PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Ermeni Terör Örgütleri Masalı


sargon
22-10-2006, 03:12
Tarihimizle ilgili o kadar çok masal anlatılıyor ki, sıradan bir izleyici gerçekten neyin bir masal neyin gerçek olduğunu çok zor anlar. Resmi Tarih'imiz ise Ermenilerle ilgili konularda baştan aşağı masallarla dolu. Bu başlıkta bu masallardan birini, ermenilerin sözde terör örgütlerini işleyeceğim. Asıl olarak iki tane Ermeni örgütü sözkonusudur. Hınçak ve Taşnak partileri. Hınçak partisi daha sonra ikiye ayrılmıştır.

Resmi tarih tezi 1915'deki tehcire dayanak oluşturabilmek için bu partileri birer terör örgütü olarak gösterir. Ve bu örgütlerin eylemlerini sonraki yıllarda yaşanacak olan dehşet verici olayların önemli kaynakları imiş gibi göstermeye çalışır. Halbuki her iki örgüt de 1914'e kadar yasal olarak çalışmış, Abdülhamit'in istibdat rejimi dönemi dışında da şiddet eylemleri ile ilgileri olmamıştır. Hatta İttihat Terakki Partisi ile ortak hareket etmişler, birbirlerinin kongrelerine katılmışlar ve Abdülhamit'e karşı meşrutiyeti birlikte kazanmışlardır.

Önce gerçekdışı resmi tarihin nasıl bir öfke ile yazıldığına tanıklık edelim. Yazarımız "Devlet Arşivleri Genel Müdürü" olmuş bir zat. Adı İsmet Binark. Hüseyin Nazım Paşa'nın "Ermeni Olayları Tarihi" adlı devlet yayınına yazdığı sunuşta bu partileri bakın nasıl köpürerek anlatıyor:

Ermenilerin terör hareketlerini organize eden Ermeni komitelerinin belli başlıları şunlardır:

Hınçak Komitesi: Kafkasyalı Ermenilerden Avedis Nazarbek ve eşi Marian Vardaniyan tarafından 1887 yılında kurulmuş olup, amacı önce Türkiye Ermenistanı'nı kurarak, daha sonra Rusya ve İran Ermenistanı ile birleşip bağımsız bir Ermenistan tesis etmekti. Ancak bu komtenin hareketleri Türkiye'de başarısız olunca aralarında ikilik çıkmış ve Nazarbek taraftarı olanlar Asıl Hınçaklar; diğerleri ise Reformist Hınçaklar veya Veragazmiyal Hınçaklar adını almışlardır. Bu ikinci grubun lideri de Arpiyar Arpiaryan idi.

Proğramını ve teşkilât nizamnâmesini 1887 tarihinde Ermenice olarak Londra'da bastıran Hınçak Komitesi'ndeki bu ayrılık üzerine, aralarındaki düşmanlık birbirlerini sokak ortasında öldürmeye kadar varmıştır.

Hınçakların gayesi Müslümanlarla Hıristiyanları birbirlerine karşı kışkırtmaktı. Böylece çıkan katliamla ülkeyi dehşet içerisinde bırakacaklarını umuyorlardı. Kendileri emniyet içinde olan Hınçaklar, ırkdaşlarını tahrik ederek, rahat hayatlarını büyük bir karmaşaya itmekten ve devlet ile çatışmaya sokmaktan kaçınmıyorlardı.

Taşnaksutyun Komitesi (Ermeni İhtilâl Cemiyetleri Birliği): Ermenice federasyon mânasına gelen Taşnaksutyun Komitesi, çeşitli Ermeni gruplarının bir araya gelmesiyle ortaya çıktığı için bu adı almıştır.
1890'da Kafkasya'da kurulan bu komitenin amacı diğer Ermeni cemiyetlerini birleştirmek ve Türkiye'ye geçen çetelere yardım etmekti. Komitenin ana prensibi ise, Türklerle Kürtlerin her görüldüğü yerde vurulmaları; hainlerin, ahdinden dönenlerin ve Ermeni hafiyelerinin öldürülmeleriydi.

Yayınladıkları bildirilenle taraftarlarını daha cesur olmaya çağıran Taşnaksutyun Komitesi, zenginlerin ve din adamlarının kendilerine yeteri kadar ilgi göstermediklerinden yakınarak papazlar ve tüccarlar aleyhine propagandadan da geri durmuyorlardı.

İlk teşkilâtlarını İstanbul, Van, Trabzon gibi vilâyetlerde kuran, önemli yerlere Kafkas ve Rus Ermenilerini yerleştiren bu komitenin propaganda merkezlerinden birisi de Paris idi. Yayınladıkları her türlü malzemeyle Batı kamu oyunu aldatmakta, bu arada kendilerine inanmayan ve katılmayan Ermenilere karşı da terör estirmekteydiler. Gayeleri Türkiye Ermenistanı'nın siyasî ve iktisadî bağımsızlığı olmasına rağmen, diğer taraftan memlekette mevcut olan komünist eğilimleri koruma ve kışkırtmaktan da geri durmamaktaydılar.

Bir terör teşkilâtı olarak faaliyet gösteren Taşnaklar, Osmanlı Bankası baskını ile Sasun'daki 1904 isyanını ve Yıldız Sarayı Suikastını üstlenmişlerdir.

Hınçak İhtilâl Partisi: Ermenistan'da ihtilâl hareketlerini yöneten tek Ermeni partisidir. Merkezi Atina'da olan bu partinin Ermenistan'ın bütün şehirlerinde ve köylerinde, Ermenilerin bulunduğu yabancı üleklerde şubeleri vardır.
Hınçak İhtilâl Partisi'nin kökü Rusya'da olduğu gibi, kendisini Rus altını ve zekâsı yönetmektedir. Kendisine hile yoluyla taraftar kazanmaktan sakınmayan bu parti, yangıncı ve ihtilâlci olarak tanınmıştır.

Netice itibariyle Ermeni komiteleri merkezî otoriteden mahrum ve birbirlerinden uzak yerlerde, farklı isimlerle çalışmaktaydılar. Hepsinin ortak amacı ise, bağımsız bir Ermenistan ütopyası uğruna, Batı kamu oyunu, kendi ırklarını, efendileri olan Osmanlıları kandırmak ve önlerine engel olarak kim çıkarsa çıksın hepsini yok etmeyi göze alarak mücadele etmekti.

Ermenilerin bu ütopyadan hâlâ vaz geçmedikleri, Batılı devletlerle Amerika ve Rusya'nın hoşgörüsüyle sürdürdükleri katliamlardan açıkca anlaşılmaktadır.


http://www.devletarsivleri.gov.tr/yayin/osmanli/h_n_pasa/003.htm

Yukarda yazılanların hemen tamamının uydurma olduğunu göreceğiz. Zaten aklı başında kimse herhangi bir partinin ana amacının yazarın iddia ettiği gibi *“Türklerle Kürtlerin görüldüğü yerde vurulmaları; hainlerin, ahdinden dönenlerin ve Ermeni hafiyelerinin öldürülmeleri” falan değildir. Yazar ırkçı fantazileriyle uyduruyor.

Bu metin devlet arşivlerinin ne kadar taraflı olduğunu, Türk Tarih Kurumu gibi kurumların tarihi araştırmakla değil, resmi tarih tezini savunmakla görevli olduğunu gösteren bir kanıt. Zaten Devlet arşivlerinin sitesine girip şöyle kısa bir gezinti yapmanız bile bunu anlamanıza yeter.

http://www.devletarsivleri.gov.tr/kitap/

Yukardaki alıntıdan anlayacağımız şey şudur. Resmi tarih tezimize göre 3 tane önemli Ermeni grubu vardır. Bunlar terörist ve bölücüdürler. Hepsi de Türk düşmanıdır ve kökleri dışardadır.Bunlardan Taşnak partisi Osmanlı Bankası baskını, Sasun İsyanı ve Yıldız Sarayı'nda Abdülhamit'e yapılan suikasti üstlenmiştir. Bunlara sırayla değineceğiz.

Ancak önce Hınçak örgütünü inceleyelim...

sargon
22-10-2006, 09:31
Hınçakyan Cemiyeti, Hınçak Komitesi yada tam adıyla Memâlik-i Osmaniye Sosyal Demokrat Hınçakyan Cemiyeti hakkında yapılmış bir çalışma var. Yine resmi tarih tezi çerçevesinde yazılmış ama cemiyetin programı verildiği için burdan grup hakkında daha tam bir fikir edinme şansımız var.

"Sosyal Demokrat Hınçakyan Cemiyeti ve Nizamiyesi" başlığı ile Yrd. Doç. Dr. Erdal AYDOĞAN tarafından Ermeni Araştırmaları adlı dergiye yazılmış.

http://www.iksaren.org/index.php?Page=DergiIcerik&IcerikNo=36

Yazar şöyle tanıtıyor Hınçak cemiyetini:

Hınçak Cemiyeti’nin Kuruluşu

Osmanlı Devleti’ne karşı alenen cephe alan en önemli örgütlerden olan Hınçak Komitesi,[9] 1887 yılında makam tutkunu, şöhret meraklısı Kafkasyalı bir Ermeni olan Avedis Nazarbeg ve Marksist ideolojiye inanmış beş öğrenci ile birlikte İsviçre’nin Cenevre kentinde teşekkül ettirilmiştir.[10]

Komitenin prensipleri Karl Marx’ın Komünist Manifesto’sundan esinlenilerek hazırlanmıştı ve üyelerinin çoğu Rusyalı Ermenilerdendi.[11] Kendileri sosyal demokrat olarak tanımlamalarına rağmen programlarında daha çok Marksizmin ağırlığı vardır.  Kendilerini ifade edebilmek ve propaganda yapabilmek maksadıyla Hınçak (Çan) isminde bir de yayın organı çıkarabilmişlerdi.[12]

İttihat Terakki de bir grup genç askeri mülkiyeli öğrenci tarafından kurulmuştu. Dünyada gelişen siyasi akımlar Ermenilere de elbette ulaşacaktı. Kendilerini sosyal demokrat olarak tanımlamalarına Yrd. Doç.'imiz şaşırıyor. Ben de bu adamın nasıl Yrd. Doç. olduğuna şaşıyorum. Bilindiği gibi II. Enternasyonal'deki bölünme zamanına kadar bütün Marksist partilerin adı sosyal demokrattı.

Bizim için önemli olan yazarın birikimi değil tabii ki, bize verdiği bilgiler önemli. Hınçak Ermenicede Çan anlamına geliyormuş ve aslında çıkardıkları dergiden dolayı böyle bir ad veriliyor bu gruba. Gerçekte partinin adı sadece "Sosyal Demokrat Fırkası". Hatta partinin programında Ermeni'lerin ayrı bir örgütlenmesi ile ilgili birşey de yok. Programın amaç bölümünü aktaracağım şimdi.

“Sosyal Demokrat Fırkası – nitekim Hınçakyan Cemiyeti- için bütün Memâlik-i Osmaniye’de yani Ermenistan, Makedonya, Arabistan, Arnavutluk ile Memâlik-i Osmaniye’nin kıtaat-ı sairesinde şu sosyalist teşkilat-ı içtimaiyesinin vücud bulması azami-i amali teşkil eylediği gibi metalib-i atiye dahi cemiyet için bir maksad-ı asgari teşkil eylemektedir. Şöyle ki:[16] Ahalinin kendi mukadderatına hakimiyeti esasını husule getirerek Memâlik-i Osmaniye ahalisinden müstahsil sınıfın memleketin bilcümle umur-ı siyasiyesine müdahale edebilmelerini imkanpezir etmek ve sınıf-ı mezkurun iktisadi ve tahsis-i temeddün-i terakkiyatına (cultural) nail olabilecek kaffe-i esbabını ref etmek velhasıl müstahsil sınıfın bilcümle temayülat ve metalibatını kemal-ı serbesti ile izhar edebilmesini temin edecek şerait-i siyasiyeyi icad ve erbab-ı seî için elyevm bir bargiran olan şerait-i şekileyi peyderpey tâdil ederek müstahsil sınıfın kendi ahval-i hakikiyesinin müdriki olmasını temin ve sınıf-ı mezkurun müstakil bir heyet-i siyasiye halinde teşekkülünü husule getirmek ve bununla beraber bu sınıfın vazife-i içtimaiyesinin ifası hususundaki mesainin semeredar olmasını teshil ederek şerait-i içtimaye-i hazıra ile hadd-i azami-i amele doğru hatve-endaz-i (adım atan) terakkî olmasını taht-ı temine almaktır.”[17]

Görüldüğü gibi ortada sıradan bildiğimiz sosyalist bir parti girişimi var. Talepler listesine baktığımız zaman partinin hedeflerini daha da iyi anlıyoruz.

1. Memleketin siyasi ve iktisadi ve içtimai bilcümle mesail ve umuru hakimiyet-i mutlaka ile tetkik ve ittihaz-ı karar etmek selahiyet-i kamilesini haiz bir heyet-i teşriiye teşkili,
2. Vilayat, sancaklar, kazalar ve nahiyeler hakkında tevsi-i mezuniyet idare bahşi,
3. Referandum usulünün kabulü,
4. Her gûna payelerin ilgasıyla, millet, kavim, mezhep ve cins tefrik edilmeksizin her ferdin kanun nazarında müsavi tanınması,[18]
5. Umumen ve bila istisna ahz-ı asker usulünün tatbiki ve vakti huzurda hizmet-i askeriyenin milis usulüne hasrı,
6. Tedrisatın umumi ve cismani (laique) olarak mecburi ve meccanen olması,
7. Her ferdin lisan-ı maderzadı ile şifahen ve tahriren ifadeye hakkı olması ve ahali-i memleketi teşkil eden anasır-ı muhtelife lisanlarının müessesat-ı resmiye-i umumiyece müsavî tutulması,
8. Mürur tezkiresi ve pasaport usulünün lağvı,
9. İdam cezasının külliyen lağvı,
10. Angarya usulünün lağvı,[19]... vs.

Yukardaki amaçlar apaçık domokratik taleplerdir. Meclis oluşturulsun diyor. seçim yapılsın diyor, eğitim laik olsun diyor, herkes kendi anadili ile kendini ifade edebilsin diyor, idam cezası ve angarya kalksın diyor.

Yazarımız, Yrd. Doç.imiz bizi bu partinin terörist ve bölücü bir parti olduğuna inandırmakla görevlendirilmiş gibi ısrarla lafı eğip büküp bir şekilde karşımıza terörist bir parti çıkarmaya çalışır. Şöyle diyor

Hınçak Komitesi, Cemiyetler Kanunu gereğince kurulduğu için meşru bir zeminde görünmektedir.[20] Dolayısıyla bu programları her Osmanlı vatandaşının kabul edip içinde bulunabilecekleri bir yapı tarzındaydı. Oysa ki görünen tarafı kadar bir de görünmeyen bir yapısı vardır ki işte bu tarafı, gayr-i meşru, terör ve bölücülüğü metod ve yol görmeleriydi.[21]

Herşeyden önce yazar cemiyetin Osmanlı yasaları çerçevesinde kurulduğunu kabul ediyor. Peki böyle bir cemiyetten nasıl terörist örgüt çıkarılabilir. İşte bu noktada görünmeyen, gizli şeyler devreye giriyor. Yazarımız Harun Yahya yöntemlerine başvuruyor hemen.

Ermenilerin önde gelen aydınları Hınçakların bu yapısını şöyle izah ederler:

“Ermeni halkının duygularını harekete geçirmek için tahrik ve teröre ihtiyaç vardı. Halk, düşmanlarına karşı kışkırtılacak ve aynı düşmanın misilleme faaliyetlerinden yararlanılacaktı. Terör; halkı korumak ve Hınçak programına güven oluşmasını sağlamak için bir yöntem olarak kullanılacaktı. Bu suretle rejimin prestiji azaltılacak ve tam anlamıyla dağıtılması için çaba harcanacaktı...[22] Yine aynı konuda Robert Colleg’in yöneticisi Dr. Cyrus Hamlin de basında çıkan bir mektubunda Hınçakların tanımlanmasını şöyle yapmaktadır: “Hınçak Ermeni İhtilal Partisi, Türkiye’nin bazı bölgelerinde bütün Hristiyan halka ve misyonerlerin uğraşlarına büyük fenalıklar yapıyor, ıstırap çektiriyor...”[23]


Burdaki alıntıların aslında Ermeni aydınlarına falan değil, basbayağı Ankara basımlı devlet kaynaklarına dayandığı apaçık. Çünkü kaynaklar şöyle, hepsi Ankara basımlı *:D

[21] (Haz.) İsmet Parmaksızoğlu, Ermeni Komitelerinin İhtilal Hareketleri ve Besledikleri Emelleri, (Ankara, 1981), s. 12-vd.
[22] Le Probleme Armenıen: Neuf Questions, Neuf Reponses, (Ankara, 1982), s.15.
[23] Sakarya, Belgelerle Ermeni Sorunu... s.82.

Hınçak partisinin programı üzerinden yola çıkıp işte Ermenilerin anarşistlikleri şeklinde propagandaya girişen birçok yazar var. Bunlardan biri de daha önce devlet arşivlerinden verdiğimiz Hüseyin Nazım Paşa'nın kitabı. Orda da aynı çaba vardır ama dikkatli okuyan okur bunların apaçık birer çarpıtma olduğunu görür.

http://www.devletarsivleri.gov.tr/yayin/osmanli/h_n_pasa/015.htm

Bu arada anarşizm ile terörizmin karıştırılması şeklindeki olayın da 12 Eylül cuntacılarının bir katkısı değil, çok daha eski olduğunu görmüş oluyoruz. Yada kaynaklar sonradan değiştirilmiş.

Hınçak partisinin programına bakınca Ermeniler arasında sosyalizm düşüncesinin milliyetçi fikirlerden daha önce ortaya çıktığı düşünülebilir. . Bu partinin sonraki yıllardaki rolüne, bölünmesi ve sonraki sorunlara geleceğiz. Ama şimdilik bu kadarı yeterli. Programdan bir bölüm daha aktararak Hınçak partisi konusunu kapatalım.

Cemiyet-i beşeriyenin ekseriyetini teşkil eden amele yani müstahsil sınıfının –ki sermayedar (capitaliste) ve ashab-ı emlak bulunan bir ekalliyetin taht-ı hükm ve nüfuzunda bulunmaktadır-. *Hürriyet-i hakikiyeyi iktisab edebilmesi istihsal *ve tedavül-i servete ve münasebat ve müraselâta hizmet eden bilcümle vesaita yani araziye ve fabrikalara ve bankalara ve itibar-ı mali müessesatına ve şimendüferlerle emsali vesait-i nakliyeye bi’n-nefs malik olmasına mutavakkıftır.

Müstahsil sınıfının hürriyet-i hakikiyeye malikiyeti *tabiriyle millet, kavim ve cins (sexe) farklarına bakmaksızın cemiyet-i beşeriyenin siyasi ve iktisadi bir hürriyet-i tammeye malik bulunması anlaşılır.

Yani amele sınıfı iktidara gelsin; millet, kavime-, cinsiyet farkı gözetmeden herkes özgürlüklere sahip olsun deniyor.

jayjay
22-10-2006, 09:34
Dostum; Yazılarının devamını merakla bekliyorum. İlginç yorumlar yapacak gibisin.

sargon
22-10-2006, 12:16
Geliyorum diğer Ermeni partisi olan Taşnak partisine. Taşnak partisinin Hınçak partisi gibi programını bulamadım internette. Zaten bu partinin programı üzerinden pek bir propaganda yapılmıyor. Hınçak açıkça sosyalist olduğu için onun programını öne çıkarıyorlar. Taşnak partisi Hınçak'a göre daha ılımlıdır. Bu yüzden Hınçak'lar tarafından eleştirilir. Hınçaklılar, Taşnak partisini bujuvaziye hizmet etmekle suçluyorlar.

Parti programları kimi zamanlar kağıt üzerinde kalırlar. O yüzden sadece parti programları bize fazla birşey göstermez. Önemli olan pratikte neler yapıldığıdır. Bunlara daha detaylı dalmadan önce dönemi biraz daha yakından tanımamız gerekiyor. Yoksa Taşnak partisi ile İttihat Terakki'nin nasıl kardeş partiler gibi durduklarını anlamamız mümkün değil.

