Orijinalini görmek için tıklayınız : Onun Adı Türkmenbaşı
Bir depo benzin bir dolara doluyor. Şehir içi telefon görüşmeleri bedava. Şehirlerarası da bedava gibi bir şey. Ülkenin her yerine bir dolara uçabiliyorsunuz. Elektrik, su, doğalgaz ve tuz bedava. Burası Türkmenistan. Devlet Başkanı Saparmurat Türkmenbaşı'nın tabiriyle, Anavatan'dan gelen Türkler olarak Atavatan'da misafir ediliyoruz.
Devlet Başkanı Saparmurat Türkmenbaşı, "Size bembeyaz bir kent inşa edeceğim" sözü vermiş. Beyazlığın sırrı Türkiye ve İtalya gibi ülkelerden ithal edilen süt gibi damarsız mermer. İstisnasız tüm binalar bu mermerle kaplanıyor. Duyduğumuza göre, Türkmenbaşı'nın bu merakı yüzünden Afyon'da mermer ocakları kurumuş.
İşte Türkmenistan. İşte Orta Asya'nın İsviçre'si Türkmenistan. Yazar bize Türkmenistan'ı o kadar güzel anlatmış ki, içimden gidip orda yaşayasım geldi doğrusu. Ve sözlerini şöyle bal-kaymak kıvamında sürdürüyor.
Aşkabat'ı bir de 10 yıl sonra görmek gerek. Bakalım bir rüya, anıt kent olacak mı gerçekten. Tabii bina yoğunluğu arttıkça beyaz mermerin ve bir hayli iddialı olan mimari konseptin itici ve irkiltici olma riski de mevcut. Ama Türkmenlerde bu estetik kaygı varken bu işin de bir çaresini bulurlar gibime geliyor...
http://www.tempodergisi.com.tr/toplum_politika/07818/
TEMPO dergisindeki yazının yazarı Nazire Kalkan'mış. Ama en güzel anlatım "Türkistan'ın İsviçresi: Türkmenistan" yazısının yazarı Dr. Süleyman Doğan'a ait bence. Belki daha güzel yazılar da vardır ama, benim okuduklarım içinde bu geliyor. Bundan sonra "Orta Asya'nın barışçı lideri Türkmenbaşı" yazısı gelir. Tabii bu benim değerlendirmem. İşte adresleri:
http://www.biyografi.net/kisiayrinti.asp?kisiid=2933
http://www.turksoylaipekyolu.com/tr/Turkmenistan/a.480.html
Türkmenistan dünyanın en hızlı kalkınan ülkelerinden biridir. Dr. Süleyman Doğan da şunları yazmış:
Türkmenistan son on yılda yüzde 20 kalkınma hızıyla dünyada sayılı ülkeler arasına girmeyi başardı. Devlet Başkanı Türkmenbaşı'nın uyguladığı başarılı politikalar sayesinde Türkmenistan'da bugün Türk firmalarının açtığı tesisler göz kamaştırıyor. 5 milyon nüfuslu Türkmenistan Türkistan'nın İsviçre'si olma yolunda hızla ilerliyor. Türkmenistan sadece Türkistan'nın değil dünyanın en hızlı gelişen ülkesi olmayı başardı.
Ülkede demokrasi de büyük ölçüde gelişmiş durumda. Dr. Doğan'dan birkaç bilgi daha verelim. Örneğin:
18 Mayıs 1992 tarihinde Türkmenistan Meclisi'nin oy birliği ile bağımsız Türkmenistan'ın yeni Anayasası'nın kabul edilmesi nedeniyle, 21 Haziran 1992 tarihinde Devlet Başkanlığı seçimleri yenilenmiş ve Saparmurat Niyazov seçmenlerin % 99,5'inin oyunu alarak Türkmenistan'ın Devlet Başkanı olarak tekrar seçilmiştir.
Lider Türkmenbaşı aynı zamanda sanatçı ve din adamı nitelikleri de taşıyor. Türkmenbaşı'na ilişkin satırlar şöyle:
Yukarda ki sözleri Türkmenistan Devlet Başkanı Saparmurat Türkmenbaşı'ın yazdığı "Ruhnama" isimli eserinden alıntı yaptım. Türkmenistan Cumhurbaşkanı Türkmenbaşı yazar olduğu kadar da şair. Türkmenbaşı, 8 yaşından itibaren yazdığı tüm şiirlerini 226 sayfalık bir şiir kitabında toplayarak, "Türkmen Elim Aman Olsun" ismiyle yayımladı.
Türkmenbaşı komünizmden demokrasiye geçince ay isimlerini de Türkçeleştirir. Yıllarca Rus emperyalizminin egemenliği altında yaşayan bu ülkede bugün halk kendi kültürünü özgürce yaşayabiliyor.
Türkmenistan'da alınan tüm kararları tek başına Devlet Başkanı Türkmenbaşı almıyor. 'Halk Maslahatı' adıyla bir üst kurul var. Önemli konular buraya gelir ve bu kuruldan çıkar. Bundan bir süre önce Halk Maslahatı, aldığı kararla ay ve gün isimlerini değiştirmiştir. Rusça adları değiştirerek Türkmen Türkçesinden sözler koymuştur. Türkmenbaşı (Ocak), Bayrak (Şubat), Nevruz (Mart), Kurbansultan (Nisan), Mahdumkulu (Mayıs), Oğuz (Haziran), Korkutata (Temmuz), Alpaslan (Ağustos), Ruhnama (Eylül), Garazsızlık (Ekim), Sultan Sancar (Kasım), Bitaraflık (Aralık). Yine Rusça ve Farsça gün adları da değiştirilmiş; Başgün, Yaşgün, Hoşgün, Sevap günü, Anna günü, Ruh günü, Dinç gün yapılmıştır."
Ve Türkmenbaşı halk tarafından büyük bir destek almakta ve sevilmektedir. Halkın yüzde 99'u onu sever:
18 Mayıs 1992 tarihinde Türkmenistan Meclisi'nin oy birliği ile bağımsız Türkmenistan'ın yeni Anayasası'nın kabul edilmesi nedeniyle, 21 Haziran 1992 tarihinde Devlet Başkanlığı seçimleri yenilenmiş ve Saparmurat Niyazov seçmenlerin % 99,5'inin oyunu alarak Türkmenistan'ın Devlet Başkanı olarak tekrar seçilmiştir. Yeni Anayasa Başkanlık sistemini öngörmekte ve Devlet Başkanı, ileride Meclisin onayına sunmak şartıyla yasa yapmak hakkına sahiptir.
Bu büyük Türk liderinin öyküleri sürüp gidiyor. Bu büyük lideri anlatmakla bitecek gibi değil. Birkaç yıl önce Türkiye'den 3 milyon Türk bile istemiş. Orda topraklar oldukça geniş, ama nüfus da az olduğu için adama ihtiyaç varmış. Bu konuda Zaman Gazetesi yazarı Kadir Dikbaş iyi bir analiz çalışması yapmış.
http://arsiv.zaman.com.tr/2003/05/21/yazarlar/kadirdikbas.htm
Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı da Türkmenbaşı'nın eserlerini değerlendirmiş ve kendisine ‘Tüm Zamanlar Devlet, Kültür ve Barış Adamı Ödülü’ vermiş. Yazarlar Vakfı'nı da kutluyorum.
http://www.turksoylaipekyolu.com/tr/Turkmenistan/a.651.html
Türkmenbaşı'nın faaliyetleri ve büyük başarıları ile Türkmenistan'ın son 10 yıldaki atılımları anlatmakla bitecek gibi değil. Bütün bunları niye mi anlattım. Çünkü yarın, yani 27 Ekim günü Türkmenistan'ın bağımsızlık günü.
