Orijinalini görmek için tıklayınız : Atatürk Bölümü
bilgivehis
30-08-2016, 21:08
Yandex'e teşekkürler.
http://i.hizliresim.com/VEa6rj.png
İlahimasal
29-10-2016, 18:45
Tüm yurttaşlarımızın CUMHURİYET bayramını KUTLUYORUM.
Ulu önderimiz Mustafa Kemal ATATÜRK'ü saygı ile anıyorum.
CUMHURİYET 93 yaşında.
http://t1.gstatic.com/images?q=tbn:ANd9GcSLUiXj7tvLrfE50utRKdQNY9sZgR_fp ibG0LxaVWeFZdILehsk
Engse Hohol
29-10-2016, 20:09
✔ (http://odatv.com/cumhuriyet-neden-29-ekimde-ilan-edildi-2810161200.html) Cumhuriyet niçin 29 Ekim'de ilan edildi?
Atatürk, 29 Ekim tarihini, 30 Ekim 1918'de imzalanan Mondros Antlaşması'na 5 yıl sonra attığı bir tokat olarak ilan etmiştir.
30 Ekim 1918, Osmanlı ile İngiltere arasında Mondros Mütarekesi'nin imzalandığı gündür. Mondros Teslimiyet Antlaşması Osmanlı'yı bitiren, İngiliz işgaline yol açan bir parçalanma ve çöküş anlaşmasıdır. Mustafa Kemal, 29 Ekim'i, 30 Ekim'e karşı Mazlum milletin öc'ü olarak tam o gün ilan ettiğini, 1925 yılında cumhuriyet bayramı kutlamaları sırasında Ankara'da Çankaya'da 10 gün boyunca misafir ettiği Fahrettin Altay Paşa'ya açıklamıştır. Altay Paşa, 9 Eylül'de İzmir'e giren süvari kolordusu komutanıdır. İzmir'de bir semt halen Fahrettin Altay'ın adını taşır.
Fahrettin Altay bu müthiş öyküyü, anılarını derleyen gazeteci Taylan Sorgun'a anlatmıştır. Taylan Sorgun 29 Ekim'in sırrını daha sonra yayınladığı "Bekirağa Bölüğü" kitabında aktarmıştır. Taylan Sorgun halen Aydınlık gazetesinde yazmaktadır. Bu sırrı Fahrettin Altay'ın ağzından dinleyen son tanıktır.
Mondros imzalandığı zaman Mustafa Kemal Paşa, 7nc Ordu Komutanı olarak birliklerini Suriye'de İngilizler ve isyancı Araplar ile savaşa savaşa Halep'in kuzeyine bugünkü Anadolu sınırına çekmiştir. Mondros'un imzalanması ile birlikte, Mustafa Kemal, Alman komutan Liman vonSanders yerine güney cephesini tutan Yıldırım Orduları Grup Komutanlığı'na getirilir. Mustafa Kemal Adana'daki karargahta komutanlığı, Liman vonSanders'ten teslim alır. Bundan sonra Mustafa Kemal, Saray ve sadrazam Ahmet İzzet Paşa ile Mondros şartları konusunda resmen bir telgraf savaşı başlatır.
MUSTAFA KEMAL ÖNCE SINIR KAVGASI BAŞLATIR
-Mustafa Kemal önce Sadrazama sınır neresidir diye sorar. Yani Mustafa Kemal Misak-ı milli kavgasını daha o tarihte başlatır.
Sadrazam "Sınır sonra belirlenecektir" diye muğlak bir yanıt verir.
Mustafa Kemal bu duruma öfkelenerek şöyle der:
"Şu vaziyete bakın! Biz bu sınırlar için orduları çöllerde vermedik mi? Bir milletin sınırının lüzumu halinde bildirilmesi hangi insan aklının eseridir? Şaşarım akıllarına!"
İNGİLİZLER ‘KİLİKYA' DİYE CAHİL SARAYI KANDIRDI
İngilizler Mondros'ta ‘Kilikya' bölgesine müdahale hakkını kabul ettirerek, Saray'ı aldatmışlardır. Tarihi bir terim olan Kilikya'nın sınırları Anadolu içlerine, Siirt'e kadar uzanmaktadır. Cahil Saray ve sadrazam Kilikya'nın neresi olduğunu bile bilmemektedir. Mustafa Kemal buna da öfkelenir. Mustafa Kemal 6-7-8 Kasım 1918 günlerinde Saray ile devam eden ‘telgraf savaşı'nda bütün tarihi uyarıları tek tek yapar!
-Bu gidişle kabineyi bile İngilizlerin tayin edeceğini söyler.
-İngilizlerin istedikleri her yeri işgal edebileceklerini anlatır.
BU ANLAŞMAYI TANIMIYORUM, KARAKTERİME UYANI YAPACAĞIM!
Mustafa Kemal sonunda daha net konuşur: ‘Bu anlaşma şartlarını tanımıyorum. Karakterime (fıtratıma) uyanı yapacağım' der. Bu açıkça Saray'a isyandır. Mustafa Kemal daha da ileri gidip, İskenderun'a çıkmak isteyen İngilizlere ateş açacağını söyleyince Saray panikler. Yıldırım Orduları Grubu dağıtılır. Mustafa Kemal'in bütün yetkileri alınır. Acele İstanbul'a çağırılır. Mustafa Kemal 1925 yılında Fahrettin Altay Paşa'yı Cumhuriyet Bayramı kutlamaları sırasında Çankaya'da 10 gün ağırlar.
MUSTAFA KEMAL, 29 EKİM'İN SIRRINI SORAN ALTAY PAŞA'YA ANLATIR
Fahrettin Altay Paşa 29 Ekim'in sırrını sorunca, Mustafa Kemal ‘30 Ekim Mondros Anlaşması sonrası çektiğimiz sıkıntıları bilirsin. Sen de oradaydın' diyor. Gerçekten o sırada 16. Kolordu komutanı olan Albay Fahrettin, Mustafa Kemal'in yanında Adana'dadır ve bu telgraf savaşı ve Mustafa Kemal'in ızdırabı ve öfkesinin en yakın tanığıdır. Mustafa Kemal 29 Ekim'in sırrını açıklarken bir an durup Fahrettin Altay Paşa'ya bakıyor. Sonra elini masaya vurarak: "Deyiniz ki tarihten silinmek istenen bir milletin ahıdır, öcüdür" diyor. Altay Paşa "Ama bundan hiç söz etmediniz" diyecek oluyor. Mustafa Kemal yanıtlıyor: "Övünmek olur, övünmek, benimle beraber mefkureye inananların, milletin ordumuzun hakkıdır" ve sözlerini burada kesiyor Mustafa Kemal. Yine o konuşmada Mustafa Kemal 29 Ekim mesajı için "Onu anlayan anladı..." diyecektir. Mesaj Batılı devletleredir.
İlahimasal
10-11-2016, 19:49
Yüce insan
http://t1.gstatic.com/images?q=tbn:ANd9GcTu-AmoCqz9vm_rDD4RtAxHLt3xeUxuASQ8vDYtjstJgwyzcZHh
Mahkemeden gerici Akit'e duruşma saati: 9'u 5 geçe gelin.
http://static.birgun.net/resim/haber-detay-resim/2016/11/27/mahkemeden-mustafa-kemal-ataturk-e-hakarete-durusma-saati-9-u-5-gece-gelin-214518-5.jpg
AKİT TV (http://www.hurriyet.com.tr/index/akit-tv)'de geçen yıl Atatürk (http://www.hurriyet.com.tr/index/ataturk)'ün ölüm yıldönümünde, ‘Zulüm 1938'de son buldu' başlığı bir video (http://webtv.hurriyet.com.tr/) yayınladı. Büyük tepki çekti. Videonun ardından İstanbul (http://www.hurriyet.com.tr/istanbul/), Muğla, Mersin, Sakarya, Hatay, Manisa, Denizli, İzmir, Aydın, Gaziantep, Bartın, Kocaeli, Çanakkale, Burdur, Ordu, Çorum, Antalya, Adana (http://www.hurriyet.com.tr/index/adana), Ankara ve Giresun (http://www.hurriyet.com.tr/index/giresun) baroları, Atatürkçü Düşünce Derneği'nin Bakırköy, Akhisar, Gümüşhacıköy, Marmara Ereğlisi, İzmir, Tokat, Alanya, Kozan, İnegöl, Giresun şubeleri, Birleşik Kamu İşgörenleri Sendikaları Konfederasyonu, Eğitim ve Bilişim İşgörenleri Sendikası, Türkiye (http://www.hurriyet.com.tr/index/turkiye) Emekli Subaylar Derneği, Bakırköy Cumhuriyet (http://www.hurriyet.com.tr/index/cumhuriyet) Başsavcılığı ve İstanbul İl Emniyet Müdürlüğü'nün yanı sıra ikisi cezaevinden olmak üzere 391 bireysel şikâyet dilekçesi alındı. İstanbul Emniyet Müdürlüğü (http://www.hurriyet.com.tr/index/istanbul-emniyet-mudurlugu) ve CHP de suç duyurusunda bulundu. Türkiye'nin dört bir yanındaki savcılıklara yapılan başvurular, gazetenin binası İstanbul'da olduğu için Küçükçekmece Cumhuriyet Başsavcılığı'nda birleştirildi.