Millet-i Sadıka Ne Demektir?

1800'lü yıllar Osmanlı İmparatorluğunun özellikle Avrupa cephesinde milliyetçilik akımlarının geliştiği yıllardır. Dönemin Avrupa'daki en önemli güçleri emperyalist birer yarış içindedirler. Bir tarafta Avrupa'yı yarılayıp Viyana önlerine kadar varmış Osmanlı emperyalizmi diğer tarafta Slav yayılmacılığı hayalleri ile tutuşmuş Rus Çarlığı vardır. Hatta her devletin bir hesabı vardır bu milliyetçi gelişmeler üzerinde. Nitakim Rus'lar ortodoks Sırp'lar ve Yunan'ların bağımsızlaşmasının buralardaki etkilerini artıracağını hesaplayarak bu ulusların bağımsızlıklarını el altından yada açıkça desteklerler.

Osmanlı giderek Avrupa'dan çekilmek zorunda kalır. Ancak bütün bu dağılma sürecinde Ermenilere bakış açısı çok farklıdır. Osmanlı tebası olmaktan ayrılmayı düşünmeyen bir halk olduğu, Osmanlı'ya bağlılığının güçlülüğü yüzünden Ermenilere sadık millet anlamın gelen "Millet-i sadıka" adı verilmiştir.

Peki neler olur da bu Ermeni-Osmanlı yada sonradan Ermeni-Türk dostluğunun yolu koca bir soykırıma kadar gider. Biraz daha devam edelim. Osmanlı'nın dağılma sürecinde devleti kurtarma telaşındaki aydınların çözümü meşrutiyettir. Osmanlı basiretsiz padişahların elinde telef olmaktadır. 1876'da Sultan Aldülaziz tahttan indirilmiş yerine akıl hastası olan veliaht V. Murat geçirilmiştir. Mithat Paşa, Abdülhamit'le yaptığı görüşmede Abdülhamit'in meşrutiyete taraftar olduğunu görünce, Aldulhamit tahta geçirilir. Ama Abdülhamit'in meşrutiyeti iptal edip, meclisi kapatması için bir yıl bile geçmesi gerekmeyecektir.

1877'de meşrutiyet tekrar hayal olur. Abdülhamit kendini iktidara getiren Mithat Paşa'yı vezirlikten alır, meclisi kapatır. Bir yıl sonra Ali Suavi'nin Abdülhamit'i devirip tekrar deli Murat'ı padişah yapma çabasını engellemeyi başarır, Suavi ile birlikte 80 kişiyi idam ettirir, ama artık vehimli ve baskıcı bir Hamit vardır karşımızda. Herkesten ve herşeyden kuşkulandığı için kocaman bir hafiye ordusu kurar. Ermenilerden de Jöntürklerden de prens Sebahattincilerden de şüphe etmektedir. Hepsi potansiyel düşmandır.

Abdülhamit döneminde çıkan ve Ermeni isyanları diye gösterilen olaylar, birinci dünya savaşı sırasındaki olaylardan oldukça farklıdır. Resmi Tarih yazarları ise sanki bu iki dönemde de Ermeni terör örgütlerinin hain eylemleri varmış gibi göstermeye çalışırlar. Abdülhamit dönemindeki eylemlerin kimisi yöneticilerin baskıları, kimileri ise meşrutiyeti getirmek için Taşnak'lıların yaptığı şiddet eylemleridir. Şimdi de bunlara geçelim.

Kaynak: Osmanlı Tarihi Ansiklopedisi
http://www.aysebulut.com/ansiklopedi/goster.asp?ID=19


-devam edecek -

sargon
22-10-2006, 19:12
Taşnak partisi, Hınçak'tan 3 yıl sonra yani 1890 yılında kuruluyor. 1890 yılı ile meşrutiyetin tekrar *ilan edildiği 1908'e kadar geçen süre içinde Taşnak partisinin etkili olduğu bilinen bazı eylemler var. Bu olayların tek tek incelenmesi gerek. Bu eylemler ne kadar Ermeni'lerin bağımsızlık isteği ile ilgili ne kadar istibdata karşı yapılmış eylemlerdir? Meşrutiyetin ilanının ardından İttihat Terakki ile Taşnak partisini can ciğer kuzu sarması olarak görüyoruz. Taşnak Osmanlı'dan bağımsızlık için eylemler yapıp arkasından İttihat Terakki ile nasıl birlikte olur. Burda garip bir çelişki çıkıyor ortaya.

1877-78'deki başarısız Rus harbinden sonra Osmanlı Ruslarla barış anlaşması imzalar. Burda Ruslar Ermeniler üzerinden niyetlerini ortaya koyarlar. Anlaşmaya Ermenilerle ilgili bir madde de yazılır. Rus ordusunun çekilişinden sonra Ermenilerin durumu ile ilgili bir maddedir bu. Tarihçiler bunu gösterip Ermenileri adeta Rus gibi gösterirler. Halbuki Abdülhamit bu maddeye göre zaten hiçbirşey yapmaz.

Erzurum Olayları

1890 yılında, yani 13 yıl sonra, henüz Taşnak partisinin kurulduğu yıl, Erzurum olayları olur. Olayların nedeni şudur. 1890 yılında Hamit'in ispiyoncuları Ermenilerin Ruslardan silah aldığını haber verirler. Bunun üzerine gerilim yaşanır. Habere göre silahlar kilisededir ve kilise aranacaktır. Resmi tarihçilerimiz şöyle yazıyorlar

Adı geçen kilise ve okul, Nizamiye ve Redif fırkaları kumandanları, mülki memurlar ve komiserlerden ileri gelenlerle birlikte 19 Haziran 1890 tarihinde aranmıştır[25]. *Kilisede yapılan arama, ayin esnasında vuku bulmadığı gibi, bu arama Ermeni Ruhani otoritelerinin yardımı ve nezaretinde gerçekleştirilmiştir. Kilise içinde ise herhangi bir kavga ve karışıklık meydana gelmemiştir[26]. Arama sonunda kilisede demirhane bulunamamıştır. Okulda ise demirhane ile birlikte torna ve sair çilingir aletleri bulunmuş, ancak bunlarla şamdan, anahtar gibi ufak tefek demirden bazı şeyler imal edildiği, silah imal olunmadığı kanaatine varılmıştır[27].

http://www.iksaren.org/index.php?Page=DergiIcerik&IcerikNo=366

Aramada silahlar neden bulunamaz. Bunun da cevabı hazır. Çünkü Ermeniler olayı haber almış, silahları saklamışlardır.

Fakat aramadan önce “Anavatan Müdafileri” teşkilatına mensup Köpek Bogos adında biri, iki saate kadar *okulun ve kilisenin aranacağı haberini Ermenilere ulaştırmış[23] Bunun üzerine *kilise ve okulda depolanmış olan silah ve cephaneler başka bir yere nakledilmiştir[24].

Senaryolar bize hiç yabancı değil. Ertesi gün kilisenin önünde toplanan Ermeniler bir gösteri yaparlar, giderek tepki ve karşı tepkilerle olay büyür ve 8 Ermeninin, iki askerin ölmesine ve çok sayıda kişinin yaralanmasına kadar gider.

Kumkapı Gösterisi

Yine 1890 yılında bu sefer İstanbul'da Hınçak partisinin organize ettiği bir gösteri olur. Olaysız geçen barışçıl bir gösteri olmasına karşın, nedense Ermeni isyanları içinde gösterilir. Olay son derec basit bir gösteridir aslında ama Hamid'in baskı rejiminde böyle bir gösteri yapılabilmesi anlam taşımasına neden olur. İşte bir başka resmi tarih yazarımızdan

Kumkapı olayı öncesinde komitenin başlıca ileri gelenleri, Beyoğlu'nun arka sokaklarından birinde bir yabancının evinde oturan Rus tebaasından Megavoryan'ın yanında toplanmışlardır.
15 Temmuzda Kumkapı'da yapılacak olan gösteriyi idare etmek üzere gizli oylama ile iki kişi seçilmiştir. Cangülyan, Partiği saraya götürmeyi; Murad ise bildiriyi okuma sorumluluğunu üzerlerine almışlardır.

Olay günü Anadolu yakasındaki telgraf hatları kesilmiş ve Hınçaklılar kilisede toplanmışlardır. Bildiri, el yazısıyla çoğaltılarak halka dağıtılmıştır. Ayin sırasında Cangülyan kürsüye atılarak bildiriyi okumuştur. Ayini yapan patrik Aşıkyan, kaçarak Patrikhaneye sığınmış, komitecilerle birlikte Saray'a gitmeye, razı olmamıştır. Hınçak komitecileri Patrikhane'yi işgal etmişler, silahlar patlamış, bütün yapının camları, tavanları parça parça olmuştur.

Göstericiler daha sonra nedense Patrik'i esir alır ve saraya gitmeye çalışırlar. Arkasından yine başka bir inanılmaz olay olur. Nedense resmi tarih yazarları böyle şeylerin nedenlerini araştırmaya bile gerek duymazlar, Herhalde yazdıklarını aslında kimsenin okumadığını bildiklerinden yazdıklarını bir gerekçeye dayandırmak gereği bile duymuyorlar. İşte olay şu:

Fakat Dacad ve Mampra Vartabetler, hükümete durumu haber vermiş oldukları için Patrik Aşıkyan'ın da içinde bulunduğu araç askeri kuvvet tarafından çevrilmiştir. Bunun üzerine komiteciler askerlere ateş açmışlardır. Cangülyan bu sahneyi şöyle anlatmaktadır:

"Bizimkiler vahşice bir şekilde askerlere üst üste ateş ediyorlar, askerler de, silah atanları tutuklamaya uğraşıyorlardı. 6-7 asker ağır yaralı olarak yere serildi. 10 kadarının da yarası hafifti. Biz iki ölü verdik."

http://www.ermenisorunu.gen.tr/turkce/sorun/isyan3.html

Bir avuç Ermeni Patrik'i alıp niye saraya gitmeye kalkar ki? Bir de yolda askerler tarafından durdurulurlar. Sonra olayı anlatan Ermeni adeta kendi arkadaşlarına düşman gibi konuşur. Hem bizimkiler der, hem de vahşişe ateş ediyorlardı der. Nasıl olursa ilk ateşi açanlar olmasına karşın Ermeniler iki ölü verirler.

sodomo--
22-10-2006, 19:21
Sevgili Sargon, keşke Türklerin müslümanlaştırılması ile ilgili araştırmalar yapsan veya "Osmanlı'da cariye sistemi", "haremler", vb. konularda çalışmalar yapsan ne güzel olurdu. Bence gereksiz bir konuyu gereksiz bir zamanda ele alıyorsun ve fazlasıyla "akademik" düzeyde ele alıyorsun bu da bende bir nevi "dağılma sendromu" yaratıyor.

Kusuruma bakma, hatalarımızı cehaletimize ver...

sargon
22-10-2006, 19:31
Sevgili Sodomo,

açıkçası ben de dinle ilgili konularda epey bir rahatlamıştım. Kolayca istediğim kaynağa ulaşabilecek duruma gelmiştim. Ermeni, Kürt konusu gibi şeyleri de hiç düşünmüyordum. Bu Orhan Pamuk tartışmasında bazıları bana mesnetsiz iddialarda bulunduğumu söyleyince içimde bu konuya el atma hırsı oluştu. Ermenilerle ilgili oluşturulmuş yayın külliyatının İslam tarihinden bir farkı yok. Mantıksız bir yığın şey, bir de adının önünde Doç., Dr. falan yazan kişiler tarafından üretilmiş. Bu topici bitereyim, yarım kalan çalışmalara döneceğim.

pante
22-10-2006, 19:34
Ben de tersine ilgiyle takip ediyorum.
Sanırım Sargon'la ilk defa kapışacağız.
Çünkü hiç de objektif yaklaşmadığını gözlemlemekteyim.
Sonucu bir görelim bakalım..

exclusive
22-10-2006, 19:51
Pante, ben de ilk okuduğumda senin gibi düşündüm ama sanırım sen de benim düştüğüm hataya düşüp Sargon'un konu aldığı döneme dikkat etmedin.

Sargon, 1915 yılı öncesi dönemi konu almış ve resmi tarihimizce 1915 yılındaki olaylara bahane olarak gösterilen Ermeni terör örgütleri iddiasını irdeliyor.

Zaten 1915 yılı sonrasını, hatta Cumhuriyet tarihimizi konuya dahil edip "Ermeni Terör Örgütleri Masalı" gibi bir başlık atmak, Sargon gibi bir arkadaşımızdan beklenebilecek bir yanlış değil...

pante
22-10-2006, 20:18
Hayır Exclusive. Ben yanlış anlamadım.
Hınçak partisi ile, amaç ve eylemleri ile ilgili olarak konuşuyorum. Asala için ya da 1915 sonrası için değil.

exclusive
22-10-2006, 20:35
Yani sen Sargon'un "her iki örgüt de 1914'e kadar yasal olarak çalışmış" sözüne karşı çıkıyorsun. O zaman kapışın bakalm, ben de bişiiler öğrenirim arada :)

walla
22-10-2006, 20:41
Aslına bakarsanız hangi tarihe inannacağız belli değil. Herkez bir tarih uydurmuş gidiyor yada herkez kendilerinin *haklı olduğu konuları ön plana çıkararak menfaat sağlamaya çalışıyor.

vartor
22-10-2006, 20:59
Yakin tarihimizin hic bilinmeyen hatta tabu olan ve gunumuzdeki turkiyeyi yakindan ilgilendiren bu arastirmasi icin Sargon'u tebrik ediyorum.
* Her kafadan ayri sesler cikti, bilen bilmeyen kanaatini soyledi, Orhan Pamuk"u ovdu veya yerdi.
Sargon, bu calismasiyla, gercekleri su ustune cikartiyor, tarihimizde vuku bulan bu aci hadiselerin nasil gelistigini arastiriyor, destek olup yorumlarimizla veya varsa, bilgilerimizle katilmaliyiz bu dostumuza.

sargon
22-10-2006, 21:02
Exclusive, çok dikkatli gözlemlemişsin. ASALA'yı tartışmıyorum burda. ASALA sürekli suikastler düzenleyen bir örgüttü. Onlar çok sonraki olaylar ve olay bambaşka bir hal almış durumda. *Hatta 1915 yılında yukarda saydığım Ermeni örgütlerinin silahlı direnişleri de var. Ama biz 1915'e kadar olan dönemi işliyoruz şimdi.

Abdülhamit dönemindeki Ermeni eylemlerini tek tek vermeyeceğim. Konu çok uzayacak. Bu arada şunları da not etmemiz gerekiyor. 1889'da bir grup genç askeri mülkiye öğencisinin girişimi ile İttihat Terakki Partisi kuruluyor. Başlangıçta gizli bir örgüt durumunda ve sadece Taşnak partisi ile değil Balkanlarda kurulan *"Makedonsko Odrinska Cemiyeti" gibi örgütlerle de sıkı bir ilişki içine giriyor.

İkinci düşmemiz gereken not Hamidiye Alayları'nın kuruluşudur. Hamidiye Alayları Erzurum olaylarının arkasından kurulur. İlk olarak Erzurum-Van ve Urfa-Mardin hattında kurulurlar. Hamidiye alaylarının ne olduğunu biraz açıklamak gerekiyor burda. Hamidiye alayları, Kürt aşiretlerinden oluşturulmuş alaylardı. PKK'ya karşı savaşta oluşturulan koruculuğa benzeyen bir örgütlenmeydi. Hatta Abdülhamit'ten sonra bir dönem İttihat Terakki'nin başına bela bile oldu. Düzenli ordu dışında bir güç haline gelmişlerdi çünkü. Sultan Hamid, Hamidiye alayları ile aynı zamanda çıkan Ermeni gazetelerini de kapattırıyor.

Hamidiye alayları için:
http://knuth.ug.bcc.bilkent.edu.tr/~bbakay/yazilar/a1/hami.htm

Meşrutiyete kadar Taşnak'ların yaptığını bildiğimiz eylemlerinden bir tanesini aktarmakta yarar var. Bu olay aslında daha sonra anlatacağım İttihat Terakki ile Taşnak yakınlığının nedenlerini de gösteriyor. Her ikisi de Abdülhamid'in baskı rejimine karşı mücadele ediyorlardı.

Bahsettiğim eylem Yıldız suikastı olarak tarihe geçer. 21 Temmuz 1905'de Abdülhamit camiden çıkıp saraya gideceği sırada eylem düzenlenir. Bomba patlatılır ama *Abdülhamit kurtulur. Aşağıdaki resmi kaynaklar bu suikast girişimini detaylı şekilde anlatıyor.

http://www.turizm.gov.tr/TR/BelgeGoster.aspx?F6E10F8892433CFFAAF6AA849816B2EF4 E375E3A92777967
http://www.ermenisorunu.gen.tr/turkce/sorun/isyan9.html

Evet şimdi de gelelim İttihat Terakki ile Taşnak Partisinin ilişkilerine...

walla
22-10-2006, 21:10
Diyelim ki Ermeni Soy Kırımı var. Bizene. Bu Türkiyeyi bağlamaz. Dünyaya bunu anlatmaya çalışmalıyız...

jayjay
22-10-2006, 21:32
Walla dostum
"Diyelimki var bize ne" demekle işin altından sıyrılamazsın. Sonuçları ermeniler'e toprak vermeğe kadar gidebilir. Çünkü toprak talepleri olacak. Haberin olsun.

walla
22-10-2006, 21:41
1915 de yaşanan bir olay TÜRKİYE CUMHURİYETİNİ bağlamaz. Onlar istediği kadar toprak istesin, biz Dünyaya soykırımın Türkiyenin sorunu olmadığını anlatabilirsek Ermenilerin bu çabası boşa çıkar.
Ve ayrıca sıkıyorsa toprak alsınlar.

dilaver
22-10-2006, 21:49
şu an gelinen noktada TC tehciri kabıl ediyor,etmemsi mümkün degil bu zaten bir kanun.Katliamı da kabul ediyor.Ermeniler katledilmiştir.Buna karşı koydugu tez bunun karşılıklı oldugu ve bunun önceden planlı bir kıtaal eylemi degil ama bir nevi müsademeler bütünü oldugu.
* * Burada yapılması gereken şey
* * 1-İttihat ve Terakki tarafından ermenilerin kökünün kurutulması ile ilgili bir siyasi karar olup olmadıgı.
* * *2-Böyle bir siyasi karar var ise bunun ilgili birimlere ne şekilde teblig edildigi.
* * *3-Yapılan mahkemelerde ceza alanların bunu bir siyasi irade sonucu verilen emirle yaptıklarının kabul edip etmedikleri.

* * *saygılarımla

sargon
22-10-2006, 22:18
Ben de senin gibi düşünüyorum Walla. Hatta Cumhuriyet döneminde yapılmış olsaydı da kabul edilebilirdi. Yani geçmişte yanlışlar yapıldı diye yüzyıllar boyu bunun cezasını yeni kuşaklar ödemek zorunda mi? Türklerdeki önyargılar kadar Ermenilerde de önyargılar var. Türklerden nefret eden bir sürü Ermeni genci var. İnkarcılıkla bu işin altından kalkamayacağımız açık.

Ben konuya devam edeyim.

