Orijinalini görmek için tıklayınız : Castro ve Küba
sayın türk ibrahim
küba yı fakir bırakan yedi düvelmi, yoksa ikdidar uğruna ülkeyi askeri
rejimle yöneten castro mu,bu gün sokaklarda sevgi gösterisi yapan
kubalılar seni yanıltmasın,aynı sevgi gösterileri saddam içinde yapılıyordu
castro kuba halkının özgürlüğünü alıp onlara vermemiştir, elinde tutmuştur
bunun en iyi ıspatı kızının bile amerika ya kaçmasıdır,ülkenin kapılarını
dış dünyaya kapatıp dünyanın en büyük hapishanesini yaratmıştır,bu
gün kuba daki turistik otellerde 15 -16 yaşlarında kız çocuklar sapık
avrupalı turistlerle birlikte olmaktadır,şimdi sen bana castro nun haberi yok
diyeceksin,bu kızların hepsinin vesikası var ve rutin bir şekilde haftada *bir kez sağlık kontrolunden geçerler,hiçbirşey uzaktan göründüğü gibi değildir
kim ne derse desin fidel kanlı bir diktatördür.
"küba yı fakir bırakan yedi düvelmi, yoksa ikdidar uğruna ülkeyi askeri
rejimle yöneten castro mu,bu gün sokaklarda sevgi gösterisi yapan
kubalılar seni yanıltmasın,aynı sevgi gösterileri saddam içinde yapılıyordu
castro kuba halkının özgürlüğünü alıp onlara vermemiştir, elinde tutmuştur
bunun en iyi ıspatı kızının bile amerika ya kaçmasıdır,ülkenin kapılarını
dış dünyaya kapatıp dünyanın en büyük hapishanesini yaratmıştır,bu
gün kuba daki turistik otellerde 15 -16 yaşlarında kız çocuklar sapık
avrupalı turistlerle birlikte olmaktadır,şimdi sen bana castro nun haberi yok
diyeceksin,bu kızların hepsinin vesikası var ve rutin bir şekilde haftada *bir kez sağlık kontrolunden geçerler,hiçbirşey uzaktan göründüğü gibi değildir
kim ne derse desin fidel kanlı bir diktatördür."
Gandalf;
Çok fazla Amerikan filmi seyrediyorsun sanırım. Tam bir CIA ağzı ile konuşmuşsun. Yanki propagandalarından etkilendiğin kız çocuklar mavalından belli oluyor. Emperyalist ABD'nin ambargolarına, ablukalarına, tehditlerine, komplo ve provakasyonlarına rağmen dimdik ayakta kalmayı başaran, düşük gelirli ama onurlu Küba halkına ve onun büyük liderine saygı duymak yerine, iftira ve aşağılamalara katkı vermek işbirlikçi zihniyetle aynı saflarda bulunmaktır.
Konu bu forumun yeri olmadığı için, sadece kısaca itiraz için yazdım. Çok biliyorsan ve çirkin iddianda direteceksen bu başlıkta değil, politika kısmında devam edersin. Çamur atıp kenara çekilmek yerine enine boyuna tartışırız.
Bu konuda kendine güvenip de tartışmak isteyen politika forumunda topic açar. Son kez yazıyorum, hem kirlilik yapmayayım deyip hem de sataşmak yakışmıyor.
panteidar
öncelikle uslubunuza dikkat ediniz,turkiye gibi uzak bir ülkede bile ateşli
taraftarlarının olması castro nun göz boyama da ne kadar usta olduğunun
göstergesi,forum yöneticilerinden bir uyarı gelmedikçe kirlilik sizin verceğiniz bir karar değil.
çalıştığım bir kaç büyük firma her yıl yurtiçi ve yurtdışı toplantı turları düzenlerler,iki yıl önce amerika,uzakdoğu ve küba seçenekleri vardı,ben kuba ya gitmek isteyen guruba yazıldım,havana havaalanına ilk indiğimde
işte dedim bu dedim keşke bizdede bir castro olsaydı,fakir gelişmememiş
ama özgür bir ülke,otele yerleştikten sonra rehberle birlikte gece turuna çıktık,havanın neredeyse her tarafında barlar eğlence merkezleri var,
barlara ilk girdiğinizde göze ilk çarpan küçük yaştaki kız çocukları
rehberimiz dileyenlerin bu kızları otele götürebileceğini söyledi,ben hastalıklı olur bunlar dedim,rehber ''yok abi bunların vesikaları var
her hafta sağlık kontrolunden geçerler,her kontrolde vesikalarına
işlenir,siz karar verin ben vesikalarını kontrol ederim'' dedi, gruptaki
birkaç kişi (ayrıca belirteyim kızları alanlar beş vakit namazında olanlardı)
kızlar seçtiler,açık söyliyeyim benim midem kalktı bu kızları görünce,
daha birçoğunun göğüsleri bile oluşmamıştı,benimle birlikte bir kaç kişi daha istemedi,rehber, kızlara kaldığımız otelin ismini ve oda numaraların
verdikten sonra hep birlikte otele döndük,rehber 8 yıldır buradaymış
nasıldır buralarda yaşam dedim,'' abi turistler için cennet yerli halk için
cehennemdir burası,herkesin hayalinde bir gün kuba dan kaçmak vardır
burda politika yasaktır,abuk subuk dizilerle halk koyun gibi olmuş
fidel çok katı yönetir ülkeyi,herkes onun gibi düşünmek zorundadır
muhaliflerin yaşama şansı yoktur bu ülkede,ailesini bırakıp amerikaya
kaçan bir doktor vardı,adamın ailesine çocuklarına olmadık işkenceler
yapmışlar,adam tektar özür dileyip kuba ya geri dönmek zorunda kaldı,
şimdi hapiste'' dedi.
fidel kötü giden bir yönetimi devirip daha kötüsünü getirmiştir,birgün
biri çıkıp '' burda herkes benim gibi düşünecek,en doğruyu birtek ben bilirim,nasıl yaşayacağınıza ben karar veririm,yemek yerken,çocuk doğururken bile bana soracaksınız'' derse o ülke koca bir hapishane değilmidir,atatürk de kötü bir yönetimi devirdi (işin ilginç tarafı bu çirkin adamın ülkesinde atatürk heykeli var) ancak insanları kul, ümmet
olmaktan kurtarıp özgürlüklerini verdi.
bu sitenin amacı kulaktan dolma ezberci inançları sorgulamak,bakıyorum
sizde hiç sorgulamadan,ölen onbinlerce kübalılın hikayesi yerine adamın amerkaya kafa tutuyormuş gibi danışılıklı bir dövüş içinde olması sizin
hoşunuza gitmiş,halkı sefalet içinde yaşarken sırf adam amerikaya kafa tutuyor diye alkışlamamak lazım,bu kurduğu abuk subuk yönetimde
çok başarılı olduğu için değil,her yıl rusya dan ve çin den aldığı *sıfır
faizli dolarlarla ayakta tutuyor, binlerce kilometre uzaktaki tuzu kuru
insanların,castro nun maymunlukları hoşalarına gidebilir,ama birde halk'a
sormak lazım durum nedir diye.
"Muhammet ne yapsaydı Peygamber olduğuna inanmazdınız?" topikini bu şekilde böldüm.
Böylece diğer tarafta da konu dışına çıkılmamış olacak.
K.C.
Küba ya gitmedim bilmem de,ama bildigim bir şey var.O da Kübanın tüm saglık hizmetlerinin parasız olması,egitim hizmetlerinin de.
* * Ayrıca Küba nın en temel ihraç malı ilaç herhalde.
* * Bir ülke ki halkının saglık hizmetine bu kadar önem veriyor,egitimi bedelsiz yaygınlaştırıyor bu ülkenin halkı baskı altında ve özgürlük yok.
* * Biraz çelişkili geldi bana
* * saygılar
Sayın gandalf;
Bu linke bir gözatın.Küba'nın ve Castro'nun
bir turist rehberinden öğrenemeyeceğiniz yanlarını görürsünüz.
http://www.ntvmsnbc.com/news/299459.asp?cp1=1#BODY
* ek olarak size turist rehberliği yapan kişi içinde bu adrese göz
atın
http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=199900
Defalarca gittim Kuba'ya, Bir turist gozuyle degil, kiraladigim motorsikletle, hanim da arkamda koylerine kadar dolasarak tanimaya calistim. Hic cekinmeden, en ufak bir korku olmadan gittim issiz yerlerine.
* Insan olan heryerde oldugu gibi, orada da, insanlarda, acgozluluk, ihtiras, hatta esitsizlik gordum, ancak cok gelismis ulkelere kiyasladigimda, cok daha dusuk bir oranda. Ilk firsatta oradan kacmayi dusunenler oldugu gibi, her ne pahasina olursa olsun, Kuba'yi dunyanin en zengin ulkelerine degismiyecekleri de tanidim.
* Cogumuzun dustugu hata ,Kuba'yi, gelismis ulkelerle mukayese etmektir. Ellerindeki olanaklarla, etrafindaki diger adalarin halkindan cok daha refah bir hayati var Kubalilarin.Etraflari surlarla cevrili degil buradaki evlerin, asayis, egitimle basarilmis olmali, sokaklarda polis molis gormedim.
* Amerikan ambargosuna ragmen, ac ve sefil insanlar yok kubada. Eski de olsa temiz giyimli, iyi huylu insanlarin birlestigi bir toplum. Tahsil orani amerikadan bile daha yuksek, okuma yazma %98 . %2 de Geri zekalilar olsa gerek. Son olimpiyatlarda, yanilmiyorsam 27 madalya aldi Kuba. 12 milyon nufuslu bu ulkeyi, Amerika'nin burnunun dibinde, baskiya ragmen, bu kadar basarili olmasi tebrike deger bana kalirsa.....
exclusive
20-10-2006, 17:30
Gandalf, Küba maceran enteresan geçmiş. Küba, Amerika ve Uzakdoğu seçeneklerini sunan firma, Küba'ya vize almanız ve giriş yaptığınızın pasaportuza işlenmesi durumunda doğacak bazı özel ve çok önemli durumlar hakkında bilgi verdi mi acaba?
Hayat kadınlarının çalıştığı gece kulüpleri için taa Küba'ya kadar gitmenize hiç gerek yok. Bunlar Türkiye'de de bol miktarda var. Dediğin gibi çocuk yaşta Türk kızları da var. Kimliklerinde 18 yazar ama hiç de öyle olmadıklarını uzaktan bi görüşte anlarsın.
Geçen yaz Antalya'da tek baskında 40 kadar kız çocuğu sahte kimliklerle çalıştırılırken yakalanmıştı.
Bunlar her ülkede olan şeyler. İran'da da vardır, Küba'da da... Yok sen bu kızların Avrupalı turistlerle birlikte olmasına takıldıysan, Avrupa genelevlerinde, özellikle Almanya'da pek çok Türk hayat kadını, vesikalı olarak çalışmakta.
Gelelim Küba'da ki duruma... Gandalf sen Kübaya kadar gidip bi tek çocuk hayat kadınlarını gördüysen ben buna algıda seçicilik derim. Bebek ölümlerinin dünyada en düşük seviyede olduğu ülkelerin başında gelir Küba.
Aslında genel olarak sağlık alanında çok ileri bir ülke Küba. Dünyada 68 farklı ülkede sağlık hizmeti veren 28.000 sağlık çalışanının Küba tarafından finanse edildiğini eminim bilmiyordun.
Castro'nun Afrika ülkelerinde 19 Tıp fakültesi açtırdığını ve şu anda bu fakültelerde okuyan 9.000 öğrencinin Küba'dan burs aldığını da bilmiyorsundur.
Dünyanın en büyük hapishanesinin eli kanlı gardiyanı olarak nitelediğin adam insan hayatına, hemde sadece Kübalı insanların değil, dünyanın her yerindeki insanların hayatına, dev Amerika ve Avrupa'dan çok daha duyarlı...
Yahu daha Katrina karsırgası başladığı anda kendisine yıllardır ağır ambargo uygulayan, karalama propagandaları düzenleyen, hatta abuk subuk operasyonlarla yıkmaya çalışan, en büyük düşmanı Amerika'ya bile oldukça cömert bir yardım paketi önermişti Küba. Tabi washington bu öneriyi elinin tersiyle itti, kasırgadan birkaç hafta sonra da mağdurlara yardım etmekte yetersiz kaldıklarını söyleyip halktan özür dilediler.
Pek çok Amerikalı Küba'nın böyle bir yardım teklifinde bulunduğunu bile bilmez. Tıpkı Özgür Amerika'lıların Küba'ya gitmelerinin yasak olduğu gibi, bu yardım önerisini de haber yapmak, halka duyurmak yasaktır özgürlükler ülkesi Amerika'da...
Castro'nun taaa buralarda bile seveni, saygı duyanı varsa bu öyle göz boyama, katakulli yapmayla oluşmuş bişey değil. Her felakette ilk yardıma koşan ülkelerin başında gördüğümüz için seviyoruz Küba'yı ve Castro'yu.
