ALKA
02-07-2012, 05:52
Ateizm nedir?
Ateizm, Tanrı inancının ve bununla bağlantılı teist inançların reddidir.
Ateist, teizmin Tanrı'sının varlığının gösterilemeyeceğini, dolayısıyla tüm dayanaksız iddialar gibi temel ve varsayılan tavır olarak reddedilmesi gerektiğini düşünüyor da olabilir, böyle bir Tanrı'nın varolmadığının gösterilebileceğini düşünüyor da olabilir.
Gerekçesi ne olursa olsun, kişi eğer teist Tanrı'nın varolduğu fikrini reddediyorsa, ateisttir.
Dikkat edilirse burada en önemli ayrıntı, Tanrı kavramıdır.
İnternetin yaygınlaşmasından sonra sanal ortamda bu konularda çok tartışma yapılmıştır. Gerek Türkçe, gerek yabancı sitelerde yapılan teizm/ateizm tartışmaları sonucunda artık açıkça ortaya çıkmıştır ki, her insan Tanrı deyince aynı şeyi anlamamaktadır.
Dolayısıyla, ateistin konuya yaklaşımı, tartışılan Tanrı tanımına bağlı olacaktır.
Dikkat edilirse, burada reddedilen bu kavramın zihinlerdeki varlığı değildir. Zihinde varolan bir kavramın, dış dünyadaki varlığı iddiası reddedilmektedir. Aynen noel baba, anka kuşu, tek boynuzlu at gibi zihinlerde varolan ve tanımlı kavramların dış dünyadaki varlıklarının reddedilmesi gibi. Dikkat edilirse bu red için sözkonusu kavramın dış dünyada varoladuğuna dair elde somut bir gösterge olmaması yeterlidir. Bazen elde daha fazla veri olabilir. Sözkonusu kavramın sadece varlığına dair yeterli gösterge olmaması değil, varolamayacağına dair göstergeler elde olabilir. Bu kavramın dış dünyada varlığının doğruluğu kesin olarak bilinen bazı doğa yasalarını çiğneyecek olması gibi, ya da bu kavramın paradoksal ve mantığa aykırı unsurlar içermesi ve bu yüzden zihin dışında hiçbir şekilde varolamayacak olması gibi. Dikkat edilirse, bu durumda, yani elde bu kavramın dış dünyada varolamayacağına dair veriler bulunduğu durumlarda, kavramın varlığı sadece delil yetersizliğinden reddedilmemekte, varolamayacağı bir nevi kanıtlanarak reddedilmektedir.
Tanrı konusunda da, kavramın tam olarak nasıl tanımlandığına bağlı olarak bu yaklaşımlardan biri veya diğeri kullanılmaktadır.
Hatta bir de üçüncü bir durum vardır ki, bu yaklaşımda Tanrı denen kavramın sadece dış dünyada varolmadığından değil, zihinde kavram olarak dahi varolmayı başaramadığından bahsedilir. Felsefede bazen "ignostisizm" denen bu yaklaşıma uyan durumlarda, ateistler bunun da Tanrı'nın varolmadığını gösteren bir duruma işaret ettiğini düşünür. Bu Tanrı'nın geçerli bir şekilde tanımlanmadığı veya tanımlanamadığı durumlara karşı düşer. Öyle ki, ortaya net bir kavram çıkmamıştır. Neyin varlığı veya yokluğundan bahsedildiği belli değildir. Bu durumda ateist, "Tanrı" kelimesine karşı düşen bir kavramın, dolayısıyla da Tanrı'nın varolmadığını söyleyebilir.
Ateizm Tanrı'nın varlığına ve teist iddialara inanmamak olarak tanımlandığında, ortaya bir de Tanrı kavramıyla hiç karşılaşmamış kişilerin ateist kabul edilip edilemeyeceği sorusu çıkar. Bazı ateistlere göre bu kişiler de ateizmin tanımı gereği ateist kabul edilmelidir. Fakat genel eğilim ateizmin aktif bir red olarak anlaşılması gerektiği yönündedir. Yani genel eğilime göre ateist, bu konuda düşünüp araştırmış ve aktif bir girişim sonucu Tanrı iddiasını reddetmiştir.
Ateizmin çeşitleri var mıdır?
George H. Smith, Anthony Flew ve Michael Martin gibi ateizmin tanıtımında önemli rol oynamış otoriteler tarafından kullanılmış bir sınıflandırma ateizmi "negatif ateizm" ( ya da "zayıf ateizm") ve "pozitif ateizm" (ya da "güçlü ateizm") olarak ikiye ayırır.
Negatif ateizm, Tanrı'nın varolmasını prensip olarak mümkün görmekle beraber, varolduğuna dair hiçbir gerekçe bulunmadığı gerekçesiyle Tanrı'yı reddeder.
Pozitif ateizm ise, Tanrı'nın varolmasını mümkün görmez. (Bunu, Tanrı kavramının geçerli bir şekilde tanımlanmadığı, içinde çelişkiler taşıdığı veya absürd olduğu, vs. gibi gerekçelere dayanarak yapar).
Yani negatif ateizmde bir iddia yoktur, sadece bir red vardır. Pozitif ateizmde ise hem bir red, hem de bir karşıt iddia vardır. Daha anlaşılır bir dille ifade edilirse, negatif ateist Tanrı kavramına "Varolduğu kanıtlanmadığı sürece bu iddiayı kabul edemem" şeklinde yaklaşır. Pozitif ateistin yaklaşımı ise, "Tanrı'nın varolması mümkün değildir" şeklindedir.
İkisi de sonuçta Tanrı kavramını reddetmek noktasında birleştiğinden, ateizm tanımlanırken ikisinin ortak noktası olan "Tanrı'ya olan inançsızlık" kullanılır. Çünkü bu inançsızlığın sebebi ne olursa olsun, ister delil yetersizliği, ister Tanrı kavramının anlamsızlığı veya absürdlüğü, ister başka bir gerekçe olsun, hepsinin ortak noktası kişide Tanrı inancının varolmamasıdır.
Ateizme dair bu sınıflandırma, özellikle 1990'lı yıllarda, internetin yaygınlaşmasıyla duyulmuş ve yayılmıştır. Fakat günümüzün pek çok etkili ve popüler ateistinin bu sınıflandırmaya rağbet etmediği de göze çarpmaktadır. Bunun sebebi muhtemelen bu sınıflandırmanın çoğu kişinin Tanrı'dan aynı şeyi anladığı kabulü altında yapılmış bir sınıflandırma olması, halbuki tartışılan Tanrı tanımına göre ateistin tavrının "pozitif" ve "negatif" ateizm arasında değişebilecek olmasıdır.
