyorum. Tam tersine hatırladığım kadarıyla Stirner bireyin güç kullanarak başka insanları domine etmesini savunmaz diye biliyorum. Ama yine de savunduysa bilmek isterim, hangi eserinde tecavüzü savunmuş?
1. Stirner liberal değildir; çünkü ''etik ve devlet'' diye bir şeye inanmaz.
2. Stirner aynı sebeple Anarşist de değildir; zira, bir şeyi ''ben istiyorsam'' o şey hakkımdır, der. Oysa Anarşizm basbayağı bir ''etik''e sahiptir.
3. Bu bağlamda Stirner ''biricik'' diye tanımladığı ben'inin önünde hiçbir kural ve etik ilke tanımaz. Bilakis, istek ve arzularımı gerçekleştiremiyorsam ''özgür değilim'' der.
4. Mesele ''tecavüz hakkı'' değil. Genel olarak ''hak''. Stirner hak nosyonunu külliyen reddeder. Hakkı reddettiği gibi ''şiddet''i de kategorik olarak reddetmez. Hiçbir etike bağlamadan meşruiyeti yalnızca kendi ''isteme''sine bağlı görür. Stirner aklına gelebilecek hemen her konuda ''ben istiyorsam, ben arzu ediyorsam'' der. Tecavüzse bizim bu noktadan çıkardığımız mantıki sonuçtur. Ki yanlış da değildir. Stirner, tecavüzün yanlış olduğuna dair bir etik ilkeyi de kabul etmeyecektir çünkü...
Liberallere gelince... Zatı alilerinin hak algısı da Stirner'ın kötü bir imitasyonu yalnızca...Doğada her canlının küreği kendine çektiğine iman etmiş Stirner çakması var yukarıda. Etik ilkeleri de retorikten ibaret. Devleti ya da etiği reddetmek çok bir şey değil bu bağlamda; birey, pekala isteği ve arzusu dolayısıyla bir ''devlet olma''yı talep edebilir. Liberallerin de devlet eleştirisi genelde ''eko-politik''tir. Anti-militarist bir tutarlılık yoktur pek.
AlbatrosS
31-05-2012, 18:26
Devletin gizli servisinin rejimi korumak adına yasadışı bir şekilde kendi vatandaşlarını öldürmesi ile ekonomik düzenin bir alakası yok. Aynısını komunist ülkeler de hem de daha beter şekilde yaptı.
Fark şu ki kapitalist ülkeler bazen demokratik de olabiliyor. Komunist ülkelerin aksine. Çünkü bugüne kadar hiçbir komunist ülke olmadı ki gizli servisi kafasına göre adamları gözaltına alıp işkence etmesin veya idam etmesin. Demek ki kapitalizm demokrasi için tek şansımız.
Bunun da bir sebebi var. Komunist ideoloji daha temelden bireyin hakkını hukukuna inanmadığı için ve insanların varlığını bir soyut ideale armağan etmek istediği için demokrat olması imkansız ve bu pratikte yeterince görüldü. Marxist ideolojiye göre ekonomik sistem değişince insan doğası da değişecekmiş. Bütün değerler değişecekmiş. O yüzden Freddie gibi adamların kullandığı "özgürlük" lafı bizim kullandığımız aynı kelimeden çok farklı bir manaya geliyor. Bu bir sapıklıktır. Sonucu da vahşettir. Bundan uzak durmak lazım. Ama işte nedense bu ideolojinin acaip bir karizması var. İslamı terketmiş Türk gençlerini mıknatıs gibi çekiyor.
100 yıl HATTA 50 YIL öncesi kapitalizminden bahsedecek olsak bir tane faşizan olmayan kapitalist zor bulurdun. İnsanlığın geldiği bugünkü bilinç kapitalizme ''has'' değil; insanlığın kültürel mirasına has bir aşamadır. (Ki onun da temelinde sosyalistler ve anarşistlerin haklı mücadeleleri vardır)
100 yıl önce kızıl ordu gulag'larına koskoca mercekler tutarken kapitalist gulag'lara miyop olmanın adı olsa olsa kötü bir Goebbels taklididir. Daha 50 yıl öncesine kadar dünyanın en büyük aperteid rejiminden bahsediyoruz yahu, boru mu!(DEĞİL TABİ) Türkiyeli bir Kürt olarak gayrı resmi Türk aperteid'ine ''haklı'' tepkiyi gösterirken okyanusun öte yanına olan körlüğün sebebi ''UZAKLIK''la açıklanamaz tabi.
Hoş,senin sayıklamalarını ideolojik takıntı açıklamaya muktedir değil. Tamamıyla ''psikiyatrik'' bir obsesyon. Bildiğin entel-magandalık! Hayatta bir şey olamadığını bilmeyip bir şey olamadığını kabullenemeyen hazin bir acziyet. Herkesi de kendin gibi klinik sanman da cabası. Ehh, ''hasta'' zaten ''hasta olduğunu'' anlamaya başlarsa tedavi başlamış demektir. Sen hala umutsuz bir vak'asın olm :D
1. Stirner liberal değildir; çünkü ''etik ve devlet'' diye bir şeye inanmaz.
2. Stirner aynı sebeple Anarşist de değildir; zira, bir şeyi ''ben istiyorsam'' o şey hakkımdır, der. Oysa Anarşizm basbayağı bir ''etik''e sahiptir.
3. Bu bağlamda Stirner ''biricik'' diye tanımladığı ben'inin önünde hiçbir kural ve etik ilke tanımaz. Bilakis, istek ve arzularımı gerçekleştiremiyorsam ''özgür değilim'' der.
4. Mesele ''tecavüz hakkı'' değil. Genel olarak ''hak''. Stirner hak nosyonunu külliyen reddeder. Hakkı reddettiği gibi ''şiddet''i de kategorik olarak reddetmez. Hiçbir etike bağlamadan meşruiyeti yalnızca kendi ''isteme''sine bağlı görür. Stirner aklına gelebilecek hemen her konuda ''ben istiyorsam, ben arzu ediyorsam'' der. Tecavüzse bizim bu noktadan çıkardığımız mantıki sonuçtur. Ki yanlış da değildir. Stirner, tecavüzün yanlış olduğuna dair bir etik ilkeyi de kabul etmeyecektir çünkü...
Liberallere gelince... Zatı alilerinin hak algısı da Stirner'ın kötü bir imitasyonu yalnızca...Doğada her canlının küreği kendine çektiğine iman etmiş Stirner çakması var yukarıda. Etik ilkeleri de retorikten ibaret. Devleti ya da etiği reddetmek çok bir şey değil bu bağlamda; birey, pekala isteği ve arzusu dolayısıyla bir ''devlet olma''yı talep edebilir. Liberallerin de devlet eleştirisi genelde ''eko-politik''tir. Anti-militarist bir tutarlılık yoktur pek.
Evet Stirner kendisini ben bireysel anarşizmin kurucusuyum diye tanıtmamış olabilir.
Fakat kendinden sonra gelenler Stirner'in söylemlerinden böyle sonuçlar çıkarmıştır. Peki bu sonuçlar yanlış mı?
Yanlış olduğunu sanmıyorum...(Stirner hakkında kuşkusuz farklı uç yorumlar da var; ama tüm yazıları bütünlüklü okunduğunda Stirner'den böyle uç yorumlara varmak epey zorlama olacak diye düşünüyorum. Açıkçası da doğru bulmuyorum.)
Şimdi sen onun bazı söylemlerinden çıkarımlarda bulunmuşsun: ahlaki ilkesi olmadığı için baskıyı, şiddeti, vb. mazur gördüğünü söylemişsin.
Peki o zaman devlete neden karşı? Hiyerarşiye neden karşı? Neden çözüm olarak devletin olmadığı egoistler birliğini savunuyor?
Aslında senin mantığında düşünürsek Stirner devletin varlığını da savunması ve devletin tepesinde de kendi diktatörlüğünü savunması veya bunları mantıklı görmesi ya da mantıksız görmemesi gibi bir sonuç çıkarmamız gerekirdi.
Stirner bunları savunmaz çünkü bu tür özgürlükler aslında insanın özgürlüğünü ve bireyselleşmesini arttıran değil engel olan unsurlardır. Fazla uzatmadan yazıyorum.
Ayrıntılı bilgili buralardan görülebilir:
http://anarchism.pageabode.com/afaq/secG6.html
http://www.anarchistnews.org/node/15523
AlbatrosS
31-05-2012, 18:45
Evet Stirner kendisini ben bireysel anarşizmin kurucusuyum diye tanıtmamış olabilir.
Fakat kendinden sonra gelenler Stirner'in söylemlerinden böyle sonuçlar çıkarmıştır. Peki bu sonuçlar yanlış mı?
Yanlış olduğunu sanmıyorum...(Stirner hakkında kuşkusuz farklı uç yorumlar da var; ama tüm yazıları bütünlüklü okunduğunda Stirner'den böyle uç yorumlara varmak çok diye düşünüyorum.)
Şimdi sen onun bazı söylemlerinden çıkarımlarda bulunmuşsun: ahlaki ilkesi olmadığı için baskıyı, şiddeti, vb. mazur gördüğünü söylemişsin.
Peki o zaman devlete neden karşı? Hiyerarşiye neden karşı? Neden çözüm olarak devletin olmadığı egoistler birliğini savunuyor?
Aslında senin mantığında düşünürsek Stirner devletin varlığını da savunması ve devletin tepesinde de kendi diktatörlüğünü savunması veya bunları mantıklı görmesi gibi bir sonuç çıkarmamız gerekirdi.
Stirner bunları savunmaz çünkü bu tür özgürlükler aslında insanın özgürlüğünü ve bireyselleşmesini arttıran değil engel olan unsurlardır. Fazla uzatmadan yazıyorum.
Ayrıntılı bilgili buralardan görülebilir:
http://anarchism.pageabode.com/afaq/secG6.html
http://www.anarchistnews.org/node/15523
Tam da böylesi bir şey, aslında. Psikiyatrik motivasyonlarını bilemem. Bireyi savunmak için her türden etiğin karşısında olmayı da gerekmez. Düşün bakalım bu herif neden her türden ''etik'' ilkenin karşısında durmuş.
Stirner devleti savunmaz;ama devleti savunmamak tek başına ''matah'' bir şey değil ki. Minarşistler de ilk bakışta devleti savunmaz mesela. Onların devlet karşıtlığından Anarşist olduklarını düşünüyor musun? Ben düşünmüyorum.
Stirner, ''biriciklik'' diye bir şey söylüyor. Evet, önemli bir şey. Ama ''birey olmak'' Stirner'ın sandığı kadar sorumsuz ve rast gele bir şey olmadı ki hiç.
zozyaliz
31-05-2012, 18:49
100 yıl HATTA 50 YIL öncesi kapitalizminden bahsedecek olsak bir tane faşizan olmayan kapitalist zor bulurdun. İnsanlığın geldiği bugünkü bilinç kapitalizme ''has'' değil; insanlığın kültürel mirasına has bir aşamadır. (Ki onun da temelinde sosyalistler ve anarşistlerin haklı mücadeleleri vardır)
100 yıl önce kızıl ordu gulag'larına koskoca mercekler tutarken kapitalist gulag'lara miyop olmanın adı olsa olsa kötü bir Goebbels taklididir. Daha 50 yıl öncesine kadar dünyanın en büyük aperteid rejiminden bahsediyoruz yahu, boru mu!(DEĞİL TABİ) Türkiyeli bir Kürt olarak gayrı resmi Türk aperteid'ine ''haklı'' tepkiyi gösterirken okyanusun öte yanına olan körlüğün sebebi ''UZAKLIK''la açıklanamaz tabi.
Hoş,senin sayıklamalarını ideolojik takıntı açıklamaya muktedir değil. Tamamıyla ''psikiyatrik'' bir obsesyon. Bildiğin entel-magandalık! Hayatta bir şey olamadığını bilmeyip bir şey olamadığını kabullenemeyen hazin bir acziyet. Herkesi de kendin gibi klinik sanman da cabası. Ehh, ''hasta'' zaten ''hasta olduğunu'' anlamaya başlarsa tedavi başlamış demektir. Sen hala umutsuz bir vak'asın olm :D
Sen ne kadar erdemli filozof bir adamsın öyle :) Dedikodu yapıp hakkımda malumat edindin şimdi de burada iki lafta bir böyle imalı imalı bana karşı kullanıyor musun? :)
Afferim sana Albatros. Senin seviyene de bu yakışır. Böyle konuşarak hem beni de tartışmada yenmiş oldun. Bana çok derin psikolojik analiz yapıp beni yere serdin. Meğerse bütün politik fikirlerimin altında bir akıl hastalığı varmış. Ne kadar kolay oldu bu tartışmayı bu şekilde kazanmak senin için.
Bu arada diyorsun ki Amerika bugün siyah bir adamı başkan da seçmiş olsa artık sana yaranamaz. Çünkü senin demokrasi standardın o kadar yüksek ki 60 sene önce apartheid rejimi olan yer ağzıyla kuş tutsa sana yaranamaz. En az kaç yüzyıllık aralıksız demokrasi geleneği olan ülke gözüne girebilir Albatros bey?
Liberalliğin kökünde Stirner'i bulduğun bu müthiş felsefi tezini de bir akademik dergide yayınlat bence. Bu derin analizinle tarih geçeceksin. Büyük filozof olacaksın sen Albatros.
Tam da böylesi bir şey, aslında. Psikiyatrik motivasyonlarını bilemem. Bireyi savunmak için her türden etiğin karşısında olmayı da gerekmez. Düşün bakalım bu herif neden her türden ''etik'' ilkenin karşısında durmuş.
Stirner devleti savunmaz;ama devleti savunmamak tek başına ''matah'' bir şey değil ki. Minarşistler de ilk bakışta devleti savunmaz mesela. Onların devlet karşıtlığından Anarşist olduklarını düşünüyor musun? Ben düşünmüyorum.
Stirner, ''biriciklik'' diye bir şey söylüyor. Evet, önemli bir şey. Ama ''birey olmak'' Stirner'ın sandığı kadar sorumsuz ve rast gele bir şey olmadı ki hiç.
Özgürlükler açısından etiksel değerlere dogmatik biçimde bağlı kalmak insani sınırlayabilir. Stirner'in etik değerleri kabul etmemesi bu bakımdan anlaşılabilir.
Dediğim gibi Stirner diğer insanlar üzerinde kurulan baskı, sömürü, hiyerarşi vb. şeyleri olumlamıyordu, bunları özgürlükleri engelleyici anlamda görüyordu. Etik değerlere bağlı olmadığı için bunları etiksel açıdan doğru ve yanlış demiyordu. Ama başka bakımlardan -özgürlük, insanın bireyselleşmesi vb.- bunları doğru bulmuyordu. Bir bakıma bazılarının etiksel açıdan yanlış bulduğu şeyleri o başka açılardan yanlış buluyordu.
Stirner anarşist düşünceyi kökünden etkilemiş biridir. Anarşizm tarihi incelendiğinde bu görülebilir. Bu bakımdan Stirner'in anarşist kabul edilmesinde yanlış bir yön görmüyorum. Bireysel anarşizm ile birçok ortak yönü varsa ki var, o zaman çok da sakıncası yok diye düşünürüm. Tabii bu yöndeki kararı anarşist düşünürler vermişti daha çok...
Jolly Jocker
01-06-2012, 09:25
1- Öncelikle anla ki hem özgürlük ve demokrasiden bahsedip sonra da liberalliğe karşı olmak senin mevzuları anlamadığını gösteriyor. Liberallik dediğin nedir sanıyorsun?
2- Bugünkü kapitalist demokratik sistem insanları özgür bırakınca ve onların varlıklarını bir yüce soyut amaca armağan etmelerine zorlamayınca kendi kendine ortaya çıkan sistemdir. Siz bunu hazmedemiyorsunuz. Siz önce insan doğası gerçeği ile bir yüzleşin olur mu?
3- Doğal halinde insanlar anca kendini ve kendi ailesini düşünür, elalemi düşünmez.
4- Kimse kendi emeğinin semeresini tanımadığı insanlarla paylaşmak istemez.
5- Ama dediğimin en bariz ispatı zaten komunizmin bizzat o halkın kendi eliyle yıkılmış olmasıdır. Burada gayet açık olan bir mesaj var, göremiyor musun?
6- Dikkat et: zorlamak özgürlüğün, diktatörlük de demokrasinin karşıtıdır. Gayet basit değil mi?
7- Bireylerin haklarından bahsetmedikçe sen ne özgürlükçü, ne demokrat, ne de ilerici olabilirsin. Bir insanı birşeye tehditle ve korkutmayla (mesela devletin gücünü kullanarak, hapse atmakla tehdit ederek) zorlamak onun en temel bir hakkını ihlal etmektir. Onun emeğinin semeresine yani mülküne el koymak ve onun malında hakkının olduğunu tanmamak da onun en temel başka bir hakkını ihlal etmektir.
8- En son olarak birşey daha söyleyim. Dedin ki Batı ülkelerindeki "kısmi" özgürlük solcuların eseri. Peki bana açıklar mısın ne diye Amerika'da kadın haklarını, siyah haklarını, eşcinsel haklarını vs savunan ve bu mücadeleleri kazanan insanlar nihayetinde kaç yüz sene önce John Locke düşüncesinde olan adamların yazdığı anayasaya atıf yaparak bu hakları aldılar?
Vicdansız Ludwig, bak bana yazdığın son iletideki iddialarını numaralandırdım, ki daha iyi cevap vereyim. Sırasıyla gidelim;
1- Liberalizm teoride özgürlük ve demokrasi imiş ama teori senin gözünü fena kamaştırmış. Yaşanan pratiği görmüyorsun. Dünyadan haberin yok. Dünya savaşlarının, darbelerin, kontrgerillanın, atom bombalarının, militarizmin, milliyetçiliğin, yeşil kuşağın v.s. neresi özgürlük ve demokrasi? Senin liberalizm dediğin soytarılığın teorisini pratiğe uygulayınca bunlar çıktı ortaya. Ama sen öyle dogmatiksin ki gözün görmüyor.
2- Kapitalist sistem insanların tümünü değil sadece sermayesi olanları özgür bırakıyor. Geniş emekçi kitleler ise sabahtan akşama dek eşek gibi çalışıyor ama emekli olduğunda kendine bir ev bile alamıyor. Üç kuruş para için, güvencesiz ve sendikasız biçimde günde 10 saat çalıştırılıp çıkışta bir barda iki bardak su katılmış bira içince emekçilerin hür olduğunu mu sanıyorsun? Kapitalizm gösteriyor ki hürriyet ve demokrasi de sınıfsaldır. Hangi sınıf için hürriyet? Mesele bu. Ben tüm toplumu özgürleştirmek istiyorum, sense babası zengin olanları. Ben demokrasiyi ekonomik ve toplumsal hayata da yaymak istiyorum. Sense siyasal demokrasi adı altında sandık seçimleri yapmayı yeterli görüyorsun. O kadarını İran'ın şeriatçıları da yapıyor oysa!
3- Elalemi düşünmediğiniz için mi darbeler, kontgerilla cinayetleri, katliamlar, savaşlar yapıp Hiroşima'ya atom bombasını çaktınız? Kendiniz ve ailenizden başka kimse umurunuzda olmadığı için mi Yeşil Kuşak adı altında pek çok ülkenin kadınlarına dinci diktalar içerisinde cehennem hayatı yaşattınız? Kendini ve aileni düşünmek, başka da kimseyi düşünmemek işte bunlara sebep oluyor. Sadece kendini ve ailesini düşünmeyi doğal durum kabul eden, elalemi umursamayanlar nasıl oluyor da demokrasi ve özgürlükten bahsedebiliyorlar? Demokrasi ve özgürlükler HERKES içindir. Sizin zerre kadar ilginiz yok bu değerlerle.
4- Evet, kimse kendi emeğinin semeresini tanımadığı insanlarla paylaşmak istemez. Emekçiler, kapitalizme tam da bu yüzden karşı çıkıyorlar zaten.
5- Doğu Bloku komünizm falan değildi. Kendileri de komünizm olduklarını iddia etmemişlerdi zaten. Komünizme dünyasal ölçekte geçilir sadece. Devlet ve sınıflar yoktur. Doğu Bloku kendisinin proleterya diktası olduğunu iddia etti. Aslında Doğu Blokunun tümü değil sadece SSCB iddia etti bunu. Ama parti diktasıydı, proleterya değil. Bak hala demokrasi özürlü sistemini savunmak için Stalinizme sövmeye sığınıyorsun. Stalinizmi savunan yok ki. Ama sen kapitalizmin onca kusuru ve sebep olduğu kötülüklerle yüzleşmiyorsun. Tam da bu yüzden Stalin'e yaptığın eleştirilerin zerre samimiyeti yok. Sen insanların öldürülmesine değil, onları Stalin'in öldürmesine karşısın. Onları ABD, emperyalizm ya da güvencesiz çalıştırdığı için kapitalizm öldürdüğünde ise görmezden geliyorsun. Dincilerden farkın yok. İdeolojik fanatizmin vicdanını köreltmiş.
6- Evet, zorlamak özgürlüğün karşıtıdır. Özgürlük de diktatörlüğün. Bu yüzden, mülkiyet ''hakkına'' dayanıp insanları işgüçlerini satmaya zorlamanız onların özgürlüğünü yok eder. Sömürü dediğimiz şey, kapitalistlerin emekçilere bu tahakkümüdür. Diktatörlük ise devlettir. Özgürlük için devletin reddi, emekçilerin özyönetimi gerekir. Tam da bu yüzden ''anarşikler'' deyip insanları öldürdüğünüzde özgürlüğü öldürüyordunuz. Darbeler, askeri yönetimler, Yeşil Kuşak bünyesindeki dinci rejimler ve milliyetçi ideoloji otoriterdir, diktatörlüklere sebep olur. Proleterya diktası ise çoğunluğun diktası olduğu için devletsizliğin diğer adıdır, özyönetimdir ve demokrasinin en geniş halini anlatır. Bunun için mücadele etmek yerine darbeci, militarist, milliyetçi kapitalizmi savunuyorsan senin özgürlükle ve demokrasiyle ne ilişiğin olabilir ki!
7- Emekçiler işgücünü satmaya zorlanıyor. Bu yüzden sermaye sahibinin tahakkümüne giriyor, işi hakkında karar ve denetim süreçlerine katılamıyor ve elde edilenden payına düşenin çok azını kazanabiliyor. Burjuvazi tüm bunları yapabilmek için devlet gücünü, fiziki zoru kullanıyor. Emekçilerin bireyselliğini hiçe sayıp onları alınıp satılabilen birer meta haline getiriyor. Burjuvazinin mülkiyet hakkı demek, geniş emekçi yığınların bireyselliğinin tahakküm edilmesi demektir. Emek hakkını aradığında kontrgerilladan polis şiddetine, darbelerden savaşlara dek kimin şiddet uyguladığını, özgürlüğün ırzına geçtiğini, dikta kurduğunu ise hepimiz biliyoruz.
8- Madem Amerika'da kadın ve eşcinsel hakları anayasaya atıfla savunulup kazanılabildi ve bunda John Locke düşüncesinin payı varmış, o halde neden o anayasa direkt olarak o hakları sunamadı da bunun için mücadele etmek gerekti? Demek ki o liberallerin hazırladığı anayasa hiç de kadın ve eşcinsellere haklar getirmemiş. Mücadele elbette evvela düzen sınırları içinde yürütülür. Çünkü aksi halde terörist kapitalist devlet seni eziverir. O yüzden anayasayı kendilerince sola çekip, öyle yorumlayarak hak mücadelesi verdiler. Burjuvazi feodalizme karşı belli bir ilericiliğe sahipti. O anayasalar onun ürünü. Ama kendi iktidar olunca burjuvazi gericileşti. İşçi sınıfı ve solcular kendi mücadelelerinde elbette burjuva devriminin kazanımlarına sahip çıkacaklar. Bu Marksizmin temel görüşlerinden biridir. O kazanımlara artık burjuvazi sahip çıkmaz, nitekim çıkmadı da ama solcular sahip çıkıp geliştirmek ve sonunda aşmak durumundadır. Tam da bu yüzden artık demokrasi ve özgürlükler de bizim değerlerimizdir.
zozyaliz
01-06-2012, 12:26
1- Liberalizm teoride özgürlük ve demokrasi imiş ama teori senin gözünü fena kamaştırmış. Yaşanan pratiği görmüyorsun. Dünyadan haberin yok. Dünya savaşlarının, darbelerin, kontrgerillanın, atom bombalarının, militarizmin, milliyetçiliğin, yeşil kuşağın v.s. neresi özgürlük ve demokrasi? Senin liberalizm dediğin soytarılığın teorisini pratiğe uygulayınca bunlar çıktı ortaya. Ama sen öyle dogmatiksin ki gözün görmüyor.
Sen heralde liberalizm diye saldırırken aklında Batı var. Batı bildiğin gibi coğrafi bir bölgedir. Liberalizm ise siyasi bir fikirdir. Aradaki farkı öğrenmeni tavsiye ederim.
Ben Batı'nın Yeşil Kuşak falan kurduğunu sanmıyorum. Öyle olsa İran'daki devrimi de Amerika'nın desteklemesi gerekirdi. Halbuki Amerika o devrimin yıktığı Şah'ı desteklerdi. İran devrimi sonucu da en azılı Amerikan düşmanı bir rejim geldi. İlk iş olarak da Amerikan konsolosluğundaki 100 küsür kişiyi 1 sene rehin aldılar. Ortadoğunun geri kalanına da bakalım: Irak ve Suriye'de BAAS partisi kendi parti tüzüğünde sosyalizme atıf yapan bir partidir ve SSCB tarafından destekleniyordu. Bugün bile hala Rusya Beşşar Esad'ı destekliyor. Mısır'da da Cemal Abdül Nasır gene Arap sosyalizmi ideolojisi ile SSCB tarafında Batı'nın karşısındaydı. Kaddafi'yi de biliyorsun. Yeşil Kuşak'tan ziyade bir Kızıl Kuşak var gibi aslında. Keza Afganistan'ı ve Taliban'ı ortaya süreceksen orası da SSCB'nin uydusu haline çoktan gelmişti. Komunist rejim Afgan halkı ayaklanıp tehlikeye girince SSCB bizzat kendi ordusu ile girip o rejimi korumaya çalıştı. Batı da sonradan El Kaide olup kendi başına bela olacağını bilmeden mücahitlere destek verdi.
Kızıl Kuşak'ı daha doğuya doğru da bir izleyelim. Bolşevik zehir koca Çin'i yutmuş, Hintçininde Laos, Kamboçya, Vietnam iç savaşla düşmüş, Kore'de iç savaş olmuş ve bugüne kadar duran sapık bir rejim 20 milyon insanı esir etmiş. Güney Amerika ve Afrika'da da kızıl kuşak virüs gibi yayılıyor. Hepsi de birbiriyle bağlantılı ve birbirini destekler şekilde. Tüm bu ülkelerde iç savaşı ve silahlı örgütleri destekleyen de SSCB.