Türkmenistan'ı ve lideri yüce insan Türkmenbaşı'nı kutlarım.
Yukarda anlatılanlar A'dan Z'ye bir masaldır. Kaynaklar doğrudur. Zaten linklerini de altlarında verdim. Bunun gibi daha yüzlerce yazı bulabilirsiniz. Ancak bu masal ülkesi Türkmenistan'da gerçekte olanlar bambaşkadır. Şimdi de masal ülkemizin gerçeklerini dinleyin bakalım.
Gerçek adı Saparmurat Atayeviç Niyazov'dur. Gençliğinden beri Komünist Partisi üyesidir. 1985 yılında Türkmenistan Milletvekilleri Konseyi Başkanlığı'na ardından da Türkmen Komünist Partisi'nin Merkez Komite I. Sekreterliği'ne seçilir. Önce Yüksek Sovyet Başkanı, 27 Ekim 1990'da Türkmenistan'ın ilk Cumhurbaşkanı olur. Meclis kararı ile adını değiştirip Türkmenbaşı yapar. Ömür boyu Cumhurbaşkanlığına atanması için de çok beklemeyecektir. Ülkenin hem başkomutanı, hem Cumhurbaşkanı, hem de tek partisinin başkanıdır.
Ruhname adında bir kitap yazar. Bu kitap ülkenin Kuran'dan sonraki dini kitabı kabul edilir. Yemin törenleri Kuran ve Ruhname'ye el basarak yapılır. Aynı zamanda Hipokrat yemini de kaldırılmış, yerine Ruhname üzerine yemin etme kuralı konmuştur. Kitabı liselerin resmi din kitabıdır ve üniversite sınavlarında da sorular bu kitaptan hazırlanır. Türkmenbaşının iddiasına göre bu kitabı üç defa baştan sonra okuyan cennete gitmeyi garantiler. Ruhname'ye uyarak ülkede kadınlara makyaj, erkeklere de saç sakal uzatmak da yasaklanır.
Aynı zamanda sanata da çok düşkündür. Geçtiğimiz günlerde beş tane tiyatro açar ve hepsinde de kendi oyunları oynanır. Türkmenbaşı Sovyet egemenliği zamanında komünisttir ama Sovyetler dağılınca Türkçü ve İslamcı olur. Kültür emperyalizmine karşı da amansız bir mücadele verir. Ay adlarını değiştirerek öz Türkçe isimler koyar. Gerçekte ise bu isimler Niyazov'un aile fertlerinin isimleridir. Örneğin annesi Gurbansultan'ın adını Nisan ayına verir. Diğer ayları da diğer aile fertlerine dağıtır.
Bugün kutlanan ulusal kuruluş günü de aslında Niyazov'un Cumhurbaşkanı seçildiği gündür. Despot, bu günü ulusal bayram ilan etmekle kalmamıştır, kendi doğum gününü de ulusal bayram ilan etmiştir. Ülkenin bütün resmi binalarına kendi resmini astırmıştır, paraların üstüne kendi resmini bastırmıştır. Ama bazen nasıl olursa canı öyle ister ve binalardan resimlerini indirtip yerine başka resimler astırtır.
Bazen içinden mahkumları affetmek gelir. Af çıkarır, tabii Ruhname üzerine el basarak pişmanlık ilan etmek gereklidir. Ülkenin en büyük kavunlarına da kendi adını verir. Türk işadamlarını çok sever. Hatta tekstilci işadamı Çarlık Holding'in yönetim kurulu başkanı Ahmet Çarlık'ı tutup Sanayi Bakan Yardımcısı yapar.
Türkmenbaşı, büyük sanayi hamlelerinin yanında görkemli inşaatlar da yapar. Örneğin ülkenin en yüksek yapısı 70 metre yüksekliğindeki kendi tunçtan heykelidir. Aynı zamanda çölün ortasında 40 milyon dolara malolan bir de cami yaptırır.
Türkmenbaşı'nın icraatlarıyla ilgili aşağıya bazı linkler veriyorum. Merak eden daha fazlasını da bulabilir. Son olarak ülkede işsizlik oranının yüzde 50'nin üstünde ve yoksulluk oranının yüzde 60'larda olduğunu da ekleyelim.
İşte size bir masal ve masalın ardındaki gerçek.
http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=170169
http://www.geocities.com/agzybirlik2000/stargazetesi.htm
http://www.savaskarsitlari.org/arsiv.asp?ArsivTipID=13&ArsivAnaID=19707
http://www.turksoylaipekyolu.com/tr/Turkmenistan/a.1089.html
Ve meşhur Ruhnamesi ve başta Süleyman Demirel olmak üzere bu despota övgü yarışında olan politikacılarımız.
http://www.ruhnama.info/ruhnama-tm/htm/ruhnama-tr.htm
exclusive
28-10-2006, 01:00
Peygamber gibi adammış... Bi haremi, bi de katliamları eksik.
Dostum Sargon,
Verdiğin bilgiler için çok teşekkür ediyorum. Gerçekleri görmek çok çok güzel. Bu adamın nasıl böyle güçlü iktidara gelişini de anlatırsan sevinirim. Çünkü çok güçlü bir kişilikle ancak böyle bir diktatörlük kurulur. Sence bu adamın bu noktaya gelmesinde birirlerinin parmağı var mı?
Yazılarının devamını bekliyorum.
Saygılar...
Sevgili Jayjay,
benden bu kadar. Gerisini sizlere bırakıyorum. Zaten böyle bir man-yak için yeteri kadar zaman harcamadım mı? *:D
Sevgi ve saygılar
Sevgili Sargon,
İlk yazdığını okuyunca az daha küçük dilimi yutacaktım. Bu Türkistanın İsviçresini görünce. Ne kadar da cahil kalmışım diye kendime kızdım. Bir Türk olarak böyle bir ülkeden nasıl haberim olamazdı. Baktım yazıya ilgi de yok. Din dururken böyle yazılar neyimize. Bak *dinle ilgili bir başlık aç. Gör bakalım reyting nasıl olurmuş. Edebiyat, felsefe, tarih mi? Geç...
Seni kutluyorum bu değerli araştırmaların için. A. E. Yalman başlığın da aslında önemli bir başlıktı. Ne yapalım. Umarım bir gün sitemizde bu başlıklarda ilgi görür...
Sargon, o kadar ciddi yazmissin ki, masali hakikat zannetim. Buralarda, Turkmenistan hakkinda fazla birsey duyamiyoruz, eski hali nasildi kisaca soyler misin? Bagimsizliktan sonra daha iyi mi, yoksa daha kotuye mi gittiler?
Sargon;
Bu aydinlatici yazin icin cok tessekkür ederim.Ilk yazinda unuttugumuz sey; eger devlet diktatörlükle yönetiliyorsa iyi olmasi imkansizdir.Yani türkcülerin gözünde Türkmenistan,sosyalistlerinkinde Küba,seriatcilarinkinde Iran bilmem nerenin Isvicresidir.
Madem demokrasi islemiyor,bilinki isler kötü gidiyor.
Jayjay,
yazından anladığım kadarıyla despotlara sempatiyle bakıyorsun. Despotların güçlü kişilikleri olduğu bir uydurmadır. Tarihteki birçok despotun asıl karakteristik özellikleri korkak olmalarıdır. Elbette her despot korkak olacak diye birşey yok.
Sorduğun sorunun cevabı da zaten yazımda var. Adam komünist partisinin başına tırmanarak daha komünizm zamanında iktidara geliyor. Sistem yıkılınca da despota gün doğuyor. Hepsi bu. Kişiliğinin beş para etmeyeceği yaptıklarından belli değil mi?