Ateist, varolmadığı gösterilebilecek bir Tanrı kavramını tartışırken, ki teizmin tipik Tanrı kavramı genellikle bu kategoriye girecek şekilde tanımlanır, "pozitif" ateist tavır takınabilecekken, üzerinde düşünülerek geliştirilmiş, daha felsefi ve aslında teizmin tipik Tanrı'sını daha az andıran, fakat günümüzde kendilerine yine de sıkça rastlanan daha sofistike bazı Tanrı tanımları için "negatif" ateist tavır takınabilir.
Dolayısıyla, tartışılan Tanrı kavramına göre değişebilecek ve mutlak bir sınıflandırma olamayacağı artık açık hale gelmiş bu ayrıma günümüzün yeni ateistlerinin git gide daha az rağbet göstermesi normaldir.
Bir de ateizmden farklı olarak, inançsızlığın başka türleri kabul edilebilecek agnostisizm, deizm ve panteizm denen düşünceler vardır.
Agnostisizm : Tanri’nin ne varolduğuna ne de yok olduğuna inanmak için yeterince kanıt olmadığını, dolayısıyla bu konuda bir karar verilemeyeceğini söyler. Fakat agnostisizmin "teist agnostisizm" ve "ateist agnostisizm" olarak ikiye ayrilabileceğini söyleyen uzmanlar da vardır. Bu uzmanlara göre, teist agnostikler Tanri'ya inanmak için yeterince kanit olmadiğını kabul etmekle beraber yine de Tanrı’ya inanmayı tercih ederken, ateist agnostikler Tanrı’ya inanmamayı secer. Bu şekliyle ateist agnostisizm "zayıf" ateizm haline dönüşmektedir.
Deizm : Deizm, evrenin bir yaratıcısı olduğunu kabul etmekle beraber, dinlerin ilahi olduğunu kabul etmez. Deizmin bakış açısına göre, Tanrı başlangıçta evreni yaratmış ve sonra işleyişine karışmamıştır. Dinler ilahi değil, insan yapısıdır.
Panteizm : Bir de panteizm denen bir düşünce vardır ki, içinde Tanrı adı verilen bir kavram içermekle beraber, daha çok din dışı bir bakış açısı olduğu söylenebilir. Panteizme göre, Tanrı evrenin "tüm"ü, "bütün"üdür. Varolan herşey Tanrı'nın bir parçasıdır. Bu düşünce, Tanrı'yı doğaüstü bir metafizik kavram olmaktan çıkarıp, doğanın içine sokarak dinlerdeki tipik "Kişi Tanrı" anlayışından uzaklaşmaktadır.
Ateizm evreni açıklamaya çalışan bir felsefi akım mıdır?
Ateizm dünyayı açıklama iddiasında olan bir dünya görüşü ya da bir felsefi akım değildir. Ateistler dünyayı açıklama ile ilgili konularda birbirlerinden farklı görüşlere sahip olabilirler. Bir tibet rahibi, bir marksist, bir üniversite profesörü veya dünyadaki pek cok sırrı uzaylılarla açıklayan "yeni çağ" inanç sistemlerinden birine mensup bir kişi dünyanın açıklamasi ile ilgili pek çok noktada birbirlerinden çok farklı, hatta belki taban tabana zit düşüncelere sahip olabilirken, pekala da "ateizm" noktasında birleşiyor olabilirler. Dolayısıyla ateizmin ortak bir dünya açıklaması, politik görüşü, değerler sistemi ya da ahlak felsefesi yoktur. Ateistlerin Tanrı konusu hariç diğer felsefi konulara ilişkin ortak bir dünya görüşü olmak zorunda değildir.
Fakat ateistlerin büyük çoğunluğu bilimsel/materyalist dünya görüşüne sahip kişilerdir ve dünya ve evren açıklamaları konusunda çağdaş bilimin bulgularını kullanırlar. Dolayısıyla temel felsefi sorulara bilimin cevap verebildiği ölçüde cevap verirler. Başka bir ifadeyle, ateistler evrenin kökeni, canlılığın ortaya çıkışı, hayatın anlamı gibi temel felsefi konularda verilmesi gereken cevapları bilime havale etmişlerdir.
Neden ateist olunur?
Dinlerin iddialarını ve inançların kökenini araştıran bilinçli ve araştırmacı bireyler, eğer çocukluklarında maruz kaldıkları dinsel şartlanmaları aşabilirlerse dinlerin insan yapısı olduğunu, Tanrı fikrinin ise diğer pek çok efsaneden ve hayali varlıktan farklı olmadığını görecektir. Burada en önemli faktör işin fikirsel yönünün değil, psikolojik ve toplumsal baskıların sebep olduğu duygusal yönünün aşılmasıdır. Bu aydınlanma sürecini başarabilen bireyler Tanrı iddiasını reddetmeye başlarlar. "Ateist" sıfatını kendine yakıştırmaya psikolojik olarak hazır hale geldiklerinde ise kendilerine "ateist" demeye başlarlar.
Yani kendilerini ateist olarak nitelendiren insanlar genellikle bu konuda kafa yorup araştırma yapmış ve bilinçli bir şekilde Tanrı kavramına inanmamayı seçmiş kişilerdir.
Dünyaya kızgın olduğu için veya Tanrı'dan nefret ettiği için ateist olmak ise sanılanın aksine çoğu ateist için geçerli değildir. Bu tür sebepler Tanrı konusunda kafa yorup araştırma yapmak için birer motivasyon kaynağı olabilirken, iddia edilenin aksine, Tanrı kavramının reddi için kullanılan sebepler değillerdir. Nitekim bir ateist dinin dünyaya zarar verdiğini düşündüğü için çevresindeki din figürlerinden ve dinsel düşünceyi temsil eden kavram ve kişilerden hoşlanmıyor olabilir. Fakat bir insan varlığına inanmadığı bir şeyden nefret edemez.
Ateist ahlak var mıdır?
İyi ve kötüyü ayırt edebilmek için Tanrı inancının gerekli olduğu fikri de ateistlere göre geçersiz bir önyargıdır.
