PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : İnsanların evrimi sona mı ermiştir? İnsan üzerinde Evrim Mekanizmaları nasıl işler?


Ahlaksız
28-07-2012, 14:30
Sayfamız okurlarından pek çoğunun aklında İnsan'ın Evrimi'nin durduğuna dair bir yargı var, sayfamız okurlarından Sayın Fatih Sezer'in aşağıdaki yorumunda ve diğer pek çok okurumuzun yorumlarında bunu görebiliyoruz:

doğal seçilim insan için bitti (en azından şimdilik) geriliyoruz..

Bir diğer üyemiz olan Sayın Gökberk Türkdoğru da şöyle sormuş:

İnsanoğlu evrimsel sürecin dışındamı kalmıştır bu noktadan sonra artık insanlığın evrimleşebileceğini düşünmüyorum çünkü doğadan ve evrim mekanizmasının işleyebileceği tüm olgulardan uzak ve soyutlanmış duruyoruz tüm bunlara karşın evrim bir yolunu bulup işler mi yada tersine evrim mümkün mü?

Evrim Ağacı olarak bu yanlış anlaşılmayı gidermek üzere şöyle bir açıklama yapmak istiyoruz:

Sayın okurlarımız ve kafası bu konuda karışık olan tüm arkadaşlarımız,

Bu konu gerçekten açıklaması biraz güç olmakla birlikte, çok düzgün modellemeler ve varsayımlar yapılarak takip edilmesi ve incelenmesi gereken bir konudur. Biz de elimizden geldiğince bunu yapacağız. Ancak bunu anlamak için, öncelikle Evrim Mekanizmaları'nı çok iyi anlamış ve öğrenmiş olmak gerekiyor. Bu sebeple, Evrim Mekanizmaları yazı dizimizi okumadan devam etmemenizi önemle tavsiye ediyoruz. Aşağıdaki bağlantılardan tek tek tüm mekanizmalara ulaşabilirsiniz:

Genel Bakış: https://www.facebook.com/note.php?note_id=174992825892134
Doğal Seçilim: https://www.facebook.com/note.php?note_id=175101942547889
Yapay Seçilim: https://www.facebook.com/note.php?note_id=175157255875691
Cinsel Seçilim: https://www.facebook.com/note.php?note_id=166897600034990
Gen Akışı (Göçler): https://www.facebook.com/note.php?note_id=175328059191944
Genetik Sürüklenme: https://www.facebook.com/note.php?note_id=175386285852788
Mutasyonlar: https://www.facebook.com/note.php?note_id=175667392491344

Şimdiye kadar, bildiğimiz kadarıyla, evrimin kurallarını ve vahşi doğadaki işleyişini bozan veya en azından aksatan tek bir canlı hayata gelmiştir, evrimleşmiştir: İnsanoğlu (Homo sapiens veya kimi kaynağa göre Homo sapiens sapiens). Bütün canlıların birbirlerine çeşitli üstünlükleri vardır: Hızlı koşabilme, yükseklere tırmanabilme, kıvrak olma, 360 derece görüşe sahip olma, güçlü pençeler, durdurulamaz bir çene gücü, ölümcül zehirler, keskin dişler, sivri iğneler ve daha pek fazlası. İnsanın ise, diğer hayvanlara göre çelimsiz ve zayıf görünüşünün arkasında, çok güçlü bir silahı vardır: Zeka. Evrimsel süreç dahilinde, insanın en geliştirdiği silahı, zekası olmuştur. Zekanın, bilincin, düşüncenin nasıl evrimleştiğini pek çok diğer yazımızda açıklamıştık, bunlar için, aşağıdaki bağlantıları okumanızı tavsiye ediyoruz:

Zekanın Evrimi: https://www.facebook.com/note.php?note_id=166678153390268
Zekanın İleri Gidişi: https://www.facebook.com/note.php?note_id=174665895924827
Zekayla İlgili Yanılgılar: https://www.facebook.com/note.php?note_id=174667295924687
Bilincin Evrimi: https://www.facebook.com/note.php?note_id=167095816681835
Düşüncenin Evrimi: https://www.facebook.com/note.php?note_id=165702213487862

