ALKA
20-11-2012, 19:43
http://ateistcanavar.files.wordpress.com/2012/11/hz-ali-isfahan-iman-zahdah-chah-zaid-mosque.jpg?w=120
BÖLÜM 6 - Hz. ALİ ve eşi Hz. FATMA
a) Hz. Ali, Ebubekir'in Halifeliğini Nasıl Kabul Etti?
Önce olayın özetini vereyim. Yukarıda Ebubekir'in halife seçilmesi konusunda biraz değindim; ama burada farklı bazı bilgiler sunacağım. Muhammed'in ölümünden sonra Hz. Ali onun cenazesiyle uğraşırken Ebubekir ve Ömer halifelik konusunda çalışarak Ebubekir'i halife ilan ederler. Yine yukarıda ifade edildiği gibi Ebubekir halife olunca, Hz. Fatma Ebubekir'e gidip babasına ait veraset malından kendi hissesini almak ister; ama Ebubekir vermez. Sonunda Fatma çok rahatsız olur, hatta ona kızar ve evine gider. Bu arada Hz. Ali de halifelik hakkımdır diyerek Ebubekir'in halifeliğini tanımaz. Hz. Ali, hem Fatma'nın bu veraset malına el konması nedeniyle, hem de halifeliğin kendine verilmemesi yüzünden evine kapanır. Bir diğer neden de (kaynaklarda bu çok nadir işlenmiş; asıl sebep halifelik ve Fatma'nın hissesine el konulmasıdır) Hz. Ali güya Kur'an kitap haline gelmeyene kadar ben toplum içine çıkmam demiş ve bu arada evinde Kur'an'ı kitap haline getirmekle meşgul olmaya başlamış. Dolayısıyla Ebubekir ve Ömer'den alakasını keser, tabii ki hem Muhammed'in damadı, hem de amcaoğlu olduğu için, önemli bir kitle Ebubekir'in halife olmasından sonra hâlâ onu destekler, evinde toplantılar yapar. Hatta o arada Ebubekir'e, "Sen rahatımızı bozdun, bizimle istişare etmeden halife oldun" diyerek sert tepki de gösterir. Ebubekir de, "Haklısın; ancak sanıldığı gibi bu iş kolay değil, her kafadan bir ses çıkıyor, ben bu işe soyunmasaydım fitne çıkacaktı" der. (272)
Durum bu iken, bir gün Ömer, Ebubekir'e, "Bu adam (yani Ali) muhalif kaldığı sürece bize rahat yüzü yok. Sen en iyisi onu sustur" diye öneri sunar, Ebubekir bunu olumlu karşılar. Sonuçta, Hz. Ali ve yanındakiler gelip Ebubekir'in halifeliğini tanısınlar diye bir heyet gönderirler. Ömer, Ebubekir döneminde Ali'nin işini halletmezse, ileride halifelik konusunda kendisinin rahatının bozulacağını biliyordu, farkındaydı. O yüzden hep Ebubekir'i kışkırtıyordu.
Bu konuda kaynak çok; anlattıkları birbirlerine yakın olanları bir arada özetlemek isterim; farklı bilgiler ihtiva eden kaynaklardan ayrıca aktarmalar yapacağım.
Şimdi başta Ömer Rıda Kehhale, İbni Küteybe, Belazuri'den bir özet sunmak istiyorum. Ömer ve Ebubekir'in kararlaştırdıkları ekip, 3-4 sefer Hz. Ali'nin evine gidip gelir; ama istenen sonuç alınmaz. Bir kere Hz. Fatma bunları görünce onlara evin kapısını bile açmaz. Hal böyle olunca halife Ömer bu görevi bizzat üstlenir ve yanına aldığı ekiple onların evine gider. Ebubekir o sırada Ömer'e, "Ali ve yanındakileri en disiplinli, hakaretvari bir şekilde getireceksiniz." diye talimat da verir. Hatta direnirlerse onlarla savaşın, onları katledin gibi emirler de verir. Bu son cümle farklı kaynaklarda var, yeri gelince daha da detaylandıracağım... Ömer Hz. Ali'nin evinin önüne varınca, Dışarı çıkın" diye seslenir. İçerdekiler onu dinlemeyince, Ömer kendilerine karşı baskı kurar ve nihayet onlar çıkmak zorunda kalırlar. Bu baskıyla ilgili ayrıca bağımsız bir başlık açacağım. Çünkü burada bir trajedi yaşanır, hatta cinayet işlenir; bunu ayrı ele almakta fayda var.
O insanlar evden çıkıp Ebubekir'in yanına gider ve halifeliğini kabul ederler (tabii ki baskıyla); ancak Hz. Ali mazeret beyan edip evinden çıkmaz. Güya mazereti de yukarıda belirttiğim gibi; Kur'an bir araya/kitap haline gelmeyene kadar ben halk arasına girmem diye yemin içmiş (tabii ki uydurma, bunun gerçekle alakası yok).
Her ne kadar diğerleri gidip Ebubekir'in halifeliğini kabul etmişlerse de, Ömer yine buna sevinmez, ona göre iş daha bitmemiştin Tekrardan Ebubekir'le konuşur: "Sana muhalefet eden Ali'yi getirmez misin?" diye. Ebubekir yine teklifini kabul eder ve birini Ali de gelip halifeliğini kabul etsin diye gönderir. Elçi gelip durumu aktarınca, Ali, "Sübhanallah; Ebubekir'in hakkı olmayan bir şeyi onaylamaya davet ediliyorum, bu olacak iş mi?" der ve gitmez. Elçi Ebubekir-Ömer'e dönüp durumu izah edince, güya Ebubekir o arada ağlar. Ömer ise Ebubekir'e hiç danışmadan hemen yanına bir ekip alıp doğruca Hz. Ali'nin evine gider. Oraya varınca kapıyı çalar. Hz. Fatma onların sesini duyunca yüksek sesle, "Ey babam, ey Allah'ın Resulü, senden sonra Ömer ve Ebubekir'in başımıza getirdiklerine el'enian" diyerek feryada başlar. Mahalle sakinleri Fatma'nın Ağlamasını ve feryadını duyunca onlar da ağlamaya başlarlar, neredeyse orada bir vaveyla kopar. Buna rağmen Ömer ve beraberindekiler Ali'yi zorla evden çıkartıp Ebubekir'in yanına götürürler ve orada ona, "Ebubekir'i kabul et" derler. Hz. Ali, "Şayet kabul etmezsem ne olur?" diye sorunca, Ömer, "Allah'a yemin olsun ki, kabul etmezsen kellen gider" karşılığını verir. Ali devamla, "O zaman siz bir Allah kulunu ve Muhammed'in kardeşini katletmiş olursunuz" der. Ömer, "Evet, Allah'ın kulusun bu doğru; ama Muhammed'in kardeşi değilsin" karşılığını verir, tabii ki bu konuşmalar esnasında Ebubekir suskundur.
Bunun üzerine Ömer, "Ali'ye bir şey elemeyecek misin?" diye Ebubekir'i uyarır. Ebubekir, "Yanında Fatma dururken ben ona bir şey diyemem" der ve olay bu seferlik böylece kapanır, tabii ki Ali'yi götürünce Fatma da, acaba ne olacak diye beraberinde gitmiştir de ondan Ebubekir az önceki sözü söylüyor.
Ali onlardan ayrılınca doğruca Muhammed'in kabri başına gider, orada bağırıp çağırır, ağlayarak Muhammed'e seslenir, "Görüyorsun! Beni zayıf düşürdüler, nerdeyse beni öldürecekler" diyerek manevi huzurunda onları şikâyet eder. Şu da var ki, Fatma hayatta olduğu sürece Hz. Ali, Ebubekir'in halifeliğini kabul etmez. Hatta Hz. Ali onlara, "Asıl siz beni halife olarak tanıyın, zaten hakkımdır, siz benden gasp ettiniz" der, halifeliğin kendi hakkı olduğu konusunda uzunca bir konuşma yapar. Bir taraftan baskıyla Hz. Ali'yi yola getirmeye çalışırken, diğer taraftan Ebu Ubeyde gibileri onu başka şekilde ikna etmeye çalışırlar: Ebubekir yaşlıdır, deneyimlidir; sen ise daha gençsin, bu işleri zor yaparsın gibi telkinlerde bulunurlar, tabii ki fayda etmez.
