upuaut
04-07-2012, 10:10
Arkadaşlar, ben bir filozof değilim; daha dar anlamda ise bir felsefeci değilim. Fakat ülkemizdeki sorunlara duyarlı bir yurttaş olarak yıllardır kafamın içinde yankılanan ama adını koyamadığım bir problemin çözümünün yanıtını Egzistansiyalist felsefenin önde gelen temsilcilerinden biri olan Karl Jaspers (1883-1969)'da gördüm.
İsterseniz ben problemi anlatmadan, onun bu konu hakkında yaptığı çalışmaya özet olarak bir göz atalım ve problemi oradan görmeye çalışıp, problemin çözümünün nasıl yapılmış olduğuna bakalım.
Jaspers, siyaseti, "insanın kaderi" olarak dile getirir. Ona göre, düşünce ve davranış olarak insan toplumunu kuşatıcı bir düzenleme olan siyaset, "insanların dünyada, beraber yaşamaları için büyük bir olaydır." Bu yüzden Jaspers, siyasetin yalnızca siyasetçilere bırakılmayacak kadar önemli olduğunun anlaşılması için topluma politik bilinç vermeye çabalar. Genel olarak siyasetin yönünü belirleyen iki eğilimden söz eden Jaspers, bunlardan birinin zorbalık diğerinin de "birlikte özgürlük" olduğunu belirtir. Bunlardan birincisini, totalitarizm; ikincisini de demokrasi sağlar.
Jaspers, parlamenter demokrasiyi insanın özgürlüğü için zorunlu görür ve eserlerinde savunusunu yapar. Almanya'da Hitler (1889-1945)'in iktidara gelmesinden sonra, eşinin Yahudi olması dolayısıyla bariz sıkıntılara maruz kalan Jaspers, faşist yönetimin Almanya'yı ve diğer ülkeleri II. Dünya Savaşı'na sürükleyen totaliter anlayışına karşı, onların kararlarına boyun eğmeyerek ve ilkelerinden ödün vermeyerek, bir filozof duruşu sergiler; hatta sürgün ve ölüm tehdidine rağmen, yönetimin eşinden boşanma isteğini ret eder. O, Almanya'nın maruz kaldığı bu dalgadan önce, halkı totalitarizm konusunda uyardığı gibi, II. Dünya Savaşı'ndan sonra da ülkesinin duçar kaldığı bu sorunun, halkın kendi hatasından kaynaklandığını çeşitli vesilelerle dile getirir ve bu hatanın politik bir suç olduğunu ısrarla savunur. Çünkü ona göre ne olursa olsun, insan politik sorumluluklarını yerine getirmediğinde suç işler.
O, Alman halkının Hitler'e karşı bir inisiyatif sergileyip, tepkide bulunmasını beklemiş, halkın bu tepkiyi ortaya koyamayışını "Suç (Die Schuld)" olarak nitelemiştir. Jaspers konuyla ilgili bir eser yazdığı gibi "Suç Sorunu (Die Schuldfrage)", birçok eserinde de bu problem üzerinde detaylıca durur.
Giriş niteliğindeki bu kısa bilgiden sonra, bu çalışmada Jaspers'in "Politik Suç" (Politische Schuld)" kavramı hakkındaki görüşleri üzerinde durulacaktır.
Suç Sorunu (Die Schuld Frage) (http://dusundurensozler.blogspot.com/2008/09/karl-jaspersin-siyaset-anlayiinda_20.html)
Jaspers, II. Dünya Savaşı'ndan sonra, savaş sırasında insanların üzerine düşeni yapmadıklarını belirtmek için, "Suç Sorunu"nu işlediği konferanslar verir. Onun çıkış noktası genel suçlar yanında, insanların birlikte hareket etmeyerek kötü yöneticilere boyun eğmeleri; savaşa ve haksızlığa karşı bir kamuoyunun oluşmaması ve bundan dolayı da diktatörlerin istedikleri şekilde hareket edebilmeleriydi. Jaspers, bu nedenle, savaş sonrasında suç kavramı üzerinde önemle durarak; insanlara suçlarını göstererek, onlara sorumluluklarını hatırlatmak ister. Böylece onun siyaset anlayışında önemli bir yer işgal eden politik suç kavramı ortaya çıkar. Ama öncelikle onun suç sorununa bakışını irdelemekte yarar vardır.