Ama sen diyorsun ki ne diye Batı bırakmadı bu emekçiler ayaklansın vs. Ama diğer tarafdan diyorsun ki SSCB ve doğu bloku komunist değildi. Bak ne demişsin:
5- Doğu Bloku komünizm falan değildi. Kendileri de komünizm olduklarını iddia etmemişlerdi zaten. Komünizme dünyasal ölçekte geçilir sadece. Devlet ve sınıflar yoktur. Doğu Bloku kendisinin proleterya diktası olduğunu iddia etti. Aslında Doğu Blokunun tümü değil sadece SSCB iddia etti bunu. Ama parti diktasıydı, proleterya değil. Bak hala demokrasi özürlü sistemini savunmak için Stalinizme sövmeye sığınıyorsun. Stalinizmi savunan yok ki.
O zaman sana şöyle diyeyim: Batı o komunist olmayan ideoloji her ne idiyse ona karşı mücadele etti. Oldu mu şimdi? O ideolojinin ismi herneyse gördüğün gibi insan hayatına değer vermeyen, baskıcı zorba diktatörlükler kuruyordu. Bu ideolojiyi de her tarafa yaymaya çalışıyordu. Bizim ülkemizde de sol gruplar Stalinci, Maocu şucu bucu diye o "komunist olmayan" ideolojiyi savunmuyorlar mıydı? Tamam işte Batı o "komunist olmayan" ve senin de kınadığın o ideoloji ile mücadele etti. O zaman bir sorun olmaması lazım ortada senin açından. Ama niye hala şikayet ediyorsun?
Atom bombasını da Amerika, Naziler ve Sovyetler birbiriyle yarışarak birbirinden önce üretmeye çalışıyordu. Sonuçta Rusya ve Amerika bunu üretti. Amerika bunu kullandıysa Japonya masum bir ülke değildi. Adamlar uzak doğunun Nazileriydi. Kore ve Çin'e saldırıp katliamlar yaptıklarını biliyorsun. Amaçları orada bir imparatorluk kurmaktı. Amerika'ya da kendileri Pearl Harbor'da savaş açtılar. Ve şunu da unutma ki sivilleri direk hedef almamak gibi savaş kuralları bu savaştan sonra hem de nefret ettiğin Batı tarafından yazıldı. O savaşta tam 49 milyon sivil ölmüştür. Hiroşima ve Nagazaki'de ölenler bu toplam rakamın sadece %0.5'idir. Ama sen ideolojik sebeplerden dolayı belli şeylere işaret edip, başka şeylerin üstünü örtüyorsun. Amacın sadece propaganda.
2- Kapitalist sistem insanların tümünü değil sadece sermayesi olanları özgür bırakıyor. Geniş emekçi kitleler ise sabahtan akşama dek eşek gibi çalışıyor ama emekli olduğunda kendine bir ev bile alamıyor. Üç kuruş para için, güvencesiz ve sendikasız biçimde günde 10 saat çalıştırılıp çıkışta bir barda iki bardak su katılmış bira içince emekçilerin hür olduğunu mu sanıyorsun?
Önce şunu anla ki komunist sistemde de emekçilerin durumu bu anlattığından farklı olmadı. Ama her halükarda bunun özgürlükle alakası yok. Sen heralde refah kavramını düşünüyorsun. Özgürlük ayrı birşeydir. Bir daha bir düşün bu mevzuları öyle gel.
6- Evet, zorlamak özgürlüğün karşıtıdır. Özgürlük de diktatörlüğün. Bu yüzden, mülkiyet ''hakkına'' dayanıp insanları işgüçlerini satmaya zorlamanız onların özgürlüğünü yok eder.
Kusura bakma sen mülkiyetin nasıl bir hak olmadığını henüz ispat etmiş değilsin. Tarih boyunca herkesin doğal kabul ettiği birşeye karşı çıkıyorsan sağlam bir ispatın da olması gerekir. Yoksa seni ciddiye alamayız kusura bakma. Sen şu anda insanların doğal bir hakkını tanımayıp bildiğimiz adi bir suç olan gaspı yurt çapında endüstriyel ölçekte ve yasal olarak yapmak isteyen biri gibi gözüküyorsun.
8- Madem Amerika'da kadın ve eşcinsel hakları anayasaya atıfla savunulup kazanılabildi ve bunda John Locke düşüncesinin payı varmış, o halde neden o anayasa direkt olarak o hakları sunamadı da bunun için mücadele etmek gerekti? Demek ki o liberallerin hazırladığı anayasa hiç de kadın ve eşcinsellere haklar getirmemiş. Mücadele elbette evvela düzen sınırları içinde yürütülür. Çünkü aksi halde terörist kapitalist devlet seni eziverir. O yüzden anayasayı kendilerince sola çekip, öyle yorumlayarak hak mücadelesi verdiler. Burjuvazi feodalizme karşı belli bir ilericiliğe sahipti. O anayasalar onun ürünü. Ama kendi iktidar olunca burjuvazi gericileşti. İşçi sınıfı ve solcular kendi mücadelelerinde elbette burjuva devriminin kazanımlarına sahip çıkacaklar. Bu Marksizmin temel görüşlerinden biridir. O kazanımlara artık burjuvazi sahip çıkmaz, nitekim çıkmadı da ama solcular sahip çıkıp geliştirmek ve sonunda aşmak durumundadır. Tam da bu yüzden artık demokrasi ve özgürlükler de bizim değerlerimizdir.
Eğer azınlıkların ve tarihsel olarak ezilmiş kimliklerin hakkını aramak solculuksa ben de solcuyum. Zaten Doğu Bloku ve SSCB ideolojisini de benimsemiyormuşsun ve tehlikeli buluyormuşsun ve haliyle o ideolojinin yayılmasına karşı mücadele edilmesini de doğru buluyorsundur. Demek ki biz aynı taraftayız. Ne diye bana bağırıp duruyorsun?
AlbatrosS
01-06-2012, 12:51
Sen ne kadar erdemli filozof bir adamsın öyle :) Dedikodu yapıp hakkımda malumat edindin şimdi de burada iki lafta bir böyle imalı imalı bana karşı kullanıyor musun? :)
Afferim sana Albatros. Senin seviyene de bu yakışır. Böyle konuşarak hem beni de tartışmada yenmiş oldun. Bana çok derin psikolojik analiz yapıp beni yere serdin. Meğerse bütün politik fikirlerimin altında bir akıl hastalığı varmış. Ne kadar kolay oldu bu tartışmayı bu şekilde kazanmak senin için.
Bu arada diyorsun ki Amerika bugün siyah bir adamı başkan da seçmiş olsa artık sana yaranamaz. Çünkü senin demokrasi standardın o kadar yüksek ki 60 sene önce apartheid rejimi olan yer ağzıyla kuş tutsa sana yaranamaz. En az kaç yüzyıllık aralıksız demokrasi geleneği olan ülke gözüne girebilir Albatros bey?
Liberalliğin kökünde Stirner'i bulduğun bu müthiş felsefi tezini de bir akademik dergide yayınlat bence. Bu derin analizinle tarih geçeceksin. Büyük filozof olacaksın sen Albatros.
Doktor ''hasta bulmaya'' çalışmaz, hasta doktora gelir:deadhorse: Hakkında hiçbir şey bilmiyorum, klinik bir vak'a olman dışında. Onu da bilmeme gerek yok; görünen köy klavuz istemiyor.
Ötesi zırvalık. ''Kürtler C. Başkanı bile oldu, daha n'oluyo size?'' demenin Amerikancası. Di mi ama Ludwig, bu Kürtlere de iyilik yaranmıyor?
zozyaliz
01-06-2012, 13:02
Doktor ''hasta bulmaya'' çalışmaz, hasta doktora gelir:deadhorse: Hakkında hiçbir şey bilmiyorum, klinik bir vak'a olman dışında. Onu da bilmeme gerek yok; görünen köy klavuz istemiyor.
Ötesi zırvalık. ''Kürtler C. Başkanı bile oldu, daha n'oluyo size?'' demenin Amerikancası. Di mi ama Ludwig, bu Kürtlere de iyilik yaranmıyor?
Tam olarak değil. Türkiye'de Kürtler cumhurbaşkanı olurken Kürt kimliğiyle olamıyor. Kürtlüğünü saklarsa ve Türk gibi konuşursa olabiliyor. Amerika'daki durum çok farklı. Herşeyden önce siyah olmak kimlik meselesinin ötesinde bir deri rengi meselesi. Yani Obama siyahlığını inkar edip beyaz kimliği benimseme koşuluyla başkan olmuş değil.
Ama işte senin seviyenden gelecek itiraz anca bu kadar olur. Amerika'ya bok atmakla eline ne geçiyor söyler misin? Amerika öyle bir ülkedir ki başka yerlerde krallık-sultanlık varken orada cumhuriyet vardı. Arap ülkeleri ve Osmanlı gibi dışardan ittirmeyle köleliği kaldırmadılar; kendileri karar verip "böylesi daha adil" diyerek kaldırdılar. Zamanla siyahların statüsünü de eşit yaptılar, hem de tek gereken Martin Luther King'in bir iki yürekten samimi konuşma yapması oldu, çünkü o halk "adil olan budur" dedi ve kabul etti. Sen daha ne istiyorsun anlamıyorum ki? Sen beyaz ırka karşı ırkçı bir nefret beslemediğinden emin misin? Öyle görünüyor ki bok atmak ve şeytanlaştırmak için sebep arıyorsun. Madem Amerikan halkından daha erdemlisin bir kere de senin adil olduğunu görelim. Sezarın hakkını ver de görelim bir kere.
zozyaliz
01-06-2012, 13:25
Şu habere bak: http://news.yahoo.com/paper-movie-star-allegedly-made-1-million-per-202742599--abc-news-topstories.html
http://l3.yimg.com/bt/api/res/1.2/xZ6Qnios.nlDzI1ncCplvA--/YXBwaWQ9eW5ld3M7Y2g9MzYwO2NyPTE7Y3c9NjQwO2R4PTA7ZH k9MDtmaT11bGNyb3A7aD0xMDc7cT04NTt3PTE5MA--/http://media.zenfs.com/en_us/gma/us.abcnews.go.com/gty_zhang_ziyi_nt_120530_wmain.jpg
Çin'de komunist partinin üst düzey yöneticisi ve aynı zamanda bakan olan bir adam bir film yıldızına onla yatmak için gecede 1 milyon dolar ödüyormuş. Nerden buluyormuş acaba o kadar parayı, sonuçta bir devlet memuru. Buyrun işte. İnsan doğası bu. Bu malzemeyle mi Şirinler ütopyası kuracaksınız?
"Özgürlükçü sosyalizm" diye yola çıkıyorsunuz, sonuç bu. Çin'de sistem o kadar çürümüş ki polis içinde çeteler insanların bebeğini zorla elinden alıp satıyor. Devlet hastanelerinde doktorların çeteleri organ satıyor. Belki polisle ortak çalışıp insanlara hayali suç isnad edip, idam edip organlarını satıyorlardır.
Bence en iyisi herşeyi devletleştirip kendimizi de devletin güvenli ellerine teslim edelim. Aksi türlü gidip elalemin şirketinde üç kuruş için patronun ağız kokusunu çekmemiz lazım.
AlbatrosS
01-06-2012, 14:58
Tam olarak değil. Türkiye'de Kürtler cumhurbaşkanı olurken Kürt kimliğiyle olamıyor. Kürtlüğünü saklarsa ve Türk gibi konuşursa olabiliyor. Amerika'daki durum çok farklı. Herşeyden önce siyah olmak kimlik meselesinin ötesinde bir deri rengi meselesi. Yani Obama siyahlığını inkar edip beyaz kimliği benimseme koşuluyla başkan olmuş değil.
Deri rengi... İyimiş :)
Ama işte senin seviyenden gelecek itiraz anca bu kadar olur. Amerika'ya bok atmakla eline ne geçiyor söyler misin? Amerika öyle bir ülkedir ki başka yerlerde krallık-sultanlık varken orada cumhuriyet vardı. Arap ülkeleri ve Osmanlı gibi dışardan ittirmeyle köleliği kaldırmadılar; kendileri karar verip "böylesi daha adil" diyerek kaldırdılar. Zamanla siyahların statüsünü de eşit yaptılar, hem de tek gereken Martin Luther King'in bir iki yürekten samimi konuşma yapması oldu, çünkü o halk "adil olan budur" dedi ve kabul etti. Sen daha ne istiyorsun anlamıyorum ki? Sen beyaz ırka karşı ırkçı bir nefret beslemediğinden emin misin? Öyle görünüyor ki bok atmak ve şeytanlaştırmak için sebep arıyorsun. Madem Amerikan halkından daha erdemlisin bir kere de senin adil olduğunu görelim. Sezarın hakkını ver de görelim bir kere.
Zaar sen bu yüzden ''hastasın'' işte. Tüm mesele ''bok atmak''mış... Senin bir futbol fanatiğinden farkın yok ki, seninle mantık kuralları dahilinde ''anlamlı'' bir tartışma yapılabilsin. Takım tutar gibi ''ülke'' tutuyorsun sen. Süreklilik, etkileşim, insan, mantık sair hak getire...
Şöyle yaptılar, böyle ettiler... değil zaar. Siyahlar ''ite ite'' o hakkı kazandılar. Savaştılar. Mücadele ettiler. Yanlarında demokrat beyazları, solcuları, özgürlükçüleri, entelektüelleri buldular. Fransa'nın Cezayir'de soykırım yaparken karşısında kendi solcularını, sosyalistlerini ve aydınlarını bulması gibi. Sartre, gibi...İş bu yüzdendir ki o ''kazanımlar'' ''köle tüccarlarının'' değil; özgürlük savaşçılarının hanesine yazılır. Tabi sen ''köle yazımı''ndan başka lügat bilmediğin için anlamaman doğal. Neticede ormanda geyiğin aslan'ın elinden kurtulması ''aslan'ın affı''dır senin için; geyiğin boynuzu değil :D
Amerikan elitleri aperteid'de ısrarcı olsalardı kocaman bir iç savaşın içinde bulacağını biliyordu kendini.(M. Luther de meselenin nereye gittiğini gören akil bir adamdı. Beyazları uyardı.) Ehh, sen kendi vatandaşına ''aperteid''i yaşatırken başkasına ''demokrasi havarisi'' kesilemezsin doğal olarak: Ne diyor Baskın Hoca?
''Sen kendi Kürtlerin ve gayrı Müslimlerinle yüzleşmemişken O. Doğu'da ''lider'' olmaya kalkarsan seni gülle karşılamazlar. 100 yıllık İttihatçı barbarlığını hortlatırsın en fazla... ''
Mesele bitti mi?
Bitmedi tabi.
200 küsur yıllık ''mülkiyet birikimi'' var elde. Köle tacirliğinden mülhem sosyal psikozlar var. Sair tüm ''ötekilerin'' gettoları var.
Misal: Kürt sorununu siyasi olarak çözsen de ''tampon'' uygulamalar yapmazsan sorun bitmez. Bitmez, zira kapitalizmin ''mülkiyet yasaları'' (Sömürgeci devletin iskan politikaları) neticesinde kent gettolarına hapsolmuş milyonlarca Kürdü n'apacaksın?
Üstelik ''kentsel dönüşüm'' gibi yeni bir ''mülk paylaştırma'' aşaması devredeyken.(özünde kentsel sterilizasyon) 50-60 yıl öncesinden değil; hepi topu 20-30 yıl öncesinden ve hafızaları dipdiri kuşaklardan bahsediyoruz. Bakalım sizin ''kodomanlar'' bu faturayı ödemeye kefil olacaklar mı? :)
Ne diyordu W. Buffet: Krizin faturasını ''eşit'' yüklenmeliyiz. Benim Ceo'm benden fazla; işçim de ceo'mdan fazla vergi veriyorken bu sistem böylece sürmez... (mealen) A. Topuz'u analım geçerken: Mülkiyet hakkı mı dediniz?
Hülasa;
Bu kavga bitmez. Tarih de. Bugün muktedir olan sizsiniz, yarını bilinmez...
AlbatrosS
01-06-2012, 15:00
Şu habere bak: http://news.yahoo.com/paper-movie-star-allegedly-made-1-million-per-202742599--abc-news-topstories.html
http://l3.yimg.com/bt/api/res/1.2/xZ6Qnios.nlDzI1ncCplvA--/YXBwaWQ9eW5ld3M7Y2g9MzYwO2NyPTE7Y3c9NjQwO2R4PTA7ZH k9MDtmaT11bGNyb3A7aD0xMDc7cT04NTt3PTE5MA--/http://media.zenfs.com/en_us/gma/us.abcnews.go.com/gty_zhang_ziyi_nt_120530_wmain.jpg
Çin'de komunist partinin üst düzey yöneticisi ve aynı zamanda bakan olan bir adam bir film yıldızına onla yatmak için gecede 1 milyon dolar ödüyormuş. Nerden buluyormuş acaba o kadar parayı, sonuçta bir devlet memuru. Buyrun işte. İnsan doğası bu. Bu malzemeyle mi Şirinler ütopyası kuracaksınız?
"Özgürlükçü sosyalizm" diye yola çıkıyorsunuz, sonuç bu. Çin'de sistem o kadar çürümüş ki polis içinde çeteler insanların bebeğini zorla elinden alıp satıyor. Devlet hastanelerinde doktorların çeteleri organ satıyor. Belki polisle ortak çalışıp insanlara hayali suç isnad edip, idam edip organlarını satıyorlardır.
Bence en iyisi herşeyi devletleştirip kendimizi de devletin güvenli ellerine teslim edelim. Aksi türlü gidip elalemin şirketinde üç kuruş için patronun ağız kokusunu çekmemiz lazım.
Bence sen asıl şu habere bak:
http://www.google.com.tr/imgres?q=tecav%C3%BCz&um=1&hl=tr&sa=N&biw=1280&bih=709&tbm=isch&tbnid=uwgsMVBKr4Bp8M:&imgrefurl=http://www.harbiforum.org/komik-resimler/3490-tavuga-tecavuz-eden-adam.html&docid=YHBaqfjbmP9b_M&imgurl=http://img221.imageshack.us/img221/9753/19930806003rcopy5kn1vc1.jpg&w=636&h=600&ei=467IT_HlMo-Wswaij623Dg&zoom=1&iact=hc&vpx=187&vpy=82&dur=836&hovh=218&hovw=231&tx=164&ty=81&sig=113698875365757020173&page=1&tbnh=151&tbnw=160&start=0&ndsp=15&ved=1t:429,r:0,s:0,i:94
zozyaliz
01-06-2012, 15:02
Freddie, senin çarpıtmalarına yetişmek zor çünkü 100 tanesini arka arkaya sayıyorsun, ama bir şeye daha cevap vereyim.
Son 10 yılda 10.700 işçi hayatını kaybetmiş. İş güvenliğini sağlamak burjuvazinin karlarını düşürüyor herhalde.
Bu rakam Türkiye'mi tüm dünya mı bilmiyorum ama ben Batı'da insan hayatının bu kadar ucuz olduğunu sanmıyorum.
Bizim ülkemizde niye ucuz olduğunu da hemen kapitalizme bağlamadan önce şu haberi bir okusak mı:
Tekirdağ'da feribottan indikten sonra gece karanlığında uyarı tabelası da olmadığı için düz gidince denize uçan otomobilde birlikte can veren dünürler Vecdet ve Aysel Eriş çifti İzmir'in Ödemiş İlçesi'nde; Zeynep ve Ahmet Gülhan çifti ise Konya'nın Beyşehir İlçesi'ne bağlı Bayavşar Beldesi'nde gözyaşları arasında toprağa verildi.
[...]
Skandal olarak nitelendirdiği kazanın başkalarının başına gelmemesi için çaba sarf edeceklerini söyleyen Ümit Eriş, "Babam yüzmeyi bilir ancak annem bilmezdi, araçtan dışarı çıkamamışlar. Bir can yandı, başka canlar yanmasın. Orada bir insan veya projektör, aydınlatma olsaydı bu kaza yaşanmazdı. Büyük sorumsuzluk var ortada. Hesabını soracağız. Kazaya uykusuzluk neden olamaz. Çünkü feribotta çok neşelilermiş. Çevredekiler ne kadar neşeli diye onları gösteriyorlarmış" dedi.
http://www.haberler.com/ihmal-kurbani-dunurler-gozyaslariyla-topraga-3663715-haberi/
Ben araştırmadım ama tahmin ederim ki Almanya'da işçi ölümleri de, bu tarz ihmale dayalı ölümler de çok daha nadir oluyordur. Ama tabi sen herşeyi kapitalizme bağlamaya ayarlıysan o başka.
AlbatrosS
01-06-2012, 15:11
Freddie, senin çarpıtmalarına yetişmek zor çünkü 100 tanesini arka arkaya sayıyorsun, ama bir şeye daha cevap vereyim.
Bu rakam Türkiye'mi tüm dünya mı bilmiyorum ama ben Batı'da insan hayatının bu kadar ucuz olduğunu sanmıyorum.
Bizim ülkemizde niye ucuz olduğunu da hemen kapitalizme bağlamadan önce şu haberi bir okusak mı:
Tekirdağ'da feribottan indikten sonra gece karanlığında uyarı tabelası da olmadığı için düz gidince denize uçan otomobilde birlikte can veren dünürler Vecdet ve Aysel Eriş çifti İzmir'in Ödemiş İlçesi'nde; Zeynep ve Ahmet Gülhan çifti ise Konya'nın Beyşehir İlçesi'ne bağlı Bayavşar Beldesi'nde gözyaşları arasında toprağa verildi.
[...]
Skandal olarak nitelendirdiği kazanın başkalarının başına gelmemesi için çaba sarf edeceklerini söyleyen Ümit Eriş, "Babam yüzmeyi bilir ancak annem bilmezdi, araçtan dışarı çıkamamışlar. Bir can yandı, başka canlar yanmasın. Orada bir insan veya projektör, aydınlatma olsaydı bu kaza yaşanmazdı. Büyük sorumsuzluk var ortada. Hesabını soracağız. Kazaya uykusuzluk neden olamaz. Çünkü feribotta çok neşelilermiş. Çevredekiler ne kadar neşeli diye onları gösteriyorlarmış" dedi.
http://www.haberler.com/ihmal-kurbani-dunurler-gozyaslariyla-topraga-3663715-haberi/
Ben araştırmadım ama tahmin ederim ki Almanya'da işçi ölümleri de, bu tarz ihmale dayalı ölümler de çok daha nadir oluyordur. Ama tabi sen herşeyi kapitalizme bağlamaya ayarlıysan o başka.
''İhmal'' diyorsun... Sadece ihmal, başka bir şey değil. O derece ''ihmal'' ki Başbakan Tobb'da ''vergi verin'' diye ''yalvarıyor''(?) da aklına polis istihdam edeceğine vergi müfettişi istihdam edip yargı sistemini ve sendikaları demokratikleştirmek gelmiyor.
Özel sektörün tamı tamına yarısı her türden kayıt dışı işle ma'lulken, bunu ''teşvik edecek'' esnek istihdam gibi mucizevi paketleri de yapan Çin hükümeti zaten. Başbakan değil. Zaar, o adamın görevi ''denetlemek'' değilse tası tarağı toplayıp gidelim öyleyse.
Küresel şirketler de ''çevre'' ülkelere kendilerinde ''günde 100 dolar verecek işçi'' kalmadığı için fabrika açıyorlardı. Uzak doğuda günde birkaç dolara çalışan işçiler de şehir efsanesinden başka bir şey değil... Bu ülkelerde her türden hakkı veriyorlar...
zozyaliz
01-06-2012, 15:29
Siyahlar ''ite ite'' o hakkı kazandılar. Savaştılar. Mücadele ettiler. Yanlarında demokrat beyazları, solcuları, özgürlükçüleri, entelektüelleri buldular.
Sen tabi bu mevzuları herkesten daha iyi bilirsin ama Wikipedia öyle demiyor. Ben şimdilik Wikipedia ne yazıyorsa ona inanayım. Yanlış anlama sen de büyük bir otoritesin bu konularda!
Slavery in the United States was a form of slave labor which existed as a legal institution from the early colonial period. After the American Revolution (1775-1783), the northern states all abolished slavery, and Congress prohibited slavery in the Northwest Territory. However slavery gained new life with the cotton industry after 1800, and expanded into the Southwest. A system of slave and free states developed. However, the international import or export of slaves became illegal under U.S. law in 1807. By the 1850s the South was vigorously defending slavery and its expansion into the territories. In the North a small number of abolitionists denounced it as sinful, and a large number of anti-slavery forces rejected it as detrimental to the rights of free men. Compromises were attempted and failed, and in 1861 eleven slave states broke away to form the Confederate States of America. To defeat the Confederacy, the Union in 1862 made abolition of all slavery a war goal, which was achieved in 1865. All the slaves were freed and the owners received no compensation.
http://en.wikipedia.org/wiki/Slavery_in_the_United_States
Dil bilmediğin için sana biraz çevireyim. Kısaca diyor ki kuzey eyaletleri İngiltere'den bağımsızlık kazanılmasının akabinde (ta 1780lerde yani) köleliği kaldırmış. Güney eyaletleri ile de sonra bu mevzu üzerinden Amerikan İç Savaşında hesaplaşmışlar ve kölelik böylece tamamen kaldırılmış. Sen ne diyordun?
Bu arada yukardaki paragrafta çok ilginç bir kelime var. "Sinful" kelimesi günah demektir. Kuzey eyaletlerindeki insanlar Güney eyaletlerinin kölelik kurumunu savunmasına günah demişler. Sen diyordun ki ilericilik anca solculardan entellerden gelir. 16. ve 17. yüzyılda başlayan bu kölelik-karşıtı hareket sence sosyalist kökenli miydi?
Bu linkte bak ne diyor: http://en.wikipedia.org/wiki/Abolitionist
At the behest of Dominican priest Bartolomé de las Casas who was shocked at the treatment of natives in the New World, Spain enacted the first European law abolishing colonial slavery in 1542, but weakened these laws by 1545. In the 17th century Quakers and evangelical religious groups condemned slavery as un-Christian in the 18th century, rationalist thinkers of the Enlightenment criticized it for violating the rights of man.
Şimdi buradaki "Dominican priest", "Quaker", ve "evangelical" kelimelerine dikkat et. Bunlar sizin solcular mı? Yoksa bunlar gerici Hristiyanlar mı? Belki de Hristiyanların başlattığı bu harekete sonra destek veren Aydınlanma Çağı'nın filozofları, mesela Kant gibi adamlar sizin solculardır? Kant ki kendisinin kategorik imperatif'i liberal etiğin gayet güzel bir ifadesidir. Hangisi sizinkiler bunların?
Ne diyordu W. Buffet: Krizin faturasını ''eşit'' yüklenmeliyiz. Benim Ceo'm benden fazla; işçim de ceo'mdan fazla vergi veriyorken bu sistem böylece sürmez... (mealen) A. Topuz'u analım geçerken: Mülkiyet hakkı mı dediniz?
Warren Buffet'in o yazdığı yazıyı da ben daha ilk çıktığı gün okudum. Aslında senin bunu açıklaman lazım. Bu burjuva adam, bu para babası kodoman adam nasıl oluyor da "bizden daha çok vergi alın" diyor? Senin "Stinner" temelli liberalizm analizine göre nasıl oluyor bu iş? Gene tecavüzlü vajinalı bir örnekle açıklarsan sevinirim.
