ALKA
23-11-2012, 03:18
http://ateistcanavar.files.wordpress.com/2012/11/uthman-ibn-affan.jpg?w=140
BÖLÜM 8 - HALİFE OSMAN
a) Halife Osman'ın Yönetimine Karşı Gösterilen İlk Tepkiler
Halife Osman'ın kötü yönetimine karşı ilk sert tepkiyi gösteren "Cebele el-Ansari"dir. Bu adam Bedir harbine katılmış önemli ashabdandır. Bir gün evin yanında iken Osman oradan geçiyormuş. Osman o zaman halifeymiş ve millet ondan şikâyetçiymiş. Cebele de Osman'ın yönetiminden memnun olmayanlardan biriymiş. Bu yüzden Osman'a, "Ey N'asel! Seni öldürür cesedini bir deveye bindirip sıcak bir yere götürür atarım." demiş. Adam önemli biri olduğundan Osman ona bir şey diyemeden doğruca camiye gitmiş. Cebele de arkasından gitmiş, o da camiye girmiş. İçeri girdiğinde Osman'ın minbere çıktığını görmüş. Osman'ın kolundan tutup aşağı indirmiş ve şerefini rencide edecek şekilde davranmış. Burada olay kapanıyor.
Başka bir gün elinde bir iple geliyor ve Osman'a, "Ya senin boğazına getiririm, ya da yanlışlarından vazgeçersin" diyor ve şöyle devam ediyor: "Sen Haris b. Hakim'e şehrin piyasasını teslim etmişsin, alış-veriş yapanlardan usulsüz bir şekilde haraç alıyor." Osman icraatına devam ediyor, adamı kale almıyor. Bu arada birileri Cebele'ye, "Vazgeç, nasıl olsa halifedir, sen baş edemezsin" deyince o, "Yarın Allah huzuruna çıksam, biz amirlerimize saygı gösterdik; ancak onlar bizi dalalete götürdüler" diyeceğim, onu şikâyet edeceğim diyor. Yine henüz Osman'a karşı kitlesel isyanlar başlamadan, Ceh'cah' adında bir başka sahabiden Osman'a uyarı ve hatta tehdit geliyor. Öyle ki, daha sonra Osman'ın evine yapılan baskında, bu adam bastonla Osman'ı dövmeye başlıyor. (349)
Osman'a karşı çıkmak sadece halkın bireysel ve amatörce tepkisinden ibaret değildi. Görevden aldığı önemli insanlar da halkla birlikte onun aleyhinde çalışıyorlardı. Mesela halife Osman tarafından Sad b. Ebi Vakkas Kufe valiliğinden alınıyor, yerine Velit b. Ukbe atanıyor. Velit, halife Osman'ın kardeşiydi, anneleri aynıydı. Yine daha sonra atadığı Sait b. As onun akrabasıydı. Ebu Musa'el Eş'ari'yi Basra valiliğinden alıyor, yerine de dayısının oğlu Abdullah b. Amır'ı tayin ediyor. Amr b. As'ı Mısır eyalet valiliğinden alıp yerine kendi sütkardeşi Abdullah b. Sad b. Ebi Serh'i görevlendiriyor. Halife Ömer zamanında Şam valiliğine atanan Muaviye'ye daha fazla imtiyazlar tanıyor, Şam'ın gelirini ona bırakıyor. Bunlar, Osman'nın icraatından birer örnek ve tabii ki görevden uzaklaştırılanlar da halkla birlikte onun aleyhinde çalışıyorlar...
Hatta Muaviye Şam'dan gemilerle içki ticareti yapıyor ve Osman'ın izniyle buradan sağlanan parayı kendine alıkoyuyordu. Şam'da askeri komutan olarak görev yapan Ubade b. Samıt, gemi içinde bu içkileri görünce hepsini yere döküyor. Saf adam, bilmiyor ki Osman bundan haberdardır, bunu yaparsa aleyhine olur. Elbette ki Muaviye bundan rahatsız oluyor. İçki olduğu için korkudan konuyu da irdeleyemiyor. Ancak bu olay Ubade için artık bardağı taşıran son damla oluyor ve Şam'da Osman ve Muaviye'yi eleştirmeye başlıyor. Bu yüzden Osman, Ubade'yi merkeze alıyor.
Ebu Musa Osman'a karşı muhalefete geçiyor ve onun kötü yönetimini anlatmaya başlıyor. Halife Osman, Hz. Muhammed zamanında bile hazineye ait olan Medine'ye bağlı Mehnz bölgesini, yine amcası Hakem'in oğlu Haris'e veriyor Fedek köyünü Hz. Muhammed kendine almıştı ve zaten Kur'an'a göre veraset yoluyla kızı Fatma'ya verilmeliydi Ama Ebubekir'le Ömer el koymuşlardı; bunu daha önce Anlattım. Halife Osman bunu da Hakem'in oğlu Mervan'a veriyor. Afrika'yı alınca, oradan sağlanan 1/5’lik geliri de Mervan'a hibe ediyor. Osman'ın bu ayrıcalığı o dönemde yaşayan şairlere bile konu olmuş.
Osman arafindan sürgün edilen Abdurrahman b. Hanbel bir şiirinde özetle şunu anlatmaktadır: "Kâinatın rabbi bize öyle bir fitne bırakmış ki (Osman'ı kastediyor), ya o bize bela olur ya da biz ona. Nasıl olur da millet aç iken sen kalkıp Afrika'nın beşte birini tek insana veriyorsun" diyor. Bilindiği gibi şu an var olan Kur'an, Osman zamanında Yahudi asıllı Zeyd b. Sabit başkanlığında bir komisyon tarafından hazırlanmıştır. İşte zaman içinde Osman bu Zeyd'e yüz bin dirhem hibede bulunur. Zeyd ölünce, ondan kalan mal-altın-külçe o kadar çoktur ki, varisleri bu külçeleri balta ile kırıp bölüşmüşlerdir. Hepsi Afrika'dan surdan burdan sağlanan talan malıydı ve haddi hesabı yoktu. (350) İşte Osman'ın yönetimine karşı gelmenin ilk işaretleri bireysel başlamıştır, daha sonra kitleselliğe dönüşmüş ve zamanla kontrolden sıkmıştır.
b) Halife Osman Müslümanlarca Katledilir, Cesedi de Bir Çöplüğe Atılır
Hüzeyfe b. Yeman bir ara halife Osman'a, "Öküz gibi ortaya çıkacaksınız, deve gibi kesileceksiniz ve kolay da can vermeyeceksiniz." şeklinde çok ağır bir cümle kullanmıştır. Bunlara daha önce kısmen değindim. Gerçekten Osman'ın ölümü çok fecidir ve işkenceyle gerçekleşmiştir. Hz. Muhammed ve Ebubekir'in cinayetleri Müslümanlardan gizlenmeye çalışıldığı gibi, halife Osman cinayetinin gerçek yanı da hep gizlenmek istenmiştir. Sanki çok basit bir suikastla, bir kazayla ölmüş gibi gösterilmiş. Ama gerçek hiç de böyle değildir. Cinayetiyle ilgili güvenilir İslami kaynaklardan derlediğim çarpıcı bir bölümü buraya alıyorum. Hakkında sunacağım bilgiler okunduğunda görülecektir ki, halife Osman'ın halk nezdinde bilinen ölümüyle gerçek ölümü arasında çok fark vardır.
Önce Osman'a karşı yapılan baskını özetlemek istiyorum. Daha sonra da cenazesinin nereye atıldığını, nasıl ve nerede gömüldüğünü ve baskının nedenlerini özet şeklinde anlatmaya çalışacağım.
Osman değişik heyetler tarafından: "Yapma, millet senin yönetiminden memnun değil, sonun kötü olur" diye defalarca uyarılır. Ancak, "Size mi düştü, siz mi bana akıl veriyorsunuz?" diyerek onları dinlemediği gibi, üstelik gelen elçileri cezalandırır. Müslümanlar en son, Amir b. Abdullah Temimi adında yaşlı birini temsilci olarak Osman'la konuşmaya gönderirler. Adamcağız Osman'a, "Ben temsilciyim, arkadaşlar senin için toplanıp icraatını konuştular. Senin büyük yanlışlar içinde olduğunu, dolayısıyla Allah'