ALKA
19-11-2012, 01:24
BÖLÜM 5 - HALİFE ÖMER
http://ateistcanavar.files.wordpress.com/2012/11/omer.jpg?w=160&h=200
a) Halife Ömer Neden Katledildi?
Halife Ömer'in cinayet nedeni çok ilginç ve maalesef Müslümanlar bunu bilmiyor. Onların kafasında hep "adaletin kılıcı, merhametli bir Ömer" olarak yer edinmiş. 1986'dan sonra ben Diyarbakır merkezdeydim, ta 92'ye kadar. Bir ara müftülük, halife Ömer'in katli ile ilgili bir piyes tertiplemişti, ben de izlemeye gittim. O piyesin etkisiyle izleyicilerde büyük bir nefret ve infial oluşmuştu: "Keşke Ömer'in katili Ebü Lü'lü'ü ele geçirip paramparça etseydik" mesajı, onların gözlerinden okunuyordu. O günlerde bu konuda fazla bilgi sahibi değildim; ama fanatik de değildim. Zaman içinde Ömer'in asıl kimliğini/icraatını öğrendim, o piyesteki insanların o nefreti hatırıma geliyor; üzülüyorum. Geçenlerde bir yazı okudum; Yemen'de kanun çıkarmışlar, bir kız çocuğu 17 yaşına gelmeden evlenemez diye. Kadınlar bunu duyunca niye böyle bir kanun çıkarıyorsunuz diye ellerine birer pankart alıp meclise yürüyüşe geçmişler. Hâlbuki o kanun kadınların lehinedir. Burada olay şu: Onlar İslam'a inanıyorlar. İslam'da da küçük yaş kızlar için problem değil. Bu kanunu çıkarmakla Yemen hükümeti İslamiyet'e saygısızlık yapmış oluyor! İşte karşı koyuşlarının nedeni bu.
Evet, Ömer neden öldürüldü?
Halife Ömer kolay kolay Farsları şehre sokmazdı, onların Medine'ye yerleşmelerine izin vermezdi. Bir gün Mugire b. Şube, Ömer'e bir mektup yazdı. Mektubun içeriği şu: Yanımda Fars/İranlı biri var, adam hem iyi bir demirci, hem marangoz ve hem de ressam/figür işini iyi yapan biri. İzin verirsen Medine'ye gelsin orada bizim insanlarımıza faydalı olsun. Önerdiği kişi Mugire'nin kölesidir, kalabalık bir merkezde kalmasını, fazla müşterisi olmasını arzu etmektedir. Sonunda Ömer izin verir ve adam Medine'ye yerleşir. Her gün (para kazansın kazanmasın) patronuna iki dirhem (o günkü para birimi) vermek zorundadır. Bir süre sonra bu kadar para vermek adama zor gelmeye başlar. Bir ara Ömer'e durumunu anlatır, bu kadar ücreti ödeyemeyeceğini söyler. Ömer, sen kazanırsın, birçok sanatın var der ve ona yardımcı olmaz.
Bu arada Ömer ona, "Duyduğuma göre sen hava ile çalışabilecek değirmen de yapabiliyormuşsun" der. Adam evet dedikten sonra ve Ömer'e kızgın bir bakış atarak "Ömrüm yeterse sana öyle bir değirmen yapacağım ki, numune olsun, insanlar hep onu konuşsun" diye ekler. Ömer'i öldürme duygusuyla doludur. Ömer de onun bakışlarından bu durumu fark ederek, "Baksanıza bu adam beni tehdit ediyor." der. Tabii ki alaylı bir şekilde. Ve adam gidip iki ağızlı, uzun bir hançer yapar, bir gün sabaha karşı camide Ömer'e saldırır ve üç darbe vurup kaçar. Kaçarken de önüne gelenlere, onu yakalamak isteyenlerin hepsine saldırır ve rivayetlere göre on üç kişiyi katleder. Hançerin zehirli olduğunu da belirtmeliyim. Sonuçta teslim olmamak için intihar eder.
İşte Ömer'in ölüm hikâyesi böyle.
Haksızlığa maruz kalan ve kendi memleketinde önemli bir ailenin de evladı olan bu insan, bir hiç uğruna köle statüsüne tabi tutuluyor, Ömer'e derdini anlatıyor ve Ömer de, "Çalış, çalış. Senin elinden birçok iş gelir" karşılığını veriyor. Şunu belirteyim ki, Ömer'in cinayetiyle ilgili Müslümanlar tarafından ezberlenmiş o bilgi gerçeği yansıtmıyor. Ömer'i katleden Firuz, yine Ömer'in halifeliği döneminde Müslümanlarca ele geçirilen İran'a bağlı Nihavend şehrindendir. İslam tarihindeki bilgiye göre Müslümanlar 100 binden fazla insanı katlediyor bu savaşta. Otuz bini savaş alanında, seksen bini de baskınlarda öldürülüyor. Bu savaşta her Müslüman süvari askere altı bin dirhem ganimet dağıtılıyor. Piyadeye de iki bin. Önemli kişiler katlediliyor. Kadınlar cariye ve birçoğu köle statüsüne tabi tutularak Medine'ye götürülüyor. Böyle bir manzaraya ne denilebilir ki. Ömer'i katleden Firuz, çoğu kez o çocukların yanına gidip başlarını okşardı ve "Ne yapayım, yapılacak bir şey yok. Ömer, ciğerlerimi yedi/parçaladı" diyordu ve hep düşünüp taşınıyordu.
İşte bundan sonrası önemli.
İbni Teymiyye Minhac'ü Sünne adlı yapıtında bu konuyu işlerken şunu söylüyor: Bu adamın Ömer'i katletmesi bir siyasi olaydır. Bunu basit bir vergi meselesine bağlamak doğru değildir. Adam, alınan şehrini düşünüyor, katledilen insanlarını düşünüyor, Medine sokaklarında her gün o esir çocukları görünce eriyor, katledilen o Nihavend kadınlarını gözünün önüne getiriyor. Ve bu yüzden bir an önce Ömer'i nasıl yok ederim planları yapıyor, tabii ki kendisine biçilen vergi de ağır, o da etki yapmış olabilir; ama asıl neden, siyasidir.
Afrika'ya, İspanya'ya, Orta Asya'ya kadar uzanarak fütuhat adı altında o zamanki yerüstü kaynaklarını talan ettiler. İyi ki teknoloji devri başladı; yoksa bu fütuhatlar hâlâ devam edecekti ve nice Firuzlar ya esir olup bir patrona uşak yapılacak, ya da katledilecekti; kadınlar-kızlar da cariye olacaktı ve mal-mülk ne varsa hepsi ganimet olarak dağıtılacaktı. (213)
b) Bilinmeyen Yönleriyle Halife Ömer
En başta Hz. Muhammed olmak üzere, Ebubekir ve daha birçok önemli kişinin ölümünden sorumlu tutulan Ömer'in yapısının gerçekten buna müsait olup olmadığını iyi anlamak için, bilinmeyen yönlerine iyi bakmak lazım. İslami kesimce sağlam diye kabul görmüş kaynaklardan derlediğim bazı özelliklerini bu başlık altında özet emek istiyorum.
İlkin halife Ömer'in niçin ve nasıl Müslüman olduğu konusuna değinmek istiyorum. Onu tam tanıyabilmek için bu konunun da bilinmesinde yarar var.
Ömer'in nasıl Müslüman olduğu konusu, neredeyse imanın şartları gibi her Müslüman'ın ezberindedir. Onun için formaliteler üzerinde pek durmayacağım. Ancak iddia edildiği gibi Ömer o komik nedenden dolayı mı Müslüman olmuştur; yoksa başka nedenleri mi vardı, buna katkı sunabilecek bazı ipuçları vereceğim.
