PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Evrim karşıtı yaratılışçı iddialara cevaplar !!


Natan
11-10-2006, 19:40
İddia 1: “diyosunuz ki maymunların 48 insanların 46 kromozomu var.kromozomlar canlılar arasındaki akrabalığa kanıtlamaz.örneğin patates ve moli balığının kromozom sayısı da 46 dır dikkatini çekerim 48 değil 46.o zaman bende idda ediyorum biz bi patataestik ondan geliyoz.”

Cevap: İlk olarak şunu belirtmek isterim ki elbette sadece kromozom sayısına bakarak canlılar arasında akrabalık olduğu sonucuna varılamaz. Daha sonra konuya girelim. Normalde kromozonların uçlarında telomer denilen yapılar vardır. Fakat yapılan araştırmalarda insanlardaki 2 numaralı kromozomun ortasında bir yerlerde telomer olduğu görülmüştür. Bu da insanlardaki 2 numaralı kromozomun iki kromozomun birleşmesiyle oluştuğunu göstermektedir. Yani insandaki kromozom 2, şempanzelerin 2A ve 2B kromozomlarının birleşimidir (1).

Ama kromozom sayısının da hiçbir anlamı yok diyemeyiz. Mesela insanda 46 krmozom varken şempanzede 146 kromozom olsaydı böyle bir akrabalıktan bahsetmek mümkün olmazdı diye tahmin ediyorum. Ama insandaki 2 numaralı kromozomun iki kromozomun birleşmesiyle oluştuğunun bilinmesi bu akrabalık tezini desteklemektedir.
%98-99′luk benzerlik kromozom sayısına bakarak değil, genom üzerinde teker teker nükleotidler incelenerek yapılan uzun araştırmalar sonucunda varılıyor. Yani patatesin veya moli balığının kromozom sayısının konuyla hiçbir ilgisi yok. Önemli olan genom içindeki genetik bilgidir. Şempanzeler ile insanlardaki benzerlik genetik bilgidedir.

İnsanlar ile büyük kuyruksuz maymunların ortak atadan evrimleştiği düşünülmektedir. Büyük kuruksuz maymunlar ailesine goriller, orangutanlar, şempanzeler ve insanlar girer. Bunların hepsinin ortak bir atadan evrimleştiği düşünülür. Bunlar içinde de insanlar ile şempanzeler en yakın akrabalardır. Bu türler arasındaki akrabalığı hem fizyolojik hem de genetik benzerliklerinden anlayabiliyoruz. İnsan genomu ile şempanze genomu çok büyük (kaba olarak %98-99 civarında) benzerlikler göstermektedir (2).

1. IJdo JW, Baldini A, Ward DC, Reeders ST, Wells RA, Origin of human chromosome 2: an ancestral telomere-telomere fusion. Proc Natl Acad Sci U S A 1991 Oct 15;88(20):9051-5

2. Chimpanzee Sequencing and Analysis Consortium (2005). Initial sequence of the chimpanzee genome and comparison with the human genome. Nature 437: 69-87. (1 September 2005)

İddia 2: “Mutasyonlar küçük, rastgele, zararlı ve yıkıcıdırlar. Çok ender olarak meydana gelirler ve en iyi ihtimalle etkisizdirler. Hiçbir yararlı veya yapıcı mutasyon olmamıştır ve olamaz. Bana bir tek mutasyon gösterki yapıcı olsun yıkıcı değil.”

Cevap: Sadece bir tane değil birçok örnek vereceğim buna. Hem örneği hem de bilimsel kaynağını da vereceğim.

1. Mutasyon sonucu naylonu parçalama özelliği kazanan bakteri (1).
2. Mutasyon sonucu HIV enfeksiyonlarına ve AIDS’e karşı direnç kazanan insanlar (2,3).
3. İnsan kemiklerinin daha sağlam olmasına sebep olan mutasyon (4).
4. İnsanların kalp hastalıklarına karşı daha dirençli olasını sağlayan mutasyon (5).
5. Tek hücreli yaşamdaki yeşil algin çok hücreli yaşama geçmesine sebep olan mutasyon (6).

Aslında daha da fazla örnek verilebilir ama buna gerek olduğunu sanmıyorum. Sen zaten bir tane yeterli demiştin. Gördüğün gibi yararlı mutasyonlar vardır. Zaten bu argüman da AiG’nin yaratılışçılara kullanmamalarını önerdikleri argümanlar içinde bulunmaktadır. Yani kısacası mutasyonların hepsinin zararlı olduğu kötü bir yalandan başka birşey değildir.

1. Prijambada, I. D., S. Negoro, T. Yomo and I. Urabe. 1995. Emergence of nylon oligomer degradation enzymes in Pseudomonas aeruginosa PAO through experimental evolution. Applied and Environmental Microbiology 61(5): 2020-2022.
2. Dean, M. et al. 1996. Genetic restriction of HIV-1 infection and progression to AIDS by a deletion allele of the CKR5 structural gene. Science 273: 1856-1862.
3. Sullivan, Amy D., Janis Wigginton and Denise Kirschner. 2001. The coreceptor mutation CCR5-delta-32 influences the dynamics of HIV epidemics and is selected for by HIV. Proceedings of the National Academy of Science USA 98: 10214-10219.
4. Boyden, Ann M., Junhao Mao, Joseph Belsky, Lyle Mitzner, Anita Farhi, Mary A. Mitnick, Dianqing Wu, Karl Insogna, and Richard P. Lifton. 2002. High bone density due to a mutation in LDL-receptor-related protein 5. New England Journal of Medicine 346: 1513-1521, May 16, 2002. http://content.nejm.org/cgi/content/short/346/20/1513
5. Long, Patricia. 1994. A town with a golden gene. Health 8(1) (Jan/Feb.): 60-66.
6. Boraas, M. E., D. B. Seale, and J. E. Boxhorn. 1998. Phagotrophy by a flagellate selects for colonial prey: A possible origin of multicellularity. Evolutionary Ecology 12: 153-164.

İddia 3: “Darwin dediğiniz adamın Türkler hakkında neler yazdığını biliyor musunuz? Darwin bir mektubunda şöyle demiş: ‘Avrupa ırkları olarak bilinen medeni ırklar, yaşam mücadelesinde Türk barbarlığına karşı galip gelmişlerdir. Dünyanın çok da uzak olmayan bir geleceğine baktığımda, bu tür aşağı ırkların çoğunun medenileşmiş yüksek ırklar tarafından elimine edileceğini (yok edileceğini) görüyorum.’”

Cevap: Bu metkupta geçen yazının orijinali şöyle:

The more civilised so-called Caucasian races have beaten the Turkish hollow in the struggle for existence. Looking to the world at no very distant date, what an endless number of the lower races will have been eliminated by the higher civilized races throughout the world.

Kaynak: Buraya tıklayın (F. Darwin, ed., The Life and Letters of Charles Darwin. New York, D. Appleton & Co., 1905.)

Ateist forumdan Hacı’nın (kendisi uzun yıllardır Amerika’da yaşıyor onun için çevirisine güvenilebilir) çevirisi şöyle:

Kafkasyalı (beyaz ırk) denen daha medeni ırklar yaşam mücadelesinde Türk yalanını (abartısını) yenmişlerdir. Dünyanın pek uzak olmayan bir tarihte geleceğine bakarsak, sayısız aşağı ırkların üstün uygar ırklar tarafından yok edileceğini görürüz.

Görüldüğü ortada barbarlıktan falan bahsetmiyor. Orda kullanılan “hollow” kelimesinin barbarlıkla falan ilgisi yoktur. İstediğiniz sözlükten “hallow” kelimesinin anlamına bakabilirsiniz. Harun Yahya burda kasıtlı olarak çeviri üzerinde manipülasyon yapıyorve okuyucularını yanıltıyor.
Ayrıca sadece avrupalılar medenidir de demiyor sadece “daha medenidir” diyor ki bunda da söylediği zamana bakarsak haksız sayılmaz. Hatta rahatlıkla bunun bugün için de geçerli olduğunu söyleyebilirim.

İddia 4: “Evrimci bilimadamları evrim teorisini sahtekârlıklarla ayak tutmaya çalışmaktadır. Birçok sahte fosil oluşturulmuş ve bunlar evrim teorisi kanıtlamak için kullanılmıştır. Piltdown adamı, Nebraska adamı, Archaeoraptor gibi…”

Cevap: Tek gerçek sahtekârlık 1912′de Charles Dawson’ın orataya çıkardığı ve Piltdown adamı olarak adlandırılan sahte fosildir. Bu sahtekârlık 1953 yılında bilim adamlarının incelemeleriyle ortaya çıkarılmıştır. Tabiki bunun bu kadar uzun sürmüş olması bilim adına güzel bir örnek değildir. Ama bu sahtekârlığın ortaya çıkarılması ilerki yıllarda ortaya çıkan yeni teknolojik gelişmelerle mümkün oldu. Zaten ilerki yıllarda bulunan Australopithecus ve Homo erectus fosilleri Piltdown adamının insanın evriminde uygun bir yere oturmadığını göstermekteydi. Artan şüphelerle fosiller üzerinde incelemeler yapıldı ve sahtekârlık ortaya çıkarıldı. Piltdown adamıyla ilgili ayrıntılı bilgi için Piltdown Man başlıklı yazıyı inceleyebilirsiniz.

Bir de Nebraska adamı var. Ama bunda Piltdown adamında olduğu gibi bir sahtekârlık falan yok. Bilimsel bir yanlışlık var ve kısa sürede bundan dönüldü. Ama nedense yaratılışçıların arasında çok popülerdir. Nebraska adamıyla ilgili ayrıntılı bilgi için buraya ve buraya bakabilirsiniz.

Archaeoraptor, hakemli bilimsel dergilerde değil bir popüler bilim dergisinde yayımlanmıştır. Nature ve Science dergileri makaleyi reddetmiştir. Ama National Geographic hakem onayından geçirmeden kabul etmiştir. Ayrıca Archaeoraptor ile ilgili yazının ana yazarı bir bilim adamı değil National Geographic dergisinin sanat editörü Christopher P. Sloan’dır. Zaten 2000 yılında yani bu yazıdan 1 yıl sonra Nature dergisinde bu fosilin geçersizliğiyle ilgili bir makale çıkmıştır.

Sanırım şimdilik bu kadarı yeterli. İlerde yeni iddialara da cevap vereceğim. Eğer cevaplanmasını istediğiniz evrim karşıtı argümanlarınız varsa sunabilirsiniz.

Saygılar

kaynak :http://cevaplar.wordpress.com

Natan
11-10-2006, 19:44
Bu yazımda Harun Yahya’nın 20 Soruda Evrim Teorisinin Çöküşü kitabının “İnsana ait bulgular ne kadar eskiye gider? Bu bulgular neden evrimi desteklemez?” başlıklı 3. bölümünü inceleyeceğim. HY tüm kitap boyunca yaptığı gibi bu bölümde de birçok bilim dışı görüşü gerçekmiş gibi anlatıyor ve insanları yalan yanlış bilgilerle zehirlemeye çalışıyor. Ben de bu yazımda bu yanlışları tek tek gözler önüne serip bu konulardaki bilim dünyasındaki hakim görüşleri belirteceğim. Ama daha önce herkesin, Ankara Üniversitesi Dil Tarih ve Coğrafya Fakültesi Fizik ve Paleoantropoloji Bölümünden Prof. Dr. İzzet Duyar’ın 1999 yılında Bilim ve Ütopya Dergisinin 60. sayısında (s. 40-45, 1999) yayımlanan İnsan Evrimi ve Yaratılışçılık başlıklı makalesini okumasını öneririm.
Prof. Dr. İzzet Duyar makalesinde HY’nin Evrim Aldatmacası kitabındaki birçok bilim dışı noktaya değiniyor ve özellikle de insan evrimi konusunda kitaptaki yanlışları ve yaratılışçıların tutarsızlıklarını gözler önüne seriyor.

Şimdi 3. bölümün incelemesine başlayabiliriz. Hemen alıntı yaparak başlıyorum. HY şöyle demiş:

İnsanın yeryüzündeki varoluş zamanıyla ilgili sorunun cevabını bulmak için fosil kayıtlarına başvurmak gerekir. Fosil kayıtları insanla ilgili bulguların milyonlarca yıl öncesine uzandığını göstermektedir. Bu bulgular iskelet ve kafatası parçaları ve çeşitli dönemlerde yaşamış insanlara ait kalıntılardan oluşmaktadır. İnsana ait kalıntıların en eskisi, ünlü fosil bilimci Mary Leakey tarafından 1977 yılında Tanzanya’nın Laetoli bölgesinde bulunmuş “ayak izleri” dir.

Bu kalıntılar bilim dünyasında büyük yankı uyandırmıştı. Yapılan çalışmalar bu ayak izlerinin, 3.6 milyon yıllık bir tabakada yer aldığını gösteriyordu. İzleri inceleyen Russell Tuttle şunları yazmıştı:

Bu izler, çıplak ayaklı bir Homo sapiens (insan) tarafından bırakılmış olmalıdır. Yapılan tüm morfolojik incelemeler, bu izleri bırakan canlının ayağının, modern insanlarınkilerden farklı olmadığını göstermektedir.

Yapılan araştırmalarla, ayak izlerinin sahipleri de tanımlanabildi. 10 yaşında modern bir insanın 20 tane ve daha küçük bir insanın 27 tane fosilleşmiş ayak izi mevcuttu. Mary Leakey’in bulduğu izleri inceleyen Don Johanson ve Tim White gibi ünlü paleoantropologlar da bu sonucu teyidettiler. White bu fikrini şu sözlerle açıklıyordu:

Hiç kuşkunuz olmasın… Bunlar günümüz insanının ayak izlerinden tamamen farksız. Eğer bu izler bugün bir California plajında olsalardı ve bir çocuğa bunların ne olduğu sorulsaydı, hiç tereddüt etmeden burada bir insanın yürüdüğünü söylerdi. Bunları, kumsalda yer alan diğer yüzlerce insan ayak izinden ayırt edemezdi. Dahası siz de ayırt edemezdiniz.

İlk olarak Laetoli ayak izleri 1978 yılında Paul Abell ve arkadaşları tarafından bulunmuştur. Yani HY, bunun gibi basit bir bilgiyi bile yanlış verirken diğer bilgilerin doğru olabileceğini düşünmek ne kadar akıllıca olur? Bunu sizin takdirinize bırakıyorum.

