ALKA
07-11-2012, 03:52
Bu başlık altında gözden hep uzak tutulmak istenen konulardan bir örnek sunmak istiyorum. Buna ilişkin malzeme islami kaynaklarda çok fazla. Bir şeyler anlaşılsın diye elimden geldiğince toparlayıcı bilgiler vermeğe gayret edeceğim. Ayrıca ilgili kaynakları dipnot olarak ekleyeceğim.
Tarihin egemenler tarafından yazıldığı bir realitedir; hele islam tarihi için bu sav daha fazla geçerli. Buna rağmen yine de islami kaynaklarda, bu başlık altında işleyeceğim benzer skandallar hakkında gerçeği bulmağa ışık tutacak kadar önemli ipuçları vardır. Şunu da hatırlatmakta yarar var ki, bugün kitaplarda tasvir edilen, anlatılan Hz. Muhammed kendi zamanında bu kadar popülist, tabu haline gelmiş biri değildi; ancak daha sonra insanlar tarafından büyütülerek farklı ve hayali bir Muhammed yaratıldı ve bu şekilde dinin hakikatını bilmeyenlere takdim edildi. Bu, Ebubekir, Ömer, Osman ve diğer meşhur sahabeler için de geçerlidir. Birazdan, Hz. Muhammed’in ölümünden sonra Ebubekir’in, Kur’an’a rağmen Hz. Fatma’ya yaptığı bir zulümden söz edeceğim. Bunu anlatırken de, başta Buhari ve Müslim’den bilgi sunacağım. Kaldı ki, anlatacağım konu hakkında islam otoriterlerince zaten tartışma da söz konusu olmamıştır, Ebubekir’in yaptığı iyi karşılanmıştır..
Şuna da vurgu yapmak isterim ki, 14 asır önce bir kadına yapılan zulüm ve haksızlığı gündeme getirmekten amacım, İslam'ın lider kadrosunun halk nezdinde bilinen biçimiyle asıl kimliklerinin aynı olmadığını, bunların gerçekte çok farklı olduklarını ortaya koymak, bu konuda insanları bilgilendirmek ve bir an önce bu tabulardan kurtulmalarına katkı sunmak; yoksa normalde 1400 yıl önce 20 yaşlarındaki bir kadının başına gelenlerden söz etmek, ancak abesle iştigal olur. Çünkü hem dünya genelinde, hem de ülkemizde hergün insanlar zulmen katlediliyor. O bakımdan, amacım burada asırlar önce bir bireye yapılan uygulamadan bir ders çıkarıp İslam hakkında gerçeklerle hayaller arasındaki farkı okurlarla paylaşmak. Başka bir tabirle, bir kadına yapılan haksızlıktan yola çıkılarak, bir inancın lider konumundaki kişilerin gerçek yüzlerini ortaya koymak. Dolayısıyla İslam hakkında da gerçeği yakalamak...
Bilindiği gibi Hz. Muhammed öldürülünce, onun yerine Ebubekir halife olur. Bu arada Hz. Fatma kendisine gidip babasından kalan malı, haklı bir varis olarak talep eder. Fakat Ebubekir bunu kabul etmez/ ben veremem der. Gerekçesi de şu: Ben Hz. Muhammed’in bir açıklamasını biliyorum, şunu diyordu: "Biz peygamberler ölürken varislerimize/arkamızda bıraktığımız yakınlarımıza mal bırakmayız; eğer bizden herhangi bir mal-mülk kalırsa, o hazineye devredilir" anlamında bir hadis bahane eder ve Hz. Muhammed’in malından Fatma’nın payına düşeni vermez... Bunun üzerine Hz. Fatma darılır, kızar ve evine döner. Tabi ki ölene kadar da halife Ebubekir ve Ömer’le konuşmama kararı alır ve konuşmaz da. Kimi rivayetlere göre Hz. Fatma babasının ölümünden sonra 75 gün, kimisine göre 3 ay, kimisine göre de en çok altı ay yaşadıktan sonra (20 küsur yaşlarında iken) vefat eder. Bu arada Hz. Fatma’ın eşi Hz. Ali de onunla birlikte evine kapanır ve ne Ebubekir’le konuşur, ne de onun halifeliğini kabul eder... Bu konuda bugüne kadar müslüman kamuoyu tarafından bilinmeyen ciddi skandallar var; şu an çalışmalarım sürüyor, bunları kitap haline getirmeğe çalışıyorum. Mesela Hz. Muhammed’in, en yakın çevresi tarafından bir siyasi cinayete kurban gitmesi hep gizlenegelen bir olay. Tabi ki bu konuda islami kaynaklarda çok önemli kanıtlar var. Yine halife Ebubekir’in en yakın çevresi tarafından bir siyasi cinayete kurban gitmesi olayı var. Bu da hep gizlenmiş. Aynı zamanda halife Ömer’in öldürülme nedeninin pek irdelenmediği, sanki haksız bir şekilde ve masumca öldürüldüğü müslüman kamuoyu tarafından biliniyor; halbuki olay çok çok farklıdır. Hz. Fatma’nın babasından sonra en meşhur sahabi tarafından katledilmesi de hep gizli tutulmuştur; bu konuda da çok önemli bilgiler var islami kaynaklarda.
Evet; insan genç iken de ölebilir; ama 20 yaşlarındaki Fatma’nın babasının ölümünden hemen sonra ölmesi, bir kere tek başına soru işareti. Kaldı Hz. Fatma’nın katledildiğine ilişkin çok önemli kanıtlar var. Bir de Hz. Fatma babasının ölümünden sonra kendisi hamile; bu arada halife Ömer tarafından dövülürken çocuk da düşürüyor. Yanı sıra 60 yaşlarındaki halife Ömer’in, halifelik makamını kullanarak zorla Hz. Fatma’ın 10 yaşlarındaki kızını nikahına alması ve bundan çocuk sahibi de olması, Ebubekir’in halifeliğiğni kabul etmediği için, ceza olarak Hz. Ali’nin evinin yakılmasına karar vermesi ve yine müslümanlar tarafından halife Osman’ın linç edilip öldürülmesi ve cenazesinin, tüvalet olarak kullanılan bir yere atılıp 3 gün orada açık kalması, daha sonra yine bu yerde gümülmesi gibi bugüne kadar hiç de duyulmayan ciddi konular var islami kaynaklarda, bütün bunları bağımsız bir kitap haline getirmeğe çalışıyorum..
Şunu hep yineliyorum: Bu konulardaki kanıtlar, İslam aleminde güvenilir olarak kabul edilmiş kaynaklardan alıyorum. Bir kere bu hassas konularda kanıt zayıfsa bunları ele almam söz konusu olamaz..Hz. Fatma’yla ilgili anlatacağım olay ise, bu skandallar arasında deveden bir kıl misalidir ancak.. .
Peki Kur’an Ebubekir’in bu yaptığına ne diyor; şimdi de buna bakalım..
