Orijinalini görmek için tıklayınız : '' Oraya Müdahale Etmek En Doğal Hakkımız '' mı ?
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Suriye’nin kuzeyinde bulunan 5 Kürt kentinin denetiminin 19-22 Temmuz tarihleri arasında Kürtler tarafından ele geçirilmesi üzerine ilk kez konuştu. Dün Kanal 24’teki Sansürsüz programına katılan Erdoğan, “Buradaki yapılanma oradaki Kürtlerin bir yapılanması olarak kabul edilemez. Oraya müdahale etmek en doğal hakkımızdır. Bu oluşuma eyvallah edecek halimiz yok” diye konuştu.
http://haber.sol.org.tr/devlet-ve-siyaset/kurt-ozerkligi-erdogana-suriyede-teroru-hatirlatti-haberi-57511
Haberin detayında da belirtildiği gibi '' oradaki yapılanma bizim için terör yapılanmasıdır , müdahale hakkımızdır '' diyor yahu farz edelim Suriye tamamen Kürt yönetiminin eline geçti adama demezler mi sanane yahu Ülkenin iç işleri seni alakadar etmez diye ?
Sizce müdahale hakkımız mı ? yoksa Suriye ye dalmaya bahanemi arıyoruz ?
Olimpiyat
26-07-2012, 13:37
Hükümet dış politikada başarısız.Başarısız oldukça bunu örtbas etmek için kendisini daha da batağa saplayacak hareketlerde bulunuyor.
bursali68
26-07-2012, 14:56
Merhaba,
Komşuluk ilişkileri içerisinde " öneriler " götürülebilir , sorunların çözümüne katkı sağlaması amacı ile...Ancak bir ülkenin içişlerine " sebebp her ne olursa olsun " karışmak , karışmanın da ötesinde hem açıktan hem de belki de gizli kapaklı müdahale etmek hem son derece yanlış ,hem de son derece tehlikelidir...Hele ki bu ülkeler bizleri " arkadan vuranlar " ise...
Bir ara Çeçenistan'a açıktan yardım hamlesi yamıştı Türkiye...O noktada SSCB " hoooppp ağır ol da molla desinler " deyip PKK kozunu masaya yatırınca , kuyruğumuzu apış aramıza alıp geri çekilmek zorunda kalmıştık...
Ve bir devlet düşünün ki PKK ile senli benli olanlarla masaya oturacak , diğer taraftan , Suriye'de PKK nın tututuğu bölgeler için " höööt zööööt " diyecek...
Şaka gibi...!
Komple " Uluslarası " bir yaptırım veya müdahale olmadığı takdir de , ABD 'nin " DÜNYA Jandarmalığı " nın minyatürü olan " ORTADOĞU Jandarmalığı " na girişmemizin akıl ile mantık ile izah edilir bir yanı yoktur...
Bazıları şunu diyebilir...: Dibimizdeki olaylara sessiz mi kalalım...?
Dibimizdeki olaylara sessiz kalmamak = içişlerine müdahale, içerideki muhalif guruplara destek çıkmak ve Savaş narası atmak demek midir...?
Türkiye " Savaş Bezirganlığı " nı bir kenara bırakmalı...Yoksa her an " çocuğumuzu kucağımızda " bulabiliriz...
Saşlıcakla kalınız...
Bir ülkede oluşan bir tehdit ki bu ülke komşu ülke o zaman müdahele hakkımız elbette ki vardır.
Saygılar
Nevandaar
26-07-2012, 15:59
Suriyedeki bazı sınır şehirlerinin kürt gruplarınca ele geçirilip kurmaya çalıştıkları kürdistan bayrağını dikmeleri bizim için iç işlerimiz kadar önemli ve hakkımız kesinlikle. Ancak Tayyip Erdoğan'ın konuşmasının tribünlere oynamaktan ibaret olduğunu düşünüyorum çünkü daha en başından beri abd'nin suriyeye girmek istemesinin nedeni belli. Suriye'nin bir kısmının oluşturulmak istenen kürdistanın parçası olacağı net. Herşey bu kadar netken Tayyip Erdoğan Suriye ile savaşabilmek için canını dişine taktı.