İttihat Terakki ve Ermeni partilerinin ilişkileri resmi tarihte çok az yer tutar. Ermeni örgütleri terörist ve bölücü olarak gösterildiğinden bu ilişki bir çelişki yaratacaktır. Son yıllarda bu konuyu inceleyen araştırmalar yapılmış durumda. Türk kaynaklarında da kabul edilen bir gerçek olmasına karşın, Ermeni araştırmacılar daha öndeler. Bu konuda yazılmış bir kitap Türkçeye de çevrilmiş durumda. "ERMENİLER VE İTTİHAT VE TERAKKİ İşbirliğinden Çatışmaya" adını taşıyan araştırma Arsen Avagyan ve Gaidz F. Minassian tarafından yapılmış.

http://www.radikal.com.tr/ek_haber.php?ek=ktp&haberno=4370

Konuyla ilgilenen arkadaşların kitapla ilgili Radikal gazetesinde verilmiş ayrıntılı açıklamayı okumalarını tavsiye ederim. Ben yine de tamamını okuyamayacaklşar için birkaç alıntı yapacağım. Yazar şöyle diyor:

İTC'nin devrime giden yolda halk desteğine sahip olmadığı için, Balkanlarda Makedonsko Odrinska Cemiyeti, Doğu'da ise Taşnaksutyun'la ittifak kurmak zorunda kaldığını ileri süren yazar, 27-29 Aralık 1907'de Paris'te yapılan İTC kongresinde Ermeni Malumyan, Prens Sabahaddin ve Ahmet Rıza'nın başkanlık yaptığı oturumlarda bu ittifakın nasıl doğduğunu, Kanuni Esasi'nin ilanında Taşnaksutyuncuların rollerini, 1908 Devrimi ile Doğu'da toplumsal ve ekonomik hayat hızla iyileşirken, Ermeniler, Türkler ve Kürtler arasındaki ilişkilerin nasıl karmaşık bir hâl aldığını belgelere dayanarak anlatıyor

Hatta Taşnak partisi İttihat Terakki’nin iktidarı döneminde İTC’nin bir ittifak ve dost partisi olarak 7 defa resmi olarak parti kongresi düzenler. İTC ile Hınçak’ın ilişkileri ise daha soğuktur. Yukardaki 1907 toplantısından önce de İTC ile Taşnak ve hatta Hınçak ilişkileri olduğunu daha önce Yalçın Küçük'ün Türkiye Üzerine Tezler'inde yada Stefanos'ta okumuştum. Elimde şu anda bu kaynaklar yok ama internet üzerinden bir başka kaynak daha vereceğim.

Yazı Atlas dergisinde çıkmış. Kemal Tayfur imzalı: İTC ile Ermeni partilerinin ilişkilerini çok güzel sergilemiş.

Temmuz 1908'de meşrutiyetin ilan edilmesiyle tüm ülkeye yayılan coşkulu birlik duygusu bunun kanıtıydı. Üsküp'ten Selanik'e, Kudüs'ten Erzurum'a bütün kentlerde `Müslümanlar, Hıristiyanlar, Yahudiler; Türkler ve Ermeniler kardeşçe bir araya gelerek' bayram yapmışlardı. İstanbul'da Türk, Rum, Ermeni ve Musevilerden oluşan yüz bin kişilik bir topluluk Beyazıt Meydanı'nda yeni anayasal yönetime bağlılık yemini edip Yıldız Sarayı'na kadar coşkuyla yürümüştü. Ermeni Devrimci Federasyonu ile Türk devrimciler ortak gösteriler yapmışlardı. Ermeni kiliseleri `hürriyet ve adalet uğruna canlarını vermiş Müslümanlar anısına' ayin düzenlemişti. Erzurum'da aralarında Ermenilerin de bulunduğu tutuklular salıverilmiş, meşrutiyeti kutlamak üzere yürüyüşe geçen kalabalık ilk olarak Ermeni Metropolitliği'nin önünde toplanmıştı. Ermeni Metropoliti ve İttihatçı bir subayın konuşmaları büyük alkış toplamıştı. Van'da Ermeni siyasi tutukluları serbest bırakmak istemeyen vali görevden alınmıştı.

1908'in anlamını ders kitaplarında okuyunca anlamak kolay değildir. Ama işte yukardaki metin ne kadar canlı anlatıyor. Abdülhamit'in istibdat rejimi sona ermiştir. Tüm Osmanlı ülkesinde bayram vardır adeta. Birçok şehirde gösteriler yapılır ve bu gösterilerde resmi tarihin düşman olarak göstermeye çalıştığı Ermeniler, Türkler, Yahudiler birliktedirler.

Elbette İttihat Terakki ile Taşnak partisi arasında farklılık ve karşılıklı şüpheler vardır ama yine de 1908'de yapılan seçimlerde Taşnak partisinin adaylarının İttihat Terakki Partisinden girmesine ve meclise 14 milletvekili göndermesine engel değildir.

Bu dönemde Taşnak liderleri de İttihatçılara kuşkuyla yaklaşıyor ama olumlu ilişkiyi sürdürüyorlardı. Nitekim iki parti seçimlere (1908) anlaşarak girdi; Taşnak, İttihatçıların listesinden meclise 14 milletvekili soktu.

http://www.kesfetmekicinbak.com/kultur/tarih/01277/

Ermenilerle İttihat Terakki'nin yakınlığının en güzel göstergesi Adana olaylarıdır...

Not. Bende yazacak hal kalmadı. Devamı başka güne..

walla
22-10-2006, 22:25
Anadoluya Türkler gelmeden önce burada kimler yaşıyordu, Elbette Ermeniler kendi özgür devletlerini kurmak isteyecektir, ama peki anadoluya ermeniler nerden gelmiştir. Bu kısır döngüdür, onlar nerden gelmiş bunlar nerden gelmiş, anadolunun gerçek sahibi kim. *Doğrusu şudur, Hiçbir toprak parçası aslında kimsenin değildir, tüm dünya üzerinde yaşayan herkezindir. Bugün Türkiyede yaşayan Ermenilerin Türklerle yada Türkiya Cumhuriyeti Devletiyle bir sorunu varmı. Biz kurtuluş savaşını veririken Türkiyeden Toprak talebinde bulunanlar nerdeydi.
Türk Ulusunu oluşturan bütün Halklar kardeştir...

Oguzhan
22-10-2006, 23:10
Sargon sen ermenimisin , Türkmüsün , kürtmüsün , arapmısın ?

Çok önemli değilde sadece merak ettim. Ama yapay insan değilsindir onu biliyorum.

pante
22-10-2006, 23:26
"Not. Bende yazacak hal kalmadı. Devamı başka güne.."

sargon biraz dinlensin. Biz de bayramdan vakit bulursak eğer, konuyu kendi bakış açımızla irdelemeye çalışırız.
Bakalım Ermeni örgütlerinin terörle ilgileri var mı yok mu?
Osmanlı'yı parçalamak isteyen Emperyalist ülkeler bu örgütleri kullandılar mı?
Doğu Anadolu'yu işgal eden Rus orduları içinde Ermeni birlikleri var mıydı?
İşgalden hevesleri kabaran bu örgütler katliamlara ve isyanlara girişip sadık milleti hain millet haline dönüştürdüler mi?
Tehcir kaçınılmaz mıydı?
Tehcir edilenler arasında protestan ve Katolikler neden yok? Niçin hepsi Ortodoks?
Sözde soykırımda ya da katliamda, öldürenler askerler miydi?
Bugün dahi derin devlet büyük gaflar, hatalar yapıp açıklar verirken, neden arşivlerde soykırıma dair tek bir belge yok?
Neden Ermeniler kendi arşivlerini açmıyorlar?
Gerçekleri itiraf eden Ermeni ileri gelenleri ne diyor?
Tehcir öncesi ve sonrası Ermeni nüfusuna ait gerçek rakamlar nedir?
Osmanlı Türk müdür? Yoksa Türkleri aşağılayan hatta katleden Arap, Rum, Kürt, Ermeni, Arnavut, Boşnak, Türk, Gürcü, Çerkez vs. gruplardan oluşan bir devlet midir?
1915'de iktidar olan ve başlangıçta Ermenilerle işbirliği içinde olan İttihat Terakki'nin önde gelen liderleri Talat, Cemal ve Enver paşaların akıbeti ne olmuştur?
Ermeni katliamının sorgısı, muhakemesi yapılmış mıdır? Ne cezalar verilmiştir?
1948'den önce Ermeniler sadece "büyük facia" dan söz ederken niçin soykırım iddialarına başvurdular?
Soykırım iddialarının ardındaki amaç nedir?
Kürtler de kendilerine soykırım yapıldığını iddia ediyor, doğru mu?
Ermeniler, Yahudi soykırımında Nazilere destek verdi mi?
Atatürk'ün Ermeni meselesi ile ilgili düşünceleri nedir?
Osmanlı saltanatına ve hilafete son veren laik Türkiye Cumhuriyeti 1923 öncesinden sorumlu tutulabilir mi?
......................................
....................................
........................................
Dolayısıyla sorular çok, konu oldukça detaylı ve zaman alıcı.
Zamanı olan arkadaşlar yazdığım sorularla ilgili inceleme, araştırma yapıp katkıda bulunabilirler. Bizim de yükümüz azalmış olur, zaman buldukça eksik kalan kısımları ele alabiliriz..

pante
23-10-2006, 19:30
Terör: Korkutma, yıldırma, sindirme maksadıyla yapılan öldürme, yaralama, yakma, yıkma, tehdit vb. şiddet eylemleridir.

Ermeni örgütleri bir terör örgütü müdür?
Yoksa terör iddiası 1915 tehcirine sebep oloşturma maksadıyla uydurulmuş bir masal mıdır?

Bu sorunun doğru cevabı, terör tanımındaki özelliklerin bu örgütlerin eylemlerinde var olup olmadığını görmekle verilebilir.

Şimdi sırasıyla bu eylemlere bir bakalım:

1- 1890 Erzurum İsyanı:

"Ertesi gün kilisenin önünde toplanan Ermeniler bir gösteri yaparlar, giderek tepki ve karşı tepkilerle olay büyür ve 8 Ermeninin, iki askerin ölmesine ve çok sayıda kişinin yaralanmasına kadar gider."

Olayı daha geniş okumanız için Sargon'un verdiği linki inceleyebilirsiniz.
http://www.iksaren.org/index.php?Page=DergiIcerik&IcerikNo=366

Olayların yatışmasından sonra gerçek boyutu ortaya çıkmaya başlamıştı. Başlangıçta fazla ölü ve yaralı bulunmadığı sanılmıştı ancak yapılan tahkikat göstermiştir ki, iki taraftan 100’den fazla ölü, 200-300 kadar da yaralı vardı.

Bu bir silahlı çatışmaydı. Olayları yatıştırmak için bulunan askere ateş açılmıştı. Örgüt mensupları ve kışkırtılmış Ermeniler silahlıydı ve bu silahlar okul ve kilise aramasında bulunamayan silahlardı.

Şimdi, Erzurum İsyanı dahi tek başına bu örgütlerin terörist olduğunu ispat ediyor. Nitekim Ermeniler bu olaydan sonra bu örgütlerden tedirgin oluyor ve uzak durmaya çalışıyorlar.

Silahlı eylemleri destekleyen marşlarından da açıkça bunu görebilmekteyiz;

“Erzurum’un Ermeni dağlarından bir ses çınladı,
Silah sesleriyle Ermenilerin yüreklerini heyecan kapladı”

Bu isyanın meşrutiyetle, istibdatla hiç ilgisi var mı?
Osmanlı'nın zayıflamasını ve Rus savaşını fırsat bilerek, bağımsızlığını kazanan diğer milletleri örnek alıp bağımsız bir Ermenistan emeliyle girişilen eylemlerin ilkidir.
Bağımsızlık arzusuna ve hareketine saygı duyabiliriz. Her milletin hakkıdır. Ancak, kalkıp ta Samsun'dan Mersin'e inen hattan itibaren tüm Anadolu'nun yarısını istersen vermezler, yedirmezler. Senin geldiğin yer de, çoğunlukta olduğun yer de Kafkasya'dır. Azınlıkta olduğun vilayetleri isteme hakkın yok. İsteyenler, yani Samsun'da, Sivas'ta , Mersin'de yaşayanlar Kafkasya'da kuracağın ülkeye göçedebilirler. Yahudilerin İsrail'e göçleri gibi.

pante
23-10-2006, 21:39
2- Kumkapı Eylemi:

"Kumkapı Gösterisi

Yine 1890 yılında bu sefer İstanbul'da Hınçak partisinin organize ettiği bir gösteri olur. Olaysız geçen barışçıl bir gösteri olmasına karşın, nedense Ermeni isyanları içinde gösterilir. Olay son derec basit bir gösteridir aslında ama Hamid'in baskı rejiminde böyle bir gösteri yapılabilmesi anlam taşımasına neden olur."

Bu kadar basit ve barışçıl değil maalesef. Eylem Hınçak Partisi tarafından kurnazlıkla hazırlanır.
Haç yortusu için toplanan Ermeniler provake edilecektir. Eylem planı ve olaylar bizzat partinin ileri gelenlerinden ve eylemin etkin ismi Harutyun Cangülyan'ın ağzından 1963'de Louise Nalbantyan tarafından yayınlanan "Ermeni Devrimci Hareketleri" adlı kitapta anlatılmaktadır.
Dolayısıyla devlet senaryosu, milli tarih vs. uydurmaları değildir.

Nümayiş Kumkapi'daki Ermeni Kilisesinde başladı. O gün Patrik Horen Asikyan, Haç yortusu için toplanmış büyük bir topluluğa hitap ediyordu. Parti üyelerinden Harutyun Cangülyan, Kilisede, Ermeni ıslahatını savunan, Padisaha muhatap bir Hınçak protestosunu okudu. Bilahare Patrikhaneye giderek oradaki Türk armasını parçaladı. Ermeni Patriğinin protesto etmesine rağmen, Hınçaklar onu birlikte Padişaha gitmeye mecbur ettiler. Yıldız Sarayına doğru yürüyüşe geçtiler ki askerler yolu kestiler, çıkan çatışmada Müslüman ve Ermeni bazı kişiler öldü ve yaralandı. Hınçak gösterisinin ele başı olan Cangülyan tutuklandı ve müebbed hapse mahkum edildi.

Cangülyan'ın ağzından aktarılan olayda 6-7 askerin ağır, 10 civarında askerin de hafif yaralandığı belirtiliyor ama biri binbaşı ağır yaralı 2 asker ölüyor.
Osmanli Hariciyesi 30 Temmuz 1890 günü yaptigi 97842/19 sayili tamim telgrafla olayı Sefaretlerle intikal ettirirken sadece Jandarma Binbaşısı Server Bey'in vurularak şehit düştüğünü kaydetmiş, sonrasında ağır yaralılardan birisinin daha öldügü anlasılmıştır.

Şimdi bu mu basit ve barışçıl gösteri?
Haç yortusu için toplanmış Ermeni topluluğuna Hınçak partisi militanları silahlı olarak karışıyorlar, bildiri okuyup dağıtıyorlar ve patriği tehditle ve zorla saraya yürütüyorlar. Askerler engel olmak isteyince silahlarını ateşliyorlar. 4 ölü ve onlarca yaralı.. Bu terör değil mi?

Benzer terörü günümüzde yaşamıyor muyuz? Çeşitli barışçıl gösterilere provakatörler katılıp ortalığı savaş alanına çevirmiyor mu? Bu provakatörler terörist ise Hınçak militanları da teröristtir. Zor var, tehdit var, silah var, ölü ve yaralılar var. Ama barışçıl! Mümkün mü?

pante
23-10-2006, 22:47
Bu forumda biri de çıkıp PKK'nın terör örgütü olduğunun masal, saçma, uydurma olduğunu yazabilir. Buna 1-2 örnek olay da yazabilir. PKK'nın sözcüsü konumundaki yasal parti HEP,DEP,HADEP vs. adlarla siyaset yapan partinin SHP ile olan seçim ittifakından da bahsedebilir.
Bu partilerin diğer örgütlerle kimi zaman yaptığı eylem birliğinden de örnekler verebilir.
Ama tüm bunlar PKK'nın bir terör örgütü olduğu gerçeğini değiştiremez.

İttihat Terakki Partisinin de Ermeni örgütleriyle istibdata karşı ilişkileri sonucu etkileyici bir özelliğe sahip değildir. Olsaydı eğer, birileri de tersini iddia ederdi. "Sözde Ermeni soykırımını yaptırttığı iddia edilen İttihat ve Terakki partisi ile Ermeni örgütleri zamanında Abdülhamit'e karşı işbirliği içindeydiler. Dolayısıyla İttihat Terakki'ciler katliamcı olamaz" şeklindeki açıklamanın geçerliliği olabilir mi?

Gelelim Sargon'un değinmediği asıl terörist eylemlere;

3- Merzifon, Kayseri ve Yozgat Hâdiseleri (6 Ocak 1893) : *

Seslerini duyurarak taraftar bulmaya çalışan "Küçük Ermenistan İhtilâl Komitesi", bu kez Müslümanlar adına da ilânlar bastırıp halkı Sultan Abdülhamid'e başkaldırmaya dâvet eden yazılar yazarak hâdiseler çıkarmaya ve tam mânasıyla cinayetler işlemeye, yol kesip adam boğazlamaya başladı. Eylül 1893'de Merzifon'da askerlerin üzerine ateş açarak 25 askerin şehid olmasına sebep oldular. 27 Nisan 1894'de Patrik Aşikyan'a başarısız bir suikast teşebbüsünde bulunuldu. Bunun üzerine patrik istifa etti. Ermeniler 9 Ağustos 1894'de Tokat'ta bir posta arabasını soyarlarken bir eri de şehid ettiler.
Bu terör değil mi?

4- 1. Sason İsyanı:

Ermeniler 3 bin kişi olarak Anduk Dağında toplandılar. Aralarında beş-altı yüzü, Muş kasabasını sarmak istediler. Bu amaçla Muş güneyinden Delican aşiretine hücum ettiler. Bunlardan bir kısmını öldürdüler, mallarını aldılar. *Bu asiler Muş yakınındaki düzenli askere karşıda saldırıda bulundular, fakat oradaki askeri kuvvetin çokluğu yüzünden Muş kasabasını işgal edemediler.

Asiler, Anduk dağındakilerle birlikte çeteler teşkil ettiler. Bu çeteler de yakınındaki aşiretlerde korkunç cinayetler işlediler ve yağmalar yaptılar. Ömer Ağa'nın yeğenini diri diri yaktılar. Gülli Güzat köyünden üç dört saat ötede İslam kadınlarının ırzına geçtiler, bunları boğazladılar.

Birçok müslümanlar, gözleri oyularak, kulakları kesilerek, en müthiş ve alçakçasına hakarete uğratılarak, Hıristiyanlığı kabule ve Haçı öpmeye zorlandılar.

Ağustos sonuna doğru Ermeniler, Muş yakınında Kürtlere hücum ederek Gülli-Güzat ile beraber iki-üç köyü yaktılar. Talori'deki 3000 Ermeni asisine gelince, bunlar, müslümanlarla diğer Hıristiyanlar arasında yas ve dehşet saçtıktan sonra silahlarını bırakmayı reddederek yağma ve adam öldürmeye devam ettiler. O zaman, yola getirmek için buralara ordu askeri gönderildi.

Asi Hamparsum, on bir suç ortağıyla yüksek bir dağa kaçtı. Diri olarak yakalandı. Fakat iki eri öldürdü, altısını da yaraladı. Ağustos sonunda bütün asi çeteler dağılmıştı.

Daha geniş bilgi için:
http://www.ermenisorunu.gen.tr/turkce/sorun/isyan4.html

KAYNAK:
Uras, Esat-; Tarihte Ermeniler ve Ermeni Meselesi, İstanbul 1987, s. 471-477

Bu isyanlar, bu terörist örgütlerin tahrik ve öncülüğünde ortaya çıkmıştır. Bu örgütlere nasıl masum gözle bakabiliriz?

sargon
23-10-2006, 23:25
Panteidar,

bana terör örgütleri anlatıyorsun. Resneli Niyazi ve Enver'in dağa çıkıp, Abdülhamit'e karşı isyan başlattıklarını biliyor musun? Manastır ordusunun nasıl ayaklandığını biliyor musun? Bunlar da terör örgütleri miydi? Abdülhamit'in baskı rejiminde bir sürü olay yaşanıyor. Ermeniler de eylemler yapıyorlar, ayaklanmalar geliştirmeye çalışıyorlar elbette. Ben hepsini vermedim, en az 10 tane daha Ermeni olayı vardır 1908'e kadar. Ayrıca Türklerin ve balkan halklarının da içinde olduğu bir o kadar, hatta daha fazla ayaklanma da çıkarabilirsin. *

Benim söylediğim şey şu: Ermenilerin o dönemki eylemleri sonradan çarpıtılıyor. Bunun bir çarpıtma olduğunu da en iyi 1908'de Abdulhamit'in meşrutiyeti tanıması sonrasında Ermeniler ile İttihat Terakki'nin nasıl dostluk içinde olduklarını açıkça görmemizdir. Adana olayları da buna çok güzel bir gösterge.