Jaspers dört çeşit suç olduğunu belirterek suçların bir sınıflamasını yapar; sonuncusu Jaspers'ın son tespitinin ülkemiz için geçerli olan ve benim dillendirdiğim suçtur:
1. Kriminal Suç (Kriminelle Frage),
2. Ahlâkî Suç (Moralische Frage),
3. Metafizik Suç (Metaphysische Frage),
4. Politik Suç (Politische Frage),
5. Kronikleşmiş Politik Suç (Chronisch Politische Frage)
Ben, bunlardan yalnızca başta dile getirdiğim problem nedeniyle ve artık ülkemizde kronik bir hal alması nedeniyle sonuncusundan türeyen suç üzerinde duracağım. Merak edenler, diğer suçların Jaspers tarafından nasıl tanımlanmış olduğunu başlıktaki linki tıklayarak öğrenebilirler.
5. Kronikleşmiş Politik Suç (Chronisch Politische Frage)
Bu suçun tanımına geçmeden önce, hemen belirtmeliyim ki, "Politik Suç (Politische Frage)" kavramı ilk kez Karl Jaspers tarafından ortaya atıldı. Jaspers bu kavramı ilk kez ortaya atmakla, aynı zamanda tarihe de bir not düşmüştür.
Jaspers, politik suçu şu şekilde tanımlar: Ülke yönetme etkinliği olan siyasetle herkesin ilgilenmesi gerekir. "Vatandaş olarak her birey politik bir karar gücüne ve ahlâka, aynı zamanda ülke yönetimi hakkında bir düşünceye sahip olmalıdır" ve bu yüzden herkese politik görev ve sorumluluklar düşer. Buna göre politika yalnızca politikacılara bırakılmayacak kadar önemlidir. Eğer bu sorumluluklardan kaçan bir yurttaş olursa, politik suç işlemiş olur.
Jaspers'e göre, bir ülkenin yönetiminde sadece yöneticiler değil vatandaşlar da yöneticiler gibi sorumludur ve bu sorumluluğu yerine getirmemek, ihmal etmek, toplumsal sorunların temel nedenidir. Bu nedenle Jaspers, politik sorumluluklarına sahip olmamayı politik suç olarak görür.
Jaspers politik suçun, bir ülkenin devlet adamları ve vatandaşlarının davranışlarında ortaya çıktığını ileri sürerek, vatandaşların da yöneticiler kadar bu konuda yükümlülük sahibi olduklarını ve işlendiğinde, bu suçun herkesi ilgilendiren ve etkileyen bir sonucunun olduğunu açıkça belirtir. İnsanlar politik sorumluluklarından kaçınca, yani politik suç işleyince, istenmeyen yönetim anlayışları, istenmeyen uygulamalar, istenmeyen ilişkiler ortaya çıkar.
Jaspers'e göre insanlık tarihinde toplumlar politik sorumluluklarına sahip çıkmadığında, insanlığı rencide edici yönetim biçimleri ve uygulamalar ortaya çıkmıştır. Sözgelimi totaliter yönetimler veya diktatörlükler böyle oluşmuşlardır. Burada sorunun kaynağında yönetilenler vardır. Çünkü yönetilenler sorgulamamış, karşı çıkmamış, yükümlülüklerine sahip çıkmamış, kolayca itaat etmişlerdir. Jaspers haklı olarak bu durumu, "halk kolay itaat edilebilir olunca; herkes her defasında harekete geçmeyi diğerine terk edince, diktatör rejimi ele geçirir" şeklinde dile getirir. Böylece yönetilenler, en temel görevlerini ihmal ederek, 'kötü'nün egemen olmasına ön ayak olmuşlardır.
Jaspers bunun için kendi tarihinden örnek verir. Jaspers'e göre, Almanların politik suç işlemeleri iki şekilde gerçekleşti: Birincisi, halkın bütün zulümlere rağmen tepkide bulunmaması ve haksızlığa karşı sivil bir inisiyatif sergileyememesidir. Jaspers, bunu şu şekilde açıklar: "Biz, Yahudi vatandaşlarımız sürgün edildiğinde, hükümetin bu yanlış durumu bizi yok etmeye gelinceye kadar, sokağa çıkmadık, sesimizi çıkarmadık, bu bizim suçumuzdur."
Martin Niemöller (http://tr.wikipedia.org/wiki/Martin_Niem%C3%B6ller), bu durumu şu veciz açıklamayla çok açık anlatır: "Naziler komünistler için geldiğinde sesimi çıkarmadım; çünkü komünist değildim. Sosyal demokratları içeri tıktıklarında sesimi çıkarmadım; çünkü sosyal demokrat değildim. Sonra sendikacılar için geldiler, bir şey söylemedim; çünkü sendikacı değildim. Benim için geldiklerinde, sesini çıkaracak kimse kalmamıştı."