Aslında Kur’an’a göre kesinlikle Hz. Fatma haklı. Nisa suresinde(7.ayet) "Ölen anne-babanın bıraktıklarından(Veraseti kasdediyor) kızlarına da, erkek çocuklarına da pay vardır" deniliyor ve daha sonra yine aynı suresinin 11. ayetinde, "Eğer ölen bir anne veya babadan tek bir kız kalırsa, o zaman tüm malın ½ sini alır" denir... Bu durumda halife Ebubekir, Hz. Muhammed’e ait olan tüm malın yarısını gasbetmiş olur ve verdiği karar da Kur’an’a ters. Hatta bazı durumlarda eğer ölenden yalnız kızı kalırsa, o zaman malın tümünü de alabilir.Yalnız burda Hz. Muhammed’in hanımları da var. Bunların payı zaten belli: Malın 1/8’ini alır ve hepsi bunu kendi aralarında bölüşüp paylaşırlar. İster bir hanım olsun, ister birden fazla olsun fark etmez: Burada ölenin çocuğu olduğu için onlar ancak 1/8’ini alıp paylaşırlar. Kur’an’a göre bu davada Hz. Fatma, babasından kalan malın yarısına sahip..Hz. Fatma’nın babasının malını Ebubekir’den istemesi ve Ebubekr’in az önce belirtilen gerekçeyle ona vermemesi olayını içeren açıklama, müttfekün aleyhtir. Yani hem Buhari’de birkaç yerde, hem de Müslim’de anlatılmaktadır[1]Ne ilginçtir ki, başta dört mezhep liderleri olmak üzere bir kere islam aleminde Ebubekir’in bu icraatına karşı herhangi bir itiraz da söz konusu edilmemiştir.
Hz. Muhammed’den kalan mal da çok fazlaydı. Fedek sayfiye/yazlık köyünü bir baskında yahudilerden ele geçirip kendine tahsis etmişti. Yani bu, hazine malı değildi.. Hayber’in de zaten olayı meşhur: Onu da bir baskın sonucu yine yahudileri katletmiş, onlardan almıştı ve bu baskında Hz. Muhammed ele geçirdiği kadınlardan da ‘Safiye’yi’ kendine eş olarak seçmiş, hatta eve varmadan yolda onunla balayı yaşamıştı. Tabi ki kadının eski kocasını canlı olarak yakalamış ve bir bahaneyle onu katlemiş ve Safiye’yi zorla(kadıncağız istemediği halde) kendine almıştı. Konumuz bu değil; ancak başka bir kaynağımda Hz. Muhammed’in eşleri kısmında bu kadının trjedisiyle ilgili detaylı bilgiler ve belgeler verilmiş; daha fazla bilgi için oraya bakılabilir[2].. Hz. Muhammed, ele geçirdiği bu Hayber gelirinden her yıl her hanımına (10’dan fazla hanımı vardı o zaman) 100’er vasak/yani yaklaşık 11-12 ton ayırırdı.Bunun %20 si arpa, kalan %80’i de hurma olarak onlara verirdi. Bu zaten en başta Buhari’de anlatılmaktadır[3] Bir de Medine’de ona ait ganimet malı vardı. Bunu da yine Beni Nadir yahudilerini Medine’den/asıl yurtlarından sürerek onlardan ele geçirmişti..
Dikkat edilirse, Hz. Muhammed’den kalan her üç yerdeki malı/serveti yahudilerden kalma talan malı..
Ömer Halife olunca Hz. Muhammed’in eşlerinden ve aynı zamanda Ömer’in kızı olan Hafsa ve yine Hz. Muhammed’in eşlerinden Ebubekir’in kızı Ayşe, Hayber gelirinden artık mahsül değil de arazi kabul ederler-araziye ortak olurlar; ama Hz. Muhammed’in diğer eşleri yıllık mahsül almaya devam ederler[4]. Toprak altındır derler ya. Halife Ömer de kızına düşen payı toprak olarak ayırır. Çünkü nasıl olsa kızı artık yasak ayetler nedeniyle evlenemezdi ve o mal onlarda kalırdı, halife olduğu için hamalları da çok, ona bedava işletirdi.
Şu olayı, Hz. Muhammed’in eşlerinden Ebubekir’in kızı meşhur Ayşe anlatır ve en başta da Buhari ile Müslim’de geçer: "Hz. Fatma, babam Ebubekir’den Hz. Muhammed’in malını isteyip de babam vermeyince, darıldı evine gitti. Bu olaydan 6 ay sonra da öldü ve bu süre zarfında da babama küskündü konuşmadı. Hz. Ali onun cenaze namazını kıldı ve geceleyin gömdü. Niye gece? Çünkü babamla halife Ömer duyup da cenaze namazına, kabri başına gitmesinler diye.. Hz. Ali de Fatma hayatta olduğu sürece babamın halifeliğini kabul etmedi; ancak Fatma ölünce babama haber yolladı: Evime gel seni halife olarak kabul edeyim dedi..Bunu duyan halife Ömer hemen müdahale etti ve babama, ’Sen nereye gidiyorsun? Ya eğer senin başına bir şey getirse’ gibi sözler söyledi, engel olmak istedi. Babam, "Ben Ali’den olumsuz bir şey beklemiyorum, niye bana karşı bir kötülük düşünsün ki. Ben giderim" dedi ve gitti. Bu kabul esnasında Hz. Ali halka karşı bir konuşma da yaptı, Ebubekir’i ilk etapta halife kabul etmeyişinin nedeni, bunun kendi hakkı olduğuna inandığı için direndiğini; ancak olan oldu ve ben de artık Ebubekr’i halife olarak kabul ederim’ diye Hz. Ali’nin uzun uzadıya yaptığı bu açıklamasını aktarıyor Ayşe[5].
Her ne kadar Ayşe’nin az önceki sözü en başta Buhari ile Müslim’de anlatılıyorsa da(Çünkü islam alemi nezdinde bu iki kaynak, Kur’an’dan sonra gelen en sağlıklı kaynaklar); ben şahsen olayın, Ayşe’nin anlattığı şekilde olmadığına kaniim. Çünkü bu konularda çok farklı bilgiler var; elimdeki yeni çalışmamda bunları işleyeceğim. Dolayısıyla Ayşe olsun, başkası olsun aktardıkları benzer açıklamalar, o dönemde gerçekleşen olayların, zulümlerin izini ortadan kaldırmağa yönelik bilerek uluşturulan açıklamalar olarak bakıyorum. Aslında Ayşe 9 yaşında Hz. Muhammed’le evlenen ve 18 yaşında da Hz. Muhammed’in ölümü üzerine dul kalan 14 asır öncesinin normal bir kadını: Herhalde eğitim görmüş bir akademisyen, bir filozof gibi bir yapısı yok.. İslami kaynaklarda ona mal edilen hadislerin çoğu, kesinlikle gerçeği yansıtmıyor. Kendisi Hz. Muhammed’in eşi ve Ebubekir’in kızı olduğu için, nasıl olsa insanlar ona güvenir hesabıyla, bunlar bilerek ona mal edilmiş, bir kısmı da Ayşe tarafından bilerek uydurulmuştur. İşin içinde siyasi çekişmeler var çünkü ve Ayşe de bunları içinde var. O dönem islam yönetimi o kadar gaddardı ki, karşı çıkanın kellesi hemen giderdi. Dolayısıyla aklın kabul etmediği bu uyduruklar islam tarihine kaydedilmiş, insanlar da bunları gerçek sanıp inanıyorlar.
Şunu da ekleyeyim ki, Hz. Ali’nin Ebubekir’in halifeliğini kabul konusunda o zaman çok ciddi olaylar yaşanır, böyle tek bir Ayşe’nin ( ki o da Ebubekir’in kızı ve zaten taraf tutar) açıklamalarıyla (velevki Buhari ve Müslim’de de geçsin) bu konuyu geçiştirmek tarihin gerçeklerine terstir. Ben bir vesileyle Ayşe’nin az önceki hadisini aktardım; yoksa dediğim gibi olay çok farklıdır..