İslami kaynaklarda anlatılan şu: Mekke döneminde henüz Müslümanların sayısı 40 civarında iken, inanmayanlar Hz. Muhammed'i ortadan kaldırmak için kiralık katil ayarlamaya karar verirler. Sonuçta Ömer ortaya çıkıp bu işi ben yaparım der ve anlaşırlar. Bunun sonucu olarak Ömer kılıcını kuşanır Muhammed'i öldürmek için dışarı çıkar. Yolda Nuaym b. Abdullah adındaki birine rastlar. Adam Ömer'e, "Senin yakınların Müslüman olmuş, önce kendi aileni bir düzelt de ondan sonra git başkasıyla uğraş." der. Ömer, "Hangi ailemden söz ediyorsun?" diye sorunca, Nuaym b. Abdulah, "Amcanın oğlu ve aynı zamanda enişten Said b. Zeyd b. Amr ve kız kardeşin Fatma bin Hattab işte bunlar Müslüman olmuşlar" der. Bunun üzerine Ömer hemen yolunu değiştirip onların evine doğru gider. Kapıya varınca, Habbab adındaki kişinin onların evinde Kur'an'dan ayetler okuduğunu işitir. Ömer içeri girer, "Az önce okuduklarınız ne idi?" diye sorar. Kız kardeşi ile eniştesi bunu inkâr edince Ömer, "Duydum ki ikiniz de Muhammed'e uymuşsunuz ve onun dinine girmişsiniz." der ve hemen eniştesi Said b. Zeyd'in üzerine çullanır. Fatma kalkıp onu kocasının üzerinden uzaklaştırmak isteyince Ömer onu da tokatlar ve başını yarar. Bu arada kız kardeşi ve eniştesi ona, "Evet, biz Müslüman olduk. Sen ne yaparsan yap" derler.
Ömer, kız kardeşinin başını yarıp kanattığını görünce duygulanır ve o andan sonra kız kardeşine, "Demin okuduğunuz eğer yazılı varsa bana getirin, Muhammed'in davası neymiş bir bakalım?" der ve ondan sonra onlara yumuşak davranmaya başlar. O sırada kız kardeşi Fatma ona, "Ey kardeşim! Sen puta taptığın için necissin/pissin (temiz değilsin!) Hâlbuki Kur'an'a temiz olanlar ancak dokunabilir!" der. Bunun üzerine Ömer kalkıp yıkanır ve kardeşi Fatma da ona o sayfaları getirip verir. Sayfalarda Taha suresi ile Tekvir suresinin birkaç ayeti yazılıymış. Ömer Taha suresinin baş tarafındaki ayetleri okuyunca, "Bu sözler, ne kadar güzel, ne kadar değerli!" demekten kendini alamaz ve o andan sonra da gidip Muhammed'le konuşup Müslüman olduğunu ilan eder ve artık Muhammed'le çalışmaya başlar. İşte İslami kaynaklarda halife Ömer'in Müslüman oluşunun kısa hikâyesi bu.
Ömer'i çok etkileyen ve Müslüman olmasına neden olan ayetlerin içeriğinde neler var, neymiş o olağanüstü mesajlar ki Ömer artık dayanamamış, sonuçta inanmış? Önce bu ayetlere bir bakalım. Bir kere birinci ayet (Ta ha) anlamı olmayan bir kelime; bunu geçelim. Ömer'in dinlediği (kalan) 15 ayette, biz Kur'an'ı sana güçlük verelim diye değil de, Allah'tan korkanlara öğüt olsun diye indirdik. Yerle gökleri yaratan Allah'tır. Rahman/Allah Arş'ta istiva etmiş (Bu da çok tartışmalı ve Tevrat'la örtüşen bir ayet. Hani Tevrat'ta deniliyor ki Allah evreni 6 günde yarattıktan sonra yedinci günü Arş'a oturmuş. Burada da bunun çağrışımı var), göklerle yerin ve ikisi arasındakilerle yerin dibindeki ne varsa hep Allah'ındır, Allah gizliyi de aşikârı da bilir. Allah'tan başka Tanrı yoktur ve en güzel isimler Allah'ındır denir.
Bunlar söylendikten sonra hemen Hz. Musa olayına atlama yapılır ve ilginçtir ki Allah burada soru şeklinde giriş yapan Musa olayı sana (ey Muhammed) ulaştı mı, der ve anlatır: Hani Musa uzakta bir ateş görünce ailesine, "Hele bir gidip bakayım, ola ki o ateşten bize bir parça getiririm veya yanında biri varsa sorarım belki bize yardımcı olur" gibi Tevrat'ta anlatılan mitolojiden bir özet var son kısımda (Sunduklarım, Ömer'in dinleyip de etkilendiği ayetlerdir.)
Bir de o sırada Ömer'in dinlediği Tekvir suresinin ilk 14 ayetinde neler var, bunları da özet şeklinde Diyanet'in Kur'an tercemesinden vereyim. "Güneş dürüldüğü zaman, yıldızlar söndüğü zaman, dağlar yürütüldüğü zaman, gebe develer salıverildiği zaman, yaban hayatı yaşayan (irili ufaklı) tüm canlılar toplandığı zaman, denizler kaynatıldığı zaman, ruhlar (bedenlerle) eşleştirildiği zaman, diri diri gömülen kız çocuğunun, hangi günahtan ötürü öldürüldüğü sorulduğu zaman, amel defterleri açıldığı zaman, gökyüzü (yerinden) sıyrılıp koparıldığı zaman, Cehennem alevlendirildiği zaman, Cennet yaklaştırıldığı zaman, herkes önceden hazırlayıp getirdiği şeyleri bilecektir." (214)
İşte Ömer'i etkileyen ayetler bunlar.
Şunu da hatırlatmakta yarar var: Bir kere Ömer bu ayetleri yeni duymuyordu! Bunları ve daha nicelerini çarşıda, pazarda, sokakta ve her yerde Muhammed'den açık bir şekilde dinliyordu. Zaten Muhammed bunları anlattığı için muhalefet ona inanmıyordu ve Ömer bu yüzden kılıcını alıp onu öldürmeye gitmişti. Peki, neden dışarıda bunların daha fazlasını dinlediği halde etkilenmedi de, içeride birkaç ayet okuyunca onda iz bıraktı ve olağanüstü ayetler diye İslam tarihine geçti? Ömer'in daha önce bu ayetleri hiç duymadığını, bu olayda duyduğunu kabul edelim! Peki, az önce anlamlarını sunduğum bu ayetlerde ne vardı ki Ömer çok etkilenerek Müslüman olmuştur?
Aslında Ömer kız kardeşini döverek onu yaraladığında, bundan bir nebze (o an için) etkilenmiş olabilir. Ancak Ömer'le ilgili tüm bilgiler bir araya getirildiğinde, onun İslamiyet'i kabul ettiği andan itibaren, gelecekle ilgili kafasına bazı düşünceleri yerleştirdiğini söylemek kuvvetle muhtemeldir. Çünkü o dönem Mekke'de farklı ve etkili bir siyasi örgütlenme yoktu; nasıl olsa bu din formülüyle Muhammed bir şeyler yapmaya, yeni bir sistem kurmaya çalışıyordu; hiç olmazsa ben de fazla düşman kesilmeden şimdiden bağlanıp gelecek için planlarımı yapayım şeklinde düşünmesi ve buna yönelik hesaplar yapması en gerçekçi olanıdır, tabii ki eğer Ömer'in İslamiyet'i kabul etmesi anlatıldığı gibi ise. Ama belki de farklı bir şekilde Müslüman olmuştur, bunu bilemiyoruz. Hep söylüyorum: İslam tarihi maalesef çok karanlık bir tarihtir, bağımsız yazılan bir tarih değildir. Az sonra sunacağım hadiste ve daha birçoğunda Hz. Muhammed, Ömer için, "Şeytan bile senden kaçar" demektedir. Yani Ömer boşu boşuna, hemen gidip ben de Müslüman oldum demez; bu, çok safça bir düşünce olur.
Şimdi de Ömer'in gerçek hayatından somut birkaç örnek vereyim.
