Jolly Jocker
06-06-2012, 09:32
Eskiden kemalistler, kendi hata ve haksızlıklarının üzerini örtebilmek için 'kaygılı' insanlara şu mesajı verirlerdi: ''Tamam biz mükemmel değiliz ama ürktüğünüz dincilerden sizi sadece biz koruruz. Onlara karşı en 'gerçekçi' alternatif biziz. Belki bizden memnun değilsiniz ama onlar gelirse bizi mumla ararsınız.'' Dinciler de söylem ve eylemleriyle bu kaygıların üzerine mum dikiyor, kemalistlerin manüpilasyonuna adeta pas veriyorlardı. CHP uzun yıllar bu korku ve kaygı siyasetiyle oy topladı.
Şimdi de hükümet benzer bir mesajı muhafazakar seçmene veriyor: ''Tamam Uludere'de batırdım, gereksiz tartışmalar açıyorum, toplumu bölüyorum, tüm açılımları elime yüzüme bulaştırdım, Şahin-Gökçek çizgisine teslim oldum v.s. ama biz gidersek darbeciler gelir, vesayetçiler gelir, 'din düşmanları' gelir, bizi mumla ararsınız. Bize mecbursunuz!'' Şimdi de hükümet kendi seçmenini korkutuyor. İnsanları, ehven-i şer dedirtip kendi desteğini dürdürmeye ikna etmeye çabalıyor. Sanki çaktırmadan, ''Kol kırılır yen içinde kalır, bu Uludere'yi falan büyütmeyin'' mesajı veriyor.
''Tazminatsa tazminat!'' çıkışı var bir de. Parasını verdik ya, niye uzatıyorsunuz diyor resmen! Piyasacılık o kadar içlerine işlemiş ki insan canı bile parayla değer biçilen bir meta haline gelmiş. Ölen binlerce işçiyi aklına bile getirmemeleri de şimdi daha iyi anlaşılıyor. Sivas katliamında kitlelerin katılımcı olmasını, onları buna iten inançsal-kültürel etkenleri sorgulamayan ve dahası, katliamı zaman aşımından düşüren bir zihniyetin bir başka katliam(Uludere) konusunda böyle davranması şaşırtıcı değil. Muhafazakarlar dün Sivas'ta sustular, bugün Uludere'de susuyorlar, yarın kendi başlarına gelirse ne olacak? Dün 'ötekilerin' acısına susanlar, yarın kendi başına gelince yalnız kalmaya mahkumdur. Bireylerin de partilerin de kendi politik kimliklerinden de evvel vicdanlarına tutunmaları gerekir. Vicdanını kaybeden herşeyini kaybeder.
Eskiden kemalistler kendisini eleştiren herkese gözü kapalı 'gerici' muamelesi yapardı; şimdi de hükümet kendisini eleştiren herkese 'darbeci' muamelesi yapıyor. Birbirlerinden farkları kalmadı. Hükümet de tek parti olma yolunda hızla ilerliyor. Milliyetçi, devletçi, militarist, tek tipçi, otoriter yönelime teslim oldu. Dindar nesil hedefleriyle toplum mühendisliğine girişmişti, kürtaj ve sezaryan üzerine yaptığı çıkışlarla nüfus kontrolü işini daha da abarttı. Artık din adına, kadınların rahimlerine dek el atıyor. Bireysel özgürlük hak getire! Devlet, insanların cinsel yaşamlarına dek girmiş durumda. Milli Görüşün, sorun çözmek yerine dine sarılıp gündem belirleme yönündeki klasik siyasetine geri döndüler. Sanırım başbakan için, ''Demokrasi treninden inme zamanı'' geldi. Demek ki yeterince muktedir olduğuna inandı. Artık yapay gündemlerle suçlarını ve kusurlarını saklayabileceğine inanma sırası, kendinden farkı olanları aşağılama sırası onlarda.
