PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : 'Türkiye El Kaide'ye yardım ediyor'


Ahlaksız
21-08-2012, 17:36
http://haber.sol.org.tr/sites/default/files/imagecache/haber_resmi_v4/images/elkaide.jpg
Suriye'nin en büyük kentlerinden biri olan Halep'te muhalifler ile Suriye yönetimi arasındaki çatışma devam ederken, El Kaide'nin Irak ve Suriye'de faaliyet gösteren kolu El Nusra Cephesi'nin komutanı Washington Post'a verdiği röportajda Türkiye'den yardım aldıklarını söyledi.

ABD'de yayımlanan Washington Post gazetesi, El Kaide'nin Suriye ve Irak'ta faaliyet gösteren yan örgütü El Nusra Cephesi komutanı ile röportaj yaptı. Özgür Suriye Ordusu’nun "seküler" olduğunu, kendilerinin ise cihat için savaştığını belirten militanlar, Türkiye’den yardım aldıklarını açıkladı.

Özgür Suriye Ordusu'nun yerine El Kaide gibi grupların yükseldiğine dikkat çekilen haberde, militanların farklı tür silahlar kullandıkları ve komutanlarının lüks araçlara bindiğine dikkat çekildi.

Söz konusu haberde, El Nusra ile Özgür Suriye Ordusu’nun ayrı hareket ettiği ancak bunun henüz silahlı muhalifler arası bir bölünme anlamına gelmediği ifade edildi.

"Türkiye'den bir kurye aracıyla yardım aldık"
Halep'te farklı uluslardan 300 militanı komuta ettiğini belirten El Nusra Cephesi komutanı, Türkiye'den kendilerine yardım geldiğini açıkladı.
“Dürüst olmak gerekirse, destek aldık, ama nereden olduğunu bilmiyorum " diyen militan, Türkiye'den bir kurye vasıtasıyla nakit olarak yardım aldıklarını sözlerine ekledi.
http://haber.sol.org.tr/dunyadan/turkiye-el-kaideye-yardim-ediyor-haberi-58611
Eğer Mit yapmadıysa bu nakit yardımı bende ne oluyum..!
Libya'ya da nakit yardımı yapmamışmıydı Davutoğlu?!

Türkiye'deki emekliler senelerdir intibak denilen bir yasayı bekliyorlar..Bu yasa eğer düzgünce yapılsa idi,şu an emekliler en azından 250 TL fazla maaş alacaklardı..1000 TL kadar maaşında artma olacak emeklilerde olacaktı..Ama hükümet bir türlü bu iyileştirmeyi yapmıyor..Dünya'nın en pahalı benzinini/internetini/elektriğini filan kullanıyoruz..İnsanlar ayda 700 TL ile geçinmeye çalışıyor..Ama bu hükümet Libya'daki/Suriye'deki teröristlere NAKİT yardım yapıyor..Binlerce Suriye'liye çadır kent kuruyor..!
Açlıktan bile ölen insanlar oldu bu ülkede..Halk o kadar yoksul ki Türkiye'de,çocuklar sütün tadını bilmedikleri için okul sütü vakasında zehirlendirler..

KAHROLSUN AKP,KAHROLSUN FAŞİSTLER,KAHROLSUN TERÖRİSTLER..!

spartacus
21-08-2012, 22:43
AKP bir dönemler Suriye ile çok iyi ilişkiler geliştirdi. Bu ilişkilerde kilit nokta bana göre Vize işlemleriydi. Suriye'ye vizesiz giriş serbest bırakıldı.

Tayyip Erdoğan dostane bir görünüm verirken, aslında bütün amaç Suriye'ye Türkiye üzerinden girişleri serbest hale getirmekti. Kısaca bu uygulama ile Suriye arkadan vurulmuş oldu ve bu süre zarfında bir çok CIA ajanı, İngiliz gizli servisi, askerleri, çeşitli ülkelerden El-Kaide bağıntılı militanlar, silah ve cephane yardımcıları, çeşitli düzeyde askeri eğitimli personel, silah, finans kaynakları.... vs Suriye'ye, Türkiye üzerinden sağlandı. Örneğin Suriye'de savaşan ve Suriyeli olmayan tüm istihbarat birimleri, askerler, işbirlikçi ve El Kaide güçleri, Türkiye üzerinden girdi...

Tüm bu olanlar şunu gösteriyor ki, Suriye planı yıllar önce, haince yapılmış ve baş aktörlüğü Türkiye üstlenmiş...

ALKA
21-08-2012, 22:55
AKP bir dönemler Suriye ile çok iyi ilişkiler geliştirdi. Bu ilişkilerde kilit nokta bana göre Vize işlemleriydi. Suriye'ye vizesiz giriş serbest bırakıldı.

Tayyip Erdoğan dostane bir görünüm verirken, aslında bütün amaç Suriye'ye Türkiye üzerinden girişleri serbest hale getirmekti. Kısaca bu uygulama ile Suriye arkadan vurulmuş oldu ve bu süre zarfında bir çok CIA ajanı, İngiliz gizli servisi, askerleri, çeşitli ülkelerden El-Kaide bağıntılı militanlar, silah ve cephane yardımcıları, çeşitli düzeyde askeri eğitimli personel, silah, finans kaynakları.... vs Suriye'ye, Türkiye üzerinden sağlandı. Örneğin Suriye'de savaşan ve Suriyeli olmayan tüm istihbarat birimleri, askerler, işbirlikçi ve El Kaide güçleri, Türkiye üzerinden girdi...

Tüm bu olanlar şunu gösteriyor ki, Suriye planı yıllar önce, haince yapılmış ve baş aktörlüğü Türkiye üstlenmiş...

Mantıklı ve anlaşılır bir analiz.. Tebrikler..

vartor
22-08-2012, 04:54
Yine emperyalist oyunu diyorsunuz yani. Cehaletimi mazur gorun, secular bir ulkeyi bagnaz islama cevirmenin kari ne olacak batiya, pek cikaramiyorum.

Nevandaar
22-08-2012, 06:07
@ vartor

Amerika ortadoğuya daha iyi hakim olabilmek için bir kürdistan kurmaya çalışıyor.
Irak'ı yıktı, Suriye'yi yıkmaya çalışıyor. Suriye yıkıldığında İran ile Türkiye'den zayıf halka Türkiye olduğunu düşünürsek sıra bize geliyor.
Bunu daha birkaç gün önce İran'dan bir yetkili de ifade etti.
Tayyip amca umarım hesabını kitabını iyi yapıyordur.

Daha 2000'lerin başında pirinç ablamız makalesinde ortadoğunun değişmesi gerektiğini ve 22 ülkenin sınırlarının değişeceğini yazdı. Ve bunu yazıp göstere göstere kuzey afrika ülkelerini devirdiler, ortadoğuyu deviriyorlar.
Dünya'nın jandarması olmak böyle bir şey olsa gerek.
Acaba Osmanlı da böyle göstere göstere ortalığı tarumar ediyor muydu?

@ spartacus

Güzel değerlendirme.

ALKA
22-08-2012, 06:45
Yine emperyalist oyunu diyorsunuz yani. Cehaletimi mazur gorun, secular bir ulkeyi bagnaz islama cevirmenin kari ne olacak batiya, pek cikaramiyorum.
Şöyle ki sevgili Vartor, bir ülkenin seküler veya laik olmuş olması Batıyı hiç ilgilendirmiyor.. Batıyı ilgilendiren para, sanayi kitle ürünlerini satabilmesi, yeni pazarların kazanılması ve kapalı pazarların kendilerine açılması. Suriye'de serbest pazar ekonomisinin kapalı olması ve Sosyalist bir devlet modeli sürdürmesi onları rahatsız eden şey. Bir ülke şeriat ile de yönetilse, diktatörlük veya babadan oğula geçen hanedanlık ile de yönetilse pazarlarını açıyorsa, ticari imtiyazlar sağlıyorsa ve ürünlerini oraya satabiliyorsa Batı için sorun yoktur. Örnek Suudi Arabistan. Arabistan'a "hadi artık siz de bir an önce demokratikleşin" diyen var mı? Demezler de.. Mal ve sermaye akıyorsa insan hakları, azınlıkların durumu, din özgürlüğü ihlalleri veya demokratik gelişim bahis konusu bile değildir. Bu o ülkenin kendi sorunu olur ve iç sorunlarıdır diye geçiştirip karışmazlar. Ama bir ülke pazarlarını açmıyorsa demokrasi ve insan hakları sopasıyla gelmesini hemen bilirler. Buna dair tipik örnek şu an Kuzey Kore ve Suriye oluyor.

ALKA
22-08-2012, 17:47
Robert Fisk, Suriye'deki çatışmalarda Türkiye'nin desteğini gözler önüne serdi

Deneyimli Ortadoğu muhabiri Robert Fisk, Suriye’de çatışmalarda öldürülen Türklere de yer verdiği yazısında, Türkiye’nin “Suriyeli muhaliflere” verdiği desteği bir kez daha ortaya koyarken, Halep'teki çatışmalarda Suriye ordusunun üstün durumda olduğunu yazdı.

Independent gazetesinin Ortadoğu muhabiri Robert Fisk, Halep’te yaşanan çatışmalara ilişkin önemli bir yazı kaleme aldı. Suriyeli bir generalle yaptığı görüşmeleri anlatan Fisk, Türkiye’nin “muhaliflere” verdiği desteği gözler önüne serdi.

Devamı
http://haber.sol.org.tr/dunyadan/robert-fisk-suriyedeki-catismalarda-turkiyenin-destegini-gozler-onune-serdi-haberi-58658

irsArtvin
23-08-2012, 01:00
Suriye’yi parçalamak için emperyalistler tarafından silah, para ve her türlü lojistik destek verilerek beslenen, para karşılığı kiralanmış militanlara; ABD uşağı, işbirlikçi ve küresel bankerlerin neredeyse ülkemizdeki resmi temsilcisi haline gelmiş olan AKP ve onun gerici, yobaz zihniyeti tarafından ülkemizin sınırları içinde barınma hakkı verildiği ve her türlü destek karşılığında himaye edildiği herkesçe bilinen bir gerçek. Bu konuda medyaya elbette ki çok iş düşmektedir; ancak satılmış olan çürümüş düzen medyası tabii ki de kendine emperyalistlerce yüklenmiş olan misyonu yerine getiriyor ve gerçeği hiçbir şekilde yansıtmıyor, haberlerde dezenformasyon yapıyor. Suriye’de çok evvel yaşanmış olan patlama veya bombalama eylemlerini bile Esad’a saldırı olarak vererek aleni bir şekilde yalan söylüyor. Bugün, gerek ulusal gerekse de uluslararası medya tarafından daha önce hiç olmadığı kadar utanmadan, sıkılmadan yalan söylenmekte ve bu vesile ile muazzam bir şekilde bilgi kirliliği yaratılmaktadır; bu kirliliğe karşı gerçeğe ulaşmaya çalışmalı ve kimin neye, hangi güçlere hizmet ettiğinin farkında olmalıyız.

Uzun zamandır Suriye’de gözlem yapan bir stratejistin gözünden Suriye’de yaşanan gerçekler:

http://www.youtube.com/watch?v=MSvfj07WvW4

irsArtvin
25-08-2012, 12:40
Hatay sokaklarında ‘karanlık’ misafirler!

http://fotograf.gazetevatan.com/newpics/news/240820122123337477947_2.jpg

Kenan BUTAKIN / VATAN HATAY

Suriye’den kaçan mültecilerin çoğu kurulan kamplarda kalıyor. Ancak binlercesi ise Hatay, Antakya ve Kilis’te kiraladıkları evlerde yaşıyorlar. Özellikle Hatay sokaklarında tedirginlik hakim. Hataylılar, gelenlerin olay çıkardığını, lokantalarda hesap ödemediğini iddia ediyor. Hatta tiplerinden ve kaba hareketlerinden dolayı onların El Kaide militanı bile olduğunu söyleyen var...

Suriye’deki iç karışıklıklar ve Esad zülmünden kaçan binlerce Suriye’li sınırı geçerek Türkiye’de kurulan kamplara sığındı. AFAD rakamlarına göre Türkiye’de 8 çadır kent, konteyner kent ve kabul merkezi olmak üzere toplam 10 noktada 78 bin 409 Suriyeli misafir ediliyor. Kamplarda yaşayan bu kişilerin güvenlik sebebiyle başka yerde yaşamaları ise yasak. Suriye’den gelen binlerce insanın etkilediği iller arasında ise Hatay, Kilis ve Gaziantep yer alıyor. Suriye’de çıkan krizden sonra özellikle bu üç ilde yaşayan vatandaşlar tarafından şikayetler gelmeye başladı. Son bir kaç hafta içinde ise bu şikayetlerin sayısı arttı. Çünkü bu bölgede yaşayanların ifade ettiğine göre, Suriye’den gelen misafirlerin hepsi kamplarda kalmıyor. Başta Hatay olmak üzere konakladıkları yerlerde olay çıkartıyorlar. Çünkü bir çoğu çıkış yasağının olduğu kamplarda değil il merkezlerinde kiraladıkları evlerde yaşıyorlar.

Otobüs parası bile vermiyorlar

Hataylılar, kamplarda olması gereken yüzlerce hatta binlerce Suriyeli’nin şehir merkezinde yaşadığını ve huzursuzluk yarattığını iddia ediyor. Hatta iddialar o kadar büyük ki bu kişilerin arasında El Kaide militanlarının bile olduğu yüksek sesle ifade ediliyor. İşte bu iddialarının izini Hatay sokaklarında sürdük. İlk durağımız, Suriyelilerin en fazla ev kiraladıkları mahalle olan Akasya ve Aksaray oldu. Akasya Mahalle Muhtarı Mustafa Yücedal, mahallesinde yaklaşık 200 yabancı yaşadığını söyledi. Bu kişilerin pasaportsuz olarak, kaçak yollardan Hatay’a girip; tanıdıkları vasıtasıyla ev kiraladıklarını iddia etti: “Varlıklı aileler pasaport ile giriyor ancak maddi durumu kötü olanların Hatay’a nasıl girdikleri belli değil. Böyle de çok aile var. Bir evde 20 kişi kalıyor. Bazılarının kim olduğu belli değil. Geceleri sokaklarda dolaşan garip tipler var. Mahalleli tedirgin, geceleri sokağa çıkmaya korkuyoruz. Gündüz vakti ise kimse çocuğunu dışarı çıkarmıyor. Özellikle bu kişilerin Suriye’deki cezaevlerinden çıkan mahkumlar olduğunu düşünüyoruz. Son derece kaba insanlar ve kurallara uymuyorlar. Otobüse bile bindiklerinde ‘Biz Türk hükümetinden izinliyiz, para vermeyiz’ diyorlar.”

Uzun sakallı ve kabalar!

Suriyelilerin yoğun olarak konakladığı bir başka mahalle olan Aksaray Mahallesi’nin muhtarı Burhan Çetin de benzer ifadeler kullanıyor: “300 civarı Suriyeli mahallemizde ikamet ediyor ve sayıları her geçen gün artıyor. Bütün gün uyuyorlar ve gece dışarı çıkıyorlar. Sabaha kadar sokaklardalar. Bazılarından korkuyoruz çünkü kim olduklarını bilmiyoruz. Uzun sakalları var ve kaba tipler. Bu kişilerin Hatay içine girmesine neden izin verdiler? Bizim huzurumuz kalmadı. Bir tampon bölge oluşturup bu insanlar orada tutulmalıydı. Şimdi Hatay’ın içine girdiler. Güvenlik ve huzur sorunu yaşıyoruz.”

Hesap ödemiyorlar

Hatay’da dilden dile dolaşan bir efsane var. İddialara göre, Suriyeliler lokantalara giriyor ve hesap ödemeden çıkıyorlarmış. Suriyelilerin en fazla yaşadığı mahallelerdeki lokantaları dolaştık ve bu iddiayı sorduk. Başından böyle bir olay geçen Hacı Baba Restoran’ın sahibi Mehmet Gülen anlatıyor: “Çok farklı tipte insanlar lokantamıza gelmeye başladı. Gelip masayı donatıyorlar, her şeyi istiyorlar. Yemek yedikten sonra ise hesabı ödemeden çıkmaya çalışıyorlar. Hesabı istediğimizde ise ‘Devlet ödesin, biz misafiriz’ diyorlar. Geldiklerinde siparişlerini vermediğimizde ise hır çıkartıyorlar. Bu sebeplerden dolayı lokantamda iki defa kavga çıktı. Karanlık tipler ve kalabalık oldukları için tedirgin oluyoruz. Kavga çıkmasın diye hesap almadan gitmelerine izin veriyoruz.”

NE SORUYORSUN, AJAN MISIN?

Hataylıların bir şikayeti ise şehir merkezinde sürekli gittikleri park olan Antakya Belediye Parkı. Çünkü Suriyelilerin Hatay’a gelmesiylebirlikte bu parka gidemediklerini, gün içinde sakallı, garip tiplerin geldiklerini ve kendilerini rahatsız ettiklerini söylediler. Bunun üzerine parka gittim. Parkta oturan bir grup dikkatimi çekti. Yanlarına gittiğimde ise bana ilk sordukları soru, ‘Sen ajan mısın?’ oldu. Daha sonra ise sorularını peş peşe devam ettirdiler: “CIA mi Mossad mı? Nereden geliyorsun?’. Gazeteci olduğumu söylediğimde terslediler. Daha sonra bir kısmı kalkarak uzaklaştı. Kalan iki kişi konuşmayı kabul etti. Özgür Suriye Ordusu üyesi olduklarını söylediler. Daha sonra ise ‘Burayı çok sevdik, alıştık’ dediler. Güvenlik yüzünden isimlerini bile söyleyemeyeceklerini belirtip kalktılar.

