PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Dini müsamaha ve sınırları


Anima Libera
22-08-2012, 22:25
Konuyu nereye açacağıma karar veremedim, eğer uygun değilse başka bir yere taşınmasını arzediyorum.

İkinci Dünya Savaşından ve Auschwitz 'travmasından' sonra felsefe de şöyle bir soru belirginleşir: "Akıl kendini feshedecek kadar ilerlemeli midir?" Adorno (İtalyan-yahudi asıllı Alman) ve Horkheimer (Yahudi asıllı Alman) sorarlar bu soruyu. İkiside inançsızdır.

Geçenlerde Almanya'daki sünnet krizinde buna benzer bir şeyi görebildik. Dinler, din özgürlüğü altında bir çok ritüelleri için uygun zemin hazırlayabiliyorlar. Çoğumuz da bundan dolayı dini emirlerin içeriğini sormayarak kabul ediyoruz. Sonuçta bu en ahlaksız şeyleri de dayatmaya yol açabilir. Peki burada dini müsamahanın sınırı nedir, nerededir?

İnsan aklı o kadar gelişti ki, bu gelişmenin, daha doğrusu ilerlemenin sonunda dini bireyin vicdanına bıraktı. Ya biraz daha gelişir, biraz daha ilerler ve bunun akabinde akıl herşeye saygı gösterip kendini feshederse?

Neva
24-08-2012, 03:05
Herseye saygi gostermemiz mumkun degildir.

Bunu yaptigimizda, kendimize olan saygimizi yitirmeye baslariz. Ortak dogrularimiz da var cunku. Bunun siniri, digerinin ozgur dusuncesini veya ozgurlugunu tehdit edene kadardir.

Ornegin; gelismis bir ulkede belli bir cogunluk, bolgesel olarak seriat mahkemesi kurmak isteyebilir, dinsel ozgurluk adi altinda, ancak farkli ulustan bir cocuk veya bir yetiskin gelip caldiginda, onun elinin kesilmesini ongoremezsiniz.

Ancak bir insanin din ozgurlugu adi altinda, basi kapali oldugu halde egitim almasini veya calismasini destekleyebilirsiniz.

Siz nasil ki basiniza kep, sapka, bere takma ozgurlugune sahipseniz, o da inanci geregi basini kapama ozgurlugune sahip olmalidir.

Bunun siniri da ancak sizin basiniza da, bas kapatacaksin baskisi gelene kadardir.


Biri topluma iliskin haklar baglaminda tehditken, digeri gayet insani bir haktir.

Ahlak konusuna girmiyorum. Zira kime gore ahlakli-ahlaksiz degiskendir.

Akil kendini feshedecek kadar ilerlediginde, o artik akil olmaktan cikip, dini dogma benzerine donusur.

Yani ille de dini veya din disi gerekceyle sunnet olmak istiyorum diyen birine, hayir sunnet olmamalisin demek de akildisidir. Uymuyorsa sayet, elestirir, sunar birakirsiniz. Sunnet yasaklansin diye dayatma yaptiginizda, o akil ilerlemesi degil, dini dogma haline gelmis dusuncedir.

O insan onu yaptirmak arzusunda ise dini inanci geregi, yalan soyleyerek estetik acidan yaptiriyorum diye de gidip sunnet olabilir. Karsidaki de kendini kandirdigiyla kalir.

Bu bir kadina, hayir silikon taktirmamalisin veya birine hayir erkeklik organini kestirmemelisin, sen kadin degil erkeksin demekle/dayatmakla esdegerdedir.

Insanlarin kendi bedenleri uzerindeki tasarruflari kendilerine aittir ve bu en temel haklardan biridir.

AhbAp
24-08-2012, 09:59
Bilim, Dini Yok Etmelidir - Sam HARRIS (http://turandursun.com/forumlar/showthread.php?t=15135)


Bilim, Dini Yok Etmelidir (http://www.huffingtonpost.com/sam-harris/science-must-destroy-reli_b_13153.html)

Çoğu insan, Evrenin Yaratıcısı’nın kitaplarından birini yazdığına (veya yazdırdığına) inanıyor. Ne yazık ki, ilahi bir kaynağa dayanıyormuş gibi görünen birçok kitap mevcut ve her birinin, nasıl yaşamamız gerektiği hakkında birbiriyle çelişen istemleri bulunmakta. İyi niyetli birçok insanın ekümenik çabalarına rağmen, birbiriyle çelişen bu dinsel bağlılıklar, hâlâ inanılmaz boyutta fikir ayrılığına sebep olmaktadır.