Adana olayları

Adana olayları gerçekte Ermenilerle İttihat Terakki arasındaki ilişkiyi en güzel açıklayan olaylardan biri. Gerçi Taşnak'ların İTC listesinden meclise 14 milletvekili göndermesi, Taşnak partisinin yapılan bütün kongrelerine İTC'nin ileri gelenlerinin katılmaları ve hatta yapılmış anlaşmalar olması da yeterli göstergelerdir. Hınçak partisi ise İTC'ye uzak durmakta ve güvenmemektedir. Ancak Hınçak partisi, Taşnak ile kıyaslanmayacak kadar zayıftır. Ermeniler arasında pek taraftarı yoktur.

Adana olaylarını resmi tarih yazarları her zaman olduğu gibi Ermeni terör örgütlerinin eylemleri gibi göstermeye çalışırlar. Halbuki olay bambaşkadır. Adana olayları 31 Mart Vakası ile ilgilidir. 1908'de meşrutiyet ilan edilmiştir ve hatta İttihat Terakki de en güçlü parti olarak meclise girmiştir. Ancak İstanbul'da yeni mecliste ciddi bir gerilim yaşanmaktadır. Abdülhamit'in hala birtakım yetkileri vardır ve daha önce yaptığı gibi bir Ermeni meselesi uydurup yine meclisi feshedebilir. Ancak işler 1878'de olduğu kadar kolay değildir artık. 31 Mart Vakası birçok tarihçiye göre apaçık bir karşı-devrim girişimidir. "Şeriat isteriz" sloganıyla Derviş Vahdeti'nin başlattığı karşı devrim girişimi, İstanbul'daki 1. Ordu'nun alt düzey subaylarının komutaya isyanıyla büyür. Kimilerine göre de İttihat Terakki önderlerinin meclise darbe yapabilmek için geliştirdiği bir provokasyondur.

31 Mart her nasıl bir girişim olursa olsun kesinlikle Adana olayları ile ilişkili idi. İstanbul'da isyanın çıktığı haberi Adana'ya gelir gelmez, Adana'da da olaylar başlar. Resmi tarihçilerimize göre Ermeniler ayaklanıp müslümanları kesmeye başlamışlardır. Halbuki ölen Ermeni sayısı Cemal Paşanın anılarına göre 17.000 iken müslüman sayısı 1850. Olayda hem Ermeni hem müslüman tarafın ayaklanması da sözkonusu olabilir. Zaten kimin önce ayaklandığı, kimin diğerini daha çok kestiği değil sorun. Açık olan şu ki, çatışmanın Ermeni tarafı ile meşrutiyetçiler aynı saftalardır. İstanbul'daki gerici ayaklanma ile Adana'da Ermenilere saldıranlar "şeriat isteyenler" yada daha doğrusu Abdülhamit'i geri isteyenlerdir. İstanbul'da ayaklanma sürerken gericilerin yaydığı şey, Adana'da Ermenilerin ayaklandığı ve müslümanları kestiği ve bütün bunlara meşrutiyetin neden olduğu idi.

Olaylarda çok sayıda Ermeni öldürülmüştür. Manastır ordusunun İstanbul'a girip meclise el koymasının ardından Adana'ya da derhal birlikler gönderilir. Ermenilerin yaraları sarılıp dostluk tazelenmeye çalışılır.

Hareket Ordusu İstanbul'daki isyanı bastırdıktan sonra hükümet Adana olaylarının Ermeni kurbanlarına maddi yardımlarda bulundu, olayları soruşturmak üzere bir komisyon oluşturdu. Komisyonda Ermeni milletvekili Agop Babikyan da vardı. Sorumlular sıkıyönetim mahkemesinde yargılandı ve pek çok kişi asılarak cezalandırıldı. Asılanlar arasında yörenin önde gelenleri de vardı. Sonraları `Ermeni soykırımı' ile suçlanacak olan İttihatçıların olaylar karşısındaki bu tutumu, Ermenilerce de tasvip edilmiş olacak ki; Taşnak ile İttihatçılar arasında `ilerleme, anayasa ve birlik uğrunda ortak çalışma' konusunda bir anlaşma imzalandı. İki parti, `Eski istibdat rejiminin, Ermenilerin bağımsızlık için çalıştıklarına dair yaydığı yanlış fikirleri' de gidereceklerdi. Hiç de samimi olmadığı sonradan ortaya çıkacak bu yakın ve sıcak ilişki, 1912 ve 1914 seçimlerinde de devam etti. Taşnak iki seçimde de İttihatçıların listesinden 14 Ermeni milletvekilini meclise gönderdi.

http://www.kesfetmekicinbak.com/kultur/tarih/01277/

Devlet arşivlerinde ve resmi tarih tezlerindeki bütün çarpıtma çabalarına karşın Adana olayları ile ilgili bazı gerçekleri görebiliyoruz. Örneğin devlet arşivlerinden o dömemde Tasvir-i Efkar gazetesinin olayla ilgili haberi:

Adana olayları üzerine İstanbul'da, Beyoğlu Kilisesi'nde, yaklaşık 4000 kişinin katıldığı bir miting yapıldığı, Padişahın yaveri Remzi Bey'in de mitinge katıldığı, ayrıca mitingde Niyazi ve Enver beylerin de hazır bulunduğu, Hınçak komitesi azasından birisinin Adana'daki olayların irtica taraftarlarının eseri olduğunu ve meşrutiyetin temin-i esasına çalışılmasını bütün Ermeni vatandaşlara tavsiye ettiği, Doktor Rıza Tevfik Bey'in de Adana'da akan kanların unsurların birliğine hizmet edeceğini söylediği. Tasvir-i Efkar, 3 Nisan 1909

http://www.devletarsivleri.gov.tr/yayin/osmanli/kaynakcaliermkronoloji/1909_2.htm

Ortada olan şey Ermenilerin ayaklanıp müslümanları kesmesi falan değildir. Ama resmi tarihçilerimiz uydurup uydurup yazıyorlar. İşte size bir örnek daha:

ADANA AYAKLANMASI (14 Nisan 1909):

Adana piskoposu Muşeg, büyük devletlerin dikkatini çekmek ve türkiye'den bir Ermenistan devleti koparabilmek için aylarca hazırlanmış, binlerce Ermeniyi silahlandırmıştı. Piskopos isyan emrini, Osmanlı Devletinin en nazik anında, 31 Mart ihtilalinin ertesi günü, 14 Nisan 1909'da verdi. Adana, Tarsus, Erzin, Misis, Dörtyol, bahçecik ve diğer kazalardaki Ermeniler ayaklanarak zayıf buldukları Türk evlerine dalıp, ırza, mala ve cana saldırmağa başladılar. Üç günde Adana ve çevresi altüst oldu. Ermeniler beşikteki Türk çocuklarını bile öldürüyor, hazırlıksız olan asker ve polis karşı koyamıyordu. İsyana bizzat Türk halkı karşı koydu, nefsini savundu; Ermenilere yıllarca unutamayacakları bir ders verdi. Piskopos Muşeg Mısır'a kaçtı.

Ayaklanmanın sonunda harb divanı kuruldu. Uzun tahkikat ve muhakemeler sonucunda 9 Türk, 6 Ermeni idama mahkûm edildi.

Ermeniler durumu Avrupa basınına Türklerin zulüm ve barbarlığı şeklinde aksettirdiler. Tamamen vahşî, yüksek kültür ve medeniyetten külliyyen mahrum, musiki, şiir, yemek gibi en ibtidâî ihtiyaçlarını Türk kültüründen aynen iktibas eden bir kavim olan Ermeniler, Avrupa ve Amerika basınında mazlum olarak ilan edildi.

Sultan Abdülhamid'i devirdikleri için Avrupa basınında alkışlanan İttihatçılar, telaşa düştüler. Avrupa'ya şirin görünmek için meşrû müdafaa halinde olan Türkleri rastgele asıp kestiler. Bu sırada Adana valisi olan meşhur Cemal Paşa, (o zaman Kurmay Albay Cemal Bey) yeniden harb divanı kurdurdu. Adana şehrinde 30 müslümanı, Erzin kasabasında 17 müslümanı idam ettirdi. İdam edilenler arasında Adana'nın en eski ve zengin ailelerine mensup gençler olduğu gibi, bölgede pek büyük bir nüfuza sahip olan Bahçe müftüsü de vardı. Ermenilerden ise yalnız bir kişiyi idam ettirdi. (6)

http://www.dervisan.com/yazi/ermeni.htm

Yukarda yazılanları tarihsel sürece oturtabilir misiniz? Hayır. Bunun için tarihte 1908 diye birşey olmamalı, İTC olmamalı, Abdülhamit olmamalı, 31 Mart olmamalı. Sadece gözlerini kin bürümüş, müzlümanlara saldıran Ermeniler olmalı. Böyle tarih bakışı olur mu? İttihatçılar Abdülkamid'i devirdikleri için telaşa düşmüşler. Neresinden tutacaksınız ki bu lafı.

Adana olaylarından sonra 1914'e yani Dünya Savaşı'nın çıkışına kadar önemli bir Ermeni olayı yaşanmıyor. Bunlar bize apaçık gösteyor ki, İttihatçılar 1914-1915'e kadar Ermenilerle iyi ilişkiler içinde idiler. Ermeniler meşrutiyetin destekçisi olan bir halktı. Her ne kadar her iki taraf da milliyetçi olsalar da en azından savaş yıllarına kadar iyi geçinmişlerdi.

Savaş döneminden önce Ermenilerin her türlü ihaneti yaptığını ve müslüman halkı kestiğini biçtiğini söyleyenler gerçekleri gizlemiş oluyorlar. Aynı şey diğer taraf için de geçerlidir. Ermeni belgelerini pek iyi bilmiyoruz, ama İngilizce olarak okuduğum bazı metinlerde Türklerin sanki tarihin başından beri Ermenileri kesmek için yanıp tutuştuğunu anlatan saçma sapan yorumlar gördüm. Bunlar halkları yanıltıp, karşılıklı nefret tohumları ekmeyi amaçlayanların yaptıkları şeyler, başka birşey değil.

pante
23-10-2006, 23:28
Bundan sonra kanlı isyanlar ve katliamlar çığ gibi büyüyor. Bunları uzun uzun anlatmaya gerek duymuyorum.
1895 Zeytun İsyanı, 1.Van isyanı, Osmanlı Bankası baskını, 2. Sasun İsyanı, Yıldız suikasti, Adana olayları.
Tabi etki-tepkiden dolayı katliamlar karşılıklı hale dönüşüyor. Bunlar 1. Dünya savaşına kadar olanlar.
1. Dünya savaşında ise Bitlis, Erzurum, Elazığ, Sivas, 2. Van , Trabzon, Diyarbakır, Yozgat, Şebinkarahisar, Bursa, Adana, Urfa, Fındıkçık, Musa dağı, İzmit ve Adapazarı isyan ve katliamları ile içinden çıkılamaz vr dayanılmaz hale geliyor.
yüzbinlerce ölü ve yaralı ile tam bir insanlık faciası. Bir taraftan savaş, diğer taraftan sadık bir millet sanılan ama terör örgütleri tarafından hain bir millete dönüştürülen Ermeni ihaneti.

Şimdi de Taşnak partisi lideri ve ilk Ermenistan başbakanının ağzından bir itirafdan bahsedelim:

"Taşnak Partisi'nin Yapacağı Bir Şey Yok" adlı bir kitap. Taşnak Partisi'nin lideri ve Ermenistan'ın ilk başbakanı Ovanes Kaçaznuni'nin, partisinin 1923 yılı Nisan ayında Bükreş'te yapılan Yurtdışı Konferansı'na sunduğu raporun özeti niteliğinde bir kitap.

Kitap, Mehmet Perinçek'in Moskova'da Lenin Kütüphanesi'nde bulduğu Rusça basımının Türkçeye çevrilmiş hâli. Ovanes Kaçaznuni imzalı bu rapor Ermenistan'da yasaklanmış ve toplatılmış. Ermeniler, soykırıma maruz kaldıklarını iddia ediyor. Fakat başbakanları bu olayın bir savaş olduğunu ve emperyalizmin oyununa geldiklerini söylüyor.

İşte kitaptan alıntılar:

Askeri operasyonlara katıldık

"1914 Sonbaharında, Türkiye henüz savaşan taraflardan birine katılmadığı dönemde, Güney Kafkasya'da büyük gürültü içinde ve enerjik biçimde Ermeni gönüllü birlikleri oluşturulmaya başlandı... ve sadece birkaç hafta içerisinde Ermeni devrimci Taşnaksutyun Partisi (EDDP) hem bu birliklerin oluşturulmasına hem de bunların Türkiye'ye karşı gerçekleştirdikleri askeri operasyonlara aktif biçimde katıldı...."

Kandırıldık, *Rusya'ya bağlandık

"Biz, kayıtsız şartsız Rusya'ya yönelmiş durumdaydık. Herhangi bir gerekçe yokken, zafer havasına kapılmıştık. Sadakatimiz, çalışmalarımız ve yardımlarımız karşılığında, çar hükümetinin Ermenistan'ın bağımsızlığını bize armağan edeceğinden emindik..."

"Aklımız dumanlanmıştı. Biz kendi isteklerimizi başkalarına malederek, sorumsuz kişilerin boş sözlerine büyük önem vererek ve kendimize yaptığımız hipnozun etkisiyle, gerçekleri anlayamadık ve hayallere kapıldık."


Türkler Tehcire Mecbur Kaldı

"1915 yaz ve sonbahar döneminde Türkiye Ermenileri zorunlu bir tehcire tabi tutuldu. Türkler ne yaptıklarını biliyorlardı ve bugün pişmanlık duymalarını gerektirecek bir husus bulunmamaktadır .(...) bu yöntem en kesin ve en uygun yöntemdi!"



Gerçekleri göremedik

"Kızgınlık ve korku içinde bulunan bizler, "suçlu" arıyorduk ve bu suçluyu hemen "Rus" hükümeti ve onun kalleşçe politikaları olarak belirledik. Siyasal açıdan olgunlaşmamış ve dengesiz insanlara özgü bir şaşkınlık içinde, bir uçtan diğerine savrulmaktaydık. Rus hükümetine karşı dünkü inancımzı ne denli körü körüne ve temelsiz idiyse, bugünkü suçlamalarımız da o denli körü körüne ve temelsizdi. Siyasal bir parti (Taşnaksutyun) olarak biz, meselemizin Rusları ilgilendirmediğini ve onların gerektiğinde bizim cesetlerimizi çiğneyerek geçip gidebileceklerini unutmuştuk. "



Olayların sebebi biziz

"Kötü kaderden şikayet etmek ve felaketlerimizin sebeplerini kendi dışımızda aramak acıklı bir durumdur. Bu bizim (hastalıklı) milli psikolojimizin karakteristik bir özelliğidir ve Taşnaksutyun partisi de bundan kaçamamıştır. (...) sanki uzak görüşlü olmamamız bir kahramanlıktı çünkü isteyen herkes, Fransızlar, İngilizler, Amerikalılar, Gürcüler, Bolşevikler tek kelimeyle bütün dünya bizi kolayca aldattı, atlattı ve ihanet etti, oysa bizler safça bu savaşın Ermeniler için yapıldığına inandırılmıştık. (syf. 35)"

"Türkler'in milli mücadelesi haklıydı"

"1918 yılında emperyalistlere karşı savaşlarında bozguna uğrayan Türkler, dinlenerek iki yıl içerisinde yeniden canlandılar. Yeni genç ve yurtsever duygularla hareket eden bir nesil ortaya çıkarak, Anadolu'da kendi ordusunu yeniden organize etmeye başlamıştı. Türkiye'de milli bilinç ve kendisini savunma içgüdüsü uyanmıştı. Onlar Küçük Asya'da istikballerini hiç olmazsa bir şekilde temin edebilmek için Sevr Anlaşması'na askeri güçle karşı koymak zorundaydılar"

"Türkler'e karşı ayaklandık ve savaştık"

"Türklere karşı ayaklandık. Barışı sabote etmek için savaştık bile. Artık hepimiz, Türkler'in düşmanı olan itilaf devletlerinin kampındaydık. Türkiye'den "denizden denize Ermenistan" talep etmekteydik. İtilaf devletlerinin ordularını Türkiye'ye göndermeleri ve hakimiyetimizi temin etmeleri için Avrupa ve Amerika'ya resmi çağrılar yaptık. Nihayet şu da var ki, var olduğumuz sürece aralıksız olarak Türkler'le savaştık, öldük ve öldürdük. Artık, Türkler'e ne gibi bir güven telkin edebiliriz ki?"

"Sevr antlaşması gözümüzü kör etmişti"
"Sevr, Türklere karşı önemli bir kozdu. İngiliz silahlarıyla iyi biçimde silahlanmış ve iyi donatılmış bir ordumuz ve yeterince askeri mühimmatımız vardı. Sevr anlaşması, herkesin gözünü kör etmişti. Savaş ise bir gerçekti. Bir gerçek, affedilmez bir gerçek şu ki, biz savaştan kaçınmak için hiçbir şey yapmadık, tersine ona gerekçeler oluşturduk. Oysa savaş bizim tam ve kesin yenilgimizle sonuçlandı. Bizim karnı tok, sırtı pek, iyi silahlanmış ordumuz silahlarını bıraktı ve köylere dağıldı."

"İsyanımızın temelinde büyük ermenistan vardı"

"Türkiye'nin yedi ili, Kilikya'da dört sancak ve Karadeniz'den Akdeniz'e Karabağ dağlarından Arap çöllerine uzanan "Büyük Ermenistan" tasarlanmakta ve talep edilmekteydi. Bu emperyalist hayal nasıl gerçekleşebilirdi?"

"Hiçbir zaman devlet olamadık"

"Adil olursak; yönetmek demek öngörmek demekse, biz kesinlikle öngörü yeteneği olmayan, işe yaramaz Taşnak yöneticileriydik. Başlıca zaafımız bu noktadaydı. Dahası, faaliyetlerimizin amacını belirli ve net biçimde anlamış değildik; rehber bir ilkemiz ve sürekli uygulanabilen tutarlı bir sistemimiz yoktu. Sanki istemeden, tesadüfi koşulların etkisi altında tereddütle hareket ediyor, kafamızı duvara çarpıyor ve ayaklarımızın altındaki zemini körler gibi denemeye kalkıyorduk. İmkanlarımızın sınırlarını bilmiyor ve çoğu zaman bunları abartıyorduk. Engellerin çağını anlamıyor, karşıt güçlerden nefret ediyorduk. Devlet ile partiyi ayıramıyor ve parti ideolojisini devlet işlerine karıştırıyorduk. Bizler devlet adamları değildik"

"Türkiye Ermenistanı diye bir şey yok"

"Şimdi neyimiz var? Aras ile Sevan arasında küçücük ve sözde bağımsız, gerçekte ise canlanmakta olan Rusya İmparatorluğu'nun özerk bir kenar bölgesi durumundayız. Türkiye Ermenistanı diye bir şey yok; bu konu Lozan'da defnedilmiştir. Büyük Avrupa devletleri bizi defnettiler."

"Teröre yöneldik"

"Kişilere karşı suikastler planlayarak ve gerçekleştirerek, bir zamanlar Yıldız köşkünde yaptığımız gibi yapabilir bu kez başkalarını bombalayabiliriz. Ama niçin? Biz Türkiye'de gürültü çıkarttığımızda bu gürültü sayesinde büyük devletlerin dikkatini Ermeni konusuna çekeceğimizi ve onları bizim lehimize aracı olmaya zorlayacağımızı sandık. Şimdi ise böyle bir aracılığın kaç para ettiğini artık biliyoruz."

"Geçmişin kalıntısı taşnak partisi, artık son bulmalıdır"

Parti artık yenilmiş ve otoritesini kaybetmiştir; ülkeden kovulmuş ve geri dönemez kolonilerin ise yapabileceği bir iş yok. Bir parti, "Madem yaşıyorum öyleyse kendime nasıl olursa olsun bir iş uydurmalıyım" diyemez.
"Madem yaşıyorum","öyleyse" tarzında bir yaklaşım mantıksal olarak yanlıştır. Cümleyi bunun tersi yönde kurmamız gerekir:
"Madem ki yapacak bir işim kalmamış, yaşamam gerekmez!" Evet ben intihar öneriyorum! Taşnak Partisi geçmişin bir kalıntısıdır, gereksiz bir organdır ve vücudun bu organa artık ihtiyacı kalmamıştır, şimdilerde bir koloni (diaspora) partisidir.