Daha sonra Fatma'nın gönlünü almak için Ebubekir'le Ömer bir ara onu ziyarete giderler. O sırada Fatma'ya selam verirler; ama kendisi onların selamını almaz ve yüzünü duvara çevirip bu şekilde tepkisini gösterir. Sonuçta Fatma hayatta olduğu sürece (ki 75 gün ile 6 ay arası kısa bir yaşama dönemi var) ne Fatma onlarla konuşur, ne Hz. Ali Ebubekir'in halifeliğini tanır. Evet, birkaç tarihçinin konuya ilişkin ortak açıklamaları böyle (özetle). (273)
Burada Sünni kaynaklarda şu da var. Özellikle Maide suresinin 67. ayetinde Muhammed'e hitaben, "Sana gönderileni duyur; aksi halde görevini yapmamış olursun" denir. İşte burada duyurulmak istenen, Hz. Ali'nin halifeliğiymiş, güya Allah demiş Ali halife olsun; ancak Muhammed tereddütte kalmış: Söylesem mümkün mü, değil mi gibi. Bu ayetin açıklama kısmında hem Suyuti, hem de Nisaburi bunu işlemişler. Bu da not olarak kalsın.
Burada şöyle bir soru düşünülebilir: "Ya Ebubekir, durup dururken Ömer'e ne olmuş, ona ne ki, bu kadar onu yönlendirmiş?" Bunun yanıtını yine Hz. Ali'den dinleyelim. Ömer ekiple birlikte onun evine gidince Ali kendisine şunu der: Aslında halifelik hakkım ama senin ortalıkta bu kadar oynamanın nedeni, Ebubekir gidince senin onun yerine halife olmayı istemen. Evet, Ömer'in tek amacı buydu. Ali'nin bu açıklaması kısa da olsa Ömer'in amacını özetliyor aslında. Kaldı ki, Ebubekir de artık o kadar zorlanır ki, Ömer'in kahrını çekemez hale gelir ve bir gün bir ara açıkça onun huzurunda bunu belirtir. Konuya ilişkin hadisi aktaran Zeyd bin Eşlem. Ebubekir şöyle der: "Ben istifa ederim, bu işi yürütemem. Beni bu işlere bu (dilini tutarak) soktu" der. Hatta Muhibbüddin Taberi, Ebubekir'in bir ara istifa etmek istediğine dair özel bir başlık da açmış ve Ömer'le ilgili bu açıklamayı bu bölümde anlatmaktadır. (274) Yine aynı istifa durumunu İbni Küteybe de işlemiş. Kanımca bunu Ebubekir'e dedirten Ali ve ailesine karşı haksız uygulamaları, bir de Ömer tarafından kendisinin kullanıldığının farkına varmış olması. İşte bu yüzden üzülür.
Buraya kadarki açıklamalar, birkaç kaynakta hemen hemen aynı şekilde işlenen bilgiler; ancak iş bununla da bitmedi, bu konuda farklı bilgiler var onları da aktaracağım.
Mesudi'in (346.Ö) konuya ilişkin çarpıcı aktarımları var; ondan bîr özet vermek istiyorum.
Muhammed vefat ettikten sonra Ebubekir-Ömer halifelik işiyle uğraşırken, bu arada Hz. Ali cenazeyle ilgilenir. Ebubekir'le Ömer, Medineli'lerin bulunduğu "Sakife Beni Saide" semtine gidip oradaki toplantıda, biz Muhammed'e daha yakınız, halifelik Kureyşilerde kalmalı gibi sözlerle onları etkilemeye çalışırlar ve epey zorluklara rağmen Ebubekir halife olur. Tabii ki elini ilk tutan ve onu alkışlayan Ömer'dir.
Bu arada artık defin işi bitmiş, olaylardan haberdar olan Hz. Ali, etrafında bulunan ve onu destekleyen başta Muhammed'in sırlarını bilen Hüzeyfe bin Yeman, yine Tebük suikastında Muhammed'le birlikte olan Ammar bin Yaser, Selman-i Farisi, Übey bin Ka'b olmak üzere yaklaşık kırk ileri gelen sahabeyle bir toplantı yapıp, orada şunları söyler:
“İddia edildiği gibi eğer halifelik Kureyşilerin ise, o zaman benim hakkımdır; yok eğer böyle bir şey yoksa o zaman görev Medinelilere düşer” der ve orayı terk edip, arkadaşlarıyla beraber evine gider. Bu arada bu halifelik olayı hakkında, Kur'an'dan ayetler okuyarak ve durumunu da buna uyarlayarak bir değerlendirmede bulunur: "Aslında benim bu halifelik konusunda durumum/mağduriyetim şu beş peygamberinkine benzer.
Mesela Hz. Musa'nın kendi kavmine, "Sizden korktuğum için hemen aranızdan kaçtım."
Hz. İbrahim'in o günkü zalimlere karşı, "Sizi ve Allah'tan başka taptıklarınızı terk ediyor ve Rabb'ime ibadet ediyorum. Böyle yapmakla da mutsuz olmayacağımı umuyorum" dediği gibi,
Yine Harun'un, kardeşi Hz. Musa'ya, "Ey anam oğlu, bu insanlar beni güçsüz buldular, nerdeyse beni öldürüyorlardı. Sen de bana böyle davranarak düşmanları sevindirme", Hz. Lût'un kendi kavmine, "Keşke size karşı (koyacak) bir gücüm olsaydı, ya da sağlam bir desteğe dayanabilseydim?” ve son olarak da Hz. Nuh'un, "Ey Rabbim! Ben yenilgiye uğradım, yardım et" diye dua ettiği gibi ben bugün bu pozisyondayım" der. (275)
Bu arada hazırladığı Kur'an'ı bir gün eline alıp toplumun içine girince ve onlara bunu anlatınca, işte bu Kur'an'dır, biz de Muhammed'in en yakınlarıyız; dolayısıyla Muhammed demiş ki size iki emanet bırakacağım: Kur'an ve en yalçınları olan bizleri, sizi bu uyarıları dinlemeye davet ediyorum der. Bunun üzerine bazıları onunla alay edercesine, "Al kitabını götür. Bizim ne sana, ne de kitabına ihtiyacımız var, boş ver kitabını, bırak onu" derler. Ali de tekrar evine döner. Bu arada iktidarın adamları onun peşinden eve gelip zorla kendisini tutarak illaki Ebubekir'in halifeliğini kabul edeceksin; aksi halde seni öldüreceğiz derler. Burada ayrıca farklı bir plan ortaya koyarlar: Halit bin Velit'e görev verirler, Ali'yi öldürmesi için. Ebubekir'in hanımlarından Esma binti Umeys, Hz. Ali'ye haber verir (bilgin olsun seni öldürmeye karar vermişler der). Ali bundan sonra tedbirini alır ve bu plan da gerçekleşmez. Mes'udi, Hz. Ali ile iktidar sahipleri arasında mücadelenin bu şekilde devam ettiğini anlatıyor. (276)
Yakubi (ö.294.h) bu baskın olayını biraz daha farklı anlatıyor. Hz. Ali ile birlikte birçok kişi muhalif kalınca, Ebubekir'le Ömer geceleyin Abbas'ın yanına gidiyorlar: Ebubekir'in halifeliğini kabul edin, sana da bazı ayrıcalıklar tanıyalım. Biliyoruz sen Hz. Muhammed'le Ali'nin amcasısın; senin hakkın var bunun farkındayız diyorlar. Amaç bu yolla onların muhalefetini kesmektir. Ama Abbas sert tepki gösteriyor ve bu girişim de sonuç vermiyor. Nihayet çareyi zor kullanmakta buluyorlar ve bir ekiple birlikte Ömer, Ali'nin evine baskın düzenliyor. Bu arada hem Ali'nin, hem de Zübeyir'in kılıçlarını zorla alıyorlar ve eve giriyorlar. Çünkü içeride başka insanlar da vardı, onları alıp götürmek için içeri giriyorlar. O sırada Fatma ortaya çıkıp, ya burayı terk edersiniz, ya da başörtümü atıp sizi Allah'a havale ederim deyince, baskını yapanlar çıkıp gidiyorlar ve bir iki gün içinde herkes gidip Ebubekir'i kabul ediyor; ancak Ali altı ay veya kırk güne kadar kaldıktan sonra Ebubekir'in halifeliğini kabul ediyor (Fatma'nın ölümüne kadar) şeklinde anlatıyor. (277)
İlginçtir ki bazı İslam yazarları bu konuda olup bitenleri örtmek için o kadar akıl almaz uydurmalar yazmışlar ki, buna çocuklar bile inanmaz. Mesela İbni Cerir Taber'in tarihine aldığı şu açıklama: Hz. Ali'ye Ebubekir'in halifelik haberi gelince (ki halk onu benimsemiş diye) elbise giymeden, bir an önce gidip Ebubekir'in halifeliğini kabul etsin diye, sevinçten üzerinde tek fistanla koşuyor. Kabul ettikten sonra birini gönderiyorlar, Ali'nin elbisesini getiriyor ve Ali orada giyiniyor. Yani Ebubekir'in halife olmasına o kadar taraftarmış ki, nerdeyse yalın ayak koşmuş demek isteniyor. Ama aynı Taberi devamında, Fatma'nın mal varlığından dolayı araları açılmıştı, Fatma ölmeyene kadar Hz. Ali Ebubekir'i kabul etmedi, evinde Kur'an'ı kitap haline getirmekle uğraşıyordu diyor. (278)
Şimdi, yazıları İslami kesime sert geldiği için kendisine pek olumlu bakılmayan bir yazarın konuya ilişkin düşüncelerini özetlemek isterim. Adı, Selim bin Kays Hilali (h.276).