Dilerim ondan sonra gelecekler de bizim yöneticiler gibi olmaz ve Castro'nun çizdiği yolda sonuna kadar yürürler...
exclusive
20-10-2006, 17:53
bu gün sokaklarda sevgi gösterisi yapan
kubalılar seni yanıltmasın,aynı sevgi gösterileri saddam içinde yapılıyordu
Tabi ki Castro'nun yanlışları, Küba'nın eksikleri vardır. Ama Kübalıların neden sokaklarda sevgi gösterileri yaptığını anlamak için Castro öncesi dönemdeki Batista rejimini bilmek gerekir. Castro'nun Küba'sıyla Batista'nın Küba'sını karşılaştırınca anlarsın Kübalıların Castro'yu neden sevdiklerini...
exlusive
tamam pes ettim castro çok cicidir, çok şekerdir,o amerikaya kafa tutar
bizde ne güzel keyifleniriz,ama hep herkesin baktığı pencereden değilde
birazda başkalarının penceresinden bakmaya ne dersiniz,devrim esnasında milisleri kendisini desteklemeyenlerin evlerini basıp kadın
çocuk demeden onbinlerce insan katletmiştir,bunun izlerinin silinmesi
kolay değildir,halkın castro ya olan sevgisi yapaydır,aynı sevgi saddama
gösteriliyordu,castronun mutemadiyen yaptigi ********, amerika daha ahlaksiz diye gormezden gelmek bagnazliktir,burada insanlar sürü muamelesi görür,insanlar küba da doğar küba da ölür çünkü maaş diye
birşey yoktur,aylık aldıkları para uçak biletine bile yetmez,eee onlar
için en iyisini castro bilir,castro yinede şirindir canım çok şirin,clinton'la
dalga geçmek için puro gönderdiğinde ne kadardaeğlenmiştik ,özgürlükçü
castro eleştiren tüm gazeteciler mutlak kodesle bir kezde olsa tanışmışlardır,7-8 yıl gibi kısa süreler sonunda *kendilerinden bir daha castro yu eleştirmemleri konusunda kibarca söz alınmıştır,ben pes ettim
çünkü adam çok şirin.
ayreten ben kuba ya kadın için gitmedim gurup halinde biryerlere
gidildiği için ben o barlara gittim,gitsemde bu ikinci kez kaleme alınacak
kadar önemli değildi.
Dünyanın en büyük ekonomik ambargosunda yaşayan
bir ada halkından bahsediyoruz gandalf .
Buna rağmen aşağıdaki rakamlar belki bir şeyler anlatır bize
2003 yılı rakamları-unicef (küba)(türkiye)(abd)
--------------------------------------------------------------------------------------------------------
kişibaşı yıllık ortalama gelir : ($1170)($2790)($37610)
sağlık-eğitim-savunma harcamalarının tüm harcamalara oranı : (%23-%10-%?)(%3-%10-%8)(%22-%2-%16)
beklenen yaşam süresi : (77 yıl)(71 yıl)(77 yıl)
bebek ölüm oranı (yıllık) : (%0.6)(%3.3)(%0.7)
5 yaş altı ölüm oranı (yıllık) : (%0.8)(%3.9)(%0.8)
düşük kilolu bebek doğum oranı : (%6)(%16)(%8)
5 yaş altı bebeklerde büyüme sorunları görülme oranı : (%11)(%27)(%4)
yetişkinler arasında (15-49) hiv görülme oranı : (%0.1)(%0)(%0.6)
yeterli sağlık imkanlarından yararlanabilen nüfus oranı : (%98)(%83)(%100)
finansmanı devlet tarafından karşılanan aşılardan yararlanma oranı : (%99)(%100)(%56)
temiz içme suyuna ulaşabilen nüfus oranı : (%91)(%93)(%100)
şehirleşmişlik oranı : (%75)(%59)(%79)
okur yazarlık oranı : (%97)(%85)(-)
okul çağında devam oranı : (%96)(%88)(-)
ilköğretim kayıt oranı (erkek) : (%96)(%91)(%92)
ilköğretim kayıt oranı (kadın) : (%95)(%85)(%93)
ilköğretim sonrası kayıt oranı (erkek) : (%90)(%86)(%94)
ilköğretim sonrası kayıt oranı (kadin) : (%89)(%66)(%92)
(6degreesunder nickli bir arkadaş derlemiş ekşi sözlükten)
10-16 yaşında yüzbinlerce çocuğun sigortasız, sağlıksız, emniyetsiz olarak çalıştığı ülke Küba mıdır Türkiye mi?
Bayram öncesi maaş, avans, harçlık, hakediş alamadan, cebinde 10 YTL si dahi olmadan, çocuğuna bir ayakkabı dahi almaktan mahrum şekilde binlerce çalışan Küba'da mıdır Türkiye'de mi?
300 YTL maaş için sigortasız çalıştığı 10 katlı inşaatın çatısından emniyet kemersiz çalıştırıldığı için 17 yaşında düşüp ölen, hakkı aranmayan, hesabı sorulmayan genç Türk müdür Küba lı mı?
Bebek ölümlerinin en çok olduğu ülke Küba mıdır Türkiye mi?
Muayene olmak için akşamdan hastane kuyruğuna girilen ülke Küba mıdır Türkiye mi?
Bir röntgen filmi için, hayati bir ameliyat için 2 yıl sonrasına gün verilen ülke Küba mıdır Türkiye mi?
Pazar artıklarını ve çöplükleri karıştırarak yiyecek arayan insanlar Küba'da mı yoksa Türkiye'de mi yaşıyordur?
Gasp ve kapkaç yüzünden gündüz dahi sokaklarında rahat dolaşılamayan ülke Küba mıdır Türkiye mi?
Yardım kamyonlarından atılan yiyecekleri birbirini ezerek kapışan halk Küba mı yoksa Türk halkı mıdır?
Otoyollarında kadınların fuhuş için müşteri aradığı ülke Küba mıdır Türkiye mi?
Bu sorulara onlarcasını daha ekleyebiliriz.
Somut olmayan, gözlemlere dayanan görüşlerle bir ülke değerlendirilmez. Bu tür gözlemlerde herkesin görüşü farklı olabilir. Küba'yı gezen çok sayıda insan dinledim. Bazıları tanıdığım, güvendiğim insanlar. Hep te olumlu anlattılar. Tanımadığım, bilmediğim birisinin anlattıklarına nasıl güvenebilirim? Kanıtı, belgesi, dayanağı olmayan, birçoğu ABD propagandası abartılı karalamalar.
Önemli olan istatistiklerdir, grafiklerdir. Ekonomik, siyasal, sosyal, kültürel yapısındaki gelişmelerdir. Devrim öncesi Küba ile, bugünkünün rakamsal olarak kıyaslanmasıdır. Kübalı bir ailenin 20 yıl önceki durumu ile bugünkü durumudur, huzuru, mutluluğudur.
Fuhuşu, kumarı vs. engellemek amacıyla önlem alındığında "özgürlük yok" deniyor, biraz gevşetildiğinde fuhuş vs. artıyor. Dünyanın neresinde tam önlenebilmiş ki? Açın şeriat ülkesi İran'daki fuhuş rakamlarını bir araştırın. SSCB dağılınca Rusya'daki fuhuş grafiğindeki anormal yükselişin farkındayız herhalde.. Türkiye'den bahsetmeye gerek var mı? Bu konuda sadece Sadettin Tantan'ın mücadelesinden söz edebiliriz. Ondan sonrası yine malum.
Fidel'in kanlı diktatör olduğu, onbinlerce Küba'lıyı öldürttüğü iddiaları ise asılsız yalanlar. Varsa bir kaynağınız gösterin de bilelim. Maymunlukları dediğiniz çizgisi, duruşu, davranışlar ise onurlu ve saygıdeğer tavırlar. Bu tavrın daha yücesini Atatürk'de görebiliyoruz. Chavez ise onları örnek alıyor.
Asıl maymunlukları ise Bush ve kuyruğuna takılanlarda görüyoruz. Adı "Aptal" ve "Katil" e çıkan bu zulmün ve sömürünün temsilcisi alçağa karşı yürekli tavırları ile tüm ezilen ülke halklarının gönlünde olanların çoğalması dileğiyle..
exclusive
20-10-2006, 20:59
Gandalf, tamamen hayali bir devrim tablosu çiziyorsun. kadın çocuk öldürmeler, evlere baskınlar düzenlemeler fln bunlar elbette uydurma değil ama bu konudaki gerçekleri tersine çevirerek aktarmışsın.
Batista'nın Küba'dan kovulması hiç kolay olmamış, devrimcilerin çok büyük kısmı bu devrim sırasında hayatını kaybetmiş.
Ayrıca çatışmaların çoğu kırsalda ve Sierra Maestra dağlarındaki Batista garnizonlarında olmuş. Bu devrim Batista'nın zorbalıklarından bıkan köylülerce sonuna kadar desteklenmiş. Çatışmalarda büyük yenilgiler alıp 100 kişi gittikleri yerden 10 kişi döndüklerinde bile Küba Köylüsü onları desteklemiş. Devrimin en başarısız dönemlerinde bile böyle bir halk desteğinin olmasının tek sebebi ise halkın bu devrimi tek kurtuluş umudu olarak görmesi.
Sen sanki polis, asker ve ajanlar Castrocu, halk Batistacı gibi bir tablo çizip olup biten gerçekleri amuda kaldırmış, tepe taklak etmişsin...
Tabi aslında durum bunun tam tersi. Yani dediğin gibi ev basmalar, sivillerin öldürülmesi vs. olmuş ancak bunları yapanlar Devrimciler değil, Batistacılar...
Batista garnizonlarına yapılan her başarılı saldırı sonrası askerler halkın devrimcilere verdiği desteği cezalandırmak ve sona erdirmek için şehirlerde sivilleri katletmişler.
Gerçi Batista, henüz rejim tehlikede değilken de halktan kişileri mahkemesiz ve yargısız bir şekilde infaz ediyordu. Devrim sırasında sadece daha fazla bir şekilde yapmış...
Ayrıca bu devrim 300 devrimcinin 30.000 askeri yendiği bir devrim olarak anılır. Bu söylemde de çok büyük gerçeklik payı vardır. Gerçekten de 300 civarı devrimci 30.000 askerden kalabalık Batista ordusunu mağlup etmiştir. Tabi böylesi bir güç dengesizliği durumunda zafer, devrimcilerin arkasındaki halk desteği ve Batista ordusundaki askerlerin, kendi halkını katletmekten bıkmış, zorla savaştırılan askerler olması sayesinde elde edilebilmiştir...
Son olarak Castro'yu ve Küba'yı neden sevdiğimi önceki mesajımda söylemiştim. "Adam Amerika'ya çok güzel kafa tutuyor" gibi bir söz de ağzımdan çıkmadı. Sen yine bu sebeple sevdiğimizi düşünmeye devam edeceksin ama ben sana gerçek sebebimi bir defa daha söyleyeyim:
Seviyorum çünkü Amerika'ya bile zorda kaldığında yardım teklif etmiş (lütfen "kafa tutmuş" diye okuma, orada "yardım teklif etmiş" yazıyor) Afrika'da, hiç karşılık beklemeden, onlarca sağlık yardımı yapmış. Öyle 3-5 koli ilaçla günü kurtaracak türden değil, üniversiteler, hastaneler kurarak, Afrikalı gençlerin eğitim masraflarını karşılayarak, geleceği kurtaracak türden yardımlar yapmış.
Küçücük Küba'nın yardımına koşmadığı ülke ise neredeyse yok gibi... Küba'nın yaptığı yardımları saymaya kalksam sabaha kadar yazmak zorunda kalırım. 15 yılı aşkın süredir Ukrayna'da Çernobil'in yaralarını silmek için yaptıklarını mı anlatayım, yoksa Türkiye'ye yaptığı yardımları mı?
Sen bunları takdir etmeyebilirsin, senin değer yargındır, saygı duyarım ama benim takdir etmeme de itiraz hakkın olduğunu sanmıyorum.
Okur-yazarlıkta, eğitimde ve sağlıkta dünya liderliğine oynayan, uluslararası sağlık yardımında zaten tartışmasız dünya lideri olmuş bu ülke hakkındaki gerçekler pek ilgini çekmiyosa CIA'nin Anti-Küba propagandası doğrultusundaki sitelerden olan therealcuba.com a takıl. Orada küba'nın ne *kadar zavallı, che'nin ne kadar katil ruhlu olduğu ve Küba'ya gitmiş kişilerin neden "geri zekalı" insanlar oldukları gibi konularda, istemediğin kadar yalan bilgi ve resim bulabilirsin.
sanki ben abd ve türkiyedeki yönetimleri övuyormuşum gibi neden
hep bu iki örneği veriyorsunuz,demek istediğim sizin o peygamber
ayarında gördüğününüz fidel'in aslında dünyadaki diğer liderlerden
yada daha doğrusu diktatörlerden farkı olmadığı,biz abd uydusu
olarak gören arkadaşlar soğuk savaş döneminde abd türkiye ye
us kurarken sovyetlerde bizim arkadaşların özgür fidelin ülkesine
uzun menzilli füzeler yerleştiriyordu,ama o uydu değildir nede olsa
fidel son derece şirin bir amcadır,hatta noel baba hastalanınca
yerine fidel rahatlıkla bakabilir,sizin rahatlıkla kullandığınız dünyanın
hertarafıyla rahatça fikirlerinizi faylaştığınız internet,fidelin ülkesinde
yasak gibi bişeydir,aylık internet ücreti 5 dolardır,kubalı vatandaş
aylık 12 dolar maaaş alır ortalama,ülkede bine yakın *web site vardır
ancak bunların büyük bir bölümü devlete bağlı turizm üzerinedir,
kalan kısmı ise fidelin resimli masallarını yayınlar, ama bunlar
önemli değilki kim takar kübalının özgürlük isteğini,fidel çok şirin
abd le dalga geçiyor, önemli olan bunlar, fidelin cesareti varsa
sizin dediğiniz gibi büyük bir liderse açsın kapıları bakalım kaç kişi
kalıyor küba da,görelim bakalım kuba lılar ne kadar seviyorlar
noel baba fidel'i.
exlusive
harun yahya gibi birkaç cümlemi alıp eleştiri yapma lütfen :lol:
evet tekrar söylüyorum fidel kuba halkının özgürlüğünü eli kanlı
batista dan almış ama kuba halkına vermemiştir elinde tutmaktadır
fidel öldüğünde demek istediğim daha iyi anlaşılacak,küba 100 yıl
geride kalmış haliyle kabak gibi ortada kalacak
exclusive
20-10-2006, 21:37
Gandalf, Amerika hem Küba'nın internet, telefon gibi iletişim kanallarında yabancı firmalarla işbirliği yapmasını engellemek için elinden geleni yapıyor, sözünü geçirebildiğine Küba'ya asla iletişim hizmeti vermemeleri için baskı yapıyor, hem de "işte bakın Küba'da internet, milletlerarası telefon vs. ne kadar pahalı, bunlar Küba devletinin yasakçı tutumu yüzünden böyle pahalı" diye ipe sapa gelmez yalanlarla Küba'yı karalamaya çalışıyor. Ve üzülerek görüyorum ki bu yalanlar amacına ulaşıyor...