Demek ki Niemöller, Jaspers'e göre politik bir suç işlemiştir. Fakat o bu suçu kendisini kurtarmak için işlemişti. Ancak Jaspers mevcut durum ne olursa olsun, herkesin politik görev ve sorumluluklarını zamanında yerine getirmesini ister; iş işten geçtikten sonra değil! Dikkat ederseniz, Jaspers Niemöller'in yaptığına, yukarıdaki açıklamada "bu bizim suçumuzdur!" diyerek, politik suç işlediğini söylemiştir. Yani ülkedeki sorunlara görmezden gelmek, suçun işlenmesine engel değildir.
İkinci örneği de ben vereyim: Televizyonlarda gösterilmek üzere çekilen "Hitler: The Rise of Evil (http://www.imdb.com/title/tt0346293/)" filminin bir sahnesinde, Adolf Hitler, yanındakilerle birlikte bir sokaktan geçerken, onu pencere önünde karşılayan Alman kadınları ellerini patlatırcasına alkışlıyorlardı. Jaspers'e göre pencere önünde Hitler'i alkışlayan Alman kadınları politik suç işliyorlardı.
Jaspers'in itirafından anlaşıldığı kadarıyla Almanya'da, o dönemde yapılan haksızlığa karşı etkili bir muhalefet olmamış, insanlar demokratik tepkilerini ortaya koyamamışlardır. Halbuki Jaspers, topluca haksızlığa karşı çıkmanın, sivil itaatsizlik sergilemenin politik bir görev olduğuna inanır. O, bunu başaramayanları da suçlu görür. Jaspers, bu durumu, insanların pasifliğine, sorumluluklarını kavrayamamalarına, görevlerini yerine getirmemelerine bağlar ve bunun da politik suç olduğunu belirtir.
Görüldüğü gibi, Jaspers'e göre insanların yanlış karşısında sesini yükseltmemesi ve bir pasiflik içinde bulunması da bir suçtur. Ülkemizde ise bu suç, arka arkaya,
1. Adnan Menderes Hükümetleri: 9 Haziran 1950-27 Mayıs 1960 (http://tr.wikipedia.org/wiki/Adnan_Menderes),
2. Turgut Özal Hükümetleri: 13 Aralık 1983-31 Ekim 1989, Cumhurbaşkanlığı: 9 Kasım 1989-17 Nisan 1993 (http://tr.wikipedia.org/wiki/Turgut_%C3%96zal).
3. Tayyip Erdoğan Hükümetleri: 2 Kasım 2002-2014 (http://tr.wikipedia.org/wiki/Tayyip_Erdo%C4%9Fan), Cumhurbaşkanlığı: 2014-2019 (Şu anda 4 Temmuz 2012'deyiz. Tayyip Erdoğan'ın 3. dönem hükümeti 2014'e kadar ve 2014'ten sonra da 2019'a kadar Cumhurbaşkanı olması bekleniyor)
olarak işlenmesiyle kronik bir hal almıştır. Fakat Jaspers politik suçun kendi ülkesi Almanya'da arka arkaya işlendiğini göremedi, dolayısıyla bu suçun ileri derecede vahim bir alması, yani kronikleşmesine ilişkin bir öngörüde (tanım) bulunamadı. Ama bizim ülkemiz için bu tanımın vahim bir hal aldığı bir gerçektir. Eğer bu politik suça bir tanım getirmeye çalışırsak, bunun adı, "Kronikleşmiş Politik Suç (Chronisch Politische Frage)" olmalıdır.
Bu politik körlüğü, Suriye lideri Beşşar Esad'ın Türkiye ile yaşanan gerginliğin faturasını Başbakan Tayyip Erdoğan’a keserken, şu ifadelerinde çok açık bir şekilde görüyoruz: "Koltuğu düşünmüş olsaydım, ABD’nin talimatlarını yerine getirirdim. Petrol ve dolar peşinden koşardım. En önemlisi, ABD’ye ülkemde füze kalkanı kurma izni verirdim!" (Bkz. Esad'tan Erdoğan'a "füze" gibi gönderme (http://www.yg.yenicaggazetesi.com.tr/habergoster.php?haber=69725))
Özetle, gördüğünüz gibi, yukarıda ülkemizdeki politik hayata bir politikacı ya da siyasetçi gözüyle değil, Jaspers'ten hareketle bir felsefeci gözüyle bakmaya çalıştım. Bu yüzden bu mesajı "Politika" bölümünde değil, burada dile getirdim. Eğer sizin bu konuda görüşleriniz, varsa, belirtiniz!