4.5 YILA KADAR HAPİS İSTENİYOR
Başsavcılık, Akit (http://www.hurriyet.com.tr/index/akit) TV Sorumlu Müdürü Ali Özken hakkında, "Atatürk'ün hatırasına alenen hakaret, Atatürk'ü temsil eden heykel, büst ve abideleri veya kabrini kırma veya bozma" suçlarından 4.5 yıla kadar hapis cezası istemiyle dava açtı. Davayı kabul eden Küçükçekmece 5. Asliye Ceza Mahkemesi, davanın ilk duruşması için 22 Şubat 2017'ye gün veren mahkeme, saat olarak da 09.05'i seçti.
Ali Özken ise savcılığa verdiği ifadesinde, Atatürk'ün saltanat rejimini kaldırarak kurduğu Cumhuriyet'le, onun demokrasiye olan inancına uygun biçimde farklı görüş ve düşünceleri çarpıcı tarzda biraz da sert bir üslupla dile getirilen bir haber (http://www.hurriyet.com.tr) yaptıklarını söylemişti. Yayınlanan haberde olaya eleştirel olarak yaklaşıldığını belirten Özken, "Objektif bir değerlendirme yapılmıştır. Söz konusu haber yapılmasından maksat olayın farklı boyutları olduğunu da kamuoyunun bilgisine sunmaktı" demişti. Atatürk'e hakaret kastı olmadığını söyleyen Özken, haberin basın özgürlüğü kapsamında değerlendirilerek hakkında takipsizlik kararı verilmesini istemişti.
http://www.hurriyet.com.tr/mahkemeden-ataya-hakarete-durusma-saati-9u-5-gece-gelin-40289488
Mudiban Çivitgorz
29-10-2017, 08:18
Yeniden 30 ekim 1918 mütareke antlaşması sonrasının sancıları bize uzak değil. O zamana kadar anılarımızı biriktirelim derim. Karşı devrimin 28 ekim'i yeni osmanlı'nın kuruluşu bayramı ilan etmesi şeklinde bir planları olduğunu hepimiz biliyoruz.
2017 yılında Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün ebedi istirahatgahı Anıtkabir'in yerli ve yabancı toplam ziyaretçi sayısı 6 milyon 742 bin 750 kişi oldu.
https://odatv.com/siz-bu-sevgiyi-silemezsiniz-dedirten-rakam-0102181200.html
https://odatv.com/images/2018_02/2018_02_01/siz-bu-sevgiyi-silemezsiniz-dedirten-rakam-0102181200_m2.jpg
Alone Star
08-05-2018, 20:42
Atatürk gelmis gecmis en buyuk liderdir.
Saygı ve sevgiyle...
https://pbs.twimg.com/media/DrnbX2MW4AE0W_Y.jpg:large
Velhelebe
10-11-2018, 09:30
https://encrypted-tbn0.gstatic.com/images?q=tbn%3AANd9GcTWbE5bluPyet5L-do9B_Yv_D9TzzB1faDg8thAjN65O3_86VBa
https://youtu.be/oNUY9iToAow
khabhCrXHvU
pgHmlmzhfgk
İzmir'in dağlarında çiçekler açar,
Altın güneş orda sırmalar saçar
Bozulmuş düşmanlar yel gibi kaçar
Yaşa, Mustafa Kemal Paşa, yaşa!
Peygamber kucağı, şehitler yeri
Çalındı borular, haydi, ileri!
Bozuldu çadırlar, kalmayın geri,
Yaşa, Mustafa Kemal Paşa, yaşa!
Türk oğluyum ben, ölmek isterim
Toprak, diken olsa yatağım yerim,
Allah'ından utansın dönenler geri
Yaşa, Mustafa Kemal Paşa, yaşa!
https://youtu.be/mnqFn2z5p8U
"...memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir. Bütün bu şeraitten daha elim ve daha vahim olmak üzere, memleketin dahilinde, iktidara sahip olanlar gaflet ve dalâlet ve hatta hıyanet içinde bulunabilirler..." - ATATÜRK.
-----------
Atatürk'ün talimatıyla 1932 yılında kurulan Türk Dil Kurumu, resmi internet sitesinde bulunan "Atatürk'ün vasiyeti" ve Nutuk Veritabanı" bölümlerini kaldırdı.
https://www.yenicaggazetesi.com.tr/tdk-kurucusu-ataturku-ve-emanetlerini-sildi-248661h.htm
'Atatürk'ün Vasiyeti' ve 'Nutuk Veritabanı' bölümlerini sitesinden kaldıran TDK, gelen tepkiler üzerine geri adım attı ve açıklama yaparak bölümleri tekrar yayınladı.
https://www.yenicaggazetesi.com.tr/tdk-ataturkun-vasiyeti-ve-nutukla-ilgili-kismi-tekrar-siteye-koydu-248753h.htm
https://www.yenicaggazetesi.com.tr/d/news/327589.jpg
Cumhuriyet bayrami kutlu olsun.
https://youtu.be/Fb99SRcRyRk
KAFKASYA MARŞI
Kafkasya dağlarında çiçekler açar
Altın güneş orda, sırmalar saçar.
Bozulmuş düşmanlar hep yel gibi kaçar
Kader böyle imiş ey garip ana
Kanım helâl olsun güzel vatana.
Kafkasya dağlarına bomba koydular
Türk'ün sancağını öne koydular
Şanlı zaferlerle düşmanı boğdular
Kader böyle imiş ey garip ana
Kanım helâl olsun güzel vatana.
Kafkasya dağlarında oturdum kaldım
Şehit olanları deftere yazdım
Öksüz yavruları ben bağrıma bastım
Kader böyle imiş ey garip ana
Kanım helâl olsun güzel vatana.
Enver Paşaya atfen yazılmış -Marş***** Bu gerçeği
KAFKASYA MARŞI
Kafkasya dağlarında çiçekler açar
Altın güneş orda, sırmalar saçar.
Bozulmuş düşmanlar hep yel gibi kaçar
Kader böyle imiş ey garip ana
Kanım helâl olsun güzel vatana.
Kafkasya dağlarına bomba koydular
Türk'ün sancağını öne koydular
Şanlı zaferlerle düşmanı boğdular
Kader böyle imiş ey garip ana
Kanım helâl olsun güzel vatana.
Kafkasya dağlarında oturdum kaldım
Şehit olanları deftere yazdım
Öksüz yavruları ben bağrıma bastım
Kader böyle imiş ey garip ana
Kanım helâl olsun güzel vatana.
Enver Paşaya atfen yazılmış -Marş***** Bu gerçeği
Ben Enver Paşa'nın ne Kafkasya, ne de başka bir yerde kazanılmış bir zaferini bilmiyorum. Kaynağı nedir bu bilginin?
Marşın aslını araştırabilirsin. Enver Paşaya gelince sevgi zafer değil mi. Adamlar sevmiş ve bu sevgiyi marş yapmış.
Google Kafkas marşı yaz bulacaksın.
https://youtu.be/fjLfY6hH2-g
Marşın aslını araştırabilirsin. Enver Paşaya gelince sevgi zafer değil mi. Adamlar sevmiş ve bu sevgiyi marş yapmış.
Google Kafkas marşı yaz bulacaksın.
Abicim marşın aslı bu diyorlar.
Pyongyang Dağlarında çiçekler açar.
Altın güneş orda sırmalar saçar.
Füzelenmiş Amerikanlar hep yel gibi kaçar.
Yaşa Kim Jong Un Başkan sen çok yaşa.
Adın yazılacak mücevher taşa
Pyongyang Dağlarına bomba koydular.
Kore'nin Sancağını öne koydular
Şanlı Balistikle düşmanı boğdular
Yaşa Kore Demokaratik Cumhuriyeti sen çok yaşa
Adın yazılacak tarih kitaplarına
Ben Enver Paşa'nın ne Kafkasya, ne de başka bir yerde kazanılmış bir zaferini bilmiyorum. Kaynağı nedir bu bilginin?
Bir ara Baku' yü Ermenistan işgalinde kurtarıyor bolşeviklerle savaşıyor.
Kafkas İslam Ordusu araştırabilirsiniz.
Öyle veya böyle yaşa Mustafa Kemal paşa değil yani.
Marşın aslı.
Bir soru da şu Enver Paşa 1881 -1922.
Kore savaşı 1950-1953 Bu iki tarih birbirine çok uzak marş hangi tarihte bestelendi ve yazıldı bilmiyorum.
İlk İzmir de 9 eylül 1922 günü söylendiği biliniyor bildiğim kadarı ile.
Öyle veya böyle yaşa Mustafa Kemal paşa değil yani.
Marşın aslı.
Bir soru da şu Enver Paşa 1881 -1922.
Kore savaşı 1950-1953 Bu iki tarih birbirine çok uzak marş hangi tarihte bestelendi ve yazıldı bilmiyorum.
İlk İzmir de 9 eylül 1922 günü söylendiği biliniyor bildiğim kadarı ile.