Ezkamo,
dediğin doğru. Gerçi biz zaten dinlerle ilgili bir siteyiz. Her konuda tartışmak gibi bir hedefimiz yok. Aslında son birkaç yazımdaki ana temayı farketmişsindir. Ahmet Emin Yalman'da da Ermeni terör örgütleri yazısında da burda da güçlü önyargılar ve masallara inanmak üzerine durdum. Toplumumuzun sadece sıradan insanları değil, aydınları da masallara inanıyorlar. Araştırmıyorlar. Araştırırlarsa da son derece yüzeysel bir şekilde bakıyorlar. Olayları derinlemesine anlamaya ve arkasında neler olabileceğini çözmeye çalışmıyorlar. Türk aydınının bu tavrı Türk halkını da bilgisizliğe ve yüzeyselliğe götürüyor. Bence asıl sorumlu aydınlarımızdır. Korkuları ve politik eğilimleriyle İslam gericiliğine karşı ancak milliyetçi bir gericilik çıkarıyorlar. Sosyalizmi bile son derece gerici bir tarzda kavrıyorlar.
Vartor,
Dediğim gibi amacım Türkmenistan'ı anlatmak değildi. Ülkedeki işsizlik ve sefalet düzeyine bakınca işlerin pek iyiye gittiği söylenemez. Türkmenistan hakkında birşey duyamamızın nedeni de despotun herşeyi kontrol altına almış olması. Uluslararası Af Örgütü'nün ülkeye girip çalışmasına izin vermiyor. Kendi partisinden başka partiye izin vermiyor.
Yarısı işsiz olan bir halkın yaşadığı masal ülkesinde çölün ortasında buzdan saray yaptırmaya niyet eden bir adamın ülkesinde ekonomi nasıl iyiye gitsin. Rakamları değiştirtip ülkeyi ilerlemiş gösteriyor. Basını, aydınları herşeyi kontrol altına almış.
Benja,
Tebrik ederim, güzel yakalamışsın. Eğer bir ülkede birisi yüzde 90'larla falan seçiliyorsa orda bişeylerin yolunda gitmediği kesindir. Eğer bir lidere övgü yarışına girilmiş ve övgüde en yukarıya çıkan lider tarafından ödüllendiriliyorsa orda bişeyler yolunda gitmiyordur. Bu şüpheler bizleri araştırmaya itmeli.
Bir başka önemli olan şeye daha değinmişsin. İnsanlar ideolojileri, dinleri yada inançları uğruna demokrasiyi, gerçekleri, herşeyi feda etmeye hazırlar. Bizim ülkemizde bu çok yaygın bir hastalık. Dincilerin durumu ortada. Yeter ki dinleri iktidar olsun, en büyük despota, katile, caniye bile taparlar. Olay dincilerle sınırlı olsa sorun yok. Aynı hastalık dediğin gibi sosyalistleri, Türkçüleri, Kürtçüleri, Kemalistleri de sarmış durumda. Toplumumuzda yaşanan bu kötürüm olma durumu ciddi şekilde canımı sıkıyor. Zaten Türkiye adına umutsuz olan biriyim, giderek daha da karamsar oluyorum.
Jayjay,
yazından anladığım kadarıyla despotlara sempatiyle bakıyorsun. Despotların güçlü kişilikleri olduğu bir uydurmadır. Tarihteki birçok despotun asıl karakteristik özellikleri korkak olmalarıdır. Elbette her despot korkak olacak diye birşey yok.
Sorduğun sorunun cevabı da zaten yazımda var. Adam komünist partisinin başına tırmanarak daha komünizm zamanında iktidara geliyor. Sistem yıkılınca da despota gün doğuyor. Hepsi bu. Kişiliğinin beş para etmeyeceği yaptıklarından belli değil mi?
Sargon,
Despotlara sempatiyle baktığımı nasıl anladın şaşırdım. Despot yöneimlerden nefret ederim.
Dostum Sargon,
Bu adamın nasıl böyle güçlü iktidara gelişini de anlatırsan sevinirim. Çünkü çok güçlü bir kişilikle ancak böyle bir diktatörlük kurulur.
Jayjay, yazdığın bu. Burdan sonuç çıkardım ama belki de diktatörlere sempati duymuyor sadece diktatörlerin güçlü kişilikler olduğuna inanıyorsun. Gerçek ise tam tersidir.
Güçlü kişiliği olan insanlar diktatörlüğe eğilimli olmazlar. Diktatör, kendi gerçek güçsüzlüğünü bildiği için başkalarını korkutmaya, tehdit etmeye önem verir. Diktatör, en ufak bir sarsıntının egemenliğini sarsacağını düşünür, o yüzden yasaklar koyar, her türlü yolla muhalefeti engeller, yok eder.
Bazı dönemlerde ise koşulların zorlamasıyla bazı insanlar kendilerini istemeseler de diktatör koltuklarında bulabilirler. Bu tür durumlar oldukça seyrek olur ve acı vericidir. Bu insanlar koşulları değiştirmeye çalışırlar, konumlarından memnun değillerdir. Bir tür nesnel diktatörlük ortaya çıkmıştır. Seve seve despotluk yapanlarla zorunlu olanları ayırmak da o kadar kolay değildir.
Türkmenbaşı ülkesinde demokrat bir yönetim oluşturma koşulları olduğu halde despotluğunu sürdüren, sadece diktatör değil aynı zamanda hasta bir adam bence. Ancak bir megaloman'ın yapacağı işleri yapmış.
Sn. Sargon,
Değerlendirmeleriniz çok enteresan geldi. Yalnız bence biraz eksiklik de var gibi görünüyor.
Kişilerin bulundukları noktayı toplum belirler. Toplumun değer yargıları ve davranışlarıdır esasen lideri oluşturan etmenler. Hani derler ya – Şeyh uçmaz uçurulur, diye. İşte öyle.
Baskıcı bir toplumda doğmuş ve düşünmüş olan halkların ilk sevgilileridir kurtarıcılar ve despotlar. Halk inanır onlara eski öcülerin şerrinden kaçar da sığınır yeni öcülere. Eğer halk katmanları eğitim ve kültürel olarak yetersizse oluşturur kendine Kerimov’ları, Akayev’leri, Aliyev’leri, Nazarbayev’leri hem başbuğ, hem türkmenbaşı, hem ataman.
Gün gelir onlar da inanırlar güçlerinin varlığına. Öyle ya herkes yerlere kadar eğilmekte karşılarında tapmakta, gücüne de güç katmakta.
Suçlu sade bunlar mı, yücelten sürüde mi?
Cahillik, kültürsüzlük, kara talihlerde mi ?
Öyle çok uzaklara bakmak da bence gereksiz 1980’li yıllarda yapılan halk oylamasının sonucuna da bir bakmak lazım kanımca.
%98 ne demek?
%2 ne?
Hatalarımızı, cehaletimize bağışlayın.
Haklısın mhmmd, 1980 Anayasasını yazdıran Evren de bir diktatördü elbette. Hatta Türkmenbaşı'na benzeyen yanları da var. O da sanata pek düşkün. Resim sergileri falan açıyor şimdi. Hatta bir zamanlar Picasso'nun resmine bakıp bunda ne var ben de yaparım demişti. Şimdi de yapıyor. Bunlara benzeyen başka diktatör bozuntuları da var şimdi. Kitap yazıyorlar, resim yapıyorlar vb.
Ama dediklerin doğru, "her halk layık olduğu şekilde yönetilir" derler. Doğrudur, bu tipleri insanlar yaratıyorlar. Yaşar Kemal, "Yer Demir Gök Bakır"da bunu çok güzel anlatıyordu. İnsanların bu beklentileri, kurtarılma umutları olmasa ne büyük liderler, ne peygamberler, ne diktatörler, ne devrimciler, ne de kahramanlar olurdu. Tabii hayat biraz daha sıkıcı olurdu. Bize de yazacak malzeme çıkmazdı.