Hedeflene büyüklükteki kürdistanın oluşturulabilmesi için ırak parçalandı, suriye parçalandı parçalanacak. Geriye artık Türkiye ve İran kalıyor. Bu 2 ülkeden zayıf halkanın da Türkiye olduğunu düşünürsek bol kanlı iç çatışmalara ufaktan hazır olsak iyi olur derim.
Bugün "Suriye'ye müdahale etmek doğal hakkımız" diyenler geçmişte Sovyetler Birliği'nin Türkiye'ye müdahale etmesine neden tepki gösterdiler acaba? Aynı mantıkla pekala S.S.C.B de çıkarları doğrultusunda bize müdahale edebilirdi. Bunun için de solcuların ve Türkiye'deki komünistlerin baskı altında olduğunu, yasaklandıklarını ve öldürüldüklerini öne sürebilirdi. Biz böyle bir şeyi kabul etmiyorsak Suriyeliler neden kabul etsin?
Olimpiyat
26-07-2012, 16:39
Bugün "Suriye'ye müdahale etmek doğal hakkımız" diyenler geçmişte Sovyetler Birliği'nin Türkiye'ye müdahale etmesine neden tepki gösterdiler acaba? Aynı mantıkla pekala S.S.C.B de çıkarları doğrultusunda bize müdahale edebilirdi. Bunun için de solcuların ve Türkiye'deki komünistlerin baskı altında olduğunu, yasaklandıklarını ve öldürüldüklerini öne sürebilirdi. Biz böyle bir şeyi kabul etmiyorsak Suriyeliler neden kabul etsin?
Böyle bahaneleri ileri sürmek yalnız Türkiye nin hakkıdır. Başka ülkeler aynısı yaparsa bir ülkenin iç işlerine karışmak olur:)
Maalesef acı ama gerçek bu.
Dinde ve milliyetcilikte mantik aranmaz.
Böyle bahaneleri ileri sürmek yalnız Türkiye nin hakkıdır. Başka ülkeler aynısı yaparsa bir ülkenin iç işlerine karışmak olur:)
Maalesef acı ama gerçek bu.
Erdoğan "büyük balık küçük balığı yer" mantığıyla hareket ediyor ama Suriye'ye reva gördüğü şeyin aynısının kendi başına da gelebileceğini, başka büyük bir balığın da kendisini yutabileceğini düşünmüyor. Sudan'da Somali'de insanlık soykırımı oldu ama oraya müdahale etti mi? Sudan ve Somali komşumuz olmadığı için mi? Yoksa Türk ordusunun askeri gücü buna zaten yetmeyeceğini bildiği için mi?
Madem demokrasi diyor o halde Suriyeli Kürtlerin kararlarına saygı duyması gerekmez mi? Kaldı ki Kürtler başkasının hakkına da el koymuyor, hakları olan ve yüzyıllardır yaşadığı topraklarda kendisine ait olanı geri alıyorlar, üstelik bunu yaparken Batının desteğiyle değil kendi kendilerine başarıyorlar. Asıl soru Kürtler bir devlet hak ediyor mu hak etmiyor mu? Üstelik Suriye ve Irak'ın I. Dünya Savaşı sırasında emperyalist İngiliz ve Fransız güçleri tarafından kurulmuş uydu devletler olduğu gerçeği bilindiği halde..
Hiçbir halt edemez. Hani Kuzey Irak'ta Kürt devleti savaş nedeniydi? Hani bizim kırmızı çizgilerimiz vardı? Pembe panjurlu evimiz olacaktı?
Artık Kuzey Irak bölgesel Kürt yönetiminin yanında Kuzey Suriye Bölgesel Kürt Yönetimi'ne de alışşak iyi olur. Belki birleşirler, ona da başka bir isim takarız. Benim için sakıncası yok da bölünmeyeceğiz diye yırtınanlar başka bir yandan bölünmeye hizmet ediyorlar.