Örnek 1: Sad b. Ebi Vakkas aktarıyor: Bir gün halife Ömer Muhammed'in yanına girmek için izin ister. O sırada da Muhammed'in yanında birtakım kadınlar da vardır. Bunlar hem onunla sohbet eder, hem de yüksek sesle konuşup kadın haklarıyla ilgili bazı isteklerini, sıkıntılarını dile getirirler. Ömer içeri girince onlar hemen kalkıp perde arkasına gider, saklanırlar. Buna karşı Muhammed gülmeye başlar. Ömer bunun nedenini sorunca Muhammed, "Bu kadınlara şaştım: Ben ve onlar baş başa iken serbesttiler, bir sorun yoktu; senin sesini duyunca koşup perde arkasına gittiler" der. Ömer, "Bunlar, asılında sana karşı böyle disiplinli olmalıydı" der ve o kadınların bulunduğu yöne doğru dönerek, "Ey kendine düşman olanlar! Muhammed'den çekinmiyorsunuz da benden mi çekmiyorsunuz?" diyerek onlara serzenişte bulunur. Kadınlar da, "Evet! Senden korkarız. Çünkü Sen çok sert mizaçlı bir insansın" karşılığını verirler. Bu arada Muhammed, "Allah'a yemin olsun ki, ey Ömer eğer şeytan sana bir caddede rastlamış olsa, mutlaka senin tuttuğun yoldan yönünü çevirip başka bir yol alır" der. Evet; Ömer'in sertliğini ortaya koyan bu önemli hadis, Buhari ile Müslim'de ortak olarak işlenmiştir. (215)
Ömer'le ilgili benzer örnekler İslami eserlerde çoktur; birkaçını daha aşağıya alıyorum...
Örnek 2: Leyla adında bir kadın anlatıyor. Biz İslamiyet'i kabul ettiğimiz için muhalif olanlar (Mekke'de) bize eziyet çektiriyorlardı, bunların başında da Ömer geliyordu. Kendisi çok sert bir insandı. Bize uygulananlara dayanamadığımız için eşim Amir b. Rab'i ile birlikte hazırlandık, Habeşistan'a göç edeceğiz. Ömer bu hareketliliğimizi görünce "Hayırdır, nereye?" diye sordu. Ben de, "bize yaptığınız zulme dayanamadık burdan kaçıyoruz" dedim. Buna karşı Ömer sert bir davranışta bulunmadı, tam tersine, "Allah sizinle olsun" dedi. Daha sonra Ömer gidince eşim yanıma geldi. Ben eşime, Ömer'le aramda geçenleri anlattım, Ömer'in bana yumuşak davrandığını söyledim. Bu sırada eşim, "Ömer'in merkebi/eşeği Müslüman olmayana kadar Ömer Müslüman mı olacak sanki" dedi. (216)
Burada, az önceki örnekte anlatılan Ömer, Müslüman olmadan önceki Ömer'dir; İslamiyet'i kabul ettikten sonra değişmiş ve adaletin kılıcı olmuş gibi sözler söylenebilir. Kanımca bu başlık sonuna kadar takip edilirse ve kitapta olup bitenler de göz önüne alınırsa Ömer'in değişip değişmediği daha kolay ortaya çıkar.
Örnek 3: Burada anlatacağım olay, az önceki örnekle aynı mesajı içeriyor. Hz. Muhammed'in genç eşi Ayşe anlatıyor. Ben ve eşim Muhammed evde oturuyorduk. O arada sesler, çocuk sesleri geldi. Kendisi kalkıp baktı. Meğerki Habeşistanlı bir dansöz oynuyor, etrafında insanlar, çocuklar toplanmış bakıyorlar. Muhammed bana, "Ayşe, sen de bakmak ister misin?" dedi. Ben evet dedim ve kendisine yaslandım birlikte bakmaya başladık. Bir ara "Artık yeter mi?" diye sordu. Ben hayır; hoşuma gidiyor seyredelim dedim. O sırada Ömer de oraya geldi. İzleyiciler Ömer'in geldiğini görünce dağıldılar. Bunun üzerine Muhammed, "Ne kadar şeytan varsa (ins-cin) hepsi bu Ömer'den korkar" dedi.
Buna benzer farklı bir olay daha ekleyeyim. Bu sefer Ayşe'nin hizmetlisi Büreyde anlatıyor. Muhammed bir savaştan dönmüştü. O sırada zenci bir kadın huzuruna geldi ve şunu söyledi. Ben bir adakta (yeminde) bulundum ki, eğer bu savaşta Muhammed'in başına bir şey gelmeden kendisi eve dönerse ben de elime def alır çalar, oynarım. Acaba günah değil mi, yapabilir miyim? O da, madem böyle demişsin sorun yok, yapabilirsin dedi. Kadın programına başladı. Bu arada Ebubekir geldi yine sorun yok, kadın devam ediyor. Osman ve Ali geldiler yine sorun yok. Daha sonra Ömer gelince, kadın korkudan durdu ve defini altına alıp üzerinde oturdu: Sanki hiçbir şey yapmamış gibi yaptı. Bunun üzerine Muhammed Ömer'e, "Şeytan bile senden korkar. Biz o kadar insanlar izlerken problem yoktu, kadın oynuyordu; ancak sen gelince vazgeçti" dedi. (217)
Ömer kişilik olarak sert olduğu kadar tip/fizik olarak da farklıydı, korkutan bir görüntüsü vardı. Onun ne kadar sert biri olduğuna bir örnek vereyim. Kendi halifeliği döneminde kadının biri bir suçla itham edilir. Ömer haber gönderir, yanıma gel diye. Kadın bunu duyunca, "Vay başıma gelenler; Ömer'le ne işim var" der ve tabii ki zorunlu olarak Ömer'in yanına gelmek için yola çıkar. Kadın o sıra hamiledir ve doğum yapmak üzeredir. Gelirken Ömer'in korkusundan yolda çocuk düşürür ve düşürülen çocuk bir-iki kez ses de verir. Yani sekiz-dokuz aylık bir çocuk.
İslami kaynaklarda Ömer'in özellikleri yazılırken şu ilginç belirleme de yapılmıştır: Ömer kızdığı zaman bıyıklarını tutup çevirirdi, ah-of çekerdi, bir şey üfürür gibi yapardı. Kafasında saç yoktu; kel bir insandı. (218)
Bu hadislerden şu çıkıyor ortaya: Demek ki şeytan, Ömer'den korktuğu kadar Muhammed'den o kadar korkmuyormuş. Bu da İslam mantığına göre Ömer'in Muhammed'den daha dindar olduğu anlamına gelir. Çünkü İslam inancına göre insan ne kadar dindar ise şeytan o kadar ondan uzak durur. Bu gibi örneklerle aslında Muhammed, Ömer'in çok sert ve kaba biri olduğunu vurgulamak istemiştir. Kendisi ailesiyle birlikte izlediği halde sorun yok. Ama Ömer gelince millet dağılıyor. Fakat Muhammed de cesaret edip Ömer'e, "Ey Ömer bu işte günah yoktur, bak ben de izliyorum, insanların istirahatını bozma, peygamber ben miyim yoksa sen misin?" diyemiyor, kendisi bile Ömer'den korkuyor, yanlışlarına karşı bir şey diyemiyor, hep suskunluğu tercih ediyor veya Ömer'in yaptığı çok ağır bir suç da olsa (işlediği cinayetler gibi) onu kurtarmak için hep ondan yana oluyor. Hatta bazen gerektiğinde Cebrail Ömer'den yana zaman zaman ayet de getiriyormuş (!) Bu konuda az sonra birkaç somut örnek sunacağım.
Muhammed'in kadın sanatçıları, def çalan kadınları dinlediğine ilişkin hadisler, Buhari ve Müslim'de defalarca geçiyor. Mesela Ayşe anlatıyor; hem hac mevsiminde Mina'da, hem de normalde Medine'de ve üstelik de camide sanatçı kadınlar oynardı, ben ve Muhammed de izlerdik. Bir ara babam Ebubekir bunları görünce kızdı, bunlar şeytandır dedi; ancak eşim Muhammed, "Bırak oynasınlar; bugün seyrandır boş ver." dedi ve onlar oynamaya devam ettiler. Bellidir ki Ebubekir biraz yumuşak olduğu için Muhammed ona bir şeyler diyebilmiş; ama Ömer olsaydı sonuç farklı olurdu.
Bu hadisler pek duyulmamış olabilir, ancak İslam'ın sağlam kaynaklarında var. Bunları, Ömer'in mizacına birer örnek olsun diye buraya aldım. (219)
Örnek 4: Şu tespiti iyice dikkate almak lazım: Muhammed Mekke'de iken Kur'an'ın 1 14 suresinden 86'sı inmişti/oluşmuştu. Bu Mekke surelerinden hiçbirinde kadınlar aleyhine bir şey yoktur. Kur'an'da var olan kadınlar aleyhindeki ayetlerin tümü Medine'de oluşan 28 surede geçiyor. (220)
Peki, niye Mekke'de böyle bir şey yok; ama Medine'ye gelince oluşan surelerde kadınlar aleyhine ayetler sık sık geliyor? Evet, burası önemli!