Toplumda ahlaki prensiplerin ille de din kökenli olması gerektiği önyargısı mevcuttur. Bu yüzden ateistlerin ahlaksız olabileceği, ortada onları ahlaklı birer birey olmaya iten bir sebep olmadığı, ya da ateistlerin ahlaksız olmalarının mübah olacağı şeklinde yaygın bir yanlış inanç mevcuttur.
Ahlak, ateizmin araştırma konusu olmadığı için, ateizmin bir ahlak felsefesi olup olmayacağı tartışmalıdır, ama bu ahlak felsefelerinin ateist olmayacağı anlamı taşımaz. Doğru ve yanlışın ayırt edilmesinde dinsel fikirler harici başka prensiplere dayanan tüm ahlak felsefeleri ateisttir ve bunların birçok örneği bulunmaktadır. Günümüzün çağdaş ve bilimsel temellere dayandırılabilecek tüm ahlaki ilkeleri, dolayısıyla dünyevi temelli bir ahlak anlayışı çoğu ateist tarafından benimsemekte, takip etmekte ve savunmaktadır.
Toplumdaki ateist oranının %10-%15 civarı olduğu ABD'de, cezaevlerini işleten devlet kurumunun yaptığı bir istatistiksel araştırmaya göre, hapishanelerdeki ateist oranı %0.21'dir. Ayrıca başka araştırmalar ateistler arasındaki boşanma oranının, inançlı çiftler arasındaki boşanma oranına göre çok daha düşük olduğunu göstermektedir.
Yani ateistler genel olarak yasalara saygılı ve ahlaklı bireylerdir. Bu, ateizmin insanları böyle olmaya iten bir felsefesi yüzünden falan değil, insanları ateizme iten sebeplerle, suça ve ahlaksızlığa iten sebeplerin birbirinden farklı olması sebebiyledir. Ateistler genellikle toplumun eğitimli, kültürlü ve kalburüstü kesiminden çıkar. Fakat örneğin hapishanedeki suçluların ise çoğunluğu genellikle toplumun fakir, eğitimsiz ve alt tabakasındandır.
Hatta bazı ateistlere göre bunda teizmin de rolü vardır. Teist fikirlerin dünyada genel olarak ateizmden daha fazla ahlaksızlığa sebep olduğu fikri ateistler arasında yaygındır.
Ateistlerin sayısı nedir?
Kendilerini ateist olarak tanımlayan insanların sayısı günümüzün modern toplumunda bile toplam nüfusa oranla çok küçük olmasına rağmen, Tanrı kavramının alışılmış şekline inanmayan fakat konunun bilimsel ve felsefi boyutuyla meşgul olmak için yeterince zamanı, motivasyonu ya da sebebi olmayan kişiler hesaba katıldığında, "teist olmayan" kesimin sayısı oldukça önemli oranlara ulaşabilmektedir.
Bizi Tanrı yaratmadıysa kim yarattı?
Bu soruda iki mantık yanlışı bulunmaktadır. Döngüsel akıl yürütme ve çelişki. Döngüsel akıl yürütme (ya da totoloji), bir noktadan başlayıp, dönüp dolaşıp yine o noktaya dönmek demektir. Evreni yarattığı söylenen bir şeyin tanımından yola çıkıp (Tanrı), sonra o yaratmadıysa kim yarattı diye soruluyor. "Yaratılmadıysa nasıl yaratıldı?" diye sormaktan bir farkı yok bunun.
Bu soruyu soran kişilerin zihninde evren için yaratılması dışında düşünülebilecek başka bir seçenek olmamasının ve bu kişilerin yaratılma fikrini bu kadar doğal görmelerinin tek sebebi çocukluklarından beri yaratılma fikrine alıştırılmış olmalarıdır. Halbuki yaratılma (yoktan var edilme), çok alışılmışın dışında bir fikirdir. Kolay akla gelecek ve mantıklı bir şey değildir. Nitekim bu yüzden insanlığın düşünce tarihinde, "yaratılma" kavramı nispeten yeni bir kavramdır. (Birkaç bin yıllık). Ondan önce, daha çok "Bir şeyden başka bir şeye dönüşme" vardır eski mitolojilerde ve inançlarda. Çünkü bir şeyin yoktan ortaya çıkması pek kolay akla gelebilecek bir varsayım değildir.
Bu konuda teistler tarafından sorulabilecek doğru soru "Evren nasıl ortaya çıktı?" sorusu bile değildir. Çünkü bu da evrenin önce yok, sonra var olduğunu kabul ediyor. Doğru soru "Evren hep var mıydı, yoksa sonradan mı ortaya çıkmıştır?" sorusudur. "Çıktıysa nasıl ve neden?" diye soru devam ettirilebilir. Ayrıca "Evrende neden hayat vardır?" sorusu da bunlara eklenebilir. Ki bu soruların bir kısmı bilimin (kozmoloji ve teorik fizik) alanına girmektedir. Girmeyen kısmı için ise dünya üzerinde hiç kimse güvenilir bir yargıda bulunamaz.
Varlığın kökeni nedir?
Çoğu kişi, felsefeye yakınlıkları olmadığından, bu konularda fazla kafa yormaz ve toplumdan oğrendiği şekliyle, "varlık"ı 'tuhaf', 'doğaüstü', 'yapay' ve 'açıklanması gereken' birşey olarak görür. "Yokluk" onlara göre doğaldır, başlangıçta olması gereken durumdur, fakat "varlık" yapaydır. Açıklanması gereken, sonradan meydana çıkmış olması gereken birşeydir. Fakat, dikkat edilirse böyle bir kabulde bulunmak için geçerli bir sebep yoktur. "Yokluk"un temel durum olduğu ve varlığın ondan türetilmesi gerektiği dayanaksız bir kabuldür. Varlık ve yokluk durumlarının birini temel durum kabul etmeye bizi itecek mantıksal bir gerekçe yoktur, ve de zaten ne varlığın, ne de yokluğun, diğeri olmadan tek başına tahayyul edilemeleri dahi mümkün değildir. Yani bu ikisi aslinda birbirlerine bağli diyalektik bir bütündür, ve aslinda mutlak yokluk diye birşey tanımlanamaz. (Bu konuyla ilgili sitemizdeki "Varlığın Kökeni" yazısını okuyabilirsiniz).
Eğer dinler yanlışsa niye bu kadar çok kişi inaniyor?