Böyle bahaneleri ileri sürmek yalnız Türkiye nin hakkıdır. Başka ülkeler aynısı yaparsa bir ülkenin iç işlerine karışmak olur:)
Maalesef acı ama gerçek bu.
Bizdekiler terörist, aynının başka ülkelerdekiler yapınca muhalif. O da yetmezse özgürlük savaşçısı.
Suriye, Irak, İran ve Türkiye devletlerinin ortak korkusu ''Kürt devleti'' kurulması. Ahlak, sözlüklerde en basit tanım olarak doğru yanlış, haklı haksız algısı olarak geçer. Toplumdan topluma kültürel değişkenlik gösterdiği gibi sosyal sınıftan sosyal sınıfa da farklılık gösterir.
Konu başlığı açısından sınıfsal ahlak tarafını ele alalım. Maaş ile geçinen bir çalışan gelirini arttırmak isterse patron ile karşı karşıya gelir. Uzlaşmaz bir çelişki yaşanır. Çalışan için maaşına yapılacak zam çocukları ve eşi için daha insanca bir yaşam demektir. Çalışanın Bu talebi doğrudur ve haklıdır.. Patron için işçiye yapılacak zam kar oranının düşmesi ve acımasız piyasa koşullarında rekabet şansının azalması demektir. Daha az ücret patron için doğrudur.
Uzatmamak için konuyu buradan Kürt sorununa bağlamak istiyorum. Bağımsız bir kürt devleti kurmak Kürt halkının hakkıdır ve doğrudur. Kürt devletinin kurulması Söz konusu devletler ve Türkiye egemenleri için ya mevcut iktidarı paylaşmak veya hakimiyetindeki toprakların bir kısmını kaybetmek demektir. Bu nedenle engel olmak istemekte sınıfsal çıkarları doğrultusunda haklıdır, doğrudur.
Türkiye dahil Kürtlerin yaşadığı bölge devletlerindeki egemen olmayan emekçi halklar Kürt halkının bu talebi karşısında sınıfsal çıkarları, ulusların kendi kaderini tayin hakkı talebi doğrultusundadır.
Bu nedenle Suriye topraklarına müdahale etmek doğrudur derseniz, Türkiye egemen sınıfının çıkarları doğrultusunda karar vermiş olursunuz.
Tercih meselesi...
AlbatrosS
26-07-2012, 20:52
PYD dolayımında Suriye'ye müdahale ''meşrudur'' demek, 80 küsur yıllık otokratik şovenist ulus andavallığının dayattığı zihin kokuşmasından öte bir şey değildir. Cins, tür ve milliyeti n'olursa olsun bir birey, başka bir bölgede yaşayan başka bireylerin ''haklarını kazanmaları'' karşısında sevinç duymalıdır. En azından asgari standartlarda çalışan, makul ve sağlıklı bir ZİHİN böyle yapar. Yok şayet siz, yüzyıllara dayalı ''egemenlik ve sömürge'' ilişkilerini MAKUL VE NORMAL addeden, bu konuda zerre fikir yürütme ve sorgulama adabına ermemişseniz ''TECAVÜZÜ HAKKINIZ'' olarak görürsünüz. Görürsünüz çünkü Türklere ''hak'' olanın Kürde yahut başka bir etnisiteye ''hak olmadığını'' söyleyebilecek yeryüzünde AHLAKİ-POLİTİK bir düstur henüz mevcut değildir: Faşist ve zorba ULUS rejim jeostratejilerinden gayrı.
Osmanlıdan Tc'ye geçen 600 küsur yıllık ''egemen rejimlerin'' rahle-i tedrisatını içselleştirerek bugünlere gelmiş; ancak, son yüz yılda dünyada ahlaki-politik açılardan devasa altüst oluşlar olmuş; siz hala ''tehditse hakkımızdır'' diyeceksiniz...