Peki neden insan? Aslında insan olmak zorunda değildi. Bir devekuşu da zekasını geliştirebilirdi ve hala, evrim sonucunda, bundan binlerce yıl sonra -soyları tükenmezse- zeki devekuşları görmeyeceğimizi kimse iddia edemez. Fakat zekanın gelişimini tetikleyen bazı unsurlar vardır; bunlara yukarıda verdiğimiz yazılarda ayrıntısıyla değindik, burada değinmeyeceğiz. Zeka gibi bi unusurun evriminde karşılıklı evrim (co-evolution) kavramı gerçekten önem arz etmektedir. Bunun gerekliliklerini sağlayabilen veya doğa koşulları tarafından sağlanmasına zorlayan herhangi bir canlı da beyin kapasitesini ve dolayısıyla zekasını geliştirebilecektir. Burada unutulmaması gereken nokta, "ihtiyaç"tır. Uçmak, insanlar için oldukça faydalı gibi gözükebilir. Ancak doğada, insan denen hayvan türünün uçması için hiçbir sebep yoktur; üzerinde bu konuda bir baskı da yoktur. Dolayısıyla insanlar, uçabilecek şekilde evrim geçirmemişlerdir. Diğer hayvanların da, ileri zekalara ihtiyacı olmayabilir ve yoktur da. İşte buna, trade-off ilkesi denir ki buna da şu yazımızda değinmiştik:

Trade-Off: https://www.facebook.com/note.php?note_id=167540773304006

Diğer canlıların neden bizim gibi zekaya ihtiyacı olmadığını kavrayabilmek için, beyni veya belirli bir sinir sistemi olan her canlının, göreceli olarak az veya çok bir zekaya sahip olduğunu anlamak ve "otomatik içgüdü" gibi uydurulmuş kavramların bilimsel geçerliliği olmadığını, her canlının içgüdüleriyle değil, kendi zeka düzeyleri dahilinde hareket ettiklerini kabul etmek gerekir. Bu anlaşılabilirse, geri kalan pek çok noktayı anlamak çok daha kolay olabilecektir.

Arkadaşlarımızın ileri sürdüğü ve doğada gözleyebileceğiniz üzere, insan zekası, Evrim'i bir nevi "alt" edebilmiştir. Gittikçe gelişen teknolojimiz, doğal şartlarının en azından bir kısmını istediğimiz gibi kontrol edebilmemizi sağlar. Soğuk, sıcak, yağmur, kar, vahşi hayat… Bunların hemen hiçbiri bizi etkilemez veya diğer canlılardan çok daha az etkiler. Hiçbir zaman soğuktan donarak yok olan bir Rus köyü görmezsiniz veya görseniz bile çoğunlukla bu zamanlama hatalarından kaynaklanır. Ya da sıcaktan kavrularak yanan bir Afrika kabilesi... Çünkü soğuktan donmakla karşı karşıya kalan bir Rus kabilesi, ilk uçağa atlayarak San Diego’nun sıcak kumlarına kendini atabilir. Ya da yeterli imkanı olan bir Afrika kabilesi, ilk uçakla İngiltere’ye giderek yağmura doyabilir. Bu da, Evrim Mekanizmaları'ndan yalnızca biri olan Doğal Seçilim’in, bizde, diğer canlılar gibi işleyememesine sebep olmaktadır. Bunun sonucunda, vahşi hayatta olduğu gibi bir Doğal Seçilim baskısı altında çok nadir durumlar haricinde asla kalmayız. Bu nadir durumlara, teknolojimizin yetmediği her konu girebilir: viral hastalıklar, bakteriyel hastalıklar, önüne geçemediğimiz doğa olayları (volkanlar, göktaşları, depremler, tsunamiler) vb.

Vahşi doğada ise, Evrim Mekanizmaları ve Türleşme yazı dizilerimizde ayrıntısıyla anlattığımız gibi, çok ciddi bir Doğal Seçilim baskısı vardır. Bunun sonucunda o canlıların Doğal Seçilim'e bağlı olarak geçirdikleri evrim bizimkine kıyasla oldukça hızlıdır. İşte burada, kalınla yazdığımız kısımlardan da çıkarabileceğiniz üzere, çok önemli bir noktayı kavramak gerekmektedir: İnsan türü üzerinde Doğal Seçilim'in etkisi vahşi doğadaki gibi olmayabilir; ancak Evrim'in tek mekanizması Doğal Seçilim değildir! Üstelik Doğal Seçilim de, insanlar üzerinde farklı şekillerde ortaya çıkarak işlemektedir. Şimdi bunları biraz açalım:

İlk olarak, madem ondan başladık, Doğal Seçilim'in değişmiş etkilerine bir göz atalım: Dediğimiz gibi günümüzde her ne kadar vahşi doğa koşullarına göre Doğal Seçilim üzerimizde işlemese bile, teknolojimizin, bilgilerimizin veya kaynaklarımızın yetmediği pek çok durumla karşılaşırız. Hemen hemen her sene Dünya'nın herhangi bir yerinde en az 1 tane vahşi doğa olayı gerçekleşir; volkanlar patlar, depremler olur, tsunamiler meydana gelir. Bunların çoğundan teknolojimiz sayesinde kurtulabiliriz; ancak bazı insanlar için durum öyle olmayabilir. Burada, yine de kısıtlayıcı bir etmen girmektedir: İnsan türü, çok hızlı üreyen ve çok karışık bir popülasyondur. Dolayısıyla, örneğin bir depremden, kimi avantajla kurtulan biri üreyerek kendindeki bazı genleri, depremle ilişkili olmasa bile yavrularına daha çok aktarabilecektir. Bu da Evrim'i az çok tetikler. Ancak dediğimiz gibi, teknolojinin ve karışık popülasyonun etkileri dahilinde, bu ufak genetik sürüklenmeye bağlı etkiler dengelenir ve susturulur.

Ancak unutmamak gerekir ki, insan vahşi doğadan gelen bir hayvan türüdür. Bu sebeple, her ne kadar kimi siyasi ideoloji bunu reddedecek sebepler ileri sürse de, insanın kendisine uygun olarak hissettiği ve benimsediği ideolojik sistemler, genellikle vahşi doğanın yorumlamaları (interpretation) olan sistemlerdir. İnsanlık tarihinin sürece en geniş kısmında, para olarak isimlendirilen olgunun egemenliği görülür. Para, insanlar arasında yepyeni bir Doğal Seçilim'e sebep olmuştur. Günümüzdeki kapitalist düzenden ötürü, para bir nevi "gen" gibi işlemektedir ve bu geni "güçlü" olanlar, bazı istisnalar göz ardı edilirse "başarılı" (fitness'ı yüksek), "zayıf" olanlar ise "başarısız" (fitness'ı düşük) konumda kalmaktadır. Bunu memetik (kültür ve edinilmiş bilgileri genetik kalıtım ve aktarıma benzer bir şekilde açıklayan bilim dalı) açısından açıklamak mümkündür. Fakat kavramlara boğulmadan baktığımızda, paranın güçlü bir seçilim unsuru olduğunu görmekteyiz. Örneklememiz gerekirse, çok paraya sahip olan biri, bir volkan patlamasından kolayca özel jetlerle kaçabilirken, fakir biri devlet gibi kurumların desteği olmaksızın uçağa binip teknolojiden faydalanamayacağı için elenecektir. Veya ezngin biri bilgiye kolayca erişip, kendini eğitebilecekken, fakir birinin bilgiden uzak kalması sonucu gelen cahiliyet, bilgi teknolojileri döneminde zayıf kalacak ve fakir bireyi öyle ya da böyle eleyecektir. Benzer şekilde, doğaya gelmiş en ciddi üstünlüklerimizden biri olan tıbbi kurumlara erişimi zor olan biri (fakirlikten olabilir), kolay olan birine göre çok daha kolay elenecektir. Günümüzdeki sistem ne kadar iyi veya kötü olursa olsun, var olan budur ve bilim insanları olarak bizim yapmamız gereken bu sistemin sonuçlarını ve bu sistem dahilindeki durumları incelemektir. Siyaset bilimci kimseler, sistemi değiştirmeye çabalayabilirler, bu bizim işimiz değildir. Ancak görmemiz gereken nokta; bu sistemin Doğal Seçilim'i farklı yöntemlerle yorumlayarak hayatımıza dahil etmesidir. Üzerinde ayrıntılı düşünen bir birey, Doğal Seçilim'in hayatımızdaki etkilerine pek çok örnek bulabilecektir.