İnsanları öyle bir hale getirdiler ki eskide kalmış kemalizme laf etmeden hükümete tek laf edemez oldu herkes. Ama bu da yetmiyor ''kemalist'' diye yaftalanmamak için. Kendine dönük eleştirileri dikkate almak yerine yaftalayıp çamur atmak dünyanın en kolay şeyi ve sadece acizlik göstergesi oysa. Böyle yaftalarla hem eleştirilmesinin önünü kesiyor hem de kendi seçmen kitlelerini korkutarak 'herşeye rağmen kendilerine mecbur eden' bir politika izliyorlar. Anlaşılan o ki artık ''kaygılı muhafazakarlardan'' bahsedeceğiz. Hoş, hükümet bu yaptıkları ve son olarak Diyanet'ten fatva almaya kalkmasıyla eskinin 'kaygılı laiklerini' haklı çıkarıyor günden güne.
Başbakan, tüm kusurlarını gündem değiştirerek unutturabileceğini sanıyor. Demek ki bizleri, halkı aptal yerine koyuyor. Çırpındıkça batıyor, farkında değil. Ne zaman suç işlese ya zaten her gün beş tanesi öldürülen kadınların kısıtlı özgürlüğüne saldırıyor ya da dine sığınıyor, dini bir örtü gibi kullanıyor. Sanki din, başbakanlar sıkışınca ardına gizlensin diye icat edilmiş gibi davranıyor. Uludere için bir özür bile dilemeyip Kürtlerle Türkleri bölmeye kalktı, şimdi de din meselesini gereksiz yere kaşıyıp laiklerle dincileri germeye kalkıyor yine. Kadınları ise zaten kızdırdı. Muhafazakarların ahlakı, garip biçimde kendini kadın düşmanlığı ve bireysel özgürlüğü baskılamak üzerinden tanımlıyor. Hemen öncesinde dindar ve kindar nesil açılımı yapıp Alevileri kızdırmıştı başbakan. Kendinden farklı olan herkese kendi muhafazakar değerleri ve yaşam tarzını dayatmak için baskı yapıyor ve aşağılıyorlar. Kendilerinden başka kimseyi umursamıyorlar. Başbakan, dindar neslin kindarlığından örnekler sunuyor adeta. Dindar hükümet artık muktedir olmanın kibriyle, kendine benzemeyen herkese açıktan zulmetmeye başladı. Oysa zalimler, kendilerine ne ad verirlerse versinler sonunda mutlaka kaybederler. Erdoğan belli ki sadece başkanlığı düşünüyor. Her yıl ölen binin üzerinde işçi umurunda değil. Günde beş kadının öldürülüyor olması zaten değil! İ.N.Şahin ve M.Gökçek'e hala tahammül ediliyor olması bile başlı başına garabet.
Gündemi değiştirmek için son yaptığı hamle operaya mescit istemek oldu. Bugüne dek operaya mescit istemek gibi bir derdi mi vardı dindarların, nereden çıktı şimdi bu? Oldu olacak tiyatro saatlerini de namaz saatlerine göre düzenletsin. Müzikal oyunlarda da ezan okunurken sesi kıstırır artık. Namazı viyolonsel sesleri arasında mı kılacaklar acaba? İbadetine bu kadar önem veren insan o saatte tiyatroya, baleye gitmez zaten. Dert başka. Bir; gündemi değiştirmek. İki; güç gösterisi yapmak. Farklı yaşam tarzı olan herkesi aşağılamak, sindirmek. Yeni bir tartışma açıp Uludere'de ölen masumların hakkını unutturmak. Hükümet her sıkıştığında, ''Bunlar zamanında halka bidon kafalı deyip aşağılamışlardı'' v.s. türünden laflar ediyor. (Sanki çiftçiye ''Ananı al git lan!'' diyen kendi değilmiş gibi!) Mescit konusu da, ''Bizim ibadet hakkımızı yasaklamışlardı'' vurgusu yapmak için sürülmüş bir kozdan başka birşey değil. CHP Dersim'i bombalarken güya pek duyarlı olan hükümet, bombalama kendi iktidarı döneminde olduğunda birden sessizleşiyor. Başbakan sanıyor ki, dini ortaya sürersem Uludere'yi ve diğerlerini unuttururum. Amacın 'kutsallığı', yaptığı herşeyi unutturur sanıyor. Din konusunu kaşıyıp dindar seçmenini din üzerinden seferber ederek katliamı en başta onlara unutturacağını sanıyor. Dindarların bunun böyle olmadığını başbakana göstermesi lazım. Gösterirler mi dersiniz?