Daha önce de söyledim, şimdi de söylüyorum: Küba'nın elbette eksikleri var, ama pek çok konuda da dünya'nın örnek alması gereken bir ülke. Özellikle insan hayatına verdiği değer ve millet ayrımı yapmayan duyarlılığının tüm dünya devletlerine örnek olmasını dilediğim bir ülke.
Eğer bir arkadaşımız, Küba'yı öven, Fidel Castro'yu göklere çıkaran, Küba'yı örnek ülke gösteren bir yazı yazsaydı onu da eleştirir ve objektif olarak doğruları ortaya koymaya çalışırdık.
Nitekim bu anlamda Küba'cılar ve Fidelistler de vardır. Ne Küba'ya ne Fidel'e toz kondurmazlar.
Yani bir tarafta Küba'yı, sanki devrimle karanlığa gömülmüş, halk fakirliğe itilmiş, tüm hakları ve özgürlükleri elinden alınmış bir ülke,
Fidel'i de halka zulmeden kanlı bir diktatör, bir şaklaban gibi gösteren zihniyet var.
Diğer tarafta da daha ziyade sosyalist düşüncelerinden dolayı Küba'yı ve Fidel'i yücelten bir zihniyet.
Burada birincisi yapılmıştır ve ABD ağzıyla değerlendirilmiştir. Tabi ki doğru olmayan bu değerlendirmeye karşı çıkacağız. Savunurken Küba aşığı, Fidelist bir tavrımız yoktur. Siyasi olarak da konulara değinmedik. Sadece abartıları eleştirdik ve ABD emperyalizmine karşı duruşlarına saygı duyduğumuzu belirttik.
Buna rağmen Fidel'i "peygamberiniz" diye sunma tavrı çirkindir. Bu tavra "Bush da senin efendin mi?" karşı tavrıyla hareket etmeyeceğim ama daha önce de yazdığım gibi, ABD propagandasından etkilenmenin bir gerçek olduğu ortadadır.
Hangi 100 yıl geride kalmışlık? Nereden çıkarıyorsunuz bunu?
Bu tür somut ve gerçek olmayan iddialarla kimseyi ikna edemezsiniz.
Küba ideal bir ülke değildir, bu ambargo ile olması da mümkün değildir ama ülkemizden de, tüm üçüncü dünya ülkelerinden de ileri durumdadır.
Kıstas aldığınız nedir? Batista yönetimde kalsaydı, devrim olmasaydı daha mı iyi olacaktı sizce?
Yoksa ayakta kalan son sosyalist ülkenin de yıkılmasından rahata erip huzura kavuşacağınızı mı hesaplıyorsunuz?
Bırakın şimdi Kübayı, Kastroyu *RTE'a ve Türkiyeye bakın.
agnostist
20-10-2006, 22:58
valla komunistlere saygım var ama bazen abd yi destekliyorum.
agnostist
20-10-2006, 23:00
abd irticaya karşı bir nimet gibi...
Irticayi hortlatanin
ABD olmadigina emin misin.
*Dunyadan nice imparatorluklar geldi gecti, Amerika gunumuzde, sinirlari belli olmayan bir imparatorluk surduruyor. Bunun devami icin elinden geleni esirgemiyor. O degil miydi,Ossama'yi yetistirip, alkaidayi dunyanin basina bela eden. O degil mi Irak'ta sozde demokrasi adina Saddami 10 bin kisi oldurdu diye hesap sorup, 650 binlerce insanin olumune sebep olan.
* *Bir tek Kuba kaldi basi dimdik duran, o da Castro'nun sayesinde.
* *Milliyetci Kubalilar da biliyor, yarin Castro giderse, Amerikan imparatorluguna katilacaklarini. Istemeseler de malesef gercek bunu gosteriyor.
exclusive
21-10-2006, 02:44
ABD kendisinden başkasına nimet olmaz. Sovyetlere karşı Yeşil Kuşak yapacam diye Afganistan, Pakistan, Irak, İran, Suudi Arabistan, Ürdün ve Türkiye'de en tutucu islamcı grupları destekledi.
Afganistan'da Taliban'ı resmen yoktan yarattı, silah verdi, nasıl kullanılır öğretti, para verdi, nasıl para kazanılır öğretti...
Tesadüf bu ya bizde de aynı dönemde darbe oldu ve bi imam hatip liseleri patlaması yaşandı. Tam da CIA ajanları Afgan çöllerinde mollalara roket atmayı öğretirken bizde de zorunlu din dersi Anayasa'ya girdi.
Evren paşa "Atatürkçülük" maskesi altında islamcılığı yürürlüğe geçirirken İran'da da devrim oldu, şah gitti ve mollalar yönetime geçti.
Sadece 2 yıl sonra İran'da bir hokus pokusla kurulan Hizbullah kısa sürede dünyanın en organize ve tehlikeli terör örgütü haline geldi.
Bütün bunlar Amerika'nın ve yüzyıllardır Arabistanı yöneten Amerikan yalakası Suud ailesinin çabaları sayesinde oldu.
benim eleştirim castro nun 'en iyi'yi ben bilirim,küba halkı için en doğru
olana ben karar veririm' tavrıdır, eski devrimler bu günkü gibi pembe
renkli balonlu çiçekli değildi elbet,batista taraftarlarıda ölmüştür fidel
taraftarlarıda bunu hepimizin kabul etmesi gerekir,fidel bu devrimi
tek başına yapmamıştır,halk ile yapmıştır,o halde halk' ait olanı halka
vermelidir, bu devrimi fidel başlattı diye halk 30 yıl ona katlanmak,
onun kişisel kaprisleri yüzünden tüm dünya tarfından tecrit edilmeyi
haketmiyor, atatürk'ün heykelini yapacağına biraz örnek alsaydı keşke
Fidel Castro'yu açıkçası ben de merak ediyorum. Sosyalist olduğum halde, sosyalist olduğunu iddia eden bir ülkede bir adamın ömür boyu devlet başkanı olmasını anlayamıyorum. Her ne olursa olsun bence de bu bir tür diktatörlüktür. Koca ülkede ülkeyi yönetebilecek başka adam yok mu? Bir tür efsane yaratılmış, bu efsaneye dayanılıyor. Üçüncü dünya ülkelerinin çoğunda olan sorunun bir benzeri bu. Liderleri övmekten demokrasiyi geliştirmeye fırsat kalmıyor.
Romanya beni korkutuyordu. 1965'de iktidara geliyor ve 1989'da idam edilene kadar devlet başkanı. Var mı böyle sosyalist demokrasi yahu. Son seçimlerde yüzde 98 oy aldı, ardından ülkede devrim oldu, karısıyla birlikte idam edildi. Bana göre son derece vatansever insanlardı Çavuşesku'lar. Kendilerinin haklılığına demokrasiye inandıklarından daha fazla inanıyorlardı.
Küba'da neler olacağını da göreceğiz.
spartacus
21-10-2006, 10:33
[quote:ee833b69fb="Sargon"]Kendilerinin haklılığına demokrasiye inandıklarından daha fazla inanıyorlardı.[/quote:ee833b69fb]
Sn sargon, bütün özet burada ve koyu bir şekilde okumak istedim.
Kendilerinin haklılığına demokrasiye inandıklarından daha fazla inanıyorlardı.
sosyalist18
21-10-2006, 11:35
Fidel Castro'yu açıkçası ben de merak ediyorum. Sosyalist olduğum halde, sosyalist olduğunu iddia eden bir ülkede bir adamın ömür boyu devlet başkanı olmasını anlayamıyorum. Her ne olursa olsun bence de bu bir tür diktatörlüktür. Koca ülkede ülkeyi yönetebilecek başka adam yok mu? Sayin sargon,
Mustafa Kemal 4 kez cumhur baskani secildi;Eger yasaydi 5,6 ve hatta 7 bile olurdu.Bu durmda Ataturk diktadormu olur? yoksa;
devrimlerin ve zaferin mimari oldugu icin ulusun ona karsi olan guvenimi olur?
-Elbette; 3; dunya ulkelerinde,emperyalizmin taseron medyasi,aydinlari ve egitim sistemi sosyalizmi karalayacak.Bunun icin sosyalist liderlerin yaptigi vahset hikayeleri anlatilacak.Onlarin dikdatorlugunden bahsedilecek.Kapitlist ulkelere nazaran kisilel ozgurlukleri nasil kisitladigindan bahsedilecek.
-sosyalizmin aclik getirdigini,sefalet getirdigini anlatacaklar.Emperyalizme suc bulmayacaklar Ambargolar icin.
-Fidel'in Emperyalizme karsi onurlu durusunu lekelemek isin camur atacaklar.Diger ulkelerde Fidel'in insanlik disi uygulamalarini anlatacaklar.
Bunlarin anlatilmasi normaldir...
****Kendilerinin haklılığına demokrasiye inandıklarından daha fazla inanıyorlardı****
Bu sizin demokrasi anlayisiniza bagli.
oyleyse;
"İttihat ve Terakkicilerin partisinin kapatilmasi demokratik degidir!" gibi.
"Hic birsey iyi orgutlenmis halktan daha guclu olamaz"
insanların dikda rejim özlemini anlamakta güçlük çekiyorum,şahsen
ben kuba da yaşamak istemezdim,hiç kimse benim adıma ne okuyacağıma
ne izleyeceğime,nasıl düşüneceğime karar veremez,hayatımın sonuna
kadar belkide yunanistanı hiç göremeyeceğim,ama biri çıkıp deseki
''senin yunanistan'a girmen yasak'' hiç gitmeyecek bile olsam yinede
canım sıkılır,tabi türkiye gibi uzak bir yerden martaval atmak kolay,
nede olsa kuba da yaşayan sizler değilsiniz
Sevgili sosyalist,
güzel bir soru sormuşsun. Cumhuriyet tarihimizi önyargısız şekilde okumamız gerekiyor. Atatürk'ün yaşadığı dönemde iki defa CHP dışında parti kurma deneyimi oluyor. Kurulur kurulmaz da hızla büyüyorlar. Birincisi devlet tarafından ikincisi kurucusu Fethi Okyar'ın kendisi tarafından kapatılıyor. Bu konuları tartıştıktan sonra sonuçlara varmak daha doğru olur.
Atatürk konusu hassas ve açıldığı zaman konunun direk oraya döneceğine eminim. Yöntem olarak şunu öneriyorum. Tartışmamızın gerilimini azaltmak açısından. Atatürk konusunu şimdilik bu başlıkta bir tarafa koyalım. Onu istisna kabul edelim. İstersen ayrı bir başlık aç bunun için. Bana dünya tarihinden başka bir yada birkaç lider örneği ver. Yani ömür boyu devlet başkanı olsun ve bizim de diktatörlüğü konusunda ciddi şüphelerimiz olmasın. Böyle örnekler bulur ve buna makul bir açıklama da yapabilirsek dediğin gibi ömür boyu iktidarda kalmayı bir diktatörlük özelliği olarak kabul etmem ben de.
Emperyalizmin propagandası ile ilgili olarak söylediklerinden kendi adıma üstüme alınmıyorum. Tersini düşünmeye çalışırım hep. Castro ile yada yukarda Çavuşesku'larla ilgli düşüncelerim de emperyalist medyanın yaklaşımından farklı bir açıdan söylenmiş şeylerdi dikkat ettiysen.
sosyalist18
21-10-2006, 18:26
sn sargon Ataturk konusunda ayri bir topic acmaya gerek yok,cunku ataturk hakkinda hemfikir oldugumuza eminim.Ama neden ataturk bir istisna?
Emperyalizmin propagandasi konusunda size soylemedim,uzerinize alinmamaniz dogrudur.
_fidel'in dikdator olup olmadigini,koltukta oturdugu sureye bakarak soylemek yanlis olmazmi sayin sargon?
sinifsiz bir toplum yaratma mucadelesi.Ucretsiz egitim ve egitimde esitlik.Ucretsiz saglik hizmetleri...
Ambargolara ragmen sayilabilecek birsuru imkan...
Sosyalist oldugunuzu soylediniz,
bireysel ozgurlukleri deemokrasi gibi algilamadiginizi varsayarak;
Emperyalizme karsi mucadelenin ne kadar cetin yollardan gectigini biliyorsunuzdur.Buna liderlik etmeninde...
Sanki kuba da sosyalist partiden gurul gurul lider adaylari var,halk bunlari bunlari basta gormek istiyor,ama diktator fidel buna izin vermiyor gibi bir gorunum olusuyor.
fidel bir sosyalist ve elbetteki karsi mucadelenin filizlenmesine izin vermeyecektir,buna anti_demokrasi diyebilirsiniz.