Pyonyang dağlarında açan çiçekler espri latife güzel abicim
Bende sizin gibi Kafkasya Marşı diye biliyorum.
https://youtu.be/2slzdC5Q3qM
Toplumlar da kurumlar gibi büyük çoğunlukla kifayetsiz muhterisler tarafından idare edilirler (bkz: Dunning-Kruger teorisi). Bizim ise, istisna olduğunu her konuda ispatlamış bir liderimiz var.
Şükran ve minnetle anıyorum.
5 kişi kahvede konuşuyor her kes kendi çocuğunun diğerinden daha iyi olduğunu söylüyor biri diyor benim çocuğum doktor, diğeri savcı, diğeri öğretmen, diğeri romancı ve kaymakam . Muhabbet gayet derinlere iniyor her kes konuşuyor da kimse kimseyi duymuyor dinlemiyor.
Kahveden biri kalkıp yanlarına gidiyor Diyor ki çocuklarınızın hep iyi yanını söylediniz kötü yanları nedir hiç düşündünüz mü ve bırakıp gidiyor. 5 adam şaşkınlıktan dilleri duruyor çünkü bilseler de söylemeye cesaret edemedikleri soru ile karşı karşıya kalıyorlar. Ve kalkıp gidiyorlar.
İşte bende bir soru sorayım bütün kemalistlere M.Kemal (Atatürk) ün kötü tarafı nedir. Hiç düşündünüz mü ?
Bence iyi tarafından çok kötü tarafını bulun ki onu aşabilesiniz yoksa yerinizde sayar Erdoğan gibi biri gelir her şeyi elinizden alır. Ondan sonra sadece hatıralarınızla yetinirsiniz.
Benden söylemesi.
Sevgi, saygı ve özlemle.
10.Kasım.1938
https://pbs.twimg.com/media/EJASOvnWoAAIoWN?format=jpg&name=small
5 kişi kahvede konuşuyor her kes kendi çocuğunun diğerinden daha iyi olduğunu söylüyor biri diyor benim çocuğum doktor, diğeri savcı, diğeri öğretmen, diğeri romancı ve kaymakam . Muhabbet gayet derinlere iniyor her kes konuşuyor da kimse kimseyi duymuyor dinlemiyor.
Kahveden biri kalkıp yanlarına gidiyor Diyor ki çocuklarınızın hep iyi yanını söylediniz kötü yanları nedir hiç düşündünüz mü ve bırakıp gidiyor. 5 adam şaşkınlıktan dilleri duruyor çünkü bilseler de söylemeye cesaret edemedikleri soru ile karşı karşıya kalıyorlar. Ve kalkıp gidiyorlar.
İşte bende bir soru sorayım bütün kemalistlere M.Kemal (Atatürk) ün kötü tarafı nedir. Hiç düşündünüz mü ?
Bence iyi tarafından çok kötü tarafını bulun ki onu aşabilesiniz yoksa yerinizde sayar Erdoğan gibi biri gelir her şeyi elinizden alır. Ondan sonra sadece hatıralarınızla yetinirsiniz.
Benden söylemesi.
Sayın Kartopu, sizin kıssadan konuyla ilgili bir hisse çıkaramadım. Atatürk'ü aşmayı hangi anlamda kullandığınızı anlayamadım. Cehaletime verip açıklarsanız sevinirim.
Şimdiden teşekkürler.
Sayın Kartopu, sizin kıssadan konuyla ilgili bir hisse çıkaramadım. Atatürk'ü aşmayı hangi anlamda kullandığınızı anlayamadım. Cehaletime verip açıklarsanız sevinirim.
Şimdiden teşekkürler.
Sn Enketum.
Bir insanı yalnız yaptıkları ile anarsanız bir de bunları yıllarca tekrarlarsanız onu dondurursunuz Yani Atatürk ten size kalan resimleri söyledikleri heykelleri olur.
Eğer yaptıklarından çok yapacakları sizi daha çok ilgilendiriyorsa işte o zaman ceset gider eserleri ve aklı kalır.
Örneğin muhassır medeniyete ulaşmak hedef koyduğu batıya ulaşmak.Gibi.
İzinden yürürseniz bunu bulamazsınız Aklı ile yürürseniz bunu bulursunuz.
Batı yapay akılla uğraşıyor. Batı kiliseleri kendi alanlarına kapattı.Peki kemalistler ne yaptı yıllarca komünizm korkusu yüzünden ilerlemeyi hep erteledi sürekli askeri darbeler yaptı muhtıralar verdi.
Modernizm i demokrasiyi baltaladı ve feto da dahil bütün cemaatleri besledi.Yurtseverlik yerine milliyetciliği (onunda nasıl bir şey olduğu hala anlaşılamadı) idoloji yaptınız.
Siz M.Kemalin izlerine bakarken gözlerini ihmal ettiniz.
Bu kadara yeter mi daha yazayım mı.
23.Nisan bayramımız kutlu olsun.
Ulu önder ATATÜRK'ü saygı ve sevgiyle anıyorum.
Barlas.
https://1.bp.blogspot.com/-3MphxrhWHds/XqHLHd63zhI/AAAAAAAAOzA/HeNJPEjMlrYxRKmC-nCbmEl8e17XysAuQCLcBGAsYHQ/s1600/ATAT%25C3%259CRK%2Bmucizevi%2B%25C5%259Fekilde.... png
https://pbs.twimg.com/media/EYXSc3jWsAIl_vk?format=jpg&name=medium
Saint-Just
13-01-2021, 17:39
WpfzFKX1kXk
Oswbp-EHkFw
"hakimiyet ve saltanat hiç kimse tarafından hiç kimseye, ilim icabıdır diye müzakereyle, münakaşa ile verilemez. hakimiyet, saltanat kuvvetle, kudretle ve zorla alınır. osmanoğulları zorla türk milletinin hakimiyet ve saltanatına vaziülyed olmuşlardı. bu tasallutlarını altı asırdan beri idame eylemişlerdir. şimdi de, türk milleti bu mütecavizlerin hadlerini ihtar ederek, hakimiyet ve saltanatını isyan ederek kendi eline bilfiil almış bulunuyor. bu bir emrivakidir. mevzubahis olan, millete saltanatını, hakimiyetini bırakacak mıyız, bırakmayacak mıyız meselesi değildir. mesele zaten emrivaki olmuş bir hakikati ifadeden ibarettir. bu behemehal olacaktır. burada içtima edenler meclis ve herkes meseleyi tabiî görürse, fikrimce muvafık olur. aksi takdirde, yine hakikat usulü dairesinde ifade olunacaktır. fakat ihtimal bazı kafalar kesilecektir."
Saint-Just
15-02-2021, 19:50
tI9Dx4rHKpM
INFJYN6_wqE
64zceBP6SMg
SpDHVssJ4Po
Safları sıklaştıralım
Ey cemat-i oportunist kardeşler
Bonapart sevicilerinin sonu akp treninde
son vagon olmak
Demedik mi
Daha haftası bile dolmadı
Perinceğin dizin dibinde nazilik yapmaya başlayacaksınız
Şuraya not düşüyorum
Bölgesel güç demek bölgesel emperyalist demektir
Musul kerküke hallenildiğinde
Kendine komünist diyen bu bonapart sevicileri
Misak-ı milli nidalarıyla,
oraya buraya demokrasi götüren abd'nin bölgesel taklitçisi olacaklar
Sınıfın politasını üretmek bu sosyal faşistlere göre
böyle bişey işte
Saint-Just
15-02-2021, 21:54
Kendi kafandan fantezi kurmaya devam edebilirsin.
Marksistler Sun yat-sen'e, Bolivar'a, Cromwell'e ya da Robespierre'e nasıl bakıyorsa ve sınıfsal, diyalektik olarak nasıl analiz ediliyorsa, Mustafa Kemal'e de öyle bakar ve analiz ederler.
Sana belli ideolojik ayrımları bilmeden yorum yapmamanı tavsiye etmiştim. "sosyal-faşist" terimini maocular ve bazılarını öyle itham ettiğin topalcılar kullanırlar. Ki bu ayrımlar anarşistleri nedemn ilgilendirsinki?
Şurda iki tane paylaşım yaptık diye ne bu tavırlar anlamadım. Beğen ya da beğenme, Mustafa Kemal'in bu topraklarda ve insanlarında çok büyük bir değeri ve karşılığı vardır. Benim için de öyle.
Mihri Belli, Mahir Çayan, Deniz Gezmiş ve daha nice türkiyeli komünistler Mustafa Kemal'e ve hatta Kemalizm'e övgüler düzmüştür. Bütün bu isimler bir çırpıda "faşist" olarak adlandırılabilir herhalde çarpık anlayışına göre?
İroniyi anlamadan oraya mı takıldın.
Dünden beri ulusalcılar goygoyculuk yapıyor
Perinçek de öyle
Aynı noktaya evriliyorsunuz diyorum
Ulusalcılar ve perinçekçiler
İşgal ve ilhak imaları yaparken
Senin gelip bonapartist burjuva devrimciliği yapman
an itibarıyla yarı emperyalist politikalara karşısında durduğun zemini gösteriyor
İdeolojik ayrımlarınızı bilmediğim varsayımına kendini inandırdığın için ince gördüğüm brikolü uyanamışsın
Rayştag yangını tezgahlandı
Bu tezgah üzerine lebensraum söylemleri şişiriliyor
Sınıfın siyasetini bırakmış derin devlet siyaseti üzerinden kendini bu yapıya eklemlemiş topalın, 1923 burjuva anti emperyalist söylemleriyle
gelinen yarı emperyalist sürece güzelleme yaptığı günlerde
sizin de yurtseverliğiniz buraya evrilir diyorum
Günceli takip etmiyosun herhalde
Adam şu anda ırak kürdistanını yaşam alanı ilan etti. Kalıcı üslerden bahis açıyor.