Geliyoruz, dinlenip gidiyoruz

İkinci durağımız ise Hatay İlçe Garajı oldu. Hataylıların en fazla konuştuğu yer burası. Çünkü her sabah garaja sınır ilçelerinden yaralı askerlern getirildiğin iddia ediyorlar. Bu iddia üzerine garaja gittim. Garajda Özgür Suriye Ordusu’nun 3 askeri ile karşılaştım. Üçünün de hikayesi aynı. Reyhanlı üzerinden 3 gün önce Hatay’a geldiklerini, dinlendiklerini ve tekrar çatışmalar için Suriye’ye döneceklerini söylediler. Çünkü Suriye’de en şiddetli çatışmalar gece yaşandığı için akşam çıkabilecek çatışmalarda görev almak için acele ettiklerini söylediler. Bunun yanı sıra dinlenmeyi ise dönüşümlü yaptıklarını anlattılar. İsimlerini sorduğumda ise İmad El Said, Haydar Alvi ve Muhammed Bousaj olduğunu söylediler.

Garajdan ayrılıp Hatay sokaklarında dolaşırken ilginç bir manzara ile karşılaştım. Aksaray Mahallesi’nin çıkışında bir grubu taksiyebinerken gördüm. Şoförüm bana ‘Bunlar da asker. Yaralı asker getirmişler. Bu tür manzaralar Hatay’da çok sık görülüyor’ dedi. Bunun üzerine araçtan inip fotoğraflarını çekmeye kaltığımda bana sert tepki gösterdiler. Bozuk Türkçeleri ile ‘Çekme, ne yapıyorsun, seni çok fena döverim’ sözleri yükseldi. Yaralıyı bırakıp üzerime doğru yürüdüler.

http://haber.gazetevatan.com/hatay-sokaklarinda-karanlik-misafirler/476500/1/G%C3%BCndem#.UDibkMHiZTY

irsArtvin
26-08-2012, 11:40
Hataylılar geceleri nöbet tutuyor ama Emniyet Müdürü 'olaylar münferit' diyor...

http://haber.sol.org.tr/sites/default/files/imagecache/haber_resmi_v4/images/hatay148.jpg

Suriyeli muhaliflerin Hatay’da yarattığı baskı ve tedirginlik sürüyor. Muhaliflerin evlerine girmek istediği bir aile geceleri nöbet tutarken, Hatay Emniyet Müdürü ise “olaylar münferit” diyor.

Hatay İl Emniyet Müdürü Ragıp Kılıç, 29 Nisan 2011’den bu yana Suriyeli sığınmacıların karıştığı 157 olay yaşandığını ve 360 Suriye vatandaşı hakkında yasal işlem yapıldığını söyledi.

Geceleri köylere gelen sığınmacılar tedirginlik yaratıyor

Hürriyet gazetesinden Emek Kaplangil’in haberine göre, yüzyıllardan beri çeşitli dinlerin bir arada yaşadığı ve ortak yaşam kültürü oluşturduğu Hatay’da şimdi şehirde barınan Suriyeli sığınmacılardan dolayı tedirginlik yaşanıyor. Gece saatlerinde köylere geldiği belirtilen sığınmacılar yerel halk üzerinde önemli bir huzursuzluk kaynağı olurken, bu durumdan en çok etkilenenler de çocuklar oluyor.

“Bizi buraya Başbakan Erdoğan getirdi, hesabı o ödeyecek”

Sosyal medyada şehirde yaşananlarla ilgili iddialar yoğunlaşınca soluğu Hatay’da aldım. Bu iddialara göre Suriye’den gelen ve kamplarda barınması gereken sığınmacılar şehirde rahat rahat dolaşıyor, lokantalara gidip hesap ödemiyor, minibüs ücreti vermiyor ve bunda ısrar eden esnafa ‘Bizi buraya Başbakan Erdoğan getirdi, hesabı o ödeyecek’ diyordu.

Vatandaş bu sözleri ağız birliği etmişçesine onaylarken şehirde ürkütücü bir sessizlik de gözden kaçmıyor. Çünkü konuştuğumuz esnaf ve minibüs şoförleri olayları duyduklarını ancak kendi başlarına gelmediğini belirterek ayrıntı vermekten kaçınıyor.

Bilgi kırıntısına ulaşmak için şehrin her yerini dolaşıp, insanlarla konuşurken yaklaşık 20 gün önce yaşandığını duyduğum bir olay çok dikkatimi çekti.

Evde nöbet tutuyorlar

Buna göre, şehir merkezine 10 kilometre mesafedeki Dikmece Köyü’ne 02.00 sıralarında gelen uzun sakallı iki Suriyeli sığınmacı bir evin ikinci katındaki balkona çıkmış ve üç çocuğun yattığı bir odayı dışarıdan gözlerken odaya çocukları kontrol etmek için gelen Hülya Korkmaz tarafından fark edilmiş.

Bunun üzerine hemen Dikmece Köyü’ne giderek olayın mağdurlarıyla görüştüm. Önce konuşmak istemediler. Ancak daha sonra konuşmaya ikna olan Hülya Korkmaz, o geceyi şöyle anlattı: “Çocuklarımı kontrol etmek için 02.00’de odalarına gittim. O arada kafamı kaldırdığımda camda iki tane uzun sakallı kişi gördüm. Gözlerinin içine baktım ama gitmediler. Bunun üzerine bağırdım ve eşime haber verdim. Sonra bayılmışım.”

Hülya Korkmaz’ın eşi Cengiz Korkmaz da korku ve panik dolu geceyi anlatırken, “Özürlü olmama ve rahat yürüyememe rağmen hemen odamdan koşarak geldim. Beni görünce kaçtılar. Camın sinekliğini kısmen yırtmışlardı. Hemen köy muhtarına ve jandarmaya haber verdik. Sonra hep beraber av tüfeklerimizi de alarak peşlerinden gittik ancak onları bulamadık. Üç gün sonra tekrar geldiler ve bu sefer sinekliği daha geniş yırttılar. Kovaladık. Çok tedirginiz. Bunun üzerine işsiz olmama rağmen borçlanarak balkona ve pencerelere demir parmaklık yaptırdım. Geceleri uyumuyorum ve nöbet bekliyorum “ dedi.

“Çocuklar su içmeye dahi çıkamıyor”

Cengiz Korkmaz, bu durumun köydeki huzuru kaçırdığını ancak en çok etkilenenlerin çocuklar olduğunu söyledi. Korkmaz, “Artık su içmeye ya da tuvalete kendi başlarına gitmiyorlar. ‘Suriyeliler orada olabilir’ diyorlar” dedi. Korkmaz daha önce sürekli açık olan sokak kapısını artık üst kattaki komşusuna giderken dahi kapattığını da sözlerine ekledi.

Köyde yaşayanlar, bu tip olayların sadece kendi köylerinde olmadığına, başka köylerde de gerçekleştiğine dikkat çekti. Hiçbir şekilde huzursuzluk yaşanmasını istemediklerini vurgulayan köylüler, ”Açlarsa gelip kapımızı çalsınlar. Yemek verelim, sonuçta onlar da insan. Ama huzurumuzu kaçırmasınlar” dedi.

Halk silahlanıyor iddiası

Şehirde yaşanan bu olaylardan sonra yöre halkının faturayı kendisi kesmek için hazırlık yaptığı ve sokaktaki vatandaşın silahlanmaya öncekine göre hız verdiği bilgisi paylaşılıyor.

Emniyet Müdürü: “Olaylar münferit”

Hatay İl Emniyet Müdürü Ragıp Kılıç, Suriye’de yaşananların şehirdeki asayiş olaylarını çok fazla etkilemediğini söyledi. Hatay’ın yüzyıllardır çeşitli din, mezhep ve görüşlerin birlikte yaşama bilincini oluşturduğu bir kent olduğuna dikkat çeken Kılıç, “Hatay, ortak yaşam kültürü nedeniyle bu tip olaylardan az etkilenen şehir” dedi.

Kılıç, vatandaşların şikayet konusu olan restoranlarda ve minibüslerde hesap ödemediği konusuyla ilgili ise böyle bir olayın olması durumunda kendilerine mutlaka intikal ettirileceğini ancak ellerine ulaşan bu şekilde bir şikayetin olmadığını da belirtti.

Hatay’daki beş çadırkente 11 bin sığınmacının yerleştirildiğini belirten Kılıç, 29 Nisan 2011’den bu yana çadırkentlerde yaşayanların dahil olduğu 157 olay gerçekleştiğini , 360 Suriye vatandaşı hakkında yasal işlem yapıldığını, adli sürecin devam ettiğini söyledi.

Kılıç, “Suç işleyen kim olursa olsun yasal işlemler devam ediyor. Vatandaşlarımız hiçbir olumsuz söylentiye itibar etmesin. Şehirde çadırkentlerden ve sınırdan pasaportla geçen Suriyeli vatandaşlar var. Bu şekilde geçenlerin yasal kalma süresi bulunuyor. Bunların hepsi devletin kontrolü altında. Çadırkentlerden çıkanlar tekrar buralara iade edilir. Çadırkentlerdeki Suriyelilerin kısıtlı da olsa çarşı izni gibi izinleri var. Yaşanan bazı münferit vakalar olabilir“ ifadelerini kullandı.

http://haber.sol.org.tr/kent-gundemleri/hataylilar-geceleri-nobet-tutuyor-ama-emniyet-muduru-olaylar-munferit-diyor-haberi

rastaman
02-09-2012, 02:40
AKP bir dönemler Suriye ile çok iyi ilişkiler geliştirdi. Bu ilişkilerde kilit nokta bana göre Vize işlemleriydi. Suriye'ye vizesiz giriş serbest bırakıldı.

Tayyip Erdoğan dostane bir görünüm verirken, aslında bütün amaç Suriye'ye Türkiye üzerinden girişleri serbest hale getirmekti. Kısaca bu uygulama ile Suriye arkadan vurulmuş oldu ve bu süre zarfında bir çok CIA ajanı, İngiliz gizli servisi, askerleri, çeşitli ülkelerden El-Kaide bağıntılı militanlar, silah ve cephane yardımcıları, çeşitli düzeyde askeri eğitimli personel, silah, finans kaynakları.... vs Suriye'ye, Türkiye üzerinden sağlandı. Örneğin Suriye'de savaşan ve Suriyeli olmayan tüm istihbarat birimleri, askerler, işbirlikçi ve El Kaide güçleri, Türkiye üzerinden girdi...

Tüm bu olanlar şunu gösteriyor ki, Suriye planı yıllar önce, haince yapılmış ve baş aktörlüğü Türkiye üstlenmiş...

Mantıklı ve anlaşılır bir analiz.. Tebrikler..

Sizler ciddi misiniz?
Suriye ve İranla yapılan on milyarlarca dolarlık anlaşmalar,yıllarca süren ticaret,tüm bu ilişkilerin üzerine inşa edilen yüzlerce yatırım,gelişen Suriye ilişkilerine artık dar gelen sınır kentlerindeki ek yatırımlar,hepsi üç beş kıytırık ajanı Suriyeye sokmak içindi öyle mi?

Bu mudur yapılması gereken analiz?

rastaman
02-09-2012, 03:03
“Dürüst olmak gerekirse, destek aldık, ama nereden olduğunu bilmiyorum " diyen militan, Türkiye'den bir kurye vasıtasıyla nakit olarak yardım aldıklarını sözlerine ekledi.
http://haber.sol.org.tr/dunyadan/turkiye-el-kaideye-yardim-ediyor-haberi-58611
Eğer Mit yapmadıysa bu nakit yardımı bende ne oluyum..!


Başlık yanıltıcı ve sansasyonel.

Zaten okuduğunuzda nereden geldiği belli olmayan bir paradan bahsedildiğini anlıyorsunuz.Türkiyede de birçok Selefi var,unutmamak lazım.

AKP hükumetinin El Kaide gibi Selefi bir örgüte yardım etme ihtimali sıfırdır.

Suriyede onlarca harekete yardım ediyor ama El Kaide bunların içinde değil.

Biz şu an Sunni ve Şii dünyasının savaşını izliyoruz,ama içten içe Arap ülkelerinde başka bir soğuk savaş yaşanıyor;Selefi dünya ve ortodoks Sunniler Mısırdan Ürdüne,Libyadan Lübnana kadar tüm Sunni Arap dünyasında güç mücadelesine girişiyor.Bu savaşın gün yüzüne çıkması şu an pek mümkün görünmüyor,önce ortak düşmanları Suriye ve İranı bitirmenin derdindeler.Birbirlerine daha sonra düşecekler.

Üstelik bu savaş sadece Selefi nüfusun yaşadığı Arap yarımadasında yaşanmıyor;Afganistan,Pakistan,Endonezya,Malezya gibi ülkelerde teoride Hanefi,pratikde Selefi sayılan Deobandi hareketler gittikçe güçleniyor.

İhvan ve Akp gibi hareketlerin Sunni dünyada kendilerine en büyük tehdit/rakip olarak gördüğü gruplar Selefi ve Deobandilerdir.

Bu işler böyle;Akp Suriyede klasik Sunni grupları,Suudiler de Selefi grupları destekliyor.

Herkesin oynadığı at farklı,karıştırmamak,doğru anlamak lazım.

Brian
02-09-2012, 13:48
Suriye'deki iç savaşın bu boyutlara gelmesi aslında tuhaf biçimde ekonomiyle derinden ilgili olabilir.

Pepe Escobar makalesinde bu konuya dikkat çekiyor. İngilizcesi burada:

http://www.aljazeera.com/indepth/opinion/2012/08/201285133440424621.html


Escobar'a göre Hafız Esad, İran , Irak ve Suriye arasında 10 milyar dolarlık boru hattıyla Türkiye'nin enerji köprüsü olma konusundaki iktidarına engel olma yönünde bir adım attı.

Türkiye ise karmaşık bir oyun oynuyor. Hem İran'a karşı hem Irak'a karşı. Enerji köprüsü konusunda bölgede belki de tek güç olmak istiyor. Irak'ta Barzani ile anlaşarak, Irak hükümeti'ni devre dışı bırakarak bunu perçinlemek istiyor. Tabii İran'ı bölgede etkisiz hale getirmek isteyen bu oyun ABD ve İsrail'in de işine geliyor.

Escobar şöyle diyor:

İç savaşın trajedisinin ötesinde Suriye , aynı zamanda ‘Boruhatlaristan’ denen güç oyununun bir parçası.Üzerinden bir yıldan uzun süre geçti; İran , Irak ve Suriye arasında 10 milyar dolarlık bir boru hattı anlaşması imzalandı. 2016’da inşa edilmesi öngörülen doğalgaz boru hattının, İran ’ın Güney Pers yataklarındaki gazı Irak ve Suriye üzerinden taşıması ve büyük ihtimalle Lübnan’a da uzanması planlanıyordu. Ana ihracat hedefi Avrupa’ydı.

Fakat son 12 ayda Suriye iç savaşa sürüklenirken, boru hattının sözü edilmedi. Bugüne kadar... Bilindiği üzere AB ’nin baş paranoyası, Rusya’nın Gazpromu’nun rehinesi olmak. İran - Irak - Suriye boru hattı, Avrupa’nın enerji tedarik yollarını çeşitlendirmesi açısından elzemdi.

Lakin mesele daha da karışık. Gazprom’un ikinci büyük müşterisi Türkiye . Türkiye ’nin enerji güvenliği mimarisinin tamamı, Rusya ve İran ’dan aldığı gaza bağlı. Yeni Çin olmayı hayal eden Türkiye , Anadolu ’yu, Rus, Hazar, Orta Asya, Irak , İran gazı ve petrolünün Avrupa’ya taşındığı ‘Boruhatlaristanı’nın en stratejik kesişim noktası olarak konumlandırıyor. Bu oyunda Ankara ’yı baypas etmeye kalkarsanız, başınız belaya girer. Düne kadar Ankara , görünüşte Şam’a ‘reform yap, hem de çabuk’ diye öğüt veriyordu; Suriye ’de kaos istemiyordu. Şimdi Türkiye , Suriye ’de kaosu besliyor. Haydi bunun olası kilit sebeplerinden birini inceleyelim...

Nitekim Ankara ’yla Şam masaya oturmuş, gaz şebekelerini entegre etmiş, bunları AGP ile bağlantılandırmış ve daha da önemlisi, AGP’nin Halep’ten Kilis’e uzatılmasını planlamıştı ki, bu daha sonra Nabucco’ya da bağlanabilirdi. Şam, 2010 sonunda Bağdat’la imzaladığı mutabakatla bir gaz ve iki petrol boru hattı daha inşa edecekti. Hedef yine Avrupa’ydı. Ama sonra Suriye ’de kıyamet koptu. Tabii İslami gaz boru hattı adı da takılan İran - Irak - Suriye hattının bir mahzuru vardı: Türkiye ’yi baypas ediyordu.

Sanki tüm bölge bir baypas lotosu oynuyor. İslami hat nasıl Türkiye ’nin baypas edilmesi olarak okunabilirse, Ankara ’yla Irak Kürdistanı’nın Kerkük’ten Ceyhan’a iki stratejik gaz ve petrol hattı için yaptığı doğrudan anlaşma da Bağdat’ı baypas ediyor. Bağdat elbette bununla mücadele edecektir ve merkezi hükümete büyük bir pay ödenmeden bu hatların hiçbir kıymeti harbiyesi olmayacağını savunacaktır; ne de olsa Irak Kürdistanı’nın bütçesinin yüzde 95’ini Bağdat karşılıyor.



Kaynak ve yazının devamı burada: http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalDetayV3&ArticleID=1096646&CategoryID=99

İlginç bir analiz.

spartacus
02-09-2012, 15:30
Sizler ciddi misiniz?
Suriye ve İranla yapılan on milyarlarca dolarlık anlaşmalar,yıllarca süren ticaret,tüm bu ilişkilerin üzerine inşa edilen yüzlerce yatırım,gelişen Suriye ilişkilerine artık dar gelen sınır kentlerindeki ek yatırımlar,hepsi üç beş kıytırık ajanı Suriyeye sokmak içindi öyle mi?