İşin daha önemlisi, Fatma’nın istediği verasetten Fedek sayfiye köyü, zaten daha önce babası tarafından kendisine hibe edilmişti; babası hayatta iken zaten ondan elini çekip Fatma’ya devretmişti..İsra suresi 26. ayeti inince(Muhammed oluşturunca), bu köyü o sırada kızı Fatma’ya hibe etmişti. Ayetin alamı şu: ‘Akrabaya, yoksula, yolcuya haklarını ver’ diye. Ebubekir, babası henüz hayatta iken kendisine bağışladığı bu Fedek’i de Fatma’ya vermez. Bu köyün, Hz. Muhammed’in henüz hayatta iken kızı Fatma’ya hibe ettiğine ilişkin açıklamalar, İslami kesimce güvenilir sayılan kaynaklarda anlatılmaktadır.[6] Yani bu köy artık veraset de sayılmaz; ancak Fatma’nın kazanılmış bir hakkıydı.
Konuya ilişkin şu sorular yanıt ister: Bilindiği gibi başta Ebubekir, Ömer ve Ali olmak üzere Hz. Muhammed kendi çevresinden seçtiği 10 kişiye cennet müjdesini verir. Bir de kendi kızı Hz. Fatma hakkında da, ’Fatma benden bir parçadır; kim ona kızar, haksızlık yaparsa, o bana kızmış- haksızlık yapmış olur’ anlamında birçok söz söylemiş ve bunlar hemen hemen tüm hadis külliyatında ve Müsnedlerde değişik versiyonlarla geçmekte ve en başta da Buhari ile Müslim’de ortak olarak işlenmektedir.[7]
Peki bu durumda denklem nasıl çözülür? Ya Ebubekir haklıdır cennete girecek(din mantığına göre!) ve Hz. Ali ile Fatma haksızlar. Ya da Ebubekir suçludur, onlar haklı. Bu durumda da Hz. Muhammed Ebubekir’e hak etmediği halde cennet müjdesini vermiş olur..En önemli soru da şu: Neden bu kadar önemli olan bir hukuki konuda(peygamberden kalan mal yakınlarına verilmez diye)Kur’an’ın Allah’ı bir ayet göndermemiş de, bunu Muhammed’in hadislerine bırakmış; o da ancak gizliden Ebubekir’e söylemiş olsun! Kur’an’a bakıyoruz onun Allah’ı salatalık işlemiş, sarımsak, mercimek, soğan işlemiş[8].Yine bakıyoruz dört yerde merkeb/eşek işlemiş[9], beş yerde köpek işlemiş,[10] katır, at, deve[11] işlemiş. Ama insan hukukuyla ilgili bu kadar önemli olan bir konuda işi Hz. Muhammed’in sözüne bırakmış, o da ( tabi ki bu, Ebubekir’le Ömer’in şahsi planlarıdır) başka kimsenin bilmediği bir gizlilikle ancak Ebubekir’e aktarmış olsun. Gizlilik diyorum. Çünkü böyle bir açıklaması olsaydı, bir kere Hz. Fatma ve eşi Hz. Ali Ebubekir’e mal istemek için baş vuruda bulunmazlardı.
Nisa suresi 11. ayetine göre Hz. Muhammed’den kalan malın yarısı Fatma’nın hakkı iken, Ebubekr’le Ömer’in kendi keyfi kararlarıyla Fatma’ya vermedikleri gibi, Kur’an’a da inanmadıkları bir gerçek var ortada. Zaten onlar Kur’an’ı ancak kendi çıkarları için bir araç olarak kullanmışlardır; olaylara bir bütün olarak bakıldığında, başta Ebubekir-Ömer olmak üzere, o günkü inananların bugünkü müslümanlar kadar Muhammed’i tabulaştırdıkları, ona aşırı inandıkkları diye bir şey yok; sadece rant ve siyasi iktidar peşindeydiler..
Ama zulümleri bir yana; onların 14 asır önce dine inanmayıp sadece kendi siyasetleri için Kur’an’ı kullanmaları bir bakıma olumludur. Çünkü 2010 yılına geldiğimiz bu çağdaş dünyada, müslümanlar hala saf, hala rastgele inanıyorlar. Ben bu noktada Ebubekir’le Ömer gibilerini, günümüz müslümanlarından daha ilerde görüyorum. Tabi ki Hz. Fatma’ya haksızlık yapmalari ve dini kendi çıkarları için kullanıp talanla, yağmayla dünyayı altüst etmeleri, kan gölüne çevirmeleri ayrı bir şey.
Hatta öyle ki, Hz. Muhammed’in cenazesi 3 gün yerde dururken, Hz. Ali ve diğer yakınları cenazeyle meşgul iken, Ebubekir’le Ömer halifelik işi bitmeyene kadar cenazeyle ilgilenmezler ve gömüldüğü zaman da iktidar kulisleri yüzünden bu ikisi kabri başında hazır değillerdi.[12]
Hani özür kabahattan büyüktür diye bir söz var. Ebubekir de zehirlenip ölüm döşeğindeyken bir ara Abdurrahman b. Avf onu ziyarete gelir. Konuşmaya başlayınca Abdurrahman onun iyiliğinden söz eder.. Bu arada Ebubekir şunu söyler: "Hayatımda yaptığım üç şey için keşke yapmasaydım diyorum. Yine hayatımda yapmadığım üç şeyi de keşke yapsaydım diyorum. Yapmasına pişman olduğum şeylerden biri, keşke Fatma’ya yaptıklarımı yapmasaydım. Bir de, ateşte yakmak suretiyle işkenceyle öldürdüğüm falancayı keşke ya serbest bıraksaydım, ya da normal bir şekilde öldürseydim" diyor...
Yapmadığına pişman olduğu üç şeyden ikisi ilginç: Keşke Hz. Muhammed hayatta iken bu halifelik işini ondan sormuş olsaydım; senden sonra kim halife olsun diye. Dolayısıyla bu kadar sıkıntı çekilmezdi. Bir de bana Eş’as b. Kays’ı ketirdiklerinde keşke onu öldürseydim diyor..Tüyler ürpertici açıklamalar. Pişman olduğu olaylar hep cinayet, hep büyük suçlar..
Burada şu hatırlatmayı yapmakta yarar var: En basit bir örgüt bile kendi halefini belirtir, ben gidersem yerimde şu arkadaş yetkili olsun diye söyler. Acaba iddia edildiği gibi Hz. Muhammed kendi yerine birini belirtmemiş miydi? Belirtmemişse, bu büyük bir yanlıştır. Çünkü ondan sonra neler olacağını en azından tahmin etmiştir. Eğer birini önermişse, o zaman ondan sonra halifelik yüzünden müslümanlar arasında yapılan kavgalar niye! Yani ortada müslüman kamuoyunun bilmediği çok şeyler var.(Hep vurgu yapıyorum! Kanıtlarla birlikte tüm bu soruların yanıtları yeni çalışmamda var).
Ebubekr’in yukarıdaki açıklaması, önemli islam tarihçileri tarafından kaleme alınmış; konuya ilişkin bir kısım kaynakları aşağıya alıyorum[13]
Kimi islam düşünürleri, efendim Hz. Peygamber kendinden sonra halife olacak kişiyi belirlemiş. Bunun işareti de, kendisi hasta iken Ebubekir’e demiş ki, "Sen camiye git cemaate namaz kıldır" gibi komik kanıtlarla onun halifeliğinin Hz. Muhammed’in işaretleriyle olduğunu savunurlar..Ben bu konuya şimdilik girmiyorum; ama şunu ekleyeyim: Eğer bir namaz kıldırmakla halife olunuyorsa, iki gözünden de kör olan İbni Ümmi Mektum halife olurdu..Çünkü Hz. Muhammed Medine’yi bırakıp bir yere gittiğinde bu kör adamı yerine tayin eder, sen cemate imam ol derdi ve bu, onüç sefer olan bir olay[14]. Bir de gerçekten eğer Hz. Muhammed Ebubekir’i halife olarak belirlemiş olsaydı, başta Hz. Fatma ve eşi Hz.Ali, Ebubekir’i kabul eder, ona saygı gösterirlerdi. Olaylar çok farklı..