Sen bonapartist güzellemesi yapıyorsun.
Hayırdır
Bu mu sınıf siyaseti
Dün burjuva devrimi anti-emperyalist değildi
Çünkü anti kapitalist değildi
Bugün ise bölgesel emperyalist
Hala daha 100 yıl önceki şablonla düşünürsen
durduğun zemini göremezsin diyorum
Saint-Just
16-02-2021, 11:21
Ya banane perinçekten. Bu ihbarcı aptalın ne olduğunu herkes biliyor.
Yurtseverlik herşeyden önce yapısı gereği başkasının yurduna saygı duymayı gerektirir. Enternasyonalizm ve Yurtseverlik birbirinin ikamesi değil birbirinin koşuludur.
Biz ısrarla ve Türkiye'nin, Suriye'nin egemenliğini ihlal ettiğini ve bölgede cihatçılarla işbirliği yapıp işgalci konumda olduğunu söyledik. Aynı şekilde Doğu Akdeniz'deki gerilimin Türkiye ve Yunanistan halkları açısından hiç bir anlamı ve çıkarları olmadığını, bu gerilimin yalnızca egemenlerin lehine olduğunu da söyledik. Bütün bu örnekler çoğaltılabilir.
Kim Mustafa Kemal'in veya Kemalizm'in tamamen tutarlı bir anti-emperyalist ya da sosyalist bir çizgisi olduğunu söylüyor? Ancak bu adam bir ulusal önder olarak kabul ediliyor (ki öyle). Ülkenin bağımsızlığı ve devrimci atılımında, tarihsel ilerlemesinde çok önemli işler başarmış bir adam.
Bütün bunlar sol akademik yazımda sınıfsal olarak çok daha detaylı analiz edilebilir. Mustafa Kemal'i tarihsel olarak doğru konumlandırmak ile kemalist olmanın ne alakası var? ya da kurulan cumhuriyetin emekçiler açısından kazanımlarının savunulmasının ve bu cumhuriyeti çok daha ileri bir noktaya yani sosyalist cumhuriyete ilerletmeye çalışmanın "burjuva devrimciliği"yle ne alakası var?
Bir coğrafya'da Suriye örneğinde de görüldüğü üzere emperyalistler lehine adımlar atmak ve onlara kendine beğendirmeye "sizin için burda en iyi ben varım" demeye çalışmakla, "emperyalist" olmak farklı şeyler.
"Bölgesel emperyalist", "yarı emperyalist", "alt emperyalist" bütün bunlar teorik arka planı olmayan saçmalıklardır. Sana ısrarla diyorum ki şu kitabı oku diye;
https://www.yazilama.com/kitap/21-yuzyilda-emperyalizm/?doing_wp_cron=1612920446.2235510349273681640625
Okumuyucaksın anladık. En azından ilgili bölümleri göstermeye çalışayamki, şu çarpık anlayışından az biraz da olsa kurtul.
Ayrıca bu tuhaf emperyalizm anlayışına göre Sovyetler Birliği'nin davet üzerine Afganistan'a ya da Çekoslavakya'ya müdahelesi nasıl konumlandırılır çok merak ediyorum?
https://i.imgyukle.com/2021/02/16/LXZCk6.jpg
https://i.imgyukle.com/2021/02/16/LX9hOs.md.jpg
https://i.imgyukle.com/2021/02/16/LX9pTc.md.jpg
https://i.imgyukle.com/2021/02/16/LX9sAt.md.jpg
https://i.imgyukle.com/2021/02/16/LXZJJ0.jpg
https://i.imgyukle.com/2021/02/16/LXZRpq.md.jpg
https://i.imgyukle.com/2021/02/16/LXMdHR.md.jpg
https://i.imgyukle.com/2021/02/16/LXbkEU.jpg
https://i.imgyukle.com/2021/02/16/LXZAhj.jpg
https://i.imgyukle.com/2021/02/16/LXZ7r8.md.jpg
https://i.imgyukle.com/2021/02/16/LXZw4n.jpg
Elakerem
16-02-2021, 19:35
Bu seperatör sistemde zarar veren sistemi en iyi sen ve o ayırdı ey atam. Karanlığın değeri sayende arşa nam duyurdu ve aydınlık senin sayende değerine değer arzetti. Senin devrimlerin bir karıncaya ulu nazar ettirmeseydi ben ve ten ayrılamazdı. Ey atam bir nur sütunu delip geçse ciğerini bin feryad eder mi gamsız Romanya Ukrayna ve Çin. Başı bile ağrımadı miracı batak-ı firavunun ve duydu mu o kendine ağır bize hafif üslubun. Ey atam ben senin gelmişini geçmişini bu milletine sarf etsem sefte derler deste derler ama kaybetti demezler. Sen ki gecenin Anka kuşlarını avlamaya niyetlemiş bir şahin. Arkadaşın karabekir Süleyman Paşa ve Yenimalatyalı Ahmed Hulusi bekler miydi seni bu dağın endamı yaşatır mıydı seni abı hayat dirlik verir miydi bu düzen. Ey atam vermezdi. Vermezdi bu ay yıldızlı bayrak. İşte atam Çin seddi geçemezsin dediler bu endamı fahrettini.
bilgivehis
17-02-2021, 07:19
Bir komünistin Atatürkçü olması şart değil ama bir komünistin Atatürk'ü reel değerlerle tanımlaması şarttır.
Çünkü Atatürk'ü es geçtiğimizde komünizme giden önemli bir aşamayı da es geçmiş oluruz.
Sırayla:
1- Atatürk emperyalizme karşı kurtuluş savaşı vermiştir. Bu bakımdan o bir antiemperyalisttir.
2- Feodalizmin yıkılışını getiren ve o koşullarda çok önemli sayılan aydınlanmacı devrimler yapmıştır. Bu bakımdan o bir devrimcidir.
3- Getirmiş olduğu kapitalist sistem bir sömürü sistemi olsa da -o koşullarda daha ileri bir sistem zaten mümkün değildi- aynı zamanda işçi sınıfını yaratmıştır. Bu bakımdan o hem ilericidir hem burjuva devrimcisidir (O koşullarda yani henüz işçi sınıfının olmadığı bir ortamda, komünizme giden yolda bir burjuva devrimcisi en önemli devrimci konumundadır).
4- İşçi sınıfının oluşması demek aynı zamanda on binlerce yıldır süren sömürü ağına karşı örgütlü bir ezilen güç oluşması demektir. Atatürk bu ortamı sadece yapmadı daha ziyade bu ortamı başardı, çünkü asırlardır süren kölelik ve din hakimiyetine karşı bu sistemi başarmak büyük bir atılımdır. Oysa Avrupa aynı atılımı beş yüz yılda ancak başarabilmişti (Avrupalı kapitalistler bu yüzden onu pek kıskanırlar).
Atatürk'ü anlamadan komünizmin anlaşılamayacağını düşünenlerdenim. Çünkü Atatürk Cumhuriyeti evrensel bir akışın sonucudur. Bu nedenle daha önce yazmış olduğum Cumhuriyet Nedir? başlıklı yazımı paylaşayım.
Cumhuriyet nedir?
Bölüm -1-
Cumhuriyet çoğumuzun zanettiği veya lanse ettiği gibi demokrasi, özgürlük, adalet ve eşitlik sistemi değildir.
Ancak bu saydığım değerlerden daha önemli bir değere sahiptir.
Cumhuriyet çatışma şansının olduğu bir sistemdir.
Değişimleri hızlandıran, bir o kadar üzerine yük alan, aldığı yüke oranla çalkantılı bir sistemdir.
Aynı zamanda ilerlemenin, çağdaşlaşmanın, aydınlanmanın ilk adımıdır.
Yüklendiği aşırı görevden dolayı son derece hassastır.
Bütün zıtlar kozlarını bu sistemde paylaşır.
Ak'ın karası bu sistemde gün yüzüne çıkar.
Kralın özgürlüğü ve özgürlüğün kralı bu sistemde çatışır.
Bu sistem bütün fonksiyonları harekete geçirerek hiçbir olguyu nötr bırakmaz.
Bu özelliğinden dolayı ona Cumhuriyet deniyor.
Yüzyıllarca nötr kalan derebeyi ve ağalığı burjuva yapması, buna karşılık tebaayı işçi konumuna yükseltmesiyle Cumhuriyet aynı zamanda bir devrim özelliğine sahiptir.
Sürekli değişen dünyada, sürekli değişim karakteri taşıyan insan, böyle bir sistemi hem ihtiyaç duyduğu için hem de koşullar dayattığı için getirir.
Türkiye Cumhuriyeti de bu koşullarda kuruldu.