Bu mudur yapılması gereken analiz?

Vize uygulaması olan ülkeler Suriye ile ticaret yapamıyor mu? Örneğin Türkiye'de hangi yabancı markayı satın alamıyorsun?

2012 Listesi*, ülkelere bak, neden orada Avrupanın gelişmiş ülkeleri yok? Rastaman senin analizinle ve salt ticari olarak bakarsak, demek ki Türkiye'nin Almanya, Fransa, ABD gibi ülkelerle ticaret hacmi olmamalı? yanılıyor muyum? Kapitalist ekonomi ve sermaye gelişim ve yayılması elbetde sizin ticari ilişkiler dediğiniz ağ üzerinden gerçekleşir, lakin sermaye sınır tanımıyor, bu anlamda o sınırların hiç bir anlamı yok kısaca sınır bile yok. Bana öyle geliyor ki siz kapitalizmi salt ticari bir genelleme sanıyorsunuz . Ülkeler arası Ekonomik ilişkiler ile sosyal-politik ilişkiler arasında kocaman bir fark var.

Benim yaptığım analiz askeri-stratejik durum üzerine, peki ya sizin yorumunuz? Bu mudur analiz dedirtecek ne gördünüz orada? Siz neyden bahsediyorsunuz? Şaşılası bir yorum yapmışsınız, irdelediğiniz yazının neye göreliğini ayırt etmeden, o kadar ki kendisininde neye göreliği olmayan pusulasız bir analiz, ve ne dediği de belirsiz.

Mesela yaptığın yorumda geçmiş zaman kullanıyorsun? Yıllarca süren ticaret döneminde vize uygulaması yok muydu? Yazınızı ve gerekçelerinizi tekrar gözden geçirin, kendisiyle çelişiyor. Ciddiyim, çok sağlıksız..

Vize uygulamaları ticari ilişkiler açısından olduğu gibi, stratejiktir de. Suriye'ye aniden ve özellikle dostane görüntünün altında ister beğenin, ister beğenmeyin, uzun soluklu stratejiler yatıyor ve vize uygulamasının kaldırılması bir parçasıydı.. kapitalistler aptal mı, her türlü modern teknolojiyi kullansın, sizlere demokrasi götürüyoruz inancını yerleştirsin, gerçeklere komplo dedirtsin, milyarlarca dolar harcasın, ama işi en az maaliyetle yapmak dururken, aptalca girişimlerde bulunsun ve çok basit bir vize işini görmezden gelsin, sebep Rastaman itiraz eder diye!... Öteden beri vize meselesi değil siyasidir.

Antigua-Barbuda, Arjantin, Arnavutluk, Bahamalar, Barbados, Belize, Bolivya, Bosna-Hersek, Brezilya, Ekvador, El Salvador, Fas, Fiji, Filipinler, Guatemala, Gürcistan, Haiti, Hırvatistan, Honduras, Hong Kong, İran, Jamaika, Japonya, Karadağ, Kazakistan, Kırgızistan, KKTC, Kolombiya, Kore Cumhuriyeti (Güney Kore), Kosova, Kosta Rika, Libya, Lübnan, Makau Özel Bölgesi, Makedonya, Maldivler, Malezya, Mauritius, Nikaragua, Pakistan (İş adamları vizeden muaf), Palau Cumhuriyeti, Paraguay, Rusya, Seyşeller, St. Lucia, St. Vincent-Grenadines, Sırbistan, Singapur, Solomon Adaları, Sri Lanka, Suriye, Svaziland, Şili, Tayland, Trinidad-Tobago, Tunus, Tuvalu, Uruguay, Ürdün, Venezuela.

spartacus
02-09-2012, 15:52
Liberaller yıllarca Kuzey Kore üzerinden propaganda yaptılar. o ülkenin ne kadar kötü olduğunu bir kenara koyalım, onca propaganda yapan liberallerin ülkeleri de pek iç açıcı değildi... Zira bir tarafta dünyanın tüm kaynakları önüne akan, sermayesi sınırsız, milyarlarca dolar sıcak para akışı olan ülkeler, diğer yanda hala toprağa bağlı çalışan bir ülke... Bu tarafı şimdi bizi ilgilendirmiyor.. K.Kore neden kapalı kutu? Zevk aldığı için mi? Eğer bunu bir kapitaliste, bir liberale sorarsanız alacağınız yanıt üç aşağı, beş yukarı bu olur, ya da kısaca diktatörlükle yönetiliyordur. Kapitalistler o kadar akıllı ki, dünya da K.Kore gibi bir iki ülke kalmıştır, onların durumunda olan başka bir ülke kapılarını açarsa, önce para ve sermaye akışı yapılır. yani durum eskiye oranla daha iyi hale getirilir. Böylelikle kamuoyu nzedinde diğer ülke-lerin direnci kırılır. Oysa dünya da açlıktan ölen isnanların yaşadığı coğrafyalara ise kapitalist refah bir türlü el atmaz, zira stratejik ve ekonomik bir yarar sağlamayacaktır... Kısaca kapitalist bilinç ve propaganda düzeyi aklı ancak bu kadar kullanabilir ve genelde akıl ve düşünceye ihtiyaç duymaz, basit propaganda ve kof bir kaç slogan işlerini görür.

Oysa Suriye'ye çok daha evvel giren organanizasyon oluşturma ayağı İngiliz asker ya da eğitmenler, diğer yabancı ülkeden geçiş yapan askeri-militan-uzman kişilikler, arap ülkelerinden ve hatda Afganistan üzerinden geçişler dahi Türkiye üzerinden yapıldı. Yemen'den, Libya'dan giden birisinin önce Türkiye'ye gelip ardından Suriye'ye gitmesi aptalca değil mi? Değilse, bu durumu akıllıca yapan şey nedir? Suriye'de yabancı muhalifler haddinden fazladır ve bunlar bugün, günü birlik girişler olarak değerlendirilemezler(yani bu bir kaç yılın ürünü değil). Bu günkü girişler artık kitle, taban, asker girişidir, organizasyon oluşturmak değil. Bu Suriye'deki kalkışmanın neden bir Ürdün, Irak, Libya, Mısır tarafı değilde, Türkiye sınırına yakın merkezlerden yönetildiğine, merkezi yönetimin neden bu bölge de konuşlandığına dair bir ipucu olabilir.

rastaman
02-09-2012, 18:21
Sparta,sen şimdi Türkiyenin yaklaşık 3 yıl süren Suriye-ve dolayısıyla İran-ile geliştirdiği ilişkilerin bir ''aldatmaca'' olduğunu söylüyorsun,bu yazdıklarını değil de benim şaşırmamı mı yadırgıyorsun?Neredeyse 8-9 yıl önce başladı İranla ilişkileri yenileme sürecimiz,yıllardır diplomatların ince ince dokuduğu ilişkilerin bir ''tuzak'' olduğuna inanmak hayalciliktir.

Yıllık 16 milyar dolara ulaşan İranla ticaret hacmimiz;Suriyede yıllık 8 milyar dolarlık kayıbımız;Malikinin Irakından bu yıl 7-8 milyara ulaşacağı tahmin edilen yıllık zararımız;duran sınır kapılarımız,ihracatımız,ithalatımız,Lübnanda kaybettiklerimiz..

''Hepsi bir ''oyun'' du ve amaç Suriyeye ajan sokmaktı...'' Gerçekten olayları böyle yorumluyorsanız sizinle işimiz var demektir:)

Brian
02-09-2012, 20:22
Uluslararası ilişkiler her zaman al gülüm ver gülüm üzerinden yürümez.

İran ile Türkiye'nin ticareti var ama Türkiye'nin aynı zamanda ABD ile derin ilişkileri var. Türkiye NATO üyesi.

İran ile ABD'nin ilişkileri malum. ABD bölgede İran'i izole etmek istiyor. Bunlar hayali senaryolar veya komplo teorileri değil.

Ve bundan dolayı Türkiye, İran'dan petrol alımı konusunda kesintiye gitti. ABD bu konuda Türkiye'den istekte bulunabildi.

ABD'den Türkiye'ye 'İran'dan petrol alımını azaltın' çağrısı. 30.03.2012

Başbakan Erdoğan'ın İran Cumhurbaşkanı Ahmedinejad ile görüşmekte olduğu saatlerde ABD'nin Ankara Büyükelcisi Francis Ricciardone, basına açıklamalarda bulundu. Ricciardone, nükleer müzakerelerle ilgili olarak İran'dan 'boş laf değil, çözüm' istediklerini belirtti. Ricciardone, Türkiye'nin de AB ülkeleri gibi İran'dan petrol ithalatını azaltmasını beklediklerini söyledi.


http://www.euractiv.com.tr/politika-000110/article/abdden-turkiyeye-irandan-petrol-alimini-azaltin-cagrisi-024869

TÜPRAŞ İran'dan petrol alımını azalttı. 30 Mart 2012 Cuma

TÜPRAŞ, İran'dan ham petrol alımını yüzde 20 azalttı.

TÜPRAŞ, İran'dan ham petrol alımını yüzde 20 oranında azalttığını duyurdu.

http://www.bloomberght.com/haberler/haber/1112587-tupras-irandan-petrol-alimini-azaltti

rastaman
02-09-2012, 21:10
Uluslararası ilişkiler her zaman al gülüm ver gülüm üzerinden yürümez.

İran ile Türkiye'nin ticareti var ama Türkiye'nin aynı zamanda ABD ile derin ilişkileri var. Türkiye NATO üyesi.

İran ile ABD'nin ilişkileri malum. ABD bölgede İran'i izole etmek istiyor. Bunlar hayali senaryolar veya komplo teorileri değil.

Ve bundan dolayı Türkiye, İran'dan petrol alımı konusunda kesintiye gitti. ABD bu konuda Türkiye'den istekte bulunabildi.




Açık ve net;

Türkiye-İran ilişkileri ABD istedi diye değil,Suriye krizi yüzünden bozulmuştur.

Brian
02-09-2012, 21:46
Açık ve net;

Türkiye-İran ilişkileri ABD istedi diye değil,Suriye krizi yüzünden bozulmuştur.

Elbette Suriye krizinin etkisi olmuştur.

Ama siz Suriye krizini İran vb. devletlerin de etkisini yok sayarak tümüyle ABD, Türkiye vb.ülkelerin buradaki amaç ve gayelerini tam anlamadan yorumluyorsunuz. Ve gördüğüm kadarıyla demokrasi vb. temel üzerinden olaya yaklaşıyorsunuz. Birçok liberal ve büyük medyanın yaptığı gibi. Suriye'ye keşke demokrasi gelse. Ama amacın bu olduğunu pek sanmıyorum. Hele ABD'nin bu kadar hevesli olduğu yerde iki kere düşünmek gerekir.

Ama tabii liberalizm ve büyük medya doğruyu bilir. Ne söylerse doğrudur. Suriye'ye demokrasi gelecek. Mesele insani ve demokrasi. Irak'a demokrasi gelmesi gibi. ABD'nin derdi hep bu olmuştur. Gerçekten ne kadar insani duyguları var bunların. ABD buralarda gerçekten demokrasi derdinde. Anlamak gerekir tabii.

murted
02-09-2012, 21:51
Akp'nin bu kadar uzağı görebilecek bir öngörüsü olabileceğini hiç sanmıyorum. Birileri ileriye dönük planlarından bahsetmiş olsa ve bütün bu iyi ilişki geliştirme çabalarının temelinde bu kadar ileriye dönük gizli bir amaç olsa Türkiye herhalde Kaddafi'nin devrilme sürecinin de bunun bir parçası olduğunu bilir, bu süreçte yürüttüğü politikalarla komik duruma düşmezdi.

Bence Türkiye sonrasını öngöremediği için bu ülkelerle hem ekonomik sebeplerle, hem de kendisine yüklediği misyona binaen, bir taraftan da kimsenin emir eri olmadığını yalandan olsa da göstermek niyetiyle iyi ilişkiler kurdu.

Ancak bugün geldiğimiz noktada Türkiye yeniden şekilenecek bu coğrafyada söz sahibi olabilmek, pastadan büyük pay kapabilmek için bölgeyi şekillendirmenin peşinde olanlardan yana taraf olmayı seçti. İşte bu yüzden Libya'da yaya kalan Türkiye, sonrasında pastadan olabildiğince büyük pay alabilmek için çılgınca en önde gidiyor, ucuz kahramanlıklar peşinde koşuyor, abileri ona daha çok pasta versin diye elini de sınırları zorlayacak kadar çok taşın altına sokuyor.

Kısacası Türkiye'nin hem İran ve Suriye ile iyi olup aynı anda da ABD ve diğerleriyle iyi olmak gibi bir şansı en azından bugün pek kalmadığından Türkiye bir tercih yaptı ve bu savaştan galip çıkacağına inandığı ABD ve avanesinden yana oldu. Dolayısıyla da ister istemez Suriye ile beraber İran'ı karşısına aldı.

Sesli
02-09-2012, 21:55
Böylece EL KAİDE denilen teşkilatın aslında bir Amerikan yapımı olduğu da açıkça belli olmuş oldu...

rastaman
02-09-2012, 23:20
Çok sık düştüğümüz yanlışlardan biri her olayı ''birilerinin oyunu'' olarak görmemiz.
Mesela Suriye krizinde artık ''ABD'nin büyük ortadoğu projesinde piyon olarak kullandığı AKP Türkiyesi'' gibi cümleler dışında birşey duymaz oldum.

Sanki ABD'nin işi gücü yok tüm parasını Esad'ı devirip yerine İslamcı bir grubu getirmek için harcayacak.Aptal değil bu adamlar arkadaşlar;Turan Dursun forum üyeleri Esad'a karşı savaşanların Amerika ve İsrail karşıtı İslamcılar olduğunu bilecek,ama koca Amerika bundan bihaber olacak.Ilımlı İslamla,yeşil kuşakla falan da gelmeyin,2010'lu yıllardayız,bırakın on yılı 6 ay önceki projeler bile çöpe gitti.Dünya sizin sandığınızdan çok daha hızlı dönüyor.

Suriye savaşında ABD Tayyib'in yarısı kadar bile istekli değil,emin olun.Bu bir mezhep savaşı artık ve Erdoğan bu savaşın piyonu değil,İranla beraber baş aktörlerinden biri.

Tüm doğu ve güneydoğu sınırlarımız ''artık'' düşman ülkelerle komşu,ekonomi durdu.Durum şudur; ya Esad gider ya da Tayyip.

Ahmedinejad için de,benzer hayati bir durum geçerli;Esad giderse sadece Suriyeyi değil,Lübnan ve Hizbullahı da kaybedecek.

Gelelim ABD ve İsraile..

Daha iki gün önce ABD genelkurmay başkanı Obamanın Suriye politikasını açıkça eleştirdi,askeri harekat için hiç de hevesli görünmüyorlar.Bunun nedenini anlamak için ABD'nin ortadoğu politikasının çoğunlukla İsrail çıkarlarına bağlı olduğunu hatırlamalıyız.

Öyleyse İsrailin en kazançlı çıkacağı durum nedir?

Herşeyden önce Suriyenin bölünmesidir.Bu Esad'ın gitmesinden bile önemli;çünkü tek parçayken bile Golan sorununda ağırlığını koyamayan Suriyenin bölünmesi Golan'ın resmen İsraile katılması demektir.Kim hak iddia edecek Golanda;Alevi Devleti mi,Sunni Suriye mi?

Golan deyip geçmeyin,İsrail Golanda modern yerleşimlerle yerli Dürzi nüfusu bile geçen 25.000 yerleşimci/işgalciyle kök salmış durumda.

İsrail için Suriyenin bölünmesi bu kadar önemli,ama daha karlısı da var;mezhep savaşının uzadıkça uzaması.Suriye ne kadar geç bölünürse Şii ve Sunni dünya-yani İsrailin potansiyel düşmanları-birbirlerine daha çok düşman olacaktır.

Bir diğer sorunsa İsrailin bu kritik sürece her istediğini yaptırmakta zorlandığı Obama hükumetiyle girmesi.Kenedy ya da Clinton kadar olmasa da Obama da ABD'nin İsraile her konuda okey demeyen nadir başkanları arasında.

Önceki gün ABD elçisini açıkça bağırarak azarlayan Netenyahuya tepkisini Obama dün ABD-İsrail tatbikatına göndereceği asker sayısını sembolik bir düzeye indirerek gösterdi.Nihayetinde ABD İsrailden farklı bir noktaya gidecek değil elbette;ABD ekonomisinin %45'ini elinde bulunduran 5 milyonluk Amerikan Yahudileri Amerikan dış politikasında her zamanki gibi son sözü söyleyecek.Ama hiç birşey net değil;ak ve kara dünyası değil bu.

Bunları neden anlatıyorum;çünkü bu işler artık öyle 10 yıl önceden yapılan planlar,''oyunlar''la yürümüyor,olayların seyrini her an değiştirmeye aday binlerce,milyonlarca faktör söz konusu.

Bir de artık Arap halklarının devrimlerine ''ABD oyunu'' demekten vazgeçin,bazı toplumsal olayların değişen dünyanın doğal sonucu olabileceğini hesaba katın.

Brian
03-09-2012, 10:20
Burada oyun vb. denilen ABD ve Batılı devletlerin bir şekilde bu olaylara karışması, müdahil olması ve gelişen olayları kendi çıkarları için kullanmak istemesidir.

Bunlar son derece açıktır.

Yani öyle bir anlatılıyor ki, ABD, Batı vb. güçler hiçbir şey yapmıyor, oturup sadece seyrediyorlar olup bitenleri.

Libya'da olup bitenleri biliyoruz. Güvenlik konseyi kararları hiçe sayılarak ABD, NATO müdahale etti. Neden mesela Çin, Rusya müdahale etmiyor?

Ya da şöyle soralım herhangi bir ülkede olaylar olduğu zaman böyle müdahale etmek mi gerekiyor? Bu mudur yanıt? O zaman bu işlerin nereye gideceği belli olmaz.