Bir de Bekir Bozdağ'ın Diyanet çıkışı var ki apayrı bir garabet. Diyanet devlet kurumu olmaya, herkesin vergisiyle finanse edilmeye, imamlar da memur olmaya devam edecekmiş ama artık laiklik ilkesi Diyaneti bağlamamalıymış! Yani hem devletten yesin hem devletin kuralına uymasın diyor. Laiklik kuralının bağlamadığı bir Diyanet köktendinci düşüncenin merkezi olursa ne olacak? Kaldı ki, laikliğin bağlamadığı ama devlet kurumu olan bir Diyanet, tümüyle siyasi iktidarların çıkarına göre fetva veren bir kuruma dönüşmeyecek mi? Laiklik hepten rafa kaldırılıyor demektir bu. Devlet dine değil ama din devlete karışacak. Eğer hakikaten özgürlükçü bir laiklik gibi dertleri varsa Diyanet'i devlet kurumu olmaktan çıkarmaları, zorunlu din dersi dayatmasını ortadan kaldırmaları, imamlara maaş bağlamamaları ve cem evlerini ibadethane olarak kabul etmeleri gerekir. Böylece Alevilerin sorunlarını da çözmüş olurlar. Yaparlar mı peki? Sanmıyorum. Çünkü dert başka!..
Erdoğan, Uludere'nin üzerini kapatayım derken iyice batırdı, toplumu gerdi ve özüne döndü. Onca, ''Değiştim, geliştim, o gömleği çıkardık'' lafından sonra Milli Görüş çizgisinde konuşmaya başladı. SP Başkanının zina yasak olsun önerisini de dile getirir mi dersiniz? Olur mu olur! Çoştu bir kere! Ama bu 'öze dönüş' sürecinden çıkarılacak dersler var. Özellikle liberaller için. Sormadan edemem; hani artık sermayeleşmişler, dünyaya açılmışlardı ve dinci yönelimleri bitmişti, laiklik ya da kadın hakları tehlikede falan değildi? Hani tüm bunlar paranoyaydı? Hani Türkiye gibi kapitalist ve dünyaya açılmış bir toplum dinselleşmezdi? Hani artık ''ileri demokrasi'' gelecekti? Liberal kalemlerin yazdıklarını okuyun, hepsi dün tükürdüklerini bugün yalamakla meşgul. Ama hala özeleştiri vermiyorlar. Zira liberalizm de bir din gibi dogmatik ve katı.
Jolly Joker
Şimdi de hükümet benzer bir mesajı muhafazakar seçmene veriyor: ''Tamam Uludere'de batırdım, gereksiz tartışmalar açıyorum, toplumu bölüyorum, tüm açılımları elime yüzüme bulaştırdım, Şahin-Gökçek çizgisine teslim oldum v.s. ama biz gidersek darbeciler gelir, vesayetçiler gelir, 'din düşmanları' gelir, bizi mumla ararsınız. Bize mecbursunuz!'' Şimdi de hükümet kendi seçmenini korkutuyor. İnsanları, ehven-i şer dedirtip kendi desteğini dürdürmeye ikna etmeye çabalıyor. Sanki çaktırmadan, ''Kol kırılır yen içinde kalır, bu Uludere'yi falan büyütmeyin'' mesajı veriyor.
''Tazminatsa tazminat!'' çıkışı var bir de. Parasını verdik ya, niye uzatıyorsunuz diyor resmen! Piyasacılık o kadar içlerine işlemiş ki insan canı bile parayla değer biçilen bir meta haline gelmiş. Ölen binlerce işçiyi aklına bile getirmemeleri de şimdi daha iyi anlaşılıyor. Sivas katliamında kitlelerin katılımcı olmasını, onları buna iten inançsal-kültürel etkenleri sorgulamayan ve dahası, katliamı zaman aşımından düşüren bir zihniyetin bir başka katliam(Uludere) konusunda böyle davranması şaşırtıcı değil. Muhafazakarlar dün Sivas'ta sustular, bugün Uludere'de susuyorlar, yarın kendi başlarına gelirse ne olacak? Dün 'ötekilerin' acısına susanlar, yarın kendi başına gelince yalnız kalmaya mahkumdur. Bireylerin de partilerin de kendi politik kimliklerinden de evvel vicdanlarına tutunmaları gerekir. Vicdanını kaybeden herşeyini kaybeder.