Mekke'de bir kere en başta Muhammed'in kadınlarla ilgili sorunu yoktu. Tek evliydi ve eşi Hatice de zengin biriydi. Dolayısıyla onun keyfi yerindeydi. Ayrıca o dönem Mekke'de erkek egemen sistem hâkimdi; ancak Medine çok farklıydı. Bence bugün şehirlerde yaşayanlara medeni insanlar demenin tarihçesi Medine'ye dayanır. Gerçekten nerdeyse anaerkil bir sistem vardı Medine'de. Somut bir örnek vereyim. Medine'de Hz. Muhammed birçok kadınla evlenince tabii ki evde huzursuzluk meydana gelir. Bu kadınların çoğunun aileleri güçlüydü. Dolayısıyla Muhammed onlara olumsuz bir şey de diyemiyordu. Mesela Ayşe Ebubekir'in, Hafsa Ömer'in kızıydı. Bu kadınlar iki gruba ayrılırlar. Birinin başını Ayşe, Hafsa, Safiye ve Şevde çeker. Diğeri ise Ümmü Seleme ve kalan kadınlarından oluşuyordu. Ben burada bunlar arasındaki kavgaları anlatmıyorum. Maksadım, Medine döneminde çok eşlilik olduğundan dolayı huzursuzluk ortaya çıkıyor ve bir ihtiyaçtan dolayı kadınlar aleyhine ayetler oluşuyor. (221)
Her ne kadar Medine'de kadınlar daha özgür de olsa, yine zaman zaman kadına baskı uygulanırdı; özellikle Mekke'den giden Müslümanlar bunu yapardı. Bir ara bazı kadınlar, eşlerinin kendilerini dövdüklerini Muhammed'e şikâyet ederlerdi. Bunun üzerine kendisi, erkekler eşlerini dövmesinler şeklinde bir açıklama yaptı ve bu söz etrafa yayıldı. Bunu duyan halife Ömer hemen gelip Muhammed'e baskı kurdu: "Kadınlar eşlerine karşı azdılar, fetva ver de gerektiğinde erkekler onları dövebilsinler." dedi. Bunun üzerine -her ne kadar daha önce dövmeyin diye açıklama yapmışsa da- bu sefer Nisa suresi 34. ayeti geldi ki, bu ayete göre gerekirse erkekler eşlerini dövebilirler şeklinde açık bir şekilde dövmek için fetva ayeti indi. Bu ayet inince, erkekler eşlerini dövmeye başlarlar; hatta öyle olur ki, eşleri tarafından dövülen 70 kadın Muhammed'in evine doğru yürüyüşe geçer. Ama ne fayda! Ömer tarafı ağır basmış ve kadınlar dövülebilir diyen ayet artık Kur'an'a geçmişti. Kaldı ki, zaten kadınlar güçsüzdü, ayet onların dediği şekilde oluşamazdı. (222) Çünkü kuvvet her zaman güçlüden yanadır.
Örnek 5: Hz. Muhammed bir gün bir iş icabı Müdlic b. Amr adında bir kişiyi halife Ömer'e gönderir. Meğerki o sırada Ömer elbisesiz bir durumda uzanıyormuş veya belki de uyuyormuş. Adam onun yanına varınca avret yerini görüyor ve tabii ki Ömer bunu fark ediyor. Daha sonra Ömer Muhammed'in yanına gelince durumu anlatıyor ve "İnsanlar başkasının evine gidince, önce izin isteyin/kapı çalın da ondan sonra girin" anlamında bir ayet olsaydı çok iyi olurdu. Çünkü gönderdiğin adam geldi, beni uygun olmayan bir vaziyette gördü" diyor. Bunun üzerine Nur suresinde ayetler iniyor. (223)
Yani Ömer'in teklifi Allah katında makbule geçiyor ve hemen Cebrail'i gönderiyor. Ayetin anlamı şu: "Ey inananlar, ellerinizin altında bulunanlar (köle ve hizmetçiler) ve henüz erginliğe ermemiş çocuklarınız üç vakitte (odalarınıza girebilmek için) izin istesinler: Sabah namazından önce, öğle vakti elbisenizi çıkarıp yatacağınız/uzanacağınız zaman ve yatsı namazından sonra. Bunlar sizin üstünüzün açık olabileceği üç vakittir. Bu üç vakit dışında (köle-hizmetçi ve çocuklar) izin almadan içeri girebilirler; bunda ne size, ne de onlara bir sakınca yoktur. (Onlar sizin) yanınızda dolaşabilirler, birbirinizin yanına girip çıkabilirsiniz. Allah ayetleri size böyle açıklar. Allah bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir. Çocuklarınız erginlik çağına geldiklerinde, kendilerinden öncekilerin izin istedikleri gibi onlar da izin istesinler. Allah âyetlerini size böyle açıklar. Allah, hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir." (224) diyor. İlginçtir ki her iki ayetin de sonunda, "Allah âyetlerini size böyle açıklar. Allah, hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir" ifadesi geçiyor. Yani bu ev girişleriyle ilgili gelen ayetler, olağanüstü bir şey olarak sayılmış olmalı ki, Kur'an'ın Tanrısı tarafından bu son cümle iki sefer tekrarlanıyor.
Söz Ömer'in az önceki olayından açılmışken, aynı surede bu ev izinleriyle/kapı çalmayla ilgili başka ayetler de var, onları buraya almak istiyorum. Çünkü ilginç şeyler var. Ayetlerin anlamı şu: "Ey iman edenler! Kendi evlerinizden başka evlere giderken izin alıp selâm vermeden içeri girmeyin. Bu davranış sizin için daha hayırlıdır. Düşünüp anlayasınız diye size böyle öğüt veriliyor. Kimseyi bulamıyorsanız, size izin verilinceye kadar oraya girmeyiniz. Eğer size, "Geri dönün!" deniliyorsa, siz de dönün. Çünkü bu, sizin için daha nezih bir davranıştır. Allah, yaptığınızı bilir.
"İçinde kendinize ait eşyanın bulunduğu boş evlere (han, otel gibi) -izinsiz- girmenizde herhangi bir sakınca yoktur/girebilirsiniz. Allah, sizin açığa vurduklarınızı da, gizlediklerinizi de bilir." (225)
Evet; çok ilginç şeyler. Sanki dünyanın sorunları bunlarmış, sanki başka sorunlar yokmuş; Tanrı gelip evlere nasıl girilir adabını insanlara anlatıyor. İşte Ömer'in uygun olmayan bir durumda yakalanmasının getirdiği sonuç: Bir sürü ayet; hem de nasıl ayetler... (226)
Örnek 6: Bedir'de adeta aileler arasında meydana gelen bir savaş yaşandı. Muhammed'e karşı olan Mekkeliler, Ebu Süfyan komutasında Medine'ye yakın bir yere kadar geliyor ve Muhammed'le ona inanan ve çoğunluğu yine Mekkeli ve karşı tarafın çok yakın akrabası olan insanlar da öbür cephede bekliyorlardı ve yapılan savaş yakın akrabalar arası bir savaştı. Burada bir örnek vereyim. Halife Ömer, kendi öz dayısı As b. Hişam'ı katletti bu savaşta. Vurduktan sonra bir de As'ın oğlu Sait'e, "Babanı katlettiğim için senden özür dilemem. Çünkü senin baban olduğu kadar benim de dayımdır" dedi. Buna karşı Sait, "Hak yolda olmadığı için öldürmüşsün, buna ne diyebilirim ki" karşılığını verdi. (227)
Hz. Muhammed'in meşhur amcası Hamza, Bedir harbinde kendi yakınlarından Utbe ve Şeybe b. Rabi' kardeşleri vuruyor. Ebubekir'in oğlu Abdurrahman hem Bedir, hem de Uhud harbinde Müslümanlara karşı savaşıyordu ve babası da diğer tarafta/Müslüman ordusunda yer alıyordu. Bir ara Bedir harbinde Ebubekir Muhammed'e, "İzin ver de ben savaş meydanında oğlumla karşı karşıya, teke tek vuruşayım" diyor. Muhammed, "Sen benim gözüm kulağımsın olmaz" karşılığını veriyor ve engel oluyor. (228)
http://ateistcanavar.files.wordpress.com/2012/11/omer.jpg?w=160&h=200
a) Halife Ömer Neden Katledildi?