Ancak yüzyılları saraya biat ile geçmiş ve daha önce böyle bir özgürlüğü yaşamamış olan ve aynı zamanda ümmetçi toplum, bu sistemde kendisine sunulan çatışma şansının farkına varamamıştır.
Devrim ile karşıdevrim arasındaki uçurumu farkedememiş ve uyanıkların balans ayarına kapılmıştır.
Ümmetçiliğe alıştırılan toplum, Cumhuriyeti İslam karşıtı zanetme yanılgısına düşmüş ve düşürülmüştür.
Oysa Cumhuriyet her kesimin kendi değerini araması, sorgulaması ve aynı zamanda diğer kesimlerin değerlerini anlaması için en önemli ve tek sistem olma vasfına sahiptir.
Bu vasıfları bir kaç açıkgözden başka toplum nezdinde kullanan olmadığı gibi bütün olanakları bu açıkgözlere kaptırmışlardır.
Bürokrasinin egemen olduğu Türkiye Cumhuriyetinin aslında bürokrasi de dahil herhangi bir kesimin malı olmadığı anlaşılamamıştır.
Bu anlamda Atatürk'ün Bursa Nutku eşi benzeri bulunmayan tarihi bir öneme sahiptir.
Sorgulamanın yasak olduğu ümmetçi toplum için bu nutuk maalesef havada kalmış, kendi değerine sahip çıkmasını anlatan böylesi güzide bir söyleve kimse sahip çıkmamıştır.
Özetle Cumhuriyet bir çatışma sistemidir, herkesin kendi değer yargısını kazanabileceği nadide bir eserdir.
Her şeyden önce o kimsenin malı değildir, toplumun aydınlanması, çağdaşlaşması, ilerlemesi için koşullar onu getirmiştir.
Cumhuriyetin nihai bir sistem olmadığı ancak o yaşanmadan ilerlemenin de mümkün olmadığı bilinmelidir.
Gelişmiş ülkelere ağzınız açık bakıyorsanız bunun nedeni elinizdeki fırsata sahip çıkmamanızdandır.
Bugün geride kalan hangi sistem gelirse gelsin her daim Cumhuriyete muhtaç kalınacağı bilincinde olunmalıdır.
------------------------------------
Bölüm -2-
Bazı kesimlerin sahibi haline gelme özelliği taşıyor olması nedeniyle Cumhuriyet hassas bir sistem demiştim.
Ona hangi kesim sahip çıkarsa sistem de onun çıkarları doğrultusunda işler, ancak toplumun diğer kesimlerinin duruşuna göre değişme payını içinde bulundurur.
Bu hassaslığını olumlu-olumsuz toplum üzerinde de gösterir, bu durum yine toplumun duruşuyla doğrudan alakalıdır.
Cumhuriyet tam da bu noktada trajikomik bir hüviyete sahiptir, ona asıl sahip çıkması gerekenlerin onu anlamakta zorlanması ya da hiç anlayamaması gibi.
Bu trajikomik noktanın daha iyi anlaşılması için kendimden bir örnek vermek daha iyi olacaktır.
70'lerden bu yana komünistim ama aynı zamanda Atatürkçüyüm.
O tarihlerde bunu komünistler anlayamamıştı, "hem antikapitalist olunup da hem kapitalist sistemi getiren Atatürkçü nasıl olunur?" diye benimle alay ederler, ciddiye almazlardı. Aynı şekilde ben de onları anlamakta zorlanırdım, bir devrimci nasıl olur da Atatürk karşıtı olur?" sorusunu hep kendime sorardım.
Aynı anlaşılmazlık maalesef günümüzde de devam etmektedir, dincisi, komünisti, milliyetçisi kendini Atatürk ve dolayısıyla Cumhuriyet ile bağdaştıramıyor.
İşin daha da vahimi, Cumhuriyet kendinin ne olduğunu bas bas bağırdığı halde bu büyük yanılgıya devam ediliyor.
Komünist devrim istiyor.
Devrimi kiminle yapacaksın?
İşçi sınıfıyla.
Bu ülkeye işçi sınıfı nereden geldi?
Kapitalizm getirdi.
Kapitalizmi kim getirdi?
Atatürk.
Peki senin devrim yapman için işçi sınıfını getiren, senin biricik silahını eline veren Atatürk'e karşı olman kendine ihanet olmuyor mu?
Ne ilginçtir ki, Cumhuriyet kendilerine altın tepsi de sunulmuş olmasına rağmen onu anlayamayanların başında devrimciler geliyor.
Ne yaman çelişki, hem senin devrim yapman için birileri ortam hazırlayacak hem de onu yerin dibine batıracaksın, sonra da devrimciyim diye nutuk atacaksın...
Devrimciler kadar olmasa da benzer durum dinciler ve milliyetçiler için de geçerli.
Hem Cumhuriyet sayesinde iktidar olurlar, kapitalist olurlar, çeşitli makamlara gelirler aynı zamanda Cumhuriyeti yıkmak gibi bir çaba içine girerler.
Oysa Cumhuriyet kimseyi kısıtlamaz, eğer birileri kısıtlanıyorsa onu kısıtlayan Cumhuriyete sahip çıkan kesimden ibarettir.
Dinci ve milliyetçiler bunu anlayamadıkları için kendilerini kısıtlayanın Cumhuriyet olduğu yanılgısına düşüyorlar veya düşürülüyorlar.
Cumhuriyetin bir kesime ait olmadığını tüm toplum için var olduğunu bir türlü idrak edemiyorlar.
Ona sahip çıkmak yerine ona zarar vermeyi yeğliyorlar ve zarar vereni de alkışlıyorlar.
Oysa Cumhuriyet toplumun namusudur, ona atılan her taş toplumun her bireyine olumsuz yansıyacaktır.
Burada bir yanılgıdan daha bahsetmekte yarar var.
Türkiye Cumhuriyetini bugüne kadar yönetenlerin Atatürkçü olduğu ve Cumhuriyetin de onların yönettiği gibi bir sistem olduğu zanediliyor.
Gerçekte ise bugüne kadar Cumhuriyet Atatürk'ün Cumhuriyeti gibi yönetilmemiş ve yönetenler de ona sadık kalmamıştır.
Özetle çoğumuzun zanettiği gibi Cumhuriyet sadece bir kesim için kurulmamıştır.
Yine bazılarımızın zanettiği gibi Cumhuriyette kapitalizm ayrık otu değil, bizzat olmazsa olmazıdır.
Ne demiştik, Cumhuriyeti getiren koşullardır o bir çatışma sistemidir.
Çatışma gelişmenin temelidir, evrim sürecinin bir parçasıdır, başka sistemlerde bu denli çatışma şansı yoktur.
Bugün elimizdeki Cumhuriyet sürecini tamamlamadan yıkılsa dahi daha sonra yine ona muhtaç kalınacaktır.
---------------------
Bölüm -3-
Bazen konunun daha iyi anlaşılması için başta yazılması gereken sonraya bırakılır.
Cumhuriyet nedir? konumuzun üçüncü bölümü de bu anlamı ifade eden bir bölümdür.
Türkiye Cumhuriyeti onu oluşturan koşullar nedeniyle Fransız devriminin ilkine göre bir yandan daha avantajlıdır bir yandan da daha şansızdır.
Cumhuriyetin kurulduğu 1923'lerde onu oluşturacak alt yapısı hazırdı.
Avrupa'da sanayi devrimi toprağa bağımlılığa ve dolayısıyla feodaliteye yüz yıl önce son vermiş, varlığını tüm dünyaya hissettirmişti.
Çırçır fabrikalarıyla başlayan bu devrim kapitalizmin büyümesine ve daha güçlenmesine neden olmakla birlikte toplum lehinde müthiş bir gelişme göstermekteydi.
Artık krallar, kiliseler sadece bir figür olarak kalmış, kentleşme zorunlu hale gelmiş, toplumsal alanlar oluşmuştu.
Toplumsal alanlar halkın ücretli çalışması, kendi için sanat yapması, sosyal hak araması gibi daha bir çok olanaklar içeriyordu.
Tabi Cumhuriyetin yapısı itibariyle bu olanakları kimse vermiyordu ama böyle bir imkanı da en üst düzeyde üzerinde taşıyordu.
Zira Fransız devriminde böyle bir alt yapı yoktu, krallık yok edilmiş, kiliseler etkisizleştirilmişti, bu bir ilkti, lakin yönetim sorunu yaşanmıştı.
Robespierre gibi devrim önderleri ne yapacakları hakkında yeterli bir fikire sahip değillerdi. Çünkü ilk defa avukat, doktor, yazar ve zanaatkarlardan kurulu konsey bir ülkeyi yönetmekle başbaşa kalmıştı. Aynı zamanda ülke genelinde muhalifler oluşmuş ve Avusturya, İngiltere tarafından kuşatılmıştı. Çareyi Erdemli Terör dedikleri ve Robespierre'nin kendi sonunu da getiren karşıtları giyotin altına yatırmakta bulmuştu.
Türkiye Cumhuriyeti sanayileşmenin getirdiği olanakları kendine taşıması bakımından oldukça şanslıydı.
Türkiye Cumhuriyeti iç düşmanla boğuşmuş olsa da daha ziyade dış düşmana karşı zaferin bir eseriydi.