Bu adam Muhammed zamanında yaşamış; ancak o dönem Medine'nin dışında olduğu için kendisiyle görüşememiş. Muhammed vefat ederken, bu yaklaşık 14 yaşlarındaymış. Hz. Ali ile birlikte çalışmış; ancak daha sonra Haccac'dan gördüğü zulüm nedeniyle sürgüne, uzaklara gidip gurbette vefat etmiş. Hem tarihsel olarak çok eski, ilk tarihçilerden, hem de Ali ile epey kaldığı için, kanımca bildikleri doğruya en yakındır. Çünkü diğer İslami kaynaklar hem daha sonra, hem de resmi tarih takipçileri oldukları için, onlar bununki kadar güvenilir değildir. Bakalım neler yazmış.
Hz. Ali muhalif kalınca, bir ara Ebubekir talimat verir: "En sıkı ve şeref kırıcı bir şekilde onu yakalayıp getirin." Bunlar gidince Hz. Ali direnir, kılıca sarılır; ancak gidenler fazla oldukları için onu yakalayıp boynuna da bir ip geçirerek ve o ipi tutup o şekilde Hz. Ali'yi arkalarından çekerek Ebubekir'in yanına götürürler. Ömer elinde kılıçla Ali'nin başındadır. Yanı sıra meşhur Halit bin Velit, cennetle müjdelenen Ebu Ubeyde, Muaz bin Cebel, Mugire b. Şube gibi meşhur sahabeyle birlikte, halktan da insanlar orada toplanmışlardır. (279)
Hz. Fatma da bu hengamenin içinde, Hz. Ali anormal şekilde götürülünce o da birlikte gelmiştir, Ebubekir'e ve orada bulunanlara karşı feryat etmektedir. Onun halini gören herkes ağlamaktan kendini alamaz; ancak Ömer, Halit b. Velit ve Mugire ağlamadıkları gibi; üstelik Ömer, "Bizim kadınlarla (Fatma'yı kastederek) işimiz yok" diyerek daha da sertleşir. Hz. Ali o haliyle bile, orada etkili bir konuşma yapar, halifelik hakkımdır der. Sonuçta Ebubekir (kanımca Fatma'dan da etkilenerek) Ali'yi serbest bırakır, tabii ki Ali'nin elinde silah falan yok; almışlar. Ancak etraftakiler, onu getirenlerin hepsinin ellerinde kılıç vardır.
Ali serbest bırakılınca, "Ey Ebubekir; ne çabuk Muhammed'i unuttunuz, hangi hakla bu insanlara, beni halife olarak kabul edin diyebiliyorsunuz. Daha dün (amaç, yani yakın zamanda) beni halife kabul etmediniz mi Muhammed'in huzurunda, ey burada bulunanlar, siz de bunu bilmiyor musunuz!" diye seslenir.
Sonuçta Ebubekir şunu diyor: "Dediklerin doğrudur, Muhammed bu görevi bizim yanımızda sana tavsiye etti; ancak bu konuda şöyle bir hadisi de var: "Bizim familyamızda hem peygamberlik, hem de halifelik olmaz. Halifeliği artık başka familyalar yürütsün" der. Ali devamla, "Ebubekir'den başka bunu Muhammed'den duyan var mı?" diye sorar. Başta Ömer, Ebu Ubeyde, Muaz b. Cebel ve Salim (yani Ebubekir'in kadrosu), "Ebubekir doğru söyler, biz şahidiz" derler. Burada Ali, "Kendi aranızda üstelik de Ka'be içinde planladığınız o anlaşmayı işte bugün hayata geçiriyorsunuz: Ki Muhammed giderse biz halifeliği onun ailesinden alacağız demiştiniz der.
İşin böyle sürüncemede kalması, en çok halife Ömer'i düşündürüyordu. Bu adam bize teslim olmazsa veya hayatta olduğu sürece, Muhammed'e en yakın kişi olması münasebetiyle bana ilerisi için, Ebubekir'den sonra sorun olacak diye düşünüyordu. O yüzden sürekli uğraşıyordu. Bir gün, henüz küçük olan Hasan ile Hüseyin'in hazır olduğu bir sırada Ömer, minberde olan Ebubekir'e, "Bu adam sağ kaldığı sürece seni oraya rahat çıkartmazlar; izin ver de öldürelim" diyecek kadar ileri gitti. Bunu duyan küçük yaştaki Hasan ile Hüseyin ağlamaya başladı, Ali onlara, "korkmayın bir şey yapamazlar" dedi ve onları yatıştırmaya çalıştı. Bu tartışma, hakaretler yayılınca, Muhammed'in bakıcısı olan Ümmü Eymen gelip Ebubekir-Ömer'e kızdı. Bu arada Ömer, "Hele bize ve kadınlara bakın, çıkarın bunları camiden" dedi. Bu sefer Büreyde Ömer'le tartıştı, "Muhammed, Ali halife olsun" deyince, sen ve Ebubekir, 'bu açıklaman vahiyle mi, yoksa senin görüşün mü' demediniz mi diye sordu? O da vahiyle bunu söylüyorum dedi. Ebubekir bu açıklamayı doğruluyor, ancak yine yukarıda sözünü ettiğim hadisi öne sürüyor, Muhammed ailemizde hem peygamberlik, hem de halifelik olmaz demiş diye. O yüzden Ali'yi kabul etmiyoruz diyor. Ömer orada Büreyde'ye de çatıyor, hakaret edip onu susturuyor. Sonuçta Ali mecbur kalıp Ebubekir'in halifeliğini kabul ediyor; ancak kendi elini yumruk şeklinde tutmak suretiyle (yani kerhen) Ebubekir'in eline dokunduruyor.
Yine bu tartışmalarda ip Ali'nin boğazında duruyordu, Ebubekir'i kabul ederken ip hâlâ çözülmemişti diye ekliyor Selim Hilali.