Jayjay, yazdığın bu. Burdan sonuç çıkardım ama belki de diktatörlere sempati duymuyor sadece diktatörlerin güçlü kişilikler olduğuna inanıyorsun. Gerçek ise tam tersidir.
Güçlü kişiliği olan insanlar diktatörlüğe eğilimli olmazlar. Diktatör, kendi gerçek güçsüzlüğünü bildiği için başkalarını korkutmaya, tehdit etmeye önem verir. Diktatör, en ufak bir sarsıntının egemenliğini sarsacağını düşünür, o yüzden yasaklar koyar, her türlü yolla muhalefeti engeller, yok eder.
Bazı dönemlerde ise koşulların zorlamasıyla bazı insanlar kendilerini istemeseler de diktatör koltuklarında bulabilirler. Bu tür durumlar oldukça seyrek olur ve acı vericidir. Bu insanlar koşulları değiştirmeye çalışırlar, konumlarından memnun değillerdir. Bir tür nesnel diktatörlük ortaya çıkmıştır. Seve seve despotluk yapanlarla zorunlu olanları ayırmak da o kadar kolay değildir.
Türkmenbaşı ülkesinde demokrat bir yönetim oluşturma koşulları olduğu halde despotluğunu sürdüren, sadece diktatör değil aynı zamanda hasta bir adam bence. Ancak bir megaloman'ın yapacağı işleri yapmış.
Sargon,
Diktatörün nesine sempati duyayım. Ben ehr zaman özgür düşünceyi engelleyenlere düşman olmuşum. Hiç bir insan put değildir. Herkesin yanlışı olur ve eleştirilir. Önemli olan bu eleştirileri kabul etmektir. Verdiğin bilgiler için sağol yorumların harika.
Sevgili Sargon,
* * * Umitsizlik, hepimizi de arasira yoklasa da, bunca emek verdigine gore umidinin var oldugunu dusunuyorum. Dincilerde cennet umidi ne ise, bizlerde de bu dunyayi ve bilhassa ulkemizi cennete cevirme umidi var ve devamli olmali. Tabi ki aklimizla hareket ettigimizden, bir mucizeye degil, devamli calismalarimizla, hemen yarin olmasa da, bir gun gerceklesecegini biliyoruz. Belki bizim omrumuz yetmeyecek, ya insanlik kendini yok edecek veya gaha mutlu yarinlar gelecek. ben mutlu yarinlara daha cok olasilik goruyorum.
* * * Bir turkmenbasi, birkac dini lider, birkac irkci, gozleri korletse de, eskiye nazaran bir ilerleme oldugu da, bence umitlenmemizi saglayacak bir gercektir.
Ruhselman
29-10-2006, 06:21
Sağolasın Sargon... O kadar güzel anlatmışsın ki şaştım kaldım! Bir aralar çalışmak için Türkmenistana gitme durumum vardı ve derin bir araştırmaya girmiştim. Gerçekleri görüncede *bu kararımdan vazgeçtim.
Türkmenistan, Gerçektende çok zengin yeraltı kaynaklarına sahip ve sadece 6 milyon nüfuslu bir ülkedir. Üstelik, İsviçre ve Avusturyadan sonra *BM' nin dünyada "Tarafsız Ülke" statüsünü onayladığı üçüncü ülkedir. Bir çok enteresanlıklarıda içinde barındıran bu ülke hali hazırda Rusya'nın güdümü altındadır.
Aslında esas olarak ilginizi çekeceğini tahmin ettiğim husus Saparmurat'ın islami konularda ki uygulamalarıdır. Zamanım olursa bu konuyla ilgili bir yazı yazmak isterim.
Epey uzun bir zamandır "gerçek" üzerine düşünürüm. Son bir yıldır da bir çok yazımın başlığında "masal" sözcüğü yer alır. Blog'a attığım yazılarda "Büyüklere masallar", "Hz. Ömer!in adaleti masalı", "Kuran'ın değişmediği masalı' gibi başlıklar var. Bu siteye gelen ve "gerçek" İslamı sunmaya çalışan birçok arkadaşımız canla başla bize bu masalların aslında birer gerçek olduğunu anlatmaya çalışıyorlar.
Masal nedir? Çocuklara anlatılır, uyutmak için birebirdir. Ama aynı zamanda çocuğun hayal gücünün gelişmesini sağlar. Gerçekler ise insanın kurgu gücünü engelleyen barikatlardır. Gerçekler aynı zamanda çoğu zaman hayalleyebileceğimizden daha çirkindir, rahatsız edici, huzursuzluk vericidir. Kırmızı Başlıklı Kız, avcı tarafından kendisini yutan kurtun midesinden çıkarılır, hatta anneannesi ile birlikte. Kurt kırmızı başlıklı kızı çiğnemeden yutmuştur çünkü. Ne bir kan akar, ne acı vardır. Pamuk Prenses yedi tane abaza cücenin eline düşüp feleğini şaşırmaz. Mutlu, mesut bir hayat sürer.
Masal mutluluk vericidir aynı zamanda. Gerçekler insanı mutlu etmez. İnsanoğlunun yarısı bizim gibi mutsuzluk peşinde koşan şaşkın gerçekçilerden oluşur ne yazık ki. Ve gerçeğin bizi mutlu edeceğini sanan daha da şaşkınlarımız vardır. Halbuki gerçeğin insanı mutsuz ettiği ilkçağdan beri bilindiği için masallar, efsaneler, dinler vb. yaratılmıştır. Mutsuz, yoksul, sömürülen, acı çeken insana masal, efsane, din gerekir çünkü.
Anne babasının kendi öz anne babası olmadığından ve aslında bebekken evlatlık alındığından şüphelenen bir çocuk bunu öğrenmek için çabalar durur. Ne yazık ki öğreneceği şey ona mutsuzluk verecek basit bir gerçek olacaktır.
Fanatikler mutludur. İslam fanatikleri de mutludur. Sitemize gelip bizim mutsuz ve huzursuz olduğumuzu söyleyip, bize tebliğlerini yaparken samimiyetlerine inanmak için bir engel yok. Fanatizm, gerçeklerden uzak bir masal dünyasında yaşamaktır aslında. Masal dünyasını bozacak herşeyin hemen bertaraf edilmesi gerekir. En sert şekilde gerçeklerden uzaklaşılır ve tekrar huzur ve mutluluk yakalanır böylece.
Futbol fanatikleri mutlu insanlardır. Takımlarını taparcasına severler. Arkada neler döndüğü, tranfer paraları, rüşvetler, yönetimdeki entrikalar falan onların mutsuzluğunu bozamaz. Karşı takımın fanatikleri ile çatışıp, birbirlerinin kafalarını gözlerini yardıklarında da bu mutluluk sürüyordur. Kafa yarılması mutluluğu engellemez, hatta bazen artırı. Mutluluğu engelleyen şey kalp yarılmasıdır. Bunu kaldırması zordur.
Sözlerimi şöyle bir sloganla bitirmeyi isterdim doğrusu.
Yaşasın Fanatizm, Yaşasın Masallar!
Tek engel şu ki, gerçek yaşamımızdaki masallar Pamuk Prensesin, Kırmızı Başlıklı Kız'ın masallarındaki gibi kurmaca değil. Hepsinin bir de diğer tarafı var.