Ebubekir’in az önceki açıklamasında, sanki hayatında bir şey yapmamış da; sadece anılan o birkaç olaya karışmış gibi bir durum söz konusu. Aslında Ebubekir’in 2 küsur yıllık iktidarı hep katliamlarla geçmiştir.
Burada şu soru da sorulabilir:
Kur’an’da 110’uncu sure olan Nasr suresinde, ‘İnsanların bölük bölük islamiyeti kabul etmesine karşı, Hz. Muhammed’in Allah’a teşekkür etmesinden’ söz edilir.. Peki madem öyle, neden Hz.Muhammed’in ölümünden sonra müslümanlar kitlesel bir şekilde ilsamdan çıktılar ve bunun sonucu olarak da Ebubekir onları tekrardan ya kılıç zoruyla islama dönderdi veya katletti! Ortada çelişkili bir durum söz konusudur.
Konuyu biraz açayım..Hz. Muhammed kendi Kur’an’ına ganimet, talan, fidye, cizye, cariye gibi avantajları ekleyerek, bunların meşruiyetini tanrısına mal ederek ve eğer siz bu savaşlarda öldürülürseniz cennete gireceksiniz orada size güzel kızlar(huriler) var, şayet karşı taraf öldürülürse cehennemliktir dediği an, acaba böyle bir zihniyetten oluşan orduya hiçbir kuvvet dayanır mı, veya bu anlayışta olan insanlar savaşsız dururur mu! Tabi ki hayır. Hele o dönemde teknoloji de yok; iş sadece insan gücüne bağlı olunca, tabi ki bunlara dayanacak bir ordu zor bulunur. Somut bir örnek vereyim. Müslümanlardan bir grup talan avında, ganimet elde etme seferindeyken, bir ara hayvanlarını güden bir insanın yanından geçerler..Selam verirler ve adam onların selamını alır..Ancak yine ganimet avına çıkan o grup çobanı katleder ve hayvanlarını ganimet adı altında alıp götürür. Daha sonra Muhammed bunu öğrenince, şöyle bir ayet oluşturup Kur’an’ına ekler. Diyanet’in Kur’an tercemesinden vereyim. ’Ey iman edenler! Allah yolunda sefere çıktığınız zaman, gerekli araştırmayı yapın. Size selâm veren kimseye, dünya hayatının geçici menfaatine (ganimete) göz dikerek, "Sen mü'min değilsin" demeyin. Allah katında pek çok ganimetler vardır.’
Hemen önemli tefsirlerde, Kur’an’ı yorumlayanlar bu ayetin az önceki insanın cinayeti üzerine indiğini( Muhammed’in oluşturduğunu!) belirtiyorlar.. Ayette dikkati çeken şu cümlecik önemli: "Allah katında pek çok ganimetler vardır" ifadesi. Bunun anlamı çok açık: Böyle göze çarpan, halk nezdinde makul görülmeyen bireylerden uzak durun, şimşekleri üzerimize çekmeyin, ganimetlerin başka yolları-yöntemleri vardır diyor.. Burada sorulmaz mı "Sözü edilen ganimetler kimin malı acaba?" diye.
Bu ayetin, az önceki olaydan dolayı oluştuğuna ilişkin ilgili ayetin tefsirlerine bakılabilir.[15]
İşte çoluk çocuğum öldürülmesin, malım talan edilmesin, ben öldürülmeyeyim, eşim cariye olarak düşmanın eline geçmesin gibi hesaplardan dolayı insanlar islamiyeti kabul etmek zorunda kalıyordu(korkudan). Meşhur islam tarihçisi İmam Zehebi’den çok kısa bir örnek vereyim: ‘Müslümanlar Afrika’yı ele geöirince, savaşa katılan her şahsa bin dinar(altın para) düştü. Yani bunlar Afrika’nın işlenmiş kıymetli mücevheratını talan ettiler.[16]Her cepheden bunlar talan ediyorlardı zaten.. Ancak Hz. Muhammed öldürülünce, onlar tekrardan islamiyeti bırakırlar..Çünkü inanmıyorlardı ki, islam ordusu Muhammed’den sonra eski formunda kalabilecek..
Sonuçta Ebubekir çok sert tedbirlerle islamiyeti terk edenler üzerine çetelerini gönderir ve büyük katliamlar gerçekleştirir. Bu konuda birçok islami kaynakta bilgi var; ancak Vakıdi, ‘Kitab’ül Ridde’ adlı eserinde bu dinden çıkmalar ve Ebubekir’in onlara ne yaptığı konusunda detaylıca bilgiler verir. Kaldı ki vakıdi, Hz. Muhammed’e zaman olarak da en yakın olan islam tarihçisi (Hicri 130 ile 209 yılları arasında yaşamıştır)
Burada islam aleminde saygınlığı olan meşhur Halit bin Velit’ten kısa bir-iki örnek vermekle Ebubekir’in nasıl bir Ebubekir olduğu konusunda kısa bir bilgi vetmek istiyorum: Bir taşla iki kuş misali; hem Ebubekir’in nasıl bir kişi olduğuna örnek olsun, hem de Halit b. Velit’e ve özellikle de Hz. Muhammed’in nasıl biri olduğuna örnek olsun..
Hz. Muhammed henüz hayatta iken, Beni Temim kabilesinden Malik b. Nüveyr de müslüman olur (diğer kabileler gibi korkudan veya gerçek; her ne ise) ve Muhammed onu o bölgenin zekatını, vergilerini toplamakla görevlendirir. Yani adam müslüman biri. Muhammed’in ölümü üzerine müslümanlar kitlesl bir şekilde islemiyeti terk edince, Ebubekir değişik bölgelere baskınlar yaptırır..Tabi ki asayışı sağlamakla meşhur olan Halit b. Velit de bu baskınlarda aktif bir şekilde yetkili bir komutan.Bu arada, Halit b. Velit birgün az önce adı geçen Malik b. Nüveyr’in bölgesine gider. Malik’in, Leyla binti Sinan adında çok da güzel bir hanımı varmış. Halit onu görünce dayanamaz ve kocasını bir hiç uğruna öldürüp cariye sıfatıyla o kadına el koyar ve hemen orada, memleketine dönmeden o kadınla cinsel ilişkide bulunur..Halbuki Kur’an’a göre, bir kadının eşi ölür veya öldürülürse, ikinci bir erkekle evlenebilmesi/cinsel ilişki yaşayabilmesi için enaz dört ay on gün beklemesi lazım.[17]. Bundan amaç, belki eski eşinden hamile olur da doğacak çocuğun kimden olduğu belli olsun diye..Ama bu süre, savaşta ele geçen karşı tarafın kadınları için geçerli değil. Müslümanlar en kısa zamanda onlarla cinsel ilişkide bulunsunlar diye, onlara bir avantaj olarak savaş esiri kadınların, bu dört ay on gün beklemeleri konusunda bir indirim söz konusudur İslam’da: Esir alına kadın tek bir sefer adet görse yeterlidir denir[18]
Ama bu olayda Halit b. Velit bu tek bir seferlik adeti de beklemez, hemen orada kadınla sevişir.. Hz. Muhammed de hep böyle yapardı. Hayber’de Safiye’yi ele geçirince hemen yolda balayını gerçekleştirir. Yine Hz. Muhammed’in Beni Mustalık’ta Cüveyriye ve yine başka bir baskında ele geçirdiği Reyhane örnek gösterilebilir..Yani o da hiç beklememiştir o belirlenen tek adet görme şartını..Neyse konumuz bu değil; bu işin teferruat kısmı.