"Taşnak partisi, barışa engeldir"

"Yalnız bir konuda ısrar ediyorum. Bir gün gelir de Türkler'le anlaşmak ihtiyacı doğarsa; sahneye başka bir anlayışa, başka bir psikolojiye sahip, en önemlisi de başka bir mazisi olan ya da olmayan insanların çıkması gerekir. Ve bu noktada Taşnaksutyun, değil yardım etmek, tersine engel olur"




'Taşnak Partisi'nin Yapacağı Bir Şey Yok',
Yazarı: Ovanes Kaçaznuni,
Çeviren: Arif Acaloğlu,

sargon
24-10-2006, 12:41
Panteidar,

yazdıklarımı dikkatli okuyor musun? Bana verdiğin yazılar bildiğimiz resmi tarih uydurmaları. Bunlara kimsenin inanmadığını biliyor olman lazım. Esat Uras'ın, Kamuran Gürün'ün, Yusuf Halacoğlu'nun, Mim Kemal Öke'nin yazdıkları bizim tanıdığımız Harun Yahya'nın yazdıklarına denk gelir. Bu adamlara, resmi tarih tezine inananlar bile güvenemezler. Çünkü yazdıkları hiçbirşey tarihsel sürece doğru dürüst oturmaz. Çoğu cımbızla çekilmiş ve çarpıtılmış şeylerdir. Tarihe bakış açıları hain Ermenilerin kurdukları hain örgütlerle Türkleri yada müslümanları kesmeye kalkışmaları ve sonunda da karşılığını almış olduklarıdır. Bu bakış açısında en ufak bir tarihsel perspektif yoktur. Bunla hiç birşeyi açıklayamazsın. Ne yukarda yazdığım Adana olayları yerine oturur, ne meşrutiyete giden süreç, ne Hamidiye alaylarının bir anlamı vardır, be İTC ile Ermeni partilerin ittifaklarının.

Bir iki örnek vereyim sana. Yukarda Adana olaylarını anlattım. Bu olaylarla ilgili Kamuran Gürün'ün ne yazdığına bakalım:

*ADANA OLAYI

Günlerce süren Ermeni tahrikinin ardından Ermeniler iki Müslüman gencini öldürüp, katili de teslim etmemekte ısrar edince hadiseler çığ gibi büyümüş ve yayılmış, Müslümanlarla Ermeniler 3 gün boyunca fiilen sokak sokak çarpışmışlardır.

Hükümet derhal Dedeağaç'tan Adana'ya asker sevk etmiş, bunların gelmesi üzerine olaylar yeniden alevlenmiş, ama bu defa çabuk bastırılmıştır. Cemal Paşa anılarında, Adana olayında 17.000 Ermeni ve 1.850 Müslüman öldüğünü, eğer şehrin nüfus oranı Ermenilerin elinde olsa idi, bu adetlerin tersine tecelli etmiş olacağını, mukatele esnasında tarafların gösterdiği temayüllerin diğerinden farklı olmadığını yazmaktadır.

Patrikhane kendi yaptırdığı araştırma ile 21.300 ölü rakamına varmıştır. Edirne mebusu Babikyan Efendi, Meclis'e takdim etmek üzere konuyla ilgili bir rapor hazırlamıştır. Pek kısa bir süre sonra öldüğü için Meclis'te görüşülmeyen bu raporun ölü rakamını 21.001 olarak gösterilmektedir. Cemal Paşa'nın verdiği rakam, mahkemelerin bitmesinden sonraya ait olduğu için, hadise sırasında kaçıp da sonra geri gelenler olabileceği göz önünde bulundurularak ölen Ermenilerin 21.000'den ziyade 17.000'e yakın olduğu kabul edilmektedir.

Adana'da olaydan sonra sıkıyönetim ilan edilmiş, Müslüman ve Ermeni suçlular Divan-ı Harp'e sevk edilmişlerdir.

KAYNAK:
Gürün, Kamuran-; Ermeni Dosyası, TTK Basımevi, Ankara 1983, s. 175-76

http://www.ermenisorunu.gen.tr/turkce/sorun/isyan10.html

Kamuran Gürün'ün yazdıklarımı benim yukarda Adana Olayları ile ilgili anlattıklarımla birlikte okumanı isterim. Bu yazıdan kimse birşey anlayamaz. Çünkü yazar bir sürecin açıklanmasını falan amaçlamıyor. Tek bir amacı var, Ermenilerin ihanetini ispatlamak. Ermeniler olay çıkarmışlardır ama nedense tam bir Ermeni katliamı olmuştur. Cemal Paşa olaya müdahale etmiş ve suçlular Divan-ı Harp'te yargılanır ve asılırlar. Daha önce aktardığım kaynaktan da asılanların hepsi de müslüman olduğu anlaşılır. Niye? Harun Yahya'nın kopyaları olan bu adamlar bunları araştırmazlar. İşlerine gelmediği için.

Halbuki Adana olayı apaçık bir gerici ayaklanmadır. Meşrutiyeti istemeyen gericilerin ayaklanmasıdır. 31 Mart Vakası asıl İstanbul'da değil, Adana'dadır. 15-20 bin kişinin öldürüldüğü *bir gerici ayaklanma vardır burda. Olay bizim son yıllarda yaşamış olduğumuz Sivas, Maraş gibi yerlerde alevilere karşı girişilen gerici-yobaz saldırıların bir benzeridir.

Olayın sorumlusu İttihat Terakki değildir. Tersine İttihat Terakki adına Cemal Paşa gidip orduyla Adana'ya girer ve ayaklanma ve katliamların sorumlularını yargılayıp asar. Böylece Ermenilerin de bir süreliğine kahramanı olur. Gerçi Cemal Paşa'nın yargılamalarını yeterli bulmayanlar da olur. Ama bu detay önemli değil şimdi.

Bunlar neden yok resmi tarihimizde. Bu kadar büyük bir gerici ayaklanma neden bilinmez. Çünkü Ermeni sorunu üç beş tane kafatasçı adamın eline bırakılmış. Onlar yazıp çiziyor ve hiçbirinin gerçekle alakası yok.Gerçek tarihçiler ise konuya eğilmeye çekiniyorlar çünkü tepelerinde gerici bir baskı estirilir. Çünkü bu konu kafatasçıların bileceği konudur sadece. Ve bunlar da bizi Harun Yahya gibi masallarla uyuturlar.

Ermeni Terör Örgütleri Masalı da bu büyük masalın birinci bölümüdür.

Not: Mehmet Perinçek'in yazdıklarını daha önce görmüş ve gülüp geçmiştim. Sen bunları ciddiye alabiliyor musun? Peygamber öykülerine benziyor. Mekkeli müşrikler toplanırlar. Muhammed'le nasıl başedeceklerini konuşurlar ama hepsi Kuran'a hayrandır. Hep kendilerini haksız çıkaracak şeyler söylerler, hem de son derece vulgar bir ağızla, bir özeleştiri tarzı değil, kaba bir ağız vardır. Bunlar masal hocam, her tarafından belli..

pante
24-10-2006, 20:48
Sargon seni anlayamıyorum. Sanki Ermeni teröristleri sütten çıkmış ak kaşık misali bir tavır içindesin. Olaylar ortada ve ben bunları objektif olarak ele aldım. Demek ki bu bakış açısıyla 40-50 yıl sonra Asala'nın terör eylemlerine ve katliamlarına da resmi tarih, masal, uydurma ya da provakasyon denilebilir.
Bu kadar ön yargılı yaklaşmanın nedenini bilemiyorum. Olayları değişik ve sana göre daha gerçek olarak aktaran başka bir kaynağın varsa sunabilirsin. Ama mevcut kaynaklara "Harun Yahya" tabiri ile yaklaşmanı da doğru bulmuyorum.
Muhakkak ki olaylara tek yanlı bakanlar, Ermeniler aleyhine abartılı olarak anlatanlar da vardır. Ancak bir gerçek var ki bu isyanlar tarihi bir gerçektir ve bu örgütlerin öncülüğü ve kışkırtması ile yapılmıştır.

"Gerçek tarihçiler yazamıyor, çekiniyor" fikrini neye dayandırıyorsun? Konu hakkındaki tüm olumsuz düşüncelerin tahminlerine dayanıyor. Bu tahminlerin de Ermenileri haklı çıkarır mahiyette. "Türkler bunu hep yapıyor, muhakkak yine bu olayları çarpıtmış, abartmışlardır" şeklindeki yaklaşım yanlıştır.
Gerçek tarihçiler korkup çekiniyorsa ellerindeki bilgi ve belgeleri aktarırlar, başkaları yazar, Avrupalılar yazar. Bu sorun değil bence..
Gerçek budur. Ermeniler 1915 öncesi kesinlikle masum değildirler.
Adana olaylarına ben hiç değinmedim. Tartışma uzarsa kaldığım yerden tüm Ermeni isyan ve katliamlarına değinebilirim.
Tabi ki Ermenilerin isyan ve katliamları tırmandıkça buna tepki olarak bölge halkları da onlara saldırıyor. Bunu daha önce yazdım. Bundan tabi birşey olabilir mi? Kendi vatandaşının bir tecavüz ya da cinayetine karşı linç teşebbüsünde bulunan bir toplum, kafir olarak nitelendirdiği azınlık hristiyan Ermenilerinin katliamlarına karşı sessiz kalabilir mi?
Zaten Ermeni örgütlerinin asıl amacı da bu değil miydi? İngiltere'ye, Rusya'ya, Fransa'ya
" Türkler bizi katlediyor, öldürüyor" mesajı vermek ve Hristiyanlıklarını kullanarak onların desteğini almak.
Bakın Asala yıllarca diplomatlarımızı katletti, terör yaptı ama emeline ulaştı.

Mehmet Perinçek'in kitabının aslı hakkında bir bilgin varsa ya da içeriği konusunda farklı bir bildiğin aktarırsan seviniriz. Yine Ermeni arşivlerinin gizli tutulması konusunda bir bildiğin varsa..
Sence onlarda mı çekiniyorlar dersin?

1.Dünya savaşına kadar tam 25 yıl boyunca süren Ermeni olayları ve isyanlarını, yaşadığımız dönemin PKK ve Kürt sorununa benzetiyorum. Tek farkı dini ayrılık olmadığı için katliamların toplumlar arasında meydana gelmemesidir.

Daha önce "Dini vahşet ve katliamlar" başlıklı yazımda Osmanlılar ve Türkler tarafından yapılan katliamlara da değinmiştim. Bu konuda da bölge halkının ( özellikle Kürtler) Ermenilere karşı yaptığı katliamları inkar ettiğim yok. Tehciri de insanlık dışı buluyorum. Ancak bunlara sebep olan tamamen Ermeni terör örgütleridir. Ermeni halkını aldatmış, kışkırtmış ve faciaya sürüklemiştir.
Ermeni terör örgütlerini haklı ve masum görme anlayışı Sevr'i de doğru bulma anlayışına götürür. Kurtuluş Savaşı'nı, Atatürk'ü, Kuvayi Milliye ruhunu inkara, Misak-ı Milli sınırlarını redde sürükler.
Ayrıca Ermeni örgütleri kağıt üzerinde Sosyalist ama özünde ırkçı, şovenist, faşist yapıdadır. Bugünün PKK'sı gibi. Lenin ve Stalin bunların gerçek yüzünü görmüş ve asla destek vermemiştir. Tersine Türkiye'yi savunmuşlardır.

24-10-2006, 21:23
Sevgili panteidar,

Ben bir şeyi anlayamadım. Senin yazını okuyunca, sanki gerçekten çok gerçeğin sonuçlarına bakıyormuşuz gibi bir his doğdu içime. Yani bizim aleyhimize bazı sonuçlar çıkaracak diye sanki baştan ermeni soykırımının olmadığı gibi bir önkabul ile konuya bakıyormuşuz gibi bir his uyandı içimde. Evet, bu soykırım iddiası bizim ülkemiz için bir çok kötülük isteyen insnalar tarafından destekleniyor olabilir. Bunun sonucunda bazı cıkarlar bekliyor olabilirler. Ancak önemli olan bizler için sanırım sadece gerçek olmalı. Gerçeğe de önkabullerle ulaşamayız, bunu bendne iyi biliyorsun.

Sevr antlaşmasını mazur görmeye yol acabilir, Milli Mücadeleyi küçük gösterbilir bunun kabulu demişsin. Bunların nasıl gerçekleşeceğini ben çözemedim.

Bir tek şeyi biliyorum bu konuda, Türkiye 80 kusur yıldır bu konu hakkında yazı yazmaktan çekinmiştir. Hakkını savunamamıştır. Bunu uzun süren bir boşver cilik ile açıklayamıyorum. Bence önce gerçeği bulmalıyız. Sonuçlarını ise ülkemiz yararına çevirecek uygun pollitikacıların olmasını da umut edebilriz ancak.

Sevgili sargon yazılarının devamını ilgiyle bekliyorum.

24-10-2006, 21:59
Sargon sen ermenimisin , Türkmüsün , kürtmüsün , arapmısın ?

Çok önemli değilde sadece merak ettim. Ama yapay insan değilsindir onu biliyorum.


Mademki bu arkadaşın yapay olmadığını biliyorsunuz da niye bu soruyu sorma gereksinimi duydunuz arkadaşım. Acaba bir şeyler mi ima etmeye çalışıyorsunuz. Sargon da sizin gibi bizim gibi bir insan.

Sevgili Sargon ve Panteidar,
Tartışalım arkadaşlar. Tartışmanın bu ülkeye zararı olmaz. Ben kişi olarak ilgi ile izliyorum. Yıllardır bu ülkede bu konular tartışılmadığı için zaten bu duruma gelindi. Bir Orhan Pamuk olayında bile bakın ne durumda olduğumuz ortaya çıktı. Bizler bu ülkenin aydın inasanlarıyız. Yanlız tartışmakla iş bitmiyor. Bu tartışmanın sonucunda objektif bir şekilde ortak nokta bulunsun. Bulunsun ki bizler de aydınlanmış olalım. İkinizde de bu olgunluğu gören bir insanım. Umarım yanıltmazsınız beni...

pante
24-10-2006, 22:20
Sevgili Merwe;
Yazılarımdan gerçeğin doğuracağı sonuçlardan çekince nedeniyle gerçeğe önyargılı bir yaklaşım sonucu çıkarmana üzüldüm. Eğer bu düşüncen "Ermeni terör örgütlerini haklı ve masum görme anlayışı Sevr'i de doğru bulma anlayışına götürür. Kurtuluş Savaşı'nı, Atatürk'ü, Kuvayi Milliye ruhunu inkara, Misak-ı Milli sınırlarını redde sürükler." cümlelerimden oluştuysa bu konuyu açmak isterim.

Ben "Ulusların kendi kaderlerini tayin hakkı" ndan yanayım. Ancak öncelikle "ulus" özelliği olmalı ve bir vatanı olmalı.
Doğu Anadolu'da şehirler genelde Türk, Kürt ve Ermenilerden oluşurken, hiçbir şehirde çoğunluğu olmayan Ermeniler'in Samsun-Mersin hattından itibaren Anadolu'nun yarısına ve Kafkasya'ya sahip olma ve Büyük Ermenistan hayali ne derece haklıdır?
Bu hakkı desteklemeye kalktığımızda, diyelim ki sonuçta bu emeli gerçekleştirdiler. Bundan sonra da o bölgedeki Türklerin ya da Kürtlerin kendi kaderlerini tayin hakkını mı savunacağız?

Bu başlıktaki konu " Ermeni örgütlerinin terörist olup olmadığıdır. Bu örgütler, Osmanlı İmparatorluğunun çatırdaması ile ve Sırp, Yunan, Bulgar bağımsızlıklarından umutlanarak Büyük Ermenistan hayali ile kurulmuş ve eyleme geçmişlerdir. Eylemlerindeki yöntem ise terördür. Baskı, tehdit, şiddet içerir. Nitekim tehric öncesi 25 yıl boyunca bu yöntemle olaylar, isyanlar çıkarmış, katliamlar yapmışlardır.

Şimdi bu örgütleri nasıl masum ve haklı görebiliriz?
İşte bunu böyle görmek demek, Emperyalist devletlerin işgalini ve Sevr antlaşmasıyla ülkeyi parçalamasını ve Ermenilere bağımsızlık verilmesini de kabullenmek demektir. Çünkü Ermenileri ve örgütlerini haklı gören zihniyetin eseridir Sevr.
Sevr'i haklı görmek demek;
Kurtuluş Savaşına karşı olmak demektir aynı zamanda.

Soykırım iddiası ise ayrı bir tartışma konusudur. Ben yukarıdaki cümlelerimi soykırım iddiasını çürütmek maksadıyla yazmadım. Soykırım konusuna değinmedim hiç. Konu olursa onu da tartışırız. 1-2 cümle ile geçiştirilecek olay değildir çünkü.

Evet, Türkiye Ermeni konusunda yazı yazmaktan çekinme değil ama bu acı olayların unutulması, deşilmemesi maksadıyla konuyu gündeme almama şeklinde bir tavır sergilemiştir. Ne yazık ki bu da uluslarası kamuoyunda zayıf kalınmasına ve tartışmaların doruğunda hazırlıksız kalmasına sebep olmuştur.
Yakın zamanda da Kürt soykırımı iddiaları gündeme getirilebilir. Nitekim internette araştırırsanız bu konuda da bir hayli iddia mevcuttur. Üstelik te bu iddialar Osmanlı'nın zamanında değil Cumhuriyet dönemi ile ilgilidir.
Şimdi biz yakın zamana, günümüze mi bakacağız? Geleceğin demokrasisini, barışını, insan haklarını mı oluşturmaya, bunun mücadelesini vermeye mi çalışacağız. Yoksa geçmişimizle yargılanıp bedel mi ödeyeceğiz? Bunun sonu nereye varacak?
Türkiye için istenen hesap, başka devletlerden en başta ABD, Fransa ve İngiltere'den neden istenmez?
Onlar neden kabul etmiyor katliamlarını, soykırımlarını?
Neden onlar için parlamentolarda yasalar çıkmıyor?
Çünkü bu hesap zaten onlardan kaynaklanıyor. Yani "kadı" onlar zaten..

Yazınızın ve sorunuzun Sargon'a destek anlamı taşıdığı apaçık ortada iken ve asıl ön yargıyı taşıyan bizzat kendinizken, bu açıklamayı objektif düşünebilen, bakabilen arkadaşlar için yaptım.
Sevgiler.

exclusive
25-10-2006, 00:08
Sargon, Panteidar'ın yazdığı, bence kesinlikle ciddi biçimde değerlendirilmesi gereken, bir konuyu adeta görmezden gelerek geçiştirdiğin kanaatindeyim.

Taşnak Partisi Lideri ve Ermenistan'ın İlk Başbakanı olan Ovanes Kaçaznuni bir kitap yazmış ve bizim bütün Ermeni dertlerimize deva olacak türden bir kitaba benziyor.

Şimdi bu Ovanes Kaçaznuni aslında Ermenistan'ın ilk başbakanı değil de Türkleri haklı çıkarma gayreti içinde bir resmi tarih yazarı mı? Ya da böyle bir kitap aslında yok da bir kısım Türk böyle bir kitap yazıp yazarı olarak da kitapla hiç alakası olmayan Ovanes Kaçaznuni'yi mi göseterdi? Ya da Ovanes Kaçaznuni'nin böyle bir kitabı gerçekten var ama aslında kitapta yazanlar çok farklı ve Türkçe'ye tercüme edilirken Türkleri haklı çıkaracak şekilde değiştirildi mi?

Yani bu sorular cevaplanması gereken sorular bence. Ben bugün kendi kafama göre Amerika'yı yerden yere vuracak bir kitap yazıp altına da George W. Bush diye imza atıp yayınlamaya kalksam başım belaya girer. Bikere adam "ben böyle bi kitap yazmadım" diyip yayınevinden çevirmenine kadar herkesi dava eder. Bu Ermeni Başbakanın kitabı nasıl masal oluyo ben anlayamadım...

