errata
04-08-2012, 17:22
Aşağıdaki yazı, Uğur Dündar'ın "İyi Uykular Sayın Seyirciler" isimli kitabından alıntılanmıştır. Sözde Allah'ın adaletini ve ahlâkını yaymak ve müslüman bir temiz toplum özlemi için çalışan Fethullah Gülen Cemaati hakkında fikir vermesi dileğiyle.
Arena'nın başarıdan başarıya koştuğu 90'lı yılların ikinci yarısında, ekipte kıramayacağım arkadaşlardan biri, bir stajyer getirdi. Sessiz, hatta biraz içine kapanık bu üniversite öğrencisine her yönden kefil olduğunu söyledi. Biz de gazeteci adayını kadroya alıp, mesleki deneyim ve bilgilerimizi cömertçe paylaştık. Başarılı olması için maddi , manevi hiç bir yardımı esirgemedik.
Yetenekli ve gelecek vadeden biri olmamasına, zaman zaman arkadaşlarıyla sorunlar yaşamasına karşın, bu yardımları içtenlikle yaptık. O da her habere koşa koşa gitti, hiçbirine itiraz etmedi...
Günü birinde, mesleki rekabet nedeniyle kavgalı olduğu arkadaşlarından biri odama gelip, "Abi bu çocuk güvenilecek biri değil, dikkat et!" uyarısında bulundu. Anlattıklarını gülümseyerek dinledikten sonra "Bırak güvenilir olmayı, ajan olsa ne yazar! Ben size ne diyorum? Benim saçımın teline dinleme cihazı taksınlar ve 24 saat süreyle o cihazla yaşayayım! Hiçbir şey bulamazlar. Çünkü halkın gerçekleri öğrenme hakkından başka bir güce asla hizmet etmeyiz. Bunu da evrensel meslek ilkeleri doğrultusunda yaparız" dedim.
Arena'daki hızlı çalışma temposu içinde zaman zaman muhabirlerle konuşur, onların görüş, eleştiri ve önerilerini alırdım. Bu arkadaş her seferinde, "Uğur Abi niçin eleştirim olsun ki? Sİzin gibi dürüst, ilkeli ve cesur bir ustanın yanında çalışmak, bizim için büyük şans. Yanınızda bulunmaktan gurur duyuyorum. Asıl bu haberleri yapmazsak mesleğimize ihanet etmiş oluruz!Size sadece teşekkür edebilirim!" derdi.
2000 yılında Kanal-D'den ayrılıp Star TV'ye geçtiğimde, bu kişiyi yanımda götürmedim. Mehmet Ali Önel'in "Haber Özel" ekibinde yer aldığını duydum. Günün birinde yanıma geldi, "Abi ben Haber Özel'den ayrıldım ve Mehmet Ali Önel'i mahkemeye verdim!" dedi.
Medyadaki insan ilişkileri beni hiç şaşırtmaz! Yanınıza birini alırsınız, yeteneği sınırlı olmasına karşın, her türlü maddi, manevi imkanı seferber edersiniz. Ama hiç beklemediğiniz bir anda, üstelik ortada hiçbir ciddi neden yokken, bu kişinin size nankörlük ettiğini görürsünüz. Bizim medyamızda çoğu kez iyilikler, size düşmanlık olarak geri döner.
Onun gazetecilikte dikiş tutturamayacağını düşünmekte haklıymışım. Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarında, önce Kültür ve Turizm Bakanlığında, sonra da Cumhurbaşkanlığında çalışmaya başladığını duydum. Bu arkadaş günü birinde, Arena Genel Koordinatörü Mine Özbek'e başvurup, "Arena'yı tez konusu yapmak istediğini" söylemiş. Çalışmasında Arena'nın ilkeli, dürüst ve örnek habercilik anlayışını anlatacağını belirtmiş. Mine benden izin isteyince "Gayet tabii, arşivi açın, istediği kadar çalışsın!" dedim. Hemen arşivimizi açtık, bir gün bile ne yaptığını sormadan, özgür çalışma ortamı sağladık. Yaklaşık 20-25 gün çalıştıktan sonra teşekkür bile etmeden gitti!..
Bir gün şirkette Mine Özbek ve yönetmen Suat Polat'la yemek yiyorduk. Mine, "Abi duydun mu? Bizim arkadaş meğer 28 Şubat sürecindeki Arena haberlerini tez konusu yapmış!" deyince, "Ne olacak ki? Bizim çekindiğimiz bir yanımız olsa arşivimizi açmazdık. Üstelik o dönemdeki haberleri seve seve yapanlardan biri de bu arkadaş değil miydi? Ama arkadaşı ara da bir de ondan duyalım! Telefon hoparlörünü açmayı da unutma!" dedim. Mine aradı ve hoparlörü açarak, bana uzattı. Tanıkların huzurundaki konuşmamızı aynen aktarıyorum:
- Kolay Gelsin, hazırladığın tez, 28 Şubat sürecindeki Arena haberleriyle ilgiliymiş, değil mi?