İsterseniz ben problemi anlatmadan, onun bu konu hakkında yaptığı çalışmaya özet olarak bir göz atalım ve problemi oradan görmeye çalışıp, problemin çözümünün nasıl yapılmış olduğuna bakalım.
Jaspers, siyaseti, "insanın kaderi" olarak dile getirir. Ona göre, düşünce ve davranış olarak insan toplumunu kuşatıcı bir düzenleme olan siyaset, "insanların dünyada, beraber yaşamaları için büyük bir olaydır." Bu yüzden Jaspers, siyasetin yalnızca siyasetçilere bırakılmayacak kadar önemli olduğunun anlaşılması için topluma politik bilinç vermeye çabalar. Genel olarak siyasetin yönünü belirleyen iki eğilimden söz eden Jaspers, bunlardan birinin zorbalık diğerinin de "birlikte özgürlük" olduğunu belirtir. Bunlardan birincisini, totalitarizm; ikincisini de demokrasi sağlar.
Jaspers, parlamenter demokrasiyi insanın özgürlüğü için zorunlu görür ve eserlerinde savunusunu yapar. Almanya'da Hitler (1889-1945)'in iktidara gelmesinden sonra, eşinin Yahudi olması dolayısıyla bariz sıkıntılara maruz kalan Jaspers, faşist yönetimin Almanya'yı ve diğer ülkeleri II. Dünya Savaşı'na sürükleyen totaliter anlayışına karşı, onların kararlarına boyun eğmeyerek ve ilkelerinden ödün vermeyerek, bir filozof duruşu sergiler; hatta sürgün ve ölüm tehdidine rağmen, yönetimin eşinden boşanma isteğini ret eder. O, Almanya'nın maruz kaldığı bu dalgadan önce, halkı totalitarizm konusunda uyardığı gibi, II. Dünya Savaşı'ndan sonra da ülkesinin duçar kaldığı bu sorunun, halkın kendi hatasından kaynaklandığını çeşitli vesilelerle dile getirir ve bu hatanın politik bir suç olduğunu ısrarla savunur. Çünkü ona göre ne olursa olsun, insan politik sorumluluklarını yerine getirmediğinde suç işler.
O, Alman halkının Hitler'e karşı bir inisiyatif sergileyip, tepkide bulunmasını beklemiş, halkın bu tepkiyi ortaya koyamayışını "Suç (Die Schuld)" olarak nitelemiştir. Jaspers konuyla ilgili bir eser yazdığı gibi "Suç Sorunu (Die Schuldfrage)", birçok eserinde de bu problem üzerinde detaylıca durur.
Giriş niteliğindeki bu kısa bilgiden sonra, bu çalışmada Jaspers'in "Politik Suç" (Politische Schuld)" kavramı hakkındaki görüşleri üzerinde durulacaktır.
Suç Sorunu (Die Schuld Frage) (http://dusundurensozler.blogspot.com/2008/09/karl-jaspersin-siyaset-anlayiinda_20.html)
Jaspers, II. Dünya Savaşı'ndan sonra, savaş sırasında insanların üzerine düşeni yapmadıklarını belirtmek için, "Suç Sorunu"nu işlediği konferanslar verir. Onun çıkış noktası genel suçlar yanında, insanların birlikte hareket etmeyerek kötü yöneticilere boyun eğmeleri; savaşa ve haksızlığa karşı bir kamuoyunun oluşmaması ve bundan dolayı da diktatörlerin istedikleri şekilde hareket edebilmeleriydi. Jaspers, bu nedenle, savaş sonrasında suç kavramı üzerinde önemle durarak; insanlara suçlarını göstererek, onlara sorumluluklarını hatırlatmak ister. Böylece onun siyaset anlayışında önemli bir yer işgal eden politik suç kavramı ortaya çıkar. Ama öncelikle onun suç sorununa bakışını irdelemekte yarar vardır.