Halife Ömer'in cinayet nedeni çok ilginç ve maalesef Müslümanlar bunu bilmiyor. Onların kafasında hep "adaletin kılıcı, merhametli bir Ömer" olarak yer edinmiş. 1986'dan sonra ben Diyarbakır merkezdeydim, ta 92'ye kadar. Bir ara müftülük, halife Ömer'in katli ile ilgili bir piyes tertiplemişti, ben de izlemeye gittim. O piyesin etkisiyle izleyicilerde büyük bir nefret ve infial oluşmuştu: "Keşke Ömer'in katili Ebü Lü'lü'ü ele geçirip paramparça etseydik" mesajı, onların gözlerinden okunuyordu. O günlerde bu konuda fazla bilgi sahibi değildim; ama fanatik de değildim. Zaman içinde Ömer'in asıl kimliğini/icraatını öğrendim, o piyesteki insanların o nefreti hatırıma geliyor; üzülüyorum. Geçenlerde bir yazı okudum; Yemen'de kanun çıkarmışlar, bir kız çocuğu 17 yaşına gelmeden evlenemez diye. Kadınlar bunu duyunca niye böyle bir kanun çıkarıyorsunuz diye ellerine birer pankart alıp meclise yürüyüşe geçmişler. Hâlbuki o kanun kadınların lehinedir. Burada olay şu: Onlar İslam'a inanıyorlar. İslam'da da küçük yaş kızlar için problem değil. Bu kanunu çıkarmakla Yemen hükümeti İslamiyet'e saygısızlık yapmış oluyor! İşte karşı koyuşlarının nedeni bu.
Evet, Ömer neden öldürüldü?
Halife Ömer kolay kolay Farsları şehre sokmazdı, onların Medine'ye yerleşmelerine izin vermezdi. Bir gün Mugire b. Şube, Ömer'e bir mektup yazdı. Mektubun içeriği şu: Yanımda Fars/İranlı biri var, adam hem iyi bir demirci, hem marangoz ve hem de ressam/figür işini iyi yapan biri. İzin verirsen Medine'ye gelsin orada bizim insanlarımıza faydalı olsun. Önerdiği kişi Mugire'nin kölesidir, kalabalık bir merkezde kalmasını, fazla müşterisi olmasını arzu etmektedir. Sonunda Ömer izin verir ve adam Medine'ye yerleşir. Her gün (para kazansın kazanmasın) patronuna iki dirhem (o günkü para birimi) vermek zorundadır. Bir süre sonra bu kadar para vermek adama zor gelmeye başlar. Bir ara Ömer'e durumunu anlatır, bu kadar ücreti ödeyemeyeceğini söyler. Ömer, sen kazanırsın, birçok sanatın var der ve ona yardımcı olmaz.
Bu arada Ömer ona, "Duyduğuma göre sen hava ile çalışabilecek değirmen de yapabiliyormuşsun" der. Adam evet dedikten sonra ve Ömer'e kızgın bir bakış atarak "Ömrüm yeterse sana öyle bir değirmen yapacağım ki, numune olsun, insanlar hep onu konuşsun" diye ekler. Ömer'i öldürme duygusuyla doludur. Ömer de onun bakışlarından bu durumu fark ederek, "Baksanıza bu adam beni tehdit ediyor." der. Tabii ki alaylı bir şekilde. Ve adam gidip iki ağızlı, uzun bir hançer yapar, bir gün sabaha karşı camide Ömer'e saldırır ve üç darbe vurup kaçar. Kaçarken de önüne gelenlere, onu yakalamak isteyenlerin hepsine saldırır ve rivayetlere göre on üç kişiyi katleder. Hançerin zehirli olduğunu da belirtmeliyim. Sonuçta teslim olmamak için intihar eder.
İşte Ömer'in ölüm hikâyesi böyle.
Haksızlığa maruz kalan ve kendi memleketinde önemli bir ailenin de evladı olan bu insan, bir hiç uğruna köle statüsüne tabi tutuluyor, Ömer'e derdini anlatıyor ve Ömer de, "Çalış, çalış. Senin elinden birçok iş gelir" karşılığını veriyor. Şunu belirteyim ki, Ömer'in cinayetiyle ilgili Müslümanlar tarafından ezberlenmiş o bilgi gerçeği yansıtmıyor. Ömer'i katleden Firuz, yine Ömer'in halifeliği döneminde Müslümanlarca ele geçirilen İran'a bağlı Nihavend şehrindendir. İslam tarihindeki bilgiye göre Müslümanlar 100 binden fazla insanı katlediyor bu savaşta. Otuz bini savaş alanında, seksen bini de baskınlarda öldürülüyor. Bu savaşta her Müslüman süvari askere altı bin dirhem ganimet dağıtılıyor. Piyadeye de iki bin. Önemli kişiler katlediliyor. Kadınlar cariye ve birçoğu köle statüsüne tabi tutularak Medine'ye götürülüyor. Böyle bir manzaraya ne denilebilir ki. Ömer'i katleden Firuz, çoğu kez o çocukların yanına gidip başlarını okşardı ve "Ne yapayım, yapılacak bir şey yok. Ömer, ciğerlerimi yedi/parçaladı" diyordu ve hep düşünüp taşınıyordu.
İşte bundan sonrası önemli.
İbni Teymiyye Minhac'ü Sünne adlı yapıtında bu konuyu işlerken şunu söylüyor: Bu adamın Ömer'i katletmesi bir siyasi olaydır. Bunu basit bir vergi meselesine bağlamak doğru değildir. Adam, alınan şehrini düşünüyor, katledilen insanlarını düşünüyor, Medine sokaklarında her gün o esir çocukları görünce eriyor, katledilen o Nihavend kadınlarını gözünün önüne getiriyor. Ve bu yüzden bir an önce Ömer'i nasıl yok ederim planları yapıyor, tabii ki kendisine biçilen vergi de ağır, o da etki yapmış olabilir; ama asıl neden, siyasidir.
Afrika'ya, İspanya'ya, Orta Asya'ya kadar uzanarak fütuhat adı altında o zamanki yerüstü kaynaklarını talan ettiler. İyi ki teknoloji devri başladı; yoksa bu fütuhatlar hâlâ devam edecekti ve nice Firuzlar ya esir olup bir patrona uşak yapılacak, ya da katledilecekti; kadınlar-kızlar da cariye olacaktı ve mal-mülk ne varsa hepsi ganimet olarak dağıtılacaktı. (213)
b) Bilinmeyen Yönleriyle Halife Ömer
En başta Hz. Muhammed olmak üzere, Ebubekir ve daha birçok önemli kişinin ölümünden sorumlu tutulan Ömer'in yapısının gerçekten buna müsait olup olmadığını iyi anlamak için, bilinmeyen yönlerine iyi bakmak lazım. İslami kesimce sağlam diye kabul görmüş kaynaklardan derlediğim bazı özelliklerini bu başlık altında özet emek istiyorum.
İlkin halife Ömer'in niçin ve nasıl Müslüman olduğu konusuna değinmek istiyorum. Onu tam tanıyabilmek için bu konunun da bilinmesinde yarar var.
Ömer'in nasıl Müslüman olduğu konusu, neredeyse imanın şartları gibi her Müslüman'ın ezberindedir. Onun için formaliteler üzerinde pek durmayacağım. Ancak iddia edildiği gibi Ömer o komik nedenden dolayı mı Müslüman olmuştur; yoksa başka nedenleri mi vardı, buna katkı sunabilecek bazı ipuçları vereceğim.