İnanmazsın ama bu "kodomanlar" arasında Amerika'nın (şu an iktidarda olan!) sosyaldemokrat partisini destekleyen çok adam var. Warren Buffet bir tanesi işte. Bir diğeri bizim buralarda ulusalcı çevrelerde meşhur olmuş George Soros. Hanginizdi diyordu "burjuvalar ilericilik yapamaz" diye falan? Sizin teorileriniz insan doğasını herkesten iyi çözmüş ya hani. Anlat hele.
zozyaliz
01-06-2012, 15:37
Küresel şirketler de ''çevre'' ülkelere kendilerinde ''günde 100 dolar verecek işçi'' kalmadığı için fabrika açıyorlardı. Uzak doğuda günde birkaç dolara çalışan işçiler de şehir efsanesinden başka bir şey değil... Bu ülkelerde her türden hakkı veriyorlar...
Diğer dediklerinde haklısın tamam da bu nedir? Sence Batı ülkelerinde insanlar o kadar masraf edip gidip başka ülkede fabrika kursunlar, ama yine de kendi ülkesinde ne maaş veriyorsa aynını versinler? O zaman ne anladı ki o işten? Evinde açar, o kadar yol tepip ne diye başka yerde uğraşsın? Büyük bir ekonomi zekasına sahip olduğun için bu konuda da etraflıca düşünmüş olduğunu sanıyorum. Nedir çözümün? Bence ya milletin gidip başka ülkede fabrika açmasını komple yasak edelim, ki böylece oralarda istihdam sağlamasını, o ülkelerde insanlara iş eğitimi verip o ülkenin ekonomisine fayda sağlamasına izin vermeylim. Ya da bu fabrika açanlara kendi ülkesinde ne maaş veriyorsa burda da aynını vermesini zorunlu kılalım. Hatta insanların gelip buralarda fabrika açıp herkese kendi ülkesi seviyesinde maaş vermesini zorlayalım. Daha da iyisi, Batılı insanların tüm parasını zorla ellerinden alıp direk bu fakir ülke insanları arasında dağıtalım. Allahtan reva değil fakir ülkede doğuyorlar. Zengin ise zengin ülkede doğuyor. Nasıl bir adaletsizliktir bu?
AlbatrosS
01-06-2012, 16:10
Sen tabi bu mevzuları herkesten daha iyi bilirsin ama Wikipedia öyle demiyor. Ben şimdilik Wikipedia ne yazıyorsa ona inanayım. Yanlış anlama sen de büyük bir otoritesin bu konularda!
Slavery in the United States was a form of slave labor which existed as a legal institution from the early colonial period. After the American Revolution (1775-1783), the northern states all abolished slavery, and Congress prohibited slavery in the Northwest Territory. However slavery gained new life with the cotton industry after 1800, and expanded into the Southwest. A system of slave and free states developed. However, the international import or export of slaves became illegal under U.S. law in 1807. By the 1850s the South was vigorously defending slavery and its expansion into the territories. In the North a small number of abolitionists denounced it as sinful, and a large number of anti-slavery forces rejected it as detrimental to the rights of free men. Compromises were attempted and failed, and in 1861 eleven slave states broke away to form the Confederate States of America. To defeat the Confederacy, the Union in 1862 made abolition of all slavery a war goal, which was achieved in 1865. All the slaves were freed and the owners received no compensation.
http://en.wikipedia.org/wiki/Slavery_in_the_United_States
Dil bilmediğin için sana biraz çevireyim. Kısaca diyor ki kuzey eyaletleri İngiltere'den bağımsızlık kazanılmasının akabinde (ta 1780lerde yani) köleliği kaldırmış. Güney eyaletleri ile de sonra bu mevzu üzerinden Amerikan İç Savaşında hesaplaşmışlar ve kölelik böylece tamamen kaldırılmış. Sen ne diyordun?
Bu arada yukardaki paragrafta çok ilginç bir kelime var. "Sinful" kelimesi günah demektir. Kuzey eyaletlerindeki insanlar Güney eyaletlerinin kölelik kurumunu savunmasına günah demişler. Sen diyordun ki ilericilik anca solculardan entellerden gelir. 16. ve 17. yüzyılda başlayan bu kölelik-karşıtı hareket sence sosyalist kökenli miydi?
Bu linkte bak ne diyor: http://en.wikipedia.org/wiki/Abolitionist
At the behest of Dominican priest Bartolomé de las Casas who was shocked at the treatment of natives in the New World, Spain enacted the first European law abolishing colonial slavery in 1542, but weakened these laws by 1545. In the 17th century Quakers and evangelical religious groups condemned slavery as un-Christian in the 18th century, rationalist thinkers of the Enlightenment criticized it for violating the rights of man.
Şimdi buradaki "Dominican priest", "Quaker", ve "evangelical" kelimelerine dikkat et. Bunlar sizin solcular mı? Yoksa bunlar gerici Hristiyanlar mı? Belki de Hristiyanların başlattığı bu harekete sonra destek veren Aydınlanma Çağı'nın filozofları, mesela Kant gibi adamlar sizin solculardır? Kant ki kendisinin kategorik imperatif'i liberal etiğin gayet güzel bir ifadesidir. Hangisi sizinkiler bunların?
Warren Buffet'in o yazdığı yazıyı da ben daha ilk çıktığı gün okudum. Aslında senin bunu açıklaman lazım. Bu burjuva adam, bu para babası kodoman adam nasıl oluyor da "bizden daha çok vergi alın" diyor? Senin "Stinner" temelli liberalizm analizine göre nasıl oluyor bu iş? Gene tecavüzlü vajinalı bir örnekle açıklarsan sevinirim.
İnanmazsın ama bu "kodomanlar" arasında Amerika'nın (şu an iktidarda olan!) sosyaldemokrat partisini destekleyen çok adam var. Warren Buffet bir tanesi işte. Bir diğeri bizim buralarda ulusalcı çevrelerde meşhur olmuş George Soros. Hanginizdi diyordu "burjuvalar ilericilik yapamaz" diye falan? Sizin teorileriniz insan doğasını herkesten iyi çözmüş ya hani. Anlat hele.
Kadını(köle)yi ''doğrudan cariye'' yapmakla ''takva'ya sahip olduğu müddetçe'' kadına saygı atfetmek büyük gelişme elbette...
Ne diyordu İslam: Biz kadınları diri diri gömülmekten kurtardık, onlara saygı ve özgürlük verdik... Muhterem kabile basıp, kabile reisinin kızını nikahlayı vermişse de bu da ''sosyal sorumluluk procesi''ydi vesselam...
Kemalistler de Kürtleri ''vatandaş'' yapmamış mıydı? Hele hele Suriye'de ''vatandaş bile olmayanları'' düşündüğümüzde: Bu da bir gelişme...
Ne diyordu anayasa: Vatandaşlık bağıyla bağlı herkesler Türk vatandaşıdır!
Ne diyordu Ata'mız: Kendini Türk hisseden Türk'tür... Bu da bir gelişme, netekim...
Biz dil bilmediğimiz üzere siyahların yaşamsız kölelerden; özgür(?) köleler olmasını anlamayabiliriz: Özgürlük lazımsa onu da beyazlar verir netekim... 19.yy modernist feylesoflarını da ''özgürlük timsali'' sayman tek kelimeyle muhteşem!
Modernitenin ırkçı papazları ''modern vatandaşlık, anayasa ve yurttaşlık'' gibi kavramları geliştirdikleri için elbette dönemine göre belli bir ''haklı'' yere sahiptirler. Ancak, bu kadar işte. Modernite'nin hemen birçok düşünüründe kendine yer etmiş olan ''ırkçı, gelişmeci, seksist sair dille'' hesaplaşmaysa bugüne ait bir şeydir. O yüzdendir ki ''kölelik metaforunun'' tartışıldığı bir yerde Kant'ı ve Avrupa modernitesinin Hristiyan papazlarını örnek verirsen bir yerleriyle gülerler adama. Kant'ı refere edecek olsaydık; Türkiye modernitesinde Kemalistleri ''refere etmemiz'' lazım gelirdi.
Oysa defalarca söyledik: Modernitenin ''vatandaşlık, ulus ve medeniyet'' tanımları sıkıntılıdır. Modernite ''ulus, devlet, insan ve kimlik'' konularında bir aşamadır yalnızca. Modernitenin siyahlara söylediği şey şudur: Siz varsınız, kabul ediyorum. Ancak ''kimlik'' duruşunuz ''ilkel''dir. Yarattığınız bir kültür ''yoktur''. Medeniyetin de Kültürün de kaynağı biziz. (beyazlar, avrupa). Siz bizim medeniyet ve kültürümüzü benimsediğiniz sürece sorun yok.
Ön yargıların o derece rafine ve damıtılmış ki, bunu Kürtlere diyen Kemalistleri eleştirdiğin halde; dünyanın diğer ötekilerine söyleyen Sömürge aydınlarının kerametinden zerrece şüphe duymamaktasın. Madem o kadar okur yazar bir herifsin; zahmet olacak ama Kültürbilim tarihinin ''modern disiplinleri''ni okuyu ver:
Alan Dundes, Don Ben Amos ve Performans Kuram...
Pekişmesi için Linguistiğin Yapısalcı ve Post-modern Kuramcılarını da oku. Avusturya ve Viyana Dil OKulları gibi...
Bana Avrupa Kültür tarihi dersi vermeye kalkmadan önce, Avrupa Kültür Tarihi bilimcilerinin en rasyonel eleştirilerini yapan modern disiplinleri öğren de sonra konuş. Psikanalizciler bile Freud'u ''seksizm''i dolayısıyla yerden yere vururken; Karen Horney kimdir diye bir araştır. Niçe'den Freud'a kadar ''modernist zırvalıklar ve sayıklamalar'' nelermiş öğren. Her biri kendi alanlarında çığır açmış bu adamları değerlendirecek ''salim kafa'' lazım her şeyden öte.
Cumhuriyetçi ve ırkçı ''beyaz papazların'' 100 YILLIK SAYIKLAMALARINI ezberlemeden önce ''İlkel bir Kürt'' olduğunu hatırla. Dilinin medeni olmadığını, Türklerin seni medenileştirdiğini düşün... Velev ki Dersim'den ve 100 yılın bakiyesinden sonra Türkler sayesinde ''medenileştiğini'' düşünürsen tekrar konuşalım...
Jolly Jocker
01-06-2012, 16:11
1- Ben Batı'nın Yeşil Kuşak falan kurduğunu sanmıyorum.
2- Kızıl Kuşak'ı daha doğuya doğru da bir izleyelim.
3- O zaman sana şöyle diyeyim: Batı o komunist olmayan ideoloji her ne idiyse ona karşı mücadele etti. Oldu mu şimdi? O ideolojinin ismi herneyse gördüğün gibi insan hayatına değer vermeyen, baskıcı zorba diktatörlükler kuruyordu.
4- Atom bombasını da Amerika, Naziler ve Sovyetler birbiriyle yarışarak birbirinden önce üretmeye çalışıyordu. Sonuçta Rusya ve Amerika bunu üretti. Amerika bunu kullandıysa Japonya masum bir ülke değildi.
5- Ve şunu da unutma ki sivilleri direk hedef almamak gibi savaş kuralları bu savaştan sonra hem de nefret ettiğin Batı tarafından yazıldı.
6- Önce şunu anla ki komunist sistemde de emekçilerin durumu bu anlattığından farklı olmadı.
7- Kusura bakma sen mülkiyetin nasıl bir hak olmadığını henüz ispat etmiş değilsin. Tarih boyunca herkesin doğal kabul ettiği birşeye karşı çıkıyorsan sağlam bir ispatın da olması gerekir. Yoksa seni ciddiye alamayız kusura bakma. Sen şu anda insanların doğal bir hakkını tanımayıp bildiğimiz adi bir suç olan gaspı yurt çapında endüstriyel ölçekte ve yasal olarak yapmak isteyen biri gibi gözüküyorsun.
8- Zaten Doğu Bloku ve SSCB ideolojisini de benimsemiyormuşsun ve tehlikeli buluyormuşsun ve haliyle o ideolojinin yayılmasına karşı mücadele edilmesini de doğru buluyorsundur. Demek ki biz aynı taraftayız. Ne diye bana bağırıp duruyorsun?
Ludwig gene iddialarını numaralandırdım ki daha net cevap vereyim. Sırayla gidelim yine;
1- Yeşil Kuşak kurduğunu emperyalist memleketler bile inkar etmiyor. Talibanı ve sol mücadelenin yükseldiği her ülkede köktendincileri desteklediler. İrandaki islamcıları desteklememişler, Şah'ı desteklemişlerdi. O zamandan İranlı islamcıların tepkisini çektiler, şimdi de o yüzden düşmanlar. Yoksa gericiliğe düşman olduklarından değil. Suudi Arabistan'la, Katar'la araları hala gayet iyi. Bunlar şeriat ülkesi! Stalinizmin büyük kusurları vardı ama hiçbir zaman kendi çıkarları için şeriatçı totaliterlik taraftarlarını desteklememişlerdi. Siz ise desteklediniz!
2- SSCB tipi devlet kapitalizminin neyi desteklediği ilgilendirmiyor beni. Sana onu savunan yok, bunu bir milyonuncu kez söylüyorum. SSCB'yi savunan yok burada. Kapitalizmi konuşuyoruz. Stalin'in suçlarını görüyorsun ama kapitalizmin suçlarına körsün. Demek ki iyi niyetli değilsin. Baasçılığın neresi sosyalizm ki zaten! Nazizmde de sosyalizm lafı geçiyor diye onu da mı sosyalizm sayacaksın? Yuh artık! Bak hala senin savunduğun sisteme yaptığımız eleştirilerle yüzleşmek yerine Stalin'in sistemine sallayarak kaçmaya çalışıyorsun. Demek ki bir liberal, Stalinci olmayan gerçek bir sosyalistle karşılaşınca fikren tükeniyor.
3- Senin görmekten kaçtığın şey şu, zorba diktatörlükler kuran sadece o ''komünist olmayan rejimler'' değildi. Emperyalizm de dünyanın her yerinde darbeci generalleri, faşistleri, dincileri iktidara getirdi, katliamlar yaptı, sivilleri öldürdü. Biz kendine ''sosyalist'' diyen devlet kapitalisti bürokratik rejimlerle hesaplaştık. Ama siz kendi emperyalist-kapitalist sisteminiz ve onun suçlarıyla hesaplaşmaktan kaçıyorsunuz. Tam da bu yüzden demokrasi ve özgürlüklerle zerre ilişiğiniz kalmıyor.
4- Japonya masum değil de kontrgerilla cinayetleri işleten, dinci terörü destekleyen, darbeler yaptıran, Şili'de demokratik seçimle seçilmiş Allende'yi indiren, Venezuella'da seçilmiş Chavez'e darbe tertipleten ve onu düşman ilan eden ABD çok mu masumdu? Sahi Chavez'e neden düşman ABD? Adam ne demokratik seçimlere dokunuyor ne de katliam yapıp savaş çıkarıyor. Resmen atom bombası kullanımını ve Japon sivillerin öldürülmesini savunuyor, mazeret üretiyorsun! Eminim bir Stalincinin de Stalinizmi savunmakta pek çok mazereti vardır. Ne farkın kaldı o halde? Vicdanını kaybedersen herşeyini kaybedersin. ABD atom bombasını bir kez de kullanmadı üstelik! SSCB de bu bombayı geliştirdi ama kullanmadı mesela. Emperyalizm kullandı. Gene laf ettiğin Stalin'den beter davrandınız.
5- Sivilleri hedef almamak gibi savaş kurallarını iki tane atom bombası kullandıktan ve iki dünya savaşı çıkardıktan SONRA icat ettiniz! Milyonlar öldükten sonra ne anlamı kaldı? Bunu, kendi ülkelerindeki solcuları ve onların etkisinde yükselen barışsever kamuoyu tepkisini dindirmek için yaptılar. Yaptılar da uydular mı? Elbette hayır! Irak savaşında yüz binlerce sivili öldürdüler gene. İkinci dünya savaşı sonrası süreçte de pek çok ülkede derin devlet cinayetleri, katliamlar, desteklenen milliyetçi paramiliter yapılar ve dinci terör örgütlerinin yaptıkları, darbelerin vahşeti de cabası! Ülkemizdeki Maraş, Çorum v.b. gibi katliamlar emperyalizm destekli derin devletin yaptığı katliamlar. Zaten Ermeni soykırımını da ittihatçılar Alman emperyalistlerinin rızası ve izniyle yapmışlardı. Nelere sebep olduğunuzla yüzleş Ludwig. Liberal kalarak, yani bu sistemi savunarak özgürlükten, demokrasiden, insan haklarından bahsetmen komik bile değil.
6- O sistem komünist değildi. Yaptığım eleştiriye cevap vermek yerine gene Stalinizme saldırıp kaçma yoluna gitmişsin. Artık acımaya başladım sana, haberin olsun.
7- Üretim araçları üzerindeki özel mülkiyet; emekçilerin emeklerini satmasını, emekçi bireylerin işgücü olarak metalaşmasını dayatır. Devlet gücü de kullanılarak(sonradan öğrendik ki derin devlet ve darbeler de kullanılıyormuş!) emekçilerin bu tahakküme direnip özgürleşmeleri engellenir. Tam da bu yüzden senin ''özel mülkiyet hakkı'' dediğin şey, geniş emekçi sınıflar için büyük bir haksızlık manası taşıyor. Başkalarını mağdur eden, onları kısıtlayan hak olmaz. ''Karı satma hakkı'' diye birşey olabilir mi mesela? P.zevek de genelevi açmak için zamanında emeğiyle çalışıp biriktirmiş olabilir ama bu durum ona kadınları metalaştırma hakkı vermez. Tıpkı burjuvanın yaptığı birikimi başkalarının emeğini tahakküm etmek için kullanamayacağı gibi. O kadınlara da işçilere de haksızlıktır bu. Metalaşır, tahakküme girerler çünkü. Bu noktada da ne bireysellikleri kalır ne özgürlükleri. Rahat anlayabil diye bu tür bir örnek veriyorum.
8- Stalinizm ve Maoizme, yani devlet kapitalizmine karşı elbette mücadele ederim. Ama bunu emperyalizm ve savunucusu liberaller gibi darbelerle, derin devletle, savaşlarla, atom bombalarıyla yapmam. Seninki, demokrasiyi yok edecekler deyip kendin yok etmeye benziyor. Savaş çıkaracaklar deyip sen çıkarıyorsun. Atom bombası kullanacaklar deyip sen kullanıyorsun. Ona karşı mücadele ederim ama sana karşı da mücadele etmek zorundayım. Sen onlardan bin kat tehlikelisin. Darbeleri Stalin yaptırmadı. Kontrgerilla örgütlerini de o kurdurmadı. Atom bombalarını o atmadı. Dünya savaşlarını o çıkarmadı. Ama nazizmi durdurmakta büyük katkısı oldu. Dinciliği de Orta Çağ karanlığından hortlatan Stalin değildi mesela. Tüm bu haltları siz yediniz. Stalin çok büyük yanlışlar yaptı ama sizin yaptıklarınızın yanında esamesi okunmaz. Daha önce de söyledim, sen insanların zulüm görmesine değil, bu zulmü Stalinizmin yapmasına karşı çıkıyorsun. Kapitalist sistem sebep olduğunda ise görmezden geliyorsun. Tam da bu yüzden Stalin'e laf etmeye hakkın kalmıyor. İdeolojik şartlanmışlıkların vicdanını köreltmiş. Ya aklını başına toplayıp anti-kapitalist olacaksın ya da rezil olmaya devam edeceksin. Çünkü bu halinle anca kemalistlere demokratlık taslayabilirsin. Benden söylemesi...
AlbatrosS
01-06-2012, 16:24
Diğer dediklerinde haklısın tamam da bu nedir? Sence Batı ülkelerinde insanlar o kadar masraf edip gidip başka ülkede fabrika kursunlar, ama yine de kendi ülkesinde ne maaş veriyorsa aynını versinler? O zaman ne anladı ki o işten? Evinde açar, o kadar yol tepip ne diye başka yerde uğraşsın? Büyük bir ekonomi zekasına sahip olduğun için bu konuda da etraflıca düşünmüş olduğunu sanıyorum. Nedir çözümün? Bence ya milletin gidip başka ülkede fabrika açmasını komple yasak edelim, ki böylece oralarda istihdam sağlamasını, o ülkelerde insanlara iş eğitimi verip o ülkenin ekonomisine fayda sağlamasına izin vermeylim. Ya da bu fabrika açanlara kendi ülkesinde ne maaş veriyorsa burda da aynını vermesini zorunlu kılalım. Hatta insanların gelip buralarda fabrika açıp herkese kendi ülkesi seviyesinde maaş vermesini zorlayalım. Daha da iyisi, Batılı insanların tüm parasını zorla ellerinden alıp direk bu fakir ülke insanları arasında dağıtalım. Allahtan reva değil fakir ülkede doğuyorlar. Zengin ise zengin ülkede doğuyor. Nasıl bir adaletsizliktir bu?
Ohh... :)
Doğru ya, Adidas ''sosyal sorumluluk'' gereği uzak doğuda fabrika açıyor. Ucuz ve denetimsiz iş gücü felan değil. Ahh biz şükretmeyi bilmeyenler!
Etmesin kardeşim, herifler Çin'de fabrika kurun diye vahiy mi alıyor? Ucuz, güvencesiz ve denetimsiz miss gibi üretiyor adamlar. Senin ''onca masraf ediyor'' dediğin de deve de kulak. Misliyle o masrafı çıkarmasa tası tarağı toplar gider zaten. Kar bu, boru değil :)
Hükümetler de bu heriflere çanak tutuyor: Gelin ben işçimi terbiye ederim, yasaları size göre düzenlerim... diye. Tam da bu vesileyle ''esnek istihdam'', ''teşvikler'', ''vergi indirimleri'', ''grev yasakları'' ve sıkı dur: TAŞERONLAR... devreye giriyor.
Adidas 10 fabrika kuruyorsa, kendisi için üretim yapacak ''100 tane taşeron'' firmayla da anlaşıyor: Petkim'e bak, anlarsın... Hükümet de bunun ''hukuki ve siyasi'' alt yapısını hazırlıyor. Biz de ''ev kiram 600 tl, maaşım 600 ama cep telefonum 200 tl'' diyerek avunuyoruz. Garibim zaar işçi de 1000 liralık telefonuyla avunuyor... :)
Neticede olan ''üretmeyi, zekayı ve çalışmayı bilmediği'' için mülk sahibi olmayı bırak, elinden mülkü bile giden aciz yaratıklara oluyor: İşsizliğin %30'u bulduğu bir yerde ''geri zekalılar'' çoktur netekim.
AlbatrosS
01-06-2012, 16:52
Liberallerin ''demokrat''lık nişanesine ilginç bir örnek:
Kebek'te öğrenciler ve halk ayakta! - Başaran Dal
30 Mayıs 2012 -
Kebek’teki öğrenci direnişi, direnişin belini kırmak üzere gündeme getirilen Bill 78 adlı olağanüstü hal yasasının parlamentoda kabulü ile birlikte yalnızca bir öğrenci direnişi olmaktan çıktı. Öğrenciler ve halk her gece sokaklarda söz konusu yasayı ihlal ediyor
http://www.sendika.org/yazi.php?yazi_no=45339
Özgürlükler ülkesi Kanada ve bir eyalet. Eyalet Başkanlı ''liberal'', harçlara 5 yılda %75 zam vaat ediyor. Öğrenciler ve gittikçe halk(işçilerin de katılımıyla) tepkili. Grevler çığ gibi büyürken ibretlik bir yasa: Olağanüst hal! Okulda ve çevresinde ''grev'' yasak!
Doğru ya, grev dediğin okulda ve fabrikada değil; bu iş için ayrılmış dağ başlarında kimse görmeden ''çaktırmadan'' yapılır.
Liberaller o derece müşfik ve demokrat ki sırf halkın iyiliği için ülkemizde de ''grev yasaklıyor'' örneğin:
http://www.kanaldhaber.com.tr/Haber/Gundem-32/THYde-grev-yasagi-32607.aspx
Liberaller akıllı adamlar. Dalga geçmiyorum, akıllı ve son derece kurnazlar. Grev yasağı önerisini getiren adamın siciline bakın anlarsınız:
http://www.sendika.org/yazi.php?yazi_no=45394
Biz bu konuşmaları yaptığımız esnada THY'de işten çıkarmalar 300'ü çoktan buldu, daha ne kadar süreceğiyse belirsiz:
http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalDetayV3&ArticleID=1089673&CategoryID=77
Kapitalizmin kurucu-mülkiyet işlevselliğine ibretlik bir örnek oluyor THY aynı zamanda. Şu yazı dikkat çekici:
Mümkünse örgütsüzlük, mümkün olmuyorsa 'istenilen yerde' sözde örgütlülük... Bu açıdan THY'den işten çıkarmaların anlamı göründüğünden daha derin gibi. Konu ile ilgili Yüksel Akkaya'nın sendika.org'daki son yazısı çok önemli bir kaygıyı dile getiriyor. Evet aynı özelleştirme dalgaları gibi 'bağıra bağıra grev yasağı' dalgası mı geliyor? Burada grev ve özelleştirmenin devamı olarak iktidar, hatta bizzat yandaşları değil milletvekilleri eliyle açıktan, 'kadrolaşma sorununu' da çözüyor. Kadrolaşma mevzusunun aslında büyük kısmı bu 'taşeronlaştırılmış' işgücü piyasalarında cemaat tipi yapılanmaların zaten önemli bir güç kaynağı oldu. Karşılıklı birbirini besleyen süreç, işsizlik şartlarında iş
arayanlara biat ve 'zorunlu ilişkilenme' dışında şans bırakmayarak etkisini her geçen gün daha da arttırdı. Özel İstihdam Büroları aracılığıyla da bugün bu iş daha açıktan, daha cesur hak arayan işçinin yerine 'yenisini de ben yerleştireceğim' diyerek sürdürülüyor. Bu açıdan olay aslında 1990'larda 'özelleştirme' sürecinin çoğunlukla emek örgütlerive kamu malları açısından 'varolanı dağıtıcı' halinden hem 'dağıtıcı' hem de 'kurucu' bir sürece gönderme yapıyor. Özelleştirme sürecinde 'yolsuzluklar' en önemli tartışma maddesiyken, bugün o başlığın yanında doğrudan 'kurucu' bir halden de bahsetmek mümkün hale geliyor. 1980
sonrasından 2000'lere toplumsal algıda 'yolsuzluklar' neredeyse sıradanlaşıp normalleşirken, ülkenin milyonları için bu başlıktan daha önemli bir süreç olarak yeni kurulan 'düzende' bir yer tutabilmek çok daha dikkat edilmesi gereken birşey haline geliyor. Bugün, genel olarak söylersek bir taşeron firmada 'güvencesiz' de olsa bir iş bulmak bu yeni düzenin ağlarından geçiyor. Elebette eskiden de çeşitli 'ağların' özelliğinden bahsedilebilirse de bugünkü sistem küresel kapitalizmin de istediği 'örnek çalışan' tipolojisiyle uyumlu bir karakteri yaratmakta oldukça verimli gözüküyor. Emek piyasası bizzat neo-liberal anlayışla düzenlenirken, bu düzenleme sürecinde elinde ciddi bir muhafazakar cephaneyi kullanmak ve süreci uyumlamak. Teo-liberal kavramıyla daha önce sendika.org'da konu ile ilgili birçok şey yazılmıştı. Zaten belki de iktidarın en önemli 'güçlerinden' birisi de bu...
http://www.sendika.org/yazi.php?yazi_no=45393
Bu da bonus olsun:
Türkiye de Özel Mülkiyet mi Var Dediniz ya Tersinden Robin Hood'luk
http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalYazar&ArticleID=1084480&CategoryID=98
Kapitalizm ne kadar ''özgürleştiriyor'' değil mi? E bunlar ''bize has'' deyip geçmek de var tabi. Öyle mi sahiden? İşçiyi ve işçinin sendikasını devlet zoru ve gayrı nizami yasalarla derdest edip özgür olunuyor mu?
zozyaliz
01-06-2012, 17:22
3- Senin görmekten kaçtığın şey şu, zorba diktatörlükler kuran sadece o ''komünist olmayan rejimler'' değildi. Emperyalizm de dünyanın her yerinde darbeci generalleri, faşistleri, dincileri iktidara getirdi, katliamlar yaptı, sivilleri öldürdü. Biz kendine ''sosyalist'' diyen devlet kapitalisti bürokratik rejimlerle hesaplaştık. Ama siz kendi emperyalist-kapitalist sisteminiz ve onun suçlarıyla hesaplaşmaktan kaçıyorsunuz. Tam da bu yüzden demokrasi ve özgürlüklerle zerre ilişiğiniz kalmıyor.