Bu duruma karşın çoğu duyarlı insan, “dini hoşgörü” olarak adlandırılan bir şeyi savunmakta. Elbette dini hoşgörü, din savaşından daha iyidir ancak hoşgörünün de kendine ait birtakım sorumlulukları vardır. Dinsel düşmanlığı tetiklemeye yönelik korkumuz bizi, artık mantıksızlığı gün gibi ortada olan ve gittikçe uyumsuz hale gelen fikirleri eleştiremez hale getirdi. Bu korku aynı zamanda bizleri, dini inanç ve bilimsel akılcılığın birbiriyle bağdaştığı konusunda kendimize –defalarca ve fütursuzca- yalan söylemeye mecbur bırakmakta.

Din ve bilim arasındaki bu uyuşmazlık doğaldır ve (neredeyse) sıfır-toplamlıdır[1] (http://www.turandursun.com/forumlar/showthread.php?t=15135#_ftn1). Bilimin başarısı, sıklıkla dinsel dogmalara zarar vermeyi; dinsel dogmaların sürdürülebilmesi ise, daima bilime zarar vermeyi gerektirir. Artık beşeri araştırmaların temel bir gerçeğini kabul etmek zamanıdır: kişinin, inandığı şey için iyi nedenleri ya vardır ya da yoktur. İyi nedenleri olduğunda, kişinin inancı, dünyayı daha iyi anlamamıza katkı sağlar. Bu noktada bizlerin, “pozitif” ve “sosyal” bilimler arasında veya bilim ile tarih gibi diğer kanıta dayalı disiplinler arasında ayrım yapmamıza gerek yok. 7 Aralık 1941’de, Japonların Pearl Harbor’u bombaladığına inanmak için çok iyi nedenler var. Dolayısıyla, aslında bu bombalamayı Mısırlıların yaptığı düşüncesi, inandırıcılıktan yoksundur. Aklı başında her insan, tarihsel gerçeklerin belli sorularına karar kılmak adına sadece inanca bel bağlamanın ahmakça ve gülünç olacağının farkındadır; ta ki konu, İncil ve Kuran gibi kitapların kökenine, İsa’nın dirilişine, Muhammed’in Cebrail ile yaptığı sohbetlere veya beşeri cehalet sunağına hala doluşmakta olan diğer kutsanmış araklamaların herhangi birine gelene kadar.

En geniş anlamda bilim, kendimiz ve dünya hakkında tüm akla yatkın bilgi iddialarını içerir. Şayet İsa’nın bir bakireden doğduğuna veya Muhammed’in kanatlı bir atla cennete uçtuğuna inanmak için elimizde iyi nedenler olsaydı, zorunlu olarak bu inanışlar, evreni rasyonel bir şekilde tanımlayışımızın bir kısmını oluştururdu. İnanç, nedenler yetersiz kaldığında, dindar insanların birbirlerine bu gibi önermelere inanmaları için verdikleri bir ruhsattan fazlası değildir. Bilim ve din arasındaki fark, yeni bir bulgu ve argümanı hissiyata kapılmadan değerlendirme arzusu ile ihtiraslı bir şekilde buna kapalı olma arasındaki farktır. Ayrım, bundan daha açık veya bundan daha önemli olamaz; hal böyleyken bu her yerde göz ardı edilen bir şey, hayal aleminde bile.