Jaspers dört çeşit suç olduğunu belirterek suçların bir sınıflamasını yapar; sonuncusu Jaspers'ın son tespitinin ülkemiz için geçerli olan ve benim dillendirdiğim suçtur:
1. Kriminal Suç (Kriminelle Frage),
2. Ahlâkî Suç (Moralische Frage),
3. Metafizik Suç (Metaphysische Frage),
4. Politik Suç (Politische Frage),
5. Kronikleşmiş Politik Suç (Chronisch Politische Frage)
Ben, bunlardan yalnızca başta dile getirdiğim problem nedeniyle ve artık ülkemizde kronik bir hal alması nedeniyle sonuncusundan türeyen suç üzerinde duracağım. Merak edenler, diğer suçların Jaspers tarafından nasıl tanımlanmış olduğunu başlıktaki linki tıklayarak öğrenebilirler.
5. Kronikleşmiş Politik Suç (Chronisch Politische Frage)
Bu suçun tanımına geçmeden önce, hemen belirtmeliyim ki, "Politik Suç (Politische Frage)" kavramı ilk kez Karl Jaspers tarafından ortaya atıldı. Jaspers bu kavramı ilk kez ortaya atmakla, aynı zamanda tarihe de bir not düşmüştür.
Jaspers, politik suçu şu şekilde tanımlar: Ülke yönetme etkinliği olan siyasetle herkesin ilgilenmesi gerekir. "Vatandaş olarak her birey politik bir karar gücüne ve ahlâka, aynı zamanda ülke yönetimi hakkında bir düşünceye sahip olmalıdır" ve bu yüzden herkese politik görev ve sorumluluklar düşer. Buna göre politika yalnızca politikacılara bırakılmayacak kadar önemlidir. Eğer bu sorumluluklardan kaçan bir yurttaş olursa, politik suç işlemiş olur.
Jaspers'e göre, bir ülkenin yönetiminde sadece yöneticiler değil vatandaşlar da yöneticiler gibi sorumludur ve bu sorumluluğu yerine getirmemek, ihmal etmek, toplumsal sorunların temel nedenidir. Bu nedenle Jaspers, politik sorumluluklarına sahip olmamayı politik suç olarak görür.
Jaspers politik suçun, bir ülkenin devlet adamları ve vatandaşlarının davranışlarında ortaya çıktığını ileri sürerek, vatandaşların da yöneticiler kadar bu konuda yükümlülük sahibi olduklarını ve işlendiğinde, bu suçun herkesi ilgilendiren ve etkileyen bir sonucunun olduğunu açıkça belirtir. İnsanlar politik sorumluluklarından kaçınca, yani politik suç işleyince, istenmeyen yönetim anlayışları, istenmeyen uygulamalar, istenmeyen ilişkiler ortaya çıkar.
Jaspers'e göre insanlık tarihinde toplumlar politik sorumluluklarına sahip çıkmadığında, insanlığı rencide edici yönetim biçimleri ve uygulamalar ortaya çıkmıştır. Sözgelimi totaliter yönetimler veya diktatörlükler böyle oluşmuşlardır. Burada sorunun kaynağında yönetilenler vardır. Çünkü yönetilenler sorgulamamış, karşı çıkmamış, yükümlülüklerine sahip çıkmamış, kolayca itaat etmişlerdir. Jaspers haklı olarak bu durumu, "halk kolay itaat edilebilir olunca; herkes her defasında harekete geçmeyi diğerine terk edince, diktatör rejimi ele geçirir" şeklinde dile getirir. Böylece yönetilenler, en temel görevlerini ihmal ederek, 'kötü'nün egemen olmasına ön ayak olmuşlardır.
Jaspers bunun için kendi tarihinden örnek verir. Jaspers'e göre, Almanların politik suç işlemeleri iki şekilde gerçekleşti: Birincisi, halkın bütün zulümlere rağmen tepkide bulunmaması ve haksızlığa karşı sivil bir inisiyatif sergileyememesidir. Jaspers, bunu şu şekilde açıklar: "Biz, Yahudi vatandaşlarımız sürgün edildiğinde, hükümetin bu yanlış durumu bizi yok etmeye gelinceye kadar, sokağa çıkmadık, sesimizi çıkarmadık, bu bizim suçumuzdur."
Martin Niemöller (http://tr.wikipedia.org/wiki/Martin_Niem%C3%B6ller), bu durumu şu veciz açıklamayla çok açık anlatır: "Naziler komünistler için geldiğinde sesimi çıkarmadım; çünkü komünist değildim. Sosyal demokratları içeri tıktıklarında sesimi çıkarmadım; çünkü sosyal demokrat değildim. Sonra sendikacılar için geldiler, bir şey söylemedim; çünkü sendikacı değildim. Benim için geldiklerinde, sesini çıkaracak kimse kalmamıştı."