Kabul sırasında Hz. Ali Kur'an'dan, "Ey anam oğlu (Muhammed'i kastederek) beni zayıf düşürdüler, nerdeyse öldürecekler" diye okuyordu. Bundan sonra sıra Ali'yi destekleyenlere geliyor. Cennetle müjdelenen Zübeyir b. Avam, Ebu Zer-i Gıffari, Mikdat ve Selmani Farisi gibi. Tabii ki onların sonu daha kötü bir şekilde getirilmiştir. Aslında bu yazar çok şeyler, önemli skandallar anlatıyor; ben sadece konuyla ilgili bir özet çıkardım. (280)
Bu gibi açıklamalar İslami kaynaklarda da var. Ama bu kitapta anlatıldığı gibi toplu halde olmadığı için dikkat çekmemiş. Mesela Ömer Rıza Kehhale, 'A'lam-i Nisa' adlı yapıtında İbni Küteybe ve İbni Ebi'l Hadid'den alıntı yaparak Ali'nin boğazına ip geçirilerek, insanlık dışı bir şekilde Ebubekir'in yanına götürüldüğünü, Hz. Fatma'nın da ağlayarak, bağırıp çağırarak arkasından gittiğini, aynı zamanda küçük olan Hasan ile Hüseyin'in, babalarının bu acılı haline ağlayarak arkasından koştuklarını yazıyor. Alıntı yaptığı İbni Hadid'in, bunun doğru olmadığını, buna inanmadığını da ekliyor. Ama burada önemli olan konunun işlenmesidir. Rastgele doğrudur veya yanlıştır diye karar vermek isabetli değildir. (281)
Birçok kaynakta şu cümle ortak olarak işlenmektedir: Ebubekir, Ömer ve beraberindekileri bu ev baskınına gönderirken Ömer'e, "Şayet direnirlerse onlarla savaşacaksınız" talimatını da veriyor. Buna, daha önce de değindim. (282)
Burada şunu belirteyim: Belki bu boğazına ip geçirme olayı ağır gelebilir. Ancak şu da bir realite ki, herhalde direnen bir Ali'yi kalkıp da rahat bir şekilde, merasimle götürmemişlerdir. Bir kere eğer Ali direnmişse -ki direnmiştir- o zaman işin doğasında bu disiplin vardır.
Sünni kaynaklara göre şu kesin ki Hz. Ali, en azından eşi Hz. Fatma hayatta olduğu sürece Ebubekir'in halifeliğini kabul etmemiştir. Daha önce de en başta Buhari'den sunduğum hadislerde Hz. Ayşe, "Fatma'nın Ebubekir'e kızdığını, ilişkisini kestiğini, ölene kadar küs kaldığını, ölünce de ne Ebubekir, ne de Ömer'in cenazesine gelmemelerini vasiyet ettiğini ve yine Ebubekir ve Ömer mezarı başına gitmesinler diye onun vasiyeti üzerine Hz. Ali tarafından gece gizlice gömüldüğünü belirtmiştim. Hatta Ebubekir ve Ömer mezarını bilmesinler diye gömüldükten sonra kabrinin yerle bir edilip tesviye edildiği veya Ali'nin kendi evinde gömdüğü, İslami kaynaklarda anlatılıyor. Konunun daha iyi anlaşılabilmesi için Hz. Fatma ile ilgili bundan sonraki bölümü de birleştirmekte fayda var.
b) Yoksa Hz. Fatma Öldürülmüş mü?
Bir kere insan genç iken de ölebilir; bu bir realite. Ancak 20 yaşlarındaki Fatma'nın babasının ölümünden hemen sonra ölmesi, tek başına soru işaretidir. Kaldı ki Hz. Fatma'nın Ömer tarafından katledildiğine ilişkin İslami kaynaklarda çok önemli kanıtlar var; bunları bu bölümde detaylıca anlatacağım. Hz. Fatma babası öldüğü sırada hamileydi; bu arada halife Ömer tarafından dövülürken çocuk da düşürmüştür. Bu yetmiyormuş gibi, 60 yaşlarındaki halife Ömer, halifelik makamını kullanarak Fatma'nın ölümünden sonra onun küçücük/yaklaşık 10 yaşlarındaki kızını (Ümmü Gülsüm'ü) nikâhına alıyor ve bu ikiliden iki çocuk da dünyaya geliyor.
Ebubekir, halifeliğini kabul etmedi diye ceza olarak Hz. Fatma ile Hz. Ali'nin evinin yakılmasına karar veriyor ve nitekim de gereken yapılıyor. Buna, Hz. Ali halifeliği nasıl kabul etti bölümünde değindim. Burada, Fatma'nın bu baskın sırasında başına nelerin geldiği, nasıl baskılarla karşılaştığı ve Ömer'in onu öldürüp öldürmediği cevap verilmesi gereken sorulardır. Bu sorulara açıklık getirmeğe çalışacağım. Şu sorulabilir: 14 asır öncesine ait bir olay. Fatma ölmüş ya da öldürülmüş bize ne? Böyle değil aslında. Bu bilinmeyenle(!) deşifre olursa, kutsal diye anlatılan ve kökeni mitolojilere dayanan İslamiyet'in gerçeği anlatılırsa, sonucun nereye varacağı herhalde tahmin edilir: İnsanoğlu, kaderini tayin noktasında tek yetkilinin ancak kendisi olduğunu anlar ve ona göre gerekeni yapar.
Daha önce de bir vesileyle belirttiğim gibi, halifelik yüzünden Ömer Ebubekir'i kışkırtıyor. (283)
Sonuçta Ömer ekiple birlikte Ali-Fatma'nın evine gidince kapıda Fatma'yla karşılaşıyor ve orada onunla konuşuyor: Ya evdeki insanlar dışarı çıkıp diğer insanların Ebubekir'i kabul ettikleri gibi onlar da kabul edecekler, ya da ben evi üzerinize yakar-yıkarım diyor.
Okuyucuların aklına, "O dönemde bu kadar ağır suçlar işlenmiş iken, 14 asırdır hiç mi duyarlı bir İslam düşünürü bir şey yazıp çizmemiş bunlar hakkında?" sorusu gelebilir. Evet; buna değinen İslam otoriterleri olmuştur. Ama nasıl değinmişlerdir? Bunu, kitabın sonlarına doğru bazı İslam düşünürlerin savunmaları kısmında çarpıcı örneklerle anlatacağım.
Önce olay nedir kısaca belirteyim, ondan sonra detayına geçeyim.
İslami kaynaklarda anlatılanlara göre, Ömer eve girmesin diye Hz. Fatma kapının arkasında durup engel olmak istiyor, arkadan kapıya yaslanıyor. Daha önce de belirttim ki, o sırada Fatma hamiledir. Ömer kapıyı zorlayınca Fatma hem kapı ile duvar arasında sıkışıp kalıyor, hem de kapı arkasındaki çivi o sırada onun göğsüne batıyor, tabii ki sonunda kapıyı açıyorlar ve bu arada Ömer ayrıca kılıcın kabzasıyla Fatma'yı dövmeye başlıyor, kadın kan revan içinde kalıyor, bağırıp çağırıyor. O sırada ayrıca kaburga kemikleri de kırılıyor. Bu baskında Fatma çocuk da düşürüyor ve burada hem çivinin göğsüne batmasıyla, hem de kırılan kaburga kemikleri ve darbeler sonucu gitgide durumu kötüleşiyor ve hele psikolojisi/morali kalmıyor. Dolayısıyla babasının ölümünden birkaç ay sonra kendisi de bu baskında aldığı yara ve darbelerden dolayı vefat ediyor.
Hz. Ali'yi ne şartlarda Ebubekir'in yanına götürdüklerini daha önce yazdım. Kısacası, verilen bilgiler Ömer'i hem Fatma, hem de çocuğun katil zanlısı olarak gösteriyor. Hassas bir konu olduğu için, var olan bilgileri birkaç kaynaktan ayrı ayrı özet şeklinde sunmak istiyorum; ayrıca geniş bir kaynak listesini de dipnot olarak ekleyeceğim.
Zehebi ve İbni Hacer Askalani olayı şöyle anlatmışlardır: Ömer eve baskın düzenlediği sırada Fatma onun içeri girmesine engel olmak istiyor. O sırada Ömer kendisini tekmeliyor ve hamile olan Hz. Fatma çocuk düşürüyor, adını da Muhsin koyuyorlar. Hatta bazı kaynaklarda (az sonra Safedi kısmında değineceğim gibi) Fatma'nın çocuk düşürme nedeni, Ömer'in onun karnına vurması olarak belirtiliyor. Yani yalnız kapıyı itip de Fatma düşmüş ve sanki kasıt yokmuş gibi bir durum söz konusu değil. Farz edelim ki sadece baskın yapılmış; ama kimse yara almamış. İşte bu tek başına izahı olmayan bir durumdur. Ancak bunun ötesi var, işin içinde kasıt var, beteri var. Hem konuyu özetleyeceğim, hem ilgili kaynakları da vereceğim. Şu notu da eklemek isterim. Ömer, biran önce Fatma'nın gitmesini istiyordu. Çünkü Ali'yi Ebubekir'e götürdüklerinde o hep, "Fatma dururken ben Ali'ye bir şey yapamam" diyordu. Onun için Ömer fırsat buldukça Fatma'yı öldürmek isterdi; ki, bir daha Ali'yi Ebubekir huzuruna götürdüğünde artık sorun çıkmasın.