Küba devrimi başlıbaşına bir efsanedir zaten. Ama gerçeğe en yakın efsanelerden. Böyle bir devrimin eşi benzeri yoktur ve olacağını da sanmıyorum. Küba devrimi bir istisnadır. Bir kısım devrimciler ise onu öncü devrim olarak gördüler ve benzer devrimlerin diğer ülkelerde de uygulanabileceğini düşündüler ama olmadı, olamazdı. Çünkü bir Fidel Castro + Ernesto Che Guavera farkı vardı.
Che kalsaydı Küba elbette daha farklı olurdu. Ama Troçki benzeri gelişmeler de olabilirdi.
Marksist-Leninist sosyalizm proleterya diktatörlüğünü zorunlu görür. Bu teori, birçok sosyalist lidere ölene kadar koltuklarına sahip olma olanağı yaratmıştır. Halbuki, liderin diktatörlüğü değil sosyalizmin sürecini tamamlaması açısından dikta öngörülmüştür. Halkın sevgi ve sadakati ne kadar yüksek olursa olsun, halkçı-devrimci bir lider görevini devredeceği zamanı aşmamalıdır. Fidel gibi. Üstelik de mümkünse yerine oğlu, kardeşi vs. geçmemelidir. Kapitalizme, emperyalizme ve onun işbirlikçilerine karşı demokratik olunmasa da, sosyalizm kendi içinde, kendi halkına karşı demokrasiyi uygulamalıdır.
Küba dünyadaki yegane sosyalist ülke olarak görülse de yalnız değildir ve ABD bunun farkındadır. Emperyalizmin karşısında son yıllarda islam ülkelerinin direnci öne çıksa da ABD için en zorlu güç "Bağlantısızlar Hareketi" dir. Küba'nın önderliğinde başlayan bu hareket bugün 118 ülkenin birliğine ulaşmıştır. İlk toplantısını Küba'da yapan hareketin geçtiğimiz Eylül ayında bu yılın toplantısı yine Küba'da yapıldı. Birliğin amacı, "üye ülkelerin milli bağımsızlığını, egemenliğini, toprak bütünlüğünü ve güvenliğini, sömürgecilikten, emperyalizmden, ırkçılıktan, ve her türlü dış baskı, istila, işgal ve dış müdahaleden" korumaktır.
Üye ülkeler dünya nüfusunun %55'ini, BM üyelerinin 2/3'ünü oluşturur.
Küba devrimiyle öncü olamasa da Emperyalizme karşı bayrağı elinde tutmakta ve ezilen halkalara öncü olmaktadır.
sosyalist18
21-10-2006, 19:48
...sosyalizm kendi içinde, kendi halkına karşı demokrasiyi uygulamalıdırSayin panteidar;fidel kendi halkina karsi dikdatormudur?
Dikdatorluk nedir?
Proleterya dikdatorlugu nedir?
beni biraz aydinlatirmisiniz.
Kuba'da dikkatimi ceken baska birsey de, hertarafta, Castro'nun degil, Che'nin resimleri ve heykellerinin olusu. Ayrica, dininde serbest birakmis isteyeni, % 50 den fazlasi hala katolik hristiyan diye biliyorum. Kendine oz bir
diktatorluk gibi, yani, asil tarife uymuyor.
Sevgili Sosyalist;
Ben Fidel'i bir diktatör olarak görmüyorum. Hele hele kanlı diktatör olarak hiç değil.
Ancak diktatör gibi görünmesine sebep olan uzun iktidarını hastalandığında kardeşine devretmesi bu imajı pekiştirmektedir.
Sosyalist ülkeler maalesef vizyonlarına gereken önemi yeterince veremediler. Yine de içlerinde en iyisi Küba'dır.
Bir sınıfın, bir zümrenin tüm toplum üzerinde egemen olup kendi buyruklarını alternatif tanımadan uygulaması ve iktidarını zor yoluyla sürdürmesi diktatörlüktür.
Bu monarşik olabilir, oligarşik olabilir, faşist ya da askeri diktatörlük olabilir.
Demokrasi adı altında da dikta uygulanabilir.
Proleteya diktatörlüğü ise, ezilen ve sömürülen emekçi sınıfının iktidarı ele geçirmesiyle kendi egemenliğini oluşturup bunu korumasıdır.
Ancak birçok sosyalist ülkede bunun zamanla bürokratik diktatörlüğe dönüştüğünü gördük. Bu durum halkın hoşnutsuzluğuna ve huzursuzluğuna neden olmuş ve karşı devrimin elini güçlendirmiştir.
Küba'da da bürokratik diktatörlük var mıdır? sorusunun yanıtı ise devlet mülkiyetinin olduğu tüm rejimlerde bürokrasi kaçınılmazdır. Ne yazık ki Küba 'da da bürokrasi hakimdir. İçiçe geçmiş ulusalcı sosyalizm ve devlet bürokrasisi rejiminin başındaki Fidel'den sonra Küba'nın akıbetinin ne olacağı ise belirsizdir. Çöküş olasılığı sosyalistler arasında dahi kuvvetle muhtemel görülmektedir. Çünkü sistem gücünü büyük ölçüde liderinden almaktadır.
geçmişde tek başlı sosyalist ülkeler dışardan bakılnca demir gibi sağlam
dururdu,o sağlam kale'ler domino taşları gibi tek bir taşın düşmesiyle
yerle bir oldular,hepimiz buna şahit olduk,bizler demokrasi'yi beceremediğmiz için kendimize küsüp çareyi bu tür yönetimlerde arıyoruz,
elbette sosyal devlet bireylerinin haklarını korumalı,elbette sağlık sistemi doğru olmalı,elbette eğitim seviyesi yüksek olmalı,ama bunu demokrasiyle değilde çareyi bu tür yönetimlerde aramak yanlıştır bana göre.
bu ülkede demokrasinin çatısı altında soygun düzenini kuran adnan menderese kızıp dikdatör castro nun kübasına özenmek,demokrasiyi
anlamamaktır,hata adnan menderes'te değil bizdedir,biz beceremiyoruz.
konuşmayacagım
* * * konuşmayacagım
* * * konuşmayacagım
* * * yoksa siyasete girecek
* * * sakin ol dilaver
* * * sakin
* * * sakin
* * *saygılarımla * [/b]
deli_cevat
21-10-2006, 21:59
evet fidel de che gibi eli kanlı bir katildir ama soru şu olmalıdır fidel ve che kimleri katletmiştir halkın düşmanlarını katletmiştir amerikan emperyalistlerini vatana ihanet edenleri ama bu açıdan bakarsak bizlerde katiliz hepimiz hayatımızda bi kere sinek öldürmüşüzdür
burda nazım ustanın güzel bi şiirini yazmak istiyorum
Fidel'in sözleri gibi bereketli topraklarda şekerkamışı hızıyla fışkırıp
yeşerip ballanan umutların eli
1961'de Küba'da çok renkli çok serin ağaçlar gibi evler ve çok rahat evler
gibi ağaçlar diken ellerden biri
çelik dökmeğe hazırlanan ellerden biri
mitralyözü türküleştiren türküleri mitralyözleştiren el
yalansız hürriyetin eli
Fidel'in sıktığı el
ozgur_beyin
21-10-2006, 22:08
şimdi olumlu olumsuz yazılanların hepsinin doğru olduğunu *varsayalım özgür seçim *varmı? *yok o zaman bunun anlamı şudur ya *fidel *halkına güvenmiyor yada bu işi bu işi bendendaha iyibilen bir kübalı yok diyor başka bir izahı varsa beni lütfen aydınlatsın.
Sosyalizmin telaffuzundan bile rahatsızsınız degil mi
* * * *O kadar kinlisiniz emekçilere
* * * *Onun göstermelik de olsa kalesi addedilen bir ülkenin kazanımlarını reddediyorsunuz.
* * * *Egitim parasız,saglık parasız insan olmak için para harcanmıyor.Pahallı kurslar gerekmiyor çocuklarımıza.Çünkü kar yok.
* * * *İşte öz bu Kar yoki
* * * * Kar yok
* * * * Kar yok
* * * * devam edin devran sizin ABD patronunuzun gücüyle
* * * * Kar yok
* * * * Kar yok
* * * * Kar yok
* * * * saygılarımla
Seçme, seçilme ve Devlet yönetiminde görev alabilme hakkı, Küba'da 16 yaşın üstündeki kadın-erkek her vatandaşın sahip olduğu bir haktır.
29 Ekim 1992 tarihli Seçim Yasası, Ulusal Parlamento'ya seçilecek milletvekillerinin vatandaşların özgür, doğrudan ve gizli bir oylamasıyla seçilmesini zorunlu kılar. Bununla beraber, Eyalet Meclisleri ve Ulusal Parlamento'ya seçilecek üye adaylarını teklif etme sorumluluğu; üyelerinin Adaylık Komisyonlarını oluşturduğu,Sendika temsilcilerinin başkanlık ettiği ve Ulusal Küçük Çiftçiler Birliği (özel ve kooperatif kuruluşları), öğrenci federasyonları, Devrimi Savunma Komitesi ve Kübalı Kadınlar Federasyonu'nun oluşturduğu kitle örgütlerinin ellerindedir.
Eyalet Meclisleri ve Ulusal Parlamento'ya seçilecek vekil adayları, belediye düzeyinde seçilmiş temsilciler arasından seçilir ve seçim bölgeleri, Belediye Meclisleri'nin onayına sunulur. Bu yerel yönetim birimleri, kendi bölgelerinden eyalet ve ulusal yönetim birimlerine seçilecek adaylar hususunda son kararı alırlar. Belediye Meclisleri temsilcilerinin seçimi, halkın kendi temsilcilerini seçme hakkını kullandığı halk toplantılarında yapılmaktadır.
Bütün bunlar demokratik sistemin özellikleri ise de sonuçta tek partili demokrasidir.
Peki ABD'deki gibi iki parti ( diğerleri yok gibidir) olunca daha mı demokratik olmuş oluyor? Hayır. Ya Türkiye'deki gibi 20-30 parti olunca?
Kaçımız liderinin ya da üst düzey birkaç kişinin haricindekileri tanıyoruz? Tüzüğünü, ilkelerini dahi okumadan, bilmeden oy kullanıyoruz. Bölgemizin milletvekili adaylarını dahi belirleme ve tanıma şansımız yok. Bırakın ülkeyi.
Buna rağmen çok partili demokrasinin özgürlüğü bir güven verir insana..
exclusive
21-10-2006, 23:53
Fidel gittikten ve sosyalizm yerini demokrasiye bıraktıktan sonra Küba'da nasıl bi değişim olur sizce?
Ben bikaç değişim tahmininde bulunayım...
1- Halk muazzam bir özgürlükle tanışır, yani 5 yılda bir oy verme özgürlüğüyle... 5 yılda bir oyunu veren halk, kendini karanlık bir hücreden çıkmış da gökyüzünde kanatlanıp uçuyormuş gibi hür hisseder. Tabi 5 yılda bir oy vermemek yasaktır, ancak böylesine muhteşem, olağanüstü bir özgürlüğün yanında bu kadar ufak bir yasağın ne önemi olur ki...
2- Hokkabazın teki herkese 2 anahtar vaadedip iktidara gelir.
3- Küba'nın gelişmemiş ülkelere yaptığı sağlık yardımları maliye bakanı tarafından kesilir.
4- Küba devleti ithal ilaç almaya başlar. İlaçları hokkabazın amcaoğlu ithal eder. Yerli ilaçlardan çok daha pahalı olan en gereksiz ilaçla devletin bütün ecza depoları doldurulur.
5- Parası olmayan tedavi olamaz, eğitim göremez..
6- Bir devlet için en faydalı iş olan, hatta aksini düşünenlerin vatan haini sayılması gereken "özelleştirme" nihayet Küba'ya da ulaşır. Hokkabazın tüm akraba ve dostları, son derece vatansever duygularla, devlet mallarını satın almak için sıraya girer. Bu kişilere ait basın, televizyonlar vs. sabah akşam özelleştirmenin olağanüstü faydalarını anlatırlar.
7- Dört tarafı denizlerle çevrili olan ada ülkenin dört bir yanını yüzme ve süs havuzlarıyla donatmak için ihale üstüne ihale açılır. Bu ulvi görevde hokkabazın tanıdıklarına büyük rol düşer. Küba milyar dolarlık süs havuzlarıyla adeta çağ atlar.
8- IMF ve Dünya Bankası'nın teklif edeceği bütün borçlar kabul edilir. İç-dış ayrımı yapmadan alınabildiği kadar borç alınması için tüm hükümet seferber olur.
9- Bir grup şanslı kübalı spor araba ve lüks tekne kolleksiyonu yapmaya başlar. Bunların çocukları yurt dışında, en pahalı üniversitelerde okur. Küba'ya gelecekleri zaman özel jetleriyle gelirler.
10- Bir anda Küba dükkanları Alaman çukulataları, Gucci el çantaları ve Prada ayakkabılarla dolar. Halk özgürlük denen şeyin ne kadar trendy ve cool bi hadise olduğunu daha iyi anlar.
11- Amerika Küba'da askeri üs kurar ve bu üsse yüzlerce nükleer silah konuşlandırır.
12- 2000 Küba askerleri Lübnan'a süs havuzu yapmaya gönderilir. Giderken yanlarında götürdükleri silah ve cephaneyle nasıl süs havuzu yapacaklarını kimse merak etmez. Birileri çıkıp "Küba'nın tek ithal ürünü askeridir" der.
13- Ülkede faili meçhuller başlar, devlet, mafyayla iş birliği yapmanın ne kadar demokratik bir uygulama olacağını keşfeder, rüşvetsiz iş görülmez, parasını verenin özgürlüğünü kimse kısıtlayamaz, kanunlar bile. Derin devlet adam öldürüp uyuşturucu satarak özgür Küba'ya daha da bi özgürlük katar...