Din, ortaya çıkan küresel, sivil bir toplum ile hızlı bir şekilde uyumsuz hale gelmektedir. Dini inanç – hangi isimle anıldığını umursayan bir tanrının var olduğuna; kitaplardan birinin mutlak doğru olduğuna; İsa’nın, yaşayanları ve ölüleri yargılamak için dünyaya geleceğine; Müslüman şehitlerin doğruca cennete gideceklerine yönelik inançlar gibi-, giderek yükselen fikirler savaşının yanlış tarafındadır. Bilim ile din arasındaki fark, 21. yy’da beşeri sorgulamanın getirdiklerine gerçek bir açıklıkla bakmak ile prensip meselesi diyerek benzer sorgulamayı erkenden sonlandırmak arasındaki farktır. Sanıyorum ki, önümüzdeki yıllarda akıl ve inanç arasındaki bu zıtlık, daha da yayılarak inatçı bir şekilde büyüyecek. (Tanrı, ruh, günah, özgür irade gibi şeylere dair) Demir Devri[2] (http://www.turandursun.com/forumlar/showthread.php?t=15135#_ftn2) inançları, tıbbi araştırmalara sekte vurmaya ve kamu düzenini bozmaya devam edecek. İncil’in kehanetlerini ciddiye alan bir ABD Başkanı’nı seçmemiz ihtimali gerçek ve dehşet verici; tıpkı, günün birinde nükleer veya biyolojik silahlarla kuşanmış İslamcılarla karşı karşıya kalacağımız ihtimalinin dehşet verici olması gibi; ve bu ihtimal her geçen gün büyümekte. Entelektüel söylemlerimizin çıtasına baktığımızda, bu gibi olasılıkların önüne geçmek adına çok az şey yapıyoruz. Çoğu bilim adamı, kendi çağlarının tüm gerçeklerini kullanarak eski çağa ait çirkin kurguları yok etmek yerine, dinsel hoşgörü adına suskunluğunu korumaya devam ediyor.

Söz konusu fikir savaşını kazanmak için bilim adamlarının ve diğer aklıselim insanların, ahlakbilim ve ruhsal deneyimler hakkında konuşmak için yeni yollar bulmaları gerekecek. Bilim ve din arasındaki fark, dünya hakkındaki sohbetlerimizden ahlaki sezgilerimizi ve sıra dışı bilinç hallerimizi çıkartıp atma meselesi değildir; mesele, bunların temeli üzerinde bir sonuca varmak için neyin akılcı olduğu hakkında çok katı oluşumuzdur. Bizler, duygusal ihtiyaçlarımızı karşılamak için, mantıksızlığın sefil kucaklamasını gerektirmeyecek yollar bulmalıyız. Bizler, ritüellerin gücünü kavramayı ve her insanın hayatında –doğum, evlilik, ölüm gibi- derinlik gerektiren geçişleri dikkate almayı, kendimizi gerçekliğin doğası hakkında kandırmadan öğrenmeliyiz.

Şu konuda umutluyum ki, düşüncelerimizde gerekli olan dönüşüm, kendi yetişkinliğimizi bilimsel olarak kavrayışımızla gerçekleşecektir. İnsanoğlunu daha sevgi dolu, daha korkusuz ve kozmosdaki görüntümüzün gerçekliği ile cezp edilmiş kılmanın güvenilir yollarını bulduğumuzda, bölücü dini efsanelere hiç ihtiyacımız kalmayacak. İşte ancak o zaman, kendilerinin Hıristiyan, Yahudi, Müslüman veya Hindu olduklarına inanmaları için uyguladığımız çocuk yetiştirme pratiğinin, saçma sapan bir müstehcenlik olduğu uzun uzadıya fark edilecek. Ve işte ancak o zaman, dünyamızın en derin ve en tehlikeli yaralarını tedavi etme şansımız olacak.


Çeviri: AhbAp

Değerli katkılarından ve yardımlarından ötürü Sayın Ulpian, 3.Yol ve Vartor’a teşekkürlerimi sunarım.

[1] (http://www.turandursun.com/forumlar/showthread.php?t=15135#_ftnref1) Birinin kazanması, diğerinin kaybetmesine bağlıdır. (Ç.N)

[2] (http://www.turandursun.com/forumlar/showthread.php?t=15135#_ftnref2) Demir Devri, pek çok bölgede değişik tarihlerde başlamış ve bitmiş olsa da, Anadolu’da genel olarak M.Ö. 13. yüzyılda başladığı, M.Ö. 4. yüzyılda bittiği kabul edilen ve demirin ergitilerek kullanılmasıyla karakterize olan bir dönemdir. Bkz. Vikipedi (http://tr.wikipedia.org/wiki/Demir_Çağı) (Ç.N.)

Corpse Bride
24-08-2012, 10:11
İnsan aklı o kadar gelişti ki, bu gelişmenin, daha doğrusu ilerlemenin sonunda dini bireyin vicdanına bıraktı. Ya biraz daha gelişir, biraz daha ilerler ve bunun akabinde akıl herşeye saygı gösterip kendini feshederse?

aklın gelişmesi, insanın daha geniş açıdan düşünmesi neden herşeye saygı duymayı gerektisinki? şuan bunun tam tersi yaşanıyor oysa.

Olimpiyat
24-08-2012, 10:20
Din öyle bir şey ki, elini veren kolunu kaptırır.

hem onlar bize saygı duymazken biz neden hep onlara saygı duymak zorunda bırakılıyoruz.