Kendi etnisiten, kültürel ve siyasi egemenliğine ''hak olanı'' başkasına ''na-mümkün'' olarak tanımlarsan ve bunu da ''kan mücadelesiyle kazandığına'' atıf yaparak savunursan böyle düşünmen normaldir. Bakmayın ''normal'' dediğime. Kas ''gücü''nü, ussal ve analitik düşünme yetisinin öncesinde tutan, kas varlığını zihin varlığından önceleyen bir AKLIN normal olduğunu söyleyecek yeryüzünde bir tane psikatrist yoktur.
Sayın Saroz,
Kürtler için bir Kürt devleti kurulması gerekiyor ise yani kendileri için doğru olan bu ise ben buna karşı olan bir vatandaş değilim. Türkiye'nin güçlü olabilmesi için bence doğru olanı bütün olarak bir ülke olmak bu yüzden ayrı bir devlet kurulmasına sıcak bakmıyorum ama yine de yok Kürt devleti kurulmalı denilir ise olabilir. Ama olduktan sonra da iki devlet kardeş olarak yine birlikte yaşayabilmeli.
AlbatrosS sana gelince, tek sözüm. Artık şu içindeki önyargılı davranış şeklini kır.
GÜÇLÜ OLAN HAKLIDIR. Ancak daha düşmüş uçağının nasıl olup da düştüğünden habersiz olanlar, BOP denilen Amerikan tasarılarının eşbaşkanı olanlar, ancak AMERİKANIN dümen suyunda hareket ederler. BOP demek Ortadoğuyu oldukça fazla parçalara bölmek demektir. Sıra bize de gelecek Amerika zamanını kollamaktadır...
Merak etmeyelim. Suriyede hiç bir zaman tek başına, Amerikan dümeni geçerli olamayacaktır. Çünkü RUSYA oradan çıkmaz. Ancak Rusya ve Amerika aralarında anlaşırlarsa, işte o zaman durum değişebilir.
Bekliyoruz, göreceğiz...
Corpse Bride
27-07-2012, 02:57
üşenmez ve okursanız
http://www.globalresearch.ca/index.php?context=va&aid=29234
AlbatrosS
27-07-2012, 16:24
Sayın Saroz,
Kürtler için bir Kürt devleti kurulması gerekiyor ise yani kendileri için doğru olan bu ise ben buna karşı olan bir vatandaş değilim. Türkiye'nin güçlü olabilmesi için bence doğru olanı bütün olarak bir ülke olmak bu yüzden ayrı bir devlet kurulmasına sıcak bakmıyorum ama yine de yok Kürt devleti kurulmalı denilir ise olabilir. Ama olduktan sonra da iki devlet kardeş olarak yine birlikte yaşayabilmeli.
AlbatrosS sana gelince, tek sözüm. Artık şu içindeki önyargılı davranış şeklini kır.
Senden bir sonraki mesaja bakarsan anlarsın... Ki böyle düşünen yalnızca ulusalcılar değil; neo-muhafazakar ''derin stratejistler'' de. Bu şark kurnazları nasıl ki Irak Kürdistanı'nı tanımak zorunda kaldı onca ''hamasi lafa rağmen'' aynı şeyi böyle giderse Suriye Kürdistan'ı için de yapmak zorunda kalacaklar.
Ha bir çılgınlık edip PYD dolayısıyla maceraya girmeye kalkarlarsa başta Türkiye Kürtleri olmak üzere O. Doğu'daki tüm Kürtlere savaş ilan etmiş olurlar. Bunu da kaybedecek çok daha fazla şeyi olan Türkiye burjuvazisi düşünsün artık.
spartacus
30-07-2012, 12:58
http://www.hurriyet.com.tr/planet/21100428.asp
Sormak ve paylaşmak istediğim düşünceme en uygun başlığın bu olabileceğini düşündüğüm için buraya yazmak istedim.