14- Özgürlükler ülkesi Küba'da yıllar sonra ilk defa bir insan yiyecek yemek bulamadığı için hayatını kaybeder.
15- Ben saymaktan yoruldum. Sizin de anlayacağınız gibi Küba muhteşem bi ülke olur. Halk özgürlüğün tadını doya doya çıkarır, "bunca zaman aklımız nerdeymiş, alacağın olsun Fidel, bizi yıllarca Calvin Klein marka don giymekten mahrum bırakmışsın" der, geç de olsa gelen özgürlüğe şükrederler.
16- Saymaktan yorulmuştum ama bunu da eklemem lazım. Kübalılar işsiz kalır, gençler geleceğe umutla bakamaz, üretime dahil olamaz... Hiç bi Kübalı, nasıl oluyor da kimse bi mok üretmezken herkes deli gibi tüketebiliyor anlayamaz. 50 yıl geçer, gene de anlayamazlar. 100 yıl geçer, gene bile anlayamazlar, zira bu işin sırrı bikaç yüzyıl sonra, iş işten geçtikten çoook sonra anlaşılacaktır.
Exclusive,
ben geleceği öngörme açısından hiç iyi değilimdir. Ama Küba'da Castro'dan sonra demokrasinin falan değil bir anarşinin geleceğini düşünüyorum. Sosyalist ülkelerin çöküşlerinde yaşandığı gibi bir anarşi yaşanır sanırım. ABD'nin birkaç borsa ve banka operasyonu ile enflasyon yüzde 1000'lerin üstüne de çıkabilir. Ya da tersinden rejimi aynen sürdürmek isteyenler darbe gibi bir şeyle Kuzey Kore benzeri tümüyle dünyaya kapalı bir yönetim üretebilirler.
Emperyalizmin dünyada bu ölçüde büyük bir hakimiyet kurduğu bir dönemde başka birşey olabileceğini düşünmüyorum doğrusu.
Demokrasi bence bir sürekliliktir. Yani kapitalist sistemde de, sosyalist sistemde de demokrasiden sözedilebilir. Toplumun demokratik yöntemlerle tanışması, bunlara alışması ve kullanması ile gelişebilen birşey. Yüzlerce yıl katı diktatörlükler altında yaşamış bir ülkede kim gelirse gelsin bir anda günlük gülistanlık bir demokrasi cenneti kuramaz elbette. Çarlık rejiminin ardından sosyalizme geçen Rusya buna bir örnek. Lenin kısa yaşadı zaten. Stalin ölene kadar iktidardaydı. Kruşçev geldi. O da hastalığı yüzünden bırakmak zorunda kalmasa, o da ölene kadar iktidarda kalırdı.
Asıl sorun şu ki, demokrasinin en basit birkaç niteliği sayılabilecek özgürce seçme seçilme hakkı, ifade özgürlüğü, siyasi partiler gibi şeyler sosyalist ülkelerde hemem hemen tamamen hiçe sayılmış. Kübada ne kadar uygulandığını bilmiyorum, ama tek partili sistem ise eğer baştan kaybetti. Parti sınıf esasına göre kurulurmuş. Tamam kardeşim ben de aynı sınıfı savunuyorum, başka parti kuramayacak mıyım yani? Her sınıfın bir tek partisi olacağı kuralını kim koymuş. Türkiye'de tek parti döneminde CHP il başkanları aynı zamanda vali idiler. Tek parti olması böyle kolaylıklar getiriyor galiba. Ama demokrasi getirmediği açık.
Bir başka dikkat çekmek istediğim nokta da şu. Sosyal devlet ile sosyalizm fazlaca birbirine karıştırılıyor. Parasız eğitim, parasız sağlık hizmeti falan sosyalizm değildir. Böyle şeyler sosyalizmin güçlenmesi karşısında bir önlem olarak 50 yıldan beri Avrupa'da (sanırım Kanda ve Avustralya'da da) uygulanıyor, hem de sosyalist ülkelerdekinden çok daha ileri bir düzeyde şu anda.
Sende falcilik da varmis helal olsun sana Exclusive. Bu saydiklarini, asagi yukari aynilarini milliyetci bir Kubalidan da dinledim. Urkutucu ama kacinilmaz bir gercek oldugunu o da kabul ediyordu. Tabi ayni gercegi, zannediyorum Castro da biliyor. Elinden geldigince uzatmaya cabaliyor gelecek mutlulugu. Bu da bazilarinin gozunde onu kahraman , bazilarinda da diktator yapiyor.
* Kanada, Amerika'ya kulak asmadan devam ediyor iliskilerine, hatta Kuba.ya ilac sanayiini baslatan, eger yanlis bilmiyorsam Kanadalilar. Pierre Eliot Trudeau, Castro'nun en yakin dostlarindan biriydi, ailece gorusurlerdi. Cenazesine gelenlerden biri de Casto idi. O da Amerika'ya kafa tutan liderlerden biriydi. Yalniz Kanada'nin degil, dunyanin saygisini kazanmis bir liderdi Trudeau. Kanada'ya biraz da ondan dolayi isindim, karli soguk gunlerine alistim.
Irticayi hortlatanin
ABD olmadigina emin misin.
Evet irtica, ortadoğu petrollerinin daha kolay kontrolu için Amerika tarafından destekleniyor. Bir başka örnek daha Fetullah Gülen nerde yaşıyor. İkiz kuleleri vuran kim. Amerika hem perhiz yapıp hemde lahana turşusu yiyo. Aferim adamlara. Menfaatleri için her şeyi yapıyorlar.
Amerikalinin gozunde,Kanada komunisttir.
O kadar cahil bir halk ki amerikan halki, Kanada sokaklarinda beyaz ayilarin dolastigini zanneder.
Sozun kisasi ,Kuba'yi. yakinindaki diger ulkelerle kiyaslarsaniz, onlardan cok daha gelismis bir durumdadir.Bunda da Fidel Castro'nun rolu oldugunu kimse inkar edemez.
Sargon'un yazısından alıntı;
Bir başka dikkat çekmek istediğim nokta da şu. Sosyal devlet ile sosyalizm fazlaca birbirine karıştırılıyor. Parasız eğitim, parasız sağlık hizmeti falan sosyalizm değildir. Böyle şeyler sosyalizmin güçlenmesi karşısında bir önlem olarak 50 yıldan beri Avrupa'da (sanırım Kanda ve Avustralya'da da) uygulanıyor, hem de sosyalist ülkelerdekinden çok daha ileri bir düzeyde şu anda.
Bu kısım bence önemli idi. İnsanların yaşam standartlarının yükseltilmesine neden olduğu için, sosyalizm'in yararı gözardı edilemez. Sosyalist ya da komünist bir sistem kurmadan, ama var olan ilkel kapitalist sistemi değiştirip, dönüştürerek Avrupa ülkeleri yurttaşları için daha iyi bir yaşam kurmayı başarabilmişler. Bireylerin istediklerinde a p t a l l ı k(?) yapabilme seçeneklerini-haklarını da ellerinden almadan sağlayabilmişler bunu.
Bu tartışmaları yaparken, yaşamak istediğiniz ülke neresi diye de düşünüyor musunuz? Benim yaşamak istediğim yer, Avrupa ülkeleri ve bunu söylerken bir sıkıntı da yaşamıyorum.
Fidel gittikten ve sosyalizm yerini demokrasiye bıraktıktan sonra Küba'da nasıl bi değişim olur sizce?
Ben bikaç değişim tahmininde bulunayım...
1- Halk muazzam bir özgürlükle tanışır, yani 5 yılda bir oy verme özgürlüğüyle... 5 yılda bir oyunu veren halk, kendini karanlık bir hücreden çıkmış da gökyüzünde kanatlanıp uçuyormuş gibi hür hisseder. Tabi 5 yılda bir oy vermemek yasaktır, ancak böylesine muhteşem, olağanüstü bir özgürlüğün yanında bu kadar ufak bir yasağın ne önemi olur ki...
2- Hokkabazın teki herkese 2 anahtar vaadedip iktidara gelir.
3- Küba'nın gelişmemiş ülkelere yaptığı sağlık yardımları maliye bakanı tarafından kesilir.
4- Küba devleti ithal ilaç almaya başlar. İlaçları hokkabazın amcaoğlu ithal eder. Yerli ilaçlardan çok daha pahalı olan en gereksiz ilaçla devletin bütün ecza depoları doldurulur.
5- Parası olmayan tedavi olamaz, eğitim göremez..
6- Bir devlet için en faydalı iş olan, hatta aksini düşünenlerin vatan haini sayılması gereken "özelleştirme" nihayet Küba'ya da ulaşır. Hokkabazın tüm akraba ve dostları, son derece vatansever duygularla, devlet mallarını satın almak için sıraya girer. Bu kişilere ait basın, televizyonlar vs. sabah akşam özelleştirmenin olağanüstü faydalarını anlatırlar.
7- Dört tarafı denizlerle çevrili olan ada ülkenin dört bir yanını yüzme ve süs havuzlarıyla donatmak için ihale üstüne ihale açılır. Bu ulvi görevde hokkabazın tanıdıklarına büyük rol düşer. Küba milyar dolarlık süs havuzlarıyla adeta çağ atlar.
8- IMF ve Dünya Bankası'nın teklif edeceği bütün borçlar kabul edilir. İç-dış ayrımı yapmadan alınabildiği kadar borç alınması için tüm hükümet seferber olur.
9- Bir grup şanslı kübalı spor araba ve lüks tekne kolleksiyonu yapmaya başlar. Bunların çocukları yurt dışında, en pahalı üniversitelerde okur. Küba'ya gelecekleri zaman özel jetleriyle gelirler.
10- Bir anda Küba dükkanları Alaman çukulataları, Gucci el çantaları ve Prada ayakkabılarla dolar. Halk özgürlük denen şeyin ne kadar trendy ve cool bi hadise olduğunu daha iyi anlar.
11- Amerika Küba'da askeri üs kurar ve bu üsse yüzlerce nükleer silah konuşlandırır.
12- 2000 Küba askerleri Lübnan'a süs havuzu yapmaya gönderilir. Giderken yanlarında götürdükleri silah ve cephaneyle nasıl süs havuzu yapacaklarını kimse merak etmez. Birileri çıkıp "Küba'nın tek ithal ürünü askeridir" der.
13- Ülkede faili meçhuller başlar, devlet, mafyayla iş birliği yapmanın ne kadar demokratik bir uygulama olacağını keşfeder, rüşvetsiz iş görülmez, parasını verenin özgürlüğünü kimse kısıtlayamaz, kanunlar bile. Derin devlet adam öldürüp uyuşturucu satarak özgür Küba'ya daha da bi özgürlük katar...
14- Özgürlükler ülkesi Küba'da yıllar sonra ilk defa bir insan yiyecek yemek bulamadığı için hayatını kaybeder.
15- Ben saymaktan yoruldum. Sizin de anlayacağınız gibi Küba muhteşem bi ülke olur. Halk özgürlüğün tadını doya doya çıkarır, "bunca zaman aklımız nerdeymiş, alacağın olsun Fidel, bizi yıllarca Calvin Klein marka don giymekten mahrum bırakmışsın" der, geç de olsa gelen özgürlüğe şükrederler.
16- Saymaktan yorulmuştum ama bunu da eklemem lazım. Kübalılar işsiz kalır, gençler geleceğe umutla bakamaz, üretime dahil olamaz... Hiç bi Kübalı, nasıl oluyor da kimse bi mok üretmezken herkes deli gibi tüketebiliyor anlayamaz. 50 yıl geçer, gene de anlayamazlar. 100 yıl geçer, gene bile anlayamazlar, zira bu işin sırrı bikaç yüzyıl sonra, iş işten geçtikten çoook sonra anlaşılacaktır.
ex sizin *çizdiğiniz tablo islam ülkeleri,mesela bir norveç, isveç,belçika,isviçre,danimarka,fransa,almanya,izl anda,irlanda,ingiltere,için ayni şeyleri söyleyebilirmiyiz
exclusive
24-10-2006, 20:28
Gandalf, İsveç bugün dünyada eşi benzeri bulunmayan bir örnektir. En gizlilik gerektiren askeri kışlasından, devletin tüm kurumlarına kadar sivil halkın denetimi altındadır. Şeffaf yönetim, ombudsman, yönetişim vs. gibi kavramların ana vatanıdır.
İsveç gibi, halkı bilinçli ve eğitimli, insan haklarının en geniş şekilde tanımlandığı, araştırma ve geliştirme çalışmalarında dünya birincisi bir ülkenin, sonuçta bize ya da Amerika'nın vahşi kapitalizm dönemindeki haline benzeyeceği bir gerileme dönemine, bir kaos dönemine girmesi kolay kolay beklenecek bişey değil.
Bunu İsveç gibi bir ülkeden beklemeyiz ama bu gerileme Küba gibi bir ülkede, hele ki rejim değişikliği gibi başlı başına kaos sebebi olabilecek bir dönemde elbette kaçınılmaz olacaktır.
Küba, halkın eğitim seviyesi bakımından çok ileri bir ülke. Bizden ya da Amerika'dan daha iyi bir konumda ama bir rejim değişikliğinden sonra gerileyeceğine adım gibi eminim. Bugün medenileşmiş ülkelerin başında gelen İsveç bile Küba için öngördüğümüz değişimi yaşayacak olsa ciddi biçimde geriler ve liderliği kaybeder ve bence tekrar bu liderlik koltuğuna oturabilmesi de kolay kolay mümkün olmaz.