BÖLÜM 6 - Hz. ALİ ve eşi Hz. FATMA
a) Hz. Ali, Ebubekir'in Halifeliğini Nasıl Kabul Etti?
Önce olayın özetini vereyim. Yukarıda Ebubekir'in halife seçilmesi konusunda biraz değindim; ama burada farklı bazı bilgiler sunacağım. Muhammed'in ölümünden sonra Hz. Ali onun cenazesiyle uğraşırken Ebubekir ve Ömer halifelik konusunda çalışarak Ebubekir'i halife ilan ederler. Yine yukarıda ifade edildiği gibi Ebubekir halife olunca, Hz. Fatma Ebubekir'e gidip babasına ait veraset malından kendi hissesini almak ister; ama Ebubekir vermez. Sonunda Fatma çok rahatsız olur, hatta ona kızar ve evine gider. Bu arada Hz. Ali de halifelik hakkımdır diyerek Ebubekir'in halifeliğini tanımaz. Hz. Ali, hem Fatma'nın bu veraset malına el konması nedeniyle, hem de halifeliğin kendine verilmemesi yüzünden evine kapanır. Bir diğer neden de (kaynaklarda bu çok nadir işlenmiş; asıl sebep halifelik ve Fatma'nın hissesine el konulmasıdır) Hz. Ali güya Kur'an kitap haline gelmeyene kadar ben toplum içine çıkmam demiş ve bu arada evinde Kur'an'ı kitap haline getirmekle meşgul olmaya başlamış. Dolayısıyla Ebubekir ve Ömer'den alakasını keser, tabii ki hem Muhammed'in damadı, hem de amcaoğlu olduğu için, önemli bir kitle Ebubekir'in halife olmasından sonra hâlâ onu destekler, evinde toplantılar yapar. Hatta o arada Ebubekir'e, "Sen rahatımızı bozdun, bizimle istişare etmeden halife oldun" diyerek sert tepki de gösterir. Ebubekir de, "Haklısın; ancak sanıldığı gibi bu iş kolay değil, her kafadan bir ses çıkıyor, ben bu işe soyunmasaydım fitne çıkacaktı" der. (272)
Durum bu iken, bir gün Ömer, Ebubekir'e, "Bu adam (yani Ali) muhalif kaldığı sürece bize rahat yüzü yok. Sen en iyisi onu sustur" diye öneri sunar, Ebubekir bunu olumlu karşılar. Sonuçta, Hz. Ali ve yanındakiler gelip Ebubekir'in halifeliğini tanısınlar diye bir heyet gönderirler. Ömer, Ebubekir döneminde Ali'nin işini halletmezse, ileride halifelik konusunda kendisinin rahatının bozulacağını biliyordu, farkındaydı. O yüzden hep Ebubekir'i kışkırtıyordu.
Bu konuda kaynak çok; anlattıkları birbirlerine yakın olanları bir arada özetlemek isterim; farklı bilgiler ihtiva eden kaynaklardan ayrıca aktarmalar yapacağım.
Şimdi başta Ömer Rıda Kehhale, İbni Küteybe, Belazuri'den bir özet sunmak istiyorum. Ömer ve Ebubekir'in kararlaştırdıkları ekip, 3-4 sefer Hz. Ali'nin evine gidip gelir; ama istenen sonuç alınmaz. Bir kere Hz. Fatma bunları görünce onlara evin kapısını bile açmaz. Hal böyle olunca halife Ömer bu görevi bizzat üstlenir ve yanına aldığı ekiple onların evine gider. Ebubekir o sırada Ömer'e, "Ali ve yanındakileri en disiplinli, hakaretvari bir şekilde getireceksiniz." diye talimat da verir. Hatta direnirlerse onlarla savaşın, onları katledin gibi emirler de verir. Bu son cümle farklı kaynaklarda var, yeri gelince daha da detaylandıracağım... Ömer Hz. Ali'nin evinin önüne varınca, Dışarı çıkın" diye seslenir. İçerdekiler onu dinlemeyince, Ömer kendilerine karşı baskı kurar ve nihayet onlar çıkmak zorunda kalırlar. Bu baskıyla ilgili ayrıca bağımsız bir başlık açacağım. Çünkü burada bir trajedi yaşanır, hatta cinayet işlenir; bunu ayrı ele almakta fayda var.
O insanlar evden çıkıp Ebubekir'in yanına gider ve halifeliğini kabul ederler (tabii ki baskıyla); ancak Hz. Ali mazeret beyan edip evinden çıkmaz. Güya mazereti de yukarıda belirttiğim gibi; Kur'an bir araya/kitap haline gelmeyene kadar ben halk arasına girmem diye yemin içmiş (tabii ki uydurma, bunun gerçekle alakası yok).
Her ne kadar diğerleri gidip Ebubekir'in halifeliğini kabul etmişlerse de, Ömer yine buna sevinmez, ona göre iş daha bitmemiştin Tekrardan Ebubekir'le konuşur: "Sana muhalefet eden Ali'yi getirmez misin?" diye. Ebubekir yine teklifini kabul eder ve birini Ali de gelip halifeliğini kabul etsin diye gönderir. Elçi gelip durumu aktarınca, Ali, "Sübhanallah; Ebubekir'in hakkı olmayan bir şeyi onaylamaya davet ediliyorum, bu olacak iş mi?" der ve gitmez. Elçi Ebubekir-Ömer'e dönüp durumu izah edince, güya Ebubekir o arada ağlar. Ömer ise Ebubekir'e hiç danışmadan hemen yanına bir ekip alıp doğruca Hz. Ali'nin evine gider. Oraya varınca kapıyı çalar. Hz. Fatma onların sesini duyunca yüksek sesle, "Ey babam, ey Allah'ın Resulü, senden sonra Ömer ve Ebubekir'in başımıza getirdiklerine el'enian" diyerek feryada başlar. Mahalle sakinleri Fatma'nın Ağlamasını ve feryadını duyunca onlar da ağlamaya başlarlar, neredeyse orada bir vaveyla kopar. Buna rağmen Ömer ve beraberindekiler Ali'yi zorla evden çıkartıp Ebubekir'in yanına götürürler ve orada ona, "Ebubekir'i kabul et" derler. Hz. Ali, "Şayet kabul etmezsem ne olur?" diye sorunca, Ömer, "Allah'a yemin olsun ki, kabul etmezsen kellen gider" karşılığını verir. Ali devamla, "O zaman siz bir Allah kulunu ve Muhammed'in kardeşini katletmiş olursunuz" der. Ömer, "Evet, Allah'ın kulusun bu doğru; ama Muhammed'in kardeşi değilsin" karşılığını verir, tabii ki bu konuşmalar esnasında Ebubekir suskundur.
Bunun üzerine Ömer, "Ali'ye bir şey elemeyecek misin?" diye Ebubekir'i uyarır. Ebubekir, "Yanında Fatma dururken ben ona bir şey diyemem" der ve olay bu seferlik böylece kapanır, tabii ki Ali'yi götürünce Fatma da, acaba ne olacak diye beraberinde gitmiştir de ondan Ebubekir az önceki sözü söylüyor.
Ali onlardan ayrılınca doğruca Muhammed'in kabri başına gider, orada bağırıp çağırır, ağlayarak Muhammed'e seslenir, "Görüyorsun! Beni zayıf düşürdüler, nerdeyse beni öldürecekler" diyerek manevi huzurunda onları şikâyet eder. Şu da var ki, Fatma hayatta olduğu sürece Hz. Ali, Ebubekir'in halifeliğini kabul etmez. Hatta Hz. Ali onlara, "Asıl siz beni halife olarak tanıyın, zaten hakkımdır, siz benden gasp ettiniz" der, halifeliğin kendi hakkı olduğu konusunda uzunca bir konuşma yapar. Bir taraftan baskıyla Hz. Ali'yi yola getirmeye çalışırken, diğer taraftan Ebu Ubeyde gibileri onu başka şekilde ikna etmeye çalışırlar: Ebubekir yaşlıdır, deneyimlidir; sen ise daha gençsin, bu işleri zor yaparsın gibi telkinlerde bulunurlar, tabii ki fayda etmez.