Şimdi gelelim burdaki yanlışlara. Bu ayak izlerinin Australopithecus afarensis‘e ait olamayacağını düşünen nadir bilim adamlarından biri Russell Tuttle’dır. Russell Tuttle, bu ayak izlerinin modern insanınkine çok benzediğini bunun için bu izlerin Australopithecus veya Homo cinslerinin başka bir türüne ait olabileceğini söylemektedir (1). Yani Homo sapiens‘e (modern insan) ait olduğunu söylemektedir. Ayrıca Donald Johanson ve Tim White, HY’nın dediği gibi bu ayak izlerinin modern insana ait olduğu yönündeki görüşüne katılmamaktadır. Donald Johanson, daha önce Hadar’da bulunmuş olan fosile göre A. afarensis‘in iki ayak üzerinde dik olarak yürümesi gerektiğini ve izlerin büyüklükleri de karşılaştırıldığında birbiriyle mükemmel bir şekilde uyuştuklarını söylemektedir (2). Tim White ise HY’nın yaptığı alıntının devamında bu ayak izlerine göre A. afarensis‘in iki ayak üzerinde ve modern insan gibi yürüyebildiği ve zaten Owen Lovejoy’un Hadar fosillerinde (Lucy takma adlı ünlü fosil) yaptığı incelemelerle daha önceden bu sonuca vardığını söylüyor (3). (Ayak izlerinin bir resmine burdan ulaşabilirsiniz.) Ronald Clarke ise bu ayak izlerinin Australopithecus cinsine ait bir türün fosili olan Stw 573 fosilininkine çok benzer olduğunu, bu sebeple izlerin Australopithecus cinsinden bir türe ait olduğunu söylemektedir (4). Ayrıca ünlü paleontolog ve arkeolog Richard Leakey, A. afarensis‘in hiç şüphesiz iki ayak üzerinde dik olarak yürüyebildiğini söylemektedir (5).

Ama sonuç olarak ortada kesin bir bilgi yoktur. Kimse bu izlerin kesin olarak hangi türe ait olduğunu söyleyemiyor. Eldeki verilere göre tahmin yapıyorlar ve kimse de bunların kesinlikle modern insana ait olduğunu söylemiyor. Zaten kimse sadece ayak izine bakarak bunu söyleyemez. Yani HY açıkça yalan söylüyor, sahtekârlık yapıyor.

HY daha sonra biraz daha ileri gidiyor ve Australopithecus afarensis için şöyle diyor: “Evrimcilerin yarı insan-yarı maymun olarak göstermeye çalıştıkları, gerçekte soyu tükenmiş bir maymun türü.” Yani HY, A. afarensis‘in bir maymun türü olduğunu söylüyor. Bilimsel gerçekler heralde ancak bu kadar çarpıtılabilirdi. Aslında HY’ya bu konuda gerekli cevabı yazımın başında linkini verdiğim makalesinde Prof. Dr. İzzet Duyar çok açık bir şekilde veriyor:

Önce Australopithecus’ları ele alalım. Yazarımıza göre bu canlının insan sayılmaması için en önemli gerekçe dik yürüyememesi ve insandan çok maymunlara benzemesidir (s. 41): “ …uzun kollar, kısa bacaklar gibi birçok özellik, bu canlıların günümüz maymunlarından daha değişik olmadıklarını gösteren delillerdir.”





Yazarımızın Australopihecus’lar konusunda ne denli tutarsız görüşler ileri sürdüğünü anlamak için tek bir örnek bile yeterli olacaktır. Aşağıda çizimi görülen leğen ve uyluk kemikleri –bu yapılar dik yürümenin en önemli göstergeleri arasında yer alırlar– soldan sağa doğru insan, Australopithecus (afarensis) ve kuyruksuz büyük maymuna (ape) aittir (2). Okuyucu, şekillere bakarak, ortadaki resmin bir insana mı yoksa bir kuyruksuz büyük maymuna mı yakın özellikler gösterdiğini rahatlıkla anlayacaktır. Harun Yahya’ya göre ortadaki resim bir insana (ya da insan çizgisindeki bir canlıya) ait değil, bir maymuna aittir!

Sanırım herşey açıkça görülüyor. HY kafasına göre hiçbir bilimsel kaynağa dayanmadan A. afarensis‘in bir maymun olduğunu söylüyor. HY, iki ayağı üstünde dik olarak yürüyebilen bir canlı için neye dayanarak maymun diyor çok merak ediyorum. Elbette hiçbir şeye dayanmıyor. Yazısında bunu destekleyecek tek bir kaynak vermiyor. A. afarensis ile ilgili daha ayrıntılı bilgi için burayı incelemnizi öneririm. Daha da fazla bilgi için internette ufak bir arama ile çok daha fazla bilgiye ulaşabilirsiniz.

İncelemeye devam ediyoruz. HY şöyle yazmış:

İnsanla ilgili bulunan en eski ve en eksiksiz fosillerden biri de KNM-WT 15000 veya diğer adıyla “Turkana Çocuğu” iskeletidir. 1.6 milyon yıllık bu fosili evrimci Donald Johanson şöyle tarif eder:

Uzun ve zayıftı. Vücut şekli ve uzuvlarının oranları bugünkü Ekvator Afrikalıları’nınkiyle aynıydı. Uzuvlarının ölçüleri, bugün yetişkin beyaz Kuzey Amerikalılarla tamamen uyuşuyordu.

Yapılan araştırmalar fosilin 12 yaşında bir çocuğa ait olduğunu ve büyüyebilmiş olsaydı 1.83 m. boyuna ulaşabileceğini göstermiştir. ABD’li paleoantropolog Alan Parker “sıradan bir patoloğun bu çocuğun iskeletiyle, günümüz insanına ait bir iskeleti birbirinden ayırmasının çok güç olduğunu” söyler.

Turkana Çocuğu’nun beyin hacmi 880 cc idi ve erişkinliğe ulaştığında 910 cc olacaktı. Modern insanda ise 900 cc beyin hacmi 3-4 yaşında ve 15 kg ağarlığında bir çocukta görülecek düzeydedir. Modern insanın ortalama beyin hacmi 1350-1400 cc civarındadır ve çok büyük bir çoğunluğunun beyin hacmi 1000-1800 cc arasında değişir. Turkana Çocuğu, Homo erectus (veya Homo ergaster) türüne dahil olarak düşünülmektedir. Bulunan Homo erectus fosillerinin kafatası hacimlerine bakıldığında 750-1225 cc arasında değiştiği ve ilk dönemleri için ortalama 900 cc, ileriki dönemler için ise ortalama 1100 cc beyin hacmine sahiptir (5). Bu değerlere bakıldığında Homo sapiens ile Turkana Çocuğu’nun da için olduğu Homo erectus kafatası yapısı ve beyin hacmi konusunda belirgin olarak farklılık göstermektedir. Turkana Çocuğu’nun beyin hacmine bakıldığında modern insan olduğu yani Homo sapiens türünden olduğunu iddia etmek mümkün değildir çünkü beyin hacmi modern insanın uç sınırlarının bile dışındadır ve anatomik olarak belirgin şekilde farklı bir kafatasına sahiptir (kafatası resmi için buraya bakabilirsiniz). Ayrıca Turkana Çocuğu’nun H. sapiens‘ten tek farkı kafatası değildir. İskelet yapısının (kafatası dışında) modern insan ile büyük benzerlik gösterdiği doğrudur ama bazı küçük farklılıklar vardır. Bunların en önemlisi omurgadaki sinir ağlarının geçtiği boşluğun modern insandakinin yarısı kadar olmasıdır ve buna göre H. erectus‘un konuşmayla ilgili eksikleri olduğunu ve modern insan gibi akıcı konuşamadığı düşünülmektedir (6). Yine modern insandan farklı olarak ileri doğru çıkık bir çenesi ve azıdişleri yoktu.

HY’nin Turkana Çocuğu ve Homo erectus ile ilgili bilim dışı yaklaşımına değindikten sonra sıradaki iddiaları incelemeye devam edelim. HY şöyle demiş:

İnsanla ilgili bulunan kalıntılardan en çok yankı getirenlerden biri de 1995 yılında İspanya’da bulunan bir fosildi. İspanya’nın Atapuerca bölgesindeki Gran Dolina mağarasında yapılan araştırmalarda ortaya çıkarılan 800 bin yıllık fosil 11 yaşında bir insana aitti ve onu bulan araştırmacıları şaşırtmıştı. Madrid Üniversitesi’nden üç İspanyol paleoantropologdan oluşan araştırma ekibinin başı Arsuaga Ferreras şunları söylüyordu:

Büyük, geniş, şişkin, yani anlayacağınız ilkel bir şeyle karşılaşmayı umuyorduk. 800.000 yıl yaşındaki bir çocuktan beklentimiz, Turkana Çocuğu gibi bir şey olmasıydı. Ama bizim bulduğumuz bütünüyle modern bir yüzdü… Bunlar sizi sarsan türden şeyler: Fosil bulmak değil, tamam fosil bulmak da beklenmedik ve güzel bir olay. Fakat en etkileyici olanı bugüne ait olduğunu düşündüğünüz bir şeyi geçmişte bulmanız. Bu bir anlamda, Gran Dolina’da kasetçalar bulmak gibi bir şey. Böyle bir şey çok şaşırtıcı olurdu elbette. Alt Pleistosen tabakalarında teypler, kasetler bulmayı beklemiyoruz, ancak 800 bin yıllık “modern” bir yüz bulmak da bunun gibi bir şey. Onu gördüğümüzde çok şaşırmıştık.

Görüldüğü gibi fosil bulguları, “insanın evrimi” iddiasını yalanlamaktadır. Bu iddia bazı medya kuruluşları tarafından topluma sanki ispatlanmış bir gerçek gibi sunulur, oysa ortada sadece hayali teoriler vardır. Nitekim evrimci bilim adamları da bu gerçeği kabul etmekte ve “insanın evrimi” iddiasının bilimsel delillerden yoksun olduğunu itiraf etmektedirler.

Burda bahse geçen canlı Homo antecessor’dur yani HY’nin düşündüğü gibi H. sapiens (modern insan) değildir. İspanya’nın Atapuerca bölgesinde bulunan fosillere göre H. antecessor‘un orta surat bölümü modern olmasına rağmen, dişleri (üç köklü azı dişleri vardır) ve alnı (kaş bölgesindeki kemik çift kemerlidir) daha ilkel olarak görülmektedir. Ortalama beyin hacimlerinin ise 1000-1100 cc civarında olduğu düşünülmektedir yani H. sapiens‘e göre belirgin bir fark vardır. Ayrıca bulunan fosiller erişkinliğe ulaşmamış bir çocuğa ait olduğu için bu türün anatomik özellikleriyle ilgili kesin bilgiler yoktur bu sebeple bazı bilim adamları bunun başka bir türe (özellikle Homo heidelbergensis‘e) ait olabileceğini düşünmektedir. Bazı bilim adamları ise Homo heidelbergensis‘in direk atası olabileceğini düşünmektedir. Ama kimse bunun bir modern insan olduğunu iddia etmemektedir. Ne bunu gösteren bilimsel bir veri vardır ne de bu veriye dayanarak bunun bir modern insan olduğunu iddia eden bilim adamı vardır.

Yani HY’nin iddia ettiği gibi bu fosiller insanın evrimini yalanlamaktan çok uzaktır. Türler arasındaki belirgin farlılıklar göze çarpmaktadır. İşlerine geldiği zaman “hani nerde bu geçiş fosilleri” diye yaratılışçılar bu tip ufak farklılıklara sahip farklı türleri görünce, insana daha yakın olanlara modern insan, kuyruksuz büyük maymunlara (Hominidae (veya “the great apes”): insan, şempanze, goril ve orangutanları içine alan primat ailesi) daha yakın olanlara ise maymundur diyerek işin içinden çıkmaya çalışmaktadır.

HY’nın bilim dışı iddialarını incelemeye devam edelim. HY şöyle demiş:

Elde edilen her yeni fosil bulgusu -bazı ciddiyetsiz gazetelerde “Evrimin Kayıp Halkası Bulundu” gibi uydurma başlıklarla aktarılsa dahi- evrimcileri daha da fazla çıkmaza sokmaktadır. 2001 yılında bulunan ve Kenyanthropus platyops adı verilen kafatası fosili bunun son örneğidir. George Washington Üniversitesi Antropoloji bölümünden evrimci paleontolog Daniel E. Lieberman, Nature dergisinde yazdığı makalesinde, Kenyanthropus platyops hakkında şu yorumu yapmıştır:

“İnsanın evrim tarihi çok karmaşıktır ve çözümlenmemiştir. Şimdi 3.5 milyon yıllıkbaşka bir türün bulunması ile durum daha da karışacak gibi görünüyor… Kenyanthropus platyops’un yapısı genel olarak insanın evrimi ve türlerin davranışı konuları hakkında birçok soruyu beraberinde getiriyor. Örneğin neden alışılmışın dışında olarak, küçük bir çene dişine ve öne doğru kavisli çene kemiği olan büyük düz bir yüze aynı anda sahip? Büyük yüzü ve benzer şekilde yerleştirilmiş çene kemiği olan tüm diğer insanımsı türlerin büyük bir dişi var. K. Platyops’in önümüzdeki birkaç yıl içindeki en başlıca rolünün, birlikleri bozucu ve insanımsılar arasındaki evrimsel ilişkinin araştırmalarında karşılaşılan kargaşayı vurgulayıcı bir rolü olacağını düşünüyorum.”

1999 yılında bulunmuş, fosil adı KNM-WT 40000 olan ve Kenyanthropus platyops yani “Kenya’nın düz suratlı adamı” olarak adlandırılan bir türdür (fosilin resmine burdan bakabilirsiniz). Aslında bunun farklı bir tür olduğu konusunda bilim adamları arasında bir anlaşma yoktur. Bazıları beyin hacimleri yakın olan Australopithecus cinsine dahil ederken bazıları Homo rudolfensis ve Homo habilis ile önemli benzerlikler taşıdığını ileri sürmektedir. Tim White ise kafatasının şiddetli şekilde bozulduğunu onun için güvenilir bir değerlendirme yapılamayacağını ama bunun ancak A. afarensis‘in Kenyalı versiyonu olabileceğini söylemektedir (7). Zaten eldeki tek fosilin resmine bakarsanız aşırı derecede bozulmuş bir kafatası olduğunu görürsünüz. Sadece bu kafatasına dayanarak kesin yargılara varılması pek mümkün gözükmüyor. Onun için bilim adamları arasında bu fosil konusunda önemli görüş ayrılıkları mevcuttur. Daha kesin bilgi için yeni fosillerin bulunması gerekmetedir. Yani ortada evrim teorisini veya insanın evrimiyle ilgili düşünceleri çürüten veya bunlara zarar veren bir olgu yoktur. Zaten daha yeni bir tür mü yoksa eskiden bilinen bir türe mi ait olduğu konusunda görüş birliğine varılmamış sadece tek bir şiddetli derecede bozulmuş kafatasının böyle birşeye neden olacağını düşünmek mümkün değildir.