Gandalf ben Küba da Fidel Castro öldükten sonra bir değişim yaşansa sonucu böyle olur ve Küba halkı için herşey eskisinden çok daha kötü bir hal alır diye tahmin ediyorum. Sence daha mı güzel olur? Küba gelişmemiş ülkelere yardım yapmaya devam edebilir mi? Serbest Piyasa ekonomisiyle dönen bir ülke 9000 Afrikalı gence, okusunlar da Afrika halklarına yararlı insanlar olsunlar diye burs verir mi?
Bence dünya insanlarının yararına olan bu harcamaların tümüne sokağa atılan para gözüyle bakılmaya başlanır. O kadar parayla Afrika da üniversite yaptıracağımıza Amerika'dan bikaç savaş uçağı alalım denir.
cevahir_06
23-11-2006, 17:09
[Cevahir lütfen kullandığımız kelimeleri dikkatlice seçelim. -ex]
"Süper-Devrimciler" -Fidel Castro
* * * *Küba ile ilgili olarak aralarında eski Sovyet ülkelerinin, Çin HalkCumhuriyeti'nin ve başka bazı ülkelerinki dahil belli başlı basınajanslarında yayımlanan görüşleri her gün dikkatle okurum. LatinAmerika basınından, İspanya'dan ve Avrupa'nın geri kalanından gelenhaberler de bana ulaşır.1930'lardakine benzer uzun süreli birdurgunluk korkusuyla yüz yüze bulunduğumuz ugünlerde genel tablo gitgide belirsizleşiyor. 22 Temmuz 1944'te Bretton Woods Anlaşması'ylaABD en büyük askeri güç olmak sıfatıyla uluslararası mübadele aracıolarak dolar basma ayrıcalığını elde etti. Savaştan zarar görmemişekonomisi sayesinde bu ülke savaştan sonra 1945'ta dünya altınrezervlerinin yüzde 70'ini elinde tutuyordu.(Dönemin ABD Başkanı)Nixon, 15 Ağustos 1971'de basılan her doların altın karşılığıbulunması demek olan altın standardını tek yanlı bir kararla kaldırdı.ABD'nin elde kalan altın rezervinin 20 katından fazlasına mal olanVietnam kıyımını böyle finanse etti.
* * *O zamandan beri, ABD ekonomisidoğal kaynaklar ve dünyanın geri kalanının tasarruflarıyla ayaktatutuldu. En gelişmiş ülkeler tarafından, küçük bir zengin azınlığın lüks veisrafına karşılık nüfusun ezici çoğunluğunun yoksul olduğu ülkelereöğütlenip uygulatılan yatırım ve tüketime dayalı sürekli büyümeteorisi sadece aşağılayıcı olmakla kalmayıp yıkıcıdır da. Olaylarınarkasındaki tarihin farkında olan çok az kişi olsa da, halklarınbüyüyen isyanının nedeni bu çapul ve onun felaketli sonuçlarıdır.
* * *En yetkin ve gelişmiş zekalar, doğal kaynaklar listesine katılmış vekendilerine biçilen fiyatlarla dünya mal ve hizmetler pazarındayerlerini almıştır. Peki şu sözde aşırı solun süper-devrimcilerine ne oluyor? Bir kısmıgerçekçilikten yoksun, diğer bir kısmı tatlı hayaller kurmaktan zevkalıyor. Hayalcilikten çok uzak olan geri kalanları ise konununuzmanları; ne dediklerini ve bunları neden dediklerini çok iyibiliyorlar. Kaçınılması gereken çok iyi kurulmuş bir tuzaktır bu.Sanki bize bir lütufta bulunuyormuş gibi, kaydettiğimiz başarılarıteslim ediyorlar. Yoksa olup bitenlerle ilgili yeterince haberdardeğiller mi?.
* * Sorun bu değil ve sizi temin ederim ne olup bittiğiniçok iyi biliyorlar. Kimi durumlarda, Küba'ya duyduklarını iddiaettikleri dostluk adına, Küba kıyılarından sadece 90 mil uzaktakiemperyal komşumuzdan hiçbir itiraz görmeksizin uluslararasıtoplantılara katılma fırsatı elde ediyor ve gerek Küba'da gerekyurtdışında pek çok insanla istedikleri gibi haberleşiyorlar.
* * Peki, Devrime ne tavsiye ediyorlar? Öğütledikleri som zehirden,neoliberal mavalların en tipik formüllerinden başka bir şey değil.Sanki, ülkemiz kuşatma altında değil, sanki kuşatma bizimuydurmamızmış gibi. ("Süper-devrimciler") Devrimin en muazzam başarısını, halkınyeteneklerini yoğun bir şekilde yeşerten eğitim alanındaki eseriniküçümsüyorlar. Onlar, halkın bir kısmının basit ve kaba işleri yapmayadevam etmesini salık veriyorlar. Bilimsel yatırımların sonuçlarınıküçümserken maliyetini abartıyorlar. Daha da kötüsü: Küba'nın dünyayasağladığı sağlık bakım hizmetinin değerini görmezden geliyorlar. Ki buhizmet, Devrimin mütevazı kaynaklarıyla fiilen, emperyalizmindayattığı sağlık sisteminin insani yetersizliğini gözler önünesermiştir.
* * Bunlar, yıkıcı yatırımları tavsiye ediyor. Eğer konutsektöründeki yabancı yatırımlar zamanında durdurulmasaydı, Küba'da yada Küba dışında ikamet eden yabancıların daha önce satın aldıklarıkonutlardan gelen para dışında başka hiçbir kaynaktan finanseedilmeyen on binlerce konut yapılmış olacaktı. Üstelik bir de bunlar,üretici şirketleri teşvik etmek için çıkarılan yasadan yararlananortak yatırımlardı. Parayı bastıran düdüğü çalacak, bu evlerin kimbilir kimlerden oluşacak sakinlerinin ya da müşterilerinin altyapıhizmetlerini de ülke kaynaklarıyla biz karşılamak zorunda kalacaktık.Bu konutların pek çoğu da düşman istihbarat servisleri ya daişbirlikçilerince satın alınabilirdi. Çok zaruri piyasaları kontrol ettiklerinden (yabancı sermayeyle) bazıortak yatırımlara ihtiyacımız var. Ama ülkenin para selindeboğulmasına izin vermemiz ve egemenliğimizi satmamız beklenemez.
* * Bu tür reçeteler tavsiye eden süper-devrimciler, mesela arıtıldığındaçevreye zarar vermeksizin elektrik üretmek için paha biçilemez birkaynak olan ve her yıl yüz milyonlarca dolar gelir sağlayan doğalgazgibi, ekonomi için gerçekten belirleyici önemdeki başka kaynaklarıgörmezden geliyorlar. Küba'da yürütülmekte olan ve tüm dünya içinhayati ve tayin edici bir önem taşıyan Enerji Devrimi hakkında tek lafetmiyorlar. Daha da ileri gidip, Küba'ya ABD, Batı Avrupa ve diğergelişmiş ülkelerin otomobillerinin tükettiği yakıtın yüksek maliyetinikarşılamak için biodizel üretiminde kullanılmak üzere şeker kamışıüretimini artırmasını öğütlüyorlar.
* * *Şeker kamışının Küba'dayetiştirilmesinin işçilerin köle gibi çalıştırılmasınıhatırlamıyorlar. (Gıda üretiminde kullanılan kaynakların enerjiüretimine kaydırılmasıyla) Gıda maddelerinin fiyatlarının ikiye üçekatlanması pahasına insanların bencil içgüdüleri körükleniyor. Ortaya koyduğumuz devrimci emeği benden daha eleştirel bir gözledeğerlendiren başka kimse olamaz, ama benim imparatorlukların en kötüsünden inayet ya da bağışlama umduğumu asla göremeyecekler.
Granma, 3 Eylül 2007
Küba Egitiminden bazı rakamlar :
* Bu sene orta okul seviyesinde siniftaki ortalama ogrenci sayisi kentte 18.6 ve kirsal alanda 10.4. Lise seviyesinde ise, ulke capinda her 15 ogrenciye bir ogretmen dusuyor.
* * Latin Amerika'da sadece lise mezunlarinin %29'u universiteye giderken Kuba'da sayi %69.9'a ulasmış .
* *Butun egitim duzeylerindeki her bir ogrencinin, her ders icin kendi kitabina sahip, *yirmi dort milyon kitap ucretsiz olarak dagitilmış.
* * Fakir bir ülke ve her taraftan da kıskaç altında yaşamasına izin verilmemeye çalışılıyor. Ama sistemin egitim gerçekleri bunlar. Bir de bunu diger ülkelerle kıyas edin ve neden diye sorun. Türkiye Cumhuriyetinin tarihi de birikimi de Küba dan çok çok eski. Ama en temel mesele olan egitimdeki bu farklılıgın nedeni be olabilir acaba.
* * *saygılarımla
http://www.sendika.org/yazi.php?yazi_no=15165
belki ilgi duyan olabilir.
saygılarımla
Başkomutandan mesaj:
Sevgili yurttaşlar,
Geçen Cuma, 15 Şubat'ta, bir sonraki makalemde çoğu yurttaşın ilgisini çekecek bir meseleyi ele alacağım sözünü vermiştim. Bu nedenle şimdi bu mesajı yayımlıyorum.
Devlet Konseyi'ni ve Başkanını, Başkan Yardımcılarını, Sekreterini aday gösterme ve seçme vakti geldi.
Uzun yıllar boyunca Devlet Başkanlığı makamını işgal etmenin onurunu yaşadım. 15 Şubat 1976'da Sosyalist Anayasa serbest, doğrudan ve gizli bir oylamayla, seçme hakkı olan halkın yüzde 95'inden fazlasının onayıyla kabul edilmişti. İlk Ulusal Meclis aynı sene 2 Aralık'ta kuruldu; sonra da Devlet Konseyi'ni ve Devlet Başkanı'nı seçti. Öncesinde ben 18 yıldır Başbakanlık görevini sürdürmekteydim. Her zaman halkın ezici çoğunluğunun desteğiyle devrimci çalışmayı ilerletecek yetkilere sahip oldum.
Sağlık durumumun hassasiyetinden haberdar olan bazı yabancılar, 31 Temmuz 2006'da Devlet Konseyi Başkanlığı'ndan geçici istifamın ve bu görevi Birinci Devlet Başkan Yardımcısı Raul Castro Ruz'a bırakışımın nihai olduğunu düşündüler. Ancak kişisel becerileri nedeniyle aynı zamanda Silahlı Kuvvetler Bakanı olan Raul ile Parti ve Devlet liderliğinin diğer kadroları, kötü sağlık durumuma karşın beni kamu yaşamının dışında görmeye istekli değillerdi.
Benden kurtulmak için her yolu denemiş olan hasmımın karşısında zor duruma düşüyordum ve buna uymak konusunda isteksizdim.
Daha sonraki zorunlu istirahat dönemimde aklımın tam kontrolünü geri kazandığım gibi, çokça okumak ve dinlenmek için de vaktim oldu. Dinlenme ve iyileşme programlarından artakalan pek çok saatimi yazı yazmaya ayıracak fiziksel gücü topladım. Sade mantık bu işin olanaklarım dahilinde olduğunu gösteriyordu. Öte yandan sağlığımdan bahsederken umutların yeşermesini önlemek konusunda fazlasıyla dikkatliydim, çünkü bunun aksi bir son, savaşın ortasındaki halkımız için yaralayıcı olurdu. Bu nedenle ilk görevim halkımızı siyasal ve psikolojik olarak bunca yıllık mücadelenin ardından yokluğuma alıştırmaktı. "İyileşmemin risklerden azade olmadığını" tekrarlayıp durdum.
Dileğim görevlerimi son nefesime kadar sürdürebilmekti. Ancak elimden gelen bu kadar.
Devrimimizin kaderi üzerinde belirleyici önem taşıyan nice kararların alınacağı parlamentoya beni vekil seçerek onurlandıran çok sevgili yurttaşlarıma diyorum ki; Devlet Konseyi Başkanlığı ve Başkomutanlık görevlerine asla talip olmayacağım ve bu görevleri kabul etmeyeceğim, tekrarlıyorum, asla talip olmayacağım ve bu görevleri kabul etmeyeceğim.
Ulusal Televizyon'da yayımlanan Yuvarlak Masa programının yönetmeni Randy Alonso'ya yazdığım ve benim isteğim üzerine kamuoyuyla paylaşılan kısa mektuplarda, her ne kadar bu mektupların alıcısı bile amacımın farkında olmasa da, bugün yazdığım bu mesajın ipuçlarını belli etmeden verdim. Gazetecilik okulundaki öğrencilik yıllarından çok iyi tanıdığım Randy'ye güveniyordum. Vilayetlerdeki üniversite öğrencilerinin başlıca temsilcileriyle yaşadıkları Kohly'deki büyük evin kütüphanesinde her hafta görüşürdüm. Bugün tüm ülke dev bir üniversite oldu.
Aşağıda 17 Aralık 2007'de Randy'ye yazılmış mektuptan kimi paragraflar var:
"Ortalamada 12 yıllık eğitim seviyesine ve bir milyon üniversite mezununa sahip olan ve tüm vatandaşlarına hiçbir şekilde ayrımcılığa uğramadan eğitim alma olanağını gerçekten sunan Küba toplumunun güncel sorunlarına verilecek yanıtların, her somut soru için bir satranç oyunundakinden daha fazla değişken gerektirdiğini düşünüyorum. Tek bir ayrıntıyı bile görmezden gelemeyiz; eğer devrimci toplumdaki bir insanın aklı içgüdülerinin önüne geçecekse, bu kolay bir yol değil."
"Benim temel görevim, makamıma yapışmak ya da genç insanların önünü kesmek değil, mütevazı değeri içinde yaşama ayrıcalığına sahip olduğum özel dönemden gelen, kendi deneyimim ve fikirlerimle katkıda bulunmak."