Freddie. Ben de sana diyorum ki Bolşevik ideolojisi bizatihi zorba diktatörlük kurma ideolojisi iken, karşı tarafta yapılan darbeler ve kontrgerilla bu ideolojiyle mücadele etmek için geçici olarak ve mecburen yapılmış şeylerdir. Ama sen çarpıtıp sanki kapitalist ekonomiye sahip her ülke faşist olur demeye getiriyorsun. Ne zaman bunların rejimi korumaya yönelik olduğunu, ve Leninci örgütlerle mücadele için olduğunu söylesek de bu sefer "emekçilerin haklı mücadelesini de işte böyle bastırıyorsunuz" diyorsun. İyi de o "emekçilerin haklı mücadelesi" dediğin şey tam da devrim sonrası o senin kendinin de kınadığın zorba Stalinci diktatörlükler kurma hareketi değil midir? Tamam mücadele yöntemi pis ama karşı tarafı da bırakalım kazansın mı? Çünkü onların kuracağı rejimde diktatörlük araz değil, aksine açık bir hedef. Bizim ise amacımız demokrasi. Demokrasiyi korumak için demokrasinin ırzına geçmek zorunda kalmamızın da tek suçlusu biz değiliz. Demokrasiyi yıkmak için sapık ideolojileri ile iç savaş çıkarmaya çalışanların da hiç suçu yok mu bu işte?
4- Japonya masum değil de kontrgerilla cinayetleri işleten, dinci terörü destekleyen, darbeler yaptıran, Şili'de demokratik seçimle seçilmiş Allende'yi indiren, Venezuella'da seçilmiş Chavez'e darbe tertipleten ve onu düşman ilan eden ABD çok mu masumdu?
Soğuk Savaşın ortasında Allende'nin kalkıp tüm dünya insanının kaderini etkilyecek şekilde koca bir ülkeyi SSCB tarafına kazandırması malesef olamaz. Kusura bakma. Burada hepimizin kaderi söz konusu. SSCB hepimizin özgürlüğüne ve hayat tarzına düşmanken ve Leninci teröristleri dünyanın her yerinde örgütleyipo destekliyorken, ve bize bu şekilde savaş açmışken biz onla ittifak kuranlarla da mücadele etmek zorundayız. Çünkü onun yaptıkları tüm dünyanın kaderini etkileyecek.
Demokratik seçim olayını da sadece işine gelince savunuyorsun. Ama onu da hakkıyla konuşmuyorsun. Çünkü demokrasi seçimden ibaret değildir. Demokratik seçimle gelmiş iki örnek vereyim sana da sus. Bir Hitler. İki Hamas.
5- Sivilleri hedef almamak gibi savaş kurallarını iki tane atom bombası kullandıktan ve iki dünya savaşı çıkardıktan SONRA icat ettiniz! Milyonlar öldükten sonra ne anlamı kaldı? Bunu, kendi ülkelerindeki solcuları ve onların etkisinde yükselen barışsever kamuoyu tepkisini dindirmek için yaptılar.
Bak Freddie. Siz gibi Türk solcularının temel sorunu tarihsel perspektiften yoksun olmanız. Hesapta diyalektikçi olacaksınız.
Savaşta sivil öldürmemek bize bugün çok doğal bir ahlak kuralı gibi geliyor. Ama anlaman gerekiyor ki bu fikir dünya tarihinde çok yenidir. Tarih sivillerin katledildiği savaşlarla doludur. Biliyorsun insanlık bir anda modern çağda, demokratik, teknolojik, ahlaken olgun bir şekilde varoluşuna başlamadı. Ta hayvanlıktan, ilkel zamanlardan bugüne bir gelişme var. Sen o zaman ne diye bu sivil öldürmeme kuralını da bunun çerçevesinde görmüyorsun?
Sivilleri öldürmeme kuralını koydular diyorsun çünkü "emekçi halk kitlelerinden korktular". Bu heralde Marxist "bilimde" her kapıyı açan altın anahtarlardan birisi. Marxism ne güzel birşey. Hiçbirşeyi düşünmeye, ya da gözlemlemeye gerek yok. Bir kaç ilkeden tüm gerçekliğe dair doğruları akıldan türetebiliyorsun.
Ben diyorum ki o savaşın getirdiği müthiş yıkım, ve Nazi kamplarında olan korkunç olayların da ortaya çıkmasıyla insanlara bazı şeyler dank etti, ve BM tüzüğü, ve insan hakları beyannamesi, Cenova savaş etiği sözleşmesi gibi şeyler ortaya çıktı. Sen tabi farklı yorumlayabilirsin. Marxistlere herşey serbest.
Yaptılar da uydular mı? Elbette hayır! Irak savaşında yüz binlerce sivili öldürdüler gene.
Yani El Kaide öldürdü demek istedin. Irak'taki bütün intihar bombalarını, araba bombalarını El Kaide patlattı. Yoksa sen de bazı Müslümanlar gibi Amerika'nın o bombaları kendi patlatıp suçu Müslümanlara attığına mı inanıyorsun? Çünkü amacı orada daha uzun kalmakmış ya, o yüzden savaş uzasın istemiş. Çünkü orada çok kalırsa oranın petrolünü de sırtlayıp götürme hakkı doğuyor biliyorsun!
Şimdi ilk önce şunu anla ki Amerika orada kaldığı her fazla gün için para ödüyor. Koca ordunun orda durmasının, onların beslenmesinin, harcanan mühimmatın, Irak devletine verilen yardımların ve hatta onların askerinin polisinin ve El Kaide'yi bırakıp devletin tarafında savaşan miliselerin maaşını ödemenin, yaralanan askerlerin bakımının, oradaki alet edevatın bakımının ve kaybının, velhasıl herşeyin maliyeti var. Ve bugün itibariyle Irak savaşına 1 trilyon dolar harcandı deniyor. Amerika aptal mı peki Saddam'ı devirip üç ay sonra evine gitmek varken savaşı on sene kendi eliyle uzatsın hem de tüm dünyaya maskara olsun?
İşin gerçeği El Kaide bu olayı fırsat bildi ve Irak'ta iç savaş çıkartıp Büyük Cihadı tüm ortadoğuda başlatmak gibi güzel bir projeyi uygulamaya koydu. Normalde zaten Allah'ın dinini hakim kılmak gibi yüce amaçlar için sadece başkasının değil kendi hayatlarını bile kurban etmeye hazır bu güruh için Irak'ın %60'ı Şii olan halkına da bu güzelliği yapması tabi zor bir karar değil. Wahhabi itikadında olan El Kaideciler için Şiiler zaten kafirdir.
Ve sonuç olarak Irak'ta son 10 senede 100.000 civarında sivil ölmüştür. Bazı anketlerin verdiği 700.000 ve 1 milyon rakamları asılsızdır. 100.000 rakamı Wikileaks'e sızan Amerikan askerlerinin olay yerlerinde tuttuğu raporlarda da görülüyor. Aynı rakam Iraq Body Count sitesinin Irak'ta basını takip ederek kayda düştüğü sivil kayıp sayısına çok yakın. Ve Iraq Body Count'dan gidip her olayın tek tek özetini de okuyabilirsin. Ve görebilirsin kim öldürmüş Irak halkını.
Amerika Irak ve Afgan savaşlarına bu kadar trilyonlar harcayıp sefil olmaktansa (şu an 13 trilyon borçları var biliyorsun ve işsizlik ayyuka çıkmasına rağmen mali politika ile olayı düzeltmeye güçleri yok, ve Stiglitz gibi ekonomistler bu iki savaşın harcanan paranın ötesinde gerçek maliyetinin 3-4 trilyon dolar olduğunu yazdı) eski devirdeki gibi koca şehirleri havadan bombalayıp teröristleri öldürebilirdi. Ama işte sivil öldürmek artık yasak. Bu yüzden teröristler şehirlerde sivillerin arasında yuaşayıp poerasyonlarına devam edebiliyor. Amerikan asklerlerini avlıyor. Sonra sivillerin arasına gidip saklanıyor. Ve Amerikalılar birşey yapamıyor. İkinci Dünya Savaşı olsa atarsın bir tane büyük bomba o şehre, kurunun yanında yaş da yanar. Demek ki bazı şeyler değişmiş. Ama sen ABD'ye karşı bu kininle birşeyleri objektif olarak görebilmen imkansız.
İkinci dünya savaşı sonrası süreçte de pek çok ülkede derin devlet cinayetleri, katliamlar, desteklenen milliyetçi paramiliter yapılar ve dinci terör örgütlerinin yaptıkları, darbelerin vahşeti de cabası! Ülkemizdeki Maraş, Çorum v.b. gibi katliamlar emperyalizm destekli derin devletin yaptığı katliamlar. Zaten Ermeni soykırımını da ittihatçılar Alman emperyalistlerinin rızası ve izniyle yapmışlardı. Nelere sebep olduğunuzla yüzleş Ludwig. Liberal kalarak, yani bu sistemi savunarak özgürlükten, demokrasiden, insan haklarından bahsetmen komik bile değil.
Alman emperyalistleri ile liberalliğin ne alakası var ki? Sen liberalliği beyaz ırk milliyetçiliği ile karıştırıyorsun galiba. Almanlar Osmanlı'yı bu soykırımda desteklemişse bunun faturası liberalliğe nasıl çıkıyor anlamadım ki. Heralde düşünüyorsun ki "liberal = kapitalist = emperyalist = beyaz"?
7- Üretim araçları üzerindeki özel mülkiyet; emekçilerin emeklerini satmasını, emekçi bireylerin işgücü olarak metalaşmasını dayatır. Devlet gücü de kullanılarak(sonradan öğrendik ki derin devlet ve darbeler de kullanılıyormuş!) emekçilerin bu tahakküme direnip özgürleşmeleri engellenir. Tam da bu yüzden senin ''özel mülkiyet hakkı'' dediğin şey, geniş emekçi sınıflar için büyük bir haksızlık manası taşıyor. Başkalarını mağdur eden, onları kısıtlayan hak olmaz. ''Karı satma hakkı'' diye birşey olabilir mi mesela? P.zevek de genelevi açmak için zamanında emeğiyle çalışıp biriktirmiş olabilir ama bu durum ona kadınları metalaştırma hakkı vermez. Tıpkı burjuvanın yaptığı birikimi başkalarının emeğini tahakküm etmek için kullanamayacağı gibi. O kadınlara da işçilere de haksızlıktır bu. Metalaşır, tahakküme girerler çünkü. Bu noktada da ne bireysellikleri kalır ne özgürlükleri. Rahat anlayabil diye bu tür bir örnek veriyorum.
Kusura bakma ben bu metalaşma, tahakküm falan laflarını anlamıyorum. Bunlar 19. yüzyıl Alman felsefesinin bu artık tedavülden kalkmış "yabancılaşma" kavramından türetilmiş şeylere benziyor ve bir anlamı olsa dahi sen bu kavramları yanlış kullanıyorsun. O yüzden mevzuları bu muğlak kavramların arkasına saklanmadan direk konuşalım. Ben sana söylüyorum. Bana dersen ki "bir adam nasıl bir kadını zorla genelevde çalışmaya zorlar"? Bunu anlıyorum ve burada yanlış olanın ne olduğunu görüyorum. Ama dersen ki "bir çiçekçi nasıl çırak alır yanında çalıştırır" ya da "bir lokanta nasıl kendine bir aşçı istihdam eder, onu çalıştırır" bunu anlamıyorum. Burda acaip olan, ahlak dışı olan nedir?
8- Stalinizm ve Maoizme, yani devlet kapitalizmine karşı elbette mücadele ederim. Ama bunu emperyalizm ve savunucusu liberaller gibi darbelerle, derin devletle, savaşlarla, atom bombalarıyla yapmam. Seninki, demokrasiyi yok edecekler deyip kendin yok etmeye benziyor. Savaş çıkaracaklar deyip sen çıkarıyorsun. Atom bombası kullanacaklar deyip sen kullanıyorsun. Ona karşı mücadele ederim ama sana karşı da mücadele etmek zorundayım. Sen onlardan bin kat tehlikelisin. Darbeleri Stalin yaptırmadı. Kontrgerilla örgütlerini de o kurdurmadı. Atom bombalarını o atmadı. Dünya savaşlarını o çıkarmadı. Ama nazizmi durdurmakta büyük katkısı oldu.
Ben de diyorum ki Bolşeviklerin bu ideolojiyi hayata geçirmeleri nasıl dünyanın heryerinde olduğu gibi Almanya'da da bu ideolojiye inananları cesaretlendirip iyice seslerini yükseltmelerini sağladıysa, o oranda bunlara karşı çok açıktan cephe almış Nazi partisi de bunları istemeyenlerin desteğini kazandı. Yani Bolşevikler olmasa Nazi partisini bu kadar büyütecek bir itici gücü belki hiç olmayacaktı. Ve haliyle de İkinci Dünya Savaşı çıkmayacaktı.
Bu arada senin "Stalincilere karşı mücadele ederim" demeni önemli buluyorum. Çünkü sen daha bir-iki sene önce onlarla yanyana duruyordun. Hala da çok uzak değilsin gerçi. Daha bu yukardaki paragrafta bile bana Stalin'in faziletlerini saydın.
Olsun Freddie insan değişir. Ben de eskiden kökten-piyasacıydım. 2007 kriziyle yavaş yavaş eskiden inandığım Misesçileri okumayı bırakıp Paul Krugman, Joseph Stiglitz gibi Keynesçileri okumaya başladım. Artık eskisi gibi sosyal sağlık gibi şeylere de karşı durmuyorum. Belki yakında senle bir ortak noktada buluşuruz. Ben daha önce sana dedim. Ben sende filozof ruhu olduğuna inanıyorum. Bu yüzden bu zırvalıkları yakında aşacağını düşünüyorum. Buralarda nadir olan, sağlam düşünebilen bir kafan var. Tek sorunun içindeki Batı'ya karşı olan kinin gerçek sebeplerini analiz edememen. Ama yapacaksın, çünkü filozof dürüst olmak zorundadır.
zozyaliz
01-06-2012, 17:31
Kapitalizm ne kadar ''özgürleştiriyor'' değil mi? E bunlar ''bize has'' deyip geçmek de var tabi. Öyle mi sahiden? İşçiyi ve işçinin sendikasını devlet zoru ve gayrı nizami yasalarla derdest edip özgür olunuyor mu?
Kapitalizmin Kutsal Kitabında "sendikal hakları gaspedin" diye mi yazıyor?
Eğer bu tarz birşey bir kapitalist ülkede yapılıyorsa bunun cevabı kapitalizmi ve özel mülkiyet toptan mahkum mu etmektir? Alternatif nedir? Biliyorum alternatif "devlet kapitalizmi" değil. Alternatif ne idüğü belirsiz, taraftarları arasında bile ne olduğu hakkında ihtilaf olan "özgürlükçü sosyalizm".
Efsanelere göre Meksika'nın dağlarında 1000 kadar karizmatik köylü komün yaşıyormuş, para da kullanılmıyormuş. Demek ki 7 milyarlık dünyada da bunu yapabiliriz. Tek yapmamız gereken mevcut sistemi yıkmak. Yerine ne koyacağımızı da sonra düşünürüz. Hele bir yıkalım da. Sonra gene olay "devlet kapitalizmine" varırsa da artık napalım. En azından ulvi bir amaç için denemiş olduk.
zozyaliz
01-06-2012, 17:46
Oysa defalarca söyledik: Modernitenin ''vatandaşlık, ulus ve medeniyet'' tanımları sıkıntılıdır. Modernite ''ulus, devlet, insan ve kimlik'' konularında bir aşamadır yalnızca. Modernitenin siyahlara söylediği şey şudur: Siz varsınız, kabul ediyorum. Ancak ''kimlik'' duruşunuz ''ilkel''dir. Yarattığınız bir kültür ''yoktur''. Medeniyetin de Kültürün de kaynağı biziz. (beyazlar, avrupa). Siz bizim medeniyet ve kültürümüzü benimsediğiniz sürece sorun yok.
Kültürel göreceliğe inanıyorsan tabi böyle birşey diyebilirsin. Ben şahsen inanmıyorum. Ben Afrika kültüründe kızları sünnet etme pratiğini mesela ilkel ve yasaklanması gereken birşey olarak görüyorum. Adamların atadan deden kalma pratiği bu olabilir. Ama çok yanlış birşey. Keza Hindistan'da eğer dul kadının kocasının yanan cenazesine atlayıp intihar etmesinin teşvik edildiği adetlerini de yanlış buluyorum. Halbuki senin dediğin kültürel görecelik doğruysa o zaman başka kültürlerin hiçbirşeyini kınayamayız. Başta İslam şeriat mesela. Biz İslam şeriatını da Batı değerleriyle yani "insan haklarıyla", "kadın haklarıyla" vs karşılaştırıp da yargılıyoruz. O zaman onu da yapmayalım.
Ayrıca ben Modernitenin siyahlara "kimlik duruşunuz ilkeldir" dediğini de sanmıyorum. Belki "Avrupa medeniyeti yanında Afrika medeniyeti ilkeldir" diyebilir, buna ben de katılırım. Ama "kimlik duruşu ilkel" ne demek ki? Bu da heralde senin biryerde duyup da yarım yamalak hatırladığın bir terimdir.
Kütlerle de konunun alakası nedir anlayamadım. İyi ki bir dedik ben de bir kısım Kürtlük var diye. Her mevzuda oraya çalışıyorsun artık. Konuyla alakası nedir ki? Kürtler ezilmiş diye güçlü olan herkesten, haliyle de Batı medeniyetinden nefret mi etmem gerekiyor? Bütün ışığın Batı'dan geldiğini göremiyor musun? Bugün senin atıf yaptığın tüm değerler Batı'ya ait. İdeolojinin de solculuğunun da tüm fikirlerinin de teorik kökü Batı'ya ait. Batı medeniyetine ama zerre kadar saygın yok. Batılı entelektüellerin de bir tek kendi medeniyetlerinden nefret edenlerini seviyorsun galiba. İşine mi geliyor?
AlbatrosS
01-06-2012, 17:50
Kapitalizmin Kutsal Kitabında "sendikal hakları gaspedin" diye mi yazıyor?
Eğer bu tarz birşey bir kapitalist ülkede yapılıyorsa bunun cevabı kapitalizmi ve özel mülkiyet toptan mahkum mu etmektir? Alternatif nedir? Biliyorum alternatif "devlet kapitalizmi" değil. Alternatif ne idüğü belirsiz, taraftarları arasında bile ne olduğu hakkında ihtilaf olan "özgürlükçü sosyalizm".
Efsanelere göre Meksika'nın dağlarında 1000 kadar karizmatik köylü komün yaşıyormuş, para da kullanılmıyormuş. Demek ki 7 milyarlık dünyada da bunu yapabiliriz. Tek yapmamız gereken mevcut sistemi yıkmak. Yerine ne koyacağımızı da sonra düşünürüz. Hele bir yıkalım da. Sonra gene olay "devlet kapitalizmine" varırsa da artık napalım. En azından ulvi bir amaç için denemiş olduk.
Kur'anda 'da da kadınları zorla zikip kendinize köle edebilirsiniz...diye yazmaz. Hatta 12 Eylül rejimi bile ''sosyal bir hukuk devleti'' olduğunu söylemişti.
Kaldı ki ben de ''özel mülkiyet''i toptan biçimde inkar etmeyi önermedim. Bu sistem zaten yıkılacak. Öyle ya da böyle değişecek. Buna mahkum. Dünyada ''değişmemiş'' ne var ki?
Sen nasıl kendi keyfinin kahyasına bakarsan ben de ona bakarım. Ortada bir kriz var ve bu krizin(insani, sosyal ve ekonomik) bedelini daha fazla ödemeye niyetim yok... Bu krizi ben yaratmadım, komünistler, anarşistler vs öcüler de yaratmadı...Bu krizi işçiler de yaratmadı... Kim yarattıysa bedelini o öder. Karı cukka etmesini bilenler; zararı da karşılar...
Benim söylediğim şey basit: Bu dünyada bir kişi bile ''evsiz'' kalmayı hakketmez örneğin. Aç kalmayı da. Kimse herhangi bir gerekçeyle benim evsiz ve aç kalmama neden olamaz. Kimse böyle bir şey talep edemez yahut buna neden olacak dolaylı bir pratiği. Adına ne dersen de istisnasız tüm siyasi projelerde buna karşı çıkarım. İsterse ''komünizm'' olsun...
Örnek lazım gelirse: Kapitalist bir devlette insanlar zengin kodomanlarının zevki için ''kodomanlara canlı av'' olamayı kabul edebilir mi? Yakınlarına bir ev ve 50 bin lira verilmesi vaadiyle insanları ''gönüllü bile olsa'' öldürmek meşru olabilir mi?
Örnek biraz ''radikal'' gelebilir, öyleyse şuna örnek verelim: Ortalama kiraların 600 lira olduğu bir kentte insanlar ortalama 650 lira asgari ücretle çalıştırılabilir mi? Hele hele bu insanlar ''evsiz ve mülksüz''se? Bir üstteki örneğe ''hayır'' deyip bir sonrakine ''evet'' diyemezsin. Evet, ortada ödenmesi gereken bir bedel ve sorunumuz şu: Bu bedeli nasıl ve kimler ödeyecek? Bunu ''asgari ücretli işçiler'' öder dersen bu ÖRTÜK bir ''savaş'' ilanıdır.
zozyaliz
01-06-2012, 18:28
Kur'anda 'da da kadınları zorla zikip kendinize köle edebilirsiniz...diye yazmaz. Hatta 12 Eylül rejimi bile ''sosyal bir hukuk devleti'' olduğunu söylemişti.
Kapitalizm olunca sendikal haklar heryerde gaspedilmiyor demek istemiştim. Bizim ülkede böyle diye Almanya'da da, Kanada'da da öyle olacak manasına gelmiyor. Bizim ülkenin ayıbı bu. Genel olarak kapitalizmin değil.
Sen nasıl kendi keyfinin kahyasına bakarsan ben de ona bakarım. Ortada bir kriz var ve bu krizin(insani, sosyal ve ekonomik) bedelini daha fazla ödemeye niyetim yok... Bu krizi ben yaratmadım, komünistler, anarşistler vs öcüler de yaratmadı...Bu krizi işçiler de yaratmadı... Kim yarattıysa bedelini o öder. Karı cukka etmesini bilenler; zararı da karşılar...
Bahsettiğin kriz nedir? 2007 ekonomik krizi mi? Ondan bahsediyorsan o krizi kimse yaratmadı. Ekonomide kimse geleceği göremez. Görseler kimse bugünü yaratan bu adımları atmazdı. Mevzunun temelinde ekonomi biliminin acizliği yatıyor. Çünkü devlet ekonomik kriz çıkacağını bile bile finans piyasalarını ve Wall Street bankerlerini kendi haline bırakmaz. Ama ekonomistler derse ki "bıraksanız ekonomi için daha iyi" o zaman bırakırlar. Sorun şu ki, ekonomistler 30 sene önce söylediklerinden bugün vazgeçiyorlar. Çünkü bu bilim malesef hala çok başarılı değil. Sonuçta milyarlarca insanın oynadığı dev bir oyundan bahsediyoruz burada. Ekonominin bilim olarak şansı zaten çok fazla değil. Ama emin ol ki hiçbir dünya devleti kriz çıkacağını bile bile bir adım atmaz.
Ama belli ki senin derdin başka. Sen daha çok bu Occupy Wall Street olaylarıyla heyecanlanan bir "genç"sin. Senin derdin dünyayı anlamak ve toplumu daha ileriye götürmek falan değil. Senin tek derdin marjinal olmak. Aykırı olmak. Çocukça şeyler bunlar.
Benim söylediğim şey basit: Bu dünyada bir kişi bile ''evsiz'' kalmayı hakketmez örneğin. Aç kalmayı da. Kimse herhangi bir gerekçeyle benim evsiz ve aç kalmama neden olamaz. Kimse böyle bir şey talep edemez yahut buna neden olacak dolaylı bir pratiği. Adına ne dersen de istisnasız tüm siyasi projelerde buna karşı çıkarım. İsterse ''komünizm'' olsun...
Dünyada bir kişi bile evsiz olmayı haketmiyor. Bir kişi bile sakat doğmayı haketmiyor. Bir kişi bile kalbi kırılmayı haketmiyor. Bir kişi bile sevdiklerini kaybetmeyi haketmiyor. Bir kişi bile hastalığı ve ölümü haketmiyor. Ama bu dediğin politikanın alanı değil. Bu dediğin dinin alanı. Burada şikayet müessesesi Allah. Devlet değil. Ona derdini arzet.
Kimse senin hayatını etkilemesin diyorsun. Şunu bir düşün. Çin'de nüfus 2 milyara yaklaştıkça bu adamlar daha çok petrol kullanıp, petrolün fiyatını arttırıyorlar, ve petrol fiyatları ile tarım ürünlerinin de fiyatı artıyor, nakliyat da zamlanıyor ve senin ülkende hayat daha pahalılaşıyor. O zaman senin şöyle bir hakkın doğuyor. Gidip Çinlilere diyeceksin ki "kimse benim aç kalmama neden olacak dolaylı bir pratiği talep edemez! Çinli erkekler, artık karılarınızdan uzak duracaksınız!" Çünkü Albatros bey'in keyfi bozuluyor.
Örnek lazım gelirse: Kapitalist bir devlette insanlar zengin kodomanlarının zevki için ''kodomanlara canlı av'' olamayı kabul edebilir mi? Yakınlarına bir ev ve 50 bin lira verilmesi vaadiyle insanları ''gönüllü bile olsa'' öldürmek meşru olabilir mi?
Kapitalist ülkeler daha ötenazi hakkını bile kabul etmemişken senin dediğin biraz zor değil mi sence? Sen ne diye böyle alakasız uç örnekler veriyorsun? Hani samimi ve ciddi tartışıyordun? Objektif oluyordun?