Dolayısıyla, Doğal Seçilim hayatımızdan çıkmış değildir. Halen farklı mekanizmalarla, etkisini yitirmiş ve dolaylı da olsa halen ciddi bir biçimde bizleri etkilemektedir. Doğal Seçilim'in etkilerinin durduğu yanılgısı, temel olarak siyasi ideolojilerin diktelerinden veya insan ömrünün Evrim'i ve Doğal Seçilim'in etkilerini gözleyemeyecek kadar kısa olmasından kaynaklanmaktadır. Burada şu nokta iyi anlaşılmalıdır: İnsan zekası, düzgün kullanılırsa, Doğal Seçilim'i tamamen alt edecek şekilde işler başarabilecektir: kimi siyasi ideolojinin peşinde olduğu kavram budur ve bu ideolojilerin bir kısmı, "insan doğası" kavramını reddeder. Bu, bilimsel bir yaklaşım değildir: İnsan, bir hayvan türüdür ve çevreden, diğer canlılara göre daha fazla etkilense bile belirli sınırlar dahilinde bir "doğası" ve çok geniş bir "evrimsel geçmiş"i vardır. Bunları göz ardı ederek, insanı salt zeka unsuru bir canlı olarak düşünmek, bilimsel düşünceyi sınırlandırmak olacaktır. Bunu, yukarıdaki zekayla ilgili yazılarımızda da açıkladığımız gibi, daha üst zekaya sahip bir hayali varlığı düşünerek anlayabiliriz: O canlı için, bizim tüm bu "karmaşık" gibi gözüken hareketlerimiz, "içgüdü" gibi bilim-dışı kavramlar gibi gelebilecek ve o canlı hareketlerimizde mantıksızlıklar görebilecektir. Düşebileceğimiz en ciddi hata, zekamızın Evrim'in en mükemmel ürünü olduğunu ve daha ilerisinin olamayacağını iddia etmek ve düşünmektir. Bu hataya düşen birinin bilimsel çerçevede kalması imkansızdır ve hayali iddialara kapılacaktır. Uzun lafın kısası, insanın bir doğası elbette ki vardır ve günümüze kadar insanın geliştirdiği siyasi ve ideolojik sistemler de bu doğayı yansıtmaktadır: Sosyalizm ve komünizm gibi sistemler insanın "sosyal bir hayvan" doğasını öne çıkarırken, kapitalizm gibi sistemler "vahşi ve rekabetçi" tarafını, anarşizm gibi ideolojiler ise "özgürlük ve bağımsızlık" doğasını ileri çıkarmaktadır. Bunların her birini doğal olarak karşılamak ve görmekte fayda vardır. Tabii ki sistemlerin olumsuz yanları eleştirilmeli ve düşünebilme yetimiz dahilinde düzeltilebildiği kadar düzeltilmelidir; ancak bazı kavramları düzeltmek adına bilimsel gerçekleri göz ardı etmek, düşülebilecek bir diğer ciddi hata olacaktır.

Bir diğer örnek de, Richard Dawkins'in Ataların Hikayesi isimli şaheser niteliğindeki kitabında da belirttiği gibi, vahşi insan kabilelerinde halen işlemekte olan, vahşi doğadaki ile aynı tip Doğal Seçilim'dir. Örneğin, bir Pasifik Adası kabilesinin atalarına ait kemikler adaya ilk ulaşan uzun boylu insanlara aitken, günümüzde adada yaşayan vahşi kabilelerin boyları oldukça kısadır. Bunun sebebi, kısa boyluluğun vahşi ormanlarda avantaj olmasıdır. Uzun boylular seçilerek elenmiş, kısa boylular ise avantajlı konuma geçmiştir.

Ayrıca elbette ki bu örnek haricinde, insanın vahşi doğada yaşayan eski ataları da, günümüzdeki tüm hayvanlarla benzer bir Doğal Seçilim baskısına sahiptirler ve bunun evrimimizde çok ciddi bir etkisi olmuştur. Şu anda konumuz modern insanların günümüzde geçirdikleri evrim olduğu için buna değinmiyoruz.