Libya da bu oldu.

Suriye'de de benzer şeyler oluyor. ABD karşıtı olması, şeriatçı olması bir şeyi değiştirmez. ABD bunlara açık olarak destek veriyor. Belki görüntüde ABD ve Batı, İsrail karşıtı, Suudiler gibi. ABD, konuyu güvenlik konseyine götürdü. Rusya ve Çin'den çekinmese belki bunu ileri boyutlara taşıyacak. Ama şimdi orada ayaklananlara destek veriyorlar.

ABD işini gücünü bırakıp neden bu işlere karışıyor?

ABD, Uranüs gezegeninde bir devlet mi? Veya çok güçsüz bir devlet mi? ABD, dünyadaki birçok olaya karışmıştır, karışmaktadır; çünkü bu hem onun süper güç olmasının gereği, bu gücünü devam istemesinin bir sonucudur. Elbette ABD dünyada neler olup bittiği ile ilgilenecek.

İlgilenir ama olup bitenleri tam anlamıyla kontrol edemeyebilir bazı şeyler istediği gibi olmayabilir. Kimse de her şeyin ABD'nin istediği gibi olacağını ve olduğunu iddia etmiyor.

Brian
03-09-2012, 10:41
Güvenlik konseyi kararları hiçe sayılarak ABD, NATO müdahale etti. Neden mesela Çin, Rusya müdahale etmiyor?


Demişim ama Rusya ve Çin'i aklamak için yazmadım bunu. Gerektiğinde Çin ve Rusya'da bu şekilde müdahalelerde bulunabilir.

Rusya'nın Gürcistan müdahalesi akıllarda.

Bu müdahale konusu biraz da güçle ilgili bir konu.

ABD şimdilik dünyanın en büyük süper gücü. Ona paralel olarak bu işlere karışmasında şaşılacak bir şey yok.

Edit: Libya'da olup bitenleri biliyoruz. Güvenlik konseyi kararları hiçe sayılarak ABD, NATO müdahale etti.

Demişim ama bir yanlışlık olmuş. BM, Libya'ya askeri müdahale seçeneğine izin verdi. Sanırım o yüzden Libya'ya bu kadar kolay müdahale edildi. Ama aynı şeyi Çin ve Rusya, Suriye'de şimdiye kadar izin vermedi.

Ama tabii izin verilmemesi bir şey olmayacak, karışmayacaklar anlamına da gelmiyor.

spartacus
03-09-2012, 11:49
Sparta,sen şimdi Türkiyenin yaklaşık 3 yıl süren Suriye-ve dolayısıyla İran-ile geliştirdiği ilişkilerin bir ''aldatmaca'' olduğunu söylüyorsun,bu yazdıklarını değil de benim şaşırmamı mı yadırgıyorsun?Neredeyse 8-9 yıl önce başladı İranla ilişkileri yenileme sürecimiz,yıllardır diplomatların ince ince dokuduğu ilişkilerin bir ''tuzak'' olduğuna inanmak hayalciliktir.

Yıllık 16 milyar dolara ulaşan İranla ticaret hacmimiz;Suriyede yıllık 8 milyar dolarlık kayıbımız;Malikinin Irakından bu yıl 7-8 milyara ulaşacağı tahmin edilen yıllık zararımız;duran sınır kapılarımız,ihracatımız,ithalatımız,Lübnanda kaybettiklerimiz..

''Hepsi bir ''oyun'' du ve amaç Suriyeye ajan sokmaktı...'' Gerçekten olayları böyle yorumluyorsanız sizinle işimiz var demektir:)

Bak rastaman öyle bir şey olduğunu mu söylemişim ? Yazdığın senaryoda önceki yazın gibi kendisi ile çelişiyor :), kendi yazdığın içeriksiz, kurgu senaryoyu benim gibi gösterip, kendi senaryonla çıkarım yapıyorsun. Hepsi oyun diye domateslerin içine ne demeye hıyarları, lahanaları, karpuzları doldurdun anlamadım, ben hiç oyundan bahsetmedim, oyunda değil yazdıklarım, fiili, pratik olarak kullanılmış bir strateji. Kendin elinle bulandırıp, genelleyip, ardından ne varsa atıyorsun sepete... Yazdıklarının vize ile ilgisi ne? Vizesiz gidebileceğin ülkeleri yazmadım mı? Yok mu orada İran? Kaybediyorsan vize ne alaka? Sanırım, çok fazla neo-liberal(neo-faşist) çizgi roman okuyorsun. Ürettiğin akıl yürütümleri ciddi düzeyde sağlıksız, işte örnek ticaret hacminde yaşadığın kayıpları vizeye bağlayabiliyorsun, Oysa İran sana vize uygulamıyor. Libya ile aynı sorunu yaşamadın mı? Ne demeye savaşlar destekleniyor o halde? Madem ticaret hacmi düşecek?? bana öyle geliyor ki işi oyun çerçevesinde kavrayan birisi varsa muhtemel oda sen oluyorsun. Ticaret hacmi düşecek o halde savaşmayalım diyen var sanki, savaşmasa daha çok kazanacak sanki. sana göre ticari stratejiler, günü birlik yapılıyor? Bu bir süreç, ve mesele pasta meselesi, düşüncelerde SEKTÖREL bazda yapılır, ülke bazında değil. Sen pay alamayacaksan senin sorunun... kaz gelen yerden tavuk esirgenmez..

7-8 Milyar zarar vizededen mi kaynaklı? :) Ya okuyamıyorsun ya da negatif komplo teorisyenliği etkisine sahipsin... Anlamıyor ve karıştırıyorsun.

Vize sistemi, askeri, politik, güvenlik çerçevesinde bir uygulamadır, bu uygulama ise ticari kaygılarla delinir, ya da uygulamadan kaldırılır, bu bu uygulamanın ticari olduğu anlamına gelmez.(daha kaç kere yazacam bunu :) Almanya, Fransa, ABD ile olan ticaret hacmin nedir? Bir yazsana, neden bu ülkeler Türkiye'ye vize uyguluyor, uyguladı? ). Kapitalizm sürekli savaş hali. Savaş yoksa kapitalizm de yok. Savaşdan ne anladığınız önemli, eğer siz kapitalizmin sürekli savaş olduğunu gidipde, bir iki ülkeye saldırmak, savaşmak olarak algılıyorsanız ben ne diyeyim şimdi? Kapitalizmde rekabet->savaş varolma biçimidir, yeni dünya eski dünya gibi servet birikimi üzerine inşa edilemez, sermaye birikimi üzerine inşa edilir. Öyle pazarcıların patates satması, kavgası gibi basitde değil.

Sermaye için sınır yok, eğer ihracat ve ithalatda kaybediyorsan vs nedeni vize gibi basit uygulamalar değil. Bu biçimde yaklaşırsan, öküz altında buzağı aramış, oyun alanına çevirmiş olursun.

Mesele ticari ilişki olduğunda zaten vize işlemleri çok basit halledilir, asıl iş gümrüklerde görülür... yani ticaret hacminde kaybediyorsan bunun nedeni vize değildir, ya ekonomi-politik ilişkilerin, ülkelerin ekonomik-politik istikrarı, ya da ekonomik gücün, pazarlama(ve taleplendirme) gücün, cazibe, ürün kaliten, maaliyet oranın, ülkelerde siyasi istikrar, ekonomik istikrar, alım gücü ve karşılama oranın, talep vs.vs.vs.vs.vs. Sınır diye bir şey yok, belirleyici de değil, zira sınır yok.

Azerbaycan 1990 larda epey bir çalkalandı. Bütün mesele Bakü petrolünün Bakü ve Rusya tarafından işlenmesine engel olmaktı ve bir dizi darbe ve suikast planlarını da beraberinde getirdi. Onda da aynı kapı kullanıldı, Türkiye kapısı. Sana oyun mu geliyor? Irak'a saldırının nedeni ne? Hadi demokrasi götürmekten bahset, gerçekten oyun alanına çevir :)

1990 ların başında konsept değişti ve o konsept stratejik olarak uygulanıyor.. Milyarlarca dolar harcayacaksın, strateji kuracaksın ama en önemli unsurlardan vizeyi dahil etmeyeceksin öyle mi? Bunu ancak aptallar düşünmez... Bir dönemler RTE BOP eş başkanlığı sıfatıyla mı, yoksa TC başbakanı sıfatıyla mı gezdi o ülkeleri?

Ne idüğünü bir bu stratejiyi üretenler biliyor bir de ayak takımı olanlar... Temelde ise, ayan, beyan enerji sektörünün devleri, ve onların sahip olma, rekabet gibi savaşları üzerine kurulu. BOP'un tam içeriği hakkında bir çok yorum yapıldı, yalnız içeriği boşversekte, öngörülerin çoğu gerçekleşti, gerçekleşiyor. Bunlardan en önemlisi de, bu strateji hattının değişime zorlanacak ülkelerin siyasal istikrarını bitirip, siyasal boşluk, hükümet boşluğu oluşturmak-doldurmak, çatışmalı süreçler olduğu biliniyor. Daha bir kaç sene önce bu forumda bende yazdım, enerji politikalarında en önemli taktik siyasal istikrarsız sağlamak, siyasal boşlukdan faydalanmaktır...

Suriye'de Esad daha ilk muhalif hareketde deseydi ki, tamam kabul ediyorum, bağımsız bir seçim yapalım bende aday olacam, sizce kim seçilirdi? Yanıtı da belli, Esad.. Peki neden öteden beri böyle bir ortam için değilde dünya kamuoyu finansmanın askeri ve silah temelinde sağlandığını görüyor? Yani gördüklerimiz oyun mu? Peki o halde ne yapılmalı? Öyle bir noktaya gelinmeli ki, Esad, tamamen bitirilmeli, ister fiziki yollarla konumu alaşağı edilmeli, isterse kitlesel propaganda ve savaş ile. Soru finanasmanın neden savaşa aktarıldığının yanıtını da veriyor. Kısaca mesele demokrasi, demokratik seçim, Esad gitsin, gitmesin meselesi değil, mesele sadece Suriye'nin de fileye konup, konamayacağı meselesinin çözümüdür. Dileyen bunları oyun sanıp bahçe toprağıyla oynasın, dileyen de üzerinde düşünebilecek kadar ciddiye alsın. Kişiye, çocuk ya da yetişkin olmasına kalmış.

Evet soru Suriye de seçim yapılsa, evet, aynen Türkiye'de olduğu gibi bir seçim yapılsa kim kazanırdı? Bu durumun kimler farkında? Suriye'ye giden organizatörler ne için gitti?

spartacus
03-09-2012, 12:19
Çok sık düştüğümüz yanlışlardan biri her olayı ''birilerinin oyunu'' olarak görmemiz.
Mesela Suriye krizinde artık ''ABD'nin büyük ortadoğu projesinde piyon olarak kullandığı AKP Türkiyesi'' gibi cümleler dışında birşey duymaz oldum.

Tamamen yanlış noktalardan ele aldığın bir süreç. Örneğin benim 10.000.000 Tl param var ve tümünü yaptığım hesaplamaya göre yıllık 100.000.000 TL kazanacağım yatırıma verdim. Aha 10.000.000 TL param kayboldu! Aptal mıyım ben?(sen öyle olduğumu iddia ediyorsun) Rastaman sen stratejinin ne olduğu konusunda hiç bir fikre sahip değilsin, günübirlik, analizler yapıyorsun, bu da strateji hakkında hiç bir fikrinin olmadığı anlamına gelir. Kısaca analiz biçimin, dayanaksızlık üzerine kurulu.
Yöntemine gelince o da pusulasız.. Şöyle ki; salt günübirlik ve o an gördüğünle yaptığın her analizi hem tek belirleyici ve saltık alıyorsun ve hem de bağıntıları, bütünsel ilişkileri görmezden gelmek üzerine kurmuş oluyorsun... Yani denize bakmaktansa, o an gördüğün balığın pullarına bakıyorsun... Sana kalsak o balığı karaya çıakrtsak yine yaşayacaktır, zira yöntemin bu biçimde...

Sanki ABD'nin işi gücü yok tüm parasını Esad'ı devirip yerine İslamcı bir grubu getirmek için harcayacak.Aptal değil bu adamlar arkadaşlar;Turan Dursun forum üyeleri Esad'a karşı savaşanların Amerika ve İsrail karşıtı İslamcılar olduğunu bilecek,ama koca Amerika bundan bihaber olacak.Ilımlı İslamla,yeşil kuşakla falan da gelmeyin,2010'lu yıllardayız,bırakın on yılı 6 ay önceki projeler bile çöpe gitti.Dünya sizin sandığınızdan çok daha hızlı dönüyor.

Yine yanılıyorsun, kimse senin algıladığın gibi, basit bir oyun biçimiyle bakmadı olaya. Anlatılanları oyun düzeyine indirgemek sadece kendi marifetin. Hiç bir islamcı güç sermaye karşıtı değildir heleki finansmanı uluslararası sermayece yapılanlar. Hiç bir stratejik plan da defalardır yazıyorum ABD, İsrail diye yapılmaz. Sen sanıyorsun ki dünya subjektif, 3-5 kellenin kafa yapısıyla dönüyor. Sonra da diyorsun ki dünya çok hızlı dönüyor... Kimin kafasında dönüyor? Senin aksi analizlerinden gördüğüm kadarıyla, birilerinin kafasında dönüyor, sende öyle olmadığını dile getirmeye çabalıyorsun. Özünde bu zaten kabullenmektir.

Yeşil kuşakla vs gelmeyin sözlerini de ciddiye almıyorum, zira senin geleceğin cephane %100 neo-faşist cephane olacaktır. Biz o cephaneleri ciddiye almıyoruz, alanlarda hata yapar. O cephaneden en fazla ABD ya da şu bu, ülkelere demokrasi götürüyor diyebilirsin. Böylelikle zaten tüm onca aksi söylemini, tersinden kendin kabul etmiş olursun.

Suriye savaşında ABD Tayyib'in yarısı kadar bile istekli değil,emin olun.Bu bir mezhep savaşı artık ve Erdoğan bu savaşın piyonu değil,İranla beraber baş aktörlerinden biri.

Tüm doğu ve güneydoğu sınırlarımız ''artık'' düşman ülkelerle komşu,ekonomi durdu.Durum şudur; ya Esad gider ya da Tayyip.

Ahmedinejad için de,benzer hayati bir durum geçerli;Esad giderse sadece Suriyeyi değil,Lübnan ve Hizbullahı da kaybedecek.

Dediğim gibi bu tarz stratejiler böyle kişiler ve ülkeler üzerinden yapılmaz. Sermaye ve sektörel merkezli ele alınır. kimin ne milletden, nereden, kimden olduğunun hiç bir belirleyiciliği olmaz, bu tür söylemler ancak kamuoyu nezdinde propagandif çabalarda sadece, ama sadece kullanılır.

Gelelim ABD ve İsraile..

Daha iki gün önce ABD genelkurmay başkanı Obamanın Suriye politikasını açıkça eleştirdi,askeri harekat için hiç de hevesli görünmüyorlar.Bunun nedenini anlamak için ABD'nin ortadoğu politikasının çoğunlukla İsrail çıkarlarına bağlı olduğunu hatırlamalıyız.

Öyleyse İsrailin en kazançlı çıkacağı durum nedir?

Yine yanlış, ABD ya da başka ülkelerin(ki ülkelerin yine hiç önemi yok, sektörel bakılacak), ortadoğu stratejisi İsrail çıkarları üzerine değildir, İsrail'in varlığı ve konumu stratejiler için teminattır, bir uygulama garantisidir, bir stratejik ortaklıktır. Strateji ile uyumlu olması, Ortadoğu stratejilerinin İsrail'in çıkarları üzerine inşa edildiği anlamına gelmez. Bunu böyle okumak ciddi düzeyde ekonomi-politikden anlamamaktır. Aşırı basite indirgemektir -ki bu durumda yukarıda eleştirdiklerinle aynı kulvarda yüzmektir..(sen şimdi buradan İsrail bunun için kuruldu dediğimi çıkartmak gibi bir yol da bulursun, çünkü analiz yöntemin bu biçimde.. En iyisi sen yapmadan ben cevap vereyim, böyle bir şey demedim, iddia edersen de saçmalama derim.). Tabloya ters bakıyorsun, her şeyi birbirine karıştırmışsın..

Şimdi benim çeşitli çıkarlarım var diyelim. Bu bir coğrafya olsun ve orada sen de rastaman olarak stratejinin bir parçası ol. Senin çıkarların nedir? Benim çıkarımdır, benim çıkarım nerede aranmalı? Stratejide. Sen orada olmasan ne olurdu? Stratejim yine aynı olurdu, yalnız taktik ayağında başka bir rastaman bakmak zorunda kalırdım, yoksa , taktiğimi değiştirirdim.. Dediğim gibi strateji nedir, taktik nedir ayırt etmediğin gibi sadece günübirlik bakıyorsun. Günübirlik ancak taktikler(oda çok kısmi ve aşırı yanıltıcı) analiz edilebilir, stratejiler değil. Tablonun düzü bu, sen tersten bakıyorsun ve onca yorumun boşa gidiyor ve kendi söylemlerinle kendin çelişiyorsun(hani dünya çok hızlı dönüyordu? ne iş İsrail çıkarları?)..

Diğer paragraflarını da sonraki mesajlarda yine aynı kaba yöntemle(mümkün mertebe herkesce anlaşılabilir dille) değerlendirmeyi düşünüyorum..

Brian
03-09-2012, 12:35
Sanırım burada ilk olarak 'oyun' kelimesini ben kullandım. Ama tabii sözünü ettiğim oyun çocuk oyunu filan değil.