"Niemeyer gibi, ben de kişinin sonuna kadar tutarlı olması gerektiğine inanıyorum."
8 Ocak 2008 tarihli mektuptan:
"...Birleşik oyun sıkı bir destekçisiyim (bunun bilinmeyen erdemleri koruyan bir ilke olduğunu düşünüyorum), çünkü bu bize eski sosyalist blok ülkelerinden tek bir adayın portresini kopyalama eğiliminden kaçınma olanağı sağladı. Sosyalizmi kurmaya dönük bu ilk girişime derin saygı duyuyorum; biz de onun sayesinde seçtiğimiz yolda ilerleme şansını elde ettik."
Ve bu mektupta tekrarladım: "... Asla unutmayın ki, tüm dünyanın şanı bir mısır tanesine sığar."
Bu nedenle fiziksel olarak sunabileceğimden daha fazla hareket ve zaman gerektiren bir sorumluluğu kabul etmek vicdanıma ihanet olurdu.
Neyse ki, Devrimimiz hâlâ eski tüfek kadrolara ve sürecin ilk aşamalarında çok genç olanlara güvenebilir. Kimileri dağlardaki savaşa katıldıklarında ve daha sonra enternasyonalist görevlerdeki kahramanlıklarıyla ülkelerine zafer kazandırdıklarında çok gençti, neredeyse çocuktular. Onlar bu görev değişikliğini gerçekleştirecek yetkiye ve deneyime sahip. Ayrıca karmaşık ve neredeyse imkansız olan devrimi örgütleme ve yönetme sanatını bizimle beraber öğrenen ara kuşak da var.
Yol her zaman zor olacak ve herkesin akıllı çabalarını gerektirecek. Özür dilemenin, ya da bunun antitezi olan kendini suçlamanın sözde kolay yoluna güvenmiyorum. Her zaman olabileceğin en kötüsüne hazır olmalıyız. Başarılıyken mütevazı olduğumuz kadar, güç durumdayken de sağlam durma ilkemizi unutamayız. Yenmemiz gereken hasmımız fazlasıyla güçlü; ancak yarım yüzyıl boyunca kendimizden uzak tutmayı başardık.
Size veda etmiyorum. Tek dileğim fikirler savaşında bir asker olarak çarpışmak. "Fidel Yoldaşın Görüşleri" başlığı altında yazı yazmaya devam edeceğim. Elinizin altındaki silahlara bir yenisi daha eklenmiş olacak. Belki sesimi duyarlar. Dikkatli olmalıyım.
Teşekkür ederim.
Fidel Castro Ruz
18 Şubat 2008, 17:30
Küba Büyükelçisi'nden Hürriyet'e tepki
Sayın Ertuğrul Özkök
Genel Yayın Yönetmeni
Hürriyet Gazetesi
İSTANBUL
Sayın Bayım,
Genel Yayın Yönetmenliğini yapmakta olduğunuz gazetenizin bugünkü sayısında, Hadi Uluengin'in imzasıyla, ülkem hakkında kaleme aldığı makaleye dair düşüncelerimi belirtmek isterim.
Mektubumu yazmadan önce, bu makaleye cevap vermenin haysiyetli bir davranış olup olmayacağına, ayrıca Küba ve Türk halkları, hükümetlerimiz ve yetkililerimiz arasındaki dostluk ilişkilerini geliştirmeye adadığımız görevimize verdiğimiz ilgiden kendimizi uzaklaştırmaya deyip değmeyeceğine dair düşündüm. Geçen hafta ülkelerimiz arasında Karma Ekonomik Komisyon Toplantısının sekizincisini gerçekleştirmiş bulunmaktayız ve akabinde yapılan değerlendirme de, çok olumlu sonuçlara ulaşıldığını ve birçok farklı alandaki işbirliklerinin artışı, karşılıklı saygının ve bağımsız gelişimin karakterize ettiği temaslarımızda bir ilerleme olduğunu göstermiştir.
Biz Kübalılar, Türk halkının, her gün gösterdiği, halkımıza ve yöneticilerimize saygı ve dostluk duygularından ötürü çok büyük gurur duymaktayız. Bu kardeş ülkede, şayet Küba'ya dair ne gibi duyguların beslendiği hakkında bir anket yapılsa, eminim ki; diğer güçlü devletlere dair dile getirdiği görüşlerin tam aksine, halkın % 90'nından fazlası dostluk ve hayranlık duygularını belirtecektir. Bu sebeple de; kendi kendimize soruyoruz: "Sayın Uluengin'in Küba ve Fidel Castro, Ernesto Che Guevara gibi şahsiyetleri hakkında böyle karalayıcı bir yazı yazmasının amacı nedir? Acaba Türk halkının, ülkemiz hakkındaki görüşlerini değiştirmeye çalışan birileri mi kendisi teşvik etmiştir?"
Miami ve Amerika Birleşik Devletleri basınında sık sık buna benzer bazı makaleler okumaktayım, ama Türkiye'de bir gazetecinin böyle bir yazı yazması çok şaşırtıcıdır. Orada, bu tarz saldırıların yayınlanması çok *doğaldır, çünkü Washington, Küba'nın bağımsızlığıyla çok büyük bir kayba uğramıştır ve neredeyse elli yıldır, Adada sahip oldukları iktidarlarını yeniden ele geçirmek için çabalamaktadır. Sayın Uluengin için tarihin en güçlü imparatorluğunun bir kaç kilometre ötesinde ulusal şerefini savunması ve bağımsız bir ülke olması bir kahramanlık değil midir? Hakarete vararak diktatörlük olarak adlandırdığınız, bir hükümetin, neredeyse yarım yüzyıldır, halkının iradesine ve ülkeyi devirmek üzere elinden geleni yapan komşusu İmparatorluğa karşı gelerek, iktidarı elinde tutabilmesinin mümkün olabileceğini inandırmaya mı çalışmaktasınız?
Son yıllarda, yılda ortalama beş ila altı bin Türk turist Küba'ya seyahat etmektedir ve hemen hemen hepsi de orada karşılaştıkları dostane yaklaşımdan, bağımsızlığını savunan bir bütün olmuş halkı ve Devrimi anlatan sosyal başarılarını tanımaktan dolayı çok memnun bir şekilde dönmektedir.
Küba'da lüksün olmadığı, çok fazla arabanın ne de ışıklı reklâmların olmadığı bir gerçektir. Ama buna karşın okula gidemeyen veya çalışmak zorunda kalan çocuklar, üniversiteye gidemeyen gençler, toprağı olmayan çiftçiler, iş bulamayanlar, doktora gidemeyen hastalar, kaderine terk edilmiş yaşlılar da yoktur. Yolsuz siyasiler de mevcut değildir, ne ırk ne de cinsiyet ayrımı vardır. Bu da; sadece imtiyazlı küçük bir grubun iyi yaşayabildiği ve halkın büyük bir çoğunluğunun her şeyden mahrum bırakıldığı, 1959'dan önce mevcut olan panoramadan çok farklıdır.
Mütevazı koşullarda yaşıyoruz, ama küçük bir ülke olarak, bizlere 90 milyar dolarlık bir kayba sebebiyet veren yaklaşık 50 yıldır sürdürülen ekonomik bir ablukaya karşı direnmekten ötürü kendimizle gurur duyuyoruz. Askeri işgallere, kirli savaşlara ve her türlü terörist saldırıya karşı başarıyla direndik ve boyun eğmedik, hala başımızı dik tutabiliyoruz.
Küba, bir sosyal gelişim örneğidir. Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP), 2007 yılında ülkemizi, "yüksek insani gelişme endeksi" sıralamasında 51. sırada yer vermiştir. (Türkiye ise; 84. sırada yer almakta ve "orta gelişim" ülkeleri olarak sınıflandırılmaktadı r). Dünya Sağlık Örgütünün verilerine göre; Küba'da canlı doğumlarda bebek ölüm oranı bin de 5,3'dür (Devrimden önce ise; bu oran 40 idi). Bu oran A.B.D'nin çocuk ölüm oranından bile daha düşüktür, kıta genelinde sadece Kanada elde ettiğimizin oranın daha altında bir orana ulaşmıştır. Yaşam beklentisi, 78 yaşa uzamış durumdadır, ayrıca dünyanın en yüksek kişi başına düşen doktor sayısına sahibiz. Sporda büyük bir potansiyeli oluşturmaktayız (Olimpiyatlarda ilk on ülke arasında yer almaktayız), çok önemli kültürel bir gelişime sahip olmanın yanı sıra yüksek bilimsel bir gelişime de ulaşmış bulunmaktayız. Küba, ekonomik bir güç olmamasına rağmen, insani dayanışma politikası gereğince, özellikle fakir ve muhtaç ülkelere örnek bir işbirliği geliştirmektedir. 30 bine yakın doktorumuz diğer ülke halkları için hizmet etmekte, binlerce hasta hastanelerimizde tedavi edilmekte, on binlerce burslu yabancı öğrenci üniversitelerimizde öğrenim görmektedir. Kübalı öğretmenlerimiz ve okuma-yazma metodumuz sayesinde, Üçüncü Dünya ülkelerinde milyonlarca kişi okur – yazar edilmiştir.
Sosyalist ve Devrimci Küba'nın politikası, egoizme değil dayanışma temeline dayanmaktadır, her ne kadar bazıları bunun bir ütopya olduğunu düşünse de; daha iyi, daha insancıl bir dünyanın mümkün olduğuna inanmaktayız.
Yukarıda bahsettiğim bu konular mı Bay Uluengin'i rahatsız etmekte?
Bu gazeteciyi, sadece, Türkiye'de daha önce hiç yayınlanmayan, Küba ve yöneticileri hakkında en karalayıcı ve en çirkin makaleyi yazma "başarısıyla" tanımaktayım. Ne tesadüftür ki; A.B.D Hükümetinin de bu tarz makalelerin yayınlanması için milyonlarca dolarlık bütçe ayırdığı bilinmektedir.
Fidel Castro ve Ernesto Che Guevara'ya hakaretleriyle ilgi olarak da; ne yazık ki, bazı insanların, bu kişilerin sakallarının kılı kadar değeri bile olmadığını *söylemekle yetineceğim.
Sayın Genel Yayın Yönetmeni, ülkeme ve yöneticilerine yapılan hakaretleri göz önüne alarak, bu mektubumun gazetenizde yayınlanmasını rica ediyorum.
Saygılarımla,
Ernesto Gomez Abascal
Küba Cumhuriyeti Büyükelçisi
Dünyanın ilk akciğer kanseri aşısı üretildi
Kübalı bilimadamlarının geliştirdiği ilk akciğer kanseri aşına onay verildi.
Küba'daki hastanelerde kullanılmaya başlanan “Cimawax EGF” adlı aşı, akciğer kanseri hastalarının yaşam süresini ortalama 4-5 ay hatta bazı hastalarda daha fazla uzatıyor.
Klinik araştırmalar, aşının hastaların hayatta kalma oranını ve yaşam kalitesini artırdığını ortaya koyuyor.
Kübalı bilimadamları, aşının akciğer kanseri tedavisinde kullanılan kemoterapi ilaçlarının aksine fazla bir yan etkisi de olmadığını söylüyor. Zira aşı sadece kanserli hücreleri hedef alıyor.
Kemoterepi tedavisinde görülen yan etkilerden biri saç dökülmesi. Oysa aşı bu tarz yan etkilere yol açmıyor.
YETKİLİLER, HASTALARI DA KÜBA'YA DAVET EDİYOR
Yetkilliler, diğer ülkelerdeki akciğer kanseri hastalarının da Küba'ya tedaviye gelebileceğini söylüyor:
“Bu aşı sadece Küba'daki hastanelerde kullanılacak, eczanelerde satışa sunulmayacak.”
Ama ABD'dekiler hariç. Küba'ya 1962'den bu yana ambargo uygulayan ABD vatandaşlarına seyahat yasağı uygulanıyor.
AŞININ FİYATIYSA HENÜZ BELİRLENMEDİ
Bazı uluslararası ilaç şirketlerine lisans verildiği, ancak üretimin Küba'da yapılacağı belirtiliyor.
50 kadar araştırma ve geliştirme merkezi bulunan Küba, biyo-teknolojide dünyanın öncü ülkeleri arasında yer alıyor.
Bu bir haber portalından alınma yazı. İlginç bir ülke şu Küba. :)
saygılarımla
...bu
gün kuba daki turistik otellerde 15 -16 yaşlarında kız çocuklar sapık
avrupalı turistlerle birlikte olmaktadır,şimdi sen bana castro nun haberi yok
diyeceksin,bu kızların hepsinin vesikası var ve rutin bir şekilde haftada *bir kez sağlık kontrolunden geçerler,hiçbirşey uzaktan göründüğü gibi değildir
kim ne derse desin fidel kanlı bir diktatördür.
Dışlayın, dışlayın, cinselliği toplumdan, insan yaşamından dışlayın. Nereye kadar gidebileceksiniz? Gidebileceğiniz en son nokta, kanser, sinir hastalıkları ve çeşitli hastalıklar olacaktır. İnsanın yapısını ve doğasını anlamadan herhangi bir konuda yorum yapmak, davranış sergilemek, insanoğlunun uzunca binyıllardır yapmakta olduğu hatanın en büyüğüdür.
Sana sesleniyorum eeeeeyyy insanoğlu! Sana aşağıdaki iletimde bir alıntı yolluyorum:
AVRUPA’NIN GÖBEĞİNDE CİNSEL AÇLIK
Yazan: Bertan Onaran
“Nouvel Observateur”ün son sayısından birinde ana konu Fransa’da gittikçe artan cinsel suçlara ayrılmıştı.