Tarihin egemenler tarafından yazıldığı bir realitedir; hele islam tarihi için bu sav daha fazla geçerli. Buna rağmen yine de islami kaynaklarda, bu başlık altında işleyeceğim benzer skandallar hakkında gerçeği bulmağa ışık tutacak kadar önemli ipuçları vardır. Şunu da hatırlatmakta yarar var ki, bugün kitaplarda tasvir edilen, anlatılan Hz. Muhammed kendi zamanında bu kadar popülist, tabu haline gelmiş biri değildi; ancak daha sonra insanlar tarafından büyütülerek farklı ve hayali bir Muhammed yaratıldı ve bu şekilde dinin hakikatını bilmeyenlere takdim edildi. Bu, Ebubekir, Ömer, Osman ve diğer meşhur sahabeler için de geçerlidir. Birazdan, Hz. Muhammed’in ölümünden sonra Ebubekir’in, Kur’an’a rağmen Hz. Fatma’ya yaptığı bir zulümden söz edeceğim. Bunu anlatırken de, başta Buhari ve Müslim’den bilgi sunacağım. Kaldı ki, anlatacağım konu hakkında islam otoriterlerince zaten tartışma da söz konusu olmamıştır, Ebubekir’in yaptığı iyi karşılanmıştır..
Şuna da vurgu yapmak isterim ki, 14 asır önce bir kadına yapılan zulüm ve haksızlığı gündeme getirmekten amacım, İslam'ın lider kadrosunun halk nezdinde bilinen biçimiyle asıl kimliklerinin aynı olmadığını, bunların gerçekte çok farklı olduklarını ortaya koymak, bu konuda insanları bilgilendirmek ve bir an önce bu tabulardan kurtulmalarına katkı sunmak; yoksa normalde 1400 yıl önce 20 yaşlarındaki bir kadının başına gelenlerden söz etmek, ancak abesle iştigal olur. Çünkü hem dünya genelinde, hem de ülkemizde hergün insanlar zulmen katlediliyor. O bakımdan, amacım burada asırlar önce bir bireye yapılan uygulamadan bir ders çıkarıp İslam hakkında gerçeklerle hayaller arasındaki farkı okurlarla paylaşmak. Başka bir tabirle, bir kadına yapılan haksızlıktan yola çıkılarak, bir inancın lider konumundaki kişilerin gerçek yüzlerini ortaya koymak. Dolayısıyla İslam hakkında da gerçeği yakalamak...
Bilindiği gibi Hz. Muhammed öldürülünce, onun yerine Ebubekir halife olur. Bu arada Hz. Fatma kendisine gidip babasından kalan malı, haklı bir varis olarak talep eder. Fakat Ebubekir bunu kabul etmez/ ben veremem der. Gerekçesi de şu: Ben Hz. Muhammed’in bir açıklamasını biliyorum, şunu diyordu: "Biz peygamberler ölürken varislerimize/arkamızda bıraktığımız yakınlarımıza mal bırakmayız; eğer bizden herhangi bir mal-mülk kalırsa, o hazineye devredilir" anlamında bir hadis bahane eder ve Hz. Muhammed’in malından Fatma’nın payına düşeni vermez... Bunun üzerine Hz. Fatma darılır, kızar ve evine döner. Tabi ki ölene kadar da halife Ebubekir ve Ömer’le konuşmama kararı alır ve konuşmaz da. Kimi rivayetlere göre Hz. Fatma babasının ölümünden sonra 75 gün, kimisine göre 3 ay, kimisine göre de en çok altı ay yaşadıktan sonra (20 küsur yaşlarında iken) vefat eder. Bu arada Hz. Fatma’ın eşi Hz. Ali de onunla birlikte evine kapanır ve ne Ebubekir’le konuşur, ne de onun halifeliğini kabul eder... Bu konuda bugüne kadar müslüman kamuoyu tarafından bilinmeyen ciddi skandallar var; şu an çalışmalarım sürüyor, bunları kitap haline getirmeğe çalışıyorum. Mesela Hz. Muhammed’in, en yakın çevresi tarafından bir siyasi cinayete kurban gitmesi hep gizlenegelen bir olay. Tabi ki bu konuda islami kaynaklarda çok önemli kanıtlar var. Yine halife Ebubekir’in en yakın çevresi tarafından bir siyasi cinayete kurban gitmesi olayı var. Bu da hep gizlenmiş. Aynı zamanda halife Ömer’in öldürülme nedeninin pek irdelenmediği, sanki haksız bir şekilde ve masumca öldürüldüğü müslüman kamuoyu tarafından biliniyor; halbuki olay çok çok farklıdır. Hz. Fatma’nın babasından sonra en meşhur sahabi tarafından katledilmesi de hep gizli tutulmuştur; bu konuda da çok önemli bilgiler var islami kaynaklarda.
Evet; insan genç iken de ölebilir; ama 20 yaşlarındaki Fatma’nın babasının ölümünden hemen sonra ölmesi, bir kere tek başına soru işareti. Kaldı Hz. Fatma’nın katledildiğine ilişkin çok önemli kanıtlar var. Bir de Hz. Fatma babasının ölümünden sonra kendisi hamile; bu arada halife Ömer tarafından dövülürken çocuk da düşürüyor. Yanı sıra 60 yaşlarındaki halife Ömer’in, halifelik makamını kullanarak zorla Hz. Fatma’ın 10 yaşlarındaki kızını nikahına alması ve bundan çocuk sahibi de olması, Ebubekir’in halifeliğiğni kabul etmediği için, ceza olarak Hz. Ali’nin evinin yakılmasına karar vermesi ve yine müslümanlar tarafından halife Osman’ın linç edilip öldürülmesi ve cenazesinin, tüvalet olarak kullanılan bir yere atılıp 3 gün orada açık kalması, daha sonra yine bu yerde gümülmesi gibi bugüne kadar hiç de duyulmayan ciddi konular var islami kaynaklarda, bütün bunları bağımsız bir kitap haline getirmeğe çalışıyorum..
Şunu hep yineliyorum: Bu konulardaki kanıtlar, İslam aleminde güvenilir olarak kabul edilmiş kaynaklardan alıyorum. Bir kere bu hassas konularda kanıt zayıfsa bunları ele almam söz konusu olamaz..Hz. Fatma’yla ilgili anlatacağım olay ise, bu skandallar arasında deveden bir kıl misalidir ancak.. .
Peki Kur’an Ebubekir’in bu yaptığına ne diyor; şimdi de buna bakalım..
Aslında Kur’an’a göre kesinlikle Hz. Fatma haklı. Nisa suresinde(7.ayet) "Ölen anne-babanın bıraktıklarından(Veraseti kasdediyor) kızlarına da, erkek çocuklarına da pay vardır" deniliyor ve daha sonra yine aynı suresinin 11. ayetinde, "Eğer ölen bir anne veya babadan tek bir kız kalırsa, o zaman tüm malın ½ sini alır" denir... Bu durumda halife Ebubekir, Hz. Muhammed’e ait olan tüm malın yarısını gasbetmiş olur ve verdiği karar da Kur’an’a ters. Hatta bazı durumlarda eğer ölenden yalnız kızı kalırsa, o zaman malın tümünü de alabilir.Yalnız burda Hz. Muhammed’in hanımları da var. Bunların payı zaten belli: Malın 1/8’ini alır ve hepsi bunu kendi aralarında bölüşüp paylaşırlar. İster bir hanım olsun, ister birden fazla olsun fark etmez: Burada ölenin çocuğu olduğu için onlar ancak 1/8’ini alıp paylaşırlar. Kur’an’a göre bu davada Hz. Fatma, babasından kalan malın yarısına sahip..Hz. Fatma’nın babasının malını Ebubekir’den istemesi ve Ebubekr’in az önce belirtilen gerekçeyle ona vermemesi olayını içeren açıklama, müttfekün aleyhtir. Yani hem Buhari’de birkaç yerde, hem de Müslim’de anlatılmaktadır[1]Ne ilginçtir ki, başta dört mezhep liderleri olmak üzere bir kere islam aleminde Ebubekir’in bu icraatına karşı herhangi bir itiraz da söz konusu edilmemiştir.