Sizce, ülkemiz nereye doğru gitmekte? Önce hala belirsizliğini koruyan uçağımızın düşmesi, sonra Suriye'deki olaylar, sonra doğu illerimizde artan şehit haberleri, Bakanımızın Kerkük'e ziyareti...
Rusya, tüm BM toplantılarında Suriye'ye müdaheleyi veto ediyor ama sonrasında Esad'ı sevmeyiz deniliyor.
Görmediğimiz çok şey vardır, oluyordur lakin dünya nereye doğru gitmekte acaba? Bir sürü şey var. Bunların hepsi birer bulmacanın parçası. Lakin bunları bir türlü birleştirmekte zorlanıyorum. Bir yandan, savaş çıkacak diyorum ama bir yandan da mümkün değil diyorum. Ülkemize yapılan her yatırım, savaş çıkmayacağının bir göstergesi değil midir?
Sizce, ülkemiz nereye doğru gitmekte?İyiye gitmediği aşikar sevgili yergin , tüm Turttaşlarını kucaklayacağını söyleyen iktidar sarhoşu Hükümetimizin iç/dış başarısızlıkları sayesinde konu komşudan korkar , şüphelenir olduk .. Halkı birbirine kırdıracaklar bu gisişle hakikaten kucaklandık !
Faşizm doruk yaptı.
Sağduyulu olup Vatandaşın bu gidişe bir dur demesi gerekiyor ,ancak ben o kadar olumlu düşünemiyorum ..
Açık bir şekilde batıyor.
Sıfır sorunlu komşu ilişkileri dendi, sadece 6-7 ayda neredeyse tüm sınır komşularımızla sorunlarımız oldu.
Ekonomi programlarında hep toz pempe tablolar çizildi, işsizliğin azaldığını, istihdam verilerinin diğer yıllara nazaran patlama yaşadığını, ülkede hergün fabrikalar, atolyeler açılıyor havası verildi - medya ise bunları o kadar "inandırıcı" biçimde yansıttı ki; bir ara halk gerçekten cebine para giriyor sandı!
Ve, pembe toz bulutları dağılmaya başlayınca; artık herşey günyüzüne çıkmaya başladı.
Bir ülkede; ne kadar özgürlük - demokrası vaadlerinde bulunursanız bulunun - o ülkenin halkı her zaman cebine giren ve çıkana bakar!
Bu dünyanın heryerinde böyledir.
Son zamanlarda gelen zamlar, maneviyatı sarsan askeri gündem, milli şuuru zedeleyen gelişmelerden sonra; eğer hala inanların varlığına inanıyorsa hükümet tabiki dış gündem konularında ahkam kesmeye devam edecek.
Geçenlerde bir ingiliz gazetesi köşe yazarı ; sayın başbakan için " gürlüyor , ama yağmıyor. " demişti.
İşte bende konu başlığını bu kelimeye bağlamak istiyorum.
Zaten kendiside bizim hiçbir hakkımız olmadığının farkında; Türkiye Cumhuriyeti 90 küsür yıllık tarihinde hangi ülkenin topraklarına göz dikmiş ki! Onunkisi sadece okulda dayak yiyen çocuğun " çıkışta gel çıkışta gel " serzenişleri :)
Başbakanı çok takmayın, çünkü kaale alınacak bir şahsiyeti yok.
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Suriye’nin kuzeyinde bulunan 5 Kürt kentinin denetiminin 19-22 Temmuz tarihleri arasında Kürtler tarafından ele geçirilmesi üzerine ilk kez konuştu. Dün Kanal 24’teki Sansürsüz programına katılan Erdoğan, “Buradaki yapılanma oradaki Kürtlerin bir yapılanması olarak kabul edilemez. Oraya müdahale etmek en doğal hakkımızdır. Bu oluşuma eyvallah edecek halimiz yok” diye konuştu.
http://haber.sol.org.tr/devlet-ve-siyaset/kurt-ozerkligi-erdogana-suriyede-teroru-hatirlatti-haberi-57511
Haberin detayında da belirtildiği gibi '' oradaki yapılanma bizim için terör yapılanmasıdır , müdahale hakkımızdır '' diyor yahu farz edelim Suriye tamamen Kürt yönetiminin eline geçti adama demezler mi sanane yahu Ülkenin iç işleri seni alakadar etmez diye ?