Sözünü ettiğim oyun içinde stratejiyi de barındıran bir unsur. (Oyun diye küçümsemeyin başlı başına oyunlar teorisi bile var. Epey geniş bir alan ve konu aslında. Tabii çelik çomak oyunundan söz etmiyorum, çok daha kapsamlı bir şeydi sözünü ettiğim.)

spartacus
03-09-2012, 12:59
Sanırım burada ilk olarak 'oyun' kelimesini ben kullandım. Ama tabii sözünü ettiğim oyun çocuk oyunu filan değil.

Sözünü ettiğim oyun içinde stratejiyi de barındıran bir unsur. (Oyun diye küçümsemeyin başlı başına oyunlar teorisi bile var. Epey geniş bir alan ve konu aslında. Tabii çelik çomak oyunundan söz etmiyorum, çok daha kapsamlı bir şeydi sözünü ettiğim.)

Sevgili Brian Haçlı Seferleri ne için yapıldı? Oyun olabilir mi? Ben senin kastını kamuoyu gözünde oynanan bir oyun olarak algıladım, gerçeğin oyun olduğu biçimiyle değil... (bence bir sorun yok.) Yani bu işin oyun kısmı propagandif kısımda kendisini ele veriyor. Neresi oyun, neresi gerçek kavramak zor olmuyor. Örneğin Haçlı seferleri için onca kitlenin toplanması, askerileşme, silah, cephane, ölüme gidecek cesaret vs için bir çalışma yapılmalıydı. Kitlesel ve psikolojik bir çalışma, gerçekler farklı sunulmalı, stratejiler de taktik olarak farklı gösterilmeliydi. Mümkün mertebe de aidiyetler kullanılmalıydı. İşte bu noktaya oyun diyebiliriz, çünkü işin bu tarafı spekülatif(kurgu) aslında TAKTİK tarafıdır(asla taktikten bağlayıcı strateji ve anlamlı bir analiz, sonuç yargısı üretilemez, taktikler stratejilere göredir, stratejiler taktiklere göre değil)... Örneğin intihar bombacılarına huri teklif edenler ne için teklif ettiklerini bilmiyor mu? Strateji için, işin bu tarafıda taktik(oyun da denebilir ama doğrusu taktik demektir diye düşünüyorum.)

Bu gün Ortadoğu çıkarlarına da stratejik hatdan bakmalı, spekülatif hatlardan bakıldığında elbetde hem yanılır hem de oyun kavramı devreye girebilir.

Örneğin A sizin çıkarlarınıza ters bir konumda, fakat B de size karşı ama çıkarlarınıza uyum içinde! Burada siz subjektif inançları mı esas alırsınız, çıkarı mı? Elbetde çıkarları, bu tür stratejilerde El-Kaide ABD ye karşı ama diye bakılamaz, hata olur, zira neyin taktik, neyin strateji olduğu bile bu çerçeve de henüz belli değildir... Adam dinime küfrediyor, ama ürettiğim malları sonuna kadar tüketiyor, diğeri ise dinime saygılı ama mallarımı almıyor ve kaynaklarının kullanımını bana açmıyor? Sizce tercih kim olur?

Brian
03-09-2012, 13:28
Sevgili Brian Haçlı Seferleri ne için yapıldı? Oyun olabilir mi? Ben senin kastını kamuoyu gözünde oynanan bir oyun olarak algıladım, gerçeğin oyun olduğu biçimiyle değil... (bence bir sorun yok.) Yani bu işin oyun kısmı propagandif kısımda kendisini ele veriyor. Neresi oyun, neresi gerçek kavramak zor olmuyor. Örneğin Haçlı seferleri için onca kitlenin toplanması, askerileşme, silah, cephane, ölüme gidecek cesaret vs için bir çalışma yapılmalıydı. Kitlesel ve psikolojik bir çalışma, gerçekler farklı sunulmalı, stratejiler de taktik olarak farklı gösterilmeliydi. Mümkün mertebe de aidiyetler kullanılmalıydı. İşte bu noktaya oyun diyebiliriz, çünkü işin bu tarafı spekülatif(kurgu) aslında TAKTİK tarafıdır(asla taktikten bağlayıcı strateji ve anlamlı bir analiz, sonuç yargısı üretilemez, taktikler stratejilere göredir, stratejiler taktiklere göre değil)... Örneğin intihar bombacılarına huri teklif edenler ne için teklif ettiklerini bilmiyor mu? Strateji için, işin bu tarafıda taktik(oyun da denebilir ama doğrusu taktik demektir diye düşünüyorum.)

Bu gün Ortadoğu çıkarlarına da stratejik hatdan bakmalı, spekülatif hatlardan bakıldığında elbetde hem yanılır hem de oyun kavramı devreye girebilir.

Örneğin A sizin çıkarlarınıza ters bir konumda, fakat B de size karşı ama çıkarlarınıza uyum içinde! Burada siz subjektif inançları mı esas alırsınız, çıkarı mı? Elbetde çıkarları, bu tür stratejilerde El-Kaide ABD ye karşı ama diye bakılamaz, hata olur, zira neyin taktik, neyin strateji olduğu bile bu çerçeve de henüz belli değildir... Adam dinime küfrediyor, ama ürettiğim malları sonuna kadar tüketiyor, diğeri ise dinime saygılı ama mallarımı almıyor ve kaynaklarının kullanımını bana açmıyor? Sizce tercih kim olur?

Bakın ABD, Irak'ı işgal etmeden önce ne dedi? Kamuoyuna dedi ki: Irak'ta kimyasal silah var, şu var bu var. Irak bir diktatörlük tarafından yönetiliyor, biz Irak'a özgürlük, demokrasi getireceğiz.

Hatırlarsan bu sözleri Başkan Bush ABD kamuoyuna ve tüm dünyaya söyledi. Ve bu sözlerle ABD, kendi halkını ve dünya kamuoyunu kandırdı.

Tüm bunları ABD'nin oyunu olarak tanımlıyorum. ABD, kedinin fare ile oynadığını gibi oyun oynadı. Yalan söyledi, bu yalanını inandırmak için türlü şeyler yaptı filan. Peki ABD, Irak'a demokrasi, özgürlük getirdi mi? Ne oldu bunlara? Bunlar da öyle. Ben bunlara ABD'nin oyunu diyorum.

Strateji de denilebilir kuşkusuz. Ama oyun kelimesini de çok yanlış bulmuyorum. Özellikle kapitalizm, kamuoyunu böyle oyun oynar gibi yönlendirmekte son derece usta olduğu için bu kelimeyi bazen özellikle kullanmayı tercih ediyorum.

Adamlar hala Irak konusunda kamuoyuna karşı oyun oynamayı sürdürüyorlar diye düşünüyorum.

spartacus
03-09-2012, 13:46
Sevgili Brian, Strateji değil, oyun kısmı taktik.. Aslında oyun dediğimiz taktik kısmı, oyunda denebilir, o zaman strateji güme gidiyor. Yani ne bileyim oyun kavramını kullandığımızda stratejiler yanlış anlayanlarca görmezden gelinebiliyor ve bu kelime üzerinden oldukça rahat bir biçimde manipüle edilebiliyor, tersinden komplo teorisi üretilebiliyor. Bunu yapanlar yaptığınız açıklamalara hiç bakmazlar, söylemlerinizde açıkca dile getirsenizde sadece bir kelime ile ilgilenirler, oyun'u baz alırlar. O anlamda taktik denmesini daha olumlu buluyorum, yoksa oyun denmesinde sorun görmüyorum.

Bu arada belirtmekte yarar var, Irak gibi defalarca darbe görmüş ülkelerde ve ciddi anlamda o dönemlerde Çöl Ayıları çöllerde konuşlanmıştır. Aslında Irak bir kez değil, bir kaç kez şekillenmiştir. Örneğin Saddam bir sonuçdu, lakin çıkarlara ters davranmaya başlamıştı ve konsept değişikliğine gidildi(zira artık SSCB gibi ülkeler yoktu ve demir yumruk, objektif koşullar ve toplumsal yapılar gereği de tercih sebebi olmaktan çıkmış görünüyor. Ayrıca kişiye odaklı sistemler, kişi bunarsa, cayarsa tersine dönebiliyor(uzun vadeli mi, kısa vadeli mi bunu zaman gösterir.)). İsrail gibi gerekçeler üretilemez, zira İsrail yokken de süreçler aynı işliyordu, evvelde de böyleydi, özünde alakası yok. Servet birikiminin yerini, sermaye birikimi aldı ve sermaye yapısı gereği yayılmak zorunda..

rastaman
03-09-2012, 20:06
Çok kopuk ve alakasız yazıyorsun Spartakus,arada bir iletişim sorunu var ve bu forumda bu sorunu sadece seninle yaşıyorum.Bunu iyi niyetle söylüyorum,yanlış anlama.

Spartakus ''bu senaryoyu ben yazmadım,sen yazıp üstüme attın'' diyorsun,bakalım öyle mi.

AKP bir dönemler Suriye ile çok iyi ilişkiler geliştirdi. Bu ilişkilerde kilit nokta bana göre Vize işlemleriydi. Suriye'ye vizesiz giriş serbest bırakıldı.

Tayyip Erdoğan dostane bir görünüm verirken, aslında bütün amaç Suriye'ye Türkiye üzerinden girişleri serbest hale getirmekti. Kısaca bu uygulama ile Suriye arkadan vurulmuş oldu ve bu süre zarfında bir çok CIA ajanı, İngiliz gizli servisi, askerleri, çeşitli ülkelerden El-Kaide bağıntılı militanlar, silah ve cephane yardımcıları, çeşitli düzeyde askeri eğitimli personel, silah, finans kaynakları.... vs Suriye'ye, Türkiye üzerinden sağlandı. Örneğin Suriye'de savaşan ve Suriyeli olmayan tüm istihbarat birimleri, askerler, işbirlikçi ve El Kaide güçleri, Türkiye üzerinden girdi...

Tüm bu olanlar şunu gösteriyor ki, Suriye planı yıllar önce, haince yapılmış ve baş aktörlüğü Türkiye üstlenmiş...

Yazdığın her şey ortada ve açık,basbayağı uyduruk bir komplo teorisi kurmuşsun işte.Suriyeyle kurulan ilişkilerin o ülkeye ajan sokmak için planlı bir kandırmacadan başka bir şey olmadığına inanan birinin,Türkiye-İran ilişkilerini bu plandan soyutlama lüksü yoktur,İran'ın Suriyenin abisi olduğunu Tayyibin bilmeme ihtimali var mı?
Yok.
Anlatmak istediğim bu kadar basit,bunda bu kadar durmaya gerek yok.


ABD ya da şu bu, ülkelere demokrasi götürüyor diyebilirsin. Böylelikle zaten tüm onca aksi söylemini, tersinden kendin kabul etmiş olursun.

Çok ciddiyim,sizler slogandan ibaretsiniz.Sen benim ''ABD dünyaya demokrasi getiriyor'' gibi bir cümlemi bul ben de utanayım.Hayal aleminde yaşıyorsunuz,karşınızdakini olduğu gibi anlamak yerine önceden kurduğunuz şablona sokmaya çalışıyorsunuz.Ben diyorum ''ABD Suriyede İslamcıların gelmesi ihtimalinden rahatsız, o yüzden acele etmiyor'',sen diyorsun ki ''Rastaman ABD'nin dünyaya demokrasi getirdiğini sanıyor''.

Getir de görelim,nerede demişim.Ne zaman Amerikancı olmuşum da haberim yok.



Dediğim gibi bu tarz stratejiler böyle kişiler ve ülkeler üzerinden yapılmaz. Sermaye ve sektörel merkezli ele alınır. kimin ne milletden, nereden, kimden olduğunun hiç bir belirleyiciliği olmaz, bu tür söylemler ancak kamuoyu nezdinde propagandif çabalarda sadece, ama sadece kullanılır.


Bu mudur?
''Ünlü raket'' dediklerinde de gerçekten raketten bahsedildiğini mi sanıyorsun?
Ahmedinejad'dan kastedilen İran hükumeti;Tayyip'ten kastedilen AKP,Esad'dan kastedilen de Suriye Baas'ı.

Bunu bile açıklamak zorunda bıraktınız ya beni,pes diyorum.

spartacus
05-09-2012, 02:55
Rastaman o senin sorunun. Sağlıksız bir yönteme sahipsen benim suçum ne(örneklerle açıkladım zaten)?. Genelde anti-objektif, sevmediğim yöntemi kullanıyorsun, kelime oyunu... Tabi bu tarzı birde neo-liberaller, harun yahya ve türevleri kullanıyor(onlarla da sorun yaşıyorum) ve ortalık medyası, paparazzi diyeceğimiz türden bir yöntem. Kusura bakma bu tarzı gördüğümde muhatap da olmuşsam, cevapsız bırakamam.. o yöntem heybesi boş olanların seçtiği bir yol. Kelimeleri bağlamlarından, cümleden, cümle anlamından yalıtıp öyle ele alan anlamsız bir yöntem, boş zaman kaybı..

Örneğin BOP projesi nedir? Plansız, programsız mı? Ortadoğu üzerine, oranın dışında strateji, proje geliştirmek, plan yapmak nedir? Komplo mu? İnsan yok, görüşme yok, plan yok, o halde Marslılar olmalı. Bunu mu iddia ediyorsun?

Bu sefer basit örneklerle gideyim, hata benim, anlama sorunu yaşıyorsun ve ben bunun farkında olamamışım..

1. Vize uygulaması için düşündüklerime. (Vize uygulaması siyasidir, ticari değil, önce bunu aklında tut.)
Ticaret hacmi ile döndün! itirazın bu oldu. Öyle bir itirazdı ki kendi, kendinle çeliştin. Elma, armut misali...
2. Dedin ki, yıllarca süren bilmem kaç milyar kayıp var, bilmem ne kadar ticaret hacmi dedin.
Ne alaka? Bende sana dedim ki Almanya, Fransa, ABD ile ticaret hacmin yok mu? Neden vize uygulaması var? Kullandığın markalar ne?

3. Sonra bilmem kaç milyar kayıp var dedin. Bende sana diyorum ki Vize ile ne alaka?

4. Efendim bu kadar ticaret hacmi kaybedecek birisi aptal mı savaş istesin? dedin....

Örnek verdim, 10.000.000 TL param var ve yıllık 100.000.000 TL bir kazanç öngörüsü ile yatırım yapıyorum. Sana göre ben 10.000.000 TL mi yatırıma harcadığım için, aptalım... Senin gerekçelerin böyle kişisel, günübirlik... sadece 10.000.000 TL ye bakıyorsun, sırf o ana odaklısın, ufuk yok. Oysa stratejim 100.000.000 TL kazanmak üzerine kurulu, sana göre ise strateji, plan komplo oluyor..100.000.000 TL kazanmak için ya da kazanırken, buna engel çıkartan ya da çıkartacağını öngördüğüm her türlü şeyi önceden düşünmeliyim değil mi? 10.000.000 TL yatırmışım, çöpe atamam! Enerji sektörüne de, sermaye birikimi ve yönetimine de böyle bakılmalı. Komedi izler gibi bakmaktansa, birazcık ekonomi-politik öğrenmek en iyisi. Sonra, strateji nedir, taktik nedir ayrımında olunmalı ki, yazılanlara fransız kalınmasın, yazanda suçlanmasın.

Milyarlarca dolar harcayanlar bir vize uygulamasını düşünemeyecek kadar aptal mı? Ardından, pratikle çelişiyorsun. madem ticari kaygılarla savaş istemiyorlar, seçim yolunu değilde, neden silah ve savaş teşvik tercih ediliyor? Türkiye neden ve açıkça savaşa taraf peki? Söylediklerinin hayatla bağı olmalı ki ayakları yere bassın. 100.000.000 kazanmak için 10.000.000 yatırdıysam 10 yıllık bile plan yapabilirim. Planı yapan benim sana ne oluyor da komplo diyorsun.. yapmış olabilirim, yapmamışta olabilirim, ben sadece yapılmış olduğunu düşünüyorum, ve Türkiye hattının kullanımından yola çıkıyorum. Sen ne diyorsun adamlar neden böyle bir şey yapsın. git onlara sor, böyle itiraz mı olur? Objektif, somut bir şey sunmuyorsun ki. Hadi çok evvelden bir şey yok ortada, istihbarat faaliyetleri bilmediğin bir gerçek mi, bazı şeyler öngörülemez mi?

Sonra ekliyorum, Suriye'ye tüm girişler Türkiye üzerinden yapılmış... Organizatörler bu gün mü girdi? hadi biz öteden beri biliyoruz, ama sağır sultan bile Ortadoğu stratejilerini, Irak pratiği üzerinden gayet açık gördü.. Bölge üzerindeki strateji neredeyse 20 yıllık! Komploymuş, sebep?

Amerika demokrasi götürüyor dedin demedim, bu biçimde(işte yukarıda en kaba örnekler) bunu diyebilirsin dedim. O halde bunca finansmana ve seçim yolunda değil silah ve savaşa teşvikte ısrara sen bir neden bul!? Piyasa da diktatörlük devriliyor dışında neyimiz var? Haa BAAS demeliydim pardon, sermayenin plansız(!?) çıkarlarına ters duruyor! Bu da tersinden demokrasi götürmek değil mi? :)

spartacus
05-09-2012, 03:16
Bir zamanlar da böyle paparazzi haberlerin aksini iddia ettiğimizde, Irak, Ortadoğu stratejileri, yeni konsept ENERJİ üzerine kurulu dediğimizde, enerji haritası çıkartılmış, bu harita üzerinde istikrarsızlık öngörülüyor olabilir dediğimizde, o zaman aklı evveller çıkıp, komplocu deyip atmıştı... Süreç her şeyi gözler önüne serdi.. O harita Ortadoğu üzerinden geçip, İran, Gürcistan, Azerbaycan, Afganistan hattı boyunca uzanıyordu.. Nerede enerji uluslararası tekellerin hakimiyeti girdi ise o ülkeler ancak o zaman az buçuk siyasal istikrara kavuştu... o düzeydeki, petrol devlerinin 10 yıl önce oluşturduğu konsorsiyum, Irak petrolü paylaşım haritası bile geçen yıllarda açığa çıktı, BELGELENDİ.. Bir kapitalistler, düzmece propagandistler akıllı, gerisi hep aptal

Ülkeleri dünyadan, çeşitli stratejierden yalıtabilir miyiz?