Bu konuda söylenebilecek çok şey var; ancak vakit kaybetmeden ve uzatmadan devam etmeliyiz. Doğal Seçilim'i bir yana bırakırsak, zaten insan evriminin durmadığını bize haykıran daha bir dolu mekanizma vardır. Bunlardan bir sonraki Yapay Seçilim'dir. Ancak bu mekanizma da, üzerimizde doğadaki gibi işlememektedir; çünkü Yapay Seçilim için, seçilim yapan bir diğer canlı gereklidir. Burada, bizi seçebilecek kadar doğaya hakim bir diğer canlı yoktur. Ancak bu noktada da, yine Yapay Seçilim'in dolaylı uygulamalarına değinebiliriz: İnsanın diğer insanlar üzerinde uyguladığı Yapay Seçilim. Bu kavram da çok farklı şekillerde karşımıza çıkabilmektedir. Örneğin Darwin'in oğullarından Leonard Darwin, öjeni kavramını ileri sürmüştür. Bu kavrama göre, hangi insanların kimlerle evlenip çocuk sahibi olacağına bir kurum karar verecektir ve bu sayede, en zekiler en zekilerle çiftleştirilerek çok daha ileri zekaya sahip bir insan türü elde edilebilecektir. Bu her ne kadar teknik olarak doğru olsa da, etik ve mantıksal sebeplerle Charles Darwin'in hayatı boyunca katiyet ve ciddiyetle reddettiği gibi reddedilmelidir. Bunun tartışması başka bir yazıda yapılabilir. İnsan içi Yapay Seçilim ile ilgili çok ayrıntılı bir yazıya aşağıdaki bağlantdan ulaşılabilir:

http://davidrothscum.blogspot.com/2009/12/age-of-artificial-human-selection.html
http://armchairprehistory.com/2011/03/22/domesticating-humans-by-artificial-selection/

Örneğin yukarıdaki kaynakta da görülebileceği gibi, ilk çiftçiler, kendi aralarından sadece en sakin tavırlara sahip olanların çiftleşmesine izin vererek, çiftçilerin hep sakin bireyler olmasını sağlamak hedeflenmiştir. Benzer şekilde askerler veya savaşçılar da en güçlü yapıdaki insan bireylerinin birbirleriyle çifleştirilmesiyle elde edilmeye çalışılmıştır. Bunların hepsinde Yapay Seçilim'in büyük rolü olmakla birlikte, yine memetik kavramlarla da açıklanabilir: Askerliğin ya da uysallığın avantajlı bir kavram olduğu fikri insanların aklına yerleştirilirse, fiziksel hiçbir müdahale olmadan insanların mem kavramları dahilinde bu mesleklere ya da davranışlara yöneltilmesi sağlanabilir. Bunların hepsi, insan üzerinde işleyen Yapay Seçilim'in sonuçlarıdır.

Böylece Doğal ve Yapay Seçilim'in insan üzerinde vahşi doğadaki anlamlarıyla işlemese bile, bir şekilde işlediğini görmüş olduk. Şimdi, gelelim Cinsel Seçilim'e. Bu konuda çok fazla söylenecek söz yok, çünkü Cinsel Seçilim, insanlarda en aktif şekilde işleyen mekanizmalardan biridir. Bunun izlerini geçmişte görmek mümkündür. Modern insanların (Homo sapiens) "ilk" örnekleri (her ne kadar böyle bir şeyden bahsedilemeyeceğini açıklamış olsak da, burada olabilecek en eski Homo sapiens bireylerden bahsediyoruz) sürekli olarak erkeklerde kaslı, ve büyük penise sahip bireyleri seçmişken; erkekler geniş kalçalı ve iri göğüslü dişileri seçmişlerdir. Çünkü kaslı erkekler bol yiyecek ve kolay savunmayı, büyük penis üretkenliğin fazlalığını, geniş kalçalar çok bebek taşıyabilirliği, büyük göğüsler ise bol süt verebilirliği temsil etmektedirler. Günümüze kadar bu tercihler oldukça değişmiştir; ancak çok ciddi bir şekilde işlemeye devam etmektedir. Örneğin uzun boylu ve kaslı erkekler günümüzde revaçta olabilirken, renkli gözlü, renkli saçlı kadınlar tercih sebebi olabilmektedir. Elbette ki bu tercihlerde çok ciddi farklılıklar olabileceğinin altını çizmek gerekir. Ancak ne olursa olsun, öyle ya da böyle bir Cinsel Seçilim Mekanizması insan üzerinde tüm hızıyla işlemektedir. Örneğin kıllarımızın azalması, kafatası yapımızın küçülmesi (son birkaç bin yıldır kafataslarımız küçülmektedir; bu, Cinsel Seçilim'e bağlanmaktadır), ortalama insan boyunun artması (bu geçmişimizde sürekli olarak dalgalanan bir özelliktir, günümüzde artmaktadır) ve bunun gibi onlarca durum Cinsel Seçilim'e bağlanmaktadır.