Şimdi de HY’nin bu bölümün en sonunda yazdıklarına bakalım:

İnsanla ilgili burada bazı örneklerini saydığımız bulgular çok önemli gerçekleri ortaya koymuştur. Öncelikle de evrimcilerin insanın atasının maymunsu canlılar olduğu şeklindeki iddialarının ne kadar büyük bir hayal ürünü olduğu bir kez daha gözler önüne serilmiştir. Çünkü anlaşılmıştır ki insan, yeryüzünde evrimcilerin “insanın atası” olarak gösterdikleri maymun türlerinden çok daha önce ortaya çıkmıştır. Dolayısıyla bu maymun türlerinin insanın atası olmaları söz konusu değildir.

Sonuç olarak fosil kayıtları bize insanın bundan milyonlarca yıl önce de aynı bugünkü şekliyle var olduğunu ve hiçbir şekilde evrim geçirmeden bugüne kadar geldiğini göstermiştir. Bu noktada evrim savunucularının, eğer gerçekten bilimsel ve dürüst olduklarını iddia ediyorlarsa, ellerindeki hayali maymun-insan sıralamalarını çöpe atmaları gerekmektedir. Bu hayali soyağaçlarını terk etmemeleri evrimin bilim adına savunulan bir teori değil, bilimsel gerçeklere rağmen yaşatılmaya çalışılan bir dogma olduğunu bir kez daha göstermektedir.

HY herzamanki gibi kendi söylediği yalana kendi inanıyor. Yukarda teker teker açıkladığım gibi HY modern insandan önemli farklılıkları olan farklı türleri modern insan olarak değerlendiriyor. Eğer bir tür kuyruksuz büyük maymunlardan daha çok insana benziyorsa insan, eğer insandan çok kuyruksuz büyük maymunlara benziyorsa maymun olduğunu söylüyor. Geçiş türlerini görmezden geliyor. Ama işine geldiğinde de “hani nerde bu Darwin’in bahsettiği geçiş türleri” diyerek aklı sıra Evrim teorisini çürütüyor.

Fosil kayıtlarına göre insanların bugünkü şekliyle milyonlarca yıl önce görüldüğünü ve hiç değişmediğini söylerken tamamen bilimsel verilerin tersinde birşey söylüyor ve açık açık, hiç utanmadan yalan söylüyor. Bulunmuş en eski Homo sapiens fosilleri 195.000 yıllıktır (8). Yazı boyunca açıklamaya çalıştığım gibi HY’nin modern insandan farksız olduğunu söylediği fosiller aslında farklı türlere aittir. Bazıları modern insandan önemli farklılıklara sahipken bazıları görece daha küçük farklılıklara sahiptir. HY ise bu farklılıkların hepsini birden yok sayarak hepsinin bugünkü insanlardan farksız olduğu yalanını gönül rahatlığıyla söyleyebiliyor.

Görüldüğü gibi yaratılışçıların, insanın evrimine ilişkin fosiller evrimin olmadığını göstermediği iddiası bilimsel gerçekleri yansıtmaktan çok uzaktır. HY ve onun gibi yaratılışçı çevreler her zaman aynı oyunu oynamaktadır. Bilimsel verileri çarpıtarak, yalan söyleyerek, eskide kalmış bazı düşünceleri bilimsel gerçeklermiş gibi sunarak insanları kandırmaya çalışmaktadırlar. Bu sistem yurt dışında özellikle de Amerika’da da aynı şekilde işlemektedir. Zaten HY ve Türk yaratılışçılar da bu işi Amerikalı yaratılışçılardan öğreniyor. Onların kullandıkları temelsiz, bilim dışı tezleri kullanıyorlar. Yani yeni bir düşünce veya görüş ürettikleri yok. Zaten olamaz da çünkü Uğur Mumcu’nun dediği gibi fikir sahibi olmak için bilgi sahibi olmak gerekir. HY ve tayfasında ise bilgi sahibi insanlar yok veya bilgi sahibi olanlar olsa bile bu kişilerde bilimsel gerçekleri objektif olarak insanlara sunacak yürek yok. İşleri güçleri yalan, dolan, kandırmaca, sahtekarlık…

Böylece bu bölümün de incelemesi bitmiş oldu.

walla
11-10-2006, 20:56
Sevgili Yuhanna
Harun Yahya adında zaten birisi yok. Bu sanal bir kişilik. Gerçek Adı Adnan Oktar mış.
Yaptıkları tek şey ya var olan bilimsel kitapları yanlış tercüme ederek anlamını çarpıtmak, yada hayali bilim adamları isimleri vererek sahte bilimsel haberler vermek.

walla
11-10-2006, 21:04
Harun Yahyanın sanal olduğunun kanıtı.
http://www.harunyahya.net/V2/Lang/tr/Pg/WorkDetail/Number/517 den alınma bilgi aynen aşağıda
Bu site Harun Yahya'nın tüm eserlerini ve yeni çalışmaları ile ilgili haberleri size ulaştırmak için hazırlanmıştır. Sitemizde 3548 tanesi Türkçe, toplam 4363 adet eser bulunmaktadır
Basit bir hesap yapalım
Adam bir eseri ortalama yıldırım hızıyla 3 günde yazsın, (yemeden içmeden, araştırma yapmadan)

4363x3 gün = 13089 gün yapar
bir yılda 365 gün var 13089/ 365 = 35.86 yıl
Makina olsa 35 yıl hiç durmadan kitap yazmaya dayanamaz.
bir eserin ortalama 30 günde yazıldığını sayarsak, 350 yıl yapar. Harun yahya bu durumda tahmini 370 yaşındadır...Sizi biraz güldürebildiysem ne mutlu bana...

walla
12-10-2006, 13:43
İşin İlginç yanı Harun Yahya Koyu bir Atatürkçüymüş.

Natan
12-10-2006, 16:58
heheheh :) walla güldürdün beni ..çok teşekkür ederim bu araştyırman için walla ! bir düzenbazı keşfetmemizi sağladın ..çok güzeldi

Natan
13-10-2006, 12:17
meşhur indirgenemez koplekslik
İndirgenemez komplekslik kavramı, Akıllı Tasarım (AT) hareketini savunanların en fazla başvurdukları ve belki de AT’nin bilimsel bir teori olduğunu savunmak için kullandıkları yegâne argüman olarak karşımıza çıkıyor. Aslında indirgenemez komplekslik, AT’nin ispatlanması için kullanılamaz yani doğru olması AT’nin doğruluğunu göstermez ama bu yazımda bu konuyu bir kenara bırakıp indirgenemez kompleksliğin bilimsel konumunu inceleyeceğim.

İndirgenemez komplekslik kavramının mucidi olan Michael J. Behe, 1996 yılında yazdığı Darwin’in Kara Kutusu (Darwin’s Black Box: The Biochemical Challenge to Evolution) kitabında indirgenemez kompleksliği şöyle tanımlıyor:

By irreducibly complex I mean a single system composed of several well-matched, interacting parts that contribute to the basic function, wherein the removal of any one of the parts causes the system to effectively cease functioning. (s. 39)

An irreducibly complex system cannot be produced directly (that is, by continuously improving the initial function, which continues to work by the same mechanism) by slight, successive modifications of a precursor system, because any precursor to an irreducibly complex system that is missing a part is by definition nonfunctional. (s. 39)

Burda Michael Behe, aşağı yukarı şöyle diyor:

İndirgenemez kompleks sistem ile temel fonksiyona katkıda bulunan, birbiriyle etkileşim halinde olan, iyi eşleşmiş çeşitli parçalardan oluşan ve bu parçalardan herhangi birinin çıkarılmasıyla çalışması sonlanacak olan tek bir sistemi ifade ediyorum.

İndirgenemez kompleks bir sistem, öncü bir sistemin ufak, birbirini takip eden değişimleriyle direk olarak (yani aynı mekanizma ile çalışıp ilk fonksiyonu devamlı olarak geliştirerek) üretilemez çünkü indirgenemez kompleks bir sisteme giden herhangi bir öncü sistem tanım gereği işlevsizdir.

İşte Michael Behe indirgenemez kompleks sistemi böyle tanımlıyor ve canlılarda bu özellikleri gösteren biyokimyasal yapılar olduğunu iddia ediyor. Bu yapılara örnekler veriyor ve kitabında bunları uzun uzun anlatıyor. Örnek olarak bakteri kamçısı (bacterial flagellum), kan pıhtılaşma sistemi (blood clotting system) ve bağışılık sistemi (immune system) gibi birkaç sistem veriyor ve bunların kendi tanımına göre indirgenemez kompleks olduklarını ve bu sebeple de evrimleşmiş olamayacaklarını iddia ediyor.

Şimdi ilk olarak Michael Behe’nin yaptığı indirgenemez komplekslik tanımını ve daha sonra da bu tanım gereği evrimleşmiş olamayacağını düşündüğü sistemleri inceleyelim.

Behe yaşamın tasarlanmış olması gerektiği sonucuna şu mantıksal düzen içinde ulaşıyor. Tanım gereği, indirgenemez kompleks bir sistemin bir parçası eksik öncüsünün işlevsiz olması gerekiyor. Böylece doğal seçilimde işlevsiz bir yapının seçilmiş olamayacağı ve böylece indirgenemez kompleks yapının bir bütün olarak tasarlanmış olması gerektiği sonucuna varlıyor. Ama gerçekte durum böyle değil. İlk olarak öncü bir sistemin daha az parçadan oluşması gibi bir zorunluluk yokur, yani daha fazla parçadan da oluşuyor olabilir. İkinci olarak öncü sistem farklı bir görevi yapıyor olabilir, yani öncü sistemin tanımdaki gibi işlevsiz olması şartı yoktur. Öncü sistem farklı bir fonksiyonu gerçekleştiriyor olabilir. Görüldüğü gibi Behe’nin kurmuş olduğu mantıksal düzende belirgin bir sorun var. Behe’nin indirgenemez komplekslik tanımına uygun yapılar olabilir ama bu onların evrimleşmiş olamayacağı anlamına gelmez.

Peki Behe’nin indirgenemez kompleks olduğunu düşündüğü, dolayısıyla da evrimleşmiş olamayacağını ileri sürdüğü ve “biyokimyasal makineler” olarak adlandırdığı yapılar gerçekten evrimleşmiş olamaz mı? Bu yapılar gerçekten de bir bütün halinde mi ortaya çıkmış olmak zorunda? İşte bu noktada, Behe’nin vermiş olduğu örnekler incelendiğinde, bilim adamları bu yapıların evrimleşmiş olabilecekleri sonucuna varıyor. İlk olarak bakteri kamçısını ele alalım.

Bakteri kamçısı

Flagellum yani kamçı organı prokaryot ve ökaryot hücrelerde bulunabiliyor. Bakteriler kamçılarını sıvı ortamlarda hareket etmek için kullanıyorlar. Bakteri kamçısının işlevini ve yapısını Mustafa Akyol şöyle açıklıyor (1):

Organ, bakterinin hücre zarına tutturulmuştur ve canlı ritmik bir biçimde dalgalandırdığı bu kamçıyı bir palet gibi kullanarak dilediği yön ve hızda yüzebilir.

[…] Bakterinin hareketli motoru, elektrik motorlarıyla aynı mekanik özelliğe sahiptir. İki ana bölüm söz konusudur: Bir hareketli kısım (rotor) ve bir durağan kısım (stator).

Bu organik motor, mekanik hareketler oluşturan diğer sistemlerden farklıdır. Hücre, içinde ATP molekülleri halinde saklı tutulan hazır enerjiyi kullanmaz. Bunun yerine kendine özel bir enerji kaynağı vardır: Bakteri, zarından gelen bir asit akışından aldığı enerjiyi kullanır. Motorun kendi iç yapısı ise olağanüstü derecede komplekstir. Kamçıyı oluşturan yaklaşık 240 ayrı protein vardır.

[…] Bakteri kamçısını kitabında detaylı olarak anlatan Michael J. Behe, sadece bu kompleks yapısının dahi, evrimi “yıkmak” için yeterli olduğunu savunmaktadır.

Aslında bakteri kamçısının indirgenemez kompleks olup olmadığıyla veya evrimleşmiş olup olamayacağıyla çok ilgisi yok ama yine de belirtmek lazım. Burda adı bahsi geçen bakteri kamçısını oluşturan farklı protein sayısı olan 240 doğru değil. Bakteri kamçılarının çok daha az proteinle oluştukları yapılan araştırmalarda ortaya konmuştur. Örneğin E. coli türü bakterinin kamçısının yapısında 18-20 farklı protein bulunmaktadır (2). Ayrıca farklı bakteri türlerinde farklı (E. coli’ninkinden daha az) sayıda proteinden oluşan kamçı türleri vardır. Ökaryot hücrelerdeki kamçı ise “cilium” olarak adlandırılmaktadır. Yapı olarak bakteri kamçısından oldukça farklı yapıdadır. Örneğin bir hayvan sperm hücresindeki cilium 250 civarında proteinden oluşmaktadır (2). Aslında sayılarda yapılan bu yanlışlığın çok da önemi yok. Asıl önemli olan nokta bakteri kamçısının herhangi bir parçası çıkarıldığında işlevsiz olacağı ve bu sebeple evrimleşmiş olamayacağı gibi hatalı bir sonuca varılmış olmasıdır.

Yapılan homoloji çalışmaları bakteri kamçısı ile “tip III salgılama sistemi” (type III secretory system) (TTSS)’nin birçok parçasının birbiriyle ilişkiliği olduğunu hatta bazı bakterilerde tamamen aynı olduğunu göstermektedir (3). TTSS bakterilerin başka hücrelerin içine protein aktarmak için kullandığı bir yapıdır. Hatta bazı ölümcül bakteriler ürettikleri protein toksinleri bu yöntemle kurbanlarının hücrelerine bu yolla aktarırlar (4). TTSS’nin protein yapısı üzerinde yapılan araştırmalarda bakteri kamçısının bazal (temel) bölümünün TTSS ile direk homolog olduğunu göstermektedir (4). Yani indirgenemez kompleks olduğu iddia edilen bakteri kamçısının ufak bir bölümünün oldukça işlevsel olduğu görülmektedir. Behe ise tek bir parçanın bile çıkarılmasının geri kalan kısmı işlevsiz kılacağını ve doğal seçilim mekanizması tarafından seçilemeyeceğini söylüyordu. Ama görüldüğü gibi indirgenemez kompleks kavramına yapılan itirazdaki gibi öncü bir sistemin asıl sistem ile aynı görevde olması zorunluluğ yoktur. Farklı görevi yapan bir sistem gen eşleşmesi, mutasyon ve doğal seçilim sayesinde başka bir işlev gören bir yapıya dönüşerek sağladığı avantaj sayesinde de korunarak gelecek nesillere aktarılabilir.