İslami kaynaklarda anlatılan şu: Mekke döneminde henüz Müslümanların sayısı 40 civarında iken, inanmayanlar Hz. Muhammed'i ortadan kaldırmak için kiralık katil ayarlamaya karar verirler. Sonuçta Ömer ortaya çıkıp bu işi ben yaparım der ve anlaşırlar. Bunun sonucu olarak Ömer kılıcını kuşanır Muhammed'i öldürmek için dışarı çıkar. Yolda Nuaym b. Abdullah adındaki birine rastlar. Adam Ömer'e, "Senin yakınların Müslüman olmuş, önce kendi aileni bir düzelt de ondan sonra git başkasıyla uğraş." der. Ömer, "Hangi ailemden söz ediyorsun?" diye sorunca, Nuaym b. Abdulah, "Amcanın oğlu ve aynı zamanda enişten Said b. Zeyd b. Amr ve kız kardeşin Fatma bin Hattab işte bunlar Müslüman olmuşlar" der. Bunun üzerine Ömer hemen yolunu değiştirip onların evine doğru gider. Kapıya varınca, Habbab adındaki kişinin onların evinde Kur'an'dan ayetler okuduğunu işitir. Ömer içeri girer, "Az önce okuduklarınız ne idi?" diye sorar. Kız kardeşi ile eniştesi bunu inkâr edince Ömer, "Duydum ki ikiniz de Muhammed'e uymuşsunuz ve onun dinine girmişsiniz." der ve hemen eniştesi Said b. Zeyd'in üzerine çullanır. Fatma kalkıp onu kocasının üzerinden uzaklaştırmak isteyince Ömer onu da tokatlar ve başını yarar. Bu arada kız kardeşi ve eniştesi ona, "Evet, biz Müslüman olduk. Sen ne yaparsan yap" derler.
Ömer, kız kardeşinin başını yarıp kanattığını görünce duygulanır ve o andan sonra kız kardeşine, "Demin okuduğunuz eğer yazılı varsa bana getirin, Muhammed'in davası neymiş bir bakalım?" der ve ondan sonra onlara yumuşak davranmaya başlar. O sırada kız kardeşi Fatma ona, "Ey kardeşim! Sen puta taptığın için necissin/pissin (temiz değilsin!) Hâlbuki Kur'an'a temiz olanlar ancak dokunabilir!" der. Bunun üzerine Ömer kalkıp yıkanır ve kardeşi Fatma da ona o sayfaları getirip verir. Sayfalarda Taha suresi ile Tekvir suresinin birkaç ayeti yazılıymış. Ömer Taha suresinin baş tarafındaki ayetleri okuyunca, "Bu sözler, ne kadar güzel, ne kadar değerli!" demekten kendini alamaz ve o andan sonra da gidip Muhammed'le konuşup Müslüman olduğunu ilan eder ve artık Muhammed'le çalışmaya başlar. İşte İslami kaynaklarda halife Ömer'in Müslüman oluşunun kısa hikâyesi bu.
Ömer'i çok etkileyen ve Müslüman olmasına neden olan ayetlerin içeriğinde neler var, neymiş o olağanüstü mesajlar ki Ömer artık dayanamamış, sonuçta inanmış? Önce bu ayetlere bir bakalım. Bir kere birinci ayet (Ta ha) anlamı olmayan bir kelime; bunu geçelim. Ömer'in dinlediği (kalan) 15 ayette, biz Kur'an'ı sana güçlük verelim diye değil de, Allah'tan korkanlara öğüt olsun diye indirdik. Yerle gökleri yaratan Allah'tır. Rahman/Allah Arş'ta istiva etmiş (Bu da çok tartışmalı ve Tevrat'la örtüşen bir ayet. Hani Tevrat'ta deniliyor ki Allah evreni 6 günde yarattıktan sonra yedinci günü Arş'a oturmuş. Burada da bunun çağrışımı var), göklerle yerin ve ikisi arasındakilerle yerin dibindeki ne varsa hep Allah'ındır, Allah gizliyi de aşikârı da bilir. Allah'tan başka Tanrı yoktur ve en güzel isimler Allah'ındır denir.
Bunlar söylendikten sonra hemen Hz. Musa olayına atlama yapılır ve ilginçtir ki Allah burada soru şeklinde giriş yapan Musa olayı sana (ey Muhammed) ulaştı mı, der ve anlatır: Hani Musa uzakta bir ateş görünce ailesine, "Hele bir gidip bakayım, ola ki o ateşten bize bir parça getiririm veya yanında biri varsa sorarım belki bize yardımcı olur" gibi Tevrat'ta anlatılan mitolojiden bir özet var son kısımda (Sunduklarım, Ömer'in dinleyip de etkilendiği ayetlerdir.)
Bir de o sırada Ömer'in dinlediği Tekvir suresinin ilk 14 ayetinde neler var, bunları da özet şeklinde Diyanet'in Kur'an tercemesinden vereyim. "Güneş dürüldüğü zaman, yıldızlar söndüğü zaman, dağlar yürütüldüğü zaman, gebe develer salıverildiği zaman, yaban hayatı yaşayan (irili ufaklı) tüm canlılar toplandığı zaman, denizler kaynatıldığı zaman, ruhlar (bedenlerle) eşleştirildiği zaman, diri diri gömülen kız çocuğunun, hangi günahtan ötürü öldürüldüğü sorulduğu zaman, amel defterleri açıldığı zaman, gökyüzü (yerinden) sıyrılıp koparıldığı zaman, Cehennem alevlendirildiği zaman, Cennet yaklaştırıldığı zaman, herkes önceden hazırlayıp getirdiği şeyleri bilecektir." (214)
İşte Ömer'i etkileyen ayetler bunlar.
Şunu da hatırlatmakta yarar var: Bir kere Ömer bu ayetleri yeni duymuyordu! Bunları ve daha nicelerini çarşıda, pazarda, sokakta ve her yerde Muhammed'den açık bir şekilde dinliyordu. Zaten Muhammed bunları anlattığı için muhalefet ona inanmıyordu ve Ömer bu yüzden kılıcını alıp onu öldürmeye gitmişti. Peki, neden dışarıda bunların daha fazlasını dinlediği halde etkilenmedi de, içeride birkaç ayet okuyunca onda iz bıraktı ve olağanüstü ayetler diye İslam tarihine geçti? Ömer'in daha önce bu ayetleri hiç duymadığını, bu olayda duyduğunu kabul edelim! Peki, az önce anlamlarını sunduğum bu ayetlerde ne vardı ki Ömer çok etkilenerek Müslüman olmuştur?
Aslında Ömer kız kardeşini döverek onu yaraladığında, bundan bir nebze (o an için) etkilenmiş olabilir. Ancak Ömer'le ilgili tüm bilgiler bir araya getirildiğinde, onun İslamiyet'i kabul ettiği andan itibaren, gelecekle ilgili kafasına bazı düşünceleri yerleştirdiğini söylemek kuvvetle muhtemeldir. Çünkü o dönem Mekke'de farklı ve etkili bir siyasi örgütlenme yoktu; nasıl olsa bu din formülüyle Muhammed bir şeyler yapmaya, yeni bir sistem kurmaya çalışıyordu; hiç olmazsa ben de fazla düşman kesilmeden şimdiden bağlanıp gelecek için planlarımı yapayım şeklinde düşünmesi ve buna yönelik hesaplar yapması en gerçekçi olanıdır, tabii ki eğer Ömer'in İslamiyet'i kabul etmesi anlatıldığı gibi ise. Ama belki de farklı bir şekilde Müslüman olmuştur, bunu bilemiyoruz. Hep söylüyorum: İslam tarihi maalesef çok karanlık bir tarihtir, bağımsız yazılan bir tarih değildir. Az sonra sunacağım hadiste ve daha birçoğunda Hz. Muhammed, Ömer için, "Şeytan bile senden kaçar" demektedir. Yani Ömer boşu boşuna, hemen gidip ben de Müslüman oldum demez; bu, çok safça bir düşünce olur.
Şimdi de Ömer'in gerçek hayatından somut birkaç örnek vereyim.