Kardeş ülke Türkmenistan'daki yeni gelişmeleri site ahalisi belki kaçırmış olabilir. Komedi ve trajedi arasındaki bu masallar ülkesinde (yukarda detaylı şekilde açıklaması yapılmış olan) ulu lider Saparmurad Niyazov Türkmenbaşı soğuk bir Şubat sabahı hayata gözlerini kapattı. Söylentilere göre dokusu uyan bir askerin kendini feda ederek verdiği ve hazır bekletilen yedek kalp ne yazık ki Niyazov'u kurtaramadı.
Türkmenistan'da ilk olarak çok adaylı seçimlere gidildi. Çok partili değildi ama olsundu, bu da birşeydi. Ama o da ne halk gürül gürül oy vermeye koştu. Seçmenlerin yüzde 98.9'u oy vermeye giderek tarihte bir rekora imza attılar. Hasta, yatalak falan dinlememişler seçdikleri, canları gibi taptıkları yeni lider adayları olan Gurbanguli Berdimuhammedov'a oy vermeye gitmişlerdi. Berdimuhammedov da bir başka rekor kırarak oyların yüzde 89'unu almayı başardı. Muhtemelen ona verilmeyen yüzde 11'lik oyun nedeni de mührü yanlışlıkla başka yere basanlar olsa gerekti. Ülkedeki okuma yazma oranı düşünülürse bu makul bir durumdu.
Yaşasın *ulu, kahraman, en yüce, ölümsüz, tükenmeyen, bitmeyen, enerjisi içten gelen, yol gösteren, halk aşığı, falan filan yeni liderimiz Gurbangülü Berdimuhammedov!
http://www.ntvmsnbc.com/news/399728.asp
http://www.ntvmsnbc.com/news/400038.asp
http://www.ortadogugazetesi.net/habergoster.asp?id=5409
netpano haberi (http://www.netpano.com/haber/1208/T%C3%BCrkmenba%C5%9F%C4%B1/n%C4%B1n/%C3%B6l%C3%BCm%C3%BC/%C3%BCzerine/s%C3%B6ylentiler/)
Bu arada Türkmenbaşına yedek kalp için bir askerin öldürüldüğü şeklindeki sahte haber milliyetçilerimiz tarafından anında deşifre edilerek yahudi, mason, komünist, bölücü, terörist, anarşist kesimlerin ipliği pazara çıkarılmış ve ölümsüz liderimiz Niyazov'a sürülen bu leke silinerek olaya gerekli beyazlık kazandırılmıştır.
http://www.alparslanturkes.net/modules.php?name=News&file=article&sid=4909
http://www.doguturkistan.net/modules.php?name=News&file=article&sid=4909
Sevgili sargon,
Önce yazı için teşekkürler, okuduktan sonra Türkmenistan'ın nerede olduğunu düşündüm, bilgimin "asyada bir yerlerde" ile sınırlı olduğunu görüp kendimden utandım açıkçası. Sonra internette biraz dolaşıp bilgi edinmeye çalıştım. En derli toplu bilginin yine vikipedi'de olduğunu gördüğüm bu araştırmada şunları öğrendim:
Türkmenistan, yüzölçümü Türkiye'nin 2/3'ü (yaklaşık 500.000 km kare) nüfusu ise İstanbul Anadolu yakasından daha düşük (yaklaşık 5 milyon) olan bir ülke. Özbekistan, Kazakistan, Afganistan, İran ve Hazar denizi ile çevrili bir iç asya ülkesi. Topraklarının %85'i çöl, tarımsal üretime elverişli toprak oranı %3, bu topraklar Amuderya nehri ile sulanabilen doğu sınırında bulunuyor. Buna rağmen bir tarım ülkesi, gelirin neredeyde %50'si pamuk ve tahıl üretiminden sağlanıyor. Batı'da Hazar denizi ağırlıklı doğalgaz üretimi olmak üzere zengin yeraltı kaynakları var ama doğalgazı batıya iletebilmek için Rusya'ya bağımlı.
1924 yılında Sovyetler birliği diktasına girmiş ve neredeyse 70 yıl sovyet kontrolünde, dış dünyaya kapalı geçmiş. 1991'de "özgürlüğünü" kazanmış.
Okuma yazma oranı %98. 8 yıllık eğitim zorunlu. Kişi başına düşen milli gelir 7200 $. Evlerde doğalgaz, elektrik, su, tuz bedava. Sağlık hizmetleri ücretsiz. Aile yapısı tipik kalabalık Türk aile yapısı.
Bunları öğrendikten sonra bu ülkeden Türkmenbaşı değil de kim çıkacaktı diye düşündüm açıkçası. Ya da bu ülkede Soros tipi bir demokratik yönetim kurulsaydı yeraltı kaynakları bugün hangi uluslararası şirketlerin olmuştu? Nasıl bir petrol ve maden yasası çıkartılmış olurdu acaba? Halk halâ ücretsiz doğalgaz, elektrik, su, sağlık hizmeti alıyor olur muydu? Pamuk üretimine ve ihracatına devam ederler miydi yoksa ABD'den ithal ediyor mu olurlardı?
Bu düşüncelerle yukarıdaki yazıları tekrar okuduğumda eleştirinin Türkmenbaşı'dan çok ona methiyeler düzen kesimlere olduğunu farkettim. Sonuçta ihale "milliyetçilerimizin" üzerinde kalmış ama ilk yazıdaki kaynakların çoğu F.G. cemaati ile ilişkili gibi görünüyor, bilmem yanılıyor muyum?
1924 yılında Sovyetler birliği diktasına girmiş ve neredeyse 70 yıl sovyet kontrolünde, dış dünyaya kapalı geçmiş. 1991'de "özgürlüğünü" kazanmış.
Okuma yazma oranı %98. 8 yıllık eğitim zorunlu. Kişi başına düşen milli gelir 7200 $. Evlerde doğalgaz, elektrik, su, tuz bedava. Sağlık hizmetleri ücretsiz. Aile yapısı tipik kalabalık Türk aile yapısı.
-----------
* * * *Sevgili yfln
* * * *Sargon'dan konuyu böldügüm için özür dileyeyim ama yazından çok ilginç buldugum iki paragrafı buraya aldım.
* * * * Senin dikta diye alıntıladıgını, benim farklı algılamamı bir yana bırakırsak 1923 senesinde cumhuriyet ilan eden Türkiye ile Türkmenistan'ı kıyaslarsak, topraklarının % 85 i çöl olan Türkmenistan'ın bu gelişmişligi yakalamasının sırrını nerede aramak lazım acaba.
* * * * *saygılarımla
sevgili dilaver,
Bence o iki paragrafın anlamı, dikta olarak tanımlanabilecek rejimlerin de iyi şeyler yapabilecekleri, dış dünyaya açık olmanın ise her zaman iyi neticeler vermeyebileceğidir. Türkiye Cumhuriyeti özelinde de aslında bu gerçeği gözlemleyebiliriz. Bunun için 1923-38 dönemini ve sonrasındaki süreci kıyaslamak iyi bir örnek olabilir.
Saygılar
Sevgili yfln,
Henüz fazla tartışmadığımız için birbirimizi pek tanıyamadık sanırım. Bunlar vesile oluyor. Eleştirimin hedefi direk Türkmenbaşı ve onun benzeri diktatörler. Birazdan başka bir komedi sayfası daha açacağım. Yani eleştirimin hedefi F.G. çevresi falan değil. Kimin F.G. çevresinden olduğunu bile bilmem. Bir diktatöre methiyeler dizenler eleştirimin hedefi oluyorlar doğal olarak. Milliyetçilerimiz de başta geliyor tabii. Çünkü diktaya ve zorbalığa en meraklı olanlarımız bu kesimde.