Seçilim mekanizmalarını geride bıraktıktan sonra, çeşitlilik mekanizmalarına giriş yapabiliriz: İnsan çeşitliliği sürekli olarak artmaktadır, buna bağlı olarak da Evrim tetiklenmektedir. Bu çeşitliliği arttıran en önemli mekanizmalardan biri, şüphe yok ki gen akışı ve göçlerdir. Günümüzde artık mavi gözlü zenci bebekler dahi görülmeye başlamıştır ki bu durum milyarlarda bir gibi olasılıklarla ifade edilmektedir. Bunun en temel sebebi, insan çeşitliliğinin sürekli olarak birbirine karışmasıdır. Teknolojimiz, çok ciddi bir şekilde gen akışını desteklemektedir. Çin'deki bir insan İngiltere'deki biriyle evlenebilmekte, bir Rus bir Amerikalı ile karışabilmekte, Afrikalılar gelişen teknolojiyle Dünya'nın her noktasına erişebilmektedirler. Coğrafi sınırlanmışlık dahilinde binlrece, yüz binlerce yıldır devam eden insan evrimi, pek çok çeşit yaratabilmiştir. Bunların günümüzde sınırsız olarak birbirine karışması, çok ciddi bir çeşitliliğe sebep olmaktadır. Yine memetik kavramlar dahilinde veya rastlantısal coğrafi izolasyon, sosyal gruplar ve ideolojiler gibi kavramlar dahilinde belirli bir çeşitliliğin sınırlanması, uzun yıllar sonucunda türleşmeye sebep olabilecektir. Örneğin Amerika kabileleri (kızılderililer, Amişler, vb.), Afrika kabileleri, Madagaskar gibi adalar, vb. yerler ciddi türleşme ortamlarıdır ve insan da türleşen canlılardan sadece biridir. Gen akışı, her ne kadar türleşmeyi zorlaştırsa da, başka mekanizmalarla birleştirildiğinde türleşmeyi -yazı dizimizde de açıkladığımız gibi- oldukça hızlandırabilecektir.

Genetik sürüklenme, her zaman popülasyonlarda işlemekte olan bir olgudur ve ele almaya bile gerek duymadan, insan evriminde de çok ciddi etkileri olduğunu söylemek gerekir. Özellikle yukarıda da saydığımız küçük ve dar popülasyonlarda çok ciddi etkileri bulunmaktadır. Genetik Sürüklenme ve özellikle de kaşif etkisi gibi kavramlar, türleşmeyi tetiklemeye devam edecektir. Günümüzde Dünya'nın hala keşfedilmemiş veya gidilmemiş çok küçük bir alanı kalmış olsa bile, meydana gelebilecek tercih değişimleri veya ciddi doğa olayları sonucunda ana popülasyondan ayrılan küçük popülasyonlar, genetik sürüklenme ile türleşebilecektir. Örneğin bazı toplumların diğerlerinden dışlanması, onları ana popülasyondan uzaklaşıp dar ve küçük popülasyonlar oluşturmasına sebep olabilmektedir. Örneğin Yahudiler arasındaki güçlü bağlar bunu tetiklemektedir. Veya savaşlar sırasında dışlanan toplumlar, ayrımcılık sonucu dışlanan toplumlar, küçük ve dar popülasyonlar oluşturmaktadırlar. Bu da Evrim'i tetiklemektedir.

Ve son olarak, mutasyonlar canlı hayatının kaçınılmaz bir parçası olarak, insanları da sürekli olarak etkilemektedir. Bunda açıklanacak çok bir nokta olduğunu sanmıyoruz: Ancak bilinmesi gereken bazı noktalar, ökaryotik canlılarda (insan gibi, çekirdekli hücrelere ve zarlı organellere sahip canlılar) tamir mekanizmalarının daha gelişmiş olmasından ötürü mutasyonların daha kolay tamir edilebilmesidir. Yine de, bir günde gerçekleşen mutasyon sayısı o kadar fazladır ki, yazı dizimizde de açıkladığımız gibi, mutasyonların çeşitliliğe etkisi oldukça güçlü olarak görülmektedir. Orak Hücre Anemisi ve Sıtma arasındaki ilişkiyi zaten mutasyonlarla ilgili yazımızda anlatmıştık. Bunun gibi pek çok durum sayılabilir.