Örnek biraz ''radikal'' gelebilir, öyleyse şuna örnek verelim: Ortalama kiraların 600 lira olduğu bir kentte insanlar ortalama 650 lira asgari ücretle çalıştırılabilir mi? Hele hele bu insanlar ''evsiz ve mülksüz''se? Bir üstteki örneğe ''hayır'' deyip bir sonrakine ''evet'' diyemezsin. Evet, ortada ödenmesi gereken bir bedel ve sorunumuz şu: Bu bedeli nasıl ve kimler ödeyecek? Bunu ''asgari ücretli işçiler'' öder dersen bu ÖRTÜK bir ''savaş'' ilanıdır.
Bak en iyisi yeni yasa çıkartıp ev kiralarını 100 liraya indirtelim, asgari ücreti de 4000 liraya çıkartalım. O zaman sorun çözülür. Bundan sonra kim ev kiralarsa evini aylık 100 liradan yukarı kiralayamaz. Kim de bir çalışan istihdam ederse, bakkal çırağı bile olsa 4000 lira maaş verecek. O zaman bütün sorunlarımız çözülür. Çünkü Albatros bey beleş yaşamak istiyormuş. Yoksa savaş addedermiş. Ortalığı ateşe verirmiş.
Ben araştırmadım ama tahmin ederim ki Almanya'da işçi ölümleri de, bu tarz ihmale dayalı ölümler de çok daha nadir oluyordur. Ama tabi sen herşeyi kapitalizme bağlamaya ayarlıysan o başka.
Bir taraftan Gladio, kontrgerilla'yı, ABD'yi filan savunup sonra çıkıp Almanya'dan filan örnek vermen epey ilginç olmuş...
Almanya'da işçilere verilen bir sürü sosyal hak var. Orada sol partiler, sol anlayış vb. ABD'ye göre daha etkili ve güçlü.
Senin mantığınla hareket etseydik bunların hepsini yasaklamamız gerekirdi; çünkü ilerde belki Stalin gibi adamlar çıkabilir.
Bak en iyisi yeni yasa çıkartıp ev kiralarını 100 liraya indirtelim, asgari ücreti de 4000 liraya çıkartalım. O zaman sorun çözülür. Bundan sonra kim ev kiralarsa evini aylık 100 liradan yukarı kiralayamaz. Kim de bir çalışan istihdam ederse, bakkal çırağı bile olsa 4000 lira maaş verecek. O zaman bütün sorunlarımız çözülür. Çünkü Albatros bey beleş yaşamak istiyormuş.
Almanya'da işsizlik maaşı filan veriliyordu. Ne oldu şimdi Almanlar bedeş mi yaşamış oldu? Hem Almanya'yı örnek veriyorsun hem böyle şeylerden şikayet ediyorsun. Bu nasıl bir saçmalıktır? Bedeş yaşamak nedir, kim belirliyor bunun ölçüsünü? Bedeş yaşamakmış...O zaman zenginler de doğayı sömürüyor, kirletiyor, yıkıyor, yaptıkları fabrikalarla, kullandıkları uçak, otomobil vb. bu ne olacak?
Kısaca şunu desen iyi olur başkan Bush gibi demokrasi anlayışım var. İşime gelince küresel ısınmayı inkar ederim. Ülkede isterse milyonlarca insan aç, evsiz, sağlık sigortasından mahrum olsun. Ama bu zenginler Havai'de, şurada burada bol bol tatil yatsın. Şampanya patlatsın...Dünyanın tüm zenginliklerini, petrollerini, vb. bunlara verelim, sesimizi çıkarmayalım ve vergiyi de zenginlerden değil, fakirlerden alalım. Politikayı da parası olan yapsın. Bush gitsin Obama gelsin....Demokrasi seçimden seçime oy kullanmak değildir ama kitleler ileri giderse, sesini çıkarırsa Gladio ile ayar verelim. İşimize gelince İsveç vb. örnek verelim....Ama bir kişi soldan, sosyalizmden bile söz ederse onu yine işimize gelirse Stalinci ilan edip susturalım.
zozyaliz
01-06-2012, 21:03
Bir taraftan Gladio, kontrgerilla'yı, ABD'yi filan savunup sonra çıkıp Almanya'dan filan örnek vermen epey ilginç olmuş...
Almanya'da işçilere verilen bir sürü sosyal hak var. Orada sol partiler, sol anlayış vb. ABD'ye göre daha etkili ve güçlü.
...
Almanya'da işsizlik maaşı filan veriliyordu. Ne oldu şimdi Almanlar bedeş mi yaşamış oldu? Hem Almanya'yı örnek veriyorsun hem böyle şeylerden şikayet ediyorsun. Bu nasıl bir saçmalıktır?
Hiç çaba göstermiyorsun bu mevzuları anlamak için. Bu ülkede zaten solcu olmasan da Batı'dan nefret etmek geçer-değerken nasıl oluyorsa milliyetçi, ulusalcı veya İslamcı olmasan bile gene Batı'dan nefret etmenin yolunu buluveriyorsun. Çünkü nedense Batı şeytan, bizim ırkımız pak temiz.
Biraz çaba göster. Mesela bu lafındaki çok bariz mantık hatasını ne diye görmek istemiyorsun? Biz liberallik derken, demokrasi derken bir ülkenin kendi iç siyaseti ile ilgili konuşuyoruz. İdeal bir devlette yasalar nasıl olmalı, devlet nasıl olmalı bunu konuşuyoruz. Ama kalkıp ne diye "X ülke Y ülkeye böyle yaptı, bu nasıl demokrasi" mantık hatasını kalkıp her seferinde ısıtıp getiriyorsunuz?
Almanya'dan örnek verdim, Amerika'dan da örnek veremez miyim? Amerika'da sendikal haklar yok mu? Amerika'da işsizlik maaşı yok mu? Türkiye mi sandın orayı?
İşsizlik maaşı derken ne anlıyorsun onu da merak ediyorum. Türk kafası biliyorsun üzümü yer bağını sormaz. İşsizlik maaşı deyince heralde sanıyorsun ki "oh ne ala, ben yatayım, devlet de bana maaş versin." Bizim Türk insanı daha devletin dağıttığı paranın nihayetinde dönüp dolaşıp kendi cebinden vergi olarak çıktığını idrak edemediği için, devletin eski padişah zamanında olduğu gibi kendi parası olduğunu zannettiği için bu tarz şeylerde düşünmeden konuşur.
İşsizlik maaşı vermek demek bir adam işini kaybetmişse, o yeni iş bulana kadar ona destek olmak demektir. Yoksa çalışmak istemeyen adama maaş bağlamak demek değildir. Tabi onu yapanlar da çok. Sistemin sırtından öyle yaşayan çok insan var Almanya'da veya İngiltere'de. Genelde de Müslüman kökenli göçmenler oluyor bu işi yapanlar nedense.
Senin mantığınla hareket etseydik bunların hepsini yasaklamamız gerekirdi; çünkü ilerde belki Stalin gibi adamlar çıkabilir.
Ne alaka?
Bedeş yaşamak nedir, kim belirliyor bunun ölçüsünü? Bedeş yaşamakmış...O zaman zenginler de doğayı sömürüyor, kirletiyor, yıkıyor, yaptıkları fabrikalarla, kullandıkları uçak, otomobil vb. bu ne olacak?
"Yaptıkları fabrikalar"da üretiliyor senin bilgisayarın, tuvalet kağıdın, diş fırçan, kıyafetin, temizlik malzemen, ilacın, mutfak aletlerin, ve oturduğun binanın malzemesi de. İstersen üretmesinler. Mağara devrine geri dönelim. Komün şekilde gidip yaban domuzu avlayıp tahtaları sürterek ateş yakıp yeriz.
Ne diye zenginlerle sorunun var? Güzel-yakışıklı insanlarla da sorunun var mı? Veya zekası yüksek insanlarla da sorunun var mı? Sende olmayan herşeyi kıskanmak ve çirkeflik yapmak gibi bir huy güzel mi sence? Zenginlere gıcık oluyorsun, sonra da bu solcu teranelerle onlardan nefret etmeyi haklı bir zemine oturtmanın yollarına mı bakıyorsun? Çünkü sırf kıskançlık nefret etmek yakışmaz. Sağlam bir bahane lazım.
Dünyanın tüm zenginliklerini, petrollerini, vb. bunlara verelim, sesimizi çıkarmayalım ve vergiyi de zenginlerden değil, fakirlerden alalım.
Evladım sen petrol kullanmıyor musun? Yediğin ekmeğin üretiminde o buğday tarlasına atılan böcek ilacı ve gübre neden yapılıyor sanıyorsun? O buğdayın nakliyesinde petrol kullanılmıyor mu? Elektrik üretiminde fosil yakıt kullanılmıyor mu? Bilgisayarındaki kartların hammaddesi petrol değil mi?
Politikayı da parası olan yapsın. Bush gitsin Obama gelsin....Demokrasi seçimden seçime oy kullanmak değildir ama kitleler ileri giderse, sesini çıkarırsa Gladio ile ayar verelim. İşimize gelince İsveç vb. örnek verelim....Ama bir kişi soldan, sosyalizmden bile söz ederse onu yine işimize gelirse Stalinci ilan edip susturalım.
Sen daha tipik kulaktan dolma lise seviyesi Türk solculuğunu aşamamışsın. Ve dediğim gibi çaba da göstermiyorsun.
Hem diyorsun ki "ben Stalinci değilim, Leninci devrimciliği yanlış buluyorum", hem de diyeceksin ki "kitleler ileri giderse Gladio yapıyonuz". Peki evladım, o "kitleler" dediğin sakın Leninci profesyonel devrimciler olmasın? Bu adamların hiçbiri "ta burasına gelmiş" işçiler değil ki. Bunlar çalışmıyor bile. Bir kısmı öğrenci. Bir kısmı "entel", bir iş yapmaz. Aralarında zengin çocukları da var. Bunlar olaya "buralarına geldiği" için değil, bu Marxist ideolojiye kapıldıkları için girişiyorlar. Bu kitle hareketi falan değil ki. Bunlar Leninciliğin teorisine göre "profesyonel" olarak "devrimcilik" yapıyorlar. "Öncü parti" kurup bir avuç olmalarına rağmen koca toplumu şiddetle ve propagandayla manipüle etmeye çalışıyorlar. Devrimden ziyade darbe yapıyorlar. Sonra da sırtlarına apoletli ceketler geçirip asıp kesiyorlar. Sonra birbirlerine düşüyorlar, birbirlerini de asıp kesiyorlar. Hangisi hayatta kalırsa kendine bir tane saray inşa ediyor. Topluma da devlet tekelindeki basın yoluyla yalanlar anlatıyor. Dış dünyadan onları kopartıp hayali bir dünyada insanların aklıyla oynuyor. Yalanlarla ve korkutmayla.
Ama sen diyorsun ki sen bunlara karşısın. "Ama ne diye kalkıp kitlelere karşı Gladio yaptınız." Hangi kitleler evladım? Soğuk Savaşın ortasında, tüm ülkeler sapır sapır demir perdeye düşerken, tüm dünyanın koca bir Kuzey Kore cehennemi olması ihtimali gayet yakın görünürken sen kalkmış sonradan milyonların kanına girmeye hazır Leninci "devrimci" psikopatlara karşı niye Gladio kuruldu diyorsun. Ya napılsaydı? Kim eline silah alırsa ona mı bırakalım memleketi? Gelsin bize diktatör olsun diye mi? Niye biz salak mıyız?
Kusura bakma ama senin "Stalinci değilim, özgürlükçü sosyalistim" falan masalların inandırıcı değil. Freddie'nin de değil. Bu ülkede cılız bir sol vardır, o da tamamen Leninci-Stalinci bir damardır. Siz de tabiki anca miras kalan gelenek neyse ordan öğrenirsiniz. Sonuçta Freddie'nin daha yakın zamana kadar Stalinci olduğunu kendi ağzıyla söyledi. Belki sen de öyleydin.
Eğer sen "özgürlükçü" isen, Lenincilerin-Stalincilerin kısaca "devrimcilerin" devlete savaş açtıkları zaman, özellikle Soğuk Savaş gibi dünya tarihinin en kritik dönemlerinden birinde gerekirse şiddet yoluyla tasfiye edilmesini, ve toplumun bu zehirden ve tehlikeden korunmasını savunman lazım.
Ama sen eğer takiyye yapıyorsan, ve gönlünde yatan aslan zaten "orakçekiç"se o zaman da zaten bu konuşmalarımız böyle fasit daire şeklinde tekrar edip duracak. Çünkü samimi değilsiniz.
H.
ABD'de sosyal haklar Almanya kadar gelişmiş değil...
Bu yüzden ABD'den örnek vermen çok anlamlı olmaz.Gelir dağılımında ve eşitsizlikte en rezil ülkelerden biri. Onca gelişmişliğine ve ilerlemişliğine rağmen. Milyonlarca insanın sağlık sigortası bile yok.
Almanya çok iyi filan demiyorum...İsveç mesela Almanya'dan da iyi...
Evladım sen petrol kullanmıyor musun
Ben işe yürüyerek, bisikletle filan gidiyorum mesela. Arabaya mümkün mertebe bilmem. Ufak bir evde kalıyorum. 80 metre kare filan...Havai'de filan tatil yapmıyorum, uçağa binmiyorum. Özel uçağım yok. ...Ama bazı zenginler sırf zevk için, gezmek şu bu bilmem ne için, uçak ile, bilmem kaç beygir gücü arabayla gidiyor, dumanlarını çevreye püskürterek, sence bu ikisi bir mi? Bir de ekonomistim diye geçiyorsun. Matematik hesabın da yok galiba...
Yediğin ekmeğin üretiminde o buğday tarlasına atılan böcek ilacı ve gübre neden yapılıyor sanıyorsun? O buğdayın nakliyesinde petrol kullanılmıyor mu? Elektrik üretiminde fosil yakıt kullanılmıyor mu? Bilgisayarındaki kartların hammaddesi petrol değil mi?
Burası için de cevap yazalım...Organik ürünler tüketmeye çalışırım...Bilgisayar vb. konulara gelince kişi başına düşen CO2 gazı bakımından olaya bakacaksın...
Diğer yazdıkların için cevap vermeye gerek bile duymuyorum...Çünkü benimle ilgisi olmayan bir sürü şeyi, Lenin şu bu çorba edip anlatmışsın.
Yahu Lenin'den bana ne...Ben kendimi Marksist olarak bile görmüyorum sen bana Lenin diyorsun...
Ben bu işten bir şey anlamadım diyebilirsin....Normal tabii. Zamanla oluyor bu işler...
Şurayı da yanıtlayalım ki yanlış anlaşılmasın:
Elektrik üretiminde fosil yakıt kullanılmıyor mu?
Elektrik için daha temiz enerji kaynakları kullanılabilir. (Rüzgar, güneş enerjisi vb.)Bu konular sadece tek başına bir kişiyle de aşılamaz. Sorun ülkeleri ve en başta o çok savunduğun kapitalist sistemi ilgilendiriyor.
Ama senin savunduğun başkan Bush ve türevleri, ABD küresel ısınma konusunda ayak direrse ne olmasını bekliyorsun; çözüm olmasını mı?
zozyaliz
01-06-2012, 23:10
Brian. İlk önce "şu pis kapitalist sistem" diye saçma sapan konuşma. Alternatifi olmayan bir sistemden bahsediyoruz burada. Buı bir kere bir "sistem" bile değildir. Bu aslında sistemsizliktir. Çünkü kapitalizm demek insanların kendileri ve çocukları için para kazanmak için diğer insanlarla ticari ilişkiler içersine girmeleridir. Bunun alternatifi sizin "devlet kapitalizmi" dediğiniz şeydir. Hem despot bir sistemdir hem de refah değil anca sefalet üretmeye yarar. Nihayetinde işlemedi ve kendi kendine yıkıldı. Çin'de ve Vietnam'da bizzat tek başına iktidar olan Komunist Parti serbest piyasaya geçmeyi seçti. Çünkü toplum için daha iyi olduğuna kanaat getirdiler.
Şimdi sizin gibi bazı tipler hem "komunist" takılmanın cazibesine kapılıyor, hem de artık ne rezil bir sistem olduğu bilinen "reel sosyalizm"i de açıktan savunamanın acısıyla bu hayali "özgürlükçü sosyalizm" gibi hikayeler anlatmaya başladılar. Bu dediğin aynı "bekar evli", ya da "yuvarlak kare", ya da "entelektüel Müslüman" demeye benziyor. Eğer bahsettiğiniz insanların kendi rızalarıyla komün yaşamayı kabul etmeleri, ve merkezi bir otorite kimseyi zorlamadan özel mülkiyet fikrini bırakıp milyonlarıyla, milyarlarıyla komün yaşamaya başlamaları, merkezi bir planlayıcı otorite olmadan üretimi ve tüketimi organize şekilde yapabilmeleri, ve bütün ırksal, etnik, dinsel, cinsel önyargılarını veya gerikafalılıklarını aşıp hümanist ve ahlaken olgun insanlar olmalarını anlatan bir ütopyaysa, bu ütopya malesef hep ütopya olarak kalmaya mahkumdur. Buna "bütün dünya buna insansa, bir insansa, hayat bayram olsa", ütopyası, ya da kısaca Şirinler ütopyası da diyebiliriz.
Madem kapitalizmin alternatifi ya nefret edilen "devlet kapitalizmi" ve diktatörlüktür, ya da olması imkansız olan bu çocukça hayaldir, o zaman bu gerçeği kabul edip mevcut düzeni kendi içinde iyileştirmenin yollarına bakalım.
Mesela küresel ısınma gerçek bir sorundur. Veya toplum içinde gelir dağılımında büyük farklar olması gerçek bir sorundur. Ama bunları tartışırken, bunlara çözüm bulmaya çalışırken eğer ki birden ortaya "bu pis kapitalist sistem", ve "bu pis zenginler Havai'de tatil yapıyor" gibi şeyler dersen burada artık senin samimiyetin sorgulanmaya başlar. Çünkü zenginlerin Havai'de tatil yapması küresel ısınmayı artıran, ya da gelir dağılımında eşitsizlik yaratan birşey değil. Bu sana dert oluyorsa burada demek ki senin asıl derdin kıskançlıkmış. Demek ki bu yüzden genel olarak da kapitalizme düşmanmışsın. "Benim olmayacaksa kimsenin olmasın" zihniyeti bu.
Sana şunu da söyleyim. O zenginler olmasa sen-ben olduğumuzdan daha sefil yaşarız. O insanlar tüm toplum ve insanlık için zenginlik yaratıyor. Daha önce sana dedim. Zenginlik yaratılabilen birşeydir. Toplam zenginlik sabit değildir. Zenginliğin yaratılması da emekçilerin değil girişimcilerin işidir. Çünkü bize önemsiz de gelse "üzümü ye bağını sorma" zihniyetiyle düşünmeye alışmış olsak da, toplumun işbölümü ve üretiminde daha önce bahsettiğim sistemsiz organizasyon işini işte bu girişimciler yapıyor. Kabul edersin ki bir emekçiye iş verdikten sonra yapabilir, ama ne işi niy7e yapacağız diye bir soru da var. Bu soruyu sorma işini bu girişimciler cevaplıyor, ve toplşumda işler yürüyor, ve zenginlik yaratılıyor. Sen (bazı süperzeka Türkler'in sandığı gibi) sanıyor musun ki zengin ülkeler Afrika'nın altınlarını alıp getirip üstüne oturdular da bu kadar zengin oldular? Alacak şey yoksa altını napasın? bu toplumların zenginleşmesi işte bugün senin "Hawai'de tatil yapıyorlar, özel uçağa biniyorlar" dediğin adamlar sayesinde. Onlar sayesi,nde biz de dedelerimiz gibi kerpiç evde oturup dış tuvalette yerde kazdığımız çukura tuvaletimizi yapmıyoruz. Biz de insan gibi yaşıyoruz. Ama sen dersen ki "bu girişimciler hem piyasanın işleyişini, toplumun işbölümünü ve kaynakların doğru yerlere tahsis edilmesini sağlasınlar, hem de bizim kadar maaş alsınlar, bizden daha zengin olmasınlar" o zaman şunu anlaman gerek: Öyle yaparsan kimse de kalkıp birşey için çaba sarfetmez. Girişimcileri birikimlerini ve zamanlarını kaybetme riskini göze alarak ekonominin büyümesini de sağlayacak şekilde piyasanın boşluklarını arayıp bulmaları, ve kaynakları ve işgücünü tüm topluma faydalı şekilde tahsis etmelerini sağlayacak işlere girişmelerinin tek sebebi sonunda Havai'ye özel uçakla gitme hayalleri zaten. Onu ellerinden alırsan o akıllı insanlardan da faydalanamazsın. Merak etme üç beş zengin özel uçakla dolaşırsa ölmezsin. Hepimizin daha zenginleştiğini göremi,yor musun? Ekonomi büyüme grafiklerini gözüne mi sokalım? 20 sene önce kullandığın bilgisayara cep telefonuna televizyona bak, bugünküne bak.
Samimi şekilde politik sorunları tarıtşmak istiyorsan önce kapitalist "sistem"le, serbest piyasa düzeni ile, demokrasi ile uğraşmayı bırak ve gerçek sorunları konuşalım. Modern sosyaldemokrasi piyasa ile cenk etmeyi bıraktı. Aynı modern katolik kilisesinin bilim ile cenk etmeyi bırakması gibi birşey bu. Ondan sonra artık uygar dünya vatandaşları olarak sorunları tartışabiliriz. Dünyada gelir eşitsizliğinin ötesinde de sorunlar olduğunu o zaman belki görebilirsiniz. Marxism ama herşeyi tek soruna indirgemiş. Halbuki modern demokrasinin sorunları çok farklı ve çeşitli.
Jolly Jocker
02-06-2012, 00:57
1- Freddie. Ben de sana diyorum ki Bolşevik ideolojisi bizatihi zorba diktatörlük kurma ideolojisi iken, karşı tarafta yapılan darbeler ve kontrgerilla bu ideolojiyle mücadele etmek için geçici olarak ve mecburen yapılmış şeylerdir. Ama sen çarpıtıp sanki kapitalist ekonomiye sahip her ülke faşist olur demeye getiriyorsun. Ne zaman bunların rejimi korumaya yönelik olduğunu, ve Leninci örgütlerle mücadele için olduğunu söylesek de bu sefer "emekçilerin haklı mücadelesini de işte böyle bastırıyorsunuz" diyorsun. İyi de o "emekçilerin haklı mücadelesi" dediğin şey tam da devrim sonrası o senin kendinin de kınadığın zorba Stalinci diktatörlükler kurma hareketi değil midir? Tamam mücadele yöntemi pis ama karşı tarafı da bırakalım kazansın mı? Çünkü onların kuracağı rejimde diktatörlük araz değil, aksine açık bir hedef. Bizim ise amacımız demokrasi. Demokrasiyi korumak için demokrasinin ırzına geçmek zorunda kalmamızın da tek suçlusu biz değiliz.
2- Soğuk Savaşın ortasında Allende'nin kalkıp tüm dünya insanının kaderini etkilyecek şekilde koca bir ülkeyi SSCB tarafına kazandırması malesef olamaz. Kusura bakma.
3- Demokratik seçim olayını da sadece işine gelince savunuyorsun. Ama onu da hakkıyla konuşmuyorsun. Çünkü demokrasi seçimden ibaret değildir. Demokratik seçimle gelmiş iki örnek vereyim sana da sus. Bir Hitler. İki Hamas.
4-Bak Freddie. Siz gibi Türk solcularının temel sorunu tarihsel perspektiften yoksun olmanız.
5- Savaşta sivil öldürmemek bize bugün çok doğal bir ahlak kuralı gibi geliyor. Ama anlaman gerekiyor ki bu fikir dünya tarihinde çok yenidir. Tarih sivillerin katledildiği savaşlarla doludur.
6- Sivilleri öldürmeme kuralını koydular diyorsun çünkü "emekçi halk kitlelerinden korktular". Bu heralde Marxist "bilimde" her kapıyı açan altın anahtarlardan birisi.
7- Ben diyorum ki o savaşın getirdiği müthiş yıkım, ve Nazi kamplarında olan korkunç olayların da ortaya çıkmasıyla insanlara bazı şeyler dank etti, ve BM tüzüğü, ve insan hakları beyannamesi, Cenova savaş etiği sözleşmesi gibi şeyler ortaya çıktı.
8- Ama sen ABD'ye karşı bu kininle birşeyleri objektif olarak görebilmen imkansız.
9- Alman emperyalistleri ile liberalliğin ne alakası var ki? Sen liberalliği beyaz ırk milliyetçiliği ile karıştırıyorsun galiba.
10- Kusura bakma ben bu metalaşma, tahakküm falan laflarını anlamıyorum. ... Bana dersen ki "bir adam nasıl bir kadını zorla genelevde çalışmaya zorlar"? Bunu anlıyorum ve burada yanlış olanın ne olduğunu görüyorum. Ama dersen ki "bir çiçekçi nasıl çırak alır yanında çalıştırır" ya da "bir lokanta nasıl kendine bir aşçı istihdam eder, onu çalıştırır" bunu anlamıyorum. Burda acaip olan, ahlak dışı olan nedir?
11- Ben de diyorum ki Bolşeviklerin bu ideolojiyi hayata geçirmeleri nasıl dünyanın heryerinde olduğu gibi Almanya'da da bu ideolojiye inananları cesaretlendirip iyice seslerini yükseltmelerini sağladıysa, o oranda bunlara karşı çok açıktan cephe almış Nazi partisi de bunları istemeyenlerin desteğini kazandı. Yani Bolşevikler olmasa Nazi partisini bu kadar büyütecek bir itici gücü belki hiç olmayacaktı. Ve haliyle de İkinci Dünya Savaşı çıkmayacaktı.
Sırayla cevaplayalım;
1- Resmen darbeler ve kontrgerillaya kılıf uyduruyorsun. Bolşevik ideolojisi kapitalizme tehdit oluşturuyordu. Yani bireyci-piyasacı kapitalizme. Onca kontgerilla cinayeti ve darbeler bu yüzden yapıldı. Vesayet rejimlerini bu yüzden kurdular. Dinci ve milliyetçi terör örgütlerini desteklediler. Kendi ülkelerinde de cadı avları başlatmışlardı sosyalistlere. Stalinizm bahaneleri oldu, her türlü sosyalist görüşü yaftalayıp hukuk dışı işler yapmak için mazeret olarak kullandılar. Türkiye'de mesela, henüz hiç devrimci şiddet eylemi yokken, işçi ve öğrenci hareketleri oldu diye kontgerillayı saldırttılar. Yani ''leninci teröre'' karşı yapılmadı bunlar, önce devlet ve emperyalizm başlattı. Ta Paris Komününde(ki bugüne dek demokrasi yönünden onu geçen bir pratik yok insanlık tarihinde!) başladılar saldırmaya, katletmeye. Demokrasi v.s. bahaneydi sadece, esas amaçları sadece burjuvazinin çıkarını korumaktı. Bunu sen de biliyorsun. ABD başkanı Truman'ın herşeyin temelinin özel mülkiyet olduğu yönündeki tümüyle sınıfsal açıklamasını da duymuşsundur. Zaten SSCB'de de evvela işçi, köylü, asker sovyetlerinin özyönetimi vardı. Ama emperyalistler beyaz orduyu destekleyerek iç savaş çıkarınca, olağanüstü dönem yüzünden parti diktası ve bürokratik hegemonya doğdu. Bu durum Stalinizmi doğurdu. Stalinizmin doğumunda emperyalist saldırganlığın büyük payı var.