Demek ki Niemöller, Jaspers'e göre politik bir suç işlemiştir. Fakat o bu suçu kendisini kurtarmak için işlemişti. Ancak Jaspers mevcut durum ne olursa olsun, herkesin politik görev ve sorumluluklarını zamanında yerine getirmesini ister; iş işten geçtikten sonra değil! Dikkat ederseniz, Jaspers Niemöller'in yaptığına, yukarıdaki açıklamada "bu bizim suçumuzdur!" diyerek, politik suç işlediğini söylemiştir. Yani ülkedeki sorunlara görmezden gelmek, suçun işlenmesine engel değildir.
İkinci örneği de ben vereyim: Televizyonlarda gösterilmek üzere çekilen "Hitler: The Rise of Evil (http://www.imdb.com/title/tt0346293/)" filminin bir sahnesinde, Adolf Hitler, yanındakilerle birlikte bir sokaktan geçerken, onu pencere önünde karşılayan Alman kadınları ellerini patlatırcasına alkışlıyorlardı. Jaspers'e göre pencere önünde Hitler'i alkışlayan Alman kadınları politik suç işliyorlardı.
Jaspers'in itirafından anlaşıldığı kadarıyla Almanya'da, o dönemde yapılan haksızlığa karşı etkili bir muhalefet olmamış, insanlar demokratik tepkilerini ortaya koyamamışlardır. Halbuki Jaspers, topluca haksızlığa karşı çıkmanın, sivil itaatsizlik sergilemenin politik bir görev olduğuna inanır. O, bunu başaramayanları da suçlu görür. Jaspers, bu durumu, insanların pasifliğine, sorumluluklarını kavrayamamalarına, görevlerini yerine getirmemelerine bağlar ve bunun da politik suç olduğunu belirtir.
Görüldüğü gibi, Jaspers'e göre insanların yanlış karşısında sesini yükseltmemesi ve bir pasiflik içinde bulunması da bir suçtur. Ülkemizde ise bu suç, arka arkaya,
1. Adnan Menderes Hükümetleri: 9 Haziran 1950-27 Mayıs 1960 (http://tr.wikipedia.org/wiki/Adnan_Menderes),
2. Turgut Özal Hükümetleri: 13 Aralık 1983-31 Ekim 1989, Cumhurbaşkanlığı: 9 Kasım 1989-17 Nisan 1993 (http://tr.wikipedia.org/wiki/Turgut_%C3%96zal).
3. Tayyip Erdoğan Hükümetleri: 2 Kasım 2002-2014 (http://tr.wikipedia.org/wiki/Tayyip_Erdo%C4%9Fan), Cumhurbaşkanlığı: 2014-2019 (Şu anda 4 Temmuz 2012'deyiz. Tayyip Erdoğan'ın 3. dönem hükümeti 2014'e kadar ve 2014'ten sonra da 2019'a kadar Cumhurbaşkanı olması bekleniyor)
olarak işlenmesiyle kronik bir hal almıştır. Fakat Jaspers politik suçun kendi ülkesi Almanya'da arka arkaya işlendiğini göremedi, dolayısıyla bu suçun ileri derecede vahim bir alması, yani kronikleşmesine ilişkin bir öngörüde (tanım) bulunamadı. Ama bizim ülkemiz için bu tanımın vahim bir hal aldığı bir gerçektir. Eğer bu politik suça bir tanım getirmeye çalışırsak, bunun adı, "Kronikleşmiş Politik Suç (Chronisch Politische Frage)" olmalıdır.
Bu politik körlüğü, Suriye lideri Beşşar Esad'ın Türkiye ile yaşanan gerginliğin faturasını Başbakan Tayyip Erdoğan’a keserken, şu ifadelerinde çok açık bir şekilde görüyoruz: "Koltuğu düşünmüş olsaydım, ABD’nin talimatlarını yerine getirirdim. Petrol ve dolar peşinden koşardım. En önemlisi, ABD’ye ülkemde füze kalkanı kurma izni verirdim!" (Bkz. Esad'tan Erdoğan'a "füze" gibi gönderme (http://www.yg.yenicaggazetesi.com.tr/habergoster.php?haber=69725))
Özetle, gördüğünüz gibi, yukarıda ülkemizdeki politik hayata bir politikacı ya da siyasetçi gözüyle değil, Jaspers'ten hareketle bir felsefeci gözüyle bakmaya çalıştım. Bu yüzden bu mesajı "Politika" bölümünde değil, burada dile getirdim. Eğer sizin bu konuda görüşleriniz, varsa, belirtiniz!