Eskiden kemalistler kendisini eleştiren herkese gözü kapalı 'gerici' muamelesi yapardı; şimdi de hükümet kendisini eleştiren herkese 'darbeci' muamelesi yapıyor. Birbirlerinden farkları kalmadı. Hükümet de tek parti olma yolunda hızla ilerliyor. Milliyetçi, devletçi, militarist, tek tipçi, otoriter yönelime teslim oldu. Dindar nesil hedefleriyle toplum mühendisliğine girişmişti, kürtaj ve sezaryan üzerine yaptığı çıkışlarla nüfus kontrolü işini daha da abarttı. Artık din adına, kadınların rahimlerine dek el atıyor. Bireysel özgürlük hak getire! Devlet, insanların cinsel yaşamlarına dek girmiş durumda. Milli Görüşün, sorun çözmek yerine dine sarılıp gündem belirleme yönündeki klasik siyasetine geri döndüler. Sanırım başbakan için, ''Demokrasi treninden inme zamanı'' geldi. Demek ki yeterince muktedir olduğuna inandı. Artık yapay gündemlerle suçlarını ve kusurlarını saklayabileceğine inanma sırası, kendinden farkı olanları aşağılama sırası onlarda.
İnsanları öyle bir hale getirdiler ki eskide kalmış kemalizme laf etmeden hükümete tek laf edemez oldu herkes. Ama bu da yetmiyor ''kemalist'' diye yaftalanmamak için. Kendine dönük eleştirileri dikkate almak yerine yaftalayıp çamur atmak dünyanın en kolay şeyi ve sadece acizlik göstergesi oysa. Böyle yaftalarla hem eleştirilmesinin önünü kesiyor hem de kendi seçmen kitlelerini korkutarak 'herşeye rağmen kendilerine mecbur eden' bir politika izliyorlar. Anlaşılan o ki artık ''kaygılı muhafazakarlardan'' bahsedeceğiz. Hoş, hükümet bu yaptıkları ve son olarak Diyanet'ten fatva almaya kalkmasıyla eskinin 'kaygılı laiklerini' haklı çıkarıyor günden güne.
Başbakan, tüm kusurlarını gündem değiştirerek unutturabileceğini sanıyor. Demek ki bizleri, halkı aptal yerine koyuyor. Çırpındıkça batıyor, farkında değil. Ne zaman suç işlese ya zaten her gün beş tanesi öldürülen kadınların kısıtlı özgürlüğüne saldırıyor ya da dine sığınıyor, dini bir örtü gibi kullanıyor. Sanki din, başbakanlar sıkışınca ardına gizlensin diye icat edilmiş gibi davranıyor. Uludere için bir özür bile dilemeyip Kürtlerle Türkleri bölmeye kalktı, şimdi de din meselesini gereksiz yere kaşıyıp laiklerle dincileri germeye kalkıyor yine. Kadınları ise zaten kızdırdı. Muhafazakarların ahlakı, garip biçimde kendini kadın düşmanlığı ve bireysel özgürlüğü baskılamak üzerinden tanımlıyor. Hemen öncesinde dindar ve kindar nesil açılımı yapıp Alevileri kızdırmıştı başbakan. Kendinden farklı olan herkese kendi muhafazakar değerleri ve yaşam tarzını dayatmak için baskı yapıyor ve aşağılıyorlar. Kendilerinden başka kimseyi umursamıyorlar. Başbakan, dindar neslin kindarlığından örnekler sunuyor adeta. Dindar hükümet artık muktedir olmanın kibriyle, kendine benzemeyen herkese açıktan zulmetmeye başladı. Oysa zalimler, kendilerine ne ad verirlerse versinler sonunda mutlaka kaybederler. Erdoğan belli ki sadece başkanlığı düşünüyor. Her yıl ölen binin üzerinde işçi umurunda değil. Günde beş kadının öldürülüyor olması zaten değil! İ.N.Şahin ve M.Gökçek'e hala tahammül ediliyor olması bile başlı başına garabet.