Daha sonra Fatma'nın gönlünü almak için Ebubekir'le Ömer bir ara onu ziyarete giderler. O sırada Fatma'ya selam verirler; ama kendisi onların selamını almaz ve yüzünü duvara çevirip bu şekilde tepkisini gösterir. Sonuçta Fatma hayatta olduğu sürece (ki 75 gün ile 6 ay arası kısa bir yaşama dönemi var) ne Fatma onlarla konuşur, ne Hz. Ali Ebubekir'in halifeliğini tanır. Evet, birkaç tarihçinin konuya ilişkin ortak açıklamaları böyle (özetle). (273)
Burada Sünni kaynaklarda şu da var. Özellikle Maide suresinin 67. ayetinde Muhammed'e hitaben, "Sana gönderileni duyur; aksi halde görevini yapmamış olursun" denir. İşte burada duyurulmak istenen, Hz. Ali'nin halifeliğiymiş, güya Allah demiş Ali halife olsun; ancak Muhammed tereddütte kalmış: Söylesem mümkün mü, değil mi gibi. Bu ayetin açıklama kısmında hem Suyuti, hem de Nisaburi bunu işlemişler. Bu da not olarak kalsın.
Burada şöyle bir soru düşünülebilir: "Ya Ebubekir, durup dururken Ömer'e ne olmuş, ona ne ki, bu kadar onu yönlendirmiş?" Bunun yanıtını yine Hz. Ali'den dinleyelim. Ömer ekiple birlikte onun evine gidince Ali kendisine şunu der: Aslında halifelik hakkım ama senin ortalıkta bu kadar oynamanın nedeni, Ebubekir gidince senin onun yerine halife olmayı istemen. Evet, Ömer'in tek amacı buydu. Ali'nin bu açıklaması kısa da olsa Ömer'in amacını özetliyor aslında. Kaldı ki, Ebubekir de artık o kadar zorlanır ki, Ömer'in kahrını çekemez hale gelir ve bir gün bir ara açıkça onun huzurunda bunu belirtir. Konuya ilişkin hadisi aktaran Zeyd bin Eşlem. Ebubekir şöyle der: "Ben istifa ederim, bu işi yürütemem. Beni bu işlere bu (dilini tutarak) soktu" der. Hatta Muhibbüddin Taberi, Ebubekir'in bir ara istifa etmek istediğine dair özel bir başlık da açmış ve Ömer'le ilgili bu açıklamayı bu bölümde anlatmaktadır. (274) Yine aynı istifa durumunu İbni Küteybe de işlemiş. Kanımca bunu Ebubekir'e dedirten Ali ve ailesine karşı haksız uygulamaları, bir de Ömer tarafından kendisinin kullanıldığının farkına varmış olması. İşte bu yüzden üzülür.
Buraya kadarki açıklamalar, birkaç kaynakta hemen hemen aynı şekilde işlenen bilgiler; ancak iş bununla da bitmedi, bu konuda farklı bilgiler var onları da aktaracağım.
Mesudi'in (346.Ö) konuya ilişkin çarpıcı aktarımları var; ondan bîr özet vermek istiyorum.
Muhammed vefat ettikten sonra Ebubekir-Ömer halifelik işiyle uğraşırken, bu arada Hz. Ali cenazeyle ilgilenir. Ebubekir'le Ömer, Medineli'lerin bulunduğu "Sakife Beni Saide" semtine gidip oradaki toplantıda, biz Muhammed'e daha yakınız, halifelik Kureyşilerde kalmalı gibi sözlerle onları etkilemeye çalışırlar ve epey zorluklara rağmen Ebubekir halife olur. Tabii ki elini ilk tutan ve onu alkışlayan Ömer'dir.
Bu arada artık defin işi bitmiş, olaylardan haberdar olan Hz. Ali, etrafında bulunan ve onu destekleyen başta Muhammed'in sırlarını bilen Hüzeyfe bin Yeman, yine Tebük suikastında Muhammed'le birlikte olan Ammar bin Yaser, Selman-i Farisi, Übey bin Ka'b olmak üzere yaklaşık kırk ileri gelen sahabeyle bir toplantı yapıp, orada şunları söyler:
“İddia edildiği gibi eğer halifelik Kureyşilerin ise, o zaman benim hakkımdır; yok eğer böyle bir şey yoksa o zaman görev Medinelilere düşer” der ve orayı terk edip, arkadaşlarıyla beraber evine gider. Bu arada bu halifelik olayı hakkında, Kur'an'dan ayetler okuyarak ve durumunu da buna uyarlayarak bir değerlendirmede bulunur: "Aslında benim bu halifelik konusunda durumum/mağduriyetim şu beş peygamberinkine benzer.
Mesela Hz. Musa'nın kendi kavmine, "Sizden korktuğum için hemen aranızdan kaçtım."
Hz. İbrahim'in o günkü zalimlere karşı, "Sizi ve Allah'tan başka taptıklarınızı terk ediyor ve Rabb'ime ibadet ediyorum. Böyle yapmakla da mutsuz olmayacağımı umuyorum" dediği gibi,
Yine Harun'un, kardeşi Hz. Musa'ya, "Ey anam oğlu, bu insanlar beni güçsüz buldular, nerdeyse beni öldürüyorlardı. Sen de bana böyle davranarak düşmanları sevindirme", Hz. Lût'un kendi kavmine, "Keşke size karşı (koyacak) bir gücüm olsaydı, ya da sağlam bir desteğe dayanabilseydim?” ve son olarak da Hz. Nuh'un, "Ey Rabbim! Ben yenilgiye uğradım, yardım et" diye dua ettiği gibi ben bugün bu pozisyondayım" der. (275)
Bu arada hazırladığı Kur'an'ı bir gün eline alıp toplumun içine girince ve onlara bunu anlatınca, işte bu Kur'an'dır, biz de Muhammed'in en yakınlarıyız; dolayısıyla Muhammed demiş ki size iki emanet bırakacağım: Kur'an ve en yalçınları olan bizleri, sizi bu uyarıları dinlemeye davet ediyorum der. Bunun üzerine bazıları onunla alay edercesine, "Al kitabını götür. Bizim ne sana, ne de kitabına ihtiyacımız var, boş ver kitabını, bırak onu" derler. Ali de tekrar evine döner. Bu arada iktidarın adamları onun peşinden eve gelip zorla kendisini tutarak illaki Ebubekir'in halifeliğini kabul edeceksin; aksi halde seni öldüreceğiz derler. Burada ayrıca farklı bir plan ortaya koyarlar: Halit bin Velit'e görev verirler, Ali'yi öldürmesi için. Ebubekir'in hanımlarından Esma binti Umeys, Hz. Ali'ye haber verir (bilgin olsun seni öldürmeye karar vermişler der). Ali bundan sonra tedbirini alır ve bu plan da gerçekleşmez. Mes'udi, Hz. Ali ile iktidar sahipleri arasında mücadelenin bu şekilde devam ettiğini anlatıyor. (276)
Yakubi (ö.294.h) bu baskın olayını biraz daha farklı anlatıyor. Hz. Ali ile birlikte birçok kişi muhalif kalınca, Ebubekir'le Ömer geceleyin Abbas'ın yanına gidiyorlar: Ebubekir'in halifeliğini kabul edin, sana da bazı ayrıcalıklar tanıyalım. Biliyoruz sen Hz. Muhammed'le Ali'nin amcasısın; senin hakkın var bunun farkındayız diyorlar. Amaç bu yolla onların muhalefetini kesmektir. Ama Abbas sert tepki gösteriyor ve bu girişim de sonuç vermiyor. Nihayet çareyi zor kullanmakta buluyorlar ve bir ekiple birlikte Ömer, Ali'nin evine baskın düzenliyor. Bu arada hem Ali'nin, hem de Zübeyir'in kılıçlarını zorla alıyorlar ve eve giriyorlar. Çünkü içeride başka insanlar da vardı, onları alıp götürmek için içeri giriyorlar. O sırada Fatma ortaya çıkıp, ya burayı terk edersiniz, ya da başörtümü atıp sizi Allah'a havale ederim deyince, baskını yapanlar çıkıp gidiyorlar ve bir iki gün içinde herkes gidip Ebubekir'i kabul ediyor; ancak Ali altı ay veya kırk güne kadar kaldıktan sonra Ebubekir'in halifeliğini kabul ediyor (Fatma'nın ölümüne kadar) şeklinde anlatıyor. (277)
İlginçtir ki bazı İslam yazarları bu konuda olup bitenleri örtmek için o kadar akıl almaz uydurmalar yazmışlar ki, buna çocuklar bile inanmaz. Mesela İbni Cerir Taber'in tarihine aldığı şu açıklama: Hz. Ali'ye Ebubekir'in halifelik haberi gelince (ki halk onu benimsemiş diye) elbise giymeden, bir an önce gidip Ebubekir'in halifeliğini kabul etsin diye, sevinçten üzerinde tek fistanla koşuyor. Kabul ettikten sonra birini gönderiyorlar, Ali'nin elbisesini getiriyor ve Ali orada giyiniyor. Yani Ebubekir'in halife olmasına o kadar taraftarmış ki, nerdeyse yalın ayak koşmuş demek isteniyor. Ama aynı Taberi devamında, Fatma'nın mal varlığından dolayı araları açılmıştı, Fatma ölmeyene kadar Hz. Ali Ebubekir'i kabul etmedi, evinde Kur'an'ı kitap haline getirmekle uğraşıyordu diyor. (278)
Şimdi, yazıları İslami kesime sert geldiği için kendisine pek olumlu bakılmayan bir yazarın konuya ilişkin düşüncelerini özetlemek isterim. Adı, Selim bin Kays Hilali (h.276).