25-10-2006, 14:54
Sevgili Panteidar,

Sargon'a destek için yazmamıştım, size de önyargılı demek istemedim, şu bir gerçek ki hepimizin (benim de ) bu konuda bir önyargımız var, o da Ermenilerin tamamen suçlu olduğu. Kendi açımdan bu yargıyı şununla değiştirmeye çalışıyorum; o da tarihi iki tarafın da çarpıtmış olduğudur.

Size olan yazımın asıl sebebi ise, bizim genelde bu konuları incelemek isteyenleri eğer şu sonuç çıkarsa Avrupalılar şu tavizleri isteyecekler, Ermenilere toprak vermemiz gerekecek cinsinden sözlerle onları susturmamızdır.

Bu olayda Ermeni örgütlerinin masum olduğuna kesinlikle inanmıyorum. Ancak biz de masum değiliz. Kimse değil.

Bu konuda maalesef hepimiz aldığımız eğitimlerden dolayı bazı önyargılara sahibiz. Bence, bu bilgilerin hepsini yok sayarak karşılıklı olarak fikir tartışmalarına girmeliyiz. Sargon'un verdiği bütün bilgiler doğru olmayabilir. Çünkü bu konuda tarafsız kaynak bulmak çok zor. Aynı sebepten ötürü sizin verdiğiniz bilgilerin de hepsi dogru olmayabilir. Benim arzum ise olayların sebeplerinden sonuclarından önce olup olmadıgına bakmamızdır.

İkinizin de vereceği bilgileri sabırsızlıkla bekliyorum. Bu konu hakkında pek bilgim olmadıgı için size pek katkım olamayacak, üzgünüm. Umarım tartışmanızdan birseyler öğrenebilirim.

vartor
25-10-2006, 16:10
Simdiki tarih kitaplarini bilmiyorum. Benim zamanimda, ermeniler hakkinda sadece kucuk bir paragraf gecerdi. Eski medeniyetler konusunda ise kisaca urartulardan bahsedilir, ancak bunlarin ermeni oldugu yazilmazdi.
Anadoluda binlerce sene yasamis, degerli sanat eserlerini yaratmis, Osmanli devrinde bile bircok gurur duydugumuz eserlerin yapicilari, sanki hic varolmamiscasina, ermeni kokenli olduklari yazilmamistir. Anadolu mozayiginin en renkli taslarindan biri, adeta buhar olmus, yok olmustur.
* * Sayin Merwe'nin goruslerine katiliyor, bir fikir sahibi olabilmemiz icin, olaylari objektif olarak incelemenin faydasina inaniyor, Sargon ve Pante'yi yaptiklari calismalar yonunden tebrik ediyorum.

deli_cevat
25-10-2006, 18:25
abilerim ablalarım burda bu kadar şey yazılmış pek çoğunu okuyamadım pek vaktim olmadı ancak şunu söylemeliyimki ermeniler sütten çıkmış ak kaşık değiller benim baba tarafım karslıdır ve babamın teyzesi ermenilerin köylerine yaptığı baskından annesinin eteğinin altına saklanarak kurtulmuş

pante
25-10-2006, 19:22
Merwe seni anlıyorum ve ön yargı sözümü geri alıyorum.

Sevgili Vartor;
Ermeni tarihi net olarak bilinememektedir. Urartular Ermeni değildir. Bu, Ermenilerin kökeni ile ilgili iddialardan biriydi ama ispatlanamadı. Hatta, tersine Urartularla ilgileri olmadığı yönündeki veriler ağır basıyor.
Bir benzetme yapacak olursak;
Urartuların Ermeni olduğu iddiası, Sümerlerin Türk olduğu iddiasıyla aynı gibi..
Ermeni tarihi konusunda Ermeni tarihçiler dahi görüş birliği içinde değillerdir.
Dolayısıyla doğru olmayan bir bilgi nasıl verilebilir. Tarih kitaplarımızda "Ermeniler Urartulardan gelmektedir" ya da " Nuh peygamberin oğlundan gelmektedir." diyebilir mi?
Diyorlar ki bizim tarihimizi gizlediler. "Buyrun şimdi yazın". Ama mutabakat yok, yazsalar da farklı farklı..

Ermenilerin sanat, mimari, teknik konulardaki başarıları ve katkıları inkar edilemez, edilmemiştir zaten. Hepimiz bir şekilde bu konuda bir şeyler duymuşuzdur. Tarih kitaplarında ayrıntılı belirtilmemesinin sebebi ise Osmanlı tarihi, Osmanlı mimarisi, Osmanlı sanatı olarak geçmesidir.

pante
25-10-2006, 19:46
Osmanlı dedim ya, önemli gördüğüm bir konudan biraz bahsetmek istiyorum.

Osmanlı Devleti Türk kökenlidir. Ancak imparatorluğa dönüştükten sonra çehre değişmiştir. Bugün Amerikalılar için nasıl ki İngilizdir, fransızdır, İtalyandır diyemezsiniz, Osmanlı da Türk değildir.
Osmanlı Araplardan, Türklerden, Rumlardan, Ermenilerden, Kürtlerden, Arnavutlardan, Sırplardan, Hırvatlardan, Boşnaklardan, Romenlerden, Macarlardan, Gürcülerden, Abazalardan, Çerkezlerden vs. milletlerden oluşur.
Osmanlı'da milletler öne çıkmaz, dinler öne çıkardı. Örneğin bir inanca hakaret suçtu, cezası vardı ama bir etnik gruba hakaret suç sayılmazdı.

Hatta Türkler Osmanlı'da hiç muteber değillerdi ve aşağılanırlardı. "Köylü, kaba vs." tabirlerle anılırlardı. Sarayda görev alan Türk sayısı yok denecek kadar azdı. Padişahların ağzından "Türküm" diye duyulmazdı hiç.

Ahmet Vefik Paşa Bursa valiliği sırasında esnafı geziyormuş. Bursa malum, fazlasıyla göç alan bir kent. Kime sorduysa Rum, Ermeni, Arap, Arnavut, Çerkes, Gürcü çıkıyor. İlerde süklüm püklüm duran birine yaklaşıp: "Sen?" diye sormuş paşa... Adam utana sıkıla "Ben Türk'üm" deyince sevinmiş, "Öyle mi bak ben de Türküm" demiş.. Muhatabının eğilip bükülmesinin devam ettiğini görünce cesaretlendirmek için, "Yahu ne var bunda utanacak, padişah da Türk" deyince dayanamamış adam: "Estağfurullah Paşam."

Şimdi, Osmanlı'nın kaymağını yiyenler kimlerdi? O konuya pek girmeyelim ama ezilen uluslar arasında Türkler de vardı.
Osmanlı'nın gerileme döneminde Sırplar, Yunanlılar, Bulgarlar bağımsızlıklarını elde ettikten sonra bu defa Ermeniler ve Araplar çatırdayan İmparatorluktan bir bağımsız devlet çıkarma sevdasına düştüler. Garibim Türklere ve Kürtlere ise sonuna kadar dayanıp işgal edilen vatanı kurtarma ve yeni bir devlet kurma görevi düştü.

Gelgelelim, yıllar sonra Osmanlı'nın yanlış siyasetinden ve uygulamalarından bu yeni devlet sorumlu tutulmaya çalışılıyor.
Yahu açın "Şu çılgın Türkler" kitabını okuyun da o Osmanlı'nın milli mücadeleyi verenlere de nasıl tavır aldığını görün. Başarsalardı eğer Atatürk ve silah arkadaşları idam edilir, memleket Amerikan veya İngiliz mandası olur, bugünün Türkiye Cumhuriyeti olmazdı.

Bu durumda Ermeniler sözde soykırımın hesabını mandacılardan mı isteyecekti?

sniper13
25-10-2006, 20:38
Konu ermeni soykırımı.. kimler işin içinde ERMENİLER, TÜRKLER, FRANSIZLAR

FRANSA da *tarihçiler katliamla ilgili herhangi bir araştırma yaptı mı? HAYIR, bu tasarıyı çıkarmadan önce ERMENİSTANLA resmi olarak herhangi bir müzakere yapıldı mı HAYIR, tasarı geçti… *Fransızlar Cezayir katliamından (bu katliamda 1,5 milyondan fazla insan öldü) bahsettiğimiz zaman dediler ki bunu tarihçilere bırakalım şimdi ise Fransa ermeni katliamı için ne diyor tasarıyı kabul etmesi bir yana Ermeni soykırımının inkârının suç sayılması"nı ve ihlal edenlere 1 yıl hapis ve 45000 Euro para cezası verilmesini öngören yasa teklifini kabul etmiştir. *Yani çıkan yasalarla Fransız tarihçiler bile bunun altından kalkamayacak.. (her seferine Türkiye de düşünce özgürlüğü yok diyen Fransızların çıkardığı yasa başka bir tartışma konusu)

ERMENİSTAN: tasarıya konu olan Ermeniler bile Fransanın onları düşündüğü *kadar kendilerini düşünmüyorlar mı? yoksa bundan bir çıkarlarımı *yok, *Tasarının kabul edildiği akşam Ermenistan başbakanı ne dedi FRANSA BAĞIMSIZ BİR ÜLKE BİZİ İLGİLENDİRMEZ, sokaktaki ermeni gençler ne diyor FRANSA BİZİ ÇOK DÜŞÜNÜYORSA İŞSİZLİĞE BİR ÇÖZÜM BULSUN..

TÜRKİYE: başbakan iki ay önce açıkça dediki işi tarihçilere bıraklaım ve arşivlerimizi açalım, genel kurmay da destek verdi iki ay önce yazılı bir belgeyle bütün birliklere emir geldi BÜTÜN ARŞİVLERİ AÇIN ve inanın sadece Siirt kütüphanesindeki o döneme ait belgeler ve gazeteler bu sözde yasayı Fransız politikacılara yutturmaya yeter,

Ama atlanmayacak bir gerçek var Türkiye, Cezayir'in 1954-1962 yılları arasında Fransız sömürgeciliğine karşı verdiği ulusal kurtuluş savaşı sırasında Fransa'ya destek vermişti.

sosyalist18
08-02-2007, 21:45
Milli egitimin "Inkilap TARIHI" adli ders kitaplarinda;
Kahraman  TURK (Su Cilgin) milletinin ATATURK'un onderligi ile verdigi kurtulus mucadelesinin anlatildigi sayfadan hemen once,Kocaman basliklarla,ERMENILERIN MILLI MUCADELEYE KARSI KURDUKLARI CEMIYETLER veya DIGER AZINLIKLARIN KURDUGU ZARARLI CEMIYETLER basliklarini goruyoruz.Diger halklari vatana ihanetle zan altinda tutmaya calisan ,yalan yanlis ,Turk milliyetciligi ile bezenmis bir tarih duruyor karsimizda.Sayin Sargon emeginize saglik.Osmanlidan sonra nasil bir milli (Kafatasci) Iradenin hakim oldugunun yaratildiginin ispatidir bu calisma.

tewderi
08-02-2007, 22:29
Çok güzel bir çalışma Sargon,

Sizlerden ricam birde nasturu ,Asuri ve Hamidiye alaylarını oluşturan aşiretleri bu  aşiretlerin yapmış olduğu yağmalamaları yazmanız .

08-02-2007, 23:05
Sevgili walla arkadasim,

Guzel soylemissin,

Diyelim ki Ermeni Soy Kırımı var. Bizene. Bu Türkiyeyi bağlamaz. Dünyaya bunu anlatmaya çalışmalıyız...

Ermeni soykirimi iddalarindan, ulemalara yapilan ayricaliklara kadar butun fitne fesatin altindan cikan ve halkini satan Osmanli imparatorlugu ailesini Istanbuldan gemisi ile kaciran ingilizler,
simdi bu fitne fucure son veren, demokrat laik Turkiye cumhuriyetini kuran bu vakur halktan hesap soruyor. Bu nasil bir terbiyesizliktir!

09-02-2007, 12:36
Sn sargon'dan çok bilgilendirici bir çalışma daha, çok teşekkürler. Tamamını okumak herhalde birkaç gün alacak. Ben sn pante'nin aşağıya alıntıladığım önemli tesbiti üzerine aklıma gelen birkaç söz söylemek istiyorum:
Gelgelelim, yıllar sonra Osmanlı'nın yanlış siyasetinden ve uygulamalarından bu yeni devlet sorumlu tutulmaya çalışılıyor.
Yahu açın "Şu çılgın Türkler" kitabını okuyun da o Osmanlı'nın milli mücadeleyi verenlere de nasıl tavır aldığını görün. Başarsalardı eğer Atatürk ve silah arkadaşları idam edilir, memleket Amerikan veya İngiliz mandası olur, bugünün Türkiye Cumhuriyeti olmazdı.

Bu durumda Ermeniler sözde soykırımın hesabını mandacılardan mı isteyecekti?

Aslında Ermeniler bu hesabı mandacılardan sormuşlar ve bu hesap T.C. kurulmadan önce görülmüş. Yani bu işin "hukuki sorumluları" mandacılar tarafından belirlenmiş, aralarında Boğazlıyan Kaymakamı Kemal Bey de olmak üzere yüzlerce insan mahkemelerde idam cezasına çarptırılarak asılmışlar. Kemal bey'in idam cezasına çarptırılması ve tarihi savunması ile ilgili vikipedi'nin verdiği bilgileri merak ederseniz link burada.

http://tr.wikipedia.org/wiki/Bo%C4%9Fazl%C4%B1yan_Kaymakam%C4%B1_%C5%9Eehit_Kem al_Bey

Bir de siyasi sorumluların belirlenmesi için kurulan Malta mahkemeleri var. Aralarında Ziya Gökalp, Sait Halim Paşa gibi ünlülerin de bulunduğu 144 Osmanlı siyasetçisi 1919-22 yılları arasında İngiliz hakimiyetindeki Malta'da sürgünde tutulmuşlar, bu arada Haig Khazarian isimli "tarafsız" bir araştırmacı bunları Ermeni katliamlarından mahkum ettirebilmek için ABD, İngiltere ve Osmanlı arşivlerinde belge aramış. Bu araştırma yapılırken İstanbul İngiliz ve Fransızların işgali altında, yani Khazarian'ın ulaşamayacağı hiçbir belge yok. Sonuçta bulunan belgeleri inceleyen İngiliz savcı özetle bunların bir hukuk davasına temel oluşturamayacak kadar zayıf olduklarını, o dönemde yaşananların daha çok karşılıklı katliam olarak değerlendirilmesi gerektiğini söyleyerek tutukluları serbest bırakmış.

Kısacası Hukuki hesap T.C. kurulmadan önce görülmüş, siyasi hesap ise hala devam ediyor ve daha da uzun süre devam edip başımızı çok ağrıtacağa benziyor.

antimuhammed
05-04-2007, 19:57
Ermeni Soykırımı konusu ile *ilgili ilk karşıt yayını Yves Ternon un Ermeni Tabusu isimli kitabında okumuştum. Adam kitabın *ilk sayfasına Ermenilerin Hırıstiyanlığı *kabul eden ilk milletlerden olduğunu yazarak başlamış. Bu sebepten İsa gökten inerek onlara ilk Kilisenin nerede kurulacağını göstermişmiş diye devam etmiş. * Kitapta yazılanlar Müslümanların anlattığı hikayeler gibi. * *

Daha sonra Ersal Yavi nin *Türkler Ermeniler ve Kürtleri kitabını okudum. Yazar her iki noktaya da eşit mesafede kalıp oldukça güzel bir kitap yazmış. Kitabın ön başlığı zaten sonunun nedenini ortaya gayet güzel bir biçimde kouyuyor.. ''1856-1923 Emreryalizm Kıskacında'' Türkler, Ermeniler, Kürtler... *

Ortada tek bir suçlu yok. Fransız, Alman, İngiliz, Rus, Amerikalı, Türk, Ermeni... Hepsinin bu olaylarda ki kabahatleri diğerinden ne az, ne de fazla...

Umarın bu kitabı Orhan Pamuk bir gün okur...

AYATA
05-04-2007, 22:43
TAŞNAKLAR VE TERÖR

BARIŞA SIKILAN KURŞUNLAR
OSMANLI BANKASI BASKINI (1896)
VE ERMENİ PARLEMENTOSU BASKINI (1999)


Taşnak Örgütü (Komitesi);1890 yılında Tiflis’te ; Ermenistan’ın bağımsızlığını sağlamak için
kurulmuştu. Kafkas Ermenileri tarafından kurulan örgüt , Balkan Milletlerini örnek alarak
tedhiş ve terör ve terör uygulayarak sesini duyurmayı ve ardından da nihai amaçlarına
ulaşmayı hedefliyordu. Ermeni tarihçi Varantyan Taşnaksutyun Tarihi adlı eserinde
Taşnaklardan şu şekilde bahseder.

"Yeni Taşnaksutyun’un kurulması fikri, Ermeni milli idealiyle doğmuştur. Bu teşekkül aydın
gençlik kitlelerine dayanıyor, hürriyet, bağımsızlık fikirlerini yayıyor, bu fikirlerle beraber
demokrasi esaslarını da öğretmeye çalışıyordu. Ermeni zenginleri, yeni kurulmuş olan
Taşnaksutyun’dan daima uzak kalmışlardır.

Taşnaksutyun’un ilk hedefi, içeride isyan çıkartmaktı. Bu isyandan sonra herhalde,
Bulgaristan gibi, Lübnan gibi bir şey gelirdi.1892 Sonbaharında Tiflis’te yapılan ilk
toplantıda, genel isyanlar çıkarılması, hükümet reislerine, Ermeni düşmanlarına
karşı suikastlar yapılması teklif edildi. Uzun tartışmalardan sonra suikastların ancak
hainlere, casuslara düşman ajanlarına karşı yapılması kabul olundu. Ayrıca
Türkiye’ye silah sevki ve Türkiye Ermenilerinin silahlandırılması ve hazırlanmaları uygun
görüldü.

" Komitenin ilk emri " Türkü, Kürdü her yerde, her türlü şartlar altında vur.
Gericileri,sözünden dönenleri, Ermeni hafiyelerini, hainleri öldür. İntikam al " idi.

Bu esaslar doğrultusunda hareket eden Taşnaklar Anadolu içlerinde tedhiş ve teröre
başladılar. Zivin, Erciş, Zor, Musun, Oltu, Pasin ve Velibaba yörelerinde bölge halkına ve
askeri birlikler saldıran Taşnak çetecileri 2 Bin kişiyi asker- sivil ve Türk-Kürt ayıretmeden
öldürmüştü.

Taşnak Çeteciler, kendilerine para vermeyen Ermeni zenginlerine karşı suikastlarına
devam ediyorlardı. Avukat Haçik Efendi, Dacat Vartabet, Kumkapı Ana Kilisesi rahibi Der

Mampre Vartabet ile Mıgırdıç Tutuncief, Polis memuru Markar, Hacı Dikran. Kandilci Onik
ve Zenginlerden Karagözyan ve Uncuyan Apik Efendileri sokak ortasında öldürdü.”

Taşnaklar ,diğer Ermeni çetesi olan Hınçakların 1890 yılından sonra yaptıkları Erzurum
Olayı, Kumkapı gösterisi,Merzifon, Kayseri ve Yozgat olayları, Sason isyanı , Zeytun
İsyanı,ve arkasından 18 Eylül 1895 tarihinde Bab-ı Ali gösterisi gibi büyük olayları organize
etmeleri karşısında kendi seslerini duyurabilmek için bazı eylemler yapma kararı aldı. İlk
olarak Van’da 1 Haziran 1896’da bir isyan çıkarttılar. İsyan kısa sürede bastırıldı.

Osmanlı sınırları içerisinde terör eylemi gerçekleştiren Taşnaklar, dünya kamuoyunu
etkilemek için ABD ve Fransa başta olmak üzere yoğun bir propaganda faaliyetine
başlamışlardı.

Bu isyanın bastırılmasından sonra, Taşnaklar dünya kamuoyunun dikkatini çekmek başka
bir eylem yapmaya karar verdiler. Uzun tartışmalardan sonra Osmanlı Bankası’na karşı
baskın yapılması, Zaptiye Nazırı Nazım Paşaya saldırılması ve Ermeni mahallelerinde silahlı
eylemler gerçekleştirilmesi kararı aldılar.