Sizce müdahale hakkımız mı ? yoksa Suriye ye dalmaya bahanemi arıyoruz ?
Yaklasik bir yil gecmis basligin uzerinden, gelinen noktada neler oldu bitti gozden gecirmek gerek..
Ahmet Altan'dan bir yorum;
http://www.haberdar.com/papagan-makale,836.html
Dusun, tasin, b'ktur isin.
Esad: Trump vaatlerini gerçekleştirirse doğal müttefikimiz olur.
Portekiz'in RTP kanalının sorularını yanıtlayan Esad, "Henüz Trump'ın ne yapacağına dair bir şey söyleyemeyiz. Ama eğer teröristlerle savaşacaksa tabii ki müttefikimiz olur. Rusya, İran ve diğer pek çok ülke gibi doğal müttefikimiz olur" ifadelerini kullandı.
'Başa çıkabilir mi?'
Kanalın sorularını İngilizce yanıtlayan Esad, Trump'ın Suriye'ye yönelik açıklamalarına dair "Söyledikleri umut verici ama bunları gerçekleştirebilir mi? Ülkenin yönetimindeki karşıt güçlerle, ana akım medyada ona karşı çıkanlarla nasıl başa çıkacak? Bu yüzden sözlerini tutup tutamayacağını bilmiyoruz. Bu yüzden Trump'ı yargılarken çok dikkatli davranıyoruz" dedi.
Esad ABD'yi "Onlar kendini dünyanın polisi ve yargıcı sanıyor. Ama değiller" sözleriyle eleştirdi.
Donald Trump, geçen hafta Wall Street Journal'a verdiği söyleşide "Suriye'ye dair pek çok kişiden farklı düşünüyorum. ABD Esad'a saldırırsa Suriye rejimiyle savaşa girmiş olur" demişti.
http://www.bbc.com/turkce/haberler-dunya-37995620
TSK'nin 8 üssü kuşatılmışken Suriye İnsan Hakları Gözlemevi (SOHR) duyurdu: "Türkiye, İdlib'e bin 250 askeri araç ve 5 bin asker soktu." Türkiye'nin 12 gözlem noktasından sadece 4'ü kalırken bir hafta önce 7 asker ve 1 sivil personel, Suriye'nin topçu ateşi sonucu yaşamını yitirmişti.
Rusya Federal Ajansı (RIAFAN), geçen hafta İdlib çıkmazına yönelik birbirlerini bütünleyen 2 haber yayımladı. Birinde; "Türkiye'nin İdlib'i teröristler için vahaya dönüştürdüğü ifade ediliyor, diğerinde ise Erdoğan'ın el Nusra'yı kurtarmak için TSK'yi ateşe attığının altı çiziliyordu.
"Tükiye'nin Suriye'de ne işi var?" Aslında soru 2011'den geliyor. Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi raporuna göre İdlib, Afganistan'ı bile geride bırakan dünyanın en büyük radikal İslamcı çöplüğü. Çöplüğün en büyük etkeninin Erdoğan iktidarı olduğunu artık tüm dünyanın dilinde.
Defalarca yazılıp klişeye dönüştü. Neo Osmanlıcılık, Halifelik tutkusu, Müslüman Kardeşler aşkı ve Esad'ı devirme takıntısı çöplüğün yaratılmasının en büyük nedeni. Türkiye'nin oynadığı kumar henüz Suriye'de iç savaş hızlandığında kaybedilmeye başlamıştı. Geri adım atılmadı. Artık karılacak kart yok!