Cünkü üç büyük din, aslında tek bir din sayılır. Hristiyanlık ve müslümanlık tevratı referans alır. Toplumdan topluma biraz farklılık gösteren bu inanç sistemi toprağa dayalı büyük imparatorluklar ortaya çıkmaya başladığında, bu imparatorluklarla birlikte yayıldı. Bu inanç sisteminin mensubu olan toplumlar, tarihte siyasi ve askeri açıdan daha başarılı oldular ve bu yüzden de inançları yayıldı. Eğer başka bir dinin mensupları hristiyan avrupa ve müslüman türk ve araplar kadar yayılmacı ve gaddar olsalardı, şu anda birileri eğer bu sözkonusu din doğru değilse neden bu kadar kişi ona inanıyor diye soracaktı.
Cennet, cehennem, allah, şeytan, adem, havva fikirlerine dayalı bu inanç sisteminin bu kadar yaygınlaşmasının sebebi odur. Fakat, "Neden tüm toplumların şu ya da bu şekilde bir dini vardır ve neden tumu doğaüstü güçlere, ruhlara, Tanrı ya da tanrılara inanır?" diye sorulursa, o zaman cevap değisir.
Bunun sebebi dünyanın neresinde doğarsa doğsun, tüm insanların aslında bu evren denen bilinmezde aciz oluşu. Neden varolduğumuzu bilmiyoruz. Hayattaki amacımızı bilmiyoruz. Hayatta bir amacımız olup olmadığını bile bilmiyoruz. Kökenimizi zaten bilmiyoruz. Hele de geleceğimizi, ölümü ve ölümden sonrasını hiç bilmiyoruz. Dolayısıyla bu kadar boşluk içindeki bireyleri biraraya getirebilmek, bir amaç etrafında toplayabilmek ve onlara hayatta sağ kalıp birşeyler yaratma ve birşeyler başarma mücadelesinin içine çekebilmek için fikirsel olarak tutunacakları dallar göstermek gerekiyordu. Bazı ruhani liderler ve karizmatik toplum önderleri de insanlara bu tür gerekçeler verdiler. İşte dinler bundan ibarettir diyebiliriz.
Bu başka işlere de yaradı toplumda. Çünkü din öyle bir kontrol mekanizmasıdır ki, normalde bir amaç etrafında toplanamayacak binlerce değişik kisi ve karakteri kontrol etme imkanı veriyor. Dünya nimetlerinin haksız bölüşümünü de insanların kolay kabul etmelerini sağlayacak bir psikolojik kontrol mekanizmasıdır din örneğin. Bu amaç için idealler zaten. Hatta bazılarına göre dinlerin ortaya çıkış sebebi de odur, yeryüzündeki tek fonksiyonları da.
Öbür dünya yoksa ölünce ne olacağız?
Bilimsel açıdan cevaplayabildiğimiz kadarıyla, ölünce toprak olacağız ve azot ve karbon çevrimine gireceğiz.
Ruh bedenle birlikte ölecek. Çünkü ruh günümüzün çağdaş bilimsel yorumuna göre beyin dediğimiz organın duygular, hafıza, akıl yürütme ve karar verme gibi bazı fonksiyonlarına verdiğimiz isimdir. Dolayısıyla, vücudu bir makina gibi düşünürsek, bu makina işlemez hale geldiğinde fonksiyonları da duracak. Artık hissetmeyeceğiz, bilinçli olmayacağız, hiçbir şeyin farkında olmayacağız. Çünkü bunu sağlayan organımız çalışmıyor olacak.
Ruhun bedenden bağımsız olduğunu iddia eden hiçbir din ya da ruhsal inanç, örneğin neden içki içince hafızada ve zihinsel yeteneklerde azalma olduğunu tutarlı bir şekilde açıklayamaz. (İçki içmek gibi fiziksel bir etki ya da kişinin kafasını bir yere çarpması, nasıl ruh denen bedenden bağımsız bir varlığı etkiler konusu geçtiğimiz yüzyıllarda filozofları çok düşündürmüştür ve ruhu bedenden bağımsız gören hiçbir düşünce sistemi bu işin içinden tutarlı bir biçimde çıkamamıştır). Bunu bilim açıklar, çünkü bilim ruha atfedilen özelliklerin insan beyninin fonksiyonu olduğunu söyler.
Big Bang teorisi yaratılışı ve Tanrı’nın varlığını desteklemiyor mu?
Her şeyden önce, big bang modeli kesin olarak kanıtlanmış bir model değildir. Eldeki modellerden biridir ve günümüzde en popüler olanıdır.
Ayrıca bu model yaratılışçı bir evren açıklaması gerektirmez. Bilimde, (teorik fizikte) big bang'in neden meydana gelmiş olabileceği ile ilgili de pek çok açıklama vardır. Bunların pek çoğu da bir sebebin varlığını gerektirmez.
Bunlara bir örnek verecek olursak, ünlü fizikçi Stephan Hawking'in "Başlangıcı olmayan evren" modelini düşünebiliriz. Bu fikre göre evren kendi üzerine kapanan bir kapalı çevrim oluşturur (aynen iki boyutlu bir düzlemin üçüncü boyutta katlanarak bir küre haline getirilebilmesi gibi). Böyle bir modelde evrenin başlangıcını aramak anlamsız olmaktadır, çünkü Stephan Hawking'in kendi verdiği bir örneğe göre böyle bir evrende big bang'e neyin sebep olduğunu sormak, dünya üzerinde "Kuzey kutbunun 5 km kuzeyinde ne vardır?" sorusunu sormaya benzer. Yani anlamsızdır.
Fakat bu noktalar bir yana, big bang modelinde sözü edilen şeyle, dinlerin yaratılış açıklamaları arasında hiçbir alaka yoktur. Big bang modelinde evren bir noktadan genişleyerek varolur ama evrene yayılan maddenin nereden geldiği konusunda bir yorum yapılmaz. Bu konuda yorum yapan başka fikirler varolmakla birlikte, bu konuda bağlayıcı bir sonuç yoktur. Dinlerin yaratılış hikayesinde ise Tanrı evreni 6 günde yaratmıştır ve yoktan var etmiştir . Neden bu işin 6 gün aldığı konusu bir yana, bu web sayfasındaki diğer yazıları okursanız, alıntı yapılmış çeşitli ayetlerden göreceksiniz ki, kutsal kitaplardaki yaratılış hikayesiyle, modern bilimdeki big bang teorisinin hiçbir ilgisi yoktur.