Peki bakteri kamçısının TTSS’den nasıl evrimleşmiş olabileceğiyle ilgili neler biliniyor? Bu konuda en geniş bilgiye Nick Matzke’nin makalesinden (4) ulaşmak mümkün. Matzke makalesinde bakteri kamçısının ve TTSS’nin yapısıyla ilgili bilgi veriyor, bakteri kamçısının evrimiyle ilgili önceki modeller hakkında bilgi veriyor ve daha sonra kendi modelini anlatıyor. Bu modellerin kesin doğru olduğunu iddia etmek mümkün değildir ama zaten bu modellerin amacı da bu yapıların nasıl evrimleşmiş olabileceğiyle ilgili mantıklı, olası varsayımlar ortaya koymaktır çünkü Behe indirgenemez kompleks olduğunu söylediği yapılar için bu tip olası modellerin oluşturulmasının mümkün olmadığını söylemektedir.

Bakteri kamçısını bir kenara koyarsak yılan balığı sperm hücresinin kamçısında (ökaryot bir hücrede olduğu için cilium) üç önemli bölüm eksiktir. Yani Behe’nin kitabında indirgenemez kompleks olduğunu iddia ettiği ve bu yapının vazgeçilmez parçaları olarak belirttiği bazı parçalar bu yılan balığı sperm hücresi kamçısında bulunmamaktadır ve buna rağmen normal olarak görevini görmektedir (6). Bu da Behe’nin belirttiği yapının kendi tanımına göre indirgenemez kompleks olmadığını göstermektedir.

Kan Pıhtılaşma Sistemi

Michael Behe’nin indirgenemez kompleks olduğunu iddia ettiği bir başka sistem de omurgalılardaki kan pıhtılaşma sistemidir. Omurgalıların kan pıhtılaşma sistemi “kaskat” olarak adlandırılan bir yapıdadır. Yani bir nevi domino taşlarından kurulmuş bir sistemdir ve son hamlede kan pıhtılaşması gerçekleşir. Sistemde görevli proteinler, kofaktörler (enzimlerin çalışmasını sağlayan maddeler) ve proteazlar (proteinleri peptit bağlarını kopararak parçalayan enzimler) görev almaktadır. Kan pıhtılaşması iki farklı yolla gerçekleşebilir: İntrensek ve ekstrensek yol. Bu iki yol Jeremy M. Berg’un Biochemistry kitabında aşağıdaki şekilde gösterilmektedir.




Bu şekilde pembe ile gösterilenler maddelerin aktif olmayan, sarı ile gösterilenler ise aktif halledir, mavi ile gösterilenler ise kofaktörlerdir. Ayrıca tüm Roma Rakamıyla gösterilenler rakamın önüne “faktör” koyularak okunur. Örnek vermek gerekirse faktör VIIIa bir kofaktördür ve aktif haldeki faktör IX (yani faktör IXa)’un yardımcı olarak inaktif haldeki faktör X’u aktive hali olan faktör Xa‘ya dönüşmesini sağlar. Şekilden bakarak aynı mantıkla her adımda neler olduğunu anlayabilirsiniz.

Şekilden görülebileceği gibi intrensek ve ekstrensek yollar bir noktada birleşir. İki yolla da faktör X aktive edilir ve faktör Xa ile faktör Va, protrombini trombine dönüştürür. Trombin ise kan plazmasında çözünebilir bir protein olan fibrinojeni parçalayarak fibrine dönüşmesini sağlar ve daha sonra faktör XIIIa‘nın da devreye girmesiyle fibrin pıhtıları oluşarak gerekli yerlerin tıkanması sağlanır. Burda temel yapıyı kısaca anlatmak istedim, daha ayrıntılı bilgi için buraya, buraya ve buraya bakabilirsiniz.

İşte Michael Behe bu sistemin indirgenemez kompleks olduğunu ve bu sebeple evrimleşmiş olamayacağını iddia ediyor. Yani Michael Behe’nin tanımına göre bu sistemin bir parçasının bile olmaması sistemin çökmesine, çalışmamasına sebep olacaktır. Ama intrensek yolda karşımıza çıkan faktör XII veya diğer adıyla Hageman faktörü yunuslarda ve balinalarda yoktur (5) ama kan pıhtılaşma sistemleri çalışmaktadır. Yani kan pıhtılaşma sisteminin indirgenemez kompleks olmadığını çok açık bir şekilde görmekteyiz. Ama bunu Michael Behe de görüyor. Amerikan Doğa Tarihi Müzesi’ndeki bir forumda Kenneth Miller ile Michael Behe karşılıklı tartışırken (tartışma metnine buradan ulaşabilirsiniz) Miller yunuslardaki bu olayı dile getiriyor ve Behe kan pıhtılaşma sisteminde gereksiz parçalar olduğunu kabul ediyor. Behe bu sebeple bütün pıhtılaşma sistemi yerine bu sistem içindeki sadece 4 parçayı (fibrinojen, protrombin, Stuart faktörü, and proakselerin) seçerek bunların indirgenemez kompleks bir sistemin parçaları olduğunu söylüyor. Ama ortada sadece bu parçalardan oluşan bir sistem yok gerçekte ve evrim sürecinde sadece bu parçalardan oluşan bir sistemin oluşması şart değildir. Kaldı ki Behe’nin kitabında söylediği gibi kan pıhtılaşma sisteminin moleküler evrimiyle ilgili hiçbir şey bilinmiyor falan değildir. Literatürde bu konuyla ilgili birçok makale ve çalışma vardır. PubMed‘de arama yaparak bu konu ile ilgili yazılmış makalelerin listesini görebilirsiniz. Ayrıca buradan ve buradan da bu konuyla ilgili önemli birçok referansa ve linke ulaşabilirsiniz. Yani Michael Behe ya bilimsel literatürü pek iyi takip etmiyor ya okuyucularının takip etmediğini düşünerek bol keseden atıyor ya da hiçbir açıklamayı nedense tatmin edici bulmuyor.

Bağışıklık Sistemi

Michael Behe, Darwin’in Kara Kutusu kitabının 6. bölümünü bağışıklık sisteminin parçası olan ve indirgenemez kompleks olduğunu iddia ettiği 3 sisteme ayırıyor. Bu 3 sistemin neden indirgenemez kompleks olmadığı Matt Inlay tarafından Evolving Immunity başlıklı yazısında ayrıntılarıyla anlatılmıştır. Bu 3 sistemden biri olan tamamlayıcı sistemin (Complement System) neden indirgenemez kompleks olmadığı Mike Coon’un Is the Complement System Irreducibly Complex? başlıklı yazısında incelenmektedir. Ayrıca bağışıklık sisteminin nasıl evrimleştiği konusunda da birçok bilimsel makale mevcuttur. Mesela daha önce linkini vermiş olduğum PubMed‘de arama yaparak bağışıklık sisteminin evrimiyle ilgili ne kadar çok makale olduğunu görebilirsiniz. Ayrıca buradan ve buradan da konu ilgili faydalı kaynaklara ulaşabilirsiniz. Ama nedense bunların hiçbiri Michael Behe için yeterli olmuyor. Amerika’da Dover’daki Akıllı Tasarım davasının kararında Yargıç Jones, Behe’ye bağışıklık sisteminin evrimiyle ilgili 58 peer-reviewed (hakemli dergilerde) makale, 9 kitap ve birkaç ders kitabı bölümü gösterildiğini ama Behe’nin bunların hiçbirini yeterli görmediğini söylüyor. Hem de bu kitapların ve makalelerin çok büyük bir kısmını okumamış olmasına rağmen kendi istediği şekilde bir evrim sürecinin bu kitap ve makalelerde anlatılmadığını düşündüğünü söylüyor. Ayrıca yine bu davada verdiği ifadesinde bir yerde bağışıklık sisteminin nasıl evrimleştiğiyle ilgili araştırma yapmadığını çünkü bunun verimli bir çalışma olmayacağını (yani sonuca ulaşamayacağını) düşündüğünü söylüyor. Yani Behe bunun olamayacağına kendini öyle inandırmış ki konuyla ilgili ne tüm bilimsel görüşleri ve bakış açılarını inceleme gereği duyuyor ne de nasıl evrimleşmiş olabileceğini ve kökenini kendi araştırıyor. Aslında bu sadece bağışıklık sistemi ile ilgili de değil. Yukarda anlattığım diğer yapılar için de aynı şey geçerli.

Sonuç

Tüm bunlar bize Michael Behe’nin en başında önemli bir hata yaptığını göstermektedir. Michael Behe bir biyokimyacıdır ve özellikle de protein sistemleriyle uğraşmaktadır. Proteinlerden oluşan kompleks yapıların evrimi konusunda yanlış bir düşüncesi var. Behe şöyle düşünüyor: Elimizde 100 proteinden oluşan kompleks bir sistem varsa bu sistemin evrimleşmiş olması için daha önce 99 proteinden oluşan ve aynı görevi yapan bir yapı olmalıdır. 99 proteinlik yapı ise ancak 98 proteinlik ve aynı görevi yapan bir yapıdan evrimleşmiş olmalı. İşte Behe biyokimyasal yapıların evriminin böyle olması gerektiğini düşünüyor. Ama bunun böyle olması gerekmediği çok açık. Proteinlerden oluşan yapıların evrimi DNA yapısındaki değişikliklerle olur ve DNA yapısında oluşacak değişikliğin tek bir protein eklenmesine veya yapı içindeki sadece bir proteinin değişmesine sebep olmak zorunda olmadığı çok açıktır. Ayrıca öncü bir sistemin aynı görevi yapıyor olma gibi bir zorunluluğu da mevcut değildir. Ama Behe böyle olması gerektiğini düşünüyor ve bu tip adım adım kademeli bir evrim sürecinin bilim adamları tarafından açıklanamadığını söylüyor. Yani yukarda anlattığım gibi Behe’nin kendisine sunulan ve bu yapıların olası evrim modellerini anlatan makale ve kitapları bu sebeple kabul etmiyor ve yeterli görmüyor. Sanırım bu sebeple Behe hiçbir zaman bu açıdan kendini tatmin eden bir evrim modeliyle karşılaşmayacak çünkü beklediği şey zaten mümkün olmayan birşey.

En son olarak da Michael Behe’nin veya başka birinin şimdiye kadar, herhangi bir yapının indirgenemez kompleks olduğunu ve evrimleşmiş olamayacağını savunduğu ve hakemli dergilerde yayınlanmış hiçbir makale olmadığını belirtmek istiyorum. Sanırım Behe artık, konuyu fazla bilmeyen ve araştırma yapma imkanı olmayan insanları etkilemek için kitap yazmak yerine bilimsel olduğunu iddia ettiği argümanlarını hakemli dergilerdeki makaleleriyle bilim adamlarına sunmalı.

Akıllı Tasarım hareketi önceki yazılarımda da belirttiğim gibi argümanlarını bilgisizlikten almaktadır. Bilimde bazı boşluklar yaratıp bunların sebebini akıllı bir tasarımcıya atfetmek bilimin araştırma, gözlem ve deney gibi kademelerini ortadan kaldırmak ve yüzyıllar öncesinin gücünü bilgisizlikten alan düşüncelerini kabullenmekten başka birşey değildir. Baksanıza Behe bağışıklı sistemiyle ilgili araştırmalarda sonuca ulaşılamayacağını düşündüğü için araştırmadığını söylüyor. Bu nasıl bir bilimsel yaklaşımdır. Bir bilim adamı böyle önyargılarla hareket etmemelidir. Behe işin başından kendi kriterlerine göre evrimleşmiş olmayacağına karar veriyor ve bu sebeple o yapıları araştırmıyor hatta yapılan tüm araştırmaları inceleme gereği bile duymuyor.

Bir de Akıllı Tasarımcılar teorilerinin bilimsel olduğu iddiasıyla okullarda öğrencilere öğretilmesi gerektiğini savunuyorlar. Hakkında hakemli saygın bilim dergilerinin hiçbirinde bir tane destekleyici makale yazılmamış bir teorinin (aslında ortada teorisi falan yok ama…) okullarda öğretilmesi çok yanlış olur.


http://cevaplar.wordpress.com

ayveışık
17-10-2006, 16:06
ben mühendisim ve tasarımcıyım ve yaptığımız cihazları tasarlıyorum ve hem elektronik kısmını hem de yazılım kısmını şu ana kadar işe geldiğimde programın ve cihazın kendi kendine olduğuna hiç rastlamadım.
ayrıca bulunan fosiller üzerinde nasıl yaşadığını bilmediğimiz canlılara hayali yaşam senaryoları
uydurarak biryere varamayız, bu yüzden bu fosil tartışmasını anlamsız buluyorum.
eğer bana *bu gün bilim adamlarının hertürlü bilinçli çalışmalarının sonunda hücrenin oluşabilirliğini kanıtlayabilirsen ki canlının en önemli yapıtaşı bunu aklı düşünmesi olmayan doğadan bekliyoruz.
biz burda 7 mühendisiz ve iki cihaz arasındaki problemsiz bir data alışverişi olsun diye birsürü
kafa patlatıyoruz göz gibi kompleks bir yapıyla beyin gibi kompleks bir yapı nasıl birbiriyle problemsiz bilgi alışverişi yapıyorlar.
burda 4 problem var.
1 beyin ve gözün oluşumu
2 bu iki yapının birbiriyle olan bilgi alışverişi
3 gözün bilgileri beynin anlayacağı şekle dönüştürmesi ve beynin bu bilgileri alıp doğru yorumlaması mesela duvarı ağaç gibi yorumlayan bir beyim hiç duymadım.
4 bunları şuursuz atomlar gerçekleştirecek
bunları bana başka konulara dallanmadan mantıklı anlatabilirsen sevinirim

liopleurodon
17-10-2006, 16:24
Birlikte geliştikleri için... Ayrı ayrı gelişselerdi senin sorunun ondan da yaşanırdı..