Şüphesiz, ‘şahsa' ait kumarın bedeli olacak. Ama bunu, Türkiye halkları ödeyecek. Dimyata pirince giderken eldeki bulgurdan olmak budur. "Türkiye'nin, orada ne işi var?" sorusunun, ne İhvancılıkla, ne halifelikle ne de neo Osmanlıcılık ile ilgisi kalmadı. AKP iktidarı da yaklaşan büyük tehlikenin farkında.
İdlib nüfusu, savaş öncesi yaklaşık 1.5 milyonken rejimin ülkeyi, cihatçılardan arındırmaya başlaması ile farklı bölgelerden ittiği radikaller ve aileleriyle 3 milyonun üzerine çıktı. Bu, Hatay'ın paralelindeki resmi olmayan küçük bir El Kaide devleti demekti.
Şimdi bu devlet ya da cihatçı çöplüğü, Türkiye'ye taşınmak üzere. CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu, 18 Ocak'ta Parti Meclisi'ndeki konuşmasında, "Öncekiler masum Suriyelilerdi. İdlib'den gelecekler, eli kanlı terör örgütü üyeleri. Bu bir milyon kişi gelirse asıl felaket yaşanır" diyordu.
‘1 MİLYON YÜRÜYOR'
İktidar ve medyasının tepkisini çeken konuşma, ne alandaki gerçeklik ne de BM raporu ile çelişkiliydi. Ağustos'ta İdlib'den 10 binler Türkiye sınırına itildi. Sayı, Aralık'ta 312 bine ulaştı ve 2020'nin ilk ayında 480 bin oldu. Erdoğan geçen hafta ağzından baklayı çıkardı: "1 milyon sınırımıza yürüyor."
Türkiye sınırında biriket evler ve çadırlar kurulurken cihatçıların çektiği videolar yansıyor. Hatay, Altınözü'nde sınır duvarını merdivenle aşanlar Türkiye'ye geçiyor. Türkiye'ye Reyhanlı, bitişiğindeki Atme Kampı'ndan giren çıkan belirsiz. İstihbaratın, emniyet birimlerinin ‘kimlere', ‘hangi amaçla' yol verdiği meçhul.
Güncel göç verileri, Suriye'ye komşu şehirlerin değişen demografisini gösteriyor. Mülteciler Derneği'nin, Şubat başındaki raporu çarpıcı: Hatay'ın yüzde 27'si Suriyeli. Reyhanlı'daki sayı Türkiye nüfusunu çoktan katlamış durumda. Antep'in yüzde 22'si, Kilis'in ise, yüzde 81'i mülteci.
MAALESEF PEŞAVER GERÇEĞİ BU!
Şimdiye kadar eğitim, kültürel ve halkların entegrasyonuna yönelik hiçbir yaklaşım sergilenmedi. Suriyeliler, iktidar tarafından iç kamuoyunda bir merhamet, Avrupa ilişkilerinde para unsuru ve Esad'a karşı potansiyel savaş malzemesi olarak görüldü.
Cihadizm ve göç konusu ile toparlayalım.
İdlib içindeki sınır yerleşimi kalıcı olmayacak. Rusya destekli rejim, İdlib'in her karışını Türkiye'ye doğru itmeye kararlı. Libya'ya cihadist transferi ve Afrin'e aktarılan nüfus sınırlı. Erdoğan, İdlib konusundaki ‘B planını', ‘1 milyon' ifadesi ile ısıtıyor. Başka çaresi de yok!
Dimyat'ın ötesinde. Şam'a giderken Hatay'dan olmak bu! Ekonomik bedel ağır olacak. Bunun yanı sıra ülke, AKP iktidarı gitse de yıllar boyunca, miras bıraktığı gerçekle uğraşacak: "Radikal İslamizm. Üstelik radikallerin ‘satılmışlık' hissi ile silahlarını Türkiye'ye döndürmeleri mümkün. Yenildikçe nefret üretiyorlar. Yayımladıkları bir görüntüde sadece Suriye bayrağını değil Türk bayrağını da ayakları altına aldıkları görülüyor.
https://www.birgun.net/haber/sam-a-giderken-hatay-i-kaybetmek-287313