Vize uygulaması siyasi bir uygulamadır. Stratejik önem taşır. Atıyorum, 1990 lardan Ortadoğu üzerine strateji geliştirecem, sermaye birkimimi yönetecem de, öngörülerde bulunacam da, sınır komşusu ve vize gibi stratejik bir şeyi düşünmeyecem. Düşünememek, düşünmekten daha uzak bir ihtimal. Antep'teki bombalı saldırı için bile 1 yıl önceden simülasyon yapıldığı iddia ediliyor.. Kapitalizmle yaşıyoruz, anlamıyorum ki, bazıları cennette mi yaşıyor?

Asıl analize gelirsek, Suriye üzerinden ABD veya batı, sermaye, enerji çıkarlarından bahsetmek, hali hazır porpagandaları zedeliyor. Zira o durumda Suriye'de savaşı desteklemek yara alıyor. Rahatsızlığın asıl nedeni bu olabilir diye düşünüyorum... hal böyle olunca kim ki sermayeden, enerji tekellerinden vs bahseder, enerji stratejilerinden bahseder komplo vs gibi sebepsiz şeylerle bastırmak telaşı hakim.

Kısaca bu sefer demokrasi götürüyoruz denemiyor, kamuoyu ikna olmayacak gibi, yerine diktatörler devrilecek, demokrasi gelecek deniyor. Kim demokrasi gelmesini istemez ki?!! Fakat ortada ciddi anlamda, temelli, kökenli, ekonomi-politik temelleri olan bir kalkışma göremiyorsunuz. Devşirmelerin daha fazla silah sıktığı, alev, alev yanan bir ülke görüyorsunuz... Sosyo-ekonomik, sosyo-politik talepler yok, bildiğimiz sosyal bir örgütlenme, kalkışma modeli de yok, yerine kişi odaklı bir anti propaganda üzerine inşa edilmiş, siyasetden uzak, silahlı, vur kaç taktiğiyle savaşan örgütler var...

10 yıl önce Saddam diktatördü, nükleer silahtı propagandasını yiyen dünya, aynı masalları bir daha yiyorsa, aynı çukura ikinci kez düşüyor demektir...

Burada birde yol ayrımı var, Esad giderse, bazı halklar özerklik kazanır diyoruz. Fakat tren belli değil, istasyon belli değil, henüz bazı şeyler için çok erken.Bir zamanlar Irak bakanı, geçmiş darbe için Amerikan trenine bindik. Elimizde Amerikan silahları, altımızda Amerikan treni, darbe yaptık demişti. Ardından Halepçe katliamı geldi... Şu an durulması gereken konum, savaşın bitirilmesi ve demokratik seçimlere gidilmesi yoludur. Kesinlikle eğitimli kişiler, silahlandırılıp o ülkeye devşirme bir biçimde sokulmamalı, daha çok, ülkelerin yer altı ve yer üstü kaynaklarının da sömürülmemesi konusu işlenmeli. toplumların, halkların ekonomi-politik olarak bilinçlenmesi çabası önde tutulmalı diye düşünüyorum. Ortadoğuyu defalarca şekillendiren HALKLAR değil, malesef sahip oldukları PETROL olmuştur!!!

rastaman
05-09-2012, 05:46
Spartakus,Jadı sana zeki değilsin derken hak vermiştim,ama bu kadarını beklemiyordum.Uzun uzun yazsam da nasılsa yine anlamayacak,ya da her zamanki gibi yanlış anlayacak;konuyla ilgili-ilgisiz bir şeyler karalayacak,ya da hakaretvari yazacaksın.

Seninle bir daha yazışmak istemiyorum,sıkıcı ve gereksiz oluyor.O yüzden,uğraştırma beni.

spartacus
05-09-2012, 09:23
Ekonomi-politik çıkarlardan bahsedilirken, görünen siyasetle tutturmanın, diretmenin ne gibi bir analiz değeri olabilir? Dünyanın çok hızlı dönmesi çıkarların da beraberinde dönmediği anlamına mı gelir? Strateji yap boz tahtası olamaz, seyrin değişkenliği ölçütünde, yap boz tahtası olarak ifade edilebilecek şeyin adına taktik denir...

Ticari ilişkiler dost ülkeler arası da olabilir, düşman ülkeler, dost görünen düşman ülkeler arası da olabilir. Meselenin bu tarafına kuru bir siyasetle bakılamaz. defalarca yazıldı, sermayenin sınırı yok. Böyle bir sınır tayin etmek imkansızdır, dahi yoktur zaten... örneğin sömürge bir ülkenin, sömürgeni dost görünürken, dost olabilir mi?

Ortadoğu da ABD çıkarları İsrail çıkarlarıdır demek, manipülasyon çabasından başka bir şey değildir. Bu bir aldatmacadır, alıklıktır, belkide ileri zekadır. Bu gün İran meselesi de İsrail üzerinden gösterilmeye çalışılarak, bellek bulanıklığı yaratılmaya çalışılıyor. Bir yanda iyiler, diğer yanda kötüler adıyla anılan, tarihin bildik manipülasyonudur bu. İran'la sorunun kaynağı petroldür, ne İsrail, ne de o ülkenin İsrail'e karşı olup olmaması. Bu gerçekleri ört-bas edip, sadece genellikle aldatıcı politikayı ve doğal olarak taktiği yürütenlerce servis edilen, görünen-gösterilen siyaset diyebileceğimiz sığ bir açıdan yaklaşma çabasıdır-ki bu açının ekonomi-politik çerçevesinde hiç bir değeri yoktur... İran bu gün petrolden tutunda ekonomi-politik çıkarları olduğu gibi kabul etsin, (bir Arabistan olsun) bu günkü boyutlarıyla ne nükleer silah derdi kalır, ne de İsrail-İran derdi. (devam edecek)

spartacus
05-09-2012, 11:40
Bir örnek verilebilir. Benim zekasız oluşumdan kaynaklı ileri sürülen ve yazılarımda açıkca belirttiğim bazı olgulara da aşağıda özellikle yer vermeyi düşünüyorum (http://www.ozguruniversite.org/index.php?option=com_content&view=article&id=1166:washington-sava-icin-sabrszlanyor-neden-suriye-duenya-felaketi-olarak-okunmal&catid=1:guencel-yazlar&Itemid=5)

Dünya nüfusunun yüzde beşinden daha azı, dünya petrollerinin yüzde 25’inden fazlasını tüketmekte ki, ABD planlamacıları Amerika’nın ekonomik gücünü korumak için küresel petrol üretimini kontrol etmenin kritik öneminin uzun süredir farkındaydılar. Hayati önemdeki bu ulusal çıkarlar, çok övünülen Amerikan demokratik değerler ideallerine açık farkla ağır basar.

Dünyanın bilinen petrol ve doğalgaz rezervlerinin yüzde 60’ından fazlası Orta Doğu’da yer alıyor, bu bölge ABD’nin küresel gücünü korumaya devam etmesi için nihai kilit noktası. Bu yüzden, 2001 Ekim ortalarında Amerika’nın PBS Frontline programındaki bir röportajda eski ABD devlet sekreteri James Baker içten bir şekilde Washington’un ulusal güvenlik meselesi olarak, müttefiki Suudi Arabistan’ı ve diğer petrol-zengini Arap müttefiklerini korumak(??) amacıyla savaşa girmeye her zaman hazır ve istekli olduğunu açıkladı. Amerikan petrol tedarikinin ve ABD dolarının dünyanın rezerve dövizi olarak üstünlüğünün sürdürülmesini garantilemek için, bu rejimlerin despot ve amirane doğası bir meziyet, ahlaksızlık değil.

Baker’ın Washington’un petrol şeyhlerine koşulsuz desteğini açıkladığı röportajı verdiği zamanla hemen hemen aynı zamanlarda, eski NATO komutanı Wesley Clark’ın daha sonra açığa vuracağı gibi, Pentagon Orta Doğu bölgesinin ve ötesinin siyasi haritasının tekrar çizilmesi için bir plan tezgâhlamıştı. 2001 sonlarından itibaren takip eden yıllar boyunca, Pentagon yedi ülke için rejim değişikliğini belirledi: Irak, Libya, Suriye, İran, Lübnan, Sudan ve Somali.

Afganistan’da, Irak’ta, Libya’da ve Sahra Çölünün güney kısmı boyunca Afrika’da ABD tarafından yönlendirilen askeri olaylar Çin’in ekonomik genişlemesini engellemeyi hedefliyor, çünkü özellikle bu ülkelerde Çinli şirketler iyi karşılanmıştı. Geçen yıl Libya’da NATO tarafından teşvik edilen rejim değişikliğinin tek başına, petrol ve altyapı yatırımlarında Çin’e milyarlarca dolara mâl olduğu hesaplanıyor.


Umarım strateji ile, sermaye ile, ekonomi-politikle kastedilenin ne olduğu kavranıyordur ve PLAN denince ne demek istendiği yeterince açıktır..

Birde unutmadan söylemekte yarar var; Türkiye üzerinden Suriye'ye, 40.000 geçiş olduğundan bahsediliyor...

Burada eski FKÖ lü, gazetecilik yapmış Bereket Kar ile bir röportaj var ve bazı iddiaları beni ilgilendiriyor (http://www.ozguruniversite.org/index.php?option=com_content&view=article&id=1164:bereket-kar-ile-suriye-qkriziq-uezerine-soeylei&catid=1:guencel-yazlar&Itemid=5)... Birincisi Türkiye'den 40.000 geçişten bahsetmesi. İkincisi ise Suriye'deki haberlerin %90 yalan olduğuna dair alınan bilgi ve 6 arap televizyonunun yaptığı propagandalar ve bantdan yayınlar, üçüncüsü ise suikast operasyonu hakkındaki görüşleri...

Her şeyden önce Suriye Güvenlik Konseyi üyelerine yönelik yapılan bu saldırının Özgür Suriye Ordusu’nun işi olmadığı her yönüyle bellidir. Bu uluslar arası istihbarat güçlerinin profesyonel bir eylemi olmasına karşın beklenen bölünmeyi yaratamamıştır.

Özgür Üniversite: İki gün önce bölgeye giden bir gazeteci arkadaşımız, dönüşte İstanbul’dan aradı ve “sakın ola ki, duyduklarımızın %90’nına inanamayın” dedi.

Bereket Kar: Suriye’deki çatışmaların, yıkımların, ölümlerin gerici silahlı güçlerin saldırılarıyla olduğu bir gerçektir. Ne var ki medya kanalıyla yansıtılan bu olayların bilinçli ve silahlı muhalefetin hanesine yazılacak şekilde filtrelendiği ve tek bir merkezden yönlendirildiği bilinmelidir. En az altı Arap televizyon kanalının 24 saat süreyle muhalifleri destekler şekilde yönetimi hedefleyerek aynı band-yayını tekrarladığı bilinmektedir. Toplumun genel algısını belirleyen bu yalanlar ve aldatıcı yayınların silahlı bir mücadele kadar etkili olduğu su götürmez bir gerçektir. Dolayısıyla bu güdümlü medyaya hiçbir şekilde itibar edilmemeli ve teşhir edilmelidir


Neyse geçerken ekleyim: Muhaliflerin casusu: Türkiye'deki gizli merkezde eğitildim.. (http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalDetayV3&ArticleID=1096377&CategoryID=81)

Devam edecek...

AlbatrosS
05-09-2012, 18:04
Spartakus,Jadı sana zeki değilsin derken hak vermiştim,ama bu kadarını beklemiyordum.Uzun uzun yazsam da nasılsa yine anlamayacak,ya da her zamanki gibi yanlış anlayacak;konuyla ilgili-ilgisiz bir şeyler karalayacak,ya da hakaretvari yazacaksın.

Seninle bir daha yazışmak istemiyorum,sıkıcı ve gereksiz oluyor.O yüzden,uğraştırma beni.

Önerme: TC milyarlarca dolar anlaşmayı heba edip neden yabancı silahlı unsurları desteklesin?

Kurulacak muhtemel bir Sunni rejimde bu maliyeti gidermek bir yana birtakım jeopolitik çıkarları güvenceye almak olabilir mi? (Kürt bölgelerini kontrol etmek, güneyde kendiyle müttefik sunni bir rejim olması ve sınır güvenliği, Rusya ve diğer hegemonik güçlerin bölgedeki etkinliğinin sona ermesi???)

Soru: Vize muhafiyeti, savaşın çok önceden ön görülüp bölgeye ajanların sokulması planının bir parçası olabilir mi?

Muhtemelen ya da belki hayır. Ama Tunus ve Mısır'daki gelişmelerden sonra bölgeye istihbarat ajanlarının,yabancı unsurların ve militanların girmesi için kullanıldığı çok açık.

Soru: Tunus ve Mısır'da olaylar patlak verirken bunun tüm bölgeye yayılacağı hesaplanmamış ve istihbarat faaliyetleri başlatılmamış olabilir mi?


Denilebilir ki Tunus'taki fitil yanmadan önce de muhtemel senaryolar üzerine çalışılmış ve stratejiler belirlenmiştir. Örneğin Tc'de bir KÜRT realitesi ve dinamiği varken, bunun orta ve uzun vaadede bir ''sorun olmayacağı'' düşünülmemesi ihtimal dahilinde değildir. Zannediyorum ki her devlet, özel çıkarlarının olduğu alanlar için gelişebilecek ''muhtemel siyasal senaryolar'' üzerinde çalışmaktadır. Bilinmiyen bir şey de değil: Dönem dönem bazı etkin ''think-thank'' denen örgütler muhtemel olası senaryolar üzerine sürekli yazıp çiziyor.

Neva
05-09-2012, 21:27
Bu gün Ortadoğu çıkarlarına da stratejik hatdan bakmalı, spekülatif hatlardan bakıldığında elbetde hem yanılır hem de oyun kavramı devreye girebilir.



Tamamen hem askeri- stratejik, 1950-60'lar da baslayan, o zamanki planlara yonelik (bgune yatirim)cebellesme ve tipki Ozal donemindeki plan bugun sadece bolge farkiyla isliyor.

Tabi hem de gorunen makyajli yuzu din/mezhep gibi algilansa da(ki cok az bir pay mevcut bu baglamda), gercek yuzu, ulkelerin kaynak parametlerine gore cikara dayali bir oyun. Oyun ama, eski oyun..

Corpse Bride
05-09-2012, 22:05
türkiye diğer asya afrika ülkeri gibi sadece piyon, bir analiz yapılmış komplo teorisi diyemiyorum artık mezhep kavgalarıyla birbirimizi yiyip daha geriye gideceğimiz aşikar manzara oluşmaya başladı ve en kolay yöntem bu istikrarszılık için.

kimse okumaz biliyorum gerçi okusa ne yapacakki.

http://www.globalresearch.ca/obama-s-geopolitical-china-pivot-the-pentagon-targets-china/

Sesli
06-09-2012, 00:22
Sayın Rastaman'ın anlayamadığı çok konu var bu Suriye işinde. ABD tabiidirki Esad'ı indirip yani, Rusların Suriyedeki konumunu bozup, kendine uydu bir idare getirmek istiyor. Bunu herkes anlıyor da sayın Rastaman pek anlayamamış. Bu da zeka meselesi mi yoksa uluslararası bir siyasetin oyunları mı? Artık siz karar verin...

Türkiyenin durumu ABD'nin dümen suyunda oluşundan ibaret değil mi? Libya konusunda önce sayın başbakanımız ne dedi? NATONUN LİBYADA İŞİ NE? Sonra ne oldu? ABD ''HAYDİ '' deyince bizim askerler libyaya doğru gitmedi mi?

Şimdi de aynı durum var. ABD Suriyeye diş geçiremeyince, Türkiye'yi paravan olarak sürecek ve NATO da Türkiye'yi kollayacak ve savunacakmış! Bunlar Rasmussen'in sözleri. Bunlar açıkça Türkiyenin Suriyeye karşı Amerikan dümen suyunda oluşunu açıkça göstermektedir.

Bu konuları bilmeyenler susmalı. Çünkü sayın Rastaman bu işlerden hiç ama hiç anlamadan sadece laf olsun kabilinden yazmış...

Bakınız, Türkiyede erken seçim dahi bu Suriye konusuna bağlıdır. CIA başkanı ile ne konuşuldu sanıyorsunuz? Bir pazarlık yapıldı. Bu pazarlık sonunda erken seçim de ortaya çıktı. Demek ki sayın Başbakanımız seçimlerde kazanacağı garantisini almış bulunmaktadır. Suriyeye saldıracak olanlar da Türkiye'de CIA aracılığıyle yetiştirilmekte olacak ki torbacı generale olumlu yanıt verdiler...Bu bir pazarlıktı. Türkiye doğrudan Suriye'ye saldırmayacak ama, buradaki muhalif güçlerin yetişmesinde, muhaliflerin burada toplantılar yapmasında sizce ne gaye güdülmektedirki!

spartacus
06-09-2012, 01:31
Önce bir ayrım koyabiliriz. Arap Baharının nitelikleri Libya ya da Suriye'de var mı? Bunu sistem olarak demiyorum, toplumsal bağlamda koşulları gözlemlenebildi mi? hayır. Suriye üzerine yapılan değerlendirmeler de, yanlış anlaşılmalara maruz kalmamak için bu ayrıntıların hesaba katılması gerekiyor.