2- Şili'ye gelince. Terör merör değil, Allende seçimle başa geliyor, siz ise Şili halkının iradesine saygı duymayıp Pinochet darbesi yaptırıyorsunuz. Üstelik dünyadaki en iğrenç, en kanlı darbelerden biri. Kalkıp da demokrasiden bahsetme bana. SSCB'nin amacı diktaymış da bunlarınki demokrasiymiş de, geçici olarak demokrasinin ırzına geçmişler de v.s... SSCB de kendi amacının komünizm ve devletin sönmlenmesi olduğunu ama emperyalizm yüzünden parti diktası yürüttüklerini söylüyordu Ludwig. Yani iş bahaneye gelince yok birbirinizden farkınız. Uyan artık. Hem kapitalist sistemi hem de demokrasi ve özgürlükleri savunamazsın. Bir önceki iletimde Stalin'i övdüğümü iddia etmişsin ama o söylediklerime de cevap verememişsin. Tekrarlayayım; diktatördü ama darbeleri, vesayet rejimlerini, kontrgerilla cinayetlerini, atom bombası atma işini, dinci ve milliyetçi terörü Stalin değil emperyalizm yaptı. Bununla hesaplaşmadan Stalin'e ettiğin her laf, insanlara zulüm edilmesine değil, bu zulmü Stalin'in yapmasına karşı çıkmak anlamına gelecek. Ciddi ciddi, ''Stalinizmle savaşmak için tüm dünyada her türlü pisliği yaptık, ne var bunda?'' demeye getirdiğinin farkında mısın?
3- Elbette demokrasi seçimden ibaret değildir. Ama senin ABD Irak'a bir sandık koydu, böylece demokrasi getirmiş oldu! Benzer birşey bizde de var. Darbe yaptırdı, vesayet rejimi kurdurdu, hukuk dışı işler yaptırdı ama sandık konunca demokrasi gelmiş saydılar. İşi sandığa indirgeyen sizsiniz. Öyle olmasa darbeler yaptırmaz, vesayet rejimleri kurdurmaz, dinci ve milliyetçileri gazlamazdınız zaten. Kaldı ki sosyalist Allende ya da bir başkası, sandığa saygı duyuyorsa onun Stalinist olduğunu söyleyemezsin. Zaten Şili nere SSCB nere. Git bir dünya atlası bulup bak. Ki zaten Latin Amerika ülkeleri SSCB uydusu değil bağlantısız bloğunda çoğu. Ama Allende'yi bile indirdiniz darbeyle. Günümüzde de SSCB ve Doğu Bloku yok. ''Leninci zorbalık'' tehlikesi yok yani. Ama ABD'nin, halkının seçimiyle başa gelen Chavez'e olan bakışı malum. Ona karşı da darbe tertiplemişti. ABD ve destekçisi olan senin liberal akıl hocaların demokrasi için falan değil, tümüyle sınıfsal gerekçelerle bu pislikleri yapıyor. Demokrasi, insan hakları v.s. umurlarında bile değil. Bunu defalarca kanıtladılar.
4- Bence tarihsel perspektiften yoksun olan asıl liberaller. Yaşanan gerçeklik ortada. Dünya savaşlarına, nükleer bomba kullanımlarına, darbelere, derin devlete sebep olan sisteminizi hala liberal teorinin saçmalıklarına iman ettiğiniz için gözü kapalı savunuyorsunuz. Mülkiyet özgürlüğünden bahsediyorsun. O özgürlüğün için emekçileri nasıl tahakküm ettiğini hadi anlamıyorsun diyelim. İyi de bu amaçla yediğiniz tarihsel haltları, darbeleri, derin devlet cinayetlerini de mi görmüyorsun? Görmek istemiyorsun o yüzden. Ama benimle konuştuğun sürece görmek zorunda kalacaksın. Kapitalizmin eleştirisini vermediğin sürece demokrasi, özgürlük, insan hakları v.s. sözcüklerini istismar edemezsin.
5- Savaşta siviller ölebiliyorsa o zaman savaş çıkarmayacaksın. İki tane dünya savaşı çıkardınız. Vietnam, Kore, Irak v.s. de cabası. O sivilleri Stalinizm öldürseydi şimdi demediğini bırakmazdın. Ama ABD ve kapitalist ülkeler öldürünce takla üzerine takla atıyorsun. İdeolojik saplantın sana vicdanını kaybettiriyor.
6- Barış yapmak ve sivil ölümlerine karşı duyarlılık geliştirmek için kendi kamuoyunun baskısı gerekir. Bunu da ülke içindeki solcular örgütler. İtirazın mı var? Neredeyse her ülkede böyle olur bu. Irak savaşına da ABD'de en sert tepkiyi ABD'deki solcular vermiş ve barış istemiş, sivil ölümlerin gün yüzüne çıkması için bastırmıştır. Bunu anlattım sana ama işine gelmeyince marksizmi karalamaya yönelik ucuz mizah yapmaya kalktın gene.
7- İnsan hakları beyannamesi Fransız devriminden beri vardı. Emperyalistler sallamadı ama. Kaldı ki İkinci Dünya Savaşından sonra daha dikkatli davrandıkları da doğru değil. Davranır gibi yaptılar sadece. SSCB nükleer silah geliştirmeseydi muhtemelen ona saldırıp Üçüncü Dünya Savaşını da çıkartırlardı. Artık kontrgerilla ve darbelerle amaçlarına varmaya kalktılar. Gene sivil öldürdüler yani. Boşuna ıkınıyorsun Ludwig. Gördüğün gibi kapitalist ülkeleri aklamak ile cinayetleri, sivil ölümlerini, darbeleri aklamak arasında fark kalmıyor. Ne hallere düştün bak.
8- Amerikalılara kinim yok ama ABD'ye kızgınım elbette. Vicdanın varsa ve hakikaten demokratsan sen de kızgın olmalısın. Bizim ülkemizde de darbelerin, vesayet rejiminin, gericiliğin ve azgın milliyetçilerin, derin devletin ardında ABD var. Ama sen sanki ABD büyükelçisi gibi yazıyorsun. Darbesini, kontrgerillasını, atom bombasını bile savunmak için yırtınıyorsun. Çok yazık...
9- Beyaz ırkla hiçbir sorunum yok. Ben de bir hayli beyazım zaten. Alman emperyalizmini örnek verdim çünkü Alman liberalleri de onu destekliyor. Sadece ABD üzerinden eleştirmediğim görülsün diye Almanya'yı da örnek verdim. Almanya sömürge edinebilmek için Birinci Dünya Savaşına girdi. Liberalleri de elbette destekledi. Savaşta müttefiki Osmanlı avantajlı olsun diye soykırıma ses çıkarmadılar. Emperyalizm nelere sebep olabiliyor, liberaller nelere seyirci kalabiliyor gör diye verdim bu örneği.
10- Bir çiçekçinin çırak alıp çalıştırmasıyla, karı satan birinin yanına çırak alması arasında ne fark var? İkisi de emri altındakileri tahakküm ediyor, metalaştırıyor. Çalışanlar, sistem gereği işgüçlerini alınıp satılabilen bir meta olarak satmaya zorlanıyor ve iş sürecinde söz, yetki, karar, kontrol sahibi olamıyorlar. Mülkiyet hakkına dayanarak patron işçilerinin emeklerini, beden ve beyinlerini tahakküm ediyor. İşçi buna direndiğinde devlet şiddetiyle bastırılıyor. Bunun adı tahakkümdür. Sömürü derken kastettiğim budur. Bu tahakkümün olduğu yerde özgürlük ve bireysellik olmaz. Daha da anlamıyorsan, anlamak işine gelmediği içindir.
11- Baştan sona uyduruyorsun. Stalin evvela Hitler'le anlaşmamış mıydı? Git bi araştır. Hitler'i başa geçiren, Birinci Dünya Savaşı sonunda emperyalistlerin Versay Barış Antlaşmasında Almanya'yı fazla ezmesi oldu. Yani gene sizin başınızın altından çıktı olay. Buna tepki gösteren Alman halkı ya sosyalizme yönelecekti(çünkü sol da güçlüydü) ya da nazizme. Alman liberallerinin de desteğiyle nazizme yöneldiler. Sosyalizme yönelseler ve Almanya gibi bir ülke sosyalizme geçseydi, işte o zaman Stalinizmin etkisi de kırılabilirdi. Bunu kıran hakiki bir sosyalist ülke ortaya çıkabilir ve Rusya'yı da etkileyebilir, dönüştürebilir, en azından dengelerdi. Ama siz sınıfsal çıkarlarınız için nazizmi yeğlediniz. Milyonlarca insan sizin yüzünüzden öldü.
Sana şunu da söyleyim. O zenginler olmasa sen-ben olduğumuzdan daha sefil yaşarız. O insanlar tüm toplum ve insanlık için zenginlik yaratıyor. Daha önce sana dedim. Zenginlik yaratılabilen birşeydir. Toplam zenginlik sabit değildir. Zenginliğin yaratılması da emekçilerin değil girişimcilerin işidir. Çünkü bize önemsiz de gelse "üzümü ye bağını sorma" zihniyetiyle düşünmeye alışmış olsak da, toplumun işbölümü ve üretiminde daha önce bahsettiğim sistemsiz organizasyon işini işte bu girişimciler yapıyor.
Ne demezsin?
İstersen bir de patronlara dua edip iman edeyim....Öyle yaparsam iyi olur değil mi?
Bulunduğum yerde, yeraltı suları, sular vb. bu senin çok övdüğün patronlar sayesinde o kadar kirlendi ki, artık onları kullanamıyorum.
Bu iş adamları daha çok para kazanacak diye buradaki toprağı, havayı, suyu kirletiyor, bizde bunun karşılığında bu patronlar ne kadar büyük adam onlar bizi yarattı, iman edip dua edelim değil mi?
"Elinde bilgisayar var konuşma len" diye mi yanıt veriyorsun....Yanıtın bu yani....
Sadece bulunduğum bölge için değil, dünyada birçok bölgede çevresel sorunlar ayyuka çıkmış durumda, sen önce bunları gör.
Ama sen dersen ki "bu girişimciler hem piyasanın işleyişini, toplumun işbölümünü ve kaynakların doğru yerlere tahsis edilmesini sağlasınlar, hem de bizim kadar maaş alsınlar, bizden daha zengin olmasınlar" o zaman şunu anlaman gerek: Öyle yaparsan kimse de kalkıp birşey için çaba sarfetmez. Girişimcileri birikimlerini ve zamanlarını kaybetme riskini göze alarak ekonominin büyümesini de sağlayacak şekilde piyasanın boşluklarını arayıp bulmaları, ve kaynakları ve işgücünü tüm topluma faydalı şekilde tahsis etmelerini sağlayacak işlere girişmelerinin tek sebebi sonunda Havai'ye özel uçakla gitme hayalleri zaten. Onu ellerinden alırsan o akıllı insanlardan da faydalanamazsın. Merak etme üç beş zengin özel uçakla dolaşırsa ölmezsin.
Önce patrona iman sonra piyasaya iman...Piyasaya iman edelim, piyasa en iyisini bilir türünden bir yanıt vermişsin...
Hiç tatmin edici bir yanıt değil.
Hala 30 yıl önceki liberaller gibi konuşuyorsun. Piyasa en iyisini bilir. Bunun böyle olmadığı ABD'de yaşayan krizde de görüldü. Daha birçok olayda görüldü. İrlanda'da bir zamanlar açıklıktan ölen veya son on yılda liberal politikalar sonunda intihar etmek durumunda kalan Hindistan'daki yüz binlerce çiftçi, daha başka yüzlerce, binlerce yaşanmış ve yaşanmakta olan sorun da senin umurunda değil. O yüzden kalkıp bana böyle ezbere yanıtlar veriyorsun.
Hepimizin daha zenginleştiğini göremi,yor musun? Ekonomi büyüme grafiklerini gözüne mi sokalım? 20 sene önce kullandığın bilgisayara cep telefonuna televizyona bak, bugünküne bak.
Zengin daha da zengin olmuş, benim cep telefonum var, başka doğru düzgün bir şeyim yok, o halde çok konuşmayayım öyle mi? İşimin olup olmaması, iş güvenliği ve daha binlerce sorun bu cep telefonun filan yanında nedir ki? Suyumun, toprağımın, havamın temiz veya kirli olması hiç önemli değil, yeter ki cep telefonu, bilgisayar vb. olsun yeter öyle mi?
Gördüğüm çevrenin yıkıldığı, tahrip edildiği, toprağın, havanın, suyun kirlendiği, zenginin daha zengin olduğu, fakirin ise cep telefonu sahip olduğu ama köle gibi her an işten atılma, kriz vb. korkularla yaşadığı, güvensizliğin, iş bulma korkusunun alabildiğince arttığı bir toplum.
Birçok gelişmiş ülke zaten krizde, Yunanistan, ABD vb. Portekiz, İtalya, İspanya vb. sırada bekliyor. Kapitalizmin o balayı dönemi bitmiş görünüyor. Bunu sen de yakında yaşayarak göreceksin.
Şimdi sizin gibi bazı tipler hem "komunist" takılmanın cazibesine kapılıyor, hem de artık ne rezil bir sistem olduğu bilinen "reel sosyalizm"i de açıktan savunamanın acısıyla bu hayali "özgürlükçü sosyalizm" gibi hikayeler anlatmaya başladılar. Bu dediğin aynı "bekar evli", ya da "yuvarlak kare", ya da "entelektüel Müslüman" demeye benziyor. Eğer bahsettiğiniz insanların kendi rızalarıyla komün yaşamayı kabul etmeleri, ve merkezi bir otorite kimseyi zorlamadan özel mülkiyet fikrini bırakıp milyonlarıyla, milyarlarıyla komün yaşamaya başlamaları, merkezi bir planlayıcı otorite olmadan üretimi ve tüketimi organize şekilde yapabilmeleri, ve bütün ırksal, etnik, dinsel, cinsel önyargılarını veya gerikafalılıklarını aşıp hümanist ve ahlaken olgun insanlar olmalarını anlatan bir ütopyaysa, bu ütopya malesef hep ütopya olarak kalmaya mahkumdur. Buna "bütün dünya buna insansa, bir insansa, hayat bayram olsa", ütopyası, ya da kısaca Şirinler ütopyası da diyebiliriz.
Madem kapitalizmin alternatifi ya nefret edilen "devlet kapitalizmi" ve diktatörlüktür, ya da olması imkansız olan bu çocukça hayaldir, o zaman bu gerçeği kabul edip mevcut düzeni kendi içinde iyileştirmenin yollarına bakalım.
Bu senin tamamen olayı çarpıtman ve sığ düşünmeden kaynaklanıyor.
Aynı zamanda bir takım hayali, uyduruk ve yalana dayalı senaryolar yazıp bunlar üzerinden fikir yürütmenden kaynaklanan bir durumda var. Böyle yapıyorsun çünkü böylesi daha kolay. Daha ucuz ve basit bir yöntem. Yani genelleştir, hayali bir uyduruk şeyle suçla, damgala, aksini ispat et de, onun üzerinden politika üret ve çık işin içinden. Ne kadar basit, ne kadar kolay değil mi?
Daha özgürlükçü sosyalizmin ne olduğunu bilmiyorsun, bilmediğin bir şey hakkında atıp tutuyorsun.
Bir sistemin gelmesi, oturması bir kaç kişiyi de bağlı değil. Tarihsel ve coğrafi koşullar, insanların oradaki durumları filan çok belirleyici. Afrika'nın geri kalmış bir ülkesinde kapitalizm olsa ne olacak? Ülke süper gelişmiş mi olacak bir anda. Olmayacak. Bunu da anlamadan habire yazıp duruyorsun. Kapitalizmden kapitalizme bile fark vardır. Afrika'daki kapitalizm ile bir başka ülkedeki kapitalizm aynı olmak zorunda değil. ABD ile İsveç'teki kapitalizm aynı değil. Şimdi Afrika'da bir ülkede kapitalizm böyledir diye genelleştirerek onu tüm dünyaya mal etmek nasıl yanlış ise Rusya'da geri kalmış bir başka ülkede var olan bir şeyi genelleştirerek tüm sosyalistlere mal etmek de yanlış. Üstelik ben Marksist değilim. Diktatörlük, merkezi güçlü bir devlet vb. şeylere inanmıyorum.
Önce özgürlükçü sosyalizmin ne olduğunu anla, sonra gel yaz, böyle bilmediğin bir şey hakkında, anlamadığın bir şey hakkında kuru sıkı yazıp sallama. Diyorsun ki sen belki Stalinci idin geçmişte, veya niyetini gizliyorsun ne bileyim?
Şimdi senin mantığınla öve öve bitiremediğin, çok zeki, akıllı gördüğün zenginleri ve kapitalizmi eleştireyim bir anda yerle bir edip nasıl bir sistem olduğunu ortaya koyayım:
Adam belki uyanıklık yaptı çaldı o parayı zengin oldu ne bileyim, adam belki adam öldürdü gasp etti zengin oldu ne bileyim, adam belki hile yaptı zengin oldu ne bileyim, adam belki azılı bir katildi, pislikti, dolandırıcı idi zengin oldu nereden bileyim, nasıl güveneyim...Bir fark daha var: benimkiyle ilgili durumda en azından kafamın içindeki düşüncelerden söz ederken diğer durumda adam bunun uygulamasını dökmüş, hayata da dökmüş değil mi? Nasıl olup da böylesi şüpheli durumlara, ki uygulamaya dökülmüş haksız şekilde zengin vb. olmuş da olabilir, buna güveneyim? Daha da yazalım: sen Ludwig belki Gladio adına çalıştın geçmişte nereden bileyim? Veya buna benzer şeyler uydur uydur yaz. Ne kadar kolay değil mi Ludwig? Daha da ekleme yapabilirim, sonsuza kadar gidebilir bu tür suçlamalar, hayalin ve uydurmanın sonu yok...
Gördüğün gibi ben de bu şekilde de yanıt verebilirim. Ama ben tüm zenginler çaldı, dolandırdı, gasp etti, miras yoluyla zengin oldu demiyorum.
Gerçi senin savunduğun en rezil, en berbat türden bir kapitalizm...Senin kurduğun kapitalizm de sanırım beş vakit patronlara filan insanlar dua edecek, piyasa ekonomisini kutsal kitap olarak okuyacak, zengin nasıl zengin olmuş olursa olsun çok kafası çalıştığı için iman edilmesi gereken bir varlık olarak görülecek, bunun da farkındayım. O yüzden seninle çok zaman harcayacak durumda değilim.
zozyaliz
02-06-2012, 11:22
2- Şili'ye gelince. Terör merör değil, Allende seçimle başa geliyor, siz ise Şili halkının iradesine saygı duymayıp Pinochet darbesi yaptırıyorsunuz. Üstelik dünyadaki en iğrenç, en kanlı darbelerden biri.
Pinochet darbesi iğrenç ve kanlı darbe diyorsan ben de diyorum ki Lenin darbesi, Mao darbesi, Pol Pot darbesi, ve Che darbesi daha da iğrenç ve sonrası daha da kanlıydı. Yok eğer diyorsan ki bunlar darbe değil devrim çünkü halk içinde bunları destekleyenler vardı, ben de derim ki Pinochet darbesini de destekleyen halk kitlesi vardı. Yoksa sen "halk" kavramını da Tayyip gibi istismar edip kendine mi yontuyorsun. "Halk" tektip birşey değildir. O halk içinde her türlü fikirden insan var. Yok eğer olayı sınıf olarak görmek istiyorsan, ve darbeleri sadece burjuva destekler, ama onlar "halk" sayılmaz, çünkü halk sadece proleterlerdir, o zaman derim ki 80 öncesi ülkücülere git bir bak kaç tanesi burjuvaymış.
Bir önceki iletimde Stalin'i övdüğümü iddia etmişsin ama o söylediklerime de cevap verememişsin. Tekrarlayayım; diktatördü ama darbeleri, vesayet rejimlerini, kontrgerilla cinayetlerini, atom bombası atma işini, dinci ve milliyetçi terörü Stalin değil emperyalizm yaptı.
Freddie, ben de diyorum ki bu saydıklarının hepsini komunistler de yapıyordu, ama onlara farklı isimler takıyorsun. Mesela darbeye devrim diyorsun. Vesayet rejimine proleterya diktatörlüğü diyorsun. Kontrgerilla cinayetine devrimci şiddet diyorsun. ABD eğer ülkelerde dincilerin ve milliyetçilerin terörünü desteklediyse SSCB de aynı şekilde aynı ülkelerdeki solcuların terörünü destekliyordu. "Kontrgerilla" lafının anlamını da biliyorsun: "counter guerilla", yani karşı-gerilla. Devletle örgütlü bir şekilde gerilla yöntemleriyle savaşanlara karşı devletin kendini savunmak için kurduğu ve gene gerilla gibi işleyen gizli yapılanmadır bu değil mi? Kim savaşı başlatmış?
Günümüzde de SSCB ve Doğu Bloku yok. ''Leninci zorbalık'' tehlikesi yok yani. Ama ABD'nin, halkının seçimiyle başa gelen Chavez'e olan bakışı malum. Ona karşı da darbe tertiplemişti.
Chavez gerçekten de medeniyetin ve insanlığın yanında büyük bir hümanist ve ilerici, öyle ki 16 yaşında gençlerin eçcinsel olduğu için meydanda vinçlere asılıp idam edildiği, ve 6 milyon insan yaşayan İsrail için "haritadan silinecek" diye konuşan ve akabinde nükleer bomba yaptığını tüm dünyanın yüzüne bakarak inkar eden İran'la kanka. Afferim Chavez'e. Belki ABD yıkılır da dünya İran gibi ülkelere kalırsa o zaman insanlık için daha hayırlı olur.
Kapitalizmin eleştirisini vermediğin sürece demokrasi, özgürlük, insan hakları v.s. sözcüklerini istismar edemezsin.
Sen bu kavramlara inanmıyorsun ki. Bunları dünyanın anladığı şekliyle tanımlamaya heralde "burjuvalar böyle tanımlamışi kendi çıkarları gereği" falan diyorsun. "Gerçek" tanımları da bu tanımların tam karşıtı galiba. Haksız mıyım?
5- Savaşta siviller ölebiliyorsa o zaman savaş çıkarmayacaksın. İki tane dünya savaşı çıkardınız. Vietnam, Kore, Irak v.s. de cabası.
Vietnam ve Kore'de Amerika gidip savaş mı çıkardı yoksa bu ülkelerde SSCB'nin desteklediği komunistler zaten iç savaş mı çıkarmıştı? Amerika hiç olmazsa Kore'nin güneyini kurtardı. Bak kuzeyde ne kadar güzel bir rejim var bugün! Bugün güneyliler de o cehennemde yaşıyor olabilirdi. Amerika hayırlı bir iş mi yapmışi yoksa kötü bir iş mi? Amerika'nın o dönemki politikası komunizmin yayılmasını durdurmaktan ibaretti. "Containment" diye arat google'da.
6- Barış yapmak ve sivil ölümlerine karşı duyarlılık geliştirmek için kendi kamuoyunun baskısı gerekir. Bunu da ülke içindeki solcular örgütler. İtirazın mı var? Neredeyse her ülkede böyle olur bu. Irak savaşına da ABD'de en sert tepkiyi ABD'deki solcular vermiş ve barış istemiş, sivil ölümlerin gün yüzüne çıkması için bastırmıştır. Bunu anlattım sana ama işine gelmeyince marksizmi karalamaya yönelik ucuz mizah yapmaya kalktın gene.
Amerika'da liberteryenler Irak ve Afgan savaşlarına ta baştan karşıydı. Libertarian Party sitesine git bir göz at istersen. Ron Paul diye bir adam var, Cumhuriyetçi Partidedir ama Misesçi bir liberteryendir ve iki dönemdir başkanlığa da aday oldu. Bu adam da içe kapanmacıdır. Ve bunlar kalkıp Amerika'nın Kurucu Babalarına atıf yaparak bu içe kapanmacılığı (isolationism) savunuyorlar: Jefferson demiş ki "tüm ülkelerle ticaret yap, ama hiçbiriyle ittifak kurma". Yani şöyle demiyor "başka ülkeleri işgal et, kendi sınırlarına kat, o ülke insanını haraca bağla, sınırlarını genişlet, şanlı imparatorluk ol". O yüzden herşeyi çarpıtma.
Sen tabi "emperyalizm" deyince sadece imparatorluk anlamıyorsun. Lenin çünkü büyük bir sosyolog teorisyen olarak kelimeyi yeniden tanımlamış, kapitalizmin son merhalesiymiş. Tabi uygulamada Batı düşmanı fakir ve kıskanç üçüncü dünya ülkesi insanları için şu manaya geliyor: "Sanayisini kurmuş, zengin, beyaz ırk ülkesine emperyalist denir."
Bu yüzden ki bu ülkede pek çok insana Osmanlı'nın da aslında emperyalist olduğunu kablu ettiremiyoruz. "Türk emperyalizmi", ya da "İslam emperyalizmi" kavramlarını anlayamıyorlar. Demek ki bu "emperyalizm" kavramı artık gerçeği temsil edebilen bir kavram olmaktan çıkmış. Artık kullanmasak iyi olur, çünkü sadece "nefret ettiğimiz zengin beyaz ülkeler" manasına gelen bir terim bilimsel olamaz.
Birinci Dünya Savaşında imparatorluklar birbiriyle savaştı doğru. Osmanlı ve Rusya dahil olmak üzere. Peki bunun bizim savunduğumuz liberal demokrasi ile ne alakası var ki? Eğer bir ülke kendi içinde serbest piyasa uyguluyorsa (mesela o dönemin İngiltere'si gibi) ve başka ülkeleri fethedip kendi sınırlarına katarak imparatorluk kurma derdindeyse bunun faturası ne diye serbest piyasaya çıkıyor? Osmanlı'da da piyasa serbestti, sadece sanayi daha yoktu ama elalemin topraklarını sınırlarına katmak en büyük hedefleriydi. Ve bugün İngiltere'de hala piyasa serbest ama başka toprakları sınırlarına katmak derdinde değil. E noldu şimdi? Piyasa ekonomisi ile başka ülkeleri fethetmek ne diye yanyana gitmesi lazım? Madem öyleyse yukarda bahssettiğim Amerikan liberteryenleri ne diye içe kapanmacı bir dış politika savunuyorlar? Adamlar diyor ki dünyanın her tarafındaki üsleri kapatın, Amerikan askerlerini eve getirin, dünya da ne hali varsa görsün. İsrail'e de nükleer atılıyorsa atılsın, bizim derdimiz değil diyorlar. Bizim askerimiz niye ölsün ki diyorlar. Bunu nasıl açıklıyorsun?
10- Bir çiçekçinin çırak alıp çalıştırmasıyla, karı satan birinin yanına çırak alması arasında ne fark var? İkisi de emri altındakileri tahakküm ediyor, metalaştırıyor. Çalışanlar, sistem gereği işgüçlerini alınıp satılabilen bir meta olarak satmaya zorlanıyor ve iş sürecinde söz, yetki, karar, kontrol sahibi olamıyorlar. Mülkiyet hakkına dayanarak patron işçilerinin emeklerini, beden ve beyinlerini tahakküm ediyor. İşçi buna direndiğinde devlet şiddetiyle bastırılıyor. Bunun adı tahakkümdür. Sömürü derken kastettiğim budur. Bu tahakkümün olduğu yerde özgürlük ve bireysellik olmaz. Daha da anlamıyorsan, anlamak işine gelmediği içindir.