- Evet ağabey! Küçük Eleştirilerim var, genellikle takdir dolu!
- Allah Allah, neymiş eleştirilerin?
- Kayda değer bir şey değil abi!
- Ama sonuçta bizimle ilgili bir tez hazırlıyorsun ve teze konu olan kişiyle, yani benimle konuşmuyorsun! Bu nasıl bir tez anlayışı? Biz sana böyle mi öğrettik?
- Aman abi, yanlış anlıyorsunuz!.. Çalışmamda sizi üzecek hiçbir şey yok!
- Olmamalı!.. Kanal-D'deki odama ikide bir gelip "Mesleğe sizin yanınızda başladığım için çok mutluyum. Eleştirmek şöyle dursun, sizin gibi dürüst, ilkeli ve cesur bir ustanın yanında çalışmak, bana gurur veriyor! Bizler çok şanslıyız!" diyen sen değil miydin?
Kaldı ki devran değişince eleştirdiğin 28 Şubat sürecindeki haberleri yapmaya her sefrinde koşa koşa giden de sendin! Yoksa o zamanlar severek ve gurur duyarak yaptığın haberleri eleştirmek için şimdi "hoca"ndan talimat mı aldın?
- ...
- Tezini bana gönderir misin?
- Hay hay abi... Sizi üzecek bir şey olmadığını göreceksiniz!
- Tamam bekliyorum!
Telefonu kapattım. Mine ve Suat, "Çok iyi yaptın abi, biz de söylenenlere tanığız" dediler.
Tahmin edeceğiniz gibi, bu tez hiçbir zaman gelmedi!..
Ama iki yıl sonra "özel görevli gazeteci"nin hazırladığı 28 Şubat süreciyle ilgili iddianamede (!) çarşaf çarşaf yer aldı. "Özel görevli gazeteci", Arena'nın o dönemdeki haberleri, 28 Şubat post-modern darbesine zemin hazırlamak için yaptığını iddia ederken, işte bu tezi (!) belge (!) olarak kullandı.
Buna dayanarak bana, "Falancayla niçin röportaj yaptın?", "Şunu niçin sordun?", "Bunu niçin sormadın?" şeklinde sorular yöneltti. Böylece gazetecilik geçmişi yarım asra yaklaşan meslek büyüğüne habercilik dersleri (!) vermeye kalkıştı. Bununla yetinse neyse!.. "Cesaret çoğu kez cehaletten kaynaklanır!" der, geçerdik. Ama "özel görevli gazeteci", cüretini daha da artırarak, tutuklanmamı istedi...
Arena'nın başarıdan başarıya koştuğu 90'lı yılların ikinci yarısında, ekipte kıramayacağım arkadaşlardan biri, bir stajyer getirdi. Sessiz, hatta biraz içine kapanık bu üniversite öğrencisine her yönden kefil olduğunu söyledi. Biz de gazeteci adayını kadroya alıp, mesleki deneyim ve bilgilerimizi cömertçe paylaştık. Başarılı olması için maddi , manevi hiç bir yardımı esirgemedik.
Yetenekli ve gelecek vadeden biri olmamasına, zaman zaman arkadaşlarıyla sorunlar yaşamasına karşın, bu yardımları içtenlikle yaptık. O da her habere koşa koşa gitti, hiçbirine itiraz etmedi...
Günü birinde, mesleki rekabet nedeniyle kavgalı olduğu arkadaşlarından biri odama gelip, "Abi bu çocuk güvenilecek biri değil, dikkat et!" uyarısında bulundu. Anlattıklarını gülümseyerek dinledikten sonra "Bırak güvenilir olmayı, ajan olsa ne yazar! Ben size ne diyorum? Benim saçımın teline dinleme cihazı taksınlar ve 24 saat süreyle o cihazla yaşayayım! Hiçbir şey bulamazlar. Çünkü halkın gerçekleri öğrenme hakkından başka bir güce asla hizmet etmeyiz. Bunu da evrensel meslek ilkeleri doğrultusunda yaparız" dedim.
Arena'daki hızlı çalışma temposu içinde zaman zaman muhabirlerle konuşur, onların görüş, eleştiri ve önerilerini alırdım. Bu arkadaş her seferinde, "Uğur Abi niçin eleştirim olsun ki? Sİzin gibi dürüst, ilkeli ve cesur bir ustanın yanında çalışmak, bizim için büyük şans. Yanınızda bulunmaktan gurur duyuyorum. Asıl bu haberleri yapmazsak mesleğimize ihanet etmiş oluruz!Size sadece teşekkür edebilirim!" derdi.
2000 yılında Kanal-D'den ayrılıp Star TV'ye geçtiğimde, bu kişiyi yanımda götürmedim. Mehmet Ali Önel'in "Haber Özel" ekibinde yer aldığını duydum. Günün birinde yanıma geldi, "Abi ben Haber Özel'den ayrıldım ve Mehmet Ali Önel'i mahkemeye verdim!" dedi.