Bu adam Muhammed zamanında yaşamış; ancak o dönem Medine'nin dışında olduğu için kendisiyle görüşememiş. Muhammed vefat ederken, bu yaklaşık 14 yaşlarındaymış. Hz. Ali ile birlikte çalışmış; ancak daha sonra Haccac'dan gördüğü zulüm nedeniyle sürgüne, uzaklara gidip gurbette vefat etmiş. Hem tarihsel olarak çok eski, ilk tarihçilerden, hem de Ali ile epey kaldığı için, kanımca bildikleri doğruya en yakındır. Çünkü diğer İslami kaynaklar hem daha sonra, hem de resmi tarih takipçileri oldukları için, onlar bununki kadar güvenilir değildir. Bakalım neler yazmış.
Hz. Ali muhalif kalınca, bir ara Ebubekir talimat verir: "En sıkı ve şeref kırıcı bir şekilde onu yakalayıp getirin." Bunlar gidince Hz. Ali direnir, kılıca sarılır; ancak gidenler fazla oldukları için onu yakalayıp boynuna da bir ip geçirerek ve o ipi tutup o şekilde Hz. Ali'yi arkalarından çekerek Ebubekir'in yanına götürürler. Ömer elinde kılıçla Ali'nin başındadır. Yanı sıra meşhur Halit bin Velit, cennetle müjdelenen Ebu Ubeyde, Muaz bin Cebel, Mugire b. Şube gibi meşhur sahabeyle birlikte, halktan da insanlar orada toplanmışlardır. (279)
Hz. Fatma da bu hengamenin içinde, Hz. Ali anormal şekilde götürülünce o da birlikte gelmiştir, Ebubekir'e ve orada bulunanlara karşı feryat etmektedir. Onun halini gören herkes ağlamaktan kendini alamaz; ancak Ömer, Halit b. Velit ve Mugire ağlamadıkları gibi; üstelik Ömer, "Bizim kadınlarla (Fatma'yı kastederek) işimiz yok" diyerek daha da sertleşir. Hz. Ali o haliyle bile, orada etkili bir konuşma yapar, halifelik hakkımdır der. Sonuçta Ebubekir (kanımca Fatma'dan da etkilenerek) Ali'yi serbest bırakır, tabii ki Ali'nin elinde silah falan yok; almışlar. Ancak etraftakiler, onu getirenlerin hepsinin ellerinde kılıç vardır.
Ali serbest bırakılınca, "Ey Ebubekir; ne çabuk Muhammed'i unuttunuz, hangi hakla bu insanlara, beni halife olarak kabul edin diyebiliyorsunuz. Daha dün (amaç, yani yakın zamanda) beni halife kabul etmediniz mi Muhammed'in huzurunda, ey burada bulunanlar, siz de bunu bilmiyor musunuz!" diye seslenir.
Sonuçta Ebubekir şunu diyor: "Dediklerin doğrudur, Muhammed bu görevi bizim yanımızda sana tavsiye etti; ancak bu konuda şöyle bir hadisi de var: "Bizim familyamızda hem peygamberlik, hem de halifelik olmaz. Halifeliği artık başka familyalar yürütsün" der. Ali devamla, "Ebubekir'den başka bunu Muhammed'den duyan var mı?" diye sorar. Başta Ömer, Ebu Ubeyde, Muaz b. Cebel ve Salim (yani Ebubekir'in kadrosu), "Ebubekir doğru söyler, biz şahidiz" derler. Burada Ali, "Kendi aranızda üstelik de Ka'be içinde planladığınız o anlaşmayı işte bugün hayata geçiriyorsunuz: Ki Muhammed giderse biz halifeliği onun ailesinden alacağız demiştiniz der.
İşin böyle sürüncemede kalması, en çok halife Ömer'i düşündürüyordu. Bu adam bize teslim olmazsa veya hayatta olduğu sürece, Muhammed'e en yakın kişi olması münasebetiyle bana ilerisi için, Ebubekir'den sonra sorun olacak diye düşünüyordu. O yüzden sürekli uğraşıyordu. Bir gün, henüz küçük olan Hasan ile Hüseyin'in hazır olduğu bir sırada Ömer, minberde olan Ebubekir'e, "Bu adam sağ kaldığı sürece seni oraya rahat çıkartmazlar; izin ver de öldürelim" diyecek kadar ileri gitti. Bunu duyan küçük yaştaki Hasan ile Hüseyin ağlamaya başladı, Ali onlara, "korkmayın bir şey yapamazlar" dedi ve onları yatıştırmaya çalıştı. Bu tartışma, hakaretler yayılınca, Muhammed'in bakıcısı olan Ümmü Eymen gelip Ebubekir-Ömer'e kızdı. Bu arada Ömer, "Hele bize ve kadınlara bakın, çıkarın bunları camiden" dedi. Bu sefer Büreyde Ömer'le tartıştı, "Muhammed, Ali halife olsun" deyince, sen ve Ebubekir, 'bu açıklaman vahiyle mi, yoksa senin görüşün mü' demediniz mi diye sordu? O da vahiyle bunu söylüyorum dedi. Ebubekir bu açıklamayı doğruluyor, ancak yine yukarıda sözünü ettiğim hadisi öne sürüyor, Muhammed ailemizde hem peygamberlik, hem de halifelik olmaz demiş diye. O yüzden Ali'yi kabul etmiyoruz diyor. Ömer orada Büreyde'ye de çatıyor, hakaret edip onu susturuyor. Sonuçta Ali mecbur kalıp Ebubekir'in halifeliğini kabul ediyor; ancak kendi elini yumruk şeklinde tutmak suretiyle (yani kerhen) Ebubekir'in eline dokunduruyor.
Yine bu tartışmalarda ip Ali'nin boğazında duruyordu, Ebubekir'i kabul ederken ip hâlâ çözülmemişti diye ekliyor Selim Hilali.
Kabul sırasında Hz. Ali Kur'an'dan, "Ey anam oğlu (Muhammed'i kastederek) beni zayıf düşürdüler, nerdeyse öldürecekler" diye okuyordu. Bundan sonra sıra Ali'yi destekleyenlere geliyor. Cennetle müjdelenen Zübeyir b. Avam, Ebu Zer-i Gıffari, Mikdat ve Selmani Farisi gibi. Tabii ki onların sonu daha kötü bir şekilde getirilmiştir. Aslında bu yazar çok şeyler, önemli skandallar anlatıyor; ben sadece konuyla ilgili bir özet çıkardım. (280)
Bu gibi açıklamalar İslami kaynaklarda da var. Ama bu kitapta anlatıldığı gibi toplu halde olmadığı için dikkat çekmemiş. Mesela Ömer Rıza Kehhale, 'A'lam-i Nisa' adlı yapıtında İbni Küteybe ve İbni Ebi'l Hadid'den alıntı yaparak Ali'nin boğazına ip geçirilerek, insanlık dışı bir şekilde Ebubekir'in yanına götürüldüğünü, Hz. Fatma'nın da ağlayarak, bağırıp çağırarak arkasından gittiğini, aynı zamanda küçük olan Hasan ile Hüseyin'in, babalarının bu acılı haline ağlayarak arkasından koştuklarını yazıyor. Alıntı yaptığı İbni Hadid'in, bunun doğru olmadığını, buna inanmadığını da ekliyor. Ama burada önemli olan konunun işlenmesidir. Rastgele doğrudur veya yanlıştır diye karar vermek isabetli değildir. (281)
Birçok kaynakta şu cümle ortak olarak işlenmektedir: Ebubekir, Ömer ve beraberindekileri bu ev baskınına gönderirken Ömer'e, "Şayet direnirlerse onlarla savaşacaksınız" talimatını da veriyor. Buna, daha önce de değindim. (282)
Burada şunu belirteyim: Belki bu boğazına ip geçirme olayı ağır gelebilir. Ancak şu da bir realite ki, herhalde direnen bir Ali'yi kalkıp da rahat bir şekilde, merasimle götürmemişlerdir. Bir kere eğer Ali direnmişse -ki direnmiştir- o zaman işin doğasında bu disiplin vardır.