Hz. Muhammed’den kalan mal da çok fazlaydı. Fedek sayfiye/yazlık köyünü bir baskında yahudilerden ele geçirip kendine tahsis etmişti. Yani bu, hazine malı değildi.. Hayber’in de zaten olayı meşhur: Onu da bir baskın sonucu yine yahudileri katletmiş, onlardan almıştı ve bu baskında Hz. Muhammed ele geçirdiği kadınlardan da ‘Safiye’yi’ kendine eş olarak seçmiş, hatta eve varmadan yolda onunla balayı yaşamıştı. Tabi ki kadının eski kocasını canlı olarak yakalamış ve bir bahaneyle onu katlemiş ve Safiye’yi zorla(kadıncağız istemediği halde) kendine almıştı. Konumuz bu değil; ancak başka bir kaynağımda Hz. Muhammed’in eşleri kısmında bu kadının trjedisiyle ilgili detaylı bilgiler ve belgeler verilmiş; daha fazla bilgi için oraya bakılabilir[2].. Hz. Muhammed, ele geçirdiği bu Hayber gelirinden her yıl her hanımına (10’dan fazla hanımı vardı o zaman) 100’er vasak/yani yaklaşık 11-12 ton ayırırdı.Bunun %20 si arpa, kalan %80’i de hurma olarak onlara verirdi. Bu zaten en başta Buhari’de anlatılmaktadır[3] Bir de Medine’de ona ait ganimet malı vardı. Bunu da yine Beni Nadir yahudilerini Medine’den/asıl yurtlarından sürerek onlardan ele geçirmişti..
Dikkat edilirse, Hz. Muhammed’den kalan her üç yerdeki malı/serveti yahudilerden kalma talan malı..
Ömer Halife olunca Hz. Muhammed’in eşlerinden ve aynı zamanda Ömer’in kızı olan Hafsa ve yine Hz. Muhammed’in eşlerinden Ebubekir’in kızı Ayşe, Hayber gelirinden artık mahsül değil de arazi kabul ederler-araziye ortak olurlar; ama Hz. Muhammed’in diğer eşleri yıllık mahsül almaya devam ederler[4]. Toprak altındır derler ya. Halife Ömer de kızına düşen payı toprak olarak ayırır. Çünkü nasıl olsa kızı artık yasak ayetler nedeniyle evlenemezdi ve o mal onlarda kalırdı, halife olduğu için hamalları da çok, ona bedava işletirdi.
Şu olayı, Hz. Muhammed’in eşlerinden Ebubekir’in kızı meşhur Ayşe anlatır ve en başta da Buhari ile Müslim’de geçer: "Hz. Fatma, babam Ebubekir’den Hz. Muhammed’in malını isteyip de babam vermeyince, darıldı evine gitti. Bu olaydan 6 ay sonra da öldü ve bu süre zarfında da babama küskündü konuşmadı. Hz. Ali onun cenaze namazını kıldı ve geceleyin gömdü. Niye gece? Çünkü babamla halife Ömer duyup da cenaze namazına, kabri başına gitmesinler diye.. Hz. Ali de Fatma hayatta olduğu sürece babamın halifeliğini kabul etmedi; ancak Fatma ölünce babama haber yolladı: Evime gel seni halife olarak kabul edeyim dedi..Bunu duyan halife Ömer hemen müdahale etti ve babama, ’Sen nereye gidiyorsun? Ya eğer senin başına bir şey getirse’ gibi sözler söyledi, engel olmak istedi. Babam, "Ben Ali’den olumsuz bir şey beklemiyorum, niye bana karşı bir kötülük düşünsün ki. Ben giderim" dedi ve gitti. Bu kabul esnasında Hz. Ali halka karşı bir konuşma da yaptı, Ebubekir’i ilk etapta halife kabul etmeyişinin nedeni, bunun kendi hakkı olduğuna inandığı için direndiğini; ancak olan oldu ve ben de artık Ebubekr’i halife olarak kabul ederim’ diye Hz. Ali’nin uzun uzadıya yaptığı bu açıklamasını aktarıyor Ayşe[5].
Her ne kadar Ayşe’nin az önceki sözü en başta Buhari ile Müslim’de anlatılıyorsa da(Çünkü islam alemi nezdinde bu iki kaynak, Kur’an’dan sonra gelen en sağlıklı kaynaklar); ben şahsen olayın, Ayşe’nin anlattığı şekilde olmadığına kaniim. Çünkü bu konularda çok farklı bilgiler var; elimdeki yeni çalışmamda bunları işleyeceğim. Dolayısıyla Ayşe olsun, başkası olsun aktardıkları benzer açıklamalar, o dönemde gerçekleşen olayların, zulümlerin izini ortadan kaldırmağa yönelik bilerek uluşturulan açıklamalar olarak bakıyorum. Aslında Ayşe 9 yaşında Hz. Muhammed’le evlenen ve 18 yaşında da Hz. Muhammed’in ölümü üzerine dul kalan 14 asır öncesinin normal bir kadını: Herhalde eğitim görmüş bir akademisyen, bir filozof gibi bir yapısı yok.. İslami kaynaklarda ona mal edilen hadislerin çoğu, kesinlikle gerçeği yansıtmıyor. Kendisi Hz. Muhammed’in eşi ve Ebubekir’in kızı olduğu için, nasıl olsa insanlar ona güvenir hesabıyla, bunlar bilerek ona mal edilmiş, bir kısmı da Ayşe tarafından bilerek uydurulmuştur. İşin içinde siyasi çekişmeler var çünkü ve Ayşe de bunları içinde var. O dönem islam yönetimi o kadar gaddardı ki, karşı çıkanın kellesi hemen giderdi. Dolayısıyla aklın kabul etmediği bu uyduruklar islam tarihine kaydedilmiş, insanlar da bunları gerçek sanıp inanıyorlar.
Şunu da ekleyeyim ki, Hz. Ali’nin Ebubekir’in halifeliğini kabul konusunda o zaman çok ciddi olaylar yaşanır, böyle tek bir Ayşe’nin ( ki o da Ebubekir’in kızı ve zaten taraf tutar) açıklamalarıyla (velevki Buhari ve Müslim’de de geçsin) bu konuyu geçiştirmek tarihin gerçeklerine terstir. Ben bir vesileyle Ayşe’nin az önceki hadisini aktardım; yoksa dediğim gibi olay çok farklıdır..
İşin daha önemlisi, Fatma’nın istediği verasetten Fedek sayfiye köyü, zaten daha önce babası tarafından kendisine hibe edilmişti; babası hayatta iken zaten ondan elini çekip Fatma’ya devretmişti..İsra suresi 26. ayeti inince(Muhammed oluşturunca), bu köyü o sırada kızı Fatma’ya hibe etmişti. Ayetin alamı şu: ‘Akrabaya, yoksula, yolcuya haklarını ver’ diye. Ebubekir, babası henüz hayatta iken kendisine bağışladığı bu Fedek’i de Fatma’ya vermez. Bu köyün, Hz. Muhammed’in henüz hayatta iken kızı Fatma’ya hibe ettiğine ilişkin açıklamalar, İslami kesimce güvenilir sayılan kaynaklarda anlatılmaktadır.[6] Yani bu köy artık veraset de sayılmaz; ancak Fatma’nın kazanılmış bir hakkıydı.