Ateizm, Tanrı inancının ve bununla bağlantılı teist inançların reddidir.
Ateist, teizmin Tanrı'sının varlığının gösterilemeyeceğini, dolayısıyla tüm dayanaksız iddialar gibi temel ve varsayılan tavır olarak reddedilmesi gerektiğini düşünüyor da olabilir, böyle bir Tanrı'nın varolmadığının gösterilebileceğini düşünüyor da olabilir.
Gerekçesi ne olursa olsun, kişi eğer teist Tanrı'nın varolduğu fikrini reddediyorsa, ateisttir.
Dikkat edilirse burada en önemli ayrıntı, Tanrı kavramıdır.
İnternetin yaygınlaşmasından sonra sanal ortamda bu konularda çok tartışma yapılmıştır. Gerek Türkçe, gerek yabancı sitelerde yapılan teizm/ateizm tartışmaları sonucunda artık açıkça ortaya çıkmıştır ki, her insan Tanrı deyince aynı şeyi anlamamaktadır.
Dolayısıyla, ateistin konuya yaklaşımı, tartışılan Tanrı tanımına bağlı olacaktır.
Dikkat edilirse, burada reddedilen bu kavramın zihinlerdeki varlığı değildir. Zihinde varolan bir kavramın, dış dünyadaki varlığı iddiası reddedilmektedir. Aynen noel baba, anka kuşu, tek boynuzlu at gibi zihinlerde varolan ve tanımlı kavramların dış dünyadaki varlıklarının reddedilmesi gibi. Dikkat edilirse bu red için sözkonusu kavramın dış dünyada varoladuğuna dair elde somut bir gösterge olmaması yeterlidir. Bazen elde daha fazla veri olabilir. Sözkonusu kavramın sadece varlığına dair yeterli gösterge olmaması değil, varolamayacağına dair göstergeler elde olabilir. Bu kavramın dış dünyada varlığının doğruluğu kesin olarak bilinen bazı doğa yasalarını çiğneyecek olması gibi, ya da bu kavramın paradoksal ve mantığa aykırı unsurlar içermesi ve bu yüzden zihin dışında hiçbir şekilde varolamayacak olması gibi. Dikkat edilirse, bu durumda, yani elde bu kavramın dış dünyada varolamayacağına dair veriler bulunduğu durumlarda, kavramın varlığı sadece delil yetersizliğinden reddedilmemekte, varolamayacağı bir nevi kanıtlanarak reddedilmektedir.
Tanrı konusunda da, kavramın tam olarak nasıl tanımlandığına bağlı olarak bu yaklaşımlardan biri veya diğeri kullanılmaktadır.
Hatta bir de üçüncü bir durum vardır ki, bu yaklaşımda Tanrı denen kavramın sadece dış dünyada varolmadığından değil, zihinde kavram olarak dahi varolmayı başaramadığından bahsedilir. Felsefede bazen "ignostisizm" denen bu yaklaşıma uyan durumlarda, ateistler bunun da Tanrı'nın varolmadığını gösteren bir duruma işaret ettiğini düşünür. Bu Tanrı'nın geçerli bir şekilde tanımlanmadığı veya tanımlanamadığı durumlara karşı düşer. Öyle ki, ortaya net bir kavram çıkmamıştır. Neyin varlığı veya yokluğundan bahsedildiği belli değildir. Bu durumda ateist, "Tanrı" kelimesine karşı düşen bir kavramın, dolayısıyla da Tanrı'nın varolmadığını söyleyebilir.
Ateizm Tanrı'nın varlığına ve teist iddialara inanmamak olarak tanımlandığında, ortaya bir de Tanrı kavramıyla hiç karşılaşmamış kişilerin ateist kabul edilip edilemeyeceği sorusu çıkar. Bazı ateistlere göre bu kişiler de ateizmin tanımı gereği ateist kabul edilmelidir. Fakat genel eğilim ateizmin aktif bir red olarak anlaşılması gerektiği yönündedir. Yani genel eğilime göre ateist, bu konuda düşünüp araştırmış ve aktif bir girişim sonucu Tanrı iddiasını reddetmiştir.
Ateizmin çeşitleri var mıdır?
George H. Smith, Anthony Flew ve Michael Martin gibi ateizmin tanıtımında önemli rol oynamış otoriteler tarafından kullanılmış bir sınıflandırma ateizmi "negatif ateizm" ( ya da "zayıf ateizm") ve "pozitif ateizm" (ya da "güçlü ateizm") olarak ikiye ayırır.
Negatif ateizm, Tanrı'nın varolmasını prensip olarak mümkün görmekle beraber, varolduğuna dair hiçbir gerekçe bulunmadığı gerekçesiyle Tanrı'yı reddeder.
Pozitif ateizm ise, Tanrı'nın varolmasını mümkün görmez. (Bunu, Tanrı kavramının geçerli bir şekilde tanımlanmadığı, içinde çelişkiler taşıdığı veya absürd olduğu, vs. gibi gerekçelere dayanarak yapar).
Yani negatif ateizmde bir iddia yoktur, sadece bir red vardır. Pozitif ateizmde ise hem bir red, hem de bir karşıt iddia vardır. Daha anlaşılır bir dille ifade edilirse, negatif ateist Tanrı kavramına "Varolduğu kanıtlanmadığı sürece bu iddiayı kabul edemem" şeklinde yaklaşır. Pozitif ateistin yaklaşımı ise, "Tanrı'nın varolması mümkün değildir" şeklindedir.
İkisi de sonuçta Tanrı kavramını reddetmek noktasında birleştiğinden, ateizm tanımlanırken ikisinin ortak noktası olan "Tanrı'ya olan inançsızlık" kullanılır. Çünkü bu inançsızlığın sebebi ne olursa olsun, ister delil yetersizliği, ister Tanrı kavramının anlamsızlığı veya absürdlüğü, ister başka bir gerekçe olsun, hepsinin ortak noktası kişide Tanrı inancının varolmamasıdır.
Ateizme dair bu sınıflandırma, özellikle 1990'lı yıllarda, internetin yaygınlaşmasıyla duyulmuş ve yayılmıştır. Fakat günümüzün pek çok etkili ve popüler ateistinin bu sınıflandırmaya rağbet etmediği de göze çarpmaktadır. Bunun sebebi muhtemelen bu sınıflandırmanın çoğu kişinin Tanrı'dan aynı şeyi anladığı kabulü altında yapılmış bir sınıflandırma olması, halbuki tartışılan Tanrı tanımına göre ateistin tavrının "pozitif" ve "negatif" ateizm arasında değişebilecek olmasıdır.