Şimdi benim çizdiğim ayrımı bulanıklaştırmaya çalışma. Ben çok bariz bir ayrım ortaya koydum. Bir insanı alıp kendi rızası dışında bir işe zorlamaktan bahsettim. Bir kadını zorla genelevde çalıştırmak niye yanlıştır? Çünkü burada bir vatandaşı alıp esir etmişsin, gitmesine izin vermiyorsun, ve onu çalıştırıp bundan para kazanıyorsun. Burada asıl yanlış olan şey adamın para kazanması değil. O kadını esir edip kendi evinde de tutabilirdi. Sonuçta yanlış olan şey esir etmek. Rızası dışında alıkoymak. Veya tehditle şantajla gitmesini engellemek. Şimdi burada mecazi anlamda tahakküm ve esirlikten değil, lafzi anlamında bunlardan bahsediyoruz. Sen ise mecazı istismar ederek ispat etmek istediğini ispata uğraşıyorsun. Dürüst ol.
Bir bakkal veya çiçekçi yanına çırak alırsa, veya lokanta aşçı alırsa, bunlar önce ilanveriyorlar, çalışmak isteyen de kendi gidiyor. Önce ücreti konuşuyorlar ve aralarında iki tarafın da rızası ile bir sözleşme doğuyor. Burada lafzi anlamında bir tahakküm, zorlama, kölelik falan var mı?
Ama sen diyorsun ki o bakkalın çırağı ne diye mesela o işyerinde işlerin nasıl yürüyeceğinde daha çok söz sahibi değil. Mesela istiyor ki patronu Coca Cola satmasın, Cola Turka satsın. Ya da yakın apartmanlara servis yapmasın. Ya da et reyonu da açsın, bir buzluk alsın, kıyma getirip satsın. Veya bu veya şu. İyi de burada mal sahibi değilken ne diye söz sahibi olsun ki? O bakkal zarar edince kendi malı mı gidecek? Senin talep ettiğinin ne kadar saçma birşey olduğunu görmüyor musun? Bütün itirazın bu saçmalık üzerine mi kurulu?
zozyaliz
02-06-2012, 11:29
Daha özgürlükçü sosyalizmin ne olduğunu bilmiyorsun, bilmediğin bir şey hakkında atıp tutuyorsun.
...
Önce özgürlükçü sosyalizmin ne olduğunu anla, sonra gel yaz, böyle bilmediğin bir şey hakkında, anlamadığın bir şey hakkında kuru sıkı yazıp sallama.
Neymiş bu sadece bir kaç yüksek IQ'ya ve derin ruha sahip elit insanın anlayabildiği bu gizemli "özgürlükçü sosyalizm"? Ben diyorum ki ne olduğunu sen de bilmiyorsun. Ya da kafanda muğlak bir fikir varsa bile diğer "özgürlüçü sosyalistler"inkilerden farklı, ve hepimizin kafasında muğlak ve birbirinle uyuşmayan bir fikir var. Ama yine de kalkıp küstahça daha ne idüğü belirsiz, ve mümkün olduğu bile belli olmayan bir fikri bugün şöyle ya da böyle işleyen ve milyarla insanın hayatının bağlı olduğu ve nispeten stabil giden bir düzene alternatif olarak sunabiliyorsunuz. Tüm insanlık sussun ve bu süperzeka "özgürlükçü sosyalistleri" dinlesin. Bunlar eski "deneylerden" ders çıkarmışlar. Şimdi daha iyi bir fikirleri varmış. Tamam, biz o zaman bütün kurulu düzeni yıkalım, ve sizi dinleyelim. Bize hak yolu gösterin. Size güveniyoruz. Anlat neymiş bu fikir?
Neymiş bu sadece bir kaç yüksek IQ'ya ve derin ruha sahip elit insanın anlayabildiği bu gizemli "özgürlükçü sosyalizm"? Ben diyorum ki ne olduğunu sen de bilmiyorsun. Ya da kafanda muğlak bir fikir varsa bile diğer "özgürlüçü sosyalistler"inkilerden farklı, ve hepimizin kafasında muğlak ve birbirinle uyuşmayan bir fikir var. Ama yine de kalkıp küstahça daha ne idüğü belirsiz, ve mümkün olduğu bile belli olmayan bir fikri bugün şöyle ya da böyle işleyen ve milyarla insanın hayatının bağlı olduğu ve nispeten stabil giden bir düzene alternatif olarak sunabiliyorsunuz. Tüm insanlık sussun ve bu süperzeka "özgürlükçü sosyalistleri" dinlesin. Bunlar eski "deneylerden" ders çıkarmışlar. Şimdi daha iyi bir fikirleri varmış. Tamam, biz o zaman bütün kurulu düzeni yıkalım, ve sizi dinleyelim. Bize hak yolu gösterin. Size güveniyoruz. Anlat neymiş bu fikir?
Ludwig;
Özgürlükçü sosyalizm her şeyden önce imana dayanmaz.
İman ve dogma ile olmaz.
Kapitalizm, dinler vb. iman ve dogmaya dayanır.
Dinlerde Tanrı'ya kapitalizmde patrona, piyasa ekonomisine iman esastır.
Şimdi kapitalizme iman etmiş olanlar için özgürlükçü sosyalizmi anlamak gerçekten zor hatta neredeyse imkansızdır.
O yüzden ben özgürlükçü sosyalizmi kafası kapitalizmi dogmasıyla yıkanmış olanlara anlatmıyorum. Çünkü anlayacakları fazla bir şey yok. Evrim teorisini kabul etmeyen dindarlara evrim teorisini anlatmak gibi bir şey. Yazdığın birçok şeyden bunu, yani kapitalizme ne kadar güçlü biçimde iman ettiğini az çok görmek mümkün. Kısaca gördüğüm kadarıyla senin kapitalizme imamın epey kuvvetli. Neredeyse patronlara iman edin, dua edin tarzında konuşuyorsun. Piyasaya imanında aynı şekilde: sanki piyasa Tanrısal bir şey.
Olağanüstü olaylar dışında bu imanının sarsılacağını pek sanmıyorum. Bunu kaçamak bir yanıt olarak görebilirsin ama samimi düşüncem şimdilik bu yönde: şu aşamada kapitalizm dışında her şey senin için zaman kaybı; çünkü kapitalizme imanın çok güçlü. Ve inan benim zamanım değerli. Enerjimi ve zamanımı düşünmek durumundayım.
Bu arada özgürlükçü sosyalizm gizli, saklı bir şey değil. Söylememiz gereken yerde özgürlükçü sosyalizmi söylüyor, anlatıyoruz ve yazıyoruz. Bu konuda söyleyen, yazan konuşan çok kişi var. Yani gizli, saklı bir şey yok.
Sana şimdilik güle güle....
Kapitalizme iman etmiş biriyle yapılan söyleyişi
-Siyaset deyince ne anlıyorsunuz?
-Evladım kapitalizm dışında bir siyaset olabilir mi? Olamaz. Siyaset sadece kapitalizm için var olabilir.
-Sol ve sosyalizm diye konuşanlar ne peki sizce?
- Stalin'e bak ve gör. Sosyalizm=Stalin. Sonuç belli değil mi? Daha ne diye konuşuyor bu solcular? Süper zeka mı bunlar? Nedir bu?
-Konuşmasınlar mı?
-Yahu kardeşim ne konuşuyorlar, neyi konuşuyorsunuz hala...Samimiyetlerine neden inanalım bunların....
-Kendimizi geliştirdik diyorlar, üstelik onlar Staliin'in kendisi değil ki, neden onları Stalin ile eş tutuyorsunuz, Stalinci olmadıklarını söylüyorlar üstelik?
-Evlat sosyalizm=Stalin demek. Başka türlü olmaz, Söyleyebilirler. Çünkü ben onların kafalarını okuyorum, ben biliyorum, bilirim, ben kapitalistim, ben bilirim Üstelik onlara neden inanıyım? Samimi olduklarını ne bileceğim?
-Peki onlar sizin samimiyetinize neden inansın?
-Bakın ben zenginim, çalışmadan geçiniyorum, bedeş yaşıyorum, ama evlat sen çalışacaksın, on saat çalış bana ne yahu, cep telefonu almadın mı sen evlat, ne konuşuyorsun sen yahu?
-Siyaset deyince nedir yani savunduğunuz, Stalin'i kötüleyip iktidar mı olmak?
-Bak evlat bedeş yaşamayacaksın. Ben bedeş çalışmadan, bankadaki paramın, evlerimin kirası vb. ile yaşayabilirim evlat, ama sen çalışacasın, patrona itaat edeceksin, bu patronun 20 yaşında biri olabilir, sana bu genç patron küfür de edebilir, ama iş verendir evlat, patron ne derse o olur evlat, tamam mı?
-İtaat et diyorsun yani?
-Siyaset bu evlat, cep telefonun yok mu senin, sular kirleniyor mu evlat, Baba Bush'a dua et o zaman, Stalin gelirse daha kötü olur ama...
-Gerçekten çok ilginç...
-Bak evlat Kenan Paşa'yı takdir ederim. Ülkücüleri de. Abdullah Çatlı filan...İyi adamlar....Socuları def ettiler. Kenan Paşa..İstikrarı getirdi, 12 Eylül Anayasası iyi idi evlat...
-Siyaset deyince ne anlıyorsunuz?
-Bakın evlat 20 yaşında iki çocuk iki kitap okudu diye solcu mu olacağız, sosyalist mi olacağız, bu mudur, herkes aptal bunlar mı süper zekalı, bu nedir evlat, suyun kirleniyormuş, stalin mi gelsin evlat, diktatörlük mü olsun evlat bu nedir?
-Gerçekten çok derin bakıyorsunuz olaya...
-Kapitalizm kendini koruyacak evlat. İki velet çıktı iki kitap okudu diye düzen mi değişsin evlat. Bu ne biçim bir şeydir, düzen mi değişsin iki velet kitap okudu diye...
-Ama onlar iki velet kitap okudu diye düzen değişsin demiyorlar ki...
-Bak evlat 20 yaşında patronun olabilir, o ne derse olur ama iki 20'lik işçi çocuğu konuşursa olmaz, kafam bozulur, olmaz evlat, işçi çocuğu konuşamaz, onu mu dinleyeceğim ben burada, onu mu dinleyeceğim ben burada, başka zeki insan yok mu, sen benim kim olduğumu biliyor musun, uçağımı mı kıskandın, yeter artık, bankada 500 milyon dolarımı mı kıskanıyorsun...Suların kirleniyormuş, stalin mi gelsin şimdi?
-Sanırım siz çok zekisiniz?
-Evlat herkes akıllı bunlar mı zeki, kurulu düzen var, kaç yıllık, bu nedir?
-Ama öyle olsaydı, ilerleme, demokrasi şu bu da olmazdı. Sizin dediğiniz gibi yanıt vermek de kolay: sen kimsin, sana mı kaldı, sen mi süper zekasın şu bu...O zaman tarihte değişim ve gelişim olmazdı...Ama tarih değişiyor, olaylar sabit değil ki...
-Evlat cep telefonu almadın mı sen hala ne konuşuyorsun...
zozyaliz
02-06-2012, 12:58
Brian, ne diye söylemiyorsun ki bu "özgürlükçü sosyalizm" nasıl birşeydir, nasıl mümkün olabilir, nasıl uygulanabilir? "Önce kapitalizmin yıkılması lazım" kısmını anladık. Sen sonrasını biraz anlatır mısın? Ben diyorum ki büyük ihtimal "heralde Hz Marx sonra ne yapğacağımızı yazmıştır, o kadar ciltlerle kitabı var, kendisi herşeyi çözmüş yanılmaz bir büyük zekaydı, tabiki kapitalizmi yıktıktan sonra onun kitaplarına bakacaz" diye düşünüyorsun. Ben sana orada ne göreceğini söyleyim: "Herkes gücü yettiğince katılım yapacak, herkes ihtiyacı kadar alacak". Tamam güzel de bu beylik lafla mı milyarla insanı organize edecez? Kim ne iş yapacak, neyi nereye taşıyacaz, kim ne yapacağını nasıl bilecek? Neyi nasıl ne kadar üretecez ve nereye götürecez ve kim ne kadar tüketecek? Kaç bin çeşit ürün üretilecek? Aynı tarz ürünün farklı üretim şekillerinden ve farklı hammaddelerden yapılanlarından hangisini benimseyecez? Hangisi kaynakların daha akıllıca ve israf-edilmemiş kullanımı olur? Buyur dinliyorum. Toplum organizasyonu için planınız varsa anlatın biz de sizin dediğiniz planı uygulayalım.
Patronlara da tapalım demedim. Sadece dedim ki o adamların zengin olmasının sebebi ekonomiye katkı yapmalarıdır. Aslında piyasa öyle birşeydir ki herkes ne veriyorsa onu alır. O yüzden ki hamal üç kuruş para alırken bir bilgisayar programcısı kat be kat fazlasını alıyor. Ve bir girişimci eğer yaptığı iş başarıklı olursa (çünkü girişimcilerin sadece az bir kısmı başarılı olur, çoğu iflas eder) ve kaynakları toplumun faydasına olacak şekilde tahsis etmişse o zaman zenginleşir, onun zenginleşmesi demek piyasaya kattığı değer kadar piyasadan mal ve hizmet alabilme hakkının olmasıdır. Sen piyasaya ne verirsen, ne kadar değer katarsan karşılığında insanlar kendi mal ve hizmetlerinden o kadar yararlanmana izin verirler. O yüzden zengin adamların çalıp çırpmadan hakkaten değer üreten %99'u piyasaya yani topluma sağladığı katkı oranında zengindir. Ama sen diyorsan ki kafası birşeye basmayan "salla başını al maaşını" tipler aslında ekonominin itici motorudur, hatta bu başarılı girişimcileri öldürüp proleterlere tüm yönetimi verelim, o zaman yerinde sayar kalırsın. Bak Marxismi senden benden iyi bilen Stalin bile Polonya'yı işgal ettikten sonra oranın kafası çalışan eğitimli adamlarını, subaylarını entellerini iş bilen adamlarını falan idam ettirmiş (Bkz: Katyn katliamı). Sırf Polonya sonradan bağımsız olursa kolu kanadı kırık olsun da Rusya'dan intikam almaya çalışmasın, zayıf kalsın diye. İnsan kalitesi (modern ekonomi bilimindeki adıyla: insan sermayesi / human capıtal) gerçeği ile yüzleş. Stalin de Lenin de bunla yüzleşti. Lenin'in Yeni Ekonomi Politikasına (google: New Economic Policy) geçişinin hikayesini bir araştır derim. Adam sizin dediğiniz "özgürlükçü sosyalizmi" denemedi mi sanıyorsun? Sonunda ne diye vazgeçti de kapitalizmi kısmen geri getirdi acaba? Ne diye sonra da "işleri yürütebilmek için eski burjuva sınıfına mecburuz" dedi? Ama sen diyorsan ki eski deneyimleri görmezden gelip romantik bir saflıkla aynı şeyleri tekrar deneyelim, çünkü derinden iman ettik tarihin kemale doğru evrildiğine, metafizikçi değiliz ama yine de Hegel'in metafizğinin özüne iman etmişiz. Komunizm gelecek ve kamil toplum olacaz. Çünkü nedense dünya öyle ayarlanmış.
Yeni Ekonomik Politika'nın hikayesini de propagandacı ve yalancı ML'cilerden değil de gerçek (ya da onların deyimiyle "burjuva") tarihçilerinden öğrenmeni tavsiye ederim.
AlbatrosS
02-06-2012, 13:03
Kültürel göreceliğe inanıyorsan tabi böyle birşey diyebilirsin. Ben şahsen inanmıyorum. Ben Afrika kültüründe kızları sünnet etme pratiğini mesela ilkel ve yasaklanması gereken birşey olarak görüyorum. Adamların atadan deden kalma pratiği bu olabilir. Ama çok yanlış birşey. Keza Hindistan'da eğer dul kadının kocasının yanan cenazesine atlayıp intihar etmesinin teşvik edildiği adetlerini de yanlış buluyorum. Halbuki senin dediğin kültürel görecelik doğruysa o zaman başka kültürlerin hiçbirşeyini kınayamayız. Başta İslam şeriat mesela. Biz İslam şeriatını da Batı değerleriyle yani "insan haklarıyla", "kadın haklarıyla" vs karşılaştırıp da yargılıyoruz. O zaman onu da yapmayalım.
Ayrıca ben Modernitenin siyahlara "kimlik duruşunuz ilkeldir" dediğini de sanmıyorum. Belki "Avrupa medeniyeti yanında Afrika medeniyeti ilkeldir" diyebilir, buna ben de katılırım. Ama "kimlik duruşu ilkel" ne demek ki? Bu da heralde senin biryerde duyup da yarım yamalak hatırladığın bir terimdir.
Kütlerle de konunun alakası nedir anlayamadım. İyi ki bir dedik ben de bir kısım Kürtlük var diye. Her mevzuda oraya çalışıyorsun artık. Konuyla alakası nedir ki? Kürtler ezilmiş diye güçlü olan herkesten, haliyle de Batı medeniyetinden nefret mi etmem gerekiyor? Bütün ışığın Batı'dan geldiğini göremiyor musun? Bugün senin atıf yaptığın tüm değerler Batı'ya ait. İdeolojinin de solculuğunun da tüm fikirlerinin de teorik kökü Batı'ya ait. Batı medeniyetine ama zerre kadar saygın yok. Batılı entelektüellerin de bir tek kendi medeniyetlerinden nefret edenlerini seviyorsun galiba. İşine mi geliyor?
Kültürel görecelik falan değil; bilim. Kültür bilim senin sayıklamalarını kabul etmez. Verdiğim referansları araştırırsan görürsün...
zozyaliz
02-06-2012, 13:12
Kültürel görecelik falan değil; bilim. Kültür bilim senin sayıklamalarını kabul etmez. Verdiğim referansları araştırırsan görürsün...
Felsefe demek istedin. Bilim bir fenomeni açıklamak üzere ürettiği hipotezleri deneyle test edip teoriler oluşturur. Kolektif bir iştir. Bilimadamları birbirinin çalışmalarına atıf yapar, ve bulgularını hakemli dergilerde birbirinin eleştirisine sunar. Senin dediğin "kültür bilim" de ise her önüne gelen ayrı bir kitap yazıp kendine göre bir fikri dillendiriyor. Bulgularını da tamamen evinde koltukta oturup bulmuş. Buna felsefe denir.
Brian, ne diye söylemiyorsun ki bu "özgürlükçü sosyalizm" nasıl birşeydir, nasıl mümkün olabilir, nasıl uygulanabilir? "Önce kapitalizmin yıkılması lazım" kısmını anladık. Sen sonrasını biraz anlatır mısın? Ben diyorum ki büyük ihtimal "heralde Hz Marx sonra ne yapğacağımızı yazmıştır, o kadar ciltlerle kitabı var, kendisi herşeyi çözmüş yanılmaz bir büyük zekaydı, tabiki kapitalizmi yıktıktan sonra onun kitaplarına bakacaz" diye düşünüyorsun. Ben sana orada ne göreceğini söyleyim: "Herkes gücü yettiğince katılım yapacak, herkes ihtiyacı kadar alacak". Tamam güzel de bu beylik lafla mı milyarla insanı organize edecez? Kim ne iş yapacak, neyi nereye taşıyacaz, kim ne yapacağını nasıl bilecek? Neyi nasıl ne kadar üretecez ve nereye götürecez ve kim ne kadar tüketecek? Kaç bin çeşit ürün üretilecek? Aynı tarz ürünün farklı üretim şekillerinden ve farklı hammaddelerden yapılanlarından hangisini benimseyecez? Hangisi kaynakların daha akıllıca ve israf-edilmemiş kullanımı olur? Buyur dinliyorum. Toplum organizasyonu için planınız varsa anlatın biz de sizin dediğiniz planı uygulayalım.
Patronlara da tapalım demedim. Sadece dedim ki o adamların zengin olmasının sebebi ekonomiye katkı yapmalarıdır. Aslında piyasa öyle birşeydir ki herkes ne veriyorsa onu alır. O yüzden ki hamal üç kuruş para alırken bir bilgisayar programcısı kat be kat fazlasını alıyor. Ve bir girişimci eğer yaptığı iş başarıklı olursa (çünkü girişimcilerin sadece az bir kısmı başarılı olur, çoğu iflas eder) ve kaynakları toplumun faydasına olacak şekilde tahsis etmişse o zaman zenginleşir, onun zenginleşmesi demek piyasaya kattığı değer kadar piyasadan mal ve hizmet alabilme hakkının olmasıdır. Sen piyasaya ne verirsen, ne kadar değer katarsan karşılığında insanlar kendi mal ve hizmetlerinden o kadar yararlanmana izin verirler. O yüzden zengin adamların çalıp çırpmadan hakkaten değer üreten %99'u piyasaya yani topluma sağladığı katkı oranında zengindir. Ama sen diyorsan ki kafası birşeye basmayan "salla başını al maaşını" tipler aslında ekonominin itici motorudur, hatta bu başarılı girişimcileri öldürüp proleterlere tüm yönetimi verelim, o zaman yerinde sayar kalırsın. Bak Marxismi senden benden iyi bilen Stalin bile Polonya'yı işgal ettikten sonra oranın kafası çalışan eğitimli adamlarını, subaylarını entellerini iş bilen adamlarını falan idam ettirmiş (Bkz: Katyn katliamı). Sırf Polonya sonradan bağımsız olursa kolu kanadı kırık olsun da Rusya'dan intikam almaya çalışmasın, zayıf kalsın diye. İnsan kalitesi (modern ekonomi bilimindeki adıyla: insan sermayesi / human capıtal) gerçeği ile yüzleş. Stalin de Lenin de bunla yüzleşti. Lenin'in Yeni Ekonomi Politikasına (google: New Economic Policy) geçişinin hikayesini bir araştır derim. Adam sizin dediğiniz "özgürlükçü sosyalizmi" denemedi mi sanıyorsun? Sonunda ne diye vazgeçti de kapitalizmi kısmen geri getirdi acaba? Ne diye sonra da "işleri yürütebilmek için eski burjuva sınıfına mecburuz" dedi? Ama sen diyorsan ki eski deneyimleri görmezden gelip romantik bir saflıkla aynı şeyleri tekrar deneyelim, çünkü derinden iman ettik tarihin kemale doğru evrildiğine, metafizikçi değiliz ama yine de Hegel'in metafizğinin özüne iman etmişiz. Komunizm gelecek ve kamil toplum olacaz. Çünkü nedense dünya öyle ayarlanmış.
Yeni Ekonomik Politika'nın hikayesini de propagandacı ve yalancı ML'cilerden değil de gerçek (ya da onların deyimiyle "burjuva") tarihçilerinden öğrenmeni tavsiye ederim.
Özgürlükçü sosyalizm dogmatik ve kalıpçı bir sistem değil ki kitaba bağlı kalarak çözüm üretsin.
Çözümler demokratik katılımla, işçilerin öz yönetimde olduğu, şartlara göre oluşturulacaktır. Sen ise insanların yönetime katılmasını aptallık olarak görmüşsün ve demokrasiden ne anladığını ortaya koymuşsun....
Diğer bir nokta özgürlükçü demokrasi bir günde, bir gecede var olabilecek bir şey değil. Bir süreç..Bu süreçte işçi sınıfının insanların bilinçlenmesi önemli....
İnsanların ve işçilerin bilinçlenmesi de diktatörlük yolu ile filan olmayacak...Veya senin savunduğun veya ima ettiğin gibi kitlelerin siyasetten uzak durup gece gündüz televole, magazin vb. programları izlemesi ve sadece seçimden seçime oy kullanması yolu ile de olmayacak. Bunlar savunduğumuz çözümler değil. Ayrıca Lenin filan özgürlükçü sosyalist kökenli biri değil, Lenin ortodoks Marksist biri. Zaman zaman özgürlükçü söylemlerde bulunduysa da öyle biri değildi. Ben Marksist biri bile değilken hala Lenin, Marks filan demek hala konunun ne kadar uzağında olduğunu gösteriyor.
"Neymiş, Lenin öyle yapmış bizde öyle yapmak zorunda kalacakmışız." Nereden biliyorsun? Ne kadar eminsin? Sana diyorum Lenin ile bizim benzer tarafımız yok. Biz özyönetimi, federatif, lidere dayalı olmayan bir demokrasiyi filan benimsiyoruz. Onlar lidere dayalı, merkeziyetçi bir hareketi benimsiyorlar. Bu farklar bile aramızda ne kadar ciddi bir fark olduğunu anlamak için yeterli. Sen hala Lenin diyorsun..
Bu süreç çok uzun olabilir...Çünkü kapitalizm gezegenimizde inanılmaz ciddi sorunlar yaratmıştır. Bunlardan en önemlisi çevre problemleri ile kitlelerin apolitik tutumudur...
Bunların bir anda ortadan yok olmasını kimse beklemiyor...Beklememeli. Kimsenin elinde sihirli değnek yok...Buna karşı sen yine eski politikaları, çevrenin kirlenmesini, gezegenin tahrip edilmesini, şirketlerin daha da güçlenmesini, işçi sınıfının daha da apolitik bir tutum içinde olup siyaset, yönetim ve vb. şeylerden uzaklaşmasını savunabilirsin. Ki zaten savunuyorsun veya ima ediyorsun veya farklı bir çözüm ortaya koymuyorsun.
Kapitalizmi dogmatik biçimde savunuyorsun çünkü zaten tüm alternatifleri inkar ediyorsun. Kapitalizmi, piyasa ekonomisini ve patronları da inanılmaz derecede yücelterek onları kutsallaştırıyorsun...Yani kısaca olaya dogmatik bir tutumda bakıyorsun...Yani aslında seninle konuşacak bir şey yok, çünkü sana göre zaten kapitalizm olabilecek en iyi sistem, daha iyisi hiçbir zaman olamaz, bunun tartışması bile olmaz.
Bu yüzden sana ne anlatsam boş....
Öte yandan dünyada epey bir kişi kafayı senin gibi kapitalizm ile bozmuş olduğundan çok fazla endişelenmene de gerek yok....Kapitalizm büyük ihtimalle yıkılıncaya kadar gidecek...
İşte yıkıldığında ne olacak o zaman o soruyu sor.
Çünkü kitleleri, işçi sınıfını vb. o kadar çok siyasetten uzak tuttunuz ki kafalar ve beyinler boşalmış durumda.
O zaman faşizm mi gelir, Stalin'den bin daha rezil biri mi gelir, yoksa çok savunduğun patronlar dans edip oynar mı onu da bilemiyorum. Ama bu zamanları da doğrusu çok fazla uzakta görmüyorum.
AlbatrosS
02-06-2012, 14:23
Felsefe demek istedin. Bilim bir fenomeni açıklamak üzere ürettiği hipotezleri deneyle test edip teoriler oluşturur. Kolektif bir iştir. Bilimadamları birbirinin çalışmalarına atıf yapar, ve bulgularını hakemli dergilerde birbirinin eleştirisine sunar. Senin dediğin "kültür bilim" de ise her önüne gelen ayrı bir kitap yazıp kendine göre bir fikri dillendiriyor. Bulgularını da tamamen evinde koltukta oturup bulmuş. Buna felsefe denir.