Sünni kaynaklara göre şu kesin ki Hz. Ali, en azından eşi Hz. Fatma hayatta olduğu sürece Ebubekir'in halifeliğini kabul etmemiştir. Daha önce de en başta Buhari'den sunduğum hadislerde Hz. Ayşe, "Fatma'nın Ebubekir'e kızdığını, ilişkisini kestiğini, ölene kadar küs kaldığını, ölünce de ne Ebubekir, ne de Ömer'in cenazesine gelmemelerini vasiyet ettiğini ve yine Ebubekir ve Ömer mezarı başına gitmesinler diye onun vasiyeti üzerine Hz. Ali tarafından gece gizlice gömüldüğünü belirtmiştim. Hatta Ebubekir ve Ömer mezarını bilmesinler diye gömüldükten sonra kabrinin yerle bir edilip tesviye edildiği veya Ali'nin kendi evinde gömdüğü, İslami kaynaklarda anlatılıyor. Konunun daha iyi anlaşılabilmesi için Hz. Fatma ile ilgili bundan sonraki bölümü de birleştirmekte fayda var.
b) Yoksa Hz. Fatma Öldürülmüş mü?
Bir kere insan genç iken de ölebilir; bu bir realite. Ancak 20 yaşlarındaki Fatma'nın babasının ölümünden hemen sonra ölmesi, tek başına soru işaretidir. Kaldı ki Hz. Fatma'nın Ömer tarafından katledildiğine ilişkin İslami kaynaklarda çok önemli kanıtlar var; bunları bu bölümde detaylıca anlatacağım. Hz. Fatma babası öldüğü sırada hamileydi; bu arada halife Ömer tarafından dövülürken çocuk da düşürmüştür. Bu yetmiyormuş gibi, 60 yaşlarındaki halife Ömer, halifelik makamını kullanarak Fatma'nın ölümünden sonra onun küçücük/yaklaşık 10 yaşlarındaki kızını (Ümmü Gülsüm'ü) nikâhına alıyor ve bu ikiliden iki çocuk da dünyaya geliyor.
Ebubekir, halifeliğini kabul etmedi diye ceza olarak Hz. Fatma ile Hz. Ali'nin evinin yakılmasına karar veriyor ve nitekim de gereken yapılıyor. Buna, Hz. Ali halifeliği nasıl kabul etti bölümünde değindim. Burada, Fatma'nın bu baskın sırasında başına nelerin geldiği, nasıl baskılarla karşılaştığı ve Ömer'in onu öldürüp öldürmediği cevap verilmesi gereken sorulardır. Bu sorulara açıklık getirmeğe çalışacağım. Şu sorulabilir: 14 asır öncesine ait bir olay. Fatma ölmüş ya da öldürülmüş bize ne? Böyle değil aslında. Bu bilinmeyenle(!) deşifre olursa, kutsal diye anlatılan ve kökeni mitolojilere dayanan İslamiyet'in gerçeği anlatılırsa, sonucun nereye varacağı herhalde tahmin edilir: İnsanoğlu, kaderini tayin noktasında tek yetkilinin ancak kendisi olduğunu anlar ve ona göre gerekeni yapar.
Daha önce de bir vesileyle belirttiğim gibi, halifelik yüzünden Ömer Ebubekir'i kışkırtıyor. (283)
Sonuçta Ömer ekiple birlikte Ali-Fatma'nın evine gidince kapıda Fatma'yla karşılaşıyor ve orada onunla konuşuyor: Ya evdeki insanlar dışarı çıkıp diğer insanların Ebubekir'i kabul ettikleri gibi onlar da kabul edecekler, ya da ben evi üzerinize yakar-yıkarım diyor.
Okuyucuların aklına, "O dönemde bu kadar ağır suçlar işlenmiş iken, 14 asırdır hiç mi duyarlı bir İslam düşünürü bir şey yazıp çizmemiş bunlar hakkında?" sorusu gelebilir. Evet; buna değinen İslam otoriterleri olmuştur. Ama nasıl değinmişlerdir? Bunu, kitabın sonlarına doğru bazı İslam düşünürlerin savunmaları kısmında çarpıcı örneklerle anlatacağım.
Önce olay nedir kısaca belirteyim, ondan sonra detayına geçeyim.
İslami kaynaklarda anlatılanlara göre, Ömer eve girmesin diye Hz. Fatma kapının arkasında durup engel olmak istiyor, arkadan kapıya yaslanıyor. Daha önce de belirttim ki, o sırada Fatma hamiledir. Ömer kapıyı zorlayınca Fatma hem kapı ile duvar arasında sıkışıp kalıyor, hem de kapı arkasındaki çivi o sırada onun göğsüne batıyor, tabii ki sonunda kapıyı açıyorlar ve bu arada Ömer ayrıca kılıcın kabzasıyla Fatma'yı dövmeye başlıyor, kadın kan revan içinde kalıyor, bağırıp çağırıyor. O sırada ayrıca kaburga kemikleri de kırılıyor. Bu baskında Fatma çocuk da düşürüyor ve burada hem çivinin göğsüne batmasıyla, hem de kırılan kaburga kemikleri ve darbeler sonucu gitgide durumu kötüleşiyor ve hele psikolojisi/morali kalmıyor. Dolayısıyla babasının ölümünden birkaç ay sonra kendisi de bu baskında aldığı yara ve darbelerden dolayı vefat ediyor.
Hz. Ali'yi ne şartlarda Ebubekir'in yanına götürdüklerini daha önce yazdım. Kısacası, verilen bilgiler Ömer'i hem Fatma, hem de çocuğun katil zanlısı olarak gösteriyor. Hassas bir konu olduğu için, var olan bilgileri birkaç kaynaktan ayrı ayrı özet şeklinde sunmak istiyorum; ayrıca geniş bir kaynak listesini de dipnot olarak ekleyeceğim.
Zehebi ve İbni Hacer Askalani olayı şöyle anlatmışlardır: Ömer eve baskın düzenlediği sırada Fatma onun içeri girmesine engel olmak istiyor. O sırada Ömer kendisini tekmeliyor ve hamile olan Hz. Fatma çocuk düşürüyor, adını da Muhsin koyuyorlar. Hatta bazı kaynaklarda (az sonra Safedi kısmında değineceğim gibi) Fatma'nın çocuk düşürme nedeni, Ömer'in onun karnına vurması olarak belirtiliyor. Yani yalnız kapıyı itip de Fatma düşmüş ve sanki kasıt yokmuş gibi bir durum söz konusu değil. Farz edelim ki sadece baskın yapılmış; ama kimse yara almamış. İşte bu tek başına izahı olmayan bir durumdur. Ancak bunun ötesi var, işin içinde kasıt var, beteri var. Hem konuyu özetleyeceğim, hem ilgili kaynakları da vereceğim. Şu notu da eklemek isterim. Ömer, biran önce Fatma'nın gitmesini istiyordu. Çünkü Ali'yi Ebubekir'e götürdüklerinde o hep, "Fatma dururken ben Ali'ye bir şey yapamam" diyordu. Onun için Ömer fırsat buldukça Fatma'yı öldürmek isterdi; ki, bir daha Ali'yi Ebubekir huzuruna götürdüğünde artık sorun çıkmasın.