Ateist, varolmadığı gösterilebilecek bir Tanrı kavramını tartışırken, ki teizmin tipik Tanrı kavramı genellikle bu kategoriye girecek şekilde tanımlanır, "pozitif" ateist tavır takınabilecekken, üzerinde düşünülerek geliştirilmiş, daha felsefi ve aslında teizmin tipik Tanrı'sını daha az andıran, fakat günümüzde kendilerine yine de sıkça rastlanan daha sofistike bazı Tanrı tanımları için "negatif" ateist tavır takınabilir.
Dolayısıyla, tartışılan Tanrı kavramına göre değişebilecek ve mutlak bir sınıflandırma olamayacağı artık açık hale gelmiş bu ayrıma günümüzün yeni ateistlerinin git gide daha az rağbet göstermesi normaldir.
Bir de ateizmden farklı olarak, inançsızlığın başka türleri kabul edilebilecek agnostisizm, deizm ve panteizm denen düşünceler vardır.
Agnostisizm : Tanri’nin ne varolduğuna ne de yok olduğuna inanmak için yeterince kanıt olmadığını, dolayısıyla bu konuda bir karar verilemeyeceğini söyler. Fakat agnostisizmin "teist agnostisizm" ve "ateist agnostisizm" olarak ikiye ayrilabileceğini söyleyen uzmanlar da vardır. Bu uzmanlara göre, teist agnostikler Tanri'ya inanmak için yeterince kanit olmadiğını kabul etmekle beraber yine de Tanrı’ya inanmayı tercih ederken, ateist agnostikler Tanrı’ya inanmamayı secer. Bu şekliyle ateist agnostisizm "zayıf" ateizm haline dönüşmektedir.
Deizm : Deizm, evrenin bir yaratıcısı olduğunu kabul etmekle beraber, dinlerin ilahi olduğunu kabul etmez. Deizmin bakış açısına göre, Tanrı başlangıçta evreni yaratmış ve sonra işleyişine karışmamıştır. Dinler ilahi değil, insan yapısıdır.
Panteizm : Bir de panteizm denen bir düşünce vardır ki, içinde Tanrı adı verilen bir kavram içermekle beraber, daha çok din dışı bir bakış açısı olduğu söylenebilir. Panteizme göre, Tanrı evrenin "tüm"ü, "bütün"üdür. Varolan herşey Tanrı'nın bir parçasıdır. Bu düşünce, Tanrı'yı doğaüstü bir metafizik kavram olmaktan çıkarıp, doğanın içine sokarak dinlerdeki tipik "Kişi Tanrı" anlayışından uzaklaşmaktadır.
Ateizm evreni açıklamaya çalışan bir felsefi akım mıdır?
Ateizm dünyayı açıklama iddiasında olan bir dünya görüşü ya da bir felsefi akım değildir. Ateistler dünyayı açıklama ile ilgili konularda birbirlerinden farklı görüşlere sahip olabilirler. Bir tibet rahibi, bir marksist, bir üniversite profesörü veya dünyadaki pek cok sırrı uzaylılarla açıklayan "yeni çağ" inanç sistemlerinden birine mensup bir kişi dünyanın açıklamasi ile ilgili pek çok noktada birbirlerinden çok farklı, hatta belki taban tabana zit düşüncelere sahip olabilirken, pekala da "ateizm" noktasında birleşiyor olabilirler. Dolayısıyla ateizmin ortak bir dünya açıklaması, politik görüşü, değerler sistemi ya da ahlak felsefesi yoktur. Ateistlerin Tanrı konusu hariç diğer felsefi konulara ilişkin ortak bir dünya görüşü olmak zorunda değildir.
Fakat ateistlerin büyük çoğunluğu bilimsel/materyalist dünya görüşüne sahip kişilerdir ve dünya ve evren açıklamaları konusunda çağdaş bilimin bulgularını kullanırlar. Dolayısıyla temel felsefi sorulara bilimin cevap verebildiği ölçüde cevap verirler. Başka bir ifadeyle, ateistler evrenin kökeni, canlılığın ortaya çıkışı, hayatın anlamı gibi temel felsefi konularda verilmesi gereken cevapları bilime havale etmişlerdir.
Neden ateist olunur?
Dinlerin iddialarını ve inançların kökenini araştıran bilinçli ve araştırmacı bireyler, eğer çocukluklarında maruz kaldıkları dinsel şartlanmaları aşabilirlerse dinlerin insan yapısı olduğunu, Tanrı fikrinin ise diğer pek çok efsaneden ve hayali varlıktan farklı olmadığını görecektir. Burada en önemli faktör işin fikirsel yönünün değil, psikolojik ve toplumsal baskıların sebep olduğu duygusal yönünün aşılmasıdır. Bu aydınlanma sürecini başarabilen bireyler Tanrı iddiasını reddetmeye başlarlar. "Ateist" sıfatını kendine yakıştırmaya psikolojik olarak hazır hale geldiklerinde ise kendilerine "ateist" demeye başlarlar.
Yani kendilerini ateist olarak nitelendiren insanlar genellikle bu konuda kafa yorup araştırma yapmış ve bilinçli bir şekilde Tanrı kavramına inanmamayı seçmiş kişilerdir.
Dünyaya kızgın olduğu için veya Tanrı'dan nefret ettiği için ateist olmak ise sanılanın aksine çoğu ateist için geçerli değildir. Bu tür sebepler Tanrı konusunda kafa yorup araştırma yapmak için birer motivasyon kaynağı olabilirken, iddia edilenin aksine, Tanrı kavramının reddi için kullanılan sebepler değillerdir. Nitekim bir ateist dinin dünyaya zarar verdiğini düşündüğü için çevresindeki din figürlerinden ve dinsel düşünceyi temsil eden kavram ve kişilerden hoşlanmıyor olabilir. Fakat bir insan varlığına inanmadığı bir şeyden nefret edemez.
Ateist ahlak var mıdır?
İyi ve kötüyü ayırt edebilmek için Tanrı inancının gerekli olduğu fikri de ateistlere göre geçersiz bir önyargıdır.