Konuya ilişkin şu sorular yanıt ister: Bilindiği gibi başta Ebubekir, Ömer ve Ali olmak üzere Hz. Muhammed kendi çevresinden seçtiği 10 kişiye cennet müjdesini verir. Bir de kendi kızı Hz. Fatma hakkında da, ’Fatma benden bir parçadır; kim ona kızar, haksızlık yaparsa, o bana kızmış- haksızlık yapmış olur’ anlamında birçok söz söylemiş ve bunlar hemen hemen tüm hadis külliyatında ve Müsnedlerde değişik versiyonlarla geçmekte ve en başta da Buhari ile Müslim’de ortak olarak işlenmektedir.[7]
Peki bu durumda denklem nasıl çözülür? Ya Ebubekir haklıdır cennete girecek(din mantığına göre!) ve Hz. Ali ile Fatma haksızlar. Ya da Ebubekir suçludur, onlar haklı. Bu durumda da Hz. Muhammed Ebubekir’e hak etmediği halde cennet müjdesini vermiş olur..En önemli soru da şu: Neden bu kadar önemli olan bir hukuki konuda(peygamberden kalan mal yakınlarına verilmez diye)Kur’an’ın Allah’ı bir ayet göndermemiş de, bunu Muhammed’in hadislerine bırakmış; o da ancak gizliden Ebubekir’e söylemiş olsun! Kur’an’a bakıyoruz onun Allah’ı salatalık işlemiş, sarımsak, mercimek, soğan işlemiş[8].Yine bakıyoruz dört yerde merkeb/eşek işlemiş[9], beş yerde köpek işlemiş,[10] katır, at, deve[11] işlemiş. Ama insan hukukuyla ilgili bu kadar önemli olan bir konuda işi Hz. Muhammed’in sözüne bırakmış, o da ( tabi ki bu, Ebubekir’le Ömer’in şahsi planlarıdır) başka kimsenin bilmediği bir gizlilikle ancak Ebubekir’e aktarmış olsun. Gizlilik diyorum. Çünkü böyle bir açıklaması olsaydı, bir kere Hz. Fatma ve eşi Hz. Ali Ebubekir’e mal istemek için baş vuruda bulunmazlardı.
Nisa suresi 11. ayetine göre Hz. Muhammed’den kalan malın yarısı Fatma’nın hakkı iken, Ebubekr’le Ömer’in kendi keyfi kararlarıyla Fatma’ya vermedikleri gibi, Kur’an’a da inanmadıkları bir gerçek var ortada. Zaten onlar Kur’an’ı ancak kendi çıkarları için bir araç olarak kullanmışlardır; olaylara bir bütün olarak bakıldığında, başta Ebubekir-Ömer olmak üzere, o günkü inananların bugünkü müslümanlar kadar Muhammed’i tabulaştırdıkları, ona aşırı inandıkkları diye bir şey yok; sadece rant ve siyasi iktidar peşindeydiler..
Ama zulümleri bir yana; onların 14 asır önce dine inanmayıp sadece kendi siyasetleri için Kur’an’ı kullanmaları bir bakıma olumludur. Çünkü 2010 yılına geldiğimiz bu çağdaş dünyada, müslümanlar hala saf, hala rastgele inanıyorlar. Ben bu noktada Ebubekir’le Ömer gibilerini, günümüz müslümanlarından daha ilerde görüyorum. Tabi ki Hz. Fatma’ya haksızlık yapmalari ve dini kendi çıkarları için kullanıp talanla, yağmayla dünyayı altüst etmeleri, kan gölüne çevirmeleri ayrı bir şey.
Hatta öyle ki, Hz. Muhammed’in cenazesi 3 gün yerde dururken, Hz. Ali ve diğer yakınları cenazeyle meşgul iken, Ebubekir’le Ömer halifelik işi bitmeyene kadar cenazeyle ilgilenmezler ve gömüldüğü zaman da iktidar kulisleri yüzünden bu ikisi kabri başında hazır değillerdi.[12]
Hani özür kabahattan büyüktür diye bir söz var. Ebubekir de zehirlenip ölüm döşeğindeyken bir ara Abdurrahman b. Avf onu ziyarete gelir. Konuşmaya başlayınca Abdurrahman onun iyiliğinden söz eder.. Bu arada Ebubekir şunu söyler: "Hayatımda yaptığım üç şey için keşke yapmasaydım diyorum. Yine hayatımda yapmadığım üç şeyi de keşke yapsaydım diyorum. Yapmasına pişman olduğum şeylerden biri, keşke Fatma’ya yaptıklarımı yapmasaydım. Bir de, ateşte yakmak suretiyle işkenceyle öldürdüğüm falancayı keşke ya serbest bıraksaydım, ya da normal bir şekilde öldürseydim" diyor...
Yapmadığına pişman olduğu üç şeyden ikisi ilginç: Keşke Hz. Muhammed hayatta iken bu halifelik işini ondan sormuş olsaydım; senden sonra kim halife olsun diye. Dolayısıyla bu kadar sıkıntı çekilmezdi. Bir de bana Eş’as b. Kays’ı ketirdiklerinde keşke onu öldürseydim diyor..Tüyler ürpertici açıklamalar. Pişman olduğu olaylar hep cinayet, hep büyük suçlar..
Burada şu hatırlatmayı yapmakta yarar var: En basit bir örgüt bile kendi halefini belirtir, ben gidersem yerimde şu arkadaş yetkili olsun diye söyler. Acaba iddia edildiği gibi Hz. Muhammed kendi yerine birini belirtmemiş miydi? Belirtmemişse, bu büyük bir yanlıştır. Çünkü ondan sonra neler olacağını en azından tahmin etmiştir. Eğer birini önermişse, o zaman ondan sonra halifelik yüzünden müslümanlar arasında yapılan kavgalar niye! Yani ortada müslüman kamuoyunun bilmediği çok şeyler var.(Hep vurgu yapıyorum! Kanıtlarla birlikte tüm bu soruların yanıtları yeni çalışmamda var).
Ebubekr’in yukarıdaki açıklaması, önemli islam tarihçileri tarafından kaleme alınmış; konuya ilişkin bir kısım kaynakları aşağıya alıyorum[13]
Kimi islam düşünürleri, efendim Hz. Peygamber kendinden sonra halife olacak kişiyi belirlemiş. Bunun işareti de, kendisi hasta iken Ebubekir’e demiş ki, "Sen camiye git cemaate namaz kıldır" gibi komik kanıtlarla onun halifeliğinin Hz. Muhammed’in işaretleriyle olduğunu savunurlar..Ben bu konuya şimdilik girmiyorum; ama şunu ekleyeyim: Eğer bir namaz kıldırmakla halife olunuyorsa, iki gözünden de kör olan İbni Ümmi Mektum halife olurdu..Çünkü Hz. Muhammed Medine’yi bırakıp bir yere gittiğinde bu kör adamı yerine tayin eder, sen cemate imam ol derdi ve bu, onüç sefer olan bir olay[14]. Bir de gerçekten eğer Hz. Muhammed Ebubekir’i halife olarak belirlemiş olsaydı, başta Hz. Fatma ve eşi Hz.Ali, Ebubekir’i kabul eder, ona saygı gösterirlerdi. Olaylar çok farklı..