Fransız Cumhuriyeti ise iç düşmana karşı bir zafer özelliği taşıyordu.
Bu yüzden Fransız Cumhuriyeti toplum nezdinde taraftar bulması normaldi, çünkü devrimi de aynı toplum saraya karşı yapmıştı.
Türkiye'de ise saraya karşı toplum nezdinde ciddi bir isyan olmamıştı, ortada daha ziyade dış düşman vardı.
Düşman işgalini ve sarayın ihanetini dahi sadece bir kaç aydın görebiliyordu.
Türkiye Cumhuriyeti bu anlamda büyük bir şanssızlığa sahiptir.
Atatürk'ün devrimleri ve aydınlanma hareketi maalesef saraya biat ile geçmiş ve yoksulluğu kader saymış halkı uyarmaya yetmedi.
Türkiye Cumhuriyeti Fransız Cumhuriyetine nazaran farklı ve artı bir meziyeti bulunuyor.
Başta da dediğim gibi o meziyet çatışma şansıdır.
Fransız devriminde uygulanan Erdem Terörünün aksine kendiliğinden gelişen Erdem Çatışmasına sahiptir.
İlk defa yurttaş olan toplum yurttaşlığını yaşayarak sorgulamaktadır.
Tabi bu sorgulama her zaman doğru sonucu getirmez, çünkü Cumhuriyetin çalkantılı bir sistem olduğunu belirtmiştim, ancak sorgulama hüviyetini kazanmak dahi tek başına büyük bir erdemdir.
Bu erdem gelişmenin, kalkınmanın, değişmenin ilk adımı olmasıyla önemi de tartışılamaz.
Örneğin Cumhuriyet olmasaydı komünist olamayacak veya olsam dahi anlamsız olacaktı.
Bir milliyetçi kendi liderine oy kullanamayacak veya kendisi lider olamayacaktı.
Bir dinci fabrika, banka sahibi olamayacak, saray hizmetlisi veya tebaa olarak kalacaktı.
Aynı zamanda insanlar görüş belirtemeyecek, sorgulayamayacak, canıyla, emeğiyle sarayı beslemekle yükümlü olacaktı.
Özetle Cumhuriyet insanların ulaşabileceği son sistem değildir ama en önemlisidir.
Eğer toplum olarak bir yere varmak istiyorsak sürecini yaşamadan ölmemelidir.
Toplum sorgulamayı, üretmeyi, yönetmeyi öğrenmemişse, ilkel zaaflardan arınmamışsa, yeterli bilinç düzeyine erişmemişse ve kendini aydınlatamamışsa Cumhuriyete sahip çıkmak zorundayız.
Çünkü evrimin onu aşacak düzeye gelmemiştir...
-------------------------------------------------
Bölüm -4-
Sorun insanlarda olduğu için bu sorunun çok uzun vadeli de olsa ancak Cumhuriyette çözüm olacağını düşünüyorum.
İnsanlar Cumhuriyetten daha ileri bir sisteme geçecek kadar gelişmemiş, en azından yüzde doksanı için böyle.
Sorun gelişmekse ki, gelişmektir, bunu sağlayacak olan çatışma ve süreci en yoğun biçimde yaşamaktır.
Gelişmenin önünde bir sürü önemli engeller bulunuyor, elbette din bunun başında geliyor.
Ancak insanlarda bulunan kişisel zaaflar, bencillik, fırsatçılık gibi özellikler toplumsalcılık çıkarına evrilmediği müddetçe Cumhuriyet zaruridir.
Her sistemde kendine göre tutsaklık vardır, özgürlük sınırsız değildir.
İşte Cumhuriyetin önemi ve özelliği de burada kendisini gösteriyor.
Cumhuriyet daha ziyade kapitalist sistemdir, kapitalizmin baskı ve sömürüsü elbette onaylanmaz ancak onun itici bir rol üstlendiği gerçeğini de görmek zorundayız.
Eğer insanlığın bahsettiğim zaafları aşmasını istiyorsak itici güç olmadan mümkün olamayacağı anlaşılmalıdır.
Bu anlamda salt kapitalizmi yıkmak hiç bir anlam taşımıyor, aksine kapitalizm kendi sürecini yaşamak zorunda.
Fransız devrimi kralı, kralcılığı ve kilise hakimiyetini yok eden dünyada ilk toplumsal harekettir.
Diğer Avrupa devletleri ve İngiltere ilk defa karşılaştıkları bu toplumsal hareketin kendilerine de sıçrayacağı endişesiyle savaş da dahil çeşitli önlemler almışlardı.
Ancak geçen yüzyıllar içerisinde bu endişelerin yersiz olduğu görüldü.
Fransa'da devrimler, Cumhuriyetler ve diktatörlükler birbirini izledi.
Bir komutan olan Napolyon kendi diktatörlüğünü kurdu, daha sonra yıkıldı.
Cumhuriyetler kuruldu, yıkıldı, tekrar tekrar kuruldu.
Diğer Avrupa ülkeleri de benzer süreçleri yaşadı.
ABD bir bağımsızlık savaşı verdi hem de bugün kendisi gibi olan İngiltere'ye karşı.
Anlaşılacağı gibi sistemler, olaylar kendi sürecini yaşamadan ölmezler.
Ancak bu demek değildir ki, oturup kendi sürecini tamamlasın, onu bekleyelim anlamına gelmemeli.
Zaten isteseniz de oturup bekleyemezsiniz, etki-tepki diye bir gerçek var.
Bu yüzden Cumhuriyet etki-tepkinin en yoğun olduğu, ayrık otlarının ayıklandığı, bir sonraki sistemin alt yapısını oluşturduğu için önemlidir.
Bir sonraki sistem komünist literatüre göre sosyalizmdir, lakin sosyalizm gelse dahi eğer Cumhuriyet ömrünü tamamlamamışsa kendiliğinden geri Cumhuriyete dönülecektir.
Bu da başta dediğim gibi insanla ve koşullarla alakalıdır.
Ya insan gelişecek Cumhuriyete ihtiyaç kalmayacak ya da Cumhuriyet etrafında dönüp dolaşacaktır...
Zaten çökmüş olan feodalizm 1.paylaşım savaşında parçalanıp defnedilmiştir.
Kemal anti-emperyalist falan değildir
Çünkü anti-kapitalist değildir
Burjuva cumhuriyet emperyalizme eklemlenmenin adıdır.
Kemal, komünist m.suphilerin katili bir bonapart hayranıdır.
Stokholm sendromu yaşıyorsunuz.
Paris komününü bastırıp binlerce insanı kurşuna dizen, Thiers'e de güzelleme yapacaksınız utanmasanız.
Bugün 3 Mart 2021...
TBMM, 3 Mart 1924 günü çıkardığı kanunla halifelik denen makamı kaldırdı.
Başta ulu önder ATATÜRK olmak üzere, bu kararın alınmasını sağlayan herkesi saygıyla anıyorum.
https://pbs.twimg.com/media/EvkwUEGWQAAtR7E?format=jpg&name=large
https://pbs.twimg.com/media/EzpFrgHWEAIchl3?format=jpg&name=medium
https://pbs.twimg.com/media/E1uT7ZrWUAAQVUB?format=jpg&name=medium
https://pbs.twimg.com/media/E-A1TTqWEAYv8ri?format=jpg&name=medium
https://pbs.twimg.com/media/FC0LE8AWUAYQqWV?format=jpg&name=large
Sevgi, saygı ve özlemle...
https://pbs.twimg.com/media/FDzlcUTWUAQJ3Dc?format=jpg&name=large
ilahimasal
12-12-2022, 11:10
Şu tarikat denilen , bana göre kıllıların BARINAĞINDA ki magduriyetin ardından insanlar aralarında konuşuyorlar.
Bu kıllılardan her yerde var. Özellikle ticarette de mevcutlar. Bu kıllılar benim buralarda var ve mecburen iletişim halindede oluyoruz.
Geçen cumartesi gün bu kıllılardan biri ile son olayla alakalı konuşurken, kıllı ne yaptı etti konuyu Atatürk e getirdi ve onun döneminde , dönemin killılarınin mağdur edildiginden bahsetti.
Bende konuyu çokta geçmişe gitmeden osmalı tarihinde , saltanatın tepesindekilerin , aile içi katliamlarına getirdim ve sordum
" bu katliamların islamla alakası nedir " ? dedim
Bu kıllı ezberinde olan bir söylemle " devletin bekaasi için " dedi.
Bende hah işte Ataturkte devletin bekası için o kıllılari ipte sallandırdı dedim.
Kıllının biraz nutku tutulduktan sonra kendine geldi ve onun din adına devletle alakası yoktu yani dinsiz der gibi bir ima da bulundu .
Bende güldüm ve sırtımı dönüp gittim.
Beğenelim beğenmeyelim.
Yargılayalım yargılamayalım
Eleştirelim eleştirmeyelim
Atatürk konusunda hangi ıdeolojide olursak olalım , kazanılmış olanlardan vazgeçmeyelim diyorum.
Çünkü bu siyasal islamcı kıllı mahluklar, çok büyük tehlike arz ediyorlar.