Türkmenistan kaynaklı istatistiki bilgilerin hiçbiri güvenilir değil, çoğu düpedüz yalandır. Ulu, yüze, ulaşılmaz lider Türkmenbaşı'nın emriyle rakamlar kolayca değiştirilir. Uluslararası ve bağıomsız kuruluşların ülkede çalışmasına da izin verilmediği için ne seçimi, ne sayımı kontrol edilebiliyor zaten.
Sevgili dilaver,
"1923 senesinde cumhuriyet ilan eden Türkiye ile Türkmenistan'ı kıyaslarsak, topraklarının % 85 i çöl olan Türkmenistan'ın bu gelişmişligi yakalamasının sırrını nerede aramak lazım acaba" :):) Oldukça güzel. Ben cevabını vereyim. Bu gelişmişliğin nedeni sanırım diktatörlükte. Ah, keşke bizim de bir diktatörümüz olsaydı. Bizleri mutlu ve mesut yaşatsaydı. Belki internetimiz falan olmazdı , ama inançlı ve mesut bir insanlar topluluğu olarak ne güzel yaşardık. Yaşasın diktatörler!... :)
sosyalist18
18-02-2007, 13:15
yfln
"sevgili *dilaver,
*
Bence *o *iki *paragrafın *anlamı, *dikta *olarak *tanımlanabilecek *rejimlerin *de *iyi *şeyler *yapabilecekleri, *dış *dünyaya *açık *olmanın *ise *her *zaman *iyi *neticeler *vermeyebileceğidir "
Sayin yfln,cumlenizini soyle degistirsek,
"Her dikdatorluk,Kendi sinifinin cikarlarini gozetir..."
Sayin sargon,yine cok carpici bir bilgi.Emeginize saglik.
Sevgili sargon,
Diktatörleri eleştirirken onları destekleyenleri daha dikkatli analiz etmemiz gerekmez mi? "Milliyetçilerimiz" diye genelleme yaptığımızda son derece heterojen ve geniş bir kesim işin içine giriyor ve bunun önemli bir bölümü de alakasız şekilde zan altında kalıyor. Bence milliyetçilik, insanın kendisini bir milletin parçası olarak hissetmesidir ve bu ülkenin karşı karşıya bulunduğu en ciddi, en yakın tehlike olan ümmetçi, islami faşizm'in karşısında durabilecek tek silahtır. Ülkemizdeki demokrasimtrak rejimi kullanarak önce sinsice, şu günlerde ise açık açık gelen bu tehdit hedef şaşırtmaya uğraşmakta ve elindeki tüm silahları kullanarak insanların içlerindeki milletini-ülkesini sevme duygusunu çok kötü, utanılması gereken birşeymiş gibi göstermeye çalışmaktadır. Bu oyundaki oyuncuları iyi tanıyıp hazırlıklı olmalıyız diye düşünüyorum, ama elbette bu benim fikrim, umarım yanlıştır.
sosyalist18,
Diktatörlükler kendi sınıflarının çıkarlarını açık açık, günümüzün adına demokrasi denen azınlık diktaları ise kendi yandaşlarının çıkarlarını el altından desteklerler.
yfln, diktatörleri destekleyenleri de gayet dikkatli eleştiriyorum. Çünkü onlar diktatörlük istiyorlar. Kimi zaman düşman olarak "faşist İslam" konuyor, kimi zaman "komünistler" kimi zaman "bölücüler". Ama bunların hepsi bahane. Asıl istedikleri şey diktatörlüktür, zorbalıktır, zorbalıkları, nefretlerini iktidara taşımak ve savunuyor göründükleri ulusa cehennem hayatı yaşatmaktır. Demokrasi onların düşmanı olduğu için, diktatörlük istiyoruz diyerek destekçi bulayamayacakları için de her zaman nefret edilecek düşmanlar bulurlar.
Türklerin tarihi ile ilgili bir sürü yazı yazdım geçmişte. Amacım bu tarihten kendime dersler çıkartmak, öğrenmek, hatalar varsa bunları görmek, doğruları büyültmek oldu. Tarihte yapılan katliamları şirin göstermek, şanlı şerefli Türk ulusu naraları atmak ve bir hayal dünyasında yüzmek olmadı amacım. Milliyetçiliğin bakışı ise kötürüm bir bakıştır. Göğüslerinde milliyetçilik imanı ile bakıp hiç bir şeyi doğru göremezler. Mutlaka şanlı şerefli birşeyler çıkarmaları gerekiyordur.
Milliyetçilik siyasi bir kavramdır ve ama senin tanımın son derece konjonktürel, sübjektif ve tarihsel bakıştan yoksun görünüyor.
Bence milliyetçilik, insanın kendisini bir milletin parçası olarak hissetmesidir ve bu ülkenin karşı karşıya bulunduğu en ciddi, en yakın tehlike olan ümmetçi, islami faşizm'in karşısında durabilecek tek silahtır
Benim adım milliyetçi değil ama Türk'üm ve kendi dilimi kulanıyorum, doğru kulanmaya çalışıyorum, Avrupa'da Türkleri saçma sapan ırkçı önyargılarla, klişerle tanıyan insanları bunun doğru olmadığını anlatıyorum. Şanlı şerefli tarih edebiyatı yapanlardan çok daha anlamlı ve objektif bir biçimde Türk insanının ne olduğunu göstermeye çalışıyorum. Daha doğrusu bunun için çabalamama da gerek olmuyor, insanlarla konuşunca "haa böyleleri de varmış" deniyor zaten. İnsanın kendini milletinin bir parçası hissetmesi için milliyetçi olması gerekmiyor. Türk dilini dünyaya tanıtan yazar çizerlerin hiçbiri milliyetçi değildi. Nazım Hikmet, Aziz Nesin, Orhan Pamuk vb. milliyetçiler tarafından hep hain ilan edildiler ama aslında dünya Türkiye'yi bu insanlar sayesinde tanıyor.
Tanımın birinci bölümü yanlış demiştim. İkinci bölümü de yanlış. İslamiyete karşı en iyi silahın milliyetçilik olduğu nerden çıkmış. Kim uydurmuş bunu. 12 Eylül'e kadar milliyetçiler dine sıkı sıkıya sarılan adamlardı. 12 Eylül diktatörlüğü de aynı şeyi sürdürdü ve dinci grupları destekledi. İstersen MHP ve BBP'nin sitelerine bir bak. Her tarafı buram buram İslam kokar. Bunu uyduranlar yeni ırkçılarımızdır. İnsan hakları ve demokrasi düşmanı olarak tanıdığımız yeni gruplardır. Biri ulusal sol hakkında daha önce linlkler vermiştim.
http://www.turksolu.org/112/index.htm
Bu grup bütün demokrat aydınları vatan haini ilan etmiş durumda. Daha ayrıntılı bilgi için Hrant Dinkle ilgili yazımda da yeterince bilgi bulabilirsin.
http://sargon.blogcu.com/Hrant/
Son olarak orda bahsettiğim Kuvayi Milliye derneği ile ilgili geçenlerde basında çıkan haberleri ekleyeyim. Bu derneğin üyelerine ettirdiği yemin kasedi yayınlandı ve işte milliyetçilik yeminleri
"Türk anadan, Türk babadan doğmuş, soyunda dönme olmayan Türk oğlu Türküm ben. Kuvay-ı Milliye’nin bir üyesi olmaktan sonsuz bir gurur duyuyorum. Aynı zamanda üzerime aldığım, tarihi sorumluluğun da bilincindeyim. Türk milletini dünyanın efendisi yapmak uğrunda, her türlü ahval ve şerait içerisinde dahi milletimizin huzur ve refahı, devletimin ebediyen bekası ve yükselmesi yolunda yılmadan çalışacağıma, Türk vatanının ve Türklük camiasının şan ve şerefini korumayı canımdan aziz bilip icabında vatan, cumhuriyet ve bayrak uğrunda seve seve canımı feda edeceğime namus ve şerefim üzerine and içerim. Ne mutlu Türküm diyene."
http://content.hurriyet.com.tr/?path=/gundem/5926890.asp&y=41
İsteyene bu yemin töreninden önce dernek başkanının "bu uğurda adam öldürürüz" ile başlayan konuşması.
http://www.youtube.com/watch?v=GZ_Fv1hxNlE
http://www.youtube.com/watch?v=WmobY092ADY&mode=related&search=
Haa, bu arada yemin bayrak, Kuran ve silah üzerine yapılıyor. İttihat Terakki'nin yemini olduğu için kullanıyorlarmış. Ve son olarak ellerinde de 13.500 kişilik bir hain listesi var ve bunlardan hesap soracaklarmış.