Din denince, herkes de aynı laf:SAYGI DUYARIM

Birisi, hayal ürünü şeylere inanıyorsa ben neden onun bu saçma inancına saygı duyacakmışım ki.

Ne acıdır ki, bir şeye karçı çıkarken, bu benim fikrim uygun görmüyorum dersen tepki alırsın ama dini inancım gereği bunu uygun görmüyorum dersen cevap hazır:SAYGI DUYARIM

Saygı duymayalım lütfen

idontneedagod
24-08-2012, 10:30
Din öyle bir şey ki, elini veren kolunu kaptırır.

hem onlar bize saygı duymazken biz neden hep onlara saygı duymak zorunda bırakılıyoruz.


Din denince, herkes de aynı laf:SAYGI DUYARIM

Birisi, hayal ürünü şeylere inanıyorsa ben neden onun bu saçma inancına saygı duyacakmışım ki.

Ne acıdır ki, bir şeye karçı çıkarken, bu benim fikrim uygun görmüyorum dersen tepki alırsın ama dini inancım gereği bunu uygun görmüyorum dersen cevap hazır:SAYGI DUYARIM

Saygı duymayalım lütfen

Onun Türkçe'si "bana dokunma da ne halin varsa gör, istersen patatese tap".

Anima Libera
24-08-2012, 14:32
aklın gelişmesi, insanın daha geniş açıdan düşünmesi neden herşeye saygı duymayı gerektisinki? şuan bunun tam tersi yaşanıyor oysa.

Gelişmek, ilerlemek tarihi bir kavramdır. Daha doğrusu bu açıdan değişime uğramak neredeyse gelişmekle, ilerlemekle eşanlamlıdır. Fransız Devrimi esnasında bodrum katında ölümü bekleyen Condorcet'yi düşünün. Yakında öleceğini bilse bile insanın, toplumun yanı kısaca aklın gelişeceğinden hiçbir şüphesi yok. Ama ne yazık ki ondan sonra insan eliyle daha da büyük felaketler oluşuyor. Zamanın aktığı gibi akıl gelişmiyor, bazen geriliyor. Bu neticede tarihi hiçe saymak ve tıpkı sizden önce gelen başka kişiler gibi artık aklın gelişeceğine, bundan başka bir seçenek olmadığına işaret etmek düpedüz aynı saflıktır.

Yazdıklarımı bir daha okursanız, aydınlanma çağından itibaren farklı bir akıl algılayışının ortaya çıktığını anlayabilirsiniz. Örneğin o dönemde Gotthold Ephraim Lessing'in 'Nathan' adlı eseri Selahaddin Eyyubi zamanındaki müslüman ve hıristiyan ilişkilerini ele alır. Bunun anateması da müsamaha, yani töleransdır. İnsanların birbirine, daha dogrusu dinlerine saygı göstermesini ister.

Bu tür soruları felsefi açıdan düşünmemiz lazım. Akıl kendi kendini yüceltmeye devam eder, ilerlemesini 'müsamaha etmeye' sınırlarsa, yani kendi yadsımasını içine almazsa, mutlaka 21. yüzyılda bile Auschwitz tarzı olaylar olacaktır. Bu elbette kendini tarihin sonuna ulaştığını zanneden İnançlılar ve İnançsızlar için de geçerlisir.

Anima Libera
24-08-2012, 14:50
Bilim, Dini Yok Etmelidir - Sam HARRIS (http://turandursun.com/forumlar/showthread.php?t=15135)

Makalenin başlığı çok saçma olmuş. Sanırım popüler bir kitaptan veya dergiden alıntı.

Bilim (daha doğrusu 'science', 'humanities' bu konuda kastedilmiyor sanırım), argümanlarla herhangi bir konu hakkında sonuca ulaşmaya çalışır. Elinizdeki verileri toplar ve bununla bir şeyi açıklamaya çalışırsınız.

Din, argümanlarla yürümez, çalışmaz. İkisinin metodları farklıdır. O yüzden de her çeşit dini inançlara argümanla yaklaşamazsınız ve umduğunuzu bulamazsınız. Dinler duygusaldır. İnsanların sevinçlerine, korkularına eğilir. İnsani duygularla yürür.