Hepsini toparlamak gerekirse, bütün Evrim Mekanizmaları, doğadakinden biraz farklı olsa bile insan üzerinde etki etmektedir. Bunların total etkisi, mutlaka ve mutlaka türleşmeyi tetiklemektedir. Burada, düşülmemesi gereken birkaç hata vardır:

İnsan ömrü, Evrim'in gerçekleşme hızı göz önüne alındığında son derece kısadır. Bu sebeple, zekamızın getirdiği kibrin de etkisiyle, evrimleşmediğimizi düşünmemiz veya Evrim Mekanizmaları'nın bizde işlemediğini düşünmek komik olsa bile doğaldır. Ancak gerçek, elbette ki bu değildir. Yukarıda açıkladığımız gibi her bir mekanizma üzerimizde işler. Biz bu etkileri algılayamayız, çünkü ömürlerimiz son derece sınırlıdır ve Evrim Tarihi için önemsenmeyecek kadar kısadır. Fakat etkileri anlamak için, büyük ve geniş ölçeklerde ve uzun zaman aralıklarında incelemeler yapmak gerekir.
Dünya tarihi, belirli aralıklarla ciddi doğa olaylarına ev sahipliği yapmaktadır. Örneğin, günümüzdeki bütün insanlar, 70.000 yıl önce meydana gelen çok ciddi bir Buz Çağı'nın sonucunda, geriye kalan yalnızca 15.000 kadar insan bireyinin soyundan gelmektedirler. Yani her ne kadar evrimsel geçmişimiz son derece uzaklara, 6-7 milyon yıl kadar geriye gitse bile, sadece bizimki değil, bütün canlıların bu yolculukları sürekli olarak ciddi doğa olayları ile kesilmektedir.Örneğin Dünya'daki hayatı riske atacak göktaşları, her 60-70 milyon yılda bir çarpmaktadır; bu istatistiki bir gerçektir. Ve son göktaşı, Dünya'ya 65 milyon yıl önce çarpmıştır. Bu da, göreceli olarak yakın bir gelecekte, bu tip bir doğa olayını beklememiz için yeterli bir sebeptir (bazı ayrınıtlı hesaplamalarla birlikte). Bu gibi olaylar sonucunda, Evrim'in tetiklendiğini biliyoruz. Bunun için Evrim Mekanizmaları ve Türleşme yazı dizimize bakabilirsiniz.
Richard Dawkins'in "zeki aklın tiranlığı" olarak tanımladığı hataya düşmemek şarttır: Zekamız, pek çok olayı kavramamıza yaramakla birlikte, olaylar arasında yanlış veya hayali ilişkiler kurabilmemize de sebebiyet verebilir. İnsan'ın evriminin durduğuna dair düşünce de bundan ileri gelmektedir. Bizler, kendimizi diğer hayvanlardan soyutlamaya o kadar alışmışızdır ki, pek çok olgunun bizde işlemediğini veya hayvan olamayacak kadar "güzel", "gelişmiş" olduğumuzu ileri sürmeye başlarız. Bu, yanılgıların en ciddilerinden biri olacaktır.
Evrim, vahşi doğadaki gibi üzerimizde işlemese bile, memetik ve kültürel evrim gibi kavramlar halen sürmektedir ve bunlar, dolaylı ve zincirleme şekilde pek çok durumu değiştirmektedir.
Tüm bunlardan dolayı, insanların günümüzdeki evrimine, Evrimsel Biyoloji'nin her alanında olduğu gibi, tarafsız ve çok geniş bir açıdan/ölçekle bakmak şarttır. Bu şekilde bakıldığında, insanın halen evrimleşmekte olduğunu görmemek imkansızdır.

Umarız açıklayıcı ve faydalı bir yazı olmuştur.

Saygılarımızla.

ÇMB (Evrim Ağacı)
https://www.facebook.com/note.php?note_id=174671595924257

Nevandaar
30-08-2012, 09:12
http://www.youtube.com/watch?v=vY0K6WipI5o