Staretejik hesaplar ve Mısır'ın küresel strateji ve politikalara uyum içinde oluşu gibi faktörler de eklenince, Mısır öngörülmeyen bir ülkeydi diye düşünüyorum... Bu bakımdan, Mısır'ı, bir Arabistan, bir Kuveyt'le aynı kefeye koyabiliriz. Irak, Libya, Suriye gibi belirgin ülkeler -ki Somali'de dahil- Arap baharından bağımsız olarak ve ondan yıllar önce zaten rejim değişikliklerinin öngörüldüğü ülkeler. Bunun için 1996 lardan bu güne küresel poltikalar, çatışmalar, dışa yansıyan biçimiyle ABD politikaları çeşitli ipuçları veriyor.. Suriye'de belirleyici diyebileceğimiz öne çıkartılan(aynen Libya da olduğu gibi) tek bir talep var "Esad'ın kellesini istiyoruz!". Geçerken tespit edersek, bu ayaklanma değil operasyonel-darbeci bir kafa yapısıdır diyebiliriz. Toplumsal ayaklanmalar çok çeşitli sosyo-ekonomik, sosyo-politik, ayakları yere basan neden ve gerekçelerle ortaya çıkarlar. Hal böyleyken Esad'ın kellesini istemek, altı boş, sosyal bir yanı-yönü olmayan, o yüzden de boşluğun aidiyet(mezhep) merkezli politikalarla dolduğu(bu tür politikaların kendiliğinden alacağı boyut) ortadadır... Örneğin, orada aleviler azınlıktır, Esad'ı en kolay yoldan yıpratacak politika da mezhep çatışmasıdır. Aleviler üzerine intikam, köklerini kurutma yeminleri ediliyor! Bunu iyi okumak gerekir diye düşünüyorum. iyi okursak Erdoğan'ın bazı kişisel, anormal çıkışlarını, etki altına alınan kitlenin boyutunu-durumunu dahi çözümlememiz kolaylaşır. Demek istediğim savaşta en fazla sonuç alıcı, siyasette en fazla yarar getirdiği düşünülen yolun teşvik ediliyor olmasıdır

Tüm dünya kamuoyu, büyük çıkarlar adına sürekli kandırılıyor. Türkiye AKP önderliğinde, hiç bir şeyle izah edilemeyecek düzeyde hain, iki yüzlü, adi bir politika izledi-izliyor. Asla toplumsal bir muhalefet için değil, kirli bir savaş için tüm imkanlarını seferber etti.. Dostluğu dile getirmek kadar, düşmanlığı dile getirmekte gayet doğal. DEĞİL Mİ? neden dost dendiğinde sorun olmuyorda, düşman dendiğinde oluyor? Dost ve düşman, bir madalyonun iki yüzü... Peki neden haince, çünkü ülke sermayesi(ticaret hacmi), küresel çıkarlara hizmet ve ekonomi-politik ve silahlanma alanında, Rusya, Çin gibi ülkelerin saf dışı bırakılması gibi, öteden, daha eskiden gelen stratejileri, çok boyutlu politikaları bile, bile akşam dost görünüp, sabah düşman kesilmekle ilgili. Yani sebepsiz ve kaynaksız değil..

Suriye'nin silahlanma oranları, 2007-2011 %500 lerle ifade ediliyor(burada bir haber var (http://www.sabah.com.tr/Dunya/2012/03/19/silahlanma-ekonomik-kriz-dinlemedi))... Arap baharı ise 2011'de(Aralık 2010 Tunus, başlangıç)... 2007 ile 2011 yılı arasında 4 yıl olduğu açık. Yani bazı şeyler çok önceleri öngörülmüş, muhtemel 3-5 yıl sonrada birileri önlem almaya çalışmış(çatışma ve savunma sistemleri ağırlıklı).Suriye silahları kimden alıyor? Rusya... İster ekonomik-küresel batı çıkarları diyelim, istersek ABD başta silah tekellerinin çıkarları, bu işin bir yönüyle rahatsız edici tarafıdır. Peki diğer tarafı? Güvenlik ve askeri boyutu. Bu boyutta kendi içinde çeşitli farklı özellikler taşır. Birincisi başta ABD olmak üzere batı, diğer ülkelerin silahı sadece kendilerinden almasını istiyor. Böylelikle silahlar ve özellikleri bilinecek... Bir diğer tarafı da, ülkeleri güvenlik çerçevesinde kendisine ve teknolojisine bağlı-bağımlı kılma amacıdır. Rusya, Çin gibi ülkelerin ürettiği silahlar ve alımı görüldüğü gibi hangi taraftan bakarsak bakalım batı çıkarlarıyla uyuşmuyor...
2007 yılında Suriye %500 ler diyeceğimiz bir artışla Rusya'dan silah alacak, ama batı bunu görmezden gelecek? Mümkün değil!

Model Ülke Türkiye meselesi ise, Arap baharıyla gündem olmuş bir mesele değildir. Bu AKP nin daha ilk başa geldiği dönemde, BOP projesinde, model ülkle olarak öngörüldüğü açık bir meseledir(Erdoğan'ın BOP adına turları hatırlayın). Bu modeli, sadece REJİM olarak düşünüyoruz, oysa başka bir yönü de var. AKP gibi ve lideri Erdoğan gibi olan bir ülke modeli yanında ise batı ile uyum içinde, güvenlik sorununu batıya bağlı-bağımlı-işbirliği halinde sürdüren, küresel çıkarlarla çatışmayan, Rusya, Çin gibi ülkelere değil, yönünü batıya dönmüş model bir ülke. İşte Suriye bu modele uymadı.. Erdoğan'ın kızgınlığının en önemli sebeplerinden birisi BOP projesi adı altında 10 yıl harcayıpta(!) bu modeli hayata geçirememesi, başarızlığıdır... Hal böyle olunca Suriye üzerine stratejilerin, Türkiye üzerinden Suriyeye geçişler ve faaliyetlerin 2011 de başladığı iddia edilemez diye düşünüyorum..

rastaman
15-09-2012, 13:12
Arap isyanları başladığında İslamcısından solcusuna herkes alkış tuttu.O tarihte kimse bunun bir ''dolap'' olduğundan bahsetmiyordu.Solcular,hatta ulusalcılar bile.Tahran bir adım daha gidip olayları ''İslam baharı'' olarak niteledi;göstericiler İran devriminden esinlenmişti(!)

Tunus düştü.Devrim ABD ve İsrail'in en önemli müttefiği Mısır'a sıçradığında da bizim ulusalcı-solcu çevrelerimiz aynı pozitif havadaydı.Ta ki olaylar Kemalizm'in Arapçası olan Baas diyarlarından birine;Libya'ya sıçrayıncaya kadar...

Birden o devrimciler ''teröriste'',devrimse ABD'nin ortadoğu planına dönüşüverdi!Tüm bu çevreler ABD tarafından finanse edilen gruplardan,Wikileaks'ten başka birşeyden bahsetmez oldular.

Ulusalcılar ve solcular ''yanılmışlardı'',bu kaka bir devrimdi.

İransa ''yanıldığını'' olaylar Şii bir oligarşinin hakim olduğu Suriye'ye sıçrayana kadar ''farketmedi''.Artık İran için Arap isyanları ''İslam baharı''değil;büyük şeytanın oyunları oluvermişti.

Devrim yeni başladığında da yazmıştık;ABD ve İsrail kendi aleyhlerine başlayan devrimleri lehlerine çevirmek için ellerinden geleni yapacak diye.Yapıyorlarda,sonuçta tüm yerel-global aktörler durumu lehlerine çevirmeye çalışıyor,herkes kendi adamını destekliyor,istihbarat yapıyor,para ve silah yolluyor.ABD'yi bunun dışında düşünmek mümkün mü?

Ama tüm süreci casusların savaşı olarak görmek,alttan gelen baskıyı,değişen toplumları anlamamak tarihi kaçırmaktır.


Önerme: TC milyarlarca dolar anlaşmayı heba edip neden yabancı silahlı unsurları desteklesin?

Kurulacak muhtemel bir Sunni rejimde bu maliyeti gidermek bir yana birtakım jeopolitik çıkarları güvenceye almak olabilir mi? (Kürt bölgelerini kontrol etmek, güneyde kendiyle müttefik sunni bir rejim olması ve sınır güvenliği, Rusya ve diğer hegemonik güçlerin bölgedeki etkinliğinin sona ermesi???)

Soru: Vize muhafiyeti, savaşın çok önceden ön görülüp bölgeye ajanların sokulması planının bir parçası olabilir mi?

Muhtemelen ya da belki hayır. Ama Tunus ve Mısır'daki gelişmelerden sonra bölgeye istihbarat ajanlarının,yabancı unsurların ve militanların girmesi için kullanıldığı çok açık.

Soru: Tunus ve Mısır'da olaylar patlak verirken bunun tüm bölgeye yayılacağı hesaplanmamış ve istihbarat faaliyetleri başlatılmamış olabilir mi?


Denilebilir ki Tunus'taki fitil yanmadan önce de muhtemel senaryolar üzerine çalışılmış ve stratejiler belirlenmiştir. Örneğin Tc'de bir KÜRT realitesi ve dinamiği varken, bunun orta ve uzun vaadede bir ''sorun olmayacağı'' düşünülmemesi ihtimal dahilinde değildir. Zannediyorum ki her devlet, özel çıkarlarının olduğu alanlar için gelişebilecek ''muhtemel siyasal senaryolar'' üzerinde çalışmaktadır. Bilinmiyen bir şey de değil: Dönem dönem bazı etkin ''think-thank'' denen örgütler muhtemel olası senaryolar üzerine sürekli yazıp çiziyor.

Albatros Arap isyanları iki yıllık,AKP'nin Suriye açılımıysa 8 yıllık.Henüz başlamamış Arap isyanlarının Suriyeye sıçrayabileceğini tahmin etmekse imkansız olurdu.

Ha,isyanlar başladıktan sonra amenna;her türlü desteği göndermiştir eminim.Ama ''AKP'nin Suriyeyle kurduğu(8 yıllık) ilişkiler oraya ajan sokmak içindi''gibi bir görüşün elle tutulacak hiçbir yanı yok,bunu sen de biliyorsun.

Yeşille gösterdiğim bölümde zaten Sparta'nın-ve birçok arkadaşın- teorisinin anlamsızlığını kendin kabul etmiş oluyorsun.Bu,her şeyin en baştan planlandığı bir oyun olmaktan çok,aktörlerin bile sıklıkla taktik değiştirmek zorunda kaldığı kaotik bir arena.

''Sunnici'' AKP'nin Suriyedeki olası kazanımlarını zaten biliyoruz,AKP kendi arka bahçesini nerelerde oluşturabileceğini en az bizim kadar biliyor.Boşuna söylemiyoruz bu artık bir mezhep savaşıdır diye.

Hepimizin gördüğünü;Tahrir'i Halep'i dolduran sakallıları ABD de görüyor,ona göre planlar yapıyor.Ama aynı ABD diğer Arap devrimlerinde muhalifleri desteklemeyen ülkelerin neler kaybettiğini de görüyor.Uygun bir başlıkta ABD'nin gelişen olaylara göre cebinde ne gibi planlar sakladığını da tartışabiliriz.

irsArtvin
17-09-2012, 10:39
THY'nin, El Kaide ve Taliban militanlarını Hatay'a taşıdığı iddia ediliyor!

http://haber.sol.org.tr/sites/default/files/imagecache/haber_resmi_v4/images/thy_15.jpg

THY'ye ait 709 sefer numaralı uçağın Suriye'de görev yapacak olan El Kaide ve Taliban militanlarını Hatay'a taşıdığı iddia edildi.

Türk Hava Yolları'na ait bir uçağın Pakistan'ın Kuzey Veziristan Bölgesi’nden El Kaide ve Taliban militanlarını Hatay'a getirdiğini iddia edildi.

Fars Haber Ajansı’nın (FNA) haberine göre, 10 Eylül 2012 tarihinde Türk Hava Yolları'na ait olan 709 sefer numaralı Karaçi-İstanbul seferini yapan uçakla 93 El Kaide ve Taliban militanı öncelikle İstanbul’a getirildi. İstanbul'da uçak içinde bekleyen militanlar daha sonra Hatay'a götürüldü.

Pakistan'da eğitildiler

Veziristan’dan Türkiye'ye getirilen militanlar arasında Suudi Arabistan, Kuveyt, Yemen, Afganistan ve Pakistan uyruklu kişiler bulunuyordu. Haberde söz konusu yeni El Kaide militanlarının birkaç gün önce Kuzey Veziristan'da eğitildikleri ve daha sonra Suriye’ye gönderilmek üzere Türkiye'ye getirildikleri iddia edildi. Militanların Türkiye ile Suriye arasında bulunan sınırların komuta merkezlerine aktarıldığı ifade edildi.

Fars Haber Ajansı'nın haberinde Türkiye, ABD ve bölgedeki Arap müttefikleri tarafından, cihatçı grupları eğitmek için Pakistan'ın Kuzey Veziristan bölgesinde yeni bir kamp kurduğu ve bu kampta eğitilen militanların Türkiye sınırları üzerinden Suriye'ye sevk edildiği dile getirildi.

"ABD, Britanya ve Türkiye Selefiler ve El Kaide'ye yardım ediyor"

FNA’ya konuşan Ali Mahdian, ABD ve Britanya hükümetlerinin özellikle Suriye’de kendi hedeflerini gerçekleştirmek amacıyla bölgedeki Arap müttefikleriyle birlikte El Kaide ile işbirliği yaptığını belirtti. Mahdian, Suudi ve Katar rejimlerinin, Selefi ve cihatçı gruplar tarafından yönetilen terör operasyonları yoluyla Suriye'de CIA ve MI6 planları kolaylaştırmaya hizmet ettiğini, ayrıca Türkiye’nin de Suriye'deki krizi derinleştirmek amacıyla Selefilere ve El Kaide militanlarına yardım ettiğini ifade etti.

Diğer taraftan, Suriye Başbakanı Vael El Halki son yaptığı konuşmasında, geçtiğimiz hafta ülkesinde binlerce insanın hayatına mal olan Selefiler ve El Kaide tarafından düzenlenen terör olaylarına bazı yabancı aktörelerin destek sağladığını ve ülkesindeki farklılıkları suiistimal ederek Suriye’de kargaşa yaratılmaya çalışıldığına dikkat çekmişti.

(soL- Dış Haberler)
http://haber.sol.org.tr/dunyadan/thynin-el-kaide-ve-taliban-militanlarini-hataya-tasidigi-iddia-ediliyor-haberi-59712

rastaman
17-09-2012, 13:56
THY'nin, El Kaide ve Taliban militanlarını Hatay'a taşıdığı iddia ediliyor!



Fars Haber Ajansı’nın (FNA) haberine göre,...

(soL- Dış Haberler)


Bozacının şahidi şıracı.
Fars Haber Ajansı Suriyede ''teröristlere yardım eden bir Türk general'' yakalandığını duyurdu.Tüm sol-ulusalcı ve Kürt basın haftalarca bunu konuştu,Irak Kürdistanında bile bu haber uzun süre iş yaptı.Aylar geçti,söz konusu generalin(!) kimliğini bile açıklamadılar,sonunda olay tamamen hikaye çıktı.

Ülkesindeki PKK kamplarını tekrar açan,Cemil Bayık'a Urmiyede villa tahsis eden,ajanlarının PKK militanlarıyla görüşmeleri MİT'in kameralarıyla kaydedilen İran,bu savaştaki en ateşli taraflardan biri;Suriyede binlerce subay ve askerleri olduğunu kendileri de reddedemiyor.

Şimdi bizden Suriyeye sniperlarını yollayan mollaların sözlerine inanmamız bekleniyor.

AKP'nin yardım gönderdiği silahlı grupların kimler olduğu bellidir,El Kaide'nin bun ların arasında olması olası değil.

Şimdilerde İran-Suriye-Hizbullah cephesiyle omuz omuza vermiş olan ulusalcı ve sol gruplar,yıllarca ''yobazlar İran'a'' diye ortalığı ayağa kaldırdıklarını unutuyorlar.

Hizbullah ve Mollalarla aynı safta olmanın rahatsızlığını,yüzyılın öcüsü El Kaideyi Türkiye ile ilişkilendirerek hafifletmeye çalışıyorlar.

Artık mollalar İran'a yok,varsa yoksa Fars Haber Ajansı var.

spartacus
17-09-2012, 17:25
Arap isyanları başladığında İslamcısından solcusuna herkes alkış tuttu.O tarihte kimse bunun bir ''dolap'' olduğundan bahsetmiyordu.Solcular,hatta ulusalcılar bile.Tahran bir adım daha gidip olayları ''İslam baharı'' olarak niteledi;göstericiler İran devriminden esinlenmişti(!)

Mısır, Tunus hesapta olan ükeler değildi ki. Kuveyt, Arabistan ne kadar hesapta ise onlarda o kadar hesapta idi. Mısır'da ki kalkışma sosyal, toplumsal, ağırlıklı olarakta hak ve özgürlük çerçevesinde.

Ne Libya ne de Suriye, Mısır gibi gelişmedi. Mısır ve Tunus hiç olmasa bile Libya, Suriye, Somali gibi ülkelerde rejim değişikliği yıllar önceden öngörülmüştü. AKP iktidarda değildi, ya da henüz yeni iken(2000 ve ötesi) strateji netleşti. Erdoğan bu stratejide aktif görev aldı ve başarısız oldu. Sekter bir tutuma girdi, sinirlendi, sertleşti. Yapacaksın! Edeceksin! yöntemine evrildi -ki bu yaklaşımda başarısız oldu.
Baker’ın Washington’un petrol şeyhlerine koşulsuz desteğini açıkladığı röportajı verdiği zamanla hemen hemen aynı zamanlarda, eski NATO komutanı Wesley Clark’ın daha sonra açığa vuracağı gibi, Pentagon Orta Doğu bölgesinin ve ötesinin siyasi haritasının tekrar çizilmesi için bir plan tezgâhlamıştı. 2001 sonlarından itibaren takip eden yıllar boyunca, Pentagon yedi ülke için rejim değişikliğini belirledi: Irak, Libya, Suriye, İran, Lübnan, Sudan ve Somali.