Bilimsel düşünce ele alınan konuları açıklayarak, yani buna bir neden, bir gerekçelendirme vererek başlar. Dinlerde bu yoktur veyahut bu gerekçelendirme bir yere kadardır. Tanrıyı kim yarattığını sorar ve Tanrının yaratılmadığını ama yine de var olduğu cevabını alırsınız. İşte birbirinin sınırı da burada başlar. Çünkü birisi için sınır yok iken, diğeri insani duygular üzerine kurulu olduğu için bir yerde duvara toslar.

Corpse Bride
24-08-2012, 16:39
Gelişmek, ilerlemek tarihi bir kavramdır. Daha doğrusu bu açıdan değişime uğramak neredeyse gelişmekle, ilerlemekle eşanlamlıdır. Fransız Devrimi esnasında bodrum katında ölümü bekleyen Condorcet'yi düşünün. Yakında öleceğini bilse bile insanın, toplumun yanı kısaca aklın gelişeceğinden hiçbir şüphesi yok. Ama ne yazık ki ondan sonra insan eliyle daha da büyük felaketler oluşuyor. Zamanın aktığı gibi akıl gelişmiyor, bazen geriliyor. Bu neticede tarihi hiçe saymak ve tıpkı sizden önce gelen başka kişiler gibi artık aklın gelişeceğine, bundan başka bir seçenek olmadığına işaret etmek düpedüz aynı saflıktır.

Yazdıklarımı bir daha okursanız, aydınlanma çağından itibaren farklı bir akıl algılayışının ortaya çıktığını anlayabilirsiniz. Örneğin o dönemde Gotthold Ephraim Lessing'in 'Nathan' adlı eseri Selahaddin Eyyubi zamanındaki müslüman ve hıristiyan ilişkilerini ele alır. Bunun anateması da müsamaha, yani töleransdır. İnsanların birbirine, daha dogrusu dinlerine saygı göstermesini ister.

Bu tür soruları felsefi açıdan düşünmemiz lazım. Akıl kendi kendini yüceltmeye devam eder, ilerlemesini 'müsamaha etmeye' sınırlarsa, yani kendi yadsımasını içine almazsa, mutlaka 21. yüzyılda bile Auschwitz tarzı olaylar olacaktır. Bu elbette kendini tarihin sonuna ulaştığını zanneden İnançlılar ve İnançsızlar için de geçerlisir.

ozaman şöyle soylim başkasına zarar veriyorsa dine dayalı yaptırımlar din adına dayatmalar sizce hala musamaha gösterilmelimidir. bunun kredisi mi olmalı nedir sizin düşünceniz bu konuda. çünki şuan geri gitmesinin sebebi insanlaırn manevi inancının olabildiğince sömurulmesiyle yani kullanılmasıyla alakalı buna sebebiyet veren sahtekarlar için nasıl musamaha göstermek durumunda insanoğlu sizce, sonu gelirmi musamaha ile şuanki kargaşanın? ben hiç sanmıyorum. ve musamaha ile vicdan ne alaka çıkarı için dini kullananlara vicdan niçin devreye girmek zorunda. çok saçmasınız mösyö

AhbAp
24-08-2012, 22:58
Makalenin başlığı çok saçma olmuş. Sanırım popüler bir kitaptan veya dergiden alıntı.

Bilim (daha doğrusu 'science', 'humanities' bu konuda kastedilmiyor sanırım), argümanlarla herhangi bir konu hakkında sonuca ulaşmaya çalışır. Elinizdeki verileri toplar ve bununla bir şeyi açıklamaya çalışırsınız.

Din, argümanlarla yürümez, çalışmaz. İkisinin metodları farklıdır. O yüzden de her çeşit dini inançlara argümanla yaklaşamazsınız ve umduğunuzu bulamazsınız. Dinler duygusaldır. İnsanların sevinçlerine, korkularına eğilir. İnsani duygularla yürür.

Bilimsel düşünce ele alınan konuları açıklayarak, yani buna bir neden, bir gerekçelendirme vererek başlar. Dinlerde bu yoktur veyahut bu gerekçelendirme bir yere kadardır. Tanrıyı kim yarattığını sorar ve Tanrının yaratılmadığını ama yine de var olduğu cevabını alırsınız. İşte birbirinin sınırı da burada başlar. Çünkü birisi için sınır yok iken, diğeri insani duygular üzerine kurulu olduğu için bir yerde duvara toslar.

Siz olsanız başlığı nasıl belirler ya da çevirirdiniz?

http://www.huffingtonpost.com/sam-harris/science-must-destroy-reli_b_13153.html