Eylem 14 Ağustos 1896 günü başlatıldı. Osmanlı Bankasına bomba ve tabancalar ile
saldıran Taşnak militanları bankada çalışan 157 kişiyi rehin aldılar. Bu arada Osmanlı
askerleri ile bankayı basan militanlar arasında çıkan çatışmada bir çok asker hayatını
kaybederken , 20 kişilik saldırgan grubundan 3’ü de ölmüştü. Taşnaksutyun İstanbul Merkez
Komitesi bir bildiri yayınlayarak, büyük devletlere karşı eylemin haklılığını savunmaya
çalışmıştı. Rus Büyükelçiliği devreye girerek arabuluculuk yaptı ve baskını gerçekleştirenler,
Banka Genel Müdürü Edgar Vincent’in yatına binerek, Marsilya’ya gittiler.

İşte bu olaydan yaklaşık 100 yıl sonra Taşnaklar, ideallerinden hiç bir şey kaybetmediklerini
ispat etmek için yeni bir eylem gerçekleştirdiler. 1991 yılında bağımsızlığını kazanan
Ermenistan’ın komşuları ile iyi ilişkiler kurmaya çalıştığı ve bu çerçevede Türkiye ile
ilişkilerini düzeltme yolunda girişimler başlattığı şu günlerde Türklerle iyi komşuluk ve
dostluk amaçlayan Ermenistan Cumhuriyeti Başbakanı Serkisyan ve Ermenistan Enerji
Bakanı , 1890 yılında Taşnak Komitesinin ilk kurucularının verdiği emir gereğince , tıpkı
Osmanlı Bankası Baskını gibi bütün dünyanın dikkatini çeken bir Parlâmento Baskını
sonucu katledildiler.

AYATA
05-04-2007, 22:48
BU DAMI RESMİ TARİHÇİ SARGON


Dr.Heath LOWRY

Son on yıldaki Ermeni terör eylemlerini derinine inceleyen, kendini gerçeğe adamış bir Osmanlı devri tarihçisinin ilk fark ettigi şey, bugünkü Ermeni teröristler ile 19. yüzyıl sonu veya 20. yüzyıl başlarındaki benzerleri arasında, belirtilen amaç, seçilen hedef, kullanılan yöntem ve yapılan konuşmalar açısından önemli bir benzerliğin bulunduğudur. Ben geçmişi incelemenin bugüne ve hatta geleceğe ışık tuttuğu varsayımından hareket ederek Ermeni silahlı şiddet siyasetinin "devamlılık bağı" üzerinde duracağım. Bunu yaparken, içlerinden birçoğunun değerli psikologlar olduğunu bildiğim seçkin davetli kitlesi önünde olduğumun bilinci ile Ermeni toplumu içinde her kuşakta yeni bir grup teroristin ortaya çıkmasında rol oynayan etkenleri incelemeye çalışacağım. Özellikle her Ermeni terörist kuşağının, çağdaşları tarafından gelecek kuşakların gençliğine "Ermeni kahramanları" olarak tanıtılması için harcanan geleneksel çabalar üzerinde durmak istiyorum. Başka bir deyişle, teröristler öyle yüceltilmektedirler ki genç kuşaklar elinde olmadan onlan birer "örnek kişi" olarak algılamaktadırlar.

Cambridge Massachussetts'deki Zoryan Enstitüsü Müdüni Dr. Gerard Libaridian "The Roots of Political Violence in Recent Armenian History" (Yakın Ermeni Tarihinde Politik Tedhişin Kökeni) (Libaridian, 1983) adlı tebliğinde bu konuya eğilmiştir. "Esas Sebepler" başlığı altında şunları yazmaktadır:

"Genelde, Ermeni toplumunda görülen politik tedhiş ve daha doğrusu politik suikastlerin Osmanlı ve Rus İmparatorluklarının Birinci Dünya Savaşı öncesindeki baskı rejimlerine karşı oluşan tepkiden kaynakladığına inanılmaktadır. Bu İmparatorluklar Ermenilerin herhangi bir gelişim kaydetmesi için hiçbir barışçı yol bırakmamışlardı. Türk ve Ruslar gibi büyük gruplar yanında azınlıkta kaldıklarından ve bir parçası oldukları İmparatorluklarda önemli olaylar üzerindeki etkilerinin az olmasından dolayı Ermeniler politik suikast gibi daha kişisel eylemlere giriştiler.

Bu görüşü 1977de New York Times'de "Boston Ermeni Milli Komitesi" adına yayınlanan mektuptaki şu satırlarla karşılaştıralım:

'Bazı Ermeniler dünya hükümetlerinin barışçı çabaları dinleyeceği hususundaki inançlarını kaybetmişlerdi."(Times, 30 Mayıs 1977) Gerçek açıktır. Eğer Libaridian'ın dediği gibi 19. yüzyıldaki Ermeni politik saldırıları Ermenilerin Rusya ve Osmanlıları "içerden" etkilemeyi başaramamalarının hayal kırıklığından ve ANC'nin mektubunda denildiği gibi bugünkü saldırılarında Ermenilerin dünyadaki ülkeleri "dışardan etkilemeye muvaffak olamamalarının yarattığı bunalımdan kaynaklanıyorsa, bu günümüz terörizminin geniş boyutlarını anlamamızı kolaylaştırır. Başka açıdan baktığımızda, geçmişteki teröristlerin "içten" yapmayı başaramadıkları ve günümüz teröristlerinin "dıştan" gerçekleştirmeye çalıştıkları hem günümüz hem de geçmiş Ermeni teröristlerinin gayesi olan, Doğu Anadolu'da Bağımsız Ermenistan kurma hayali, bugünkü teröristlerin "daha yüksek" seviyedeki bunalımının sebebidir. Bir yüzyıldan fazla süren tedhişin görünürde amaçladığı "Bağımsız Ermenistan" yüzyıl öncesine göre çok daha hayali bir istektir. Ancak buradan günümüz terörizminin "son çırpınışlarında" olduğu manası çıkmamalıdır.

Ondokuz ve yirminci yüzyıl Ermeni teröristleri de Ermeni azınlığının Osmanlı topraklarında dağınık bir yerleşimi olduğu ve "milliyetçiliğin", diğer Osmanlı etnik azınlıklarının başardıkları gibi, Osmanlı Devletinden ayrı, bağımsız bir Ermenistan'ı kurmaya yeterli olmadığı gerçeğini gözardı etmiştir. Bunun gibi, 20. yüzyıldaki torunları da kuvvetli bir devlet olan Türkiye'nin bir avuç teröristin isteklerine asla boyun eğmeyeceğinin bilincinde değildir. Başka bir deyişle, önceki ve günümüzdeki, Ermeni teröristlerinde eksik olan en önemli haslet mantıktır:

Teroristlerin karakterlerindeki bu özelliği kavrarsak, 19. yüzyılda gayelerine erişmelerine hiçbir fayda sağlamayan yöntemleri uygulamaya neden bugün de devam ettiklerini anlayabiliriz. 1850 ile I. Dünya Savaşı

arasındaki dönemde birçok Osmanlı ve Rus yetkilisi politik suikastler sonunda hayatlarını kaybetti. Ancak bu, hiç bir şekilde, ne Rusların ne de Osmanlıların Ermeni ayrılıkçı hareketine karşı takip ettikleri politikalar üzerinde herhangi bir etki yapmadı. Benzer olarak, günümüzdeki Türk diplomatlannın alçakça katledilmeleri de Türk Hükümetinin karar verme sürecini hiçbir şekilde etkileyemeyecektir.

Kamu binalarmı işgal ederek bomba yerleştirmek ve belli talepleri karşılanmadığı takdirde onları havaya uçurmakla tehdit etmek yöntemi de 1981 Paris veya 1983 Lizbon olayları ile başlamamıştır. Bu taktik ilk olarak 1896 yılında Ermeni teröristlerce Beyoğlu'ndaki Osmanlı Bankası'nın basılmasıyla uygulanmıştır. Teröristler, 86 yıl sonraki benzerlerinin Paris'teki Türk Büyükelçiliğini bastıktan sonra yaptıkları gibi, binayı havaya uçurma tehditi altında, çeşitli taleplerde bulunmuşlardır. Ancak, hem 1896 hem de 1981'deki teröristler hiç bir taleplerini elde edemeden teslim olmak zorunda kalmışlardır. Bu iki eylem arasındaki en büyük fark yakalandıktan sonra teröristlere uygulanan muameledir. 1896 işgalcileri İstanbul'dan İngiliz Büyükelçiliğinin yatı ile gösterişli bir şekilde uğurlanırken, Paris Büyükelçiliğini basanlar Fransızlarca mahkemeye çıkarılmış ve gayet hafıf hapis cezalarına çarptınlmıştır. Her iki durumda da elde edilen yegâne gözle görülebilir sonuç, dünya kamuoyunun kısa bir müddet için olsa bile dikkatinin çekilmesidir.

Bağımsız Ermenistan kurma emeli için yüzyıldan fazla süren mantıksız hunharlığı düşününce, bu işten ne sağlandığını sormak gerekir. Bu soruya cevap vermek için Ermeni terörizmi konusunu, Ermenilere karşı girişilen eylemleri de kapsayacak şekilde genişletmek zorundayız. 1904 ile 1906 yıllarını inceleyen en son çatışmalardan birinde, bu dönemde, Ermenilerce gerçekleştirilmiş politik suikastler hakkında şu istatistik sunulmaktadır:

Bu üç senelik dönem içinde 56 tanesi Ermeni muhbirlere 32 tanesi politik sebeplerden dolayı Rus ue Türk yetkililerine; 7 veya 8 tanesi şantajcılara; 5 tanesi tefecilere ve 2-3 tanesi de bilinmeyen sebeplerden dolayı rastgele kişilere yöneltilmiş 105 politik suikast düzenlenmiştir. Bu sayılar Tiflis ve Baku gibi Doğu Ermenistan bölgeleri ile Osmanlı İmparatorluğu’nun Van ve çevresini kapsamaktadır." (Liberidian, 1983)

Başka bir deyişle, bu üç sene içinde her bir yabancıya karşılık iki Ermeni suikaste uğramıştır. Şimdiye kadar önemsenmemiş bu gerçek üzerinde durulmaya değer. Çünkü, bu olgu 1904-1906 dönemi ile sınırlı olmayıp bugün de devam etmektedir. Amacı da, hem o zaman hem de bugün, sindirme politikasıdır. Teröristler, bilinçli olarak, büyük çoğunluğu teşkil eden banşçı Ermenileri korkutmak suretiyle eylemlerine karşı duyulan tepkiyi sindirmeye çalışmaktadırlar.

24 Eylül 1933'te Amerika Ermeni Kilisesi Başpiskoposu Leon Tourian, New York'daki Ermeni katedraline bir ayin idare etmek için geldiğinde, Ermeni teröristler tarafından suikaste uğradı. Tourian kürsüye çıkmak üzereyken yüzlerce kişinin gözü önünde yolunu kesen Ermeni teröristler tarafından bıçaklanarak öldürüldü. Cemaatten hiç kimse teröristlerden birini bile tanımaya cesaret edemedi. Bir Taşnak hücresine bağlı olan 9 kişinin duruşması sırasında iddia makamında bulunan New York bölge savcısı, Kilisede bulunanlardan kimsenin suikastçılann aleyhine şahitlik yapmaya yanaşmaması hususunu şöyle açıklar:

"Polisler, bu esrarengiz cinayette moral bozucu bir sessizlik duvarı ile karşılaştılar. Ermeniler ya katillerle kozlarını kendi aralarında paylaşmak istiyorlar veya bildiklerini söylemenin kendi güvenlikleri açısından epey tehlikeli olduğuna inanıyorlardı (Spectator, 7 Aralık 1933)

Yukarıda bahsedilen âyine katılanlar 1904-1906 yılları arasında Ermeni teröristlerce öldürülen 105 kişiden 56'sının "muhbirler” olduğunu gösteren istatistiği belki görmemişlerdi, ama aktarılmak istenen mesajı gayet güzel bir şekilde kavramışlardı. Kendilerinden biri aleyhine konuşan herkes ölecekti. Bu mesaj bugün de değişmemiştir. Altı ay önce ASALA, İstanbul'daki Kapalı Çarşı'ya girişilecek saldırıyı CIA'ya "bildiren" biri Amerikalı iki Ermeniyi Lübnan'da idam etti (Spectator, 7 Ocak 1984, s. 16).

Bu "korku perdesi" yüzünden bütün ülkelerde güvenlik kuvvetlerinin Ermeni teroristlerin saflarına sızmaları son derece güç olmaktadır. Çünkü tüm Ermeniler, teröristlerce jurnalcı" olarak etiketlendiklerinde, başlarına geleceklerin bilincindedirler.

Bu durumdaki gariplik ise, bu yüzyıl içinde Ermeni teröristlerin düşmanlarından ( ister Rusya, ister Osmanlı İmparatorluğu, isterse yeni Türkiye Devleti olsun) istediklerini elde edememelerine rağmen, uğruna çalıştıklarını söyledikleri kendi Ermeni toplumu arasında istedikleri terör atmosferini yaratmayı başarmalarıdır. İşte Ermeni terörizminin yegâne başarısı budur.

Bu "korku perdesi", dünyadaki Ermeni cemaatlerinin (Türk Ermenileri dışında) Ermeni teröristlerinin faaliyetlerine karşı tamamen sessiz kalmasını açıklamasına rağmen, Batı Avrupa ve ABD'deki birçok seçkin Ermeni'nin, sık sık, bir terorist saldırıdan sonraki kamuoyu tepkisinin akabinde teröristleri destekler nitelikte beyanatlar vermesini açıklayamamaktadır. Buna örnek olarak ABD'de çıkan etnik bir gazete olan Armenian Weekly’nin editörü Kevork Donabedian'ın Christian Science Monitor'da yayınlanan makalesini verebiliriz:

Bir Ermeni olarak ben asla terörizmi tasvip etmem, ancak bunun arkasında bir mantık olmalıdır. Belki de terörizm işe yarayacaktır. Yahudilerin işine yaramıştır. Onların İsrail'i var. " (Monitor, 18 Kasım 1980)

Bu davranış, her suikastten sonra Ermeni akademisyenleri, sözcüleri ve dini liderlerinin tekrarladığı "Tabii ki terörizmi tasvip etmiyoruz, ancak Ermenilere 'Türkler tarafından yapılan tarihi haksızlığın bu gençler üzerinde yarattığı derin bunalımı da anlamalıyız" anlayışının tipik bir örneğidir. Bu tavır Tabii ki terörü desteklemeyiz" diye başlayıp arkasından, Türklerin 1914-15'de Ermenilere "katliam ve soykırım" uyguladıklarını iddia eden davranıştan çok az farkı vardır. Bu ifade, konuşmacının Amerikan veya Fransız Ermenisi olması ile çok az değişir. Amaç hep aynıdır teröristlerin hareketlerini atalarının bir haksızlığa uğradığı temeline dayandırarak haklı gösterme çabası. Aslında teröristlerin hareketlerini bilfıil onaylamış olmaktadır. Asıl söylenen şudur: "Ben elime silah almak istemem ama alanlar "Ermeni davasına' büyük hizmette bulunmaktadırlar."

Belki bu suçlama biraz ağır görülebilir. Ancak şimdi bu birkaç teröriste Ermeni Cemaatı tarafından, nasıl davranıldığı veya davranılmakta olduğunu gösteren epey ayrıntılı bir durum çalışmasına değinmek istiyorum.

Bu tartışmada genelde benim "I. Dünya Savaşı sonrası dönem" ve 1973'de başlayan "Bugünkü dönem" diye adlandıracağım iki terörizm dönemi üzerinde durulacaktır.

Birinci Dünya Savaşı'nın sonunda Ermeni Devrimci Federasyonu veya Taşnaklar, Jön Türk Hükümetinin eski üyelerini bulup edip öldürmek için "Nemesis" adlı bir örgüt kurdular. Bu örgütün ilk kurbanı 15 Mart 1921'de Berlin'de bir caddede yürürken vurularak öldürülen eski İçişleri Bakanı Talât Paşa idi. Olayın faili Soghomon Tehlirian adlı bir Ermeni idi. Bundan dokuz ay sonra eski Osmanlı Dışişleri Bakanı Sait Halim Paşa Roma'da Arshavir Shirakian adlı bir Ermeni tarafindan katledildi. Dört ay sonra da Shirakian Aram Yergaruan adlı bir suç ortağı ile beraber yeni bir suikast daha düzenlendi. Bu seferki kurbanları 17 Nisan 1922'de Berlin'de vurulan eski Jön Türk yetkililerinden Bahattin Şakir Bey ve Cemal Azmi Bey idi. Bundan birkaç ay sonra Cemal Paşa iki Ermeni tarafından Titlis'te öldürüldü. (Walker, 1980, s. 344) Ve suikastler devam etti.

Burada bizim için önemli olan bu cinayetlerin kendisi değil, dün ve bugün Ermeni toplumunun bu olaylara gösterdiği tepkidir. Talât Paşa'nın katili Tehlirian cinayet suçundan Berlin'de tutuklandı. Tehlirian'ın tutuklanmasından sonra birkaç gün içinde Berlin'de "Tehlirian Savunma Fonu" oluşturuldu. Bu fon dünyadaki ve özellikle Amerika'daki Ermenilerin büyük desteği ile hızla büyüdü. Bu para ile sağlanan savunma sonucu Tehlirian iki günlük göstermelik bir duruşmada beraat etti. 1960 yılında San Fransisko'da ölümüne kadar geçen kırk yıllık süre zarfında Tehlirian "Ermeni Milli Kahramanı" payesini taşıdı. Öyle ki,1968'de James Nazer "The First Genocide of Twentieth Century" (Yirminci Yüzyılın İlk Soykırımı) adlı kitabında Tehlirian'ın fotoğrafının altına bu ünvanı koymuştur. (Nazer,1968). Yazar Tehlirian'dan başka, iki Nemesis üyesi Shirakian ve Yerganian'a da "Ermeni Milli Kahramanı" payesini vermişti.

Şimdi de Ermeni terörizminin "Bugünkü Dönemine gelerek, Türkiye'nin Los Angeles Başkonsolosu Kemal Arıkan'ı vuran Hampig Sasunyan ve Lizbon'daki Türk Elçiliğini basan 5 Ermeni teröriste yapılan muamele ile, ataları olan Nemesis üyelerine yapılan muameleyi karşılaştıralım.

8 Ocak 1982'de Türkiye'nin Los Angeles Başkonsolosu Kemal Arıkan'ı öldüren Hampig Sasunyan, doğum yeri olan Lübnan'dan Los Angeles'e yeni göç etmiş olan 20 yaşındaki bir Ermeni göçmeni idi. Sasunyan yargılanarak Şubat 1984'te mahkum oldu. Sasunyan'ın yakalanmasından hemen sonra tüm dünyada, özelikle Kuzey Amerika'da "Sasunyan Savunma Fonları" kuruldu. Ermeni basınında çıkan bir makale bu konudaki çalışmaları şöyle özetledi:

Son yirmiiki ay içinde onbinlerce Ermeni ilgi ve kaygılarını gösterdi. Los Angeles ve ülkenin diğer şehirlerindeki Ermenilerle, Kanada, Fransa, Lübnan, İngiltere, Yıınanistan, Suriye, İsrail, Suudi Arabistan, İran, Güney Afrika, Arjantin, Avustralya, İtalya, İsviçre, İspanya ve Mısır’daki Ermeniler, Sasunyan'ı desteklemek amacıyla gösteriler düzenledi. Bu sel gibi gelen bağışlar; kişisel ve toplu destek mesajları halkın zamanla kendi kaderlerini belirleyebilecek olan bu politik sürece desteğinin en güzel ölçüsüdür " (Asbaraz, 15 Ekim 1983)

"Sasunyan Savunma Komiteleri"nin çalışmaları da onun için harcanan çabaların boyutlarını gayet iyi açıklamaktadır. Aşağıdaki örnek, yapılan çeşitli faaliyetlerden tipik bir tanesidir.