Sanırım yeterince dikkatli eleştiriyorum.
sosyalist18
18-02-2007, 17:48
milliyetcilikte din gibidir.Beyinleri uyusuturur...Din kisvesi altinda dokulen kan kadar milliyetcilik kisvesi altindada dokulmustur.Dokturmeye devam edecekler..
(Bu arada sayin sargon affiniza siginirak konuyla alakasiz guncel bir olayi aktarayim.Biliyorsunuz Kurtlar vadisi adli dizi yayindan kaldirildi.Ve binlerce insan tekrar yayinlanmasi icin sikayette bulunuyormus.Dizinin yayindan kaldirilma sebebini ise bu buyuk kalabalik soyle degerlendiriyormus:"MILLI BILINCIMIZI KORELTMEK ISTIYORLAR" :) Gulermisiniz aglarmisiniz.Polat Alemdar temmelli milli bilinc.
Sevgili sargon,
İslami faşizm tehdidi ile ilgili küçük ve çok taze bir örnek vereyim:
İzlediğini sanmadığım kanaltürk diye bir tv kanalı var. Bu adamların yaptığı, ulusalcı bir çizgi izleyerek iktidar'ı eleştirmek. Program yapanların arasında Cüneyt Arcayürek, Mine Kırıkkanat gibi farklı çizgilerde insanlar var ve kurucusu Tuncay Özkan. Bu kanalın çalışmasını engellemek için aylardır yapılan baskılara bugün Emin Çölaşan ve Mustafa Balbay'ın sunduğu bir programda resmi bir belge eklendi. Şöyle:
T.C Malye Bakanlığı tüm bankalara resmi yazı göndererek bu kanalın kurucusu ve yayıncısı olan tüm şirketlerin, kanal kurucularının, ortaklarının, yukarıda ismi geçenler de dahil program yapan kişilerin son 2 yıllık banka hesaplarının kayıtlarını, hesap hareketlerini, tüm havale, EFT, swift işlemlerini, çek dökümlerini v.s. istemiş. Şimdi muhalif bir kanalı baskı altına almak için yapılan bu işe ne denir? Faşizm'in daniskası değil midir? Bunun bir sonraki aşaması, insanları sorgusuz sualsiz evlerinden toplayıp götürmektir ki bu ülke o günleri de yaşadı. O günlerin yarattığı yargılar-önyargılar bugün içinde bulunduğumuz reel riski görmemizi engellememeli diye düşünüyorum.
Milliyetçiliğe gelince, benim milliyetçilik anlayışım Atatürk milliyetçiliğidir deyip kısaca geçmek isterim, zira bu konuyu tartışmaya başlarsak günlerce bitmez.
Bir yanılgını da düzeltmek isterim, bahsettiğin Kuvvayı Milliye derneği, daha önceki yazında adı geçen Kuvvai Milliye derneği (seni deyimin ile çetesi :) ) değil, ikisi farklı dernekler. Bu konuda iki taraf da açıklama yaptı, hatta iki derneğin başkanı da 32.Gün programına katıldılar.
Sevgiler.....
Türkiye üzerinde konuşuyorsak dogru tanımın yurtseverlik oldugunu düşünüyorum. Milliyet kavramı belli bir etnik grubu kapsar. Yurtsever tanımı ise o ülke sınırları dahilinde yaşayan tüm milliyetleri kapsar. O yurdun ortak çıkarı tüm milliyetlerin üzerinde hemfikir oldugu bir ortak çıkardır da aynı zamanda.
* * *Milliyet tanımı ise belli bir etbik grubun çıkarlarını temsil ettigi için diger milliyetlerin çıkar ve bakış açısıyla ister istemez çatışabilir . Milliyet tanımı diger milliyetleri dışladıgı ölçüde hakim milliyetin diger azınlık kalan milliyetlerin üzerinde bir baskı ve asimilasyon aracı olabilir.
* * *O halde yapılması gereken tüm milliyetlerin yer aldıgı yurdu korumak ve savunmak olmalıdır. Bu kavramın ismi ise yurtseverliktir.
* * * Ulusların yeni oluşamaya başladıgı bir dönemde ulusal hareketlerin , feodalizmden kopmaya çalışan milliyetçi hareketlerin bu temelde ulusal kimlik ve bilinçlerini oluşturmaya ve hakim milliyetin baskısından kurtularak, *ulusların kendi kaderlerini tayin hakkını uygulamaları son derece dogaldı. Artık kendi kaderini tayin etmiş bir ulusun üzerinde birleşecegi kavram diger milliyetleri de dıştalamayan bir yurt kavramı olmalıdır.
* * * *saygılarımla
sevgili dilaver,
Yaptığın yurtseverlik tanımına aynen katılıyor ve şunu sormak istiyorum:
Atatürk'ün yaptığı milliyetçilik tanımının bundan farkı nedir? Hangi etnik grubu öne çıkarıp hangilerinin çıkar ve bakış açıları ile çatışmaktadır? Adı Türkiye Cumhuriyeti olan bir yurtta, bir ülkede hiç bir etnik kimliği öne çıkarmayan, hiç birini de aşağılamayan bir Türklük kavramında birleşmenin sakıncası nedir? Ben bir çerkes olarak bundan gocunmuyorsam başkaları neden gocunurlar?
Saygılar
sosyalist18
19-02-2007, 01:20
yfln
"Adı *Türkiye *Cumhuriyeti *olan *bir *yurtta, *bir *ülkede *hiç *bir *etnik *kimliği *öne *çıkarmayan, *hiç *birini *de *aşağılamayan *bir *Türklük *kavramında *birleşmenin *sakıncası *nedir? *Ben *bir *çerkes *olarak *bundan *gocunmuyorsam *başkaları *neden *gocunurlar? "
Sayin yfln bu dusuncenize katilmiyorum.Cumhuriyet tek milletin uzerine kurulmustur.Diger uluslar asimile edilmeye calisilmistir.Siz cerkezsiniz,eger sizinde dedeleriniz asimileye direnseydi, Kendi kulturunu dilini yasama mucadelese verseydi siz bugun bunlari soylemezdiniz!
(Kurt miletti hic taninmadi!KART dendi KORT dendi,Dagdaki medeniyet gormemis Truklerdir dendi. Daha nasil bir assagilama olacak)Ayrica Ataturkun bir iki vecizesine bakarak "hic bir milleti asagilamayan "diyemezsiniz.Uygulamaya bakmak lazim! Neden Mustafa Kemal Turk ulusunu vurguladigi kadar diger anadolu halklarini vurgulamiyor???