Ulen hokkabaz, sana akademik ''referans'' veriyorum zaten. Modern disiplinin ''hakemli'' referanslarını :) Kültür bilimin en ''geçer'' ekolü bu. PERFORMANS/GÖSTERİMCİ KURAM. Kültürel çeşitlenmeyi ve kültürün dinamiklerini anlamayı bundan daha ''anlaşılır'' biçimde izah edecek başka bir kuram yok şu an. KÜLTÜR diye bir şey varsa ve o ''şey'' üzerine akademik referans arıyorsan İTE İTE o kuramcılar ve akademik çalışmalarını bilmek zorundasın.
Her önüne gelen bir kitap yazıp kendine göre değerlendiriyor... tespitinse ''cehaletin'' tavan yaptığı yer olmuş.
Bu herifler ''saha araştırması''na çıkar. Yaşayan örnekleri(varyasyonları) derler. Örnekler arasındaki farklılıkları ortaya koyar ve bir ürünün icra edildiği ortamdaki ''şartlar''a bakar. Aynı ürünün farklı zaman ve bağlamlarda icra biçimlerine bakar.
Örneğin x köyünde sonu ''acıklı'' biten bir halk hikayesi anlatısının y köyünde ''mutlu sonla bitmesi''ni nasıl izah edersin? Hatta x köyünde a anlatıcısının icrasında sonu ''dramla'' biten anlatının yine x köyünde farklı bir zamanda b anlatıcısının icrasında ''mutlu son''la bitmesi? Hikaye aynı hikaye, anlatıcılar(icracılar) farklı ama hikayenin sonu farklı. İşte burada modern disiplinin yaklaşımı devreye girer ve ürünün icra edildiği içsel bir dışsal şartlara bakar. Ve der ki: ürünün icra edildiği iki farklı zamanda değişen daha doğrusu ürünün ''form''unu değiştiren şey ürünün icra edildiği ''BAĞLAM''DIR.
Tam da burada LİNGUİSTİK devreye girer. Linguistiğin modern verileri: Alıcı, verici, kod, sinyal ve bağlam. İletişimin oluşum safhaları ve onu etkileyen faktörler... özetle. Bunlar da tamamıyla bilimsel, hakemli ve ispatlanmış verilerdir... :) Zaten bu kuramı oluşturan şey iletişim bilimlerindeki keşifler ve disipliner yaklaşımlardır.
Hülasa, kültür bilimci der ki;
Folklor, ''teatral bir gösterimdir''. Yani bir show. Ürünün icrası onun icra edildiği içsel/dışsal şartlara bağlıdır.
Kültürel ürünlerin tamamı da bunu doğrular zaten. Örneğin bugün ben sana ortalama bir standartta ve saygı çerçevesinde yazıyorsam bu moralli, akil ve sağlıklı düşünebildiğim içindir: Yani ''eşref saati''m. Eşşek saatimde olsam küfrü basar, hadi len hıyar... der geçerim. Aha bu da ''psikiyatri''dir :D
Özetle benim fanatik forumdaşım: Bence anlamadığın mevzularda fazla ısrarcı olma. Bu benim ''akademik'' eğitim alanım net'çede. Hele hele ''göt üstü yaziliii'' dedin mi dötüyle gülerler adama...
zozyaliz
02-06-2012, 14:46
Albatros, peki güzelim, ben diyelim ki üniversitede bu "kültür biliminde" okumak istiyorum. Bölümün ismi nedir? "Kültür bilim" diye birşey ben duymadım.
Eğer "bahsettiğim sosyolojidir" diyorsan ben de sana derim ki sosyal bilimlerin genel olarak gücü doğa bilimlerine göre zayıftır. Psikoloji belki en bilime yakın olanıdır. Ama ekonominin nasıl zayıf ve aciz bir bilim olduğunu daha yukarda konuştuk. Sosyolojinin ise bir ayağı çok bariz şekilde felsefededir. Foucault, Marx ve Rawls için mesela sosyolog diyebildiğin kadar filozof da diyebilmen bunun en büyük işaretidir. Sosyoloji sonuç olarak çok az şeyi kesin olarak bilebilen ve bilim olmanın gereği ve asıl işareti olan öngörü yapabilme kapasitesi kısıtlı olan cılız bir bilimdir. Ekonomi gibi matematik yoğun bir bilim bile böyleyken sosyoloji niye olmasın ki? O yüzden fazla heyecanlanmamanı tavsiye ederim.
Brian, seni de artık kaale almıyorum. İlk iki-üç paragrafında klasik Marxist zırvaları tekrarlayıp sonradan da "Marxist değilim ki" diyecek kadar ne konuştuğunun farkında olmayan birisin. Bize bu anlattığın romantik ütopyaların gerçekte karşılığı olmadığını da anlayamayacak kadar olgunluktan ve akıldan uzaksın. Ne anlatsak gene dönüp dolaşıp aynı teraneleri tekrarlıyorsun. Artık baydın.
AlbatrosS
02-06-2012, 16:16
Albatros, peki güzelim, ben diyelim ki üniversitede bu "kültür biliminde" okumak istiyorum. Bölümün ismi nedir? "Kültür bilim" diye birşey ben duymadım.
Eğer "bahsettiğim sosyolojidir" diyorsan ben de sana derim ki sosyal bilimlerin genel olarak gücü doğa bilimlerine göre zayıftır. Psikoloji belki en bilime yakın olanıdır. Ama ekonominin nasıl zayıf ve aciz bir bilim olduğunu daha yukarda konuştuk. Sosyolojinin ise bir ayağı çok bariz şekilde felsefededir. Foucault, Marx ve Rawls için mesela sosyolog diyebildiğin kadar filozof da diyebilmen bunun en büyük işaretidir. Sosyoloji sonuç olarak çok az şeyi kesin olarak bilebilen ve bilim olmanın gereği ve asıl işareti olan öngörü yapabilme kapasitesi kısıtlı olan cılız bir bilimdir. Ekonomi gibi matematik yoğun bir bilim bile böyleyken sosyoloji niye olmasın ki? O yüzden fazla heyecanlanmamanı tavsiye ederim.
Brian, seni de artık kaale almıyorum. İlk iki-üç paragrafında klasik Marxist zırvaları tekrarlayıp sonradan da "Marxist değilim ki" diyecek kadar ne konuştuğunun farkında olmayan birisin. Bize bu anlattığın romantik ütopyaların gerçekte karşılığı olmadığını da anlayamayacak kadar olgunluktan ve akıldan uzaksın. Ne anlatsak gene dönüp dolaşıp aynı teraneleri tekrarlıyorsun. Artık baydın.
Güzel...
Ülkemizde HALK BİLİMİ adıyla geçer; dünyadaki yaygın isimse FOLKLORE'dur. Müstakil bir ''kürsü'' olarak bir Ege, Hacettepe, Gazi ve Cumhuriyet Üniversitelerinde var bildiğim kadarıyla. Bunun dışında Türk Dili ve Edebiyatı bölümlerinin hemen hemen tamamında, bu bölüme bağlı bir alt kürsü olarak vardır.
Örneğin ben bağlı/birleşik alanlarıyla birlikte ''ikisi Halk bilimi'' ikisi ''Halk Edebiyatı Metin Tahlilleri'' ve 8'i de Halk Edebiyatı olmak üzere 12 dönem/kere bu dersi aldım.
Şuradaysa bazı kaynakçalar var:
http://www.acikders.org.tr/pluginfile.php/2526/mod_resource/content/2/Hafta_13.pdf
http://turkoloji.cu.edu.tr/HALKBILIM/42.php
Bugün genel anlamda ''kültür'' üzerine birtakım lafazanlıklar etmek istersen ve disipliner bir çerçeveden konuşmak icap ederse bu referansların üzerinden atlaman mümkün değildir.
Dünyadaki kürsülerini bilmiyorum. Ama orada daha ''yaygın'' olduğuna şüphe yok. Abd, Britanya, Fransa, Avusturya, Finlandiya, Maceristan gibi ''dil bilim'' ekollerinin yaygın olduğu ülkelerde çok sayıda araştırmanın olduğunu biliyoruz geçmiş yıllarda.
Brian, seni de artık kaale almıyorum. İlk iki-üç paragrafında klasik Marxist zırvaları tekrarlayıp sonradan da "Marxist değilim ki" diyecek kadar ne konuştuğunun farkında olmayan birisin. Bize bu anlattığın romantik ütopyaların gerçekte karşılığı olmadığını da anlayamayacak kadar olgunluktan ve akıldan uzaksın. Ne anlatsak gene dönüp dolaşıp aynı teraneleri tekrarlıyorsun. Artık baydın.
Ludwig;
Sen harbiden bu konularda doğru dürüst bir şey bilmiyorsun. Bilmediğin gibi bilmediğin konularda haklı çıkmaya çalışıyorsun. (Gerçi bunu zaten baştan biliyorum da, bu yazıları okuyanlar senin bu konularda bir şey bildiğini sanabilir o yüzden tekrar tekrar yazıyorum.)
Alakasız alakasız konuştuğu için yazıyorum Marx nerede federatif yönetimlerden söz etmiş? Lenin ile bunun ilgisi ne? Bunu ancak bu konuları hiç anlamamış biri söyleyebilir. Sen de bunu gösteriyorsun işte.
Sana çoktan güle güle dedim; ama okuyanlar yanlış anlamasın diye cevap vermek durumunda kaldım.
Yoksa seninle benim işim ne yahu.
Şimdi ben ne demişim Ludwig ne demiş bir bakalım:
Ludwig sormuş:
Brian, ne diye söylemiyorsun ki bu "özgürlükçü sosyalizm" nasıl birşeydir, nasıl mümkün olabilir, nasıl uygulanabilir? "Önce kapitalizmin yıkılması lazım" kısmını anladık. Sen sonrasını biraz anlatır mısın? Ben diyorum ki büyük ihtimal "heralde Hz Marx sonra ne yapğacağımızı yazmıştır, o kadar ciltlerle kitabı var, kendisi herşeyi çözmüş yanılmaz bir büyük zekaydı, tabiki kapitalizmi yıktıktan sonra onun kitaplarına bakacaz" diye düşünüyorsun.
Nasıl yanıtlamışım:
Özgürlükçü sosyalizm dogmatik ve kalıpçı bir sistem değil ki kitaba bağlı kalarak çözüm üretsin.
Çözümler demokratik katılımla, işçilerin öz yönetimde olduğu, şartlara göre oluşturulacaktır. Sen ise insanların yönetime katılmasını aptallık olarak görmüşsün ve demokrasiden ne anladığını ortaya koymuşsun....
Diğer bir nokta özgürlükçü demokrasi bir günde, bir gecede var olabilecek bir şey değil. Bir süreç..Bu süreçte işçi sınıfının insanların bilinçlenmesi önemli....
Sana diyorum Lenin ile bizim benzer tarafımız yok. Biz özyönetimi, federatif, lidere dayalı olmayan bir demokrasiyi filan benimsiyoruz. Onlar lidere dayalı, merkeziyetçi bir hareketi benimsiyorlar. Bu farklar bile aramızda ne kadar ciddi bir fark olduğunu anlamak için yeterli. Sen hala Lenin diyorsun..
Ludwig ne diyor:
Bize bu anlattığın romantik ütopyaların gerçekte karşılığı olmadığını da anlayamayacak kadar olgunluktan ve akıldan uzaksın.
Ben dogmatik, kitaba bağlı bir çözüm yok diyorum. Adam buna ütopik diyor. Yani bir bakıma dogma ve yobazlığı benimsemiş. Zaten kapitalizme iman etmiş olduğu için savunduğunu biliyorum.
Ben diyorum dogmatik değiliz adam diyor kitaptan okuyup yapacaksın, ütopya filan....Aynı şeyleri on defa yazıyor...
Herhalde okumadan, anlamadan, otomatik pilota bağlı biçimde yazıyor. KEndisi baymanın ötesine geçti ama sabrediyoruz, kendisi için değil, okuyan yanlış anlamasın diye...
Şimdi ben ne demişim Ludwig ne demiş bir bakalım:
Ludwig sormuş:
Brian, ne diye söylemiyorsun ki bu "özgürlükçü sosyalizm" nasıl birşeydir, nasıl mümkün olabilir, nasıl uygulanabilir? "Önce kapitalizmin yıkılması lazım" kısmını anladık. Sen sonrasını biraz anlatır mısın? Ben diyorum ki büyük ihtimal "heralde Hz Marx sonra ne yapğacağımızı yazmıştır, o kadar ciltlerle kitabı var, kendisi herşeyi çözmüş yanılmaz bir büyük zekaydı, tabiki kapitalizmi yıktıktan sonra onun kitaplarına bakacaz" diye düşünüyorsun.
Nasıl yanıtlamışım:
Özgürlükçü sosyalizm dogmatik ve kalıpçı bir sistem değil ki kitaba bağlı kalarak çözüm üretsin.
Çözümler demokratik katılımla, işçilerin öz yönetimde olduğu, şartlara göre oluşturulacaktır. Sen ise insanların yönetime katılmasını aptallık olarak görmüşsün ve demokrasiden ne anladığını ortaya koymuşsun....
Diğer bir nokta özgürlükçü demokrasi bir günde, bir gecede var olabilecek bir şey değil. Bir süreç..Bu süreçte işçi sınıfının insanların bilinçlenmesi önemli....
Sana diyorum Lenin ile bizim benzer tarafımız yok. Biz özyönetimi, federatif, lidere dayalı olmayan bir demokrasiyi filan benimsiyoruz. Onlar lidere dayalı, merkeziyetçi bir hareketi benimsiyorlar. Bu farklar bile aramızda ne kadar ciddi bir fark olduğunu anlamak için yeterli. Sen hala Lenin diyorsun..
Ludwig bunu nasıl yanıtlıyor:
Bize bu anlattığın romantik ütopyaların gerçekte karşılığı olmadığını da anlayamayacak kadar olgunluktan ve akıldan uzaksın.
Ben dogmatik, kitaba bağlı bir çözüm yok diyorum. Adam buna ütopik diyor. Yani bir bakıma dogma ve yobazlığı benimsemiş. Zaten kapitalizme iman etmişçesine savunduğunu biliyorum.Yüz defa ütopik derse sosyalizm ütopik olacak sanıyor, tabi bu şekilde yazması, şeytan taşlar gibi her türlü sosyalizme saldırması kapitalizme imandan kaynaklanan bir durum biliyoruz.
Ben diyorum dogmatik değiliz adam diyor kitaptan okuyup yapacaksın, ütopya filan....Aynı şeyleri on defa yazıyor...
Herhalde okumadan, anlamadan, otomatik pilota bağlı biçimde yazıyor. KEndisi baymanın ötesine geçti ama sabrediyoruz, kendisi için değil, okuyan yanlış anlamasın diye...
Kültürel görecelik falan değil; bilim. Kültür bilim senin sayıklamalarını kabul etmez. Verdiğim referansları araştırırsan görürsün...
Bu Ludwig'i çok ciddiye alma bence...
Adam dünyada şeriatçı bir anlayış hakim olsa, azılı bir şeriatçı olup, ateistleri de ütopik olmakla filan eleştirse hiç şaşırmazdım.
Çünkü demokrasiden, insan haklarından filan ziyade adamın umurumda olan şey mevcut olanın, içinde yaşanılanın ve aynı zamanda iktidar olanın yanında olmak, diğerleri demokrasi, insan hakları filan ütopya...
Bu değerleri ütopya olarak veya maske amaçlı kitleleri kandırma, manipule etme aracı olarak gördüğü halde, kalkıp bir de burada Stalin'i eleştiriyor, neden çünkü Stalin'in ülkesinde yaşamıyor, Stalin ölü biri.
Stalin'in anlayışı dünyaya hakim olsaydı, en azılı Stalinci olup onu eleştirenleri ütopyacı olmakla filan suçlayacaktı herhalde. Adam aslında mevcut statükonun ve bu statükoyu elinde bulunduranların iktidarının yanında.
Adamın inandığı tek değer mevcut statüko: bu durum Stalin ise onun yanında olmak, kapitalizm ise onun yanında olmak, şeriat ise onun yanında olmak...Bunun dışında her şey ütopya, tek gerçek ve reel olan statüko ve iktidara hakim olan, o da bugün için var, yarın için de var olacağını ve hep öyle olacağını kabul ediyor.
AlbatrosS
02-06-2012, 22:00
Bu Ludwig'i çok ciddiye alma bence...
Adam dünyada şeriatçı bir anlayış hakim olsa, azılı bir şeriatçı olup, ateistleri de ütopik olmakla filan eleştirse hiç şaşırmazdım.
Çünkü demokrasiden, insan haklarından filan ziyade adamın umurumda olan şey mevcut olanın, içinde yaşanılanın ve aynı zamanda iktidar olanın yanında olmak, diğerleri demokrasi, insan hakları filan ütopya...
Bu değerleri ütopya olarak veya maske amaçlı kitleleri kandırma, manipule etme aracı olarak gördüğü halde, kalkıp bir de burada Stalin'i eleştiriyor, neden çünkü Stalin'in ülkesinde yaşamıyor, Stalin ölü biri.
Stalin'in anlayışı dünyaya hakim olsaydı, en azılı Stalinci olup onu eleştirenleri ütopyacı olmakla filan suçlayacaktı herhalde. Adam aslında mevcut statükonun ve bu statükoyu elinde bulunduranların iktidarının yanında.
Adamın inandığı tek değer mevcut statüko: bu durum Stalin ise onun yanında olmak, kapitalizm ise onun yanında olmak, şeriat ise onun yanında olmak...Bunun dışında her şey ütopya, tek gerçek ve reel olan statüko ve iktidara hakim olan, o da bugün için var, yarın için de var olacağını ve hep öyle olacağını kabul ediyor.
Ben ona kısaca psikiyatrik bir vak'a diyorum, fazlası değil :)
Şimdi de sağ liberal birinin tavsiyelerini dinleyelim:
"1. Özelleştirmeye devam edilmelidir. Mümkünse sağlık, eğitim, ordu vb. tüm kurum ve kuruluşlar özelleştirilmelidir.
Bu da yetmez.
Tüm su kaynakları, dereler, verimli araziler, ormanlar, içme suları, hatta yağmur suları, göller, madenler global çok uluslu şirketlere satılmalıdır.
Bu da yetmez:
Ülke topraklarının tamamı özelleşebilir. Özel sektör, şirketler çok iyidir. Kurban olduğumun özel sektörü, şirketi ne ne iyi. Parayı basan alsın tabii.
Bu ülkeye sermaye gerekli sermaye....
2. İşçi ücretleri bu ülkede çok pahalı.
Bu konuda Çin vb. ülkeler örnek alınmalıdır. İşçilere tazminat, emeklilik vb. haklar da patrona çok yük olduğu için kaldırılmalıdır. Asgari ücret kaldırılmalıdır.
Kamuda memur, işçi ücretlerinde büyük kesintiler yapılmalıdır.
En kısa zamanda memurların çoğu işten atılmalı ve bu kurumlar özel sektörce yönetilmeli, iş güvenliği, işçiyi koruyan yasalar, mopping gibi zırvalıklar tümüyle ortadan kaldırılmalıdır. İşçiler Taylorcu bir disiplince, özel sektör tarafından sert bir rekabet ile çalışmalıdır. Böylece işçiler çalışmanın ne demek olduğunu öğreneceklerdir.
Düşük ücretlilerden daha fazla vergi alınmalı, bu yüzden dolaylı vergilere zaman yapılmalı, patronlardan vergi konusunda büyük kesintilere gidilmelidir. Bu vergilerden toplanan paralar önce zenginlere çok düşük faizli ya da faizsiz olarak kredi olarak verilecektir. Zenginlerde bu parayla size yol, su, köprü, baraj yapacaklardır. Siz de bu barajlardan alınan elektriği kullanacaksınız vatandaşlarım. Daha ne olsun. Kurban olduğumun…
Düşük ücretle çalışıyorum elektrik parasını ödeyemiyorum diyen tembel vatandaşım. İki işte çalış o zaman. Üç işte çalış. Dört işte çalış. Sana çalışma mı diyen var?
Bütçe açık veriyor. Aziz vatandaşlarım kemer sıkmamız gerekiyor. Ama 10 yıl sonra Türkiye süper güçlerin arasına girecektir. Dünya Bankasında çalışan bir liberal olarak söylüyorum bunu.
Siz kemer sıkın vatandaşlarım. Çalışın. “Bak Türk öğün çalış güven.” Böyle. Çalış, vergini öde, politika yapma çok fazla, anarşi oluyor sonra kurban olduğumun Evren…
Yoksullardan alınan bu vergiler zengin patronlara, ya da kriz nedeniyle batan, iflas eden fakat büyük patronlara ve şirketlere verilebilir. Onlar güçlü adamlar nitekim. İflas eden küçük esnafın canı cehenneme.
Çalışanlar olarak stajyere çok daha fazla yer verilmelidir. Çünkü patron işçiye iş öğretiyor. Bunun bir karşılığı olmalı değil mi? Bir de patron üstüne para mı verecek? Hem iş öğretecek patron hem para verecek. Bu mantık kabul edilemez.
Stajyerlik süresi alabildiğince uzatılmalıdır.
3. İşçilerin grev yapması mümkün olduğunca yasaklanmalıdır. Çünkü bu bu tür şeyler patronlara zarar veriyor. İşçilerin örgütlenmesi, bir araya gelmesi, demokratik eylemlerde bulunmasının da elden geldiğinde önüne geçilmelidir. Beyinsiz bir işçi, bir çalışan üniversite mezunu bile olsa ilkokul cahil bir patron kadar asla düşünemez. Bu unutulmamalıdır. Patron hiç okul bitirmemiş bile olsa bir üniversite mezunu emekçiden milyon kat daha fazla zekidir. O yüzden işçinin konuşmasına, örgütlenmesi ne demeK? Allah'ın akıllısı bunlar mı, bunlar da zeka var, bunlar mı konuşacak, toplumsal deney yapacak?
Sovyet deneyimi ortada bu yüzden bu adamlar milyar yıl boyunca susmalı. Küresel ısınma varmış, suyun kirleniyormuş, yahu bana ne bunlardan, patron şimdi kazanmasın mı?
Yapacaksa, patron, kapitalist adamlar yapar. Bu kadar basit...
4. Bu şekilde komünist, sol, sosyalist, işçi hakları, ekolojik düşünce üretenler en ağır şekilde cezalandırılmalıdır.
Bunun için:
a.) Gladio ile sürekli temas içinde olunmalıdır.
b.) Türk İslam sentezinden faydalanmalıdır.
c.) Muhafazakar, dini bütün bir nesil yetiştirilmelidir.
d.) Piyasaya iman etmiş gençlik yetiştirilmelidir.
e.) Gençliğin bunun dışında kafa yormaması için futbol, magazin vb. teşvik edilmeli ve gençlik tümüyle ya apolitik olmalı ya da piyasa iman etmiş olmalıdır. Yoksa anarşi oluyor aziz vatandaşım…
5. Piyasaya iman edeceksin. Piyasa bu…Sen kimsin ki bu piyasa karşısında. Piyasa Tanrı’dır. Piyasa Tanrı’nın bile üstündedir. Sen kimsin ki? Kaç paran var cebinde…Paran kadar konuşacaksın. Zekanın en büyük ölçüsü de budur: paran kadar konuş…
Paran kadar konuş, paran kadar hukukun , eğitimin, zekan, aklın olsun….Ne kadar iyi değil mi? Burjuva hukuku ve burjuva demokrasisi işte bu temel üzerine yükselecektir. Bunu kim eleştirebilir? Sen kimsin ki? Ben zengini severim. Aslında fakirler, işçi sınıfı, orta sınıftaki çulsuzlar ne diye konuşuyor ki? Onları mı dinleyeceğiz? Sen milyar dolar kazanmanın ne olduğunu mu öğrendin, sen kimsin yahu? Milyar doları bırak hayatında kaç milyon dolar kazandın da akıl veriyorsun burada NİTEKİM…
Kurban olduğumun Evren az bile yapmış....
Kurban olduğumun Evren….Dünya Bankasında çalışmış bir liberalim ben…Biraz da sosyal demokratlığım vardır bak…
Aziz vatandaşlarım….Bak kalemimle işaret ediyorum, grafiğe bak vatandaşım, büyümeyi görüyor musun? On yıl içinde 30 kat büyümüşüz. Yani on yıl önce bir evi olan birinin şimdi 30 evi var ne kadar süper değil mi? Ha ha ha..Aziz vatandaşlarım."
Şimdi bizim halkımız bazı şeyleri pek bilmez. Çünkü pek okumaz, araştırmaz, düşünmez.
Şimdi biz bakıyoruz bazı olaylara yakından.
Ama tabii ünlü bir gazeteci, politikacı bu hatayı yaparsa ne demek gerekir bilmiyorum:
Aşağıdaki videoda da anlatıldığı Bülent Ecevit, Kenan Evren'den kontrgerillayı engellemesini istiyor:
http://www.dailymotion.com/video/xbr7hy_turkiye-de-gladio-kontrgerilla_lifestyle
Komedi tarafı şu olayın:Kenan Evren zaten kontrgerillanın (Gladio'nun) liderliğini, komutanlığını yapmış bir zattır. Ecevit ondan kontrgerillayı durdurmasını istiyor. Tümüyle komedi bir durum. Can Dündar da bunu sorgulamıyor. (Orası da ayrıca ilginç bir durum.)
Kemalist general Kenan Evren Türkiye'de Gladio'nun liderliğini, komutanlığını yapmış kişidir. Bilmeyenler bunu öğrensin artık. Bunu anlamak zor değil. Wikipedia bile bunu anlamış:
he was promoted to general. Evren served at various posts as Army Chief. He was the commander of Operation Gladio's Turkish branch; the Counter-Guerrilla. The Counter-Guerrilla was an anti-communist "stay-behind" guerrilla force set up with the support of NATO http://en.wikipedia.org/wiki/Kenan_Evren
Kaynak olarak ise "NATO's Secret Armies: Chronology" . Parallel History Project on Cooperative Security (PHP). ETH Zurich. Retrieved 2008-07-05. (http://www.php.isn.ethz.ch/collections/coll_gladio/chronology.cfm?navinfo=15301) verilmiş.
http://www.php.isn.ethz.ch/collections/coll_gladio/chronology.cfm?navinfo=15301
Bu arada Gladio nedir, ne için kurulmuştur kısaca hatırlatalım.
Gladio, görüntüde komünizme karşı kurulmuş bir oluşumdur.
Ama bu daha çok görüntüde öyledir. (Elbette belki yan amaç olarak böyle bir şey de düşünülmüştür.)
Ama Gladio vb. örgütlerin asıl amacı global sermayenin, ABD'nin, yüksek burjuvanın çıkarlarını savunmak, korumak ve kollamaktır.
Bu doğrultuda Gladio vb. oluşumlar ABD mandasını ve global sermayenin uşaklığını savunurlar.
Bunlar en çok liberalizm, milliyetçilik, din vb. unsurları, burjuva partilerini, buna bağlı örgütlenmeleri, burjuva basınını, kontrgerilla gibi oluşumları kullanırlar.
Propaganda ve ikna Gladio'nun en büyük silahlarından biridir.
Amaçları ülkeleri global sermayenin çıkarları doğrultusunda sömürmek, kullanmak ve yönetmektir.