21 Kasım 1983'te Kaliforniya Montebello'daki KUTSAL HAÇ ERMENİ APOSTOLİK KİLİSESİNDE "Sasunyan Savunma Komitesince" bir "Hampig Gecesi" düzenlendi. Günün anlamını belirtmek için yapılan dini tören BATI ERMENİ APOSTOLİK KİLİSESİ BAŞPİSKOPOSU YEPREM TABAKİAN tarafından yönetildi. Bunun yanında çeşitli tanınmış Ermeni sanatçılar terörist katil Hampig Sasunyan'a olan manevi desteği göstermek için kilisede bulunan birkaç yüz Ermeni'ye konser verdiler." (Observer, 12 Ekim 1983, s. 3)

Bu toplantının en kaygı verici tarafı dini bir kuruluşta düzenlenip, ABD'nin ileri gelen bir dini lideri tarafından yönetilmesi idi. Bu ve buna benzer olayların etkilerini incelemeden ewel 1983 Temmuz'unda Lizbon'daki Türk Elçiliğini basıp daha sonra havaya uçuran beş Ermeni teröristine yapılan muameleyi incelememiz gerekmektedir. Bu hareket birçok masum kurbanla birlikte kendi hayatlarına da mal olduğundan, bu kişilere dünyadaki tüm Ermeni cemaatlerince "şehitlik" pâyesi verildi. Yaptıkları "fedakarlığın anısına" Ermeni Kilisesi ve cemaatlerince düzenlenen "anma toplantıları"nın bir kısmını gösteren liste bu hususu daha da açıklığa kavuşturacaktır.

a.16 Ekim 1983'de Massachusetts Watertown A.C.E.C. (Ermeni Toplumu Eğitim Merkezi) tarafından "Beş Lizbon şehidini anmak amacıyla politik bir toplantı" düzenlenmiştir. (Weekly, 15 Ekim 1983)

b.21 Ocak 1984'te Illinois, Glenview Ermeni Azizler Apostolik Kilisesinde "Lizbon beşlisi" için bir ayin düzenlendi. (Weekly 14 Ocak 1984)

c.22 Ocak 1984'de Rhode Island'daki Saint Vartanantz Kilisesinde "Lizbon beşlisi" için ayin düzenlendi. (Weekly, 14 Ocak 1984)

d.28 Ocak 1984'te Dearborn Michigan'daki Ermeni Cemaat Merkezinde "Lizbon beşlisi" için bir anma toplantısı düzenlendi. (Weekly, 14 Ocak 1984)

e.29 Ocak 1984'te New Jersey Ridgefıeld'deki Saint Vartanantz Kilisesinde "Lizbon beşlisi" için bir anma töreni düzenlendi.

f.12 Ocak 1984'te Washington D.C'nin mahallesi olan Chevy Chase'deki Surp Haç Kilisesinde "Lizbon beşlisi" için bir ayin düzenlendi.

Armenian Weekly’nin 11 Şubat 1984 sayısındaki bir yazıda Saint Vartanantz Kilisesinde 400'ü aşkın davetli önünde yapılan "anma toplantısı" ayrıntılı biçimde anlatılmıştır. Tören şu bölümleri içermektedir:

a."Beş Kahramanın" ruhları için Saints Vartanant Kilisesinde bir "anma ayini" düzenlenmiştir.

b.Bayrağın taşınması ve mum yakılması merasimi mahalli "Ermeni İzci grubu" tarafından yapılmıştır. Her kahramanın resmi bu çocuklar tarafından taşınıp, önlerine mum yakılmış ve üç renkli Ermeni bayrağı konulmuştur.

c.Daha sonra "Diplomatik çabaların geçersizliğini kavrayan Ermeni gençliği 1975'ten beri şiddet kullanmaya başlamıştır. Bu gençlerin şehit olması bizi üzmemeli. Gözyaşlarının zamanı geçti. Şimdi sürekli savaş zamanıdır" diyerek açış konuşmasını yapan Unger Harout Misserlian'ın idare ettiği konuşmalar bölümüne geçilmiştir.

d.Konuşmalardan sonra Ermeni İhtilâlci şiirleri okunmuş, milli şarkılar söylenmiştir.

e.Kuzey Amerika Ermeni Yardım Derneği temsilcisi Unger Arpie Balian da yaptığı konuşmada şöyle,demiştir "Burada, geçen Temmuz ayında bilerek şehitliğe koşup eski kahramanlarımızın safına katılan beş kahraman gencimizi anmak için toplandık."

f.Balian'ın kilit konuşmasından sonra yüzyılın başından bugüne kadar ki Eızneni Özgürlük Hareketini özetleyen bir slayt gösterisi yapılmıştır.

g.Gece şu sahneyle sona ermiştir "Siyah kukuletalı ve bir örnek giyinmiş beş genç sahneye çıkarak; kahramanların portrelerini selamladıktan sonra, üzerinde Ermenice `Benim adım mücadele, amacım zafer' yazılı bir kızıl sancak açmışlardır" (Weekly, 11 Şiıbat 1984: s. 6-7 ve 9).

Açıkça bugünkü Ermeni teröristler de, günümüzün Ermeni kuşağı tarafından 1920'lerdeki teröristlerin (Tehlirian, Shiragian ve diğerleri) gördüğü muameleyi görmekte ve çağdaşları tarafından birer kahraman sayılmaktadırlar.

Sözlerime son verirken, geçmiş ile bugünü karşılaştırıp son yüzyıl boyunca Ermeni teröristlerin eylemlerini açıklayan "devamlılık bağlarını" ortaya çıkarmaya çalışan bir tarihçi olarak, tüm belirtilerin Ermeni hareketlerinin gelecek yüzyılda da devam edeceğini gösterdiğine inandığımı vurgulamak istiyoıum. Yaptığım gözlemleri şöyle özetlemek mümkündür :

Kilisenin Desteği: Herhangi bir azınlık topluluğunda, düzenli bir dinin temsilcileri etrafında grup oluşturan en önemli mihverdir. Bu gerçek Ermneniler için de geçerlidir. Ermeni dil, edebiyat ve geleneklerinin tarih boyunca devam etmesinde kilise liderleri büyük rol oynamışlardır. Ermeni kilise liderleri öldürülen veya tutuklanan teröristler için törenler düzenleyip, kiliselerini bu işe tahsis etmek suretiyle Ermeni teröristlerinin eylemleıini bilfıil tanımakta ve onaylamaktadırlar.

Basının Desteği: Amerika'da Ermenice ve İngilizce yayın yapan etnik Ermeni basını Ermeni teröristlerin eylemlerine büyük yer vermektedir. Size sunduğum örneklerden de anlaşıldığına göre en azından terörist hareketler üstü örtülü olarak onaylanmaktadır.

Ermeni basını ile Ermeni Kilisesi, Ermeni cemaatı içindeki kamuoyunu yöneten en kuvetli iki kurumdur ve şimdiye kadar sunduğumuz belgelerden de anlaşıldığına göre, onların terörizme karşı "takındıkları tavır" en azından düşündüıücüdür. Ne yazık ki, terörizm "Ilımlı bir tavır" alınacak bir konu degildir. Yani "Benim terörizm şeklim haklıdır, ancak ben terörizmi tasvip etmem" diyemezsiniz. Bu açık bir "ya hep ya hiç" durumudur.

ERMENİ TERÖRİSTLERCE girişilen mantık dışı cinayetleri LANETLEMEMEKLE hem Ermeni Kilisesi hem de Ermeni basını bu faaliyetleri "onaylar" duruma düşmektedir. Ermenilerin birçoğunun bu konudaki fıkirlerini korkudan söyleyemediklerini bildiğimiz halde, şu anda, Ermeni göçmen topluluğunun hemen tümü Ermeni teroristlerin eylemlerini şu veya bu şekilde zımnen desteklemektedir.

Bu tavrın, kolayca etkilenmeye müsait çocukların bilinci üzerinde yaptığı etki nedir? Bir Ermeni "izci Grubu"nun kiliseye giderek "Lizbon Şehitleri" için yapılan anma törenine katılması neyi ifade ediyor? Büyüklerinin teröristlerden "eski kahramanların saflarına katılan şehitler" olarak bahsetmelerinden nasıl etkileniyorlar?

Tüm bu sorulara verilecek cevap gayet açıktır. Bu teröristler bugünkü Ermeni gençliğine eylemleri örnek alınacak birer "model" veya "kahraman" olarak gösterilmektedir. Bunun anlamı, yakalanan veya öldürülen her Ermeni teröristin yerini almak için başka bir etkilenmiş gencin hazır beklediği ve Ermeni terörizminin "kuşaktan kuşağa" devam edeceğidir.

Tarihten bugün için çıkarılacak dersler vardır. 1920'lerdeki Ermeni cemaatinin o zamanki Ermeni terörizmini lanetlememesi nasıl bugünkü terörizm dönemine sebep olduysa, bugünkü Ermeni toplumunun da mevcut terörizmi lanetleyememesinin gelecek kuşaklarda yeni bir terörizm dönemine yol açacağı gayet açıktır.

Kaynaklar

Asbarez: Ermeni Devrimci Federasyonunun Batı Amerika Merkezi Komitesinin yayını. Haftalık İngilizce baskısı olan Ermenice gazete.

Libaridian: Illinois - Chicago'da 3-6 Kasım 1983 tarihinde toplanan Ortadoğu Araştırmalar Birliği'nin 18. Yıllık toplantısında Gerard Libaridian tarafından sunulan "The Roots of Political Violence in Recent Armenian History" adlı tebliğ.

Monitor Christian Science Monitor.

Nazer James Nazer The First Genocide of the 20th Cen tury. New York, 1968

Observeı: The Armenian Observer. Hollywood, California'da yayımlanan haftalık bir Ermeni gazetesi. Editör Osheaen Keshishian.

Spectator The Armenian Mirror-Spectator. Baikar Assoc. Inc. Watertown Massachusettes tarat'ından çıkarılan haftalık Ermeni gazetesi. Editör Barbara Marguerian.

Walker Christopher J. Walker: Armenia, The Survival of a Nation. New York, 1980.

Weekly: The Armenian Weekly. Harenik Assoc. Boston, Massachusetts tarafından yayınlanan Ermeni gazetesi. Editör Kevork Donabedian.

Kaynak:İnaf Ermeni Dosyası 4 Ekim 2000 * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * *mb-bilgi@dumlupinar.edu.tr

AYATA
05-04-2007, 22:51
ERMENİ TERÖRÜ HORTLATILMAYA ÇALIŞILIYOR

Türkiye, bulunduğu jeostratejik konumun bedelini ödemeye devam ediyor. 1983 yılından bu yana uğraştığı PKK terörünün belini kıran Türkiye’nin karşısına şimdilerde eski bir senaryonun yeni versiyonu getirilmeye çalışılıyor.

Hatırlanacağı gibi geçtiğimiz Ekim ayında Amerikan Ermeni Ulusal Komitesi Başkanı Murad Topalyan terörizmle ilgili beş ayrı suçlama ile ABD’nin Cleveland Eyaletinde tutuklanmıştı.

Terörist olarak suçlanan Topalyan, patlayıcı, makinalı tüfek ve seri numaraları silinmiş ateşli silahlar bulundurmaktan Haziran ayı içerisinde yargılandı fakat serbest bırakıldı.

Topalyan, Ekim 1980’de, New York’taki Birleşmiş Milletler Türk misyona yönelik bir bombalamada olayına ve bu olayda çalınarak kullanılan silah ve patlayıcıları çalan bir grubu yönetmekle suçlanıyor. Bu olayda üç kişi yaralanmıştı.

Topalyan, silah ve bomba eğitimi görmeleri için Ermeni gençlerini Massachussetts’e kurduğu bir terör kampına göndermekle de suçlanıyor. ASALA terör örgütünün ABD'deki adamı olduğu bilindiği halde bugüne kadar kendisini gizlemesini beceren Topalyan, 1976 ve 1977 yıllarında, Franklin-Massachusetts’de bir Ermeniye ait çiftlikte ASALA örgütü militanlarına yarı otomatik silah kullanma konusunda eğittiği de ortaya çıktı.

Bir kolejde de yönetici olarak da çalışan 56 yaşındaki Ermeni eylemci, üç yıl süren bir soruşturmanın ardından, ABD Ateşli Silahlar Bürosu ve Bedford Polisi tarafından tutuklandı. Soruşturmanın başlamasına, Topalyan’ın masa çekmecesinde, çok miktarda patlayıcı bulunması gerekçe oldu.

23 Yıl önce Türklere karşı bombalı ve silahlı eylem düzenleyen ASALA'nın ABD'ndeki adamı Topalyan bunca yıl serbest dolaştıktan sonra birden bir terörist olduğu hatırlanması ve yakalanması biraz garip olsa gerek. ABD basınında yer alan konu ile ilgili bir haberde Başkan Clinton ile de karşılıklı kahve içtiklerinden de bahsediliyor.

Bu olaydan birkaç gün sonra Ermeni Terör örgütünün Güney Kıbrıs’taki örgütü, Rum politikacı Vasos Lissaridis'e Ermeni mücadelesine verdiği hizmetlerden dolayı bir ödül verdi. Bir hafta sonra da bir ASALA timi Erivan'da Parlamentoyu bastı Başbakanı, Meclis Başkanını ile yedi parlamenteri öldürdüler. Saldırıyı yapanlar Ermeni Taşnak Partisi’nin üyeleriydi.

Resim:ERMENİ ASALA TERÖR ÖRGÜTÜNÜN SEMBOLLERİNDEN BİRİ

Öte yandan Marsilya'daki Ermeni örgütlerinin içinde de bir hareketlenme tespit edildi. İyi haber alan kaynaklara göre ASALA yeniden örgütleniyormuş.

Bir diğer haber ise çok daha önemli, PKK'nın dağıtılmasından sonra bu ayrılıkçı Komünist Kürt örgütünün bünyesinde Türkiye'deki eylemlere katılan 80 kadar Ermeni militan Fransa'da bulunuyorlarmış. Bunları da Ermeni cemiyetleri himayelerine almışlar.

Bu arada Ermenistan'da üslenen bir grup PKK'lının, ASALA ile yakın temasta bulundukları söyleniyor.

TAŞNAK, ASALA, sözcüklerinin şu günlerde ortada çok dolaşması ve FBI'ın , ASALA'nın Amerika'daki şefi olarak bilinen Topalyan’ı yakalaması gelecek günlere yönelik bir uyarı olarak kabul edilebilir.

ASALA'nın, Ermenistan Parlamentosuna yaptığı kanlı baskınla ilgili olarak Moskova kaynaklı haberlere göre, Ermenistan başbakanının öldürülüş nedeni ülkesinin Türkiye ile olan ilişkilerini geliştirmekten yana bir politika izlemesiymiş.

TOPALYAN’IN ERMENİ TERÖRÜNÜ HORTLATMA ÇABALARI

Sıradan bir terörist olarak Kasım 2000’de yargı önüne çıkacak olan Topalyan, bunun önüne geçebilmek ve davasını siyasi bir platforma çekebilmek için yoğun faaliyet içerisine girdi. Yoğun bir propaganda kampanyası başlatan Topalyan, geniş çaplı bir para toplama faaliyetine başladı. Amerikan Temsilciler Meclisi üyelerinde Cumhuriyetçi Parti Kaliforniya Temsilcisi George P. Radanovich ve Demokrat Partili Michigan Temsilcisi David E. Bonior tarafından Temsilciler Meclisine Ermeni Soykırımı ile ilgili bir yasa tasarısı sunuldu.

Ermenistan Parlementosu Topalyan’I milli kahraman ilan ederek ona madalya verme kararı aldı. Bu karar Ermeistan’ın uluslararası teröre verdiği desteğe önemli bir kanıt olarak tarih sayfaları arasındaki yerini alacaktır.

1973 yılında Kaliforniya’da Türk diplomatları Mehmet Baydar ve Bahadır Demir’i katleden Yanıkyan’ın yargılanması esnasında davayı siyasi bir arena haline getiren ve bu şekilde 20 nci yüzyılın son çeyreğinde Ermeni teröristlerinin Türk hedeflere saldırmasını sağlayan Taşnak Partisi ve onun uzantısı olan Ermeni Milli Komitesi şimdi de yargı önüne çıkan başkanları Murat Topalyan’ı kurtarabilmek için benzeri bir oyunu sahneye koymaya hazırlanıyorlar.

Kaynak: İNAF Ermeni Dosyası (30 Eylül 2000).

hokusai
05-04-2007, 23:29
Yararlandiginiz kaynaklar genelde hep mavi kitap tabanli ingiliz kaynaklari. Bence biraz da Sovyet kaynaklarina bakarsaniz biraz daha objektif bir bakis acisi yaratabiliriz. (Çarlik Rusyasi nin kaynaklarindan bahsetmiyorum. Bolşevik Devriminden sonra savastan cekilen Lenin Rusyasi tarafindan yazdirilan kaynaklar). Ben biraz arastirmaya calistim ama rusçam yok:) ingilizce cevirisini de bulamadim.

01-07-2007, 18:09
ben bu siteye üye olurken merak ettiğim konularda bilimsel açıklamalar alarak sizlerin düşüncelerini öğrenmekti. ama görüyorumki bazı forum üyeleri ermeniden bozma pkk şerefsizlerden oluşmakta ve büyük bir kısmınız bu bozgunculara gereken cevabı vermemekte. herhalde pkknın ateizmi kullandığı ve birçok pkklının artık ateist olduğu düşüncesi grçekmiş. eğer değilse lütfen pkk sloganalrına bozgunculara taviz vermeyin. dinsiz olabilirsiniz ama sizlerinde herhalde bazı kutsallarınız olması lazım. ben hepinize sonderece saygılıyım ateist olmanız benim için hiçbir şey ifade etmiyor. ama bu milleti lekeyemek hiçkimsenin haddine düşmez. hakaret yazmayın bütün küfürlerden benimde haberim var. seviyeyi koruyun.

dilaver
01-07-2007, 19:28
hkkgdkl

* * bu milleti savunmak senin gibilere kalmadı daha. Otur oturdugun yerde ve şayet söyleyecek bir düşüncen varsa dile getir, biz de dinleyelim. Ahkam kesmeden önce istersen bir de site tüzügünü okumayı dene. Bu sitede her şey tartışılacaktır, hiç bir konuda tabu ve kutsal yoktur. Herkes her konuda uslup ve seviyeyi bozmamak kaydıyla istedigini söylemekte serbesttir.

* * *Bu sitede yer aldıgım süre boyunca daha henüz asalayı ya da pkk yı savunan bir kişiye rastlamadım. Kimsenin kimseye de böyle bir yafta yapıştırararak tartışmaları engellemeye çalışmaya hakkı yoktur, zaten de aramızda darbeci anlayışların da yeri yoktur.

* * *Bizim tek bir amacımız var o da gerçege en yakın olana ulaşabilmek. Evrensel bilginin kırıntılarıyla dagarcıgımız doldurabilmek. Açılan bir konu sizin kutsallarınıza ters ise dahil olmazsınız olur biter. Bu sitede kimse kimseye sizin yukarıda nitelediginiz şekilde nitelendirmelerde bulunamaz. Kimsenin de kimseyi üstü örtülü olarak tehdit etmeye ve karalamaya hakkı yoktur.


* * * * saygılarımla

pante
03-06-2009, 02:37
ben bu siteye üye olurken merak ettiğim konularda bilimsel açıklamalar alarak sizlerin düşüncelerini öğrenmekti. ama görüyorumki bazı forum üyeleri ermeniden bozma pkk şerefsizlerden oluşmakta ve büyük bir kısmınız bu bozgunculara gereken cevabı vermemekte. herhalde pkknın ateizmi kullandığı ve birçok pkklının artık ateist olduğu düşüncesi grçekmiş. eğer değilse lütfen pkk sloganalrına bozgunculara taviz vermeyin. dinsiz olabilirsiniz ama sizlerinde herhalde bazı kutsallarınız olması lazım. ben hepinize sonderece saygılıyım ateist olmanız benim için hiçbir şey ifade etmiyor. ama bu milleti lekeyemek hiçkimsenin haddine düşmez. hakaret yazmayın bütün küfürlerden benimde haberim var. seviyeyi koruyun.

Yanılıyorsundur belki arkadaşım.
Bir daha düşün.
Gözlerin seni yanıltıyor olabilir.
Bakma sen bu başlığa, başlık altında yazanlara.
İmzalar seni yanıltmasın, şakadır şaka.