Atomlar şuursuz değildir. Bu boş lafı bir atın artık. Eğer şuursuzsa, tasarladığın şey nasıl çalışıyor? İçine bir cin oturtup atomlara kumanda mı ettiriyorsun?

ayveışık
17-10-2006, 16:31
atomlar nasıl yani düşüne biliyorlarmı ,doğa beyni ve aynı andamı tasarlaması gerektiğini düşündü anlamadım

ayveışık
17-10-2006, 16:46
ben mesela hala spermin yumurtayla birleşmesi gerektiğini nasıl bildiğini
anlayamadım resmen tasarım
artının eksiyi çektiğini şiddetini bilim bulur ama bunun nasıl olduğunu bulamamıştır resmen tasarım

ayveışık
17-10-2006, 16:51
evrime göre herşey aşamalı olmazmı evrimle çelişiyorsun gibi geldi,
bu atomlar nasıl meydana geldi buna evrim nediyor herşeyin mantıklı bir
karşılığı varsa.

ayveışık
17-10-2006, 16:54
cevap bekliyorum

kerkenez
17-10-2006, 17:43
Sayın ayveışık,
Yer çekimi kanunu keşfedilmeden önce, havaya attığın bir taşın neden uzaya gitmeyip yere düştüğü sorulsa, sen yine aynı şekilde, "Acaba taş yere düşmesi gerektiğini nasıl biliyor?" diye sorarak; ve burdan yola çıkarak taşın böyle bir şeyi bilemeyeceğini bunu kesin üstün bir gücün yarattığını söylerdin.
Sen bilmediğin şeylere cevap aramıyorsun. Her hangi bir bilgisayar oyununda 'invincible' seçeneğini almak gibi yanına "kadri mutlak" bir güç alıp her sorunun üstesinden geliyorsun.
Ama bilimse bunu araştırıyor, akıl bunu araştırıyor. Elindeki verilerle sonuçlara gitmeye çalışıyor.
Siz 7 mühendis olarak bir araya gelip uğraştığınız şey ile milyarlarca yıldır sürekli devinim içinde bulunan bir yapıyı karşılaştırıyorsunuz.
Bu yapıyı keşfetmek yerine, keşfedilmeyenlerden,bilinmeyenlerden insanın en ilkel yanlarından bir tanesini, mutlak yaratıcıyı çıkartıyorsunuz.
Bu yazdıklarımın sana cevap olmadığını biliyorum. Çünkü senin imanın bilgiden önce gelir. Bu ve benzeri birçok sitede yer alan bilgiler imanının çelik zırhlı duvarına çarpar.
Bunları soran sen! Mantıklı açıklama bekliyorsun ya! Ki bunda çok haklısın. Ayın nasıl ikiye bölündüğünü, denizin nasıl yarıldığını vs. açıklar mısın?

ayveışık
17-10-2006, 17:55
maddeci olan sensin bu tür sorulara ben hemen cevap buluyorum ama
bu tasarım harikasının nasıl olupta maddi anlamda oluştuğuna cevabı senin vermen gerekir benim mühendis olarak bu tasarımlardan çıkardığım bir sonuç var çünkü bende bir tasarımcıyım ve sinir sistemi gibi bir sistemin
nasıl tasarlandığını sizin gibi düşünemiyorum çünkü bir tasarım harikası
tasarlayan önünde eğiliyorum bunu doğa tasarladıysa onun önünde eğilirim.

kerkenez
17-10-2006, 18:10
İyi o zaman doğanın, devinimin, bilimin önünde eğil ve özgürleş. Bence senin devinime "tasarımcı" demende bir sorun yok. Diyebilirsin. Benim alanım fizik veya mühendislik olmadığından, artık bu konudaki son gelişmeleri ve bilimsel açıklamaları senden bekleyebiliriz.
Son olarak eğer bir şeye harika diyorsan; harika olamayanı veya tasarlanmış diyorsan; tasarlanmamış planı da koyman lazım.
Birçok türde görülen anomaliler tasarım veya üretim hatası mı sence? Bence değil!

kerkenez
17-10-2006, 18:13
İyi o zaman doğanın, devinimin, bilimin önünde eğil ve özgürleş. Bence senin devinime "tasarımcı" demende bir sorun yok. Diyebilirsin. Benim alanım fizik veya mühendislik olmadığından, artık bu konudaki son gelişmeleri ve bilimsel açıklamaları senden bekleyebiliriz.
Son olarak eğer bir şeye harika diyorsan; harika olamayanı veya tasarlanmış diyorsan; tasarlanmamış planı da koyman lazım.
Birçok türde görülen anomaliler tasarım veya üretim hatası mı sence? Bence değil!

mep
17-10-2006, 18:18
Ayve ışık abim hoşgeldin.
* Mühendismişsin ne güzel,tasarımdaki bu mükemmelliği görebilen benim gibi bu tasarıma,bu işleyişe hayran olan birisin anladığım kadarıyla.
yanlız şöyle bi sorun var,bu mükemmel tasarımın sahibinin *olduğu söylenen kitaplar biraz bozuyo işi be abi.böyle mükemmel bi tasarım böyle mükemmel bi işleyiş yap,sonrada böyle kimsenin anlıyamıyacağı bi kitap gönder,kurana baktığın zaman aynı tasarımcının insanlara seslenişi bu diyebiliyomusun.diyebiliyosan,boş ver sen tasarımla filan kafa yorma abi.

dilaver
18-10-2006, 00:25
eğer bana *bu gün bilim adamlarının hertürlü bilinçli çalışmalarının sonunda hücrenin oluşabilirliğini kanıtlayabilirsen ki canlının en önemli yapıtaşı bunu aklı düşünmesi olmayan doğadan bekliyoruz. --------------
* * * *aramızdaki fark problemleri çözme konusundaki irademizdir.Bugün uaşamın başlangıcı konusunda yanıtlanmamış sorular dogrudur.Ama siz bu soruları yanutlayabilir misiniz.Hayır bilimin söylediginin dışında verebileceginiz tek yanıt Allah böyle istedi,Allah yarattı ya da Allahın ne yaptıgını bilemeyiz olur.Yani sorulara vereceginiz yanıt korku ve kuşkudan kaynaklanan çözümsüzlüktür.Halbuki bilim tarihi sizin çözümsüz buldugunuz sorulara verilen yanıtların tarihidir.Sordugunuz soruların hiçbirine verecek bir yanıtınız yoktur çözümsüzlükten başka.
* * * * Hücrenin oluşabilirliginin kanıtını nasıl arıyorsunuz bilemiyorum.Ama kök hücrenin bulunup insana aşılanması bir yanıt mıdr sizce.Ya da canlı klonlanması bir yanıtmıdır bilemiyorum.Klonlama olayı bir yaratma olayı mıdır sizce.
* * * * *Dikkat ederseniz ve bir canlıyı en ufak parçalarına ayırırsanız atomlardan ve atomları oluşturan atomaltı parçacıklardan başka bir şey bulamazsanız.Canlının en ufak birimlerine ulaştıgınız zaman orada bulabileceginiz tek şey sizin şuursuz dediginiz atomlardır.Ve gene hayret edilecek bir şey varsa bu atomların bir arada yapışık olarak durmadıkları fakat son derece ufak ölçeklerdeki mesafeler arasında bir kuvvet ile bir araya geldikleridir.Bu gözlem bize aslında yaşam dedigimiz şeyin arkasında inorganik maddenin bulundugunu gösterir.Bunu bilim bize bugün göstermektedir.Ancak öyle görülüyor ki bilimin bunları keşfetmesine kadar sizin tanrınız ve dinleriniz bundan bi haber görünüyor.Bilim uygun ilk şartların oluşturulmasıyla yaşamın ortaya çıkabilecegini söyler bize.Ama bunun da bir rastlantı oldugunu söyler.Ancak aynı şartlar pluşursa yaşam dünyada degil de başka bir gezegende olabilirdi.Yaşamın başlangıcı konusunda tek nokta kendi kendini yineleyen ilk hücrenin nasıl olup ortaya çıktıgıdır.İlk yaşam ise 3 milyar sene gibi bir zaman tek hücrelilerin en ilkel biçimnin egemenligi altındadır.Burada daha göz yoktur,beyin de yoktur.Kendi kendinin aynısını üretebilen bir tek hücreli yaşam vardır.Bu yaşamın 2 milyar sene kadar bir süresi de prökaryot dedigimiz çekirdeksiz hücrenin egemenligindedir.Bu hücreler 3 milyar yıl boyunca yaşamın daha üst biçime evrilmesine olanak saglayabilecek oksijenin oluşmasına neden olmuşlardır.Düşünün 3 milyar sene.İşte sizin inanmadıgınız fosil kayıtları bize bu bilgileri sunuyor.Daha dogrusu siz fosil kayıtlarına boş ve anlamaz gözlerle bakıyorsunuz bilim ise ölçüyor biçiyor ve tanımlıyor.
* * * * * *Bilimde çözümsüzlük olmaz,ama rastlantının payı vardır.Ya da muhtelif olasılıklar içinde bir tanesinin olmasıyla o olgu ortaya çıkabilmiştir.Dünyaya 65 milyon sene evvel düşen bir göktaşı dinozorları ortadan kaldırmış ve memelilerin hakimiyetini getirmiştir.Yoksa bugün ne bu satırları ben yazabilirdim ne siz bir tasarımcı olabilirdiniz.Dünyada da büyük ihtimalle akıllı yaşam degil de dinozorlar olabilirdi.Bilim buna yanıt bulur izah eder ama sizin buna yanıtınız Allah böyle istedi olur.Ya da bilimin yeni yanıtlarını ögrendiyseniz bunu yama yaparsınız.
* * * * Organik maddenin özelligi beslenmesidir.Bir enerjisi olması ve kimyasal tepkimelerde bulunmasıdır.İnorganik madde ise duragandır ve kimyasal teplimelere girmez.Ama maddenin temeli bir çekirdek etrafında dönen elektronlarının sayısındadır.Tabi birde bu çekirdegin yapısıdır.İnorganik maddelerin bile çekirdek yapısı ve elektronları degiştiginde farklı maddelere dönüşürler.Kristalleri ele alın.Yılların birikimi sonucunda kristal molekulleri daha büyük ve kütlevi biçim alırlar.İşte hücrenin oluşumu da aynen cansız kristal moleküllerinin birbiriyle birleşmesi gibidir.Yalnız buradaki evrim sürecini ve zamanını göz önüne almak gerekir.İnsan ömrüylr kıyaslanamayacak bir zaman dilimi.Bunca zaman dilimi içerisinde oluşabilen bir süreci bir bilim adamının ömrüyle sınırlandırmaya kalkmak biraz demagoji kokuyor.
* * * *Aslında aramızda bir fark yok temelde.Siz tanrı diyorsunuz ve kaçıyorsunuz biz ise madde diyoruz ve soruyoruz.Sordukça yeni sorular geliyor cevapladıkça yeni bilinmeyenler ortaya çıkıyor.Ama iş bu tanrının bir elçisine gelince burada işler karışıyor.Çünkü bu elçinin yaptıkları ve söyledikleri bilimin her koluyla çelişiyor.
* * * * Bakın bilimin şu andaki bir kesinligi var.O da evrenin her hangi bir yerindeki herhangi bir elektronun dengesini ve konumunu degiştirirseniz her şey son derece farklı olur.Bunu bilmek bizi şu sonuca götürüyor.Big bang bir kere başladıktan sonra buna müdahale imkanı olmaz.Müdahale olursa şayet şu andaki evren olmaz.Evrim bir gereksinimdir.Gereksinim olmadan evrim olmaz.Cografi şartlar yaşayan canlılara iki seçenek sunmuştur.Ya yok olacaksın ya da şartlara uygun mekanizmalar geliştireceksin.Bu yüzden de canlılar en basitinden en karmaşık insana dogru bir süreç izlemişlerdir.
* * * * *Aynı süreç insanın evriminde,kültürel evriminde de görülüyor.1400 sene evvelinden bahsediyor ve reformlar istiyor müslümanlar.Var olan üstyapıyı gelişen altyapıya uydurmak istiyorlar.Gereksini yeni kurallar gerektiriyor.Yeni düşünce yapımız da bu kurallarla birlikte evriliyor.Bu insanın kültürel evrimi.Bunun için fosillere filan ihtiyacımız yok.Ama niye köle sahibi olamıyoruz,niye önümüze geleni öldüremiyoruz,niye başımızda padişahımız yok gibi soruları düşünmeye başlarsanız insanın kültürel evrimini kavrayabilirsiniz.Buradan yola çıkarsanız doganın evrimini de belki anlamak için çabanız olabilir.


* * * * * *saygılarımla

exclusive
18-10-2006, 00:58
ayveışık, bütün kainatın çok dahiane bir tasarıma sahip olduğuna, zeki bir varlığın eseri olduğuna inanıyorsun. Ben öyle düşünmüyorum ama bu düşüncende de seni pek eleştiremem...

Benim seni eleştireceğim nokta şu olur:

Şu 800 sayfa kuranı bi oku lütfen. En fazla 1 haftanı alır... Ondan sonra hayata, biyolojiye vs. dair tüm bilginle mantıklı bir şekilde bi düşün, bi mukayese yap. Acaba içinde pek çok hatalar, yanlışlar, eksikler ve insansı acizlikler barındıran bu kitap ile yaşam, kainat aynı elden çıkma olabilir mi?

Acaba galaksilerin, kainatın yaratıcısı gerçekten "ay ve güneş birbirini kovalar ama yetişemez" demiş olabilir mi?

Acaba tüm canlıların yaratıcısı gerçekten hayran hayran develerden bahsedip, sürekli develeri anarken bir kutup ayısından, bir penguenden hiç bahsetmemiş olabilir mi?

Acaba milyarlarca insanın yaratıcısı, sıradan bir insan için "ellerin kurusun ebu leheb" diye beddua etmiş olabilir mi?

Acaba hala daha tam olarak anlaşılamamış insan beyninin yaratıcısı "ben onların kalbini mühürledim, o yüzden anlamazlar" demiş olabilir mi? Ve bu kalbine mühür takıp anlamaktan yoksun bıraktığı insanları anlayamadılar diye cehennem ateşine atıyor olabilir mi? Bu insanlar için "onları bulduğunuz yerde öldürün" demiş olabilir mi?

Acaba dağların yaratıcısı, tektonik yerkabuğu hareketleri sonucu oluşan bu yer şekilleri için "biz onları sarsılmayasınız diye koyduk" demiş olabilir mi?