Kemalistlerin yaptığı hatalar yüzünden kanalizasyon çukurundan dışarı fışkıran bu kıllilar siyasal islam karanlığına yol açıyorlar.
Türbanlı bir kadını aşşağılamak için konuşan bir kişiye " yapma çok ayıp " diyen bir kişiye , " neden destek vermiyorsun gibi bir ima ile Atatürkçü degilmisiniz dendiğinde !
" Bizler Ataturkü seviyoruz , Atatürkçüleri değil" diyen bir kadına rastladım.
Şaşırdım.
Baskoylu
12-12-2022, 15:24
Saygideger forum katilimcilari ve degerli dostlar.
Ulkemizde 12 Eylul cuntacilarindan Kenan Evren`in Askeri Fasist Diktatorlugu, "Demokrasinin Ozu" olarak gostermeye calismasi!!! hic kuskusuz 1923 lerden itibaren Turkiye`de uygulanan ve hayata gecirilen Fasizmin bir devamidir, ve ayni mantiga hizmet anlayisidir...
Turkiye`de Fasizmin gercek yuzunu hic kuskusuz Yoldas Ibrahim Kaypakkaya dogru tahlillerle aciga cikarmis ve bilimsel olarak tespit etmistir.
Saygideger bir dostun guzel yorumu ile buna biraz daha aciklik getirmis oluruz
Ülkemizde faşizm olgusu sürekli tartışılan konulardan başında gelmiştir. Türkiye devrimci hareketi gerek faşizmin tahlili, gerekse Türkiye'nin devlet yapısının faşizm olup olmadığı konusunda sürekli bir tartışma içinde olmuştur. Tüm tartışmalar faşizmin tahlili ve buna bağlı olarak bizim gibi ülkelerde faşizm sınıfsal niteliği, hangi sınıfların temsilcisi olduğu, faşizmin sürekli bir olgumu, yoksa gelip geçici bir olgumu olduğu konularıyla yakından ilintilidir. Ülkemizde faşizmi sadece MHP'le sırlayan anlayış az tartışılmadı. Yada faşizmi sadece askeri cuntalarla sınırlayan yaklaşımlar, parlamentonun varlığını faşizmle bağdaştırmayan teoriler ve değerlendirmelerin tümü ülkemizde faşizm tartışmalarının bir özeti niteliğindedir.
Faşizm olgusunu değerlendirirken, onun ortaya çıkış şartlarını ve sınıfsal dayanaklarını doğru bir şekilde izah edemediğimizde ebetteki yanlış sonuçlara varmamızda kaçınılmazdır. Faşizmin sınıfsal dayanakları ve temsil ettiği sınıfların emperyalist ülkeler ile yarı-sömürge ülkelerde aynılığını aramak elbetteki faşizm konusunda bazılarını yanlış sonuçlara götürecektir. Faşizmi değerlendirirken, tek tek ülkelerin özelikleri, tarihi gelişmeleri, farklı faşistleşme sürecine yol açmaktadır. Buda faşizmin değişik biçim ve yöntemlerine götürmektedir. ‘'Bütünsel diktatörlük (Almanya, İtalya), Faşist askeri diktatörlük (Bulgaristan,Yugoslavya, Japonya), dinsel faşizm (Avusturya, ispanya), Parlamentarizmin belli bir görünüm olarak kalması (Polonya, Macaristan, Finlandiya) vb ..faşist diktatörlüğün sınıfsal niteliğinde herhangi bir değişiklik yapmaksızın bu farklılıklar, sosyal-demokrasinin rolünün sınırlanması, reformist sendikaların tavsiyesi, ile onlardan bazı grupların çekilmesi ve yararlanılması derecesinde kendisini göstermektedir'' (Kom. Ent. faşizm tahlili s.158)
Bizim gibi yarı-sömürge yarı-feodal ülkelerde faşizm, komprador burjuvazi ve toprak ağalarının ortaklaşa diktatörlüğüdür. Bizim ülkemizde faşizm ‘kurtuluş savaşı sonrası' 1923 de ‘kurtuluş savaşına' önderlik eden Kemalistlerin iş başına gelmeleriyle devlet askeri faşist diktatörlüğe bürünmüştür. İbrahim yoldaş ‘'Kemalizm, komprador Türk büyük burjuvazisinin ve orta burjuvazisinin sağ kanadının ideolojisidir'' der ve devamla ‘'Kemalizmin faşizmle bağdaşması bir yana, Kemalizm bizzat faşizm demektir. Kemalist diktatörlük, askeri faşist bir diktatörlüktür'' tespitini yaparak, ülkemizdeki faşizmin sınıf karakterini açık olarak ortaya koymaktadır.
Bizim gibi ülkelerde faşizm süreklidir. Parlamentarizmin muhafaza edilmesi yada dönem dönem askeri darbelerle iş başına gelmesi faşizmin özünü değiştirmemektedir. Bu değişim sadece faşizmin dozunu artırmak veya biraz gevşetmekle alakası vardır. Ülkemizde egemen olan komprador burjuvazidir. Komprador burjuvazinin zayıflığı onu sürekli bir zora başvurmaya iter. Buna toprak ağalarının iktidara ortak olması ve feodalizmin sopa ve cebrinin de iktidara taşınması, faşizmin ülkemizdeki sınıfsal özünü tamamlar. Dolayısıyla bizim ülkemizde faşizm, Komprador burjuvazinin ve toprak ağalarının ortak diktatörlüğüdür. İbrahim yoldaş PDA'yla girdiği polemikte PDA'nın faşizm değerlendirmesine karşı Birincisi; ‘'Faşizm, herhangi bir emperyalist ülkede olduğu gibi tekelci burjuvazinin diktatörlüğü değildir; Türkiye'de ve Türkiye gibi yarı-sömürge, yarı-feodal ülkelerde faşizm, Komprador büyük burjuvazinin ve toprak ağalarının diktatörlüğüdür'' Dimitrov ‘'Sömürge ve yarı –sömürge ülkelerde aynı şeklide bazı faşist gruplar gelişmektedir. Ancak tabii ki bu, Almanya'da, İtalya'da ve diğer kapitalist ülkelerde görmeye alışkın olduğumuz faşizme benzemez. Buralardaki tümüyle özel ekonomik, siyasi ve tarihi koşulları incelemeli ve dikkate almalıyız. Söz konusu koşullarda faşizm kendine özgü biçimler almaktadır. Ve alacaktır.'' F. Karşı B.cephe s.142) Kaypakkaya devamla ‘'Ayrıca tekelci burjuvazinin komprador niteliği de bir kenara bırakılarak emperyalist ülkelerle yarı-sömürge ülkeler arasındaki son derece önemli ayrım çizgisini silmişlerdi. Bunun tabii sonucu da elbette, anti-faşist mücadeleyi şehirlerde, tekelci burjuvaziye karşı yürütecek bir mücadele olarak görmek ve köylülerin anti faşist mücadeledeki rolünü inkar etmekti. (veya en azından küçümsemekti. Revizyonist klik zaman zaman köylülerden de bahsediyordu fakat köylülerin anti faşist mücadeledeki rolünü küçümsüyordu.)'' İkincisi; ‘'faşizmin iktidara askeri darbe yoluyla geleceği düşünülüyordu ki, bu son derece sığ bir görüştü. Faşizm iktidara askeri darbe yoluyla gelebileceği gibi başka yollarla da gelebilirdi.'' Üçüncüsü; ‘'faşist diktatörlüğün parlamento ile asla bağdaşmayacağını yaydılar. Oysa, bugün en koyu faşizmin iktidarda olduğu bir yığın ülkede, mesela Endonezya'da, Güney Vietnam'da, Pakistan'da, Hindistan'da, İran'da, İspanya'da …..parlamento mevcuttur. Faşist klikler, parlamentoyu feshetmek yerine hem bu ülkelerdeki halk kitlelerini aldatmak bakımından, hem de dünya demokratik kamuoyunu aldatmak bakımından parlamentoyu faşizmin aleti haline getirmeyi menfaatlerine daha uygun görüyorlar.''(İK seçme yazılar s.352-53)
Dimitrov yoldaş faşizmin parlamentonun bir perde olarak kullanılmasını çok önceden göstererek şunları belirtir ‘'Tarihsel, toplumsal ve ekonomik koşullar, ulusal özellikler, hatta bir ülkenin uluslararası durumu, faşizmin ve faşist diktatörlüğün değişik ülkelerde değişik biçimlerde gelişmesine yol açmaktadır. Faşizmin geniş bir kitle dayanağı bulamadığı ve faşist burjuva kampın çeşitli grupları arasındaki mücadelenin keskin olduğu birtakım ülkelerde bu rejim, öncelikle parlamentoyu feshetme yoluna gitmez. Sosyal-demokrat partiler de dahil olmak üzere öteki burjuva partilerinin biraz meşruiyet elde etmelerine göz yumar. Başka ülkelerde eğer yönetici burjuvazi erken bir devrimin patlak vermesinden korkuyorsa, faşizmin sınırlandırılmamış olan siyasi tekelini kurar. Bunu ya hemen, ya da rakip parti ve gruplara karşı terör yöntemini ve kan kusmayı artırarak yapar. Kendi durumu özellikle açıklığa kavuşunca bu durum faşizmin, kendi temelini genişletmesini ve sınıfsal yapısını değiştirmeksizin açık terörist diktatoryayı kaba ve uydurma bir parlamentarizmle birleşmesini engellemez.'' (aktaran İK SE s.347)
Ülkemizde faşizmin sürekliliği, devrimci durumun sürekliliğiyle koşut halindedir. Devrimci durumu var eden koşullar, faşizmin de sürekliliğinin varoluş şartlarını belirler. Ülkemizde faşizm gelip geçici bir olay değildir. Faşizmin bir hükümet değişikliğiyle ortadan kalkacağını savunan anlayışla, faşizmi askeri darbelere bağlayan anlayışlar tamamen iflas etmiştir. Bu faşizmin sınıfsal tahlilini çözümlemeyen, devletin yapısını kavrayamayan, küçük burjuva anlayışların ürünüdür. Kaypakkaya yoldaş ‘'ülkemiz açısından çıkaracağımız dersler şunlaradır'' der şu doğru sonuçlara varır; ‘'Birincisi; Türkiye'de anti-feodal, anti-emperyalist cephenin sınıf muhtevasıyla anti-faşist cephenin sınıf muhtevası aynıdır. İçiler, köylüler, şehir küçük burjuvazisi, milli burjuvazisinin devrimci kandı. Bu sınıflar arasında birleşik cepheyi gerçekleştirme mücadelesi, aynı zamanda bizim şartlarımızda anti-faşist cepheyi gerçekleştirme mücadelesidir. (…..)