Örnek 1: Sad b. Ebi Vakkas aktarıyor: Bir gün halife Ömer Muhammed'in yanına girmek için izin ister. O sırada da Muhammed'in yanında birtakım kadınlar da vardır. Bunlar hem onunla sohbet eder, hem de yüksek sesle konuşup kadın haklarıyla ilgili bazı isteklerini, sıkıntılarını dile getirirler. Ömer içeri girince onlar hemen kalkıp perde arkasına gider, saklanırlar. Buna karşı Muhammed gülmeye başlar. Ömer bunun nedenini sorunca Muhammed, "Bu kadınlara şaştım: Ben ve onlar baş başa iken serbesttiler, bir sorun yoktu; senin sesini duyunca koşup perde arkasına gittiler" der. Ömer, "Bunlar, asılında sana karşı böyle disiplinli olmalıydı" der ve o kadınların bulunduğu yöne doğru dönerek, "Ey kendine düşman olanlar! Muhammed'den çekinmiyorsunuz da benden mi çekmiyorsunuz?" diyerek onlara serzenişte bulunur. Kadınlar da, "Evet! Senden korkarız. Çünkü Sen çok sert mizaçlı bir insansın" karşılığını verirler. Bu arada Muhammed, "Allah'a yemin olsun ki, ey Ömer eğer şeytan sana bir caddede rastlamış olsa, mutlaka senin tuttuğun yoldan yönünü çevirip başka bir yol alır" der. Evet; Ömer'in sertliğini ortaya koyan bu önemli hadis, Buhari ile Müslim'de ortak olarak işlenmiştir. (215)
Ömer'le ilgili benzer örnekler İslami eserlerde çoktur; birkaçını daha aşağıya alıyorum...
Örnek 2: Leyla adında bir kadın anlatıyor. Biz İslamiyet'i kabul ettiğimiz için muhalif olanlar (Mekke'de) bize eziyet çektiriyorlardı, bunların başında da Ömer geliyordu. Kendisi çok sert bir insandı. Bize uygulananlara dayanamadığımız için eşim Amir b. Rab'i ile birlikte hazırlandık, Habeşistan'a göç edeceğiz. Ömer bu hareketliliğimizi görünce "Hayırdır, nereye?" diye sordu. Ben de, "bize yaptığınız zulme dayanamadık burdan kaçıyoruz" dedim. Buna karşı Ömer sert bir davranışta bulunmadı, tam tersine, "Allah sizinle olsun" dedi. Daha sonra Ömer gidince eşim yanıma geldi. Ben eşime, Ömer'le aramda geçenleri anlattım, Ömer'in bana yumuşak davrandığını söyledim. Bu sırada eşim, "Ömer'in merkebi/eşeği Müslüman olmayana kadar Ömer Müslüman mı olacak sanki" dedi. (216)
Burada, az önceki örnekte anlatılan Ömer, Müslüman olmadan önceki Ömer'dir; İslamiyet'i kabul ettikten sonra değişmiş ve adaletin kılıcı olmuş gibi sözler söylenebilir. Kanımca bu başlık sonuna kadar takip edilirse ve kitapta olup bitenler de göz önüne alınırsa Ömer'in değişip değişmediği daha kolay ortaya çıkar.
Örnek 3: Burada anlatacağım olay, az önceki örnekle aynı mesajı içeriyor. Hz. Muhammed'in genç eşi Ayşe anlatıyor. Ben ve eşim Muhammed evde oturuyorduk. O arada sesler, çocuk sesleri geldi. Kendisi kalkıp baktı. Meğerki Habeşistanlı bir dansöz oynuyor, etrafında insanlar, çocuklar toplanmış bakıyorlar. Muhammed bana, "Ayşe, sen de bakmak ister misin?" dedi. Ben evet dedim ve kendisine yaslandım birlikte bakmaya başladık. Bir ara "Artık yeter mi?" diye sordu. Ben hayır; hoşuma gidiyor seyredelim dedim. O sırada Ömer de oraya geldi. İzleyiciler Ömer'in geldiğini görünce dağıldılar. Bunun üzerine Muhammed, "Ne kadar şeytan varsa (ins-cin) hepsi bu Ömer'den korkar" dedi.
Buna benzer farklı bir olay daha ekleyeyim. Bu sefer Ayşe'nin hizmetlisi Büreyde anlatıyor. Muhammed bir savaştan dönmüştü. O sırada zenci bir kadın huzuruna geldi ve şunu söyledi. Ben bir adakta (yeminde) bulundum ki, eğer bu savaşta Muhammed'in başına bir şey gelmeden kendisi eve dönerse ben de elime def alır çalar, oynarım. Acaba günah değil mi, yapabilir miyim? O da, madem böyle demişsin sorun yok, yapabilirsin dedi. Kadın programına başladı. Bu arada Ebubekir geldi yine sorun yok, kadın devam ediyor. Osman ve Ali geldiler yine sorun yok. Daha sonra Ömer gelince, kadın korkudan durdu ve defini altına alıp üzerinde oturdu: Sanki hiçbir şey yapmamış gibi yaptı. Bunun üzerine Muhammed Ömer'e, "Şeytan bile senden korkar. Biz o kadar insanlar izlerken problem yoktu, kadın oynuyordu; ancak sen gelince vazgeçti" dedi. (217)
Ömer kişilik olarak sert olduğu kadar tip/fizik olarak da farklıydı, korkutan bir görüntüsü vardı. Onun ne kadar sert biri olduğuna bir örnek vereyim. Kendi halifeliği döneminde kadının biri bir suçla itham edilir. Ömer haber gönderir, yanıma gel diye. Kadın bunu duyunca, "Vay başıma gelenler; Ömer'le ne işim var" der ve tabii ki zorunlu olarak Ömer'in yanına gelmek için yola çıkar. Kadın o sıra hamiledir ve doğum yapmak üzeredir. Gelirken Ömer'in korkusundan yolda çocuk düşürür ve düşürülen çocuk bir-iki kez ses de verir. Yani sekiz-dokuz aylık bir çocuk.
İslami kaynaklarda Ömer'in özellikleri yazılırken şu ilginç belirleme de yapılmıştır: Ömer kızdığı zaman bıyıklarını tutup çevirirdi, ah-of çekerdi, bir şey üfürür gibi yapardı. Kafasında saç yoktu; kel bir insandı. (218)
Bu hadislerden şu çıkıyor ortaya: Demek ki şeytan, Ömer'den korktuğu kadar Muhammed'den o kadar korkmuyormuş. Bu da İslam mantığına göre Ömer'in Muhammed'den daha dindar olduğu anlamına gelir. Çünkü İslam inancına göre insan ne kadar dindar ise şeytan o kadar ondan uzak durur. Bu gibi örneklerle aslında Muhammed, Ömer'in çok sert ve kaba biri olduğunu vurgulamak istemiştir. Kendisi ailesiyle birlikte izlediği halde sorun yok. Ama Ömer gelince millet dağılıyor. Fakat Muhammed de cesaret edip Ömer'e, "Ey Ömer bu işte günah yoktur, bak ben de izliyorum, insanların istirahatını bozma, peygamber ben miyim yoksa sen misin?" diyemiyor, kendisi bile Ömer'den korkuyor, yanlışlarına karşı bir şey diyemiyor, hep suskunluğu tercih ediyor veya Ömer'in yaptığı çok ağır bir suç da olsa (işlediği cinayetler gibi) onu kurtarmak için hep ondan yana oluyor. Hatta bazen gerektiğinde Cebrail Ömer'den yana zaman zaman ayet de getiriyormuş (!) Bu konuda az sonra birkaç somut örnek sunacağım.
Muhammed'in kadın sanatçıları, def çalan kadınları dinlediğine ilişkin hadisler, Buhari ve Müslim'de defalarca geçiyor. Mesela Ayşe anlatıyor; hem hac mevsiminde Mina'da, hem de normalde Medine'de ve üstelik de camide sanatçı kadınlar oynardı, ben ve Muhammed de izlerdik. Bir ara babam Ebubekir bunları görünce kızdı, bunlar şeytandır dedi; ancak eşim Muhammed, "Bırak oynasınlar; bugün seyrandır boş ver." dedi ve onlar oynamaya devam ettiler. Bellidir ki Ebubekir biraz yumuşak olduğu için Muhammed ona bir şeyler diyebilmiş; ama Ömer olsaydı sonuç farklı olurdu.
Bu hadisler pek duyulmamış olabilir, ancak İslam'ın sağlam kaynaklarında var. Bunları, Ömer'in mizacına birer örnek olsun diye buraya aldım. (219)
Örnek 4: Şu tespiti iyice dikkate almak lazım: Muhammed Mekke'de iken Kur'an'ın 1 14 suresinden 86'sı inmişti/oluşmuştu. Bu Mekke surelerinden hiçbirinde kadınlar aleyhine bir şey yoktur. Kur'an'da var olan kadınlar aleyhindeki ayetlerin tümü Medine'de oluşan 28 surede geçiyor. (220)
Peki, niye Mekke'de böyle bir şey yok; ama Medine'ye gelince oluşan surelerde kadınlar aleyhine ayetler sık sık geliyor? Evet, burası önemli!