Medyadaki insan ilişkileri beni hiç şaşırtmaz! Yanınıza birini alırsınız, yeteneği sınırlı olmasına karşın, her türlü maddi, manevi imkanı seferber edersiniz. Ama hiç beklemediğiniz bir anda, üstelik ortada hiçbir ciddi neden yokken, bu kişinin size nankörlük ettiğini görürsünüz. Bizim medyamızda çoğu kez iyilikler, size düşmanlık olarak geri döner.
Onun gazetecilikte dikiş tutturamayacağını düşünmekte haklıymışım. Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarında, önce Kültür ve Turizm Bakanlığında, sonra da Cumhurbaşkanlığında çalışmaya başladığını duydum. Bu arkadaş günü birinde, Arena Genel Koordinatörü Mine Özbek'e başvurup, "Arena'yı tez konusu yapmak istediğini" söylemiş. Çalışmasında Arena'nın ilkeli, dürüst ve örnek habercilik anlayışını anlatacağını belirtmiş. Mine benden izin isteyince "Gayet tabii, arşivi açın, istediği kadar çalışsın!" dedim. Hemen arşivimizi açtık, bir gün bile ne yaptığını sormadan, özgür çalışma ortamı sağladık. Yaklaşık 20-25 gün çalıştıktan sonra teşekkür bile etmeden gitti!..
Bir gün şirkette Mine Özbek ve yönetmen Suat Polat'la yemek yiyorduk. Mine, "Abi duydun mu? Bizim arkadaş meğer 28 Şubat sürecindeki Arena haberlerini tez konusu yapmış!" deyince, "Ne olacak ki? Bizim çekindiğimiz bir yanımız olsa arşivimizi açmazdık. Üstelik o dönemdeki haberleri seve seve yapanlardan biri de bu arkadaş değil miydi? Ama arkadaşı ara da bir de ondan duyalım! Telefon hoparlörünü açmayı da unutma!" dedim. Mine aradı ve hoparlörü açarak, bana uzattı. Tanıkların huzurundaki konuşmamızı aynen aktarıyorum:
- Kolay Gelsin, hazırladığın tez, 28 Şubat sürecindeki Arena haberleriyle ilgiliymiş, değil mi?
- Evet ağabey! Küçük Eleştirilerim var, genellikle takdir dolu!
- Allah Allah, neymiş eleştirilerin?
- Kayda değer bir şey değil abi!
- Ama sonuçta bizimle ilgili bir tez hazırlıyorsun ve teze konu olan kişiyle, yani benimle konuşmuyorsun! Bu nasıl bir tez anlayışı? Biz sana böyle mi öğrettik?
- Aman abi, yanlış anlıyorsunuz!.. Çalışmamda sizi üzecek hiçbir şey yok!
- Olmamalı!.. Kanal-D'deki odama ikide bir gelip "Mesleğe sizin yanınızda başladığım için çok mutluyum. Eleştirmek şöyle dursun, sizin gibi dürüst, ilkeli ve cesur bir ustanın yanında çalışmak, bana gurur veriyor! Bizler çok şanslıyız!" diyen sen değil miydin?
Kaldı ki devran değişince eleştirdiğin 28 Şubat sürecindeki haberleri yapmaya her sefrinde koşa koşa giden de sendin! Yoksa o zamanlar severek ve gurur duyarak yaptığın haberleri eleştirmek için şimdi "hoca"ndan talimat mı aldın?
- ...
- Tezini bana gönderir misin?
- Hay hay abi... Sizi üzecek bir şey olmadığını göreceksiniz!
- Tamam bekliyorum!
Telefonu kapattım. Mine ve Suat, "Çok iyi yaptın abi, biz de söylenenlere tanığız" dediler.
Tahmin edeceğiniz gibi, bu tez hiçbir zaman gelmedi!..
Ama iki yıl sonra "özel görevli gazeteci"nin hazırladığı 28 Şubat süreciyle ilgili iddianamede (!) çarşaf çarşaf yer aldı. "Özel görevli gazeteci", Arena'nın o dönemdeki haberleri, 28 Şubat post-modern darbesine zemin hazırlamak için yaptığını iddia ederken, işte bu tezi (!) belge (!) olarak kullandı.
Buna dayanarak bana, "Falancayla niçin röportaj yaptın?", "Şunu niçin sordun?", "Bunu niçin sormadın?" şeklinde sorular yöneltti. Böylece gazetecilik geçmişi yarım asra yaklaşan meslek büyüğüne habercilik dersleri (!) vermeye kalkıştı. Bununla yetinse neyse!.. "Cesaret çoğu kez cehaletten kaynaklanır!" der, geçerdik. Ama "özel görevli gazeteci", cüretini daha da artırarak, tutuklanmamı istedi...