Kadın Haklarından Sorumlu Devlet bakanı Nichole Péry’nin verdiği bilgilere göre2000 yılında, Fransa2da 1.600.000 kadın cinsel saldırıya uğramış; 620.000 kadın dövülüp hırpalanmış, 48.000’inin ırzına geçilmiş.
Yapılan araştırmaya göre, kadınların %13.3’ü sözlü saldırılar, sataşmalar, küçük düşürücü cinsel şakalardan elle yapılan sarkıntılıklardan daha çok yakınmışlar.
Evet, verdiğim rakamlar, hani şu uygar sayılan, bizim gibi azgelişmiş- daha doğrusu, yoksul ve bilgisiz bıraktırılmış- ülkelere tepeden baka, her an insan, o arada kadın ve çocuk hakları konusunda dersler veren bir ülkeden geliyor.
Üstelik, açıklanan sayılar, cinsel konu hala büyük ölçüde tabu olduğu, güvenlik güçlerine ya da yargıca sığındığınız zaman, sıkça görüldüğü üzere, bir de polisin aşağılamasına, giderek saldırısına uğrama olasılığından; bizdeki “kadının karnına sıpa, sırtına sopa” buyuran yargıcın ikiz kardeşlerinin dünyanın dört bir yanında gerine gerine dolaştığına kuşkum bulunmadığından, uğradıkları saldırıları açıklamayı göze alabilenlerin çok küçük bir bölümünü yansıttığına göre, varın gerisini siz tasarlayın.
Peki ama, öbür kentleri bilmem, en azından Paris’inde insanların sokak ortasında sere serpe öpüştükleri Fransa’da neden insanlar kadınları, kızları istençlerinin dışında zorluyorlar böyle sevişmeye, öpüşmeye?
Bu sorunun yanıtını doğal güdülerle toplumsal yapılanma arasındaki gittikçe artan çelişkide aramak gerekir kanısındayım.
Bir yanda, salt tüketim kaygısıyla, arabadan jilete, kadın bağıdan çocuk mamasına dek, pazarlamak istediğimiz bütün ürünleri güzel, çıplak, çekici, dahası kışkırtıcı kadın görüntüleriyle sunuyor yerleşik düzen; öte yandan, öpüşüp sevişebilmek ezici çoğunluk için PARASIZ OLANAKSIZ!
Ünlü yazar Edmond Rostand’ın oğlu Jean Rostand, uğraş ve tutku olarak dirimbilimi(biyoloji) seçmiş; ömür boyu kurbağaları kesip biçmiş; arada çalışmalarını özetleyen bilimsel yapıtlar yazmış elbet. Ama anasından babasından gelen türeyimsel kalıtla, gizli ozan; çalışmaları sırasında salt kendisi için defterine özdeyiş değerinde izlenimler yazmış ömür boyu, bunları bir araya getiren kitabında, onun ağzından işitilince, şu bozuk düzenin aktöre bekçilerini hop hop hoplatacak bir saptama vardı: YERYÜZÜNDE BÜTÜN HAZLAR SEVİSELDİR.(EROTİKTİR).
Aslında, şaşacak bir yanı yok bu sözün; sevi olmasa, ne kurbağa olacaktı, ne Jean Rostand, ne de düzme aktöreciler!
Bugün temel hastalık, doğal cinsel içgüdüyü kaşıyıp kaşıyıp insanlara özgürce, araya para, ün, erk, gibi ikincil amaçları katmadan sarılma olanağını tanımayan; tanımak şöyle dursun, en sert yaptırımlarla cezalandıran, yaşamak için değil, para kazanmak için para kazanma tutkusu. Üstelik, uzattığı havuç da, günün birinde çok paran olursa, sen de gazeteleri, dergileri, televizyonları dolduran güzellerden birine sarılacaksın kandırmacası.
1917’de Moskova’da uçveren toplumsal dönüşümün temelinde, on bin yıllık ataerkil düzensizliğe başkaldırı kuşkusuz büyük yer tutuyordu; Marx’la Engels, anamalcılığın dokuncalarını sayıp dökerken, kadını ve çocukları erkeğin malları arasında sayan çarpıklığa az parmak basmamışlardı.
Nitekim, değişim özlemlerinin başında kadının bütün insan haklarına, o arada cinsel haklarına koşulsuz kavuşturulması vardı; bunun en yetenekli sözcülerinden Aleksandr Kollontay, en yakın yoldaşınca, çok kısa sürede –Sibirya’ya sürülemeyeceği, düzmece bir yargılamayla ortadan kaldırılamayacağı yargılamayla ortadan kaldırılamayacağı için- elçilik göreviyle göz önünden silinip etkisizleştirilmişti.
Bugün, avuç içi kadar Küba’nın güzelim halkı, başta Amerika, bütün anamalcı yamyamların saldırısına, ambargosuna, düpedüz boğma girişimlerine nasıl karşı koyabiliyor sanıyorsunuz?
Wilhelm Reich’in, “işin başı, cinsel (eğitsel, ekinsel) devrimdir” diyen saptamasını eksiksiz kavramış, kendisiyle birlikte bütün yurttaşları için koşulsuz korkusuz uygulayan Castro’nun- Atatürk’ünküne denk- sağlıklı bilincinden fışkıran güçle başarıyorlar bu işi.
Geçen gün Fransız-Alman ortak kanalı Arte, Küba müziğiyle ilgili bir belgesel gösterdi; sokaklar takış tukuş; sömürge zamanından kalmış görkemli yapılar yıkık dökük; sıvalar yıllardır yenilenmemiş; insanların üstü başı da öyle. Ama alıcı dolaşırken, iki adımda bir, insanın gözünü kamaştıran, derilerinden yaşam fışkıran, birer içim su kızlarla oğlanlar sarmaş dolaş.
Bir zamanlar Sartre’ın dergisi “”Les Temps Modernos”de okumuştum: uzaya gönderilen ilk kadın, yukardan gönderdiği ilk iletide, kısa bir süre için de olsa KGB gözetiminden kurtulduğu için olacak, şöyle seslenmiş erkek yoldaşlarına(?): “Sovyetler erkekleri, devrimin başında verdiğiniz sözü tutun, votka kadehlerinin başından erken kalkın, evde kadınlarınıza biraz daha çok yardım edin!”
Ama göğüslerine, neredeyse çüklerinin üstüne dek, Amerikan generallerinden daha çok madalya dolduranların bu çağrıya kulak verecek halleri olabilir miydi? Açtıkları özel alışveriş merkezleriyle, yazlık kışlık evleriyle, yabancı ülkelerden almaya doyamadıkları allı pullu armağan arabalarla ağır bir uykuya yatmışlardı: Acısını bütün insanlık çekiyor.
Ne diyordu sevgili ustam Sabahattin Eyuboğlu, Yunus Emre’nin ‘Aşk Gelicek’inden yola çıkarak?
“Bu sözü Türkiye halkının, halk her yerde bir olduğu içinde dünya halkının sözü olarak seviyor, benimsiyorum. Bu sözün değeri ve gücü yanında Viyana kapılarında şıkırdayan kılıçlar hışırtı kalır.”
Ancak, Reich’in deyişiyle, “korkunç bir coşku- duygu vebası”na yakalnmış günümüz tüketim oyuncağı insanının “gelecek seviye” falan kulak asabilmesi olanaksız. İnsanların bildirildiği gözü kör tüketim treni, korkunç bir hızla bir dağa doğru uçuyor: İnanılmaz bir kıyıma yolaçan çarpışma kaçınılmaz.
Ondan sonra bakalım “bize kalacak kadar sağ” bulunacak mı elimizin altında?
Cinsel açlık öyle bir kerteye varmış ki, yetişkin kadınlarına kızlarına gözle, elle, sözle sarkıntılık etmek doyurmuyor Avrupalı erkeği, uçaklara doluşup Güneydoğu Asya2ya, sekiz on yaşındaki kızlarla oğlanları düzmeye koşuyorlar; yetmiyor, o minicik varlıkları ayaklarının dibine getiriyor, allı pullu konukevlerine tıkıyor, usa gelebilecek bütün işkence aygıtlarıyla ezip sularını çıkarana dek kullanıyor, ölülerini çöpe attırıyorlar.
Çok övdükleri “internet”te açtıkları özel sayfalarda, dinadamı ya da işadamı, birbirlerine o yavrucakların adlarını, niteliklerini, görüntülerini ulaştırıyorlar.
Kazara yakayı ele verenler, tıpkı bizim banka soyanlar gibi, üç gün uyduruk yargılamaların ardından, ellerini kollarını sallayarak, övünçle, ağızlarından salyalar akıtarak dolaşıyorlar.
Küba’da ya da bizim Köy Enstitüleri’nde en çok kızdıkları şey neydi_ Kızlarla erkeklerin, en soylu, en doğal, en şiirsel birlikteliği.
Bütün canlar çıkmadan umut kesemeyiz, değil mi?
Kaynak: http://www.bertanonaran.com/
http://www.milliyet.com.tr/content/galeri/yeni/goster.asp?prm=0,533424&id=1&galeriid=5396#galeriStart
Selam Olsun Küba devriminin 50. yılına.
saygılarımla
Dünyada yaşanan küresel mali krizden etkilenmeyen tek ülke Küba.
http://www.haber90.com/news_detail.php?id=18489
böyle bir devrimi türkiyede gerçekleştirebilecek birileri var mı acaba????
Dünyada İMFden mendini kurtaran her ülkeye bakınca aradaki fark bariz belli.Brezilya dünlanın en güçlü ülkeleri arasında Venezuella iyi durumda.Sadece her ne hikmetse bizim yöneticiler hala İMF ile anlaşmaya çalışıyor????
böyle bir devrimi türkiyede gerçekleştirebilecek birileri var mı acaba????
Hamdolsun bize birşey olmaz krizler teğet geçer..Satılan kurumlar önemsiz olanlardır..İnsanlar iki torba kömürle mutlu olur.Dolayısıyla Castro gibi liderler e ihtiyaç yoktur..Başımızdakilerden Allah razı olsun..
Padişahım çok yaşa !
prozac02 (http://www.turan-dursun.com/forumlar/member.php?u=6471) çok güzel yazmışsın :)....
çok yaşa küba kapitalizme karşı direnişinde yolun açık olsun viva cuba..
hasta siempre comandante küba halkı.. selam olsun......
Ratiönalism
03-01-2009, 22:45
Arkadaşlar bu sosyalizm şöyle mi oluyor
Mesela senin altında Ferrari varsa onun da mı Ferrarisi oluyo
Sosyalizm,benim anlayacağım dilden anlatabilecek olan varmı:D
Sosyalizm veya toplumculuk iktidar ve üretim araçlarının halk tarafından kontrol edildiği bir toplum fikrine dayanan bir düşünce sistemidir. Bununla birlikte, sosyalizmin fiili anlamı uygulamada zaman içinde değişmiştir. Siyasi bir terim olması nedeniyle, sınıfsız bir toplumun oluşturulması amacıyla, devrim ya da toplumsal evrimle örgütlü bir emekçi sınıf kurulmasıyla doğrudan bağlantılıdır. Sosyalizm, kökenlerini sanayileşme dönemindeki aydınlanma düşüncesinde dile getirilen siyasal ve sosyal eşitlik isteğinden almıştır. Giderek artan bir şekilde modern demokrasilerde de sosyal reformlar üzerine yoğunlaşılmaya başlanmıştır. Sosyalizm ve sosyalist terimi, bir dizi ideolojiye, bir ekonomik sisteme, varolmuş yahut varolan bir devlete işaret edebilir..
Vikipediden alıntıladım.Umarım anlaşılır olur senin için rasyonel.....
Ratiönalism
03-01-2009, 23:08
Anladım:D yani herkes eşit
Örnek;Herkesin havuzlu villası,herkesin bmw'si,herkesin aynı maaş veren işi oluyormuş:)
Güzel sistem ama Türkiye %0.00 olur:D
türkiye demokrasiyi cumhuriyeti sindiremedi ki hala sosyalizmi sindirsin.Türk milleti sanıyor ki solculuk kötü bişi aman uzak duralım bu solculardan ve de solcuları nedense allahsız görüyorlar işin bu boyutu da var....millet herşeye dini karıştırmasa olmuyo sanki dinciler çok dini bütün yaşıyorlarmış gibi....
Ratiönalism
03-01-2009, 23:13
Düşünsenize Türkiye'de Sosyalizm
Herkesin havuzlu villası
Herkesin bmw'si
Herkesin işi farklı ama aldığı maaş aynı
İşşizlik yok,fakir yok
Güvenlik tam(sosyalizmde herkes çalışacak)
Sağlık,eğitimde herşey ücretsiz
spartacus
17-12-2011, 03:53
Öte Dünya, çüş dedirtti...
Bu kadar suikast yapanın çenesi de, başka yerleride hayli işlemiştir aslında.... Gerçi öte dünya da hayat zor, beri dünya hayli mimli bu konuda, kolay değil, ama beri dünyada sanal ve çoğunlukla yalan be kardeşim, hayat yine zor...
Gazete haberi yapar gibi girdim, neyse, rakam düşündürücü.. Silahlı, suikastli eylemlerde hayli(!) demaokratik ve naterör görünüyor! hata değildir "a" harfi özellikle konmuştur, demagoji ile demokrasinin bileşimidir...
SUİKASTLERİ CIA YÖNETTİ'
Cubadebate, 2006'ya kadar ''Castro'ya karşı 638 suikast girişiminin yapıldığını, bunların hemen hemen tümünün CIA tarafından yönetildiğini'' ifade etti.
http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalDetayV3&ArticleID=1072714&Date=16.12.2011&CategoryID=81