Acaba böyle kusursuz işlere imza atmış bir yaratıcı, yarattıklarına sözlerini daha inandırıcı kılabilmek için sürekli yeminler eder mi?

dusunen_insan
18-10-2006, 02:34
evrimi savunan amuda kalkmış mantıklara acıyorum çünkü: işiniz bi hayli zor.
sonuçta insanda, hayvanlarda kan, kemik, et gibi meddelerden meydana geliyor. hatta cinsellikleri bile çoğunda hemen hemen aynı, bu durumda iki harekette evrimi kanıtlarız insanlarda ALLAHa inanmazlar dediniz, nede halt ettiniz!..
Açıklayamıyorlar kardeşim; olmuyor, yemiyor. Birtürlü gerçeklerin üzeri örtülmüyor.
tam herşeyi hallettik diyorlar ki arının biri bal peteğine ALLAH yazıp karşımıza çıkıyor, yaw doğa kendine savaş mı açtı, yaradılışçılarl bir olup ? :idea:

ve bu üzeri örtülemez gerçeği itiraf eden iddianın sahibi darwine bi bakalım sayın maymun arkadaşlar:

[Bu kadar uzun kopyala yapıştırlara izin vermiyoruz. Ben link veriyorum bir daha sen de öyle yap lütfen... -ex]
http://www.evrimcilerinitiraflari.com/02.htm

......uzayıp gidiyor sıkıldım yaw. delinin biri attı kuyuya bi taş bütün akıllılar bir olduk çıkaramıyoruz.

dusunen_insan
18-10-2006, 02:39
exclusive dediğini yaptım.
*
acaba ALLAHın çölünde yaşayan insanlara gelen kur'an penguenlerden bahsetseydi hangisi anlardı, ebu leheb mi?
komik olma!.. inanmıyorum de bitsin, delil arama yoksa inanırsın. :wink:

soro
18-10-2006, 06:04
sevgili exclusive,
"Acaba galaksilerin, kainatın yaratıcısı gerçekten "ay ve güneş birbirini kovalar ama yetişemez" demiş olabilir mi? "
*

bunu demis olmasinda acaiplik nerde anlamadim.iki mana var burda 1-ay ve gunesin beraberce gunes sistemi olarak ayni yone dogru gitmeleri ki,milyonlarca yildir,ayni duzlemde gittkleri halde mevcut konumlarinin degisimine yol acacak,birbirine yaklasip carpacak,veya birbirlerini birakip gidecek,gececek bir durm olmayacak sekilde kainatin yaraticisinin koydugu ve her an calistirdigi kanunlara tabidirler dcemektir.
2-biz insanlarin gozunde de,kurulup isletilen kanunlar geregi bir bakariz gunes cikar bir bakariz ay cikar.buna gece ve gunduz deriz.bulundugumuz cografyadaki duruma gore isleyen nizam neyse o nizam devam eder.istanbul icin mesela,takvimlere bak her 33 yilda bunlarin dogum ve batim dakikalari aynidir.nizam degismiyor.biri gider biri gelir,yani bizim gozumuzun onune.
simdi bu durum milyonlarca senedir de boyledir.



"Acaba tüm canlıların yaratıcısı gerçekten hayran hayran develerden bahsedip, sürekli develeri anarken bir kutup ayısından, bir penguenden hiç bahsetmemiş olabilir mi? "



Kur'anin ilk muhatabi,araplar ve o cografya idi,sonra yayildi.Ama hala bile bak bakalim cogunluk nerde yasiyor.
sen bu gun bu anda bile git bir ucra koylumuze bir kutup ayisi veya penguen goster bakalim taniyacak mi.tv de gormemek sartiyla.
veya insanlarin kac tanesini kutup ayisi ve penguenle isi var.kime ne anlatir bunlar.
e dusun 1500 yildan ta gunumuze durum buysa,sence de daha mantikli degilmi,ilk muhataplari icin hayatin vazgecilmezi olan ve yuzlerce yil insanlarin elinin altinda bulunan ve hala oyle olabilen bir deve mi insanlara daha ders verme araci olur,yoksa sen ve ben tv de gormesek hic bilmeyecegimiz bir hayvan mi?kolay olan ve goz onunde olan deve degil mi?bir meram anlatilacaksa ,verilen ornekler ve deliller bilenen seylerden olmasi isi daha da kolaylastirir.
penguene bakin Allah ne guzel yatratti dese,bekle 100 yil penguen gelecek de bakacaz diye.ne diyo bu kuran penguen de ne derlerdi.

"Acaba milyarlarca insanın yaratıcısı, sıradan bir insan için "ellerin kurusun ebu leheb" diye beddua etmiş olabilir mi? "


ebu leheb siradan bir insan olmasa da,ebu leheblik denen olgu her an *devam etmektedir.simgelerle anlatim yapilmaktadir.ebu lehebler aynen ilk ebu lehebin aynisi gibi su gunumuzde yoktur diyebilirmisin?kiyamete kadar giden insanlara kendi devirleriyle ilgili bilgiler simgelesmis ifadelerle anlatilir.ebu leheb istiyorsan bak bir saga sola,illa bir tanesini gorursun.



"Acaba hala daha tam olarak anlaşılamamış insan beyninin yaratıcısı "ben onların kalbini mühürledim, o yüzden anlamazlar" demiş olabilir mi? Ve bu kalbine mühür takıp anlamaktan yoksun bıraktığı insanları anlayamadılar diye cehennem ateşine atıyor olabilir mi? Bu insanlar için "onları bulduğunuz yerde öldürün" demiş olabilir mi? "

uzun ceker bu.ama benim eski yazilarimda var.
netice senin ifade edip kasdettigin manalar yoktur icinde.insan hur irade ile tercih eder.ve tercihinden sorumludur.


"Acaba dağların yaratıcısı, tektonik yerkabuğu hareketleri sonucu oluşan bu yer şekilleri için "biz onları sarsılmayasınız diye koyduk" demiş olabilir mi? '


demistir.tektonuk yerkabugu hareketi olabilir herseyin yaratilisina bir perde cekilmistir.illa ki bir sebepler perdesi altinda yaratilir hersey.simdi sanki bilim bu bilim dalinin sonuna geldi defteri kapatti gibi yazmissindur bakalim ne nedir anlasilir daha kiyamet kopmadi.ne sen ne ben o jeoloji mi veya hangisi ise onun allemesi degiliz.musaade et zamanla anlasilir hersey.iste penguen deseydi *deve yerine kur'an,senin hani nerde daglarin durumu dedigin gibi itiraz ederlerdi.



"Acaba böyle kusursuz işlere imza atmış bir yaratıcı, yarattıklarına sözlerini daha inandırıcı kılabilmek için sürekli yeminler eder mi?"


iyi de o yeminler sozlerini daha inandirici kilabilmek icin degil ki.bu da nerden cikti.ne demek bu bana inanin cunki atlar kosuyor.olur mu simdi.
dedigim gibi kendi haletinize uygun manalar cikarmaktansa dinin ve kur'anin ruhunu kavramaya ve anlamaya calismali bence.

devam ederiz sonra.iyi bak kendine.

liopleurodon
18-10-2006, 08:33
Bir sürü şeyi bilmiyor olmak, bir sürü başka şeyi de yanlış biliyor olmak, bunların "bilinmediği gerçeğini" ortaya koymuyor. Eksi yükün neden artı yükü çektiği de gayet iyi biliniyor, git biraz elektromanyetik alan çizgilerini araştır.

Atomlar "yeterince" akıllıdır. Buna hiç şüphen olmasın. Tuz ruhuna çinko atarsan, kafasına göre bir şey çıkmaz. Karışımdaki atomlar nerden biliyorsa, hidrojen çıkması gerektiğini işte o bilgidir bu işlere yeten..

3.5 Milyar yıllık bir deneme yanılma sürecinin sonuna bakıyorsun. Ama yapman gereken, 3.5 Milyar yıl önceye dönmek. Aminoasitler ne yapar, nasıl yapar bunları incelemek. Bir türlü kafanın basmadığı şey, "üreme" denen kendini kopyalama faaliyetinin, maddenin bir özelliği olduğu. Bunu bir türlü anlayamayınca, böyle sorular sorulur elbette. Yapman gereken gidip teml moleküler biyoloji bilgisi öğrenmektir.

Tasarımcı? Boş bir laftır. Önce tasarımcıyı göstermen gerekir. Bunu yapamadığın sürece bir tasarım ve tasarımcı iddiası boş bir iddia olarak kalacaktır..

soro
18-10-2006, 09:44
ne diyon liop sen?bunları sana anlatmadık mı?daha ne?

biliyordum
18-10-2006, 09:53
liopleurodon
*
biri bana ara form geçiren maymun getirsiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiinnnnn!......
olmadı patates herşey kabulümdür. ne oldu doğa tanrısı ölü mü doğdu???

liopleurodon
18-10-2006, 10:39
Bliyordun, ama hiç bir şey bilmeyen cahil budalanın tekisin. Ne laf ettiğinin farkında mısın?

"Ara form geçiren" ne demek? Bu kada boş kafayla burada bir şey çıkarabileceğine inanıyor musun? Elbette inanıyorsun, inanmaman abes olur, çünkü sen kesin medyum memişin cinlerine de inanıyorsun..

biliyordum
18-10-2006, 11:12
ara form geçiren demek maymunluktan insana dönüşen bir yarı insan demek, hani boy boy daltonlar gibi sıralanan maymun resimleri var ya onları diyorum. kötü söz senin olsun üzerime almıyorum bile. gösterememen ve şaçmalıklarla dolu cevap vermen doğal, çünkü öyle birşey yok. canın sağolsun... yapıp getirecek değilsinya olmayan şeyi.


site yöneticeleri hakareti görsünler lütfen, birilerinin savunacak teorisi kalmadı gerçek karşısında.

ayveışık
18-10-2006, 11:15
sizin sorularınıza sabahtan beri çalışıyorum cevap verecem ama önce biraz önceki konuşmalaramüdahale etmak istedimsaygılar. Bence düşünen
insan gibi bazı şeylere takılıp basit cevaplar vererek ve argo biçimli ifadeler kullanarak bir yere varamayız burda gerçekten ciddi bir konu konuşuyoruz *çünkü eğer ALLAH varsa (anlaşılabilir bir matnığa göre)
ALLAHIN VARLIĞINA inanmayan arkadaşlarımızın iki günlük denilen dünya hayatı için ebedi bir saadeti bırakıp ebedi bir karanlığa düşmeleri söz konusu.

liopleurodon
18-10-2006, 11:23
Hiç bir maymun, maymunluktan insana dönüşmez, dönüşmedi. Yaşayan maymunlar ve insanlar aynı atalardan gelirler. Evrimin söylediği budur. Evet, geriye doğru gidersen, yani senin (ve benim) atalarımızın ataları, o dönemde mevcut başka canlılara daha çok benzerler. İnsanın maymundan ayrıldıktan sonra köşe taşlarından birisi, A.Aferensistir, buyur:

http://www.ntvmsnbc.com/news/385650.asp
http://www.milliyet.com/2006/09/23/yasam/ayas.html

Saçmalık nedir, önce git, şu siteyi bir iyice hatmet:

http://www.safsatakilavuzu.com

ALLAH varsa.. Ama allah yok. Ama bunun Evrimle bir alakası yok. İnsan maymundan gelmiştir diyen, modern evrim teorisi değil, bilakis müslüman alimlerdir, mevlana da dahil.. Allah ile evrimi birbirine alternatif etmeye çalışan böylece gözünüzü boyayanlarla sizin sorununuz. Bilim ile değil. Bilim inançlarla, doğmalarla uğraşmaz. Bilim, mevcut bulguların gösterdiği ile uğraşır. Evrim ile Allah inancını alakadar etmez.

Evrim yok, tama, öyle olsun. Ama evrim yok, demekki allah var demek, saçmalığın daniskasıdır..

liopleurodon
18-10-2006, 11:45
Ha, bu arada, "Evrim var, demekki Allah yok" demekte, saçmalıktır. Allah'ın varlığını/yokluğunu birilerinin oturup onun varlığı üzerinden değerlendirmesi gerekir. Kısaca, müslümanların evrim yok masallarıyla uyutulmasının ardındaki mevzuyu kendilerinin bir iyice tahlil etmeleri gerekir.

ayveışık
18-10-2006, 11:45
evet doğru bilim bir tasarımı bir bilgiye dayalı bir yaratılışı gösteriyor
daha ne diyim a mı b mi c mi d mi ne diyim cevaplar az sonra

liopleurodon
18-10-2006, 11:47
Hayır, bilim hiç bir tasarım filan göstermiyor. Ve doğada "bilgi" denen şeyde yok. Gitt argümanı ile bir yerede varamazsın..

Cevapları dilediğin zaman yaz. Ama önce şu sayfayı muhakkak oku:

http://www.safsatakilavuzu.com

soro
18-10-2006, 11:52
liop yeni müşterlerin hayırlı olsun.

ayveışık
18-10-2006, 12:03
bilgi yi reddetmek bilimi reddetmektir bilimi reddetmek gerçekleri reddetmektir gerçekleri reddetmek rüzgar nereye savurursa oraya gitmektir insan olmayı reddetmektir kişiliksiz olmaktır sonu olmayan bir yola girmektir.

biliyordum
18-10-2006, 12:11
Diyorsunki yani yıllar önce darwinin yaptığını yapıyorum söylüyorum ve bitiyor. evrim var.. o kadar ha? yemedik!.
ama benim içimdeki ALLAH inancına duyduğu açlık benim onu bulmam için içimde bir koddur. ALLAHın varlığına delildir.
peki bilim ruh a ne diyor? hislere falan? kalbin ritim hareketleriyle insanın kopması mı? çifte telli gibi..

biliyordum
18-10-2006, 12:13
Bilimi reddeden yok yanlış anlaşılmasın avrupaya ilham olan ibni sianalar ALLAH inancını doyasıya yaşayanlardı. aksine bilim edinmek sevaptır, bu yolda harcanan çaba birçok ibadet kıymetindedir.

ayveışık
18-10-2006, 13:04
1 zamanın bu işi halledeceği(tabiatta gerçekleşenler); bu göreceli
bir kavram ben buna dayanmayı çaresizlik gibi görüyorum
2 bakıyorum bazı cevaplar felsefik şimdi bu işin felsefesi yapılan
bir forum gezmiştim inanılmazdı her iki tarafın savundukları kafamı karıştıdı yani her iki tarafıda anlamdım kısacası bana bu şekilde cevaplar yazmayın felsefik bir tartışma yapmıyoruz
3 atomlar içindeki elektronlar kuarklar protonlar nötronlar bunlar
maddenin birrer parçasıdır ve kainat puzzelının
birer parçalarıdır, üstünyaratılışın birer örnekleridirler, onları
akıl yürüten düşünüp karar vererek bilinçli işler yapan parçalar
görmek, sapla samanı karıştırmayalım lütfen yada bu kelimelerin ne
ifade ettiğine neler söylediğimize bir bakalım.
o atomlar kendi kendine bir transistörü veya entegreyi oluşturmaz,
insanlar atomları kullanarak puzzelın parçalarını tamamlamaya çalışır.
istersen atomlara tapalım ama benim emrimde bir tanrı pek mantıklı
gelmiyor.(diyorsunuzki atomlar her işi bilerek yapıyor zaten kainatıda
onlar oluşturdu sen haklısın atomlara onların yüce kudretine sığınıp
onlardan yardım dileyelim bundan sonra, çünkü akıllılar bize her türlü
yardımı yapabilirler zaten kainatın başlangıcından beri varlar ve yok
olmazlar neyse bir düşün) * *
4 ayetler hakında yazılanlar bunlar benim ilmimi aşar bende bu
ayetleri okudum bir çarpıklık görmedim aksine inanılmaz bir
bütünlük ve gerçeklerin çok ayrıntılara boğulmadan anlatıldığını
gördüm ama siz bazı ayetleri olduğundan farklı görmek isterseniz
yapacak bir şey yok mesela ay ve güneş ayetlerini aşagıda sıraladım
ve sizin bahsettiğiniz ayete rastlamadım hatta 1400 sene önce bu
bigilerin kitapta olması hayret verici
*
s.a.
6:96 - *Karanlığı yarıp tanyerini ağartan O'dur. Geceyi, dinlenmek için; Güneş'i, Ay'ı (vakitlerinizi) hesaplamak için yaratmıştır. İşte bu, her şeye galip gelen ve her şeyi bilen Allah'ın takdiridir.