Toplumda ahlaki prensiplerin ille de din kökenli olması gerektiği önyargısı mevcuttur. Bu yüzden ateistlerin ahlaksız olabileceği, ortada onları ahlaklı birer birey olmaya iten bir sebep olmadığı, ya da ateistlerin ahlaksız olmalarının mübah olacağı şeklinde yaygın bir yanlış inanç mevcuttur.
Ahlak, ateizmin araştırma konusu olmadığı için, ateizmin bir ahlak felsefesi olup olmayacağı tartışmalıdır, ama bu ahlak felsefelerinin ateist olmayacağı anlamı taşımaz. Doğru ve yanlışın ayırt edilmesinde dinsel fikirler harici başka prensiplere dayanan tüm ahlak felsefeleri ateisttir ve bunların birçok örneği bulunmaktadır. Günümüzün çağdaş ve bilimsel temellere dayandırılabilecek tüm ahlaki ilkeleri, dolayısıyla dünyevi temelli bir ahlak anlayışı çoğu ateist tarafından benimsemekte, takip etmekte ve savunmaktadır.
Toplumdaki ateist oranının %10-%15 civarı olduğu ABD'de, cezaevlerini işleten devlet kurumunun yaptığı bir istatistiksel araştırmaya göre, hapishanelerdeki ateist oranı %0.21'dir. Ayrıca başka araştırmalar ateistler arasındaki boşanma oranının, inançlı çiftler arasındaki boşanma oranına göre çok daha düşük olduğunu göstermektedir.
Yani ateistler genel olarak yasalara saygılı ve ahlaklı bireylerdir. Bu, ateizmin insanları böyle olmaya iten bir felsefesi yüzünden falan değil, insanları ateizme iten sebeplerle, suça ve ahlaksızlığa iten sebeplerin birbirinden farklı olması sebebiyledir. Ateistler genellikle toplumun eğitimli, kültürlü ve kalburüstü kesiminden çıkar. Fakat örneğin hapishanedeki suçluların ise çoğunluğu genellikle toplumun fakir, eğitimsiz ve alt tabakasındandır.
Hatta bazı ateistlere göre bunda teizmin de rolü vardır. Teist fikirlerin dünyada genel olarak ateizmden daha fazla ahlaksızlığa sebep olduğu fikri ateistler arasında yaygındır.
Ateistlerin sayısı nedir?
Kendilerini ateist olarak tanımlayan insanların sayısı günümüzün modern toplumunda bile toplam nüfusa oranla çok küçük olmasına rağmen, Tanrı kavramının alışılmış şekline inanmayan fakat konunun bilimsel ve felsefi boyutuyla meşgul olmak için yeterince zamanı, motivasyonu ya da sebebi olmayan kişiler hesaba katıldığında, "teist olmayan" kesimin sayısı oldukça önemli oranlara ulaşabilmektedir.
Bizi Tanrı yaratmadıysa kim yarattı?
Bu soruda iki mantık yanlışı bulunmaktadır. Döngüsel akıl yürütme ve çelişki. Döngüsel akıl yürütme (ya da totoloji), bir noktadan başlayıp, dönüp dolaşıp yine o noktaya dönmek demektir. Evreni yarattığı söylenen bir şeyin tanımından yola çıkıp (Tanrı), sonra o yaratmadıysa kim yarattı diye soruluyor. "Yaratılmadıysa nasıl yaratıldı?" diye sormaktan bir farkı yok bunun.
Bu soruyu soran kişilerin zihninde evren için yaratılması dışında düşünülebilecek başka bir seçenek olmamasının ve bu kişilerin yaratılma fikrini bu kadar doğal görmelerinin tek sebebi çocukluklarından beri yaratılma fikrine alıştırılmış olmalarıdır. Halbuki yaratılma (yoktan var edilme), çok alışılmışın dışında bir fikirdir. Kolay akla gelecek ve mantıklı bir şey değildir. Nitekim bu yüzden insanlığın düşünce tarihinde, "yaratılma" kavramı nispeten yeni bir kavramdır. (Birkaç bin yıllık). Ondan önce, daha çok "Bir şeyden başka bir şeye dönüşme" vardır eski mitolojilerde ve inançlarda. Çünkü bir şeyin yoktan ortaya çıkması pek kolay akla gelebilecek bir varsayım değildir.
Bu konuda teistler tarafından sorulabilecek doğru soru "Evren nasıl ortaya çıktı?" sorusu bile değildir. Çünkü bu da evrenin önce yok, sonra var olduğunu kabul ediyor. Doğru soru "Evren hep var mıydı, yoksa sonradan mı ortaya çıkmıştır?" sorusudur. "Çıktıysa nasıl ve neden?" diye soru devam ettirilebilir. Ayrıca "Evrende neden hayat vardır?" sorusu da bunlara eklenebilir. Ki bu soruların bir kısmı bilimin (kozmoloji ve teorik fizik) alanına girmektedir. Girmeyen kısmı için ise dünya üzerinde hiç kimse güvenilir bir yargıda bulunamaz.
Varlığın kökeni nedir?
Çoğu kişi, felsefeye yakınlıkları olmadığından, bu konularda fazla kafa yormaz ve toplumdan oğrendiği şekliyle, "varlık"ı 'tuhaf', 'doğaüstü', 'yapay' ve 'açıklanması gereken' birşey olarak görür. "Yokluk" onlara göre doğaldır, başlangıçta olması gereken durumdur, fakat "varlık" yapaydır. Açıklanması gereken, sonradan meydana çıkmış olması gereken birşeydir. Fakat, dikkat edilirse böyle bir kabulde bulunmak için geçerli bir sebep yoktur. "Yokluk"un temel durum olduğu ve varlığın ondan türetilmesi gerektiği dayanaksız bir kabuldür. Varlık ve yokluk durumlarının birini temel durum kabul etmeye bizi itecek mantıksal bir gerekçe yoktur, ve de zaten ne varlığın, ne de yokluğun, diğeri olmadan tek başına tahayyul edilemeleri dahi mümkün değildir. Yani bu ikisi aslinda birbirlerine bağli diyalektik bir bütündür, ve aslinda mutlak yokluk diye birşey tanımlanamaz. (Bu konuyla ilgili sitemizdeki "Varlığın Kökeni" yazısını okuyabilirsiniz).
Eğer dinler yanlışsa niye bu kadar çok kişi inaniyor?