İkincisi; Türkiye'de anti-faşist iktidar mücadelesi aynı zamanda anti-emperyalist ve anti feodal iktidar mücadelesidir.''der (age s.347)
Ülkemizde faşizm bir darbe yada seçim yoluyla iş başına gelemedi. O ‘kurtuluş savaşı' sonrası askeri bir diktatörlük olarak iş başına geldi. Parlamentoyu bir maske olarak kullandı. Uzun bir dönem tek parti olarak ‘demokrasi' gösterisi sergiledi. 1946'lardan sonra burjuvazinin bir kanadının artan hoşnutsuzluğu, Kemalistleri çok partili bir döneme zorladı. DP"nin kurulmasıyla başlayan çok partili dönem, başka burjuva partilerin kurulmasını birlikte getirdi. Faşist diktatörlüğün resmi olarak temsilcileri olan partileri üzerinden çıkar çatışmalarının sürdüğü ülkemizde, orduya hakim olan kesim dönem dönem darbeler yaparak açık askeri faşist diktatörlüğe geçtiklerini ilan ettiler. 1960 darbesi bunlardan biridir. Burjuvazi kendi içindeki çelişkileri dahi dönem dönem şiddet yoluyla halletmeye gitmiştir. 1960 darbesiyle Demokrat parti yöneticilerinin tutuklanması ve ardından idam edilmeleri bunu gösteriyor. Keza halk muhalefetinin en çok ezildiği dönemde askeri faşist diktatörlükler dönemi olmuştur. 1971 ve 1980 askeri faşist darbeleri bunu açık örnekleridir.
Ülkemizde, parlamento her zaman faşizmin ayıbını örten bir incir yaprağı gibidir. Göstermeliktir. Karalar sürekli orduyla birlikte alınmakta, perde arkasında alınan kararlar, sadece parlamentoda göstermelik tartışılıp oylamaya sunulup yürürlüğe konmaktadır. Demokrasi adına partiler serbesttir. Ancak Türkiye'de kapatılan parti sayısı dünyanın başka ülkelerinde yoktur. Türk şovenizmiyle şaha kalkan faşizmin Kürt örgütlenmelerine ve legal partilerine karşı nasıl bir uygulama içinde olduğu açıktır. Kapatılan Kürt legal partilerinin bir çok yöneticisi katledilirken, bir çoğu yüksek cezalara çarpıtılarak yılarca cezaevlerinde tutuldu. Keza muhalif devrimci ve ulusal güçler göstermelik bağımsız mahkemelerde yargılanmakta, bazen beraat kararları da çıkmaktadır. Ancak faşizminin özel silahlı (kontrgerilla) güçleriyle devrimci ve ulusal muhalefet güçleri ortadan kaldırılmaktadır. Hala naaşları bulunmayan binlerce insan kayıptır. Yine yayın serbestliği vardır. Ancak bu yayınlar her an polis denetimde olduğundan istenilen zaman bu yayınlar kapatılmakta, büroları basılmakta, çalışanları tutuklanmakta ve onlarca yıl hapis cezasıyla cezalandırılmaktadır. Sonuç itibarıyla ülkemizde faşizme karşı savaşım içte; Komprador burjuvazi ve toprak ağalarına, dışta ise emperyalizme karşı savaşım vermektir.
Kahrolsun Emperyalizm onun canak yalayicilari Fasizm ve herturden gericilik....
Baskoylu
12-12-2022, 15:47
Hem Irkci, Milliyetci Fasist olacaksiniz!!
Hemde Sosyalist!!!!!!!!!
Yetmiyormus gibi, birde Kelimeyi yazmaktan korkup "GOMINIST" olmak istiyorum diyeceksiniz!!!!
Hem Dine karsi olacaksiniz!!!
Hemde Dinci yobozlarla ele ele vereceksiniz!!!
Turkiyede, Turkiye halklarin dusmanini savunacaksiniz!!
Hemde Halktan biri olacaksiniz!!!
Hem Irkci ve Milliyetci olacaksiniz!!!
Hemde Demokrat ve ilerici goruneceksiniz!!
1 Mayis Dunya Isci ve Emekci Bayramini kutlamak icin alanlara gidecek, Yuzunuz Kizarmadan Isci Marsini Soyliyeceksin!!
Hemde 1 Mayis Dunya Emekciler Bayramini Yassakliyan, 1 Mayis Bahar bayrami yapan Isci ve Emekci dusmanini SAVUNACAKSINIZ!!!!
Ataturk; Turkiye sinirlari icinde Soykirim yapmismidir? Yapmistir, kanitlarim.
Ataturk; Adolf Hitler ve Mussolini gibi Irkci Fasistlein Ustasi olup bunlari golgede birakmismidir? Birakmistir, Belgelerim.
Ataturk; Toplu katliam, Soykirim, Cinayet, Yargisiz Infaz, Idam ve toplu tutuklamalarin mimarimidir? Mimaridir, Belgelerim.
Ataturk; Halka yonelik hic bir Yenilik (Devrim) yapmadigi, Milli Burjuva Yenilikler (devrimler) yaptigini kanitlarim.
Ataturk; Kendi yaveri olan ve susturulmasi gerektigini bildiginden dolayi, Kellesi Koparildigi halde, Ayaklarindan Tandogan meydaninda asmismidir? Astirmistir, Belgelerim.
Ataturk, hic bir soylevi ve nutkunda Demokrasi, Sosyal Demokrasi veya Ilerici gibi bir cumle cikmismidir? hayir belgeliyen varsa buyrun...
Ataturk; Dinci yobaz nutuklari varmidir? Var, belgelerim....
Ataturk; Fasist Franco yu Yaptigi Katliamlardan Dolayi Tebrik etmismidir? Etmistir, Belgelerim.
Ataturk; Kendisine karsi cikan ve karsi gelen kim olursa olsun, Katletmismidir? katletmistir belgelerim.
Ataturk; Mustafa Suphi ve Yoldaslarini Hile ve yalanlarla Turkiye ye getirtirip hunarca katletirmismidir? ettirmistir, belgelerim.
Ataturk`un yandaslari ve en yakin arkadaslari Kendisi Gibi IRKCI, MILLIYETCI FASISIT YAPIYA SAHIPMIYDI? Sahipti. Belgelerim.
Ataturk`un ilerici ve aydin bir arkadasi varmiydi? yoktu. Irkci olmiyanlara yasam hakki tanimadi.
Ataturk`un kurdugu Cumhurriyet, yani Generaller Tayfasi ile 1946 ya kadar ASKERI FASIST DIKTATORLUKLE YENETILMISTIR.
12 Eylul Askeri Fasist Cunta... Kemalizmin kurdugu Cumhurriyetin yaninda ufacik bir kivilcimdir....
Sonuc olarak Kemalizm hakkinda, Belge, Kaynak, Delil ve Canli tanik olarak oldukca genis aciklamalar var... Bunlari curutebilecek Bilgi, Bilinc, Cesaret ve Yurek varsa... Bunlarin karsinda ezilmiyecek bir durusunuz varsa.. Hodro Meydan.
Yok degilse iyi bir dinleyici ve izleyici olmayi becerin...
KEMALIZMI SAVUNANLAR; Birakin Marksist, Leninist, Sosyalist, Sosyal Demokrat, Devrimci, Ilerici, Aydin olmayi....
Demokrat olmayi bile beceremiyecek kadar GIZLI IRKCI VE MILLIYETCI BIR YAPIYA SAHIP OLMAKTIR.
BIZ BUNA SOSYALIST MASKESI TAKIP OZUNDE FASIZME HIZMET EDEN SOSYAL FASIST OLDUKLARINI SAVUNURUZ.......
Saygi ve Insani Sevgilerimle