Ebubekir’in az önceki açıklamasında, sanki hayatında bir şey yapmamış da; sadece anılan o birkaç olaya karışmış gibi bir durum söz konusu. Aslında Ebubekir’in 2 küsur yıllık iktidarı hep katliamlarla geçmiştir.
Burada şu soru da sorulabilir:
Kur’an’da 110’uncu sure olan Nasr suresinde, ‘İnsanların bölük bölük islamiyeti kabul etmesine karşı, Hz. Muhammed’in Allah’a teşekkür etmesinden’ söz edilir.. Peki madem öyle, neden Hz.Muhammed’in ölümünden sonra müslümanlar kitlesel bir şekilde ilsamdan çıktılar ve bunun sonucu olarak da Ebubekir onları tekrardan ya kılıç zoruyla islama dönderdi veya katletti! Ortada çelişkili bir durum söz konusudur.
Konuyu biraz açayım..Hz. Muhammed kendi Kur’an’ına ganimet, talan, fidye, cizye, cariye gibi avantajları ekleyerek, bunların meşruiyetini tanrısına mal ederek ve eğer siz bu savaşlarda öldürülürseniz cennete gireceksiniz orada size güzel kızlar(huriler) var, şayet karşı taraf öldürülürse cehennemliktir dediği an, acaba böyle bir zihniyetten oluşan orduya hiçbir kuvvet dayanır mı, veya bu anlayışta olan insanlar savaşsız dururur mu! Tabi ki hayır. Hele o dönemde teknoloji de yok; iş sadece insan gücüne bağlı olunca, tabi ki bunlara dayanacak bir ordu zor bulunur. Somut bir örnek vereyim. Müslümanlardan bir grup talan avında, ganimet elde etme seferindeyken, bir ara hayvanlarını güden bir insanın yanından geçerler..Selam verirler ve adam onların selamını alır..Ancak yine ganimet avına çıkan o grup çobanı katleder ve hayvanlarını ganimet adı altında alıp götürür. Daha sonra Muhammed bunu öğrenince, şöyle bir ayet oluşturup Kur’an’ına ekler. Diyanet’in Kur’an tercemesinden vereyim. ’Ey iman edenler! Allah yolunda sefere çıktığınız zaman, gerekli araştırmayı yapın. Size selâm veren kimseye, dünya hayatının geçici menfaatine (ganimete) göz dikerek, "Sen mü'min değilsin" demeyin. Allah katında pek çok ganimetler vardır.’
Hemen önemli tefsirlerde, Kur’an’ı yorumlayanlar bu ayetin az önceki insanın cinayeti üzerine indiğini( Muhammed’in oluşturduğunu!) belirtiyorlar.. Ayette dikkati çeken şu cümlecik önemli: "Allah katında pek çok ganimetler vardır" ifadesi. Bunun anlamı çok açık: Böyle göze çarpan, halk nezdinde makul görülmeyen bireylerden uzak durun, şimşekleri üzerimize çekmeyin, ganimetlerin başka yolları-yöntemleri vardır diyor.. Burada sorulmaz mı "Sözü edilen ganimetler kimin malı acaba?" diye.
Bu ayetin, az önceki olaydan dolayı oluştuğuna ilişkin ilgili ayetin tefsirlerine bakılabilir.[15]
İşte çoluk çocuğum öldürülmesin, malım talan edilmesin, ben öldürülmeyeyim, eşim cariye olarak düşmanın eline geçmesin gibi hesaplardan dolayı insanlar islamiyeti kabul etmek zorunda kalıyordu(korkudan). Meşhur islam tarihçisi İmam Zehebi’den çok kısa bir örnek vereyim: ‘Müslümanlar Afrika’yı ele geöirince, savaşa katılan her şahsa bin dinar(altın para) düştü. Yani bunlar Afrika’nın işlenmiş kıymetli mücevheratını talan ettiler.[16]Her cepheden bunlar talan ediyorlardı zaten.. Ancak Hz. Muhammed öldürülünce, onlar tekrardan islamiyeti bırakırlar..Çünkü inanmıyorlardı ki, islam ordusu Muhammed’den sonra eski formunda kalabilecek..
Sonuçta Ebubekir çok sert tedbirlerle islamiyeti terk edenler üzerine çetelerini gönderir ve büyük katliamlar gerçekleştirir. Bu konuda birçok islami kaynakta bilgi var; ancak Vakıdi, ‘Kitab’ül Ridde’ adlı eserinde bu dinden çıkmalar ve Ebubekir’in onlara ne yaptığı konusunda detaylıca bilgiler verir. Kaldı ki vakıdi, Hz. Muhammed’e zaman olarak da en yakın olan islam tarihçisi (Hicri 130 ile 209 yılları arasında yaşamıştır)
Burada islam aleminde saygınlığı olan meşhur Halit bin Velit’ten kısa bir-iki örnek vermekle Ebubekir’in nasıl bir Ebubekir olduğu konusunda kısa bir bilgi vetmek istiyorum: Bir taşla iki kuş misali; hem Ebubekir’in nasıl bir kişi olduğuna örnek olsun, hem de Halit b. Velit’e ve özellikle de Hz. Muhammed’in nasıl biri olduğuna örnek olsun..
Hz. Muhammed henüz hayatta iken, Beni Temim kabilesinden Malik b. Nüveyr de müslüman olur (diğer kabileler gibi korkudan veya gerçek; her ne ise) ve Muhammed onu o bölgenin zekatını, vergilerini toplamakla görevlendirir. Yani adam müslüman biri. Muhammed’in ölümü üzerine müslümanlar kitlesl bir şekilde islemiyeti terk edince, Ebubekir değişik bölgelere baskınlar yaptırır..Tabi ki asayışı sağlamakla meşhur olan Halit b. Velit de bu baskınlarda aktif bir şekilde yetkili bir komutan.Bu arada, Halit b. Velit birgün az önce adı geçen Malik b. Nüveyr’in bölgesine gider. Malik’in, Leyla binti Sinan adında çok da güzel bir hanımı varmış. Halit onu görünce dayanamaz ve kocasını bir hiç uğruna öldürüp cariye sıfatıyla o kadına el koyar ve hemen orada, memleketine dönmeden o kadınla cinsel ilişkide bulunur..Halbuki Kur’an’a göre, bir kadının eşi ölür veya öldürülürse, ikinci bir erkekle evlenebilmesi/cinsel ilişki yaşayabilmesi için enaz dört ay on gün beklemesi lazım.[17]. Bundan amaç, belki eski eşinden hamile olur da doğacak çocuğun kimden olduğu belli olsun diye..Ama bu süre, savaşta ele geçen karşı tarafın kadınları için geçerli değil. Müslümanlar en kısa zamanda onlarla cinsel ilişkide bulunsunlar diye, onlara bir avantaj olarak savaş esiri kadınların, bu dört ay on gün beklemeleri konusunda bir indirim söz konusudur İslam’da: Esir alına kadın tek bir sefer adet görse yeterlidir denir[18]
Ama bu olayda Halit b. Velit bu tek bir seferlik adeti de beklemez, hemen orada kadınla sevişir.. Hz. Muhammed de hep böyle yapardı. Hayber’de Safiye’yi ele geçirince hemen yolda balayını gerçekleştirir. Yine Hz. Muhammed’in Beni Mustalık’ta Cüveyriye ve yine başka bir baskında ele geçirdiği Reyhane örnek gösterilebilir..Yani o da hiç beklememiştir o belirlenen tek adet görme şartını..Neyse konumuz bu değil; bu işin teferruat kısmı.