7:54 - *Şüphesiz Rabbiniz Allah, gökleri ve yeri altı günde yarattı, sonra Arş üzerine hükümran oldu. O, geceyi durmadan onu kovalayan gündüze bürüyüp örter; güneş, ay ve yıldızlar emrine âmâdedir. İyi biliniz ki yaratma ve emir O'nundur. Âlemlerin Rabbi olan Allah ne yücedir.

10:5 - *O Allah'dır ki, senelerin sayısını ve hesabını bilesiniz diye güneşi bir ışık, ayı da bir nur yaptı. Ve aya menziller tayin etti. Allah bunu hak olarak yarattı. O, bilecek olan bir kavim için âyetlerini ayrıntılı olarak açıklar.

13:2 - *Allah O'dur ki, gökleri direksiz yükseltti, onu görüyorsunuz, sonra arş üzerine istiva etti, güneşi ve ayı emrine boyun eğdirdi. Her biri belli bir vakte kadar akar gider. Bütün işleri O yönetiyor. Âyetleri O açıklıyor ki, Rabbinizin huzuruna çıkacağınızı iyi bilesiniz.

14:33 - *Sürekli olarak yörüngelerinde hareket eden ay ve güneşi, geceyi ve gündüzü sizin emrinize verdi.

16:12 - *Geceyi, gündüzü, güneşi ve ayı sizin hizmetinize O verdi. Bütün yıldızlar da O'nun emrine boyun eğmişlerdir. Şüphesiz ki bunda aklını kullanan bir toplum için ibretler vardır.

21:33 - *Geceyi, gündüzü, güneşi ve ayı yaratan O'dur. Bunların her biri kendi dairesinde dolaşmaktadır.

25:61 - *Gökte burçları var eden, onların içinde bir kandil (güneş) ve nurlu bir ay barındıran Allah, yüceler yücesidir.

31:29 - *Görmedin mi ki, Allah geceyi gündüze sokuyor, gündüzü geceye sokuyor. Güneş ile ayı da emrine boyun eğdirmiştir. Her biri belirli bir süreye kadar akıp gidiyor. Şüphesiz ki Allah, yaptıklarınızdan haberdardır.

31:30 - *Bu da şundandır ki, Allah hakkın ta kendisidir. (İnsanların) O'ndan başka taptıkları ise mutlaka batıldır. Şüphesiz ki Allah, çok yücedir, çok büyüktür.

35:13 - *O, geceyi gündüze sokuyor, gündüzü de geceye sokuyor. Güneşi ve ayı emrine âmâde kılmıştır. Her biri mukadder bir gayeye akıp gidiyor. İşte bu gördüklerinizi yapan Allah sizin Rabbinizdir. Mülk (hükümranlık) O'nundur. O'ndan başka taptıklarınız ise, bir çekirdek zarını bile idare edemezler.

36:39 - *Ay'a gelince, ona menziller tayin ettik. Nihayet o eski hurma salkımının çöpü gibi (yay haline) dönmüştür.

36:40 - *Ne güneşin aya çatması yaraşır, ne de gece gündüzü geçebilir; onların her biri kendi yörüngesinde yüzerler.

39:5 - *O, gökleri ve yeri hak ile yarattı, geceyi gündüzün üstüne sarıyor, gündüzü de gecenin üstüne sarıyor. Güneşi ve ay'ı emrine âmade kılmış,her biri belli bir süreye kadar akıp gitmektedir. İyi bil ki, çok güçlü ve çok bağışlayıcı olan ancak O'dur.

41:37 - *Gece ile gündüz ve güneş ile ay Allah'ın kudretinin delillerindendir. Güneşe ve aya secde etmeyin. Eğer sadece Allah'a kulluk yapmak istiyorsanız, onları yaratan Allah'a secde edin.

55:5 - *Güneş de ay da bir hesab iledir.

71:16 - *Ve Ay'ı bunların içinde bir nur yapmış, güneşi de bir lamba kılmış.

5 artının eksiği çekme meselesine gelince arkadaşımız çok yüzeysel bir
cevap yazmış konu tamamen kuantum fiziğiğle alakalı ama oraya hiç
girmeyelim oradaki olayların ihtişamı karşısında bunların nasıl
oluşa bildiğine inanmak ve o üstün yaratılış karşısında eğilmeği
gerektirir inanılmaz bir tasarım. ben sadece bunlar birbirlerini
nasıl çekiyor dedim çünkü bunlar kainatın temellerini oluşturuyor.

6 ben basit sorular sordum göz ve beyin dedim beyin ve sinir sistemi
dedim hücre dedim sperm yumurta dedim kuarktan güneşe dedim inanılmaz
bir sistem kurulmuş sırf insana uygun bir hayat olsun diye inanılmaz
bir projenin bir kaç küçük gerçeğinden söz ettim diğer inanılması zor
yani ihtimal hesaplarını alt üst eden olaylardan sözetmedim isterseniz
protein sentezine girelim

1. Amino asitlerin uygun dizilme ihtimali:



2. Amino asitlerin sol-elli olma ihtimali:



3. Amino asitlerin aralarında "peptid bağı" ile bağlanmaları ihtimali:

*sadece bu konuda bile evrimci bir arkadaşım haklısın demişti

mesela diyelimki ilk hücre oluştu peki milyarlarca yıl önce *
ilk hücre nasıl oluştu nasıl *o ortamada yok olamadan nasıl hayatta ,

hayatta kalabildi bunlar gerçekten cevabını vermeye aciz olduğumuz
sorular

7 bazı tuhaflıklardan söz ediyorsunuz ama bu tuhaflıkların neden
tuhaf olduğu konusuna hiç girmemişiniz mesela beynin bazı bölümleri
ne işe yarıyor henüz bilinmiyor o kısımlarını beynin iptal edelim
o zaman bana pek tutarlı bir görüş gibi gelmedi yani bilim bu ne işe
yarıyor anlamadım ama araştırıyorum diyecek sizde kalkıp bu gerksizmiş
diyeceksiniz bu mantığı anlamadım.

bana göre bir yaratıcı var buna ne derseniz deyin ve eğer cennet ve
cehennem de varsa iki günkük dünya için buna değmez ne derseniz deyin
saygılar.

liopleurodon
18-10-2006, 13:24
Bir sürü kuru gürültü üretmişsin. Bizde sevinmiştik, doğru dürüst bir şeyler sorucan diye..
*** Diyorsunki yani yıllar önce darwinin yaptığını yapıyorum söylüyorum ve bitiyor. evrim var.. o kadar ha? yemedik!.

Hayır, ben öyle demiyorum. Darwin bu işin temelini bina eden adamdır. Hatta onun teorisinde sorunlarda vardır. Başta, evrimin çizgisel olduğunu düşünür, ama bugün biz evrimin düzlemsel olduğunu biliriz. Darwin'den sonra evrim teorisi çoook değişti. Ama doğal seleksyion ve varyasyona bir alternatif bulunamadı..

**** ama benim içimdeki ALLAH inancına duyduğu açlık benim onu bulmam için içimde bir koddur. ALLAHın varlığına delildir.

O halde, neden eski yunanlılaırn içinde Allahın varlığına dair bir kod yoktu da, bir sürü tanrıya taptılar. Dahası, içinde böyle bir şey var olması bunun gerçek olduğunu göstermez. Tanrı inancı olmayan izole kabilelerde böyle bir oto inanç gözlenmemiştir örneğin. Sen, bebeklikten beri o şartlandırma ile yetşimişsin, ondan oluyor..


*** peki bilim ruh a ne diyor? hislere falan? kalbin ritim hareketleriyle insanın kopması mı? çifte telli gibi..

Ruh diye bir şey yoktur. Hisler? Tüm hisler aslen birer kimyasal tepkimeden ibarettir. Bu tepkimenin ifade ettiği sürece sen his dersin..


*** Bilimi reddeden yok yanlış anlaşılmasın avrupaya ilham olan ibni sianalar ALLAH inancını doyasıya yaşayanlardı. aksine bilim edinmek sevaptır, bu yolda harcanan çaba birçok ibadet kıymetindedir.

Evrim yok diyorsan, apaçık bir şekilde bilimi reddediyorsun. İbn'i sina deyip durarak kendinizi daha rezil etmeyin. Adamı katli vacip ilan edip, boğarak öldüren de sizsiniz. Batının ilham aldığı filanda yoktur. Batı onu eski yunanı oryantalizme taşıyan kişi olarak tanır ve dönemini katli vacip ilan edilme pahasına aşmaya çalışıtğı için takdir eder..

ayveışık
18-10-2006, 13:38
bana mı demedin herhalde

liopleurodon
18-10-2006, 13:43
*** 1 zamanın bu işi halledeceği(tabiatta gerçekleşenler); bu göreceli
bir kavram ben buna dayanmayı çaresizlik gibi görüyorum

****2 bakıyorum bazı cevaplar felsefik şimdi bu işin felsefesi yapılan
bir forum gezmiştim inanılmazdı her iki tarafın savundukları kafamı karıştıdı yani her iki tarafıda anlamdım kısacası bana bu şekilde cevaplar yazmayın felsefik bir tartışma yapmıyoruz

Felsefenin dik alasını kendin yapmışsın..


*** 3 atomlar içindeki elektronlar kuarklar protonlar nötronlar bunlar
maddenin birrer parçasıdır ve kainat puzzelının
birer parçalarıdır, üstünyaratılışın birer örnekleridirler, onları
akıl yürüten düşünüp karar vererek bilinçli işler yapan parçalar
görmek, sapla samanı karıştırmayalım lütfen yada bu kelimelerin ne
ifade ettiğine neler söylediğimize bir bakalım.

Bunlar gayet bilinçli işler yaparlar. Nerden çıkardın ki? Mesele, bir demir atomunu asla bir neon atomuyla birleşmeye ikna edemezsin. Elektron güya protona aşıktır ama, asla birleşmezler.. Onların kendi çapında bilinçleri vardır, buda yeter.


o atomlar kendi kendine bir transistörü veya entegreyi oluşturmaz,
insanlar atomları kullanarak puzzelın parçalarını tamamlamaya çalışır.


Hayır, tam tersine. Atomlar, transistör oluşturacak kabilyettir. Tünel olayı ve oyuk hareketi ile yarı iletkenlik, maddenin nasıl bilinçli bir şekilde, elektriğin belli bir yönüne göre geçirip geçirmeyeceğini bildiğini gösterir. Bir diyot yaparsan, ötesini madde halleder. Sen diyodun içine kandin oturup, dur, şimdi geçir, şimdi kapan vs. demezsin.

Ama yarıiletkenler senin dünyan için geçerlidir. Moleküllerin dünyasında öyle şeylerden daha güzelleri vardır. Mesela, tuz ruhuna çinko atarsın, karışım hidrojen çıkarması gerektiğini çok çok iyi bilir.

*** protein sentezine girelim

Hadi girelim. Ben pek severdim protein sentezlemeyi..

1. Amino asitlerin uygun dizilme ihtimali:

Her tür aminoasit dizilimi olabilir. Önemli olan aminoasitlerin varolmasıdır. Onlar var olduktan sonra, herhangi bir şekilde dizilebilirler. Ne olurdu bugünkü gibi olmasa, başka bir canlı formasyonu ortaya çıkardı, hepsi o kadar..

2. Amino asitlerin sol-elli olma ihtimali:

Evet, doğada uygun bir ortamda oluşan aminoasitlerin sol elli olması ihtimali nedir? Yani, elinde 100 ton AA hammaddesi olsa, 100 yıl sonra bunun içinde L/R form AA'lar hangi oranlarda olurlar. Senden bir cevap alalım. Elbette, senden net rakamlar beklemek haksızlık olur. Kabaca izah etsen yeter..

Ama bu ara, canlıların oluşması için sol elli olma gereği gibi bir gerek yoktur. Bugün, tamamen sağ elli aminoasitlerden oluşmuş bakterilerde güzelce yaşayıp gitmektedir.

3. Amino asitlerin aralarında "peptid bağı" ile bağlanmaları ihtimali:

%100. Kimya kuralları ihtimaller ile değil, ortam koşulları ile alakalıdır. Hidrojen ile oksijen uygun enerji seviyede yan yana gelirse, su oluşması bir ihtimal değil, zorunluluktur. Aynı şekilde, yığınla AA'nın olduğu bir ortamda, değişken enerji seviyeleri nedeniyle pek çok değişik peptitler oluşması da bir zorunluluktur.

**** Sadece bu konuda bile evrimci bir arkadaşım haklısın demişti...

Evrimci arkadaşın öyle demiş olabilir. Yapmaya çalıştığını çoook iyi biliyoruz. İnsanlardan bilgileri saklayıp, işine gelmeyen bilgileri sümen altı edip, aklınca zora düşüreceksin. Ama yanlış adama tosladın bu defa. Hadi bakalım, buyur.. Şu protein sentezini bir işleyelim..


**** mesela diyelimki ilk hücre oluştu peki milyarlarca yıl önce *ilk hücre nasıl oluştu nasıl *o ortamada yok olamadan nasıl hayatta , hayatta kalabildi bunlar gerçekten cevabını vermeye aciz olduğumuz sorular...

Sen aciz olabilirsin. Ama ben değilim: Bugünkü canlılar nasıl hayatta kalabildilerse aynen öyle. Evrime giriştiler. Kendilerini geliştirdiler, uygun olmayanlar yok oldu, geriye kalanlar onların hammadde olarak kullanıp, gelişmeye devam ettiler. Yıkım hızından daha hızlı kendini kopyalama (üreme) yapan hücreler, bugüne kadar geldiler işte..

******* 7 bazı tuhaflıklardan söz ediyorsunuz ama bu tuhaflıkların neden
tuhaf olduğu konusuna hiç girmemişiniz mesela beynin bazı bölümleri
ne işe yarıyor henüz bilinmiyor o kısımlarını beynin iptal edelim
o zaman bana pek tutarlı bir görüş gibi gelmedi yani bilim bu ne işe
yarıyor anlamadım ama araştırıyorum diyecek sizde kalkıp bu gerksizmiş
diyeceksiniz bu mantığı anlamadım.


