fdlmania
31-08-2012, 18:53
İzmir İktisat Kongresi’nin mimarı M. Kemal’e ait olan şu sözler, neredeyse bir tümcede anlatmaya çalıştığım süreci özetlemektedir:
"Memleketimizde birçok milyonerin, hatta milyarderin yetişmesine çalışacağız"
M. Kemal, bu özlü sözü, İzmir İktisat Kongresine giderken yolda Balıkesir'de, paşa camii mimberinden halka seslenirken sarfetmiştir. İlgili konuşmada, bir dolu dinsel demagojinin yanında, halka uzun uzun neden "sınıfsız kaynaşmış bir kitle olduklarını" ve aynı nedenle tek partinin CHF (şimdiki CHP)nin yeterli olduğunu, başka partilere gerek olmadığını da anlatmıştır. Bu konuşmasında fazla uzun olmayan bir girişten sonra, kendisine yöneltilen sorular olmuş ve onlara yanıt vermiştir.
Lozan Konferansı ile ilgili sorulan soruya verdiği yanıttan sonra, Osmanlı borçlarının tanınacağını ve rejimin niteliğinin her zaman üzerinde tartışılabilir bir mesele olduğunu söylemiş(ki bu iki konu İzmir İktisat Kongresinde, emperyalistlerin istediği gibi Lozan yeniden toplanmadan önce kesinleştirilmiştir) ve kurulacak kemalist rejimin özünü yansıttığını düşündüğüm ilgili sözleri de, CHF ile ilgili bir soruya verdiği yanıtta aşağıdaki gibi geçmiştir:
"...Bu milletin siyasal partilerden çok canı yanmıştır. Şunu arz edeyim ki, diğer memleketlerde partiler mutlaka iktisadi amaçlar üzerine kurulmuş ve kurulmaktadır. Çünkü o memleketlerde çeşitli sınıflar vardır. Bir sınıfın çıkarlarını korumak için oluşan siyasî bir partiye karşı diğer bir sınıfın çıkarlarını koruma amacıyla bir parti oluşur. Bu çok doğaldır. Güya bizim memleketimizde de ayrı ayrı sınıflar varmış gibi oluşan siyasî partiler yüzünden şahit olduğumuz sonuçlar bilinmektedir. Halbuki Halk Fırkası dediğimiz zaman bunun içinde bir kısım değil, bütün millet girmektedir. Bir defa halkımızı gözden geçirelim. Biliyorsunuz ki, memleketimiz çiftçi memleketidir. O halde milletimizin büyük çoğunluğu çiftçi ve çobandır. Bu böyle olunca buna karşı büyük arazi ve çiftlik sahipleri hatıra gelir. Bizde büyük araziye kaç kişi sahiptir? Bu arazinin miktarı nedir? Araştırılırsa görülür ki, memleketimizin genişliğine bakarak hiç kimsenin büyük arazisi yoktur. Bundan dolayı bu arazi sahipleri de korunacak insanlardır. Sonra sanat sahipleriyle kasabalarda ticaret yapan küçük tüccarlar gelir. Doğal olarak bunların çıkarlarını bugününü ve geleceklerini sağlamak ve korumak zorundayız. Çiftçilerin karşısında olduğunu var saydığımız büyük arazi sahipleri gibi bu ticaret sahiplerinin karşısında da büyük sermaye sahibi insanlar yoktur. Kaç milyonerimiz var? Hiç. Bundan dolayı biraz parası olanlara da düşman olacak değiliz. Tersine memleketimizde birçok milyonerlerin hatta milyarderlerin yetişmesine çalışacağız.Sonra işçi gelir. Bugün memleketimizde fabrika, imalâthane ve benzeri kurumlar çok sınırlıdır. Var olan işçimizin miktarı yirmi bini geçmez. Halbuki memleketi yükseltmek için çok fabrikalara gerek vardır. Bunun için de işçi lâzımdır. Bundan dolayı tarlada çalışan çiftçilerden farkı olmayan işçiyi de korumak gerekir. Bundan sonra aydınlar ve âlimler denilen kişiler gelir. Bu aydınlar ve âlimler kendi kendilerine toplanıp halka düşman olabilir mi? Bunlara düşen görev halkın içine girerek onları uyarmak ve yükseltmek ve onlara gelişme ve medenileşmede önder olmaktır. İşte ben milletimizi böyle görüyorum. Bundan dolayı çeşitli meslek sahiplerinin çıkarları birbiriyle iç içe olduğundan, onları sınıflara ayırmak imkânı yoktur ve geneli halktan oluşmaktadır..." (Atatürk'ün söylev ve demeçleri I-III, Bugünkü dille yayına hazırlayanlar:Prof.Dr. Ali SEVİM, Prof.Dr. M.Akif TURAL, Prof.Dr. İzzet ÖZTOPRAK, sayfa: 93-103) (abç)
http://www.revleft.com/vb/kapitalizm-ve-mustafa-t96086/index.html?