Mekke'de bir kere en başta Muhammed'in kadınlarla ilgili sorunu yoktu. Tek evliydi ve eşi Hatice de zengin biriydi. Dolayısıyla onun keyfi yerindeydi. Ayrıca o dönem Mekke'de erkek egemen sistem hâkimdi; ancak Medine çok farklıydı. Bence bugün şehirlerde yaşayanlara medeni insanlar demenin tarihçesi Medine'ye dayanır. Gerçekten nerdeyse anaerkil bir sistem vardı Medine'de. Somut bir örnek vereyim. Medine'de Hz. Muhammed birçok kadınla evlenince tabii ki evde huzursuzluk meydana gelir. Bu kadınların çoğunun aileleri güçlüydü. Dolayısıyla Muhammed onlara olumsuz bir şey de diyemiyordu. Mesela Ayşe Ebubekir'in, Hafsa Ömer'in kızıydı. Bu kadınlar iki gruba ayrılırlar. Birinin başını Ayşe, Hafsa, Safiye ve Şevde çeker. Diğeri ise Ümmü Seleme ve kalan kadınlarından oluşuyordu. Ben burada bunlar arasındaki kavgaları anlatmıyorum. Maksadım, Medine döneminde çok eşlilik olduğundan dolayı huzursuzluk ortaya çıkıyor ve bir ihtiyaçtan dolayı kadınlar aleyhine ayetler oluşuyor. (221)
Her ne kadar Medine'de kadınlar daha özgür de olsa, yine zaman zaman kadına baskı uygulanırdı; özellikle Mekke'den giden Müslümanlar bunu yapardı. Bir ara bazı kadınlar, eşlerinin kendilerini dövdüklerini Muhammed'e şikâyet ederlerdi. Bunun üzerine kendisi, erkekler eşlerini dövmesinler şeklinde bir açıklama yaptı ve bu söz etrafa yayıldı. Bunu duyan halife Ömer hemen gelip Muhammed'e baskı kurdu: "Kadınlar eşlerine karşı azdılar, fetva ver de gerektiğinde erkekler onları dövebilsinler." dedi. Bunun üzerine -her ne kadar daha önce dövmeyin diye açıklama yapmışsa da- bu sefer Nisa suresi 34. ayeti geldi ki, bu ayete göre gerekirse erkekler eşlerini dövebilirler şeklinde açık bir şekilde dövmek için fetva ayeti indi. Bu ayet inince, erkekler eşlerini dövmeye başlarlar; hatta öyle olur ki, eşleri tarafından dövülen 70 kadın Muhammed'in evine doğru yürüyüşe geçer. Ama ne fayda! Ömer tarafı ağır basmış ve kadınlar dövülebilir diyen ayet artık Kur'an'a geçmişti. Kaldı ki, zaten kadınlar güçsüzdü, ayet onların dediği şekilde oluşamazdı. (222) Çünkü kuvvet her zaman güçlüden yanadır.
Örnek 5: Hz. Muhammed bir gün bir iş icabı Müdlic b. Amr adında bir kişiyi halife Ömer'e gönderir. Meğerki o sırada Ömer elbisesiz bir durumda uzanıyormuş veya belki de uyuyormuş. Adam onun yanına varınca avret yerini görüyor ve tabii ki Ömer bunu fark ediyor. Daha sonra Ömer Muhammed'in yanına gelince durumu anlatıyor ve "İnsanlar başkasının evine gidince, önce izin isteyin/kapı çalın da ondan sonra girin" anlamında bir ayet olsaydı çok iyi olurdu. Çünkü gönderdiğin adam geldi, beni uygun olmayan bir vaziyette gördü" diyor. Bunun üzerine Nur suresinde ayetler iniyor. (223)
Yani Ömer'in teklifi Allah katında makbule geçiyor ve hemen Cebrail'i gönderiyor. Ayetin anlamı şu: "Ey inananlar, ellerinizin altında bulunanlar (köle ve hizmetçiler) ve henüz erginliğe ermemiş çocuklarınız üç vakitte (odalarınıza girebilmek için) izin istesinler: Sabah namazından önce, öğle vakti elbisenizi çıkarıp yatacağınız/uzanacağınız zaman ve yatsı namazından sonra. Bunlar sizin üstünüzün açık olabileceği üç vakittir. Bu üç vakit dışında (köle-hizmetçi ve çocuklar) izin almadan içeri girebilirler; bunda ne size, ne de onlara bir sakınca yoktur. (Onlar sizin) yanınızda dolaşabilirler, birbirinizin yanına girip çıkabilirsiniz. Allah ayetleri size böyle açıklar. Allah bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir. Çocuklarınız erginlik çağına geldiklerinde, kendilerinden öncekilerin izin istedikleri gibi onlar da izin istesinler. Allah âyetlerini size böyle açıklar. Allah, hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir." (224) diyor. İlginçtir ki her iki ayetin de sonunda, "Allah âyetlerini size böyle açıklar. Allah, hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir" ifadesi geçiyor. Yani bu ev girişleriyle ilgili gelen ayetler, olağanüstü bir şey olarak sayılmış olmalı ki, Kur'an'ın Tanrısı tarafından bu son cümle iki sefer tekrarlanıyor.
Söz Ömer'in az önceki olayından açılmışken, aynı surede bu ev izinleriyle/kapı çalmayla ilgili başka ayetler de var, onları buraya almak istiyorum. Çünkü ilginç şeyler var. Ayetlerin anlamı şu: "Ey iman edenler! Kendi evlerinizden başka evlere giderken izin alıp selâm vermeden içeri girmeyin. Bu davranış sizin için daha hayırlıdır. Düşünüp anlayasınız diye size böyle öğüt veriliyor. Kimseyi bulamıyorsanız, size izin verilinceye kadar oraya girmeyiniz. Eğer size, "Geri dönün!" deniliyorsa, siz de dönün. Çünkü bu, sizin için daha nezih bir davranıştır. Allah, yaptığınızı bilir.
"İçinde kendinize ait eşyanın bulunduğu boş evlere (han, otel gibi) -izinsiz- girmenizde herhangi bir sakınca yoktur/girebilirsiniz. Allah, sizin açığa vurduklarınızı da, gizlediklerinizi de bilir." (225)
Evet; çok ilginç şeyler. Sanki dünyanın sorunları bunlarmış, sanki başka sorunlar yokmuş; Tanrı gelip evlere nasıl girilir adabını insanlara anlatıyor. İşte Ömer'in uygun olmayan bir durumda yakalanmasının getirdiği sonuç: Bir sürü ayet; hem de nasıl ayetler... (226)
Örnek 6: Bedir'de adeta aileler arasında meydana gelen bir savaş yaşandı. Muhammed'e karşı olan Mekkeliler, Ebu Süfyan komutasında Medine'ye yakın bir yere kadar geliyor ve Muhammed'le ona inanan ve çoğunluğu yine Mekkeli ve karşı tarafın çok yakın akrabası olan insanlar da öbür cephede bekliyorlardı ve yapılan savaş yakın akrabalar arası bir savaştı. Burada bir örnek vereyim. Halife Ömer, kendi öz dayısı As b. Hişam'ı katletti bu savaşta. Vurduktan sonra bir de As'ın oğlu Sait'e, "Babanı katlettiğim için senden özür dilemem. Çünkü senin baban olduğu kadar benim de dayımdır" dedi. Buna karşı Sait, "Hak yolda olmadığı için öldürmüşsün, buna ne diyebilirim ki" karşılığını verdi. (227)
Hz. Muhammed'in meşhur amcası Hamza, Bedir harbinde kendi yakınlarından Utbe ve Şeybe b. Rabi' kardeşleri vuruyor. Ebubekir'in oğlu Abdurrahman hem Bedir, hem de Uhud harbinde Müslümanlara karşı savaşıyordu ve babası da diğer tarafta/Müslüman ordusunda yer alıyordu. Bir ara Bedir harbinde Ebubekir Muhammed'e, "İzin ver de ben savaş meydanında oğlumla karşı karşıya, teke tek vuruşayım" diyor. Muhammed, "Sen benim gözüm kulağımsın olmaz" karşılığını veriyor ve engel oluyor. (228)