Bir şeyin bilinmiyor olması, o şeyin bilinmiyor olmasıdır ve birinin gidip bu soruyu çözmesi gereğine işaret eder. Bilinmeyenden bir bilgi çıkmaz. YAni, ilk canlının nasıl ortaya çıktığı bilinmiyorsa, buradan bir tanrı geldi ilk canlıyı yaptı gibi bir bigli çıkaramazsın. Buna safsata denir ve tam adı şudur: "Non-sequitur fallacy". Yani, ilgisiz olma safsatası.

Beynin şurası ne işe yarıyor bilinmiyorsa, emin ol ki, yakın bir zaman sonra birisi onu çözecektir.

kerkenez
18-10-2006, 14:44
Dün yazdığım şu yazıya bir cevap yok mu?

----İyi o zaman doğanın, devinimin, bilimin önünde eğil ve özgürleş. Bence senin devinime "tasarımcı" demende bir sorun yok. Diyebilirsin. Benim alanım fizik veya mühendislik olmadığından, artık bu konudaki son gelişmeleri ve bilimsel açıklamaları senden bekleyebiliriz.
Son olarak eğer bir şeye harika diyorsan; harika olamayanı veya tasarlanmış diyorsan; tasarlanmamış planı da koyman lazım.
Birçok türde görülen anomaliler tasarım veya üretim hatası mı sence? Bence değil! -----

kerkenez
18-10-2006, 14:47
Peki ya şuna!


------Sayın ayveışık,
Yer çekimi kanunu keşfedilmeden önce, havaya attığın bir taşın neden uzaya gitmeyip yere düştüğü sorulsa, sen yine aynı şekilde, "Acaba taş yere düşmesi gerektiğini nasıl biliyor?" diye sorarak; ve burdan yola çıkarak taşın böyle bir şeyi bilemeyeceğini bunu kesin üstün bir gücün yarattığını söylerdin.
Sen bilmediğin şeylere cevap aramıyorsun. Her hangi bir bilgisayar oyununda 'invincible' seçeneğini almak gibi yanına "kadri mutlak" bir güç alıp her sorunun üstesinden geliyorsun.
Ama bilimse bunu araştırıyor, akıl bunu araştırıyor. Elindeki verilerle sonuçlara gitmeye çalışıyor.
Siz 7 mühendis olarak bir araya gelip uğraştığınız şey ile milyarlarca yıldır sürekli devinim içinde bulunan bir yapıyı karşılaştırıyorsunuz.
Bu yapıyı keşfetmek yerine, keşfedilmeyenlerden,bilinmeyenlerden insanın en ilkel yanlarından bir tanesini, mutlak yaratıcıyı çıkartıyorsunuz.
Bu yazdıklarımın sana cevap olmadığını biliyorum. Çünkü senin imanın bilgiden önce gelir. Bu ve benzeri birçok sitede yer alan bilgiler imanının çelik zırhlı duvarına çarpar.
Bunları soran sen! Mantıklı açıklama bekliyorsun ya! Ki bunda çok haklısın. Ayın nasıl ikiye bölündüğünü, denizin nasıl yarıldığını vs. açıklar mısın?------

ayveışık
18-10-2006, 15:12
atom büyüksün
bilim adamları atomlarla iletişim kurup onlardan birşeyler öğrense iyi olur
biraz sonra gerçek düşüncelerimi göreceksiniz
(atomlar delidir ne yapsa yeridir yok uymadı neyse uysada söyledim uymasada)

kerkenez
18-10-2006, 15:37
Komik olamaya çalışma! Zaten yeterince komiksin!
Israr ediyorum, lütfen yaptığım birkaç belirlemeye ve sorduğum sorulara cevap verir misin?
Tekrar ediyorum: Akıllı yada mükemmel olan tasarım varsa; akıllı olmayan tasarımı tanımlar mısın?
Herşey belli bir ahenk içinde varsa, ahenksizlik nedir?
Ahenksiz bir dünya var oldu mu?
Sen hiç neo-korteks diye bir şey duymadın mı? Sence bir atomun neo-korteksi var mıdır?
Bizi diğer canlılardan ayıran beynin bu bölümünün önüne acaba neden, yeni anlamına gelen "neo" ön eki getirilmiştir.
Ama belirttiğim gibi tüm bilimsel bilgiler ve mantık senin çelik zırhla kaplı imanına çarpar.
Şunu da ekleyeyim ruh hakkında: Öğrenme ve beyinde veri aktarımı elekro-kimyasal bir süreçle işler.

ayveışık
18-10-2006, 15:47
ahenksizlikmi istiyorsun mesela balinaların neslini yok etmek ozon tabakasının delinmesi huzurlu ve mutlu bir dünyaya ulaşamamız yani
insanın ahenk nedir bilmemesi bunlara yol açıyor yoksa akıllı bir insan
bu ahenki bozarmı

ayveışık
18-10-2006, 15:58
bundan milyarlaca yıl önce akıllı atomlarımız bir araya gelip uzayda bir insan
yaratmayı planlarlar bu yüzden oturup bu işi masaya yatırmışlar (prensipleri
gereği) ve bu işin nasıl olacağı kararını almışlar ve işe girişmişler
güneşi ve dünyayı ve içindeki birtakım düzenleri yaratmışlar sıra ilk
canlı için lazım protein ve hücre için gerekli diğer organelleri yapmaya
gelmiş protein için N,H,C,O ATOMLARI görevlendirilmiş bunlar gerekli amino asitleri
oluşturmuşlar ve bunlar gerektiği sırada gerektiği miktarda vegerektiği
şekilde birbirlerine bağlanmışlar fazla zor olmamış çünkü ne yapmaları
gerektiğini gayet iyi biliyorlarmış neyse hücrenin diğer organellerininde
yapımı bitmiş ve hücreyi oluşturmuşlar daha sonra atomlar yaptıkları
hücreye bakıp bir güzel kasılmışlar neyse daha sonra hücreye bir emirle
haydi bölün ve çoğal sana bu özelliği verdik bizi uğraştırma daha sonra
diğer aşamalar ve INSAN ayrıca yaşamasını sağlayacak diğer unsurlar
böylece bugüne geliriz insanlar kendini yaratanın akıllı varlıklar
olan atomlar olduğunu keşfeder ve onlara yani yaratıcısına saygı duyar
hatta bazıları abartır tapmaya başlar gerçi atomların böyle bir istekleri
ta başından beri yoktur ama insan bu dayanamaz öpücem der atoma bu arada
atomlarla bir an önce iletişim kurmayı düşünür insanlar ama atomlar bu
aciz varlıkla hiç ilgilenmez kendi haline bırakırlar. *ve hayat devam eder gider

kerkenez
18-10-2006, 16:09
Yani Cüzzi irade (insan), Külli iradeye (Allah) kafa tutup; külli iradenin yarattığı ahenki bozabiliyor diyorsun!
Ben de pes diyorum.
Çünkü, birçok aşı, down sendromu gibi bir çok sendromu önlemek için doğum öncesi yapılan müdaheleler, organ bağışı gibi olaylar da bu ahenki bozuyor.
Meta üretimine bağlı, tek güdüleyicinin kar olduğu, kapitalist, özel mülkiyeti kutsayan (tıpkı dinler gibi) bir sistemin yarattığı felaketleri sıralayarak bunları insan bozdu diyorsun. Allaha rağmen.
Şahan gibi "tamaaaaaam, tamaaaaam, sen haklısın" dememe az kaldı.
İşte dinin bilimle birlikte gidemeyeceğinin en büyük kanıtı. İnsana dair herşey potansiyel olarak iptal dinde: akıl, mantık, bilim, düşünmek.

ayveışık
18-10-2006, 16:40
zaten dünyada yapacağı yanlışlar burda müdahale görse o zaman mantıklı olmazdı ki o zaman şeytanın insanı yoldan çevirmek için yaptığı
herşey boşa giderdi kimse bak sana uyarsam ALLAH beni cezalandırır
der ve herkes iyi olurdu bu dünya da iyi olcaksın ahenki bozacak işler
yapmayacaksın yani şeytana uymayacaksın iyi bir insan olmaya çalışacaksın böylece huzuru bozacak
hiçbir iş yapmamış olursun. senin söylediklerin benimki ile çatışmıyor
bu konuda sana katılıyorum düzgün insan olmak insanı kamil olmak
zaten dinin amacı böylece şetytanın çelmelerine karşı koyabilirsin.

liopleurodon
18-10-2006, 17:20
bundan milyarlaca yıl önce akıllı atomlarımız bir araya gelip uzayda bir insan
yaratmayı planlarlar bu yüzden oturup bu işi masaya yatırmışlar (prensipleri
gereği) ve bu işin nasıl olacağı kararını almışlar ve işe girişmişler
güneşi ve dünyayı ve içindeki birtakım düzenleri yaratmışlar sıra ilk
canlı için lazım protein ve hücre için gerekli diğer organelleri yapmaya
gelmiş protein için N,H,C,O ATOMLARI görevlendirilmiş bunlar gerekli amino asitleri
oluşturmuşlar ve bunlar gerektiği sırada gerektiği miktarda vegerektiği
.............
...................



Allah ile Zeus iddaya girmişler. Allah demiş Zeus'a: "Beni kanırtacak bir liopleurodon yaratamazsın." Zeus'ta hadi leyym demiş, beni yaratmış..

Böyle kafana göre masal anlatınca bir şeyi ispat vs. etmiş mi olduğunu sanıyorsun.

Eğer, birazcık bilgin varsa, al işte sana tartışılacak bir zemin:

http://www.gla.ac.uk/projects/originoflife/html/2001/pdf_files/Geochemical_News.pdf

Burada, metabolizmnın öncelikli oluşması ile canlılığın nasıl ortaya çıkabileceğine dair bir tartışam için gereken temel bilgiler mevcut. İtiraz edebileceğin bir yer var mı?

Bir halt bilmeden ahkam kesiyorsunuz. Size denk gelince aklıma El-ezher'deki hoca geliyor:

"Hiç dünya döner mi? Sabah kalkınca, yastık ayakucuna geliyor mu? Dünya dönseydi, yastığın başının altından, ayak ucuna gelmesi lazımdı. Gelmiyor, demek ki, dünya dönmüyor. Allah büyüktür, kudretlidir ve dünyayı düzgün dursun diya dağlarla sabitlemiştir...."

Sığ, üç kuruş etmeyecek kimya bilgisiyle çıkıp böyle konuşuyorsunuz. Neyinize sizin? Siz gidin, asit baz tepkiemleri ile uğraşın. Moleküler biyoloji size 10 göbek geniş gelir..

agnostic_z
18-10-2006, 17:24
Ya şöyle birşey var.Şimdi ilim ve islam konusu işlenmiş.Ama şu hiç düşünülmüyor.Bilimde eskiden nerdeydik,şimdi neredeyiz,gelecekte nerede olacağız?Bu soruları kendimize iman olayını bir tarafa bırakarak sorup cevabını da beynimizden otomatik olarak aldığımız zaman olay az çok çözülmüş olacak.şöyle ki kesinlikle ortada mükemmel bi tasarım yok.BİZİM MÜKEMMEL VE KUSURSUZ DEDİĞİMİZ DURUMLAR ASLINDA ÖYLE MİDİR?Bir düşününsene örnek vererek açıklamam gayet zor biraz anımsatabilme düşüncesiyle bakterilerin hayatıyla ve bizim hayatımızı bir karşılaştıralım.Bakterilerin yanında ne kadar komplex ne kadar mükemmel bir tasarımımız olduğunu gayet tabi görücez.Ama bi de şunu düşünün bakteri-insan karşılaştırması gibi hatta daha bariz,aklımızın alamayacağı derecede bir hiçlik,bir ilkellik içinde olamaz mıyız?Aklımızın alamayacağı derecede mükemmel canlılar tarafından belki de bi fanusta inceleniyoruz ha olamaz mı?Konuyu fazla dağıtmadan toparlamak istiyorum.Bilim konusunda mesela ortaçağ engizisyon papazına gitse birisi bizim bilgisayarları mesela anlarsa işte şöyledir böyledir falan zaten o çağda ve ilkellikte birinin anlaması hatta hayal etmesi mümkün olmayan bir olayın karşısında alacağı şaşkınlığı ve hayreti,akıl durmasını düşünebiliyor musunuz?Herhalde yapacağı ilk iş şeytan ordusunun içinizde kışla kurduğunu düşünüp sizi direk çarmıha gerip ateşlerde yakmak olurdu.Şimdi zamanımızdaki çoğu insan da o örneğini verdiğim papazdan ne kadar farksız ne yazık ki.Yahu bırakın ortaçağı 200 yıl öncesinde bir adama bir atom bombasını anlatsan ya da uçakları,tıptaki vb gelişmeleri adam sizin zırdeli olduğunuzu düşünüp bi taraflarıyla gülmez mi?Ama şu anda bunlar gayet gayet normal şeyler değil mi?Belki de ilerki zamanlarda sonsuzluğa ulaşıcaz,belki de daha farklı akıl almaz gelişimler olucak.Belki de bütün fezaya yayılıcaz ne biliyim şimdi anlatınca imkansız gelen bi çok şey ilerde bence olacak.Ve şuna da eminimki 5-6 yaşlarında bir çocuk insanlık tarihine ve özellikle de din tarihine baktığı zaman o çocuk aklıyla bile ya bu insanlar ne kadar yanılmış ne kadar yanlışa düşmüş,din diye bişiler uydurup birbirine yapmadıklarını bırakmamışlar,ya bunlar tamamen akılsızmış din de neyin nesi diye gülmekten yerlere yatacaktır buna eminim.Tel yoldaşımız bilimdir biliiiim bunu artık anlayın!

liopleurodon
18-10-2006, 17:26
Balinaların nesli yok olurken.. Acaba nesli yok olan dinozorlar vs. ye ne oldu?

Sence, ozon tabakasının delinemsi ve yarattığı iklimsel değişim, dünya tarihinde bir ilk midir?

Dünya'daki *bilinen iki süpervolkanın her ikiside, patladıklarında birer buz çağı başlatmışlardır. Ardından da ozon tabakası deliğinden daha mühim bir ton felaketi..

Periyodik olarak, kutuplar yer değiştirir. Her yer değiştirme öncesi dünyanın manyetik alanı yok olur. Radyasyon yağar gökten. Ozon tabakası deliğinin bin katı berbat bir haldir bu.

Dünya böyle badireleri çok atlatmıştır, sonrakileri de atlatacaktır. Ama olan insanın yok olacağıdır. Dünyayı tanrının kendilerine verdiği bir hediye olarak gören zihniyet kalkmadıkça, bu tehdit sürecektir. Ne zaman insanlar kendilerinin de doğanın bir parçası olduğunu ve mevcut sistemin bir uzantısı olduklarını görürler, bu sistemi mirasyedi gibi tüketmekten vazgeçerler, işte o zaman ancak kendi sonlarını hazırlamaktan korkarlar.