Cumhuriyet kuruldugundan beri yurutulen egitim sisteminin icerisindeki empoze edilen Turk milleyetciligini dusunun.Neden anadoluda yasayan diger halklar anlatilmiyor.Diger halklarin milli mucadeleye yaptigi kosteklerden baska hic birsey yok!
sevgili yfln
* * * Mustafa Kemal ve kurtuluşçuların ana hedefi ümmetten bir millet yaratmaktı bunda da başarılı oldular. Ne Mutlu Türküm diyene,Bir Türk dünyaya bedeldir gibi söylemler bunu amaçlıyordu. Dikkat ederseniz istiklal mahkemelerinin kuruluş amacı asker kaçaklarını cezalandırmaktır. Kurtuluş mücadelesinin ilk başlangıcında ciddi bir Türklük şuurunun oldugundan pek de bahsedilemez.
* * * Kurtuluştan sonra bile şeriatçılar din, ümmet, hilafet elden gidiyor diye yeni devleti yok etmeye çalıştılar. Buna karşı geliştirilen yöntem birincisi ümmete karşı millet şuurunu yaratmak, ikincisi ise eskiden şeriye vekaleti olan bakanlıgı diyanet işleri adı altında örgütlemek ve dini devlet eliyle yönetmek idi.
* * * Bu yöntem kuruluş için gerekli ve dogruydu. Anti emperyalist mücadeleler çagında emperyalizme ve gericilige geri adım attırıyordu. Günümüzde ise Türkiyede savunulan Türklük kavramı her ne kadar zaman zaman yurtseverlilk kavramıyla birleştirilmeye çalışılsa bile işin içine soy, sop ve ırkı da kattıgı için buram buram faşizm kokmakta. Kaldı ki Atatürk milliyetçiligi dediginiz kavram diger milliyetleri de varsaysaydı 10 sene evveline kadar Kürt kelimesini telaffuz etmek bile zindana atılmak için bir sebep teşkil etmezdi.
* * * Haydi şimdi PKK var diyelim. Peki 1960 lı yıllarda Dogu Anadolunun Düzeni adlı bir araştırma kitabı yazan İsmail Beşikçi'nin yakın zamanlara kadar münavebeli olarak yaşamından 17 seneyi cezaevlerinde geçirmesini ve bazı kitaplarının hala yasaklı olmasına ne diyecegiz.
* * * Demek ki Türklük kavramı Türkiye cumhuriyeti vatandaşı olan tüm bireyleri içine almıyor. Bazı anadili farklı olan kişileri yadsıyor ve kabul etmiyor. Ya da çok yakın zamanda mı Kürtlerin farklı bir etnik oldugu keşfedildi de onların doguştan gelen ana dil hakkı tanındı. Belki de sizin Atatürk Milliyetçiligi dediginiz kavramı Mustafa Kemal'den başkası anlamadı.
* * *Adı Türkiye Cumhuriyeti olan bir yurtta, bir ülkede hiç bir etnik kimliği öne çıkarmayan, hiç birini de aşağılamayan bir Türklük kavramında birleşmenin sakıncası nedir?
* * * Bunu hiçbir sakıncası yok. Ama yaşanan ve edinilen tecrübe yakın geçmişe kadar diger kimliklerin yok sayıldıgını bize ispatlıyor. Demek ki tanımda böyle bir öge yok.
* * * O halde şimdi sakin kafa ile düşünmek gerekiyor. Böyle bir geçmiş tanım olmadıgına göre bu tanımı şimdi yapmak gerekiyor. Yapılması gereken Türkiyr Cumhuriyeti anayasal vatandaşlıgı altında tüm etnik kimliklerin birleştirilmesi ve anayasal güvenceye alınmasıdır. Emin olun ki böyle ufak bir degişikligin hiç bir zararı olmadıgı gibi dökülen bunca kanın vebali altında da kalınmamış olur.
* * *Şu sitede yer alan, siz de dahil tüm arkadaşlarımın ümmet ve milliyet kavramlarının önüne insanlıgı koydugunu biliyorum. Buna inanlar da dahil. O halde insan olma kimligimizi en öne çıkarmamız gerekiyor. Nitekim kanı da ancak insan olanlar, insanlıgı her türlü çıkarın üstünde tutanlar durdurabilir. Şimdi ben size soruyorum. Bir Türkiye Cumhuriyeti üst kimligi altında bazı şeyleri yeniden tanımlamanın Türklere ve Türkiye Cumhuriyetine, Yurdun toprak bütünlügüne ne gibi zararları olabilir.
* * * *saygılarımla
Belki de sizin Atatürk Milliyetçiligi dediginiz kavramı Mustafa Kemal'den başkası anlamadı.
Sevgili dilaver,
Bence Mustafa Kemal'den sonra gelenler çok iyi anladılar da işlerine gelmedi.
Aşağıya “Utkan Kocatürk; Atatürk'ün Fikir ve Düşünceleri” ve “A.Afetinan; Medeni Bilgiler ve Mustafa Kemal Atatürk'ün El Yazıları” *kitaplarından birkaç alıntı yaptım, fazla uzatmamak için örnekleri sınırlı tuttum, yoksa onlarca benzer örnek mevcut.
"Biz, milliyet fikirlerini tatbikte çok gecikmiş ve çok ilgisizlik göstermiş
bir milletiz. Bunun zararlarını fazla faaliyetle telâfiye çalışmalıyız. Bilirsiniz ki,
milliyet kuramını, milliyet ülküsünü çözüp dağıtmaya çalışan kuramların
dünya üzerinde tatbik kabiliyeti bulunamamıştır. Çünkü tarih, olaylar,
hadiseler ve gözlemler insanlar ve milletler arasında, hep milliyetin hâkim
olduğunu göstermiştir ve milliyet ilkesi aleyhindeki büyük ölçüde fiili
tecrübelere rağmen yine milliyet hissinin öldürülemediği ve yine kuvvetle
yaşadığı görülmektedir."
Kocatürk; s.214.
"Diyarbakırlı, Vanlı, Erzurumlu, Trabzonlu, İstanbullu, Trakyalı ve Makedonyalı, hep bir ırkın
evlâtları, hep aynı cevherin damarlarıdır."
Kocatürk; s.206.
ATATÜRK'ün milliyetçiliğinde belli bir vatan anlayışı vardır. Bunu
"Türkiye Cumhuriyeti'ni kuran Türkiye halkına, Türk milleti denir." sözü ile
ifade etmiştir.
Afetinan; s.435.
Kendinden öncekilerin uygulamaya çalıştığı gibi yapılamayacak işlerin peşinden koşan bir hayalperest gibi davranmamıştır.
"Hiçbir hudut tanımayarak, dünyada mevcut bütün Türkleri dahi bir devlet
hâlinde birleştirmek, erişilmesi imkânsız bir hedeftir. Bu, asırların ve asırlarca
yaşamış olan insanların çok acı, çok kanlı hâdiseler ile meydana koyduğu bir
hakikattir."
Kocatürk; s. 174-175.
Şimdi ben size soruyorum. Bir Türkiye Cumhuriyeti üst kimligi altında bazı şeyleri yeniden tanımlamanın Türklere ve Türkiye Cumhuriyetine, Yurdun toprak bütünlügüne ne gibi zararları olabilir.
Eğer yapılmak istenen samimi olarak buysa hiç zararı olmaz, zaten bunu Mustafa Kemal'in kendisi başlatmış. Ama bu görüntü altında başka birşey yapılmaya çalışılırsa çok zararı olur, Adam bunu da yıllar öncesinden görüp uyarısını yapmış:
ATATÜRK, Türkiye'yi parçalamak için din ve milliyet gibi farklar ileri sürülerek yapılan
propagandaların millet fertleri üzerinde üzüntüden başka bir etki yapmadığını
belirterek milletin bu fertlerinin de ortak geçmişe, tarihe, ahlâka, hukuka
sahip olduklarını, geleceklerini ve talihlerini Türk milleti ile birlikte gören
insanlara ayırım yapılamayacağını belirtmiştir.
Afetinan; s.460-461
Saygılar