"Memleketimizde birçok milyonerin, hatta milyarderin yetişmesine çalışacağız"
M. Kemal, bu özlü sözü, İzmir İktisat Kongresine giderken yolda Balıkesir'de, paşa camii mimberinden halka seslenirken sarfetmiştir. İlgili konuşmada, bir dolu dinsel demagojinin yanında, halka uzun uzun neden "sınıfsız kaynaşmış bir kitle olduklarını" ve aynı nedenle tek partinin CHF (şimdiki CHP)nin yeterli olduğunu, başka partilere gerek olmadığını da anlatmıştır. Bu konuşmasında fazla uzun olmayan bir girişten sonra, kendisine yöneltilen sorular olmuş ve onlara yanıt vermiştir.
Lozan Konferansı ile ilgili sorulan soruya verdiği yanıttan sonra, Osmanlı borçlarının tanınacağını ve rejimin niteliğinin her zaman üzerinde tartışılabilir bir mesele olduğunu söylemiş(ki bu iki konu İzmir İktisat Kongresinde, emperyalistlerin istediği gibi Lozan yeniden toplanmadan önce kesinleştirilmiştir) ve kurulacak kemalist rejimin özünü yansıttığını düşündüğüm ilgili sözleri de, CHF ile ilgili bir soruya verdiği yanıtta aşağıdaki gibi geçmiştir:
"...Bu milletin siyasal partilerden çok canı yanmıştır. Şunu arz edeyim ki, diğer memleketlerde partiler mutlaka iktisadi amaçlar üzerine kurulmuş ve kurulmaktadır. Çünkü o memleketlerde çeşitli sınıflar vardır. Bir sınıfın çıkarlarını korumak için oluşan siyasî bir partiye karşı diğer bir sınıfın çıkarlarını koruma amacıyla bir parti oluşur. Bu çok doğaldır. Güya bizim memleketimizde de ayrı ayrı sınıflar varmış gibi oluşan siyasî partiler yüzünden şahit olduğumuz sonuçlar bilinmektedir. Halbuki Halk Fırkası dediğimiz zaman bunun içinde bir kısım değil, bütün millet girmektedir. Bir defa halkımızı gözden geçirelim. Biliyorsunuz ki, memleketimiz çiftçi memleketidir. O halde milletimizin büyük çoğunluğu çiftçi ve çobandır. Bu böyle olunca buna karşı büyük arazi ve çiftlik sahipleri hatıra gelir. Bizde büyük araziye kaç kişi sahiptir? Bu arazinin miktarı nedir? Araştırılırsa görülür ki, memleketimizin genişliğine bakarak hiç kimsenin büyük arazisi yoktur. Bundan dolayı bu arazi sahipleri de korunacak insanlardır. Sonra sanat sahipleriyle kasabalarda ticaret yapan küçük tüccarlar gelir. Doğal olarak bunların çıkarlarını bugününü ve geleceklerini sağlamak ve korumak zorundayız. Çiftçilerin karşısında olduğunu var saydığımız büyük arazi sahipleri gibi bu ticaret sahiplerinin karşısında da büyük sermaye sahibi insanlar yoktur. Kaç milyonerimiz var? Hiç. Bundan dolayı biraz parası olanlara da düşman olacak değiliz. Tersine memleketimizde birçok milyonerlerin hatta milyarderlerin yetişmesine çalışacağız.Sonra işçi gelir. Bugün memleketimizde fabrika, imalâthane ve benzeri kurumlar çok sınırlıdır. Var olan işçimizin miktarı yirmi bini geçmez. Halbuki memleketi yükseltmek için çok fabrikalara gerek vardır. Bunun için de işçi lâzımdır. Bundan dolayı tarlada çalışan çiftçilerden farkı olmayan işçiyi de korumak gerekir. Bundan sonra aydınlar ve âlimler denilen kişiler gelir. Bu aydınlar ve âlimler kendi kendilerine toplanıp halka düşman olabilir mi? Bunlara düşen görev halkın içine girerek onları uyarmak ve yükseltmek ve onlara gelişme ve medenileşmede önder olmaktır. İşte ben milletimizi böyle görüyorum. Bundan dolayı çeşitli meslek sahiplerinin çıkarları birbiriyle iç içe olduğundan, onları sınıflara ayırmak imkânı yoktur ve geneli halktan oluşmaktadır..." (Atatürk'ün söylev ve demeçleri I-III, Bugünkü dille yayına hazırlayanlar:Prof.Dr. Ali SEVİM, Prof.Dr. M.Akif TURAL, Prof.Dr. İzzet ÖZTOPRAK, sayfa: 93-103) (abç)
http://www.revleft.com/vb/kapitalizm-ve-mustafa-t96086/index.html?