Gündemi değiştirmek için son yaptığı hamle operaya mescit istemek oldu. Bugüne dek operaya mescit istemek gibi bir derdi mi vardı dindarların, nereden çıktı şimdi bu? Oldu olacak tiyatro saatlerini de namaz saatlerine göre düzenletsin. Müzikal oyunlarda da ezan okunurken sesi kıstırır artık. Namazı viyolonsel sesleri arasında mı kılacaklar acaba? İbadetine bu kadar önem veren insan o saatte tiyatroya, baleye gitmez zaten. Dert başka. Bir; gündemi değiştirmek. İki; güç gösterisi yapmak. Farklı yaşam tarzı olan herkesi aşağılamak, sindirmek. Yeni bir tartışma açıp Uludere'de ölen masumların hakkını unutturmak. Hükümet her sıkıştığında, ''Bunlar zamanında halka bidon kafalı deyip aşağılamışlardı'' v.s. türünden laflar ediyor. (Sanki çiftçiye ''Ananı al git lan!'' diyen kendi değilmiş gibi!) Mescit konusu da, ''Bizim ibadet hakkımızı yasaklamışlardı'' vurgusu yapmak için sürülmüş bir kozdan başka birşey değil. CHP Dersim'i bombalarken güya pek duyarlı olan hükümet, bombalama kendi iktidarı döneminde olduğunda birden sessizleşiyor. Başbakan sanıyor ki, dini ortaya sürersem Uludere'yi ve diğerlerini unuttururum. Amacın 'kutsallığı', yaptığı herşeyi unutturur sanıyor. Din konusunu kaşıyıp dindar seçmenini din üzerinden seferber ederek katliamı en başta onlara unutturacağını sanıyor. Dindarların bunun böyle olmadığını başbakana göstermesi lazım. Gösterirler mi dersiniz?
Bir de Bekir Bozdağ'ın Diyanet çıkışı var ki apayrı bir garabet. Diyanet devlet kurumu olmaya, herkesin vergisiyle finanse edilmeye, imamlar da memur olmaya devam edecekmiş ama artık laiklik ilkesi Diyaneti bağlamamalıymış! Yani hem devletten yesin hem devletin kuralına uymasın diyor. Laiklik kuralının bağlamadığı bir Diyanet köktendinci düşüncenin merkezi olursa ne olacak? Kaldı ki, laikliğin bağlamadığı ama devlet kurumu olan bir Diyanet, tümüyle siyasi iktidarların çıkarına göre fetva veren bir kuruma dönüşmeyecek mi? Laiklik hepten rafa kaldırılıyor demektir bu. Devlet dine değil ama din devlete karışacak. Eğer hakikaten özgürlükçü bir laiklik gibi dertleri varsa Diyanet'i devlet kurumu olmaktan çıkarmaları, zorunlu din dersi dayatmasını ortadan kaldırmaları, imamlara maaş bağlamamaları ve cem evlerini ibadethane olarak kabul etmeleri gerekir. Böylece Alevilerin sorunlarını da çözmüş olurlar. Yaparlar mı peki? Sanmıyorum. Çünkü dert başka!..
Erdoğan, Uludere'nin üzerini kapatayım derken iyice batırdı, toplumu gerdi ve özüne döndü. Onca, ''Değiştim, geliştim, o gömleği çıkardık'' lafından sonra Milli Görüş çizgisinde konuşmaya başladı. SP Başkanının zina yasak olsun önerisini de dile getirir mi dersiniz? Olur mu olur! Çoştu bir kere! Ama bu 'öze dönüş' sürecinden çıkarılacak dersler var. Özellikle liberaller için. Sormadan edemem; hani artık sermayeleşmişler, dünyaya açılmışlardı ve dinci yönelimleri bitmişti, laiklik ya da kadın hakları tehlikede falan değildi? Hani tüm bunlar paranoyaydı? Hani Türkiye gibi kapitalist ve dünyaya açılmış bir toplum dinselleşmezdi? Hani artık ''ileri demokrasi'' gelecekti? Liberal kalemlerin yazdıklarını okuyun, hepsi dün tükürdüklerini bugün yalamakla meşgul. Ama hala özeleştiri vermiyorlar. Zira liberalizm de bir din gibi dogmatik ve katı.
Jolly Joker