Cünkü üç büyük din, aslında tek bir din sayılır. Hristiyanlık ve müslümanlık tevratı referans alır. Toplumdan topluma biraz farklılık gösteren bu inanç sistemi toprağa dayalı büyük imparatorluklar ortaya çıkmaya başladığında, bu imparatorluklarla birlikte yayıldı. Bu inanç sisteminin mensubu olan toplumlar, tarihte siyasi ve askeri açıdan daha başarılı oldular ve bu yüzden de inançları yayıldı. Eğer başka bir dinin mensupları hristiyan avrupa ve müslüman türk ve araplar kadar yayılmacı ve gaddar olsalardı, şu anda birileri eğer bu sözkonusu din doğru değilse neden bu kadar kişi ona inanıyor diye soracaktı.
Cennet, cehennem, allah, şeytan, adem, havva fikirlerine dayalı bu inanç sisteminin bu kadar yaygınlaşmasının sebebi odur. Fakat, "Neden tüm toplumların şu ya da bu şekilde bir dini vardır ve neden tumu doğaüstü güçlere, ruhlara, Tanrı ya da tanrılara inanır?" diye sorulursa, o zaman cevap değisir.
Bunun sebebi dünyanın neresinde doğarsa doğsun, tüm insanların aslında bu evren denen bilinmezde aciz oluşu. Neden varolduğumuzu bilmiyoruz. Hayattaki amacımızı bilmiyoruz. Hayatta bir amacımız olup olmadığını bile bilmiyoruz. Kökenimizi zaten bilmiyoruz. Hele de geleceğimizi, ölümü ve ölümden sonrasını hiç bilmiyoruz. Dolayısıyla bu kadar boşluk içindeki bireyleri biraraya getirebilmek, bir amaç etrafında toplayabilmek ve onlara hayatta sağ kalıp birşeyler yaratma ve birşeyler başarma mücadelesinin içine çekebilmek için fikirsel olarak tutunacakları dallar göstermek gerekiyordu. Bazı ruhani liderler ve karizmatik toplum önderleri de insanlara bu tür gerekçeler verdiler. İşte dinler bundan ibarettir diyebiliriz.
Bu başka işlere de yaradı toplumda. Çünkü din öyle bir kontrol mekanizmasıdır ki, normalde bir amaç etrafında toplanamayacak binlerce değişik kisi ve karakteri kontrol etme imkanı veriyor. Dünya nimetlerinin haksız bölüşümünü de insanların kolay kabul etmelerini sağlayacak bir psikolojik kontrol mekanizmasıdır din örneğin. Bu amaç için idealler zaten. Hatta bazılarına göre dinlerin ortaya çıkış sebebi de odur, yeryüzündeki tek fonksiyonları da.
Öbür dünya yoksa ölünce ne olacağız?
Bilimsel açıdan cevaplayabildiğimiz kadarıyla, ölünce toprak olacağız ve azot ve karbon çevrimine gireceğiz.
Ruh bedenle birlikte ölecek. Çünkü ruh günümüzün çağdaş bilimsel yorumuna göre beyin dediğimiz organın duygular, hafıza, akıl yürütme ve karar verme gibi bazı fonksiyonlarına verdiğimiz isimdir. Dolayısıyla, vücudu bir makina gibi düşünürsek, bu makina işlemez hale geldiğinde fonksiyonları da duracak. Artık hissetmeyeceğiz, bilinçli olmayacağız, hiçbir şeyin farkında olmayacağız. Çünkü bunu sağlayan organımız çalışmıyor olacak.
Ruhun bedenden bağımsız olduğunu iddia eden hiçbir din ya da ruhsal inanç, örneğin neden içki içince hafızada ve zihinsel yeteneklerde azalma olduğunu tutarlı bir şekilde açıklayamaz. (İçki içmek gibi fiziksel bir etki ya da kişinin kafasını bir yere çarpması, nasıl ruh denen bedenden bağımsız bir varlığı etkiler konusu geçtiğimiz yüzyıllarda filozofları çok düşündürmüştür ve ruhu bedenden bağımsız gören hiçbir düşünce sistemi bu işin içinden tutarlı bir biçimde çıkamamıştır). Bunu bilim açıklar, çünkü bilim ruha atfedilen özelliklerin insan beyninin fonksiyonu olduğunu söyler.
Big Bang teorisi yaratılışı ve Tanrı’nın varlığını desteklemiyor mu?
Her şeyden önce, big bang modeli kesin olarak kanıtlanmış bir model değildir. Eldeki modellerden biridir ve günümüzde en popüler olanıdır.
Ayrıca bu model yaratılışçı bir evren açıklaması gerektirmez. Bilimde, (teorik fizikte) big bang'in neden meydana gelmiş olabileceği ile ilgili de pek çok açıklama vardır. Bunların pek çoğu da bir sebebin varlığını gerektirmez.
Bunlara bir örnek verecek olursak, ünlü fizikçi Stephan Hawking'in "Başlangıcı olmayan evren" modelini düşünebiliriz. Bu fikre göre evren kendi üzerine kapanan bir kapalı çevrim oluşturur (aynen iki boyutlu bir düzlemin üçüncü boyutta katlanarak bir küre haline getirilebilmesi gibi). Böyle bir modelde evrenin başlangıcını aramak anlamsız olmaktadır, çünkü Stephan Hawking'in kendi verdiği bir örneğe göre böyle bir evrende big bang'e neyin sebep olduğunu sormak, dünya üzerinde "Kuzey kutbunun 5 km kuzeyinde ne vardır?" sorusunu sormaya benzer. Yani anlamsızdır.
Fakat bu noktalar bir yana, big bang modelinde sözü edilen şeyle, dinlerin yaratılış açıklamaları arasında hiçbir alaka yoktur. Big bang modelinde evren bir noktadan genişleyerek varolur ama evrene yayılan maddenin nereden geldiği konusunda bir yorum yapılmaz. Bu konuda yorum yapan başka fikirler varolmakla birlikte, bu konuda bağlayıcı bir sonuç yoktur. Dinlerin yaratılış hikayesinde ise Tanrı evreni 6 günde yaratmıştır ve yoktan var etmiştir . Neden bu işin 6 gün aldığı konusu bir yana, bu web sayfasındaki diğer yazıları okursanız, alıntı yapılmış çeşitli ayetlerden göreceksiniz ki, kutsal kitaplardaki yaratılış hikayesiyle, modern bilimdeki big bang teorisinin hiçbir ilgisi yoktur.