Tunus düştü.Devrim ABD ve İsrail'in en önemli müttefiği Mısır'a sıçradığında da bizim ulusalcı-solcu çevrelerimiz aynı pozitif havadaydı.Ta ki olaylar Kemalizm'in Arapçası olan Baas diyarlarından birine;Libya'ya sıçrayıncaya kadar...

Birden o devrimciler ''teröriste'',devrimse ABD'nin ortadoğu planına dönüşüverdi!Tüm bu çevreler ABD tarafından finanse edilen gruplardan,Wikileaks'ten başka birşeyden bahsetmez oldular.

Mısır ile Suriye, Libya arasındaki farkı yaratan, BAAS değil, ayaklanma, kalkışma, sosyal-siyasal talepler(ki Esad'ın kellesini istiyoruz en önemli argüman gibi görünüyor) ve müdahale biçimidir. Şimdi Afganistan'da El-Kaide güya Amerikaya karşı ve kendi hükümetine karşı savaşıyor diye, desteklenmeli midir? Gerçi ulusal-sol bizi ilgilendirmiyor, başkalarının yanlışı, bir başkasının doğrusu olmasa gerek...
Asıl eleştirilen, Suriye'de seçim yolunun değil savaş yolunun tercih edilmesidir. Seçimle, toplumsal, siyasal mücadeleyle Esad düşmeyebilirdi ve bu öngörülmüş olmalı, olası en sağlam, garanti yoldan gidiliyor. (Bu noktada, desteklemek, desteklememek noktasından bakılamayacağı ortada. Zira eleştirinin muhatapları ne Mısır ne de Suriye değil.)

Ulusalcılar ve solcular ''yanılmışlardı'',bu kaka bir devrimdi.

İransa ''yanıldığını'' olaylar Şii bir oligarşinin hakim olduğu Suriye'ye sıçrayana kadar ''farketmedi''.Artık İran için Arap isyanları ''İslam baharı''değil;büyük şeytanın oyunları oluvermişti.

Ortadoğu ülkelerinde hükümet değişimleri(devrimler) geçmişte nasıl olmuş? Mesele ne İran ne Suriye, öyle olsa idi, Arabistan, BAE, Kuveyt'ide konuşuyor olurduk(belki bir gün konuşabiliriz, batının taktik tutumunu da yine çıkarlar belirleyecek). Asıl üzerinde durulan enerji paylaşımı ve sürekli paylaşım, savaş halidir. Mısır batı için sürpriz oldu, toplumsal muhalefet ve ayaklanma küresel strateji için ters bir durumdu. Diğer saydığım 7 ülke zaten, küresel stratejiler gereği rejim değişikliği en az 10 yıl önceden öngörülmüş, buralarda olan biten küresel stratejiye ters değil. İster doğal bir toplumsla muhalefet, iç karışıklık, ister kimyasal, nükleer silahları var yolu, ister demokrasi getirme, isterse silahlı çatışma ile, isterse de en normal yollarla rejim değişikliği öngörülüyor. Bu öngörü öteden beridir var ve zaten bu ülkeler enerjiden, silah alımlarına kadar yönünü salt batıya değil, doğuya da dönmüşler(bu bile başlı, başına bir mesele).

Albatros Arap isyanları iki yıllık,AKP'nin Suriye açılımıysa 8 yıllık.Henüz başlamamış Arap isyanlarının Suriyeye sıçrayabileceğini tahmin etmekse imkansız olurdu.

Ha,isyanlar başladıktan sonra amenna;her türlü desteği göndermiştir eminim.Ama ''AKP'nin Suriyeyle kurduğu(8 yıllık) ilişkiler oraya ajan sokmak içindi''gibi bir görüşün elle tutulacak hiçbir yanı yok,bunu sen de biliyorsun.

Ortadoğu'daki isyanlar 2 yıllık, ortadoğu üzerine stratejiler değil, görmek gerekir. -Afganistan bence iyi bir örnek - Arap isyanları 2 yıllık, yeni rejim değişikliği öngörüleri ise 20 yıllık(hatta denebilir ki, SSCB nin yıkılmasından sonra başladı, zira bu Ortadoğu'da boşluklar doğurduğu gibi, rakip elendi.). AKP daha iktidara gelir gelmez, Erdoğan başbakan sıfatıyla değil, BOP eş başkanı sıfatıyla seferler düzenledi. İyi niyetli bir yol seçmiş gibiydi. tatlı dil, dostane ilişkilerle, elinde model ülke Türkiye, o ülkelerin küresel sermayaye sırtlarını değil, yüzlerini dönmesi için çalıştı... Başarılı olamadı.

Ben VİZE dediğimde düşünülmüştür diyorum, bir uygulama olarak örnek veriyorum. Böyle olduğunu, yani hesapların içinde olduğunu düşünüyorum - zira düşünülmemesinin mantıklı tek bir cevabı olur, o da ahmaklık. Hangi konuda? Vize konusunda. KONUMUZ NE? BAŞLIĞA BAKIN? Aman, aman hayat, mayat meselesi her şey vize için demiyorum ki, bu konu bana göre genel siyasetin içindedir.. Tablonun tamamından değil, olası bir parçasından bahsediyorum, yanlış da olabilir. Fakat işte tablonun tamamı budur dediğimi iddia eden yaklaşımlar bilinçsizce değilse art niyetledir. Öyle olduğunu şu, şu nedenlerle düşünmüyorum denebilir, bu kadar basit. Demek her şey bir vize içinmiş ha! bir itiraz biçimi değil, zira ortada böyle bir iddia yok olsa bile her şey vize iççin denmez, vize bir şeyler için denir(amuda kalkmaz). Her şey vize için denmiyor, heleki casus sokmak için illa vize işlemi de denmiyor(*), her şeyin içinde vize de olabilir deniyor(anlamak zor değil). Vize Olası bir stratejinin bir parçası olabilir ve sınır ötesi açısından politik, ekonomik, askeri, stratejik kullanılabilir, kullanıldı da. Kısaca bir torbada çok şey var, içindeki herhangi bir şeyden bahsetmek demek, torbanın kendisinden ve tamamından bahsetmek demek değil. Evimdeki koltukdan bahsederken, binadan bahsediyor ve binayı kastediyor olamayacağım gibi -tabi yine de o koltuk o binanın içinde(doğru anlarsak, çarpıtmayız).

spartacus
17-09-2012, 17:35
THY'nin, El Kaide ve Taliban militanlarını Hatay'a taşıdığı iddia ediliyor!



http://www.sabah.com.tr/Dunya/2012/08/06/suriyeli-militan-turkiyede-egitildim

Ne kadar doğru olduğunu bilmiyorum, böyle bir röportaj da olmuştu. Bir de öncesi vardı;
http://www.sabah.com.tr/Dunya/2012/07/29/ozgur-suriyenin-tek-kadin-askeri

Brian
17-09-2012, 20:26
"Solcuların hepsi yanılmıştı ama liberaller her zaman doğruyu bildi." türünden genelleştirmeler nedense yapılıyor.

Tabii aslında böylesi saçma yorumlar üzerinde yorum yapmaya bile pek değmez.

Ama yanlış anlaşılmasın diye yine de yapmaya çalışalım.

Dünyada birçok sol yayını takip etmeye çalışırım. Bir kere solcular dünyada olup biten olaylar hakkında tümüyle aynı görüşte değil. O yüzden böylesi genelleştirici, saçma yorumlardan kaçınmak gerekir.

Tunus, Mısır, Libya vb. olaylarla ilgili dünyada solcular çok çeşitli biçimlerde yorumladılar. Hala da yorumlamaktalar.

Bununla birlikte Suriye, İran, Irak'ta gelişen olayların önemli ölçüde petrol ve enerji ile ilgili olduğunu düşüyorum.

"Ama bu komplo teorisi, plan filan yoktu"

Plan olmadığını nereden biliyorsun? Gidip ABD, CIA gizli arşivlerine mi baktınız? Bu konuda yazılı tüm kitapları mı okudunuz?

Bu konularda planlar, kitaplar filan vardı. Vardı diyorum bunların bazıları gizli bile değildi. Tabii detaylar ve bu planların nasıl uygulanacağı ya da uygulanmayacağı tartışma konusu olabilir.

spartacus
18-09-2012, 15:14
"Solcuların hepsi yanılmıştı ama liberaller her zaman doğruyu bildi." türünden genelleştirmeler nedense yapılıyor.


Ya da tersi.. genelde liberaller yanılıyor, ekonomi-politik konulardan, küresel politikalara varana değin genelde hep yanıldıkları gibi. Gerçi şunu da görmek gerekiyor, sistemin resmi ideolojileri ve bildik medya-bilinç ağında-zemininde üretilen görüş ve düşüncelerle, tutarlı politika, tutarlı analizler yapmak nasip olmuyor. Sabun gibi kaygan bir zeminde, 1 yıl önce söylediklerini, 1 yıl sonra unutabiliyorlar ya da tersi olduğunu görebiliyorlar ya da sağır sultanların bile duyduğu şeyleri artık manipüle edemez hale geliyorlar. (Örneğin, Türkiye'de Taraf).

"Türkiye’deki yönetim, Filistin davasında, Müslüman ve Araplar arasındaki esas anlaşmazlık konularında (Batı’ya ve İsrail’e boyun eğen bölge rejimleri değil ama halkların hak taleplerine karşı) “ağırlıklı rol almış”, ve daha sonra, en yakınında bulunan, en önemli sınır komşusu Suriye ile başlamak üzere, bölgedeki muhtelif devletler ile stratejik ilişkiler kurmaya başlamıştır. “Sıfır problem” stratejisi teorisyeni ve Dış İşleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun 2001 yılında yayınlanan kitabında, hayal edilen stratejik derinliği elde etmek üzere, ilk aşama olan Suriye ile başlamak koşuluyla ancak emperyalist projelerin doğru bir şekilde yürütebileceğini vurgulamıştır."


TÜRKİYE’NİN SURİYE’DE HESAP HATASI (http://www.ozguruniversite.org/index.php?option=com_content&view=article&id=1177:tuerkyenn-suryede-hesap-hatasi&catid=1:guencel-yazlar&Itemid=5) Dr. Amin Hoteit

evrensel-insan
29-09-2013, 23:31
Reyhanlı'yı El Kaide üstlendi

El Kaide, ayrıca AKP'ye yarına kadar sınır kapılarını açması için süre verdi.

(soL - )El Kaide'ye bağlı Irak-Şam İslam Devleti'nin, Reyhanlı katliamını üstlendiği iddia ediliyor. Aynı örgüt, AKP'ye yarına kadar sınır kapılarını açması için süre verdi, Ankara ve İstanbul'da "intihar saldırısı" tehdidinde bulundu.

Suriye'deki en önemli silahlı çete olan ve Türkiye tarafından yardım gördüğü iddia edilen El Kaide'ye bağlı Irak-Şam İslam Devleti IŞİD) isimli örgütün, geçtiğimiz Mayıs ayında Reyhanlı'da yaşanan ve resmi rakamlara göre 53 kişinin hayatını kaybettiği katliamı üstlendiği iddia edildi. Örgüt, Bab el-Hava'daki patlamayı da üstlendi.

breakingnews.sy'nin haberine göre,

.................................................. .........

http://www.gercekgundem.com/?p=569034

Iste boyle dusuncesizce "beslersen kargayi, oyar gozunu."

evrensel-insan
06-10-2013, 20:49
Reyhanlı'yı El Kaide üstlendi

El Kaide, ayrıca AKP'ye yarına kadar sınır kapılarını açması için süre verdi.

(soL - )El Kaide'ye bağlı Irak-Şam İslam Devleti'nin, Reyhanlı katliamını üstlendiği iddia ediliyor. Aynı örgüt, AKP'ye yarına kadar sınır kapılarını açması için süre verdi, Ankara ve İstanbul'da "intihar saldırısı" tehdidinde bulundu.

Suriye'deki en önemli silahlı çete olan ve Türkiye tarafından yardım gördüğü iddia edilen El Kaide'ye bağlı Irak-Şam İslam Devleti IŞİD) isimli örgütün, geçtiğimiz Mayıs ayında Reyhanlı'da yaşanan ve resmi rakamlara göre 53 kişinin hayatını kaybettiği katliamı üstlendiği iddia edildi. Örgüt, Bab el-Hava'daki patlamayı da üstlendi.

breakingnews.sy'nin haberine göre,

.................................................. .........

http://www.gercekgundem.com/?p=569034

Iste boyle dusuncesizce "beslersen kargayi, oyar gozunu."

Uyari sonuc verdi ve sinir kapilari sessiz sedasiz acildi. Sinir kapilarindan TIRlarin gectigi ve kisilerin gectigi gozlemlendi.

Demekki diktatore bir sey yaptirmak icin, onu korkutabilmek gerekiyor.

El Kaide tehdit etti, AKP kapıları açtı

Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu'nun 'dostlarım' dediği gruplar arasında yer alan el Kaide terör örgütü AKP hükümetini tehdit ederek Cilvegözü ve Öncüpınar sınır kapılarını açtırdı


06 Ekim 2013 Pazar 11:29

Aydınlık / Ankara

Türkiye’nin Cilvegözü ve Öncüpınar sınır kapılarını kapatması sonrasında El Kaide’nin Türkiye'yi tehdit etmesi üzerine sınır kapıları açıldı. Hatay Milletvekilleri Refik Eryılmaz ve Hasan Akgöl Türkiye’nin Suriye’de işlenen suça ortak olduğunu belirterek, AKP’nin paçasının El Kaide’nin elinde olduğunu söylediler.

AKP, El Kaide’nin Cilvegözü ve Öncüpınar sınır kapılarının Suriye tarafındaki Bab'ul Hava ve Bab'ul Selam kapılarını ele geçirmesine gelen tepkiler üzerine bu kapıları Suriye’ye giriş çıkışlara kapatmıştı. Bu durum Suriye’de Esad yönetimine karşı silahlı savaş yürüten El Kaide’nin tepkisine yol açtı. Kapılardan büyük rantlar sağlayan terör örgütleri Türkiye’yi tehdit etmeye başladılar. El Kaide’nin Suriye’deki uzantılarından Irak ve Levant İslam Devleti (ISIL), açıkça Türkiye’yi tehdit ederek süre verdi. Örgüt adına yapılan açıklamada, Türk hükümetini, Bab'ul Hava ve Bab'ul Selam sınır kapılarını açmaması halinde intihar saldırıları düzenlemekle tehdit etti. Saldırılarda Ankara ve İstanbul gibi büyük şehirlerin hedef alınacağı bildirildi.

Örgüt adına yayınlanan bildiride, Başbakan Erdoğan'a da sınır kapılarını açması için 30 Eylül Pazartesi gününe kadar süre verildi.

AKP kapıları açtı
Bu tehditten sonra AKP’nin sessizce kapıları açtığı belirlendi. Kapılardaki görevliler Suriye’ye geçişlerin başladığını belirtirken ilk geçen TIR’ların yardım malzemeleri olduğunu bildirdiler. Kapı görevlileri “TIR’lar kontrol edildi mi? İçinde silah var mı?” sorusuna ise yanıt vermekten çekindiler.

Konu ile ilgili olarak açıklama yapan Hatay milletvekilleri Refik Eryılmaz ve Hasan Akgöl de kapıların açıldığını doğruladılar. Eryılmaz ve Akgöl, “1 Ekim günü iki sınır kapısını da aradık. TIR’ların Suriye tarafına geçişleri başlamış. Kapılar Ankara’dan gelen talimatla açılmış” dediler. Eryılmaz ve Akgül şunları söylediler:

.................................................. ..

http://www.ulusalkanal.com.tr/gundem/el-kaide-tehdit-etti-akp-kapilari-acti-h16097.html

Neva
06-10-2013, 21:55
Kapanmamis sinir kapisini acmak da/actirmak da acayip bir durum.(!)

Lazkiye'de Ebu Eymen El Iraki'nin Suriye ordusu, tarafindan olduruldugu haberi de cabasi..

http://www.haberturk.com/gundem/haber/879398-oncupinar-sinir-kapisi-hic-kapanmadi

Intihar saldirilari ile tehdit ediyorlar, savasa/Suriye'ye girmeliyiz'in dondurulup dolastirilmis meali...

evrensel-insan
06-10-2013, 22:30
Kapanmamis sinir kapisini acmak da/actirmak da acayip bir durum.(!)

Lazkiye'de Ebu Eymen El Iraki'nin Suriye ordusu, tarafindan olduruldugu haberi de cabasi..

http://www.haberturk.com/gundem/haber/879398-oncupinar-sinir-kapisi-hic-kapanmadi

Intihar saldirilari ile tehdit ediyorlar, savasa/Suriye'ye girmeliyiz'in dondurulup dolastirilmis meali...

Simdi de Irak tezkeresi meclise geliyor. Boylece hem kurtculuk hem de sunnilik acilimi ve bunun her turlu savasimi alani Turkiye topraklasri olma yolunda.

Kisaca hipokritik diktator, iki yuzlulugunu burada da tatmine yoneliyor.

Sunni seriatci bir otokratik teokrasi ve de kurdculuk uzerine dayanan bir kukla kurdistan.

Burada algilayamadigi ise, BOP'un temeli olan "Israil'i koruma/kollama/nufuzunu ve gucunu artirma/Ermenistan ile Israil arasinda toprak iceren bir cografi kurdistan bagi kurma" ile sunni seriatci diktatorluklerin bu Israil politikasi ile ters dusecegi.

Tabi bu sunni seriatci olacak olanlar, Israilin gudumune girmeyi kabullenirse sorun olmaz.

Yalniz bu eli kanli teroristler, Esad'in da dedigi gibi; kendi gibi dusunmeyenlerin yasam hakkini elinden almaktan ve bunun icin de bolge tanimamaktan hareket ediyorlar.

Zaten ABD'nin sirf su an Suriye'ye saldirmamasinin sebebi de, Yonetimi bu eli kanli teroristlere birakmamak icin. Biliyorlarki boyle bir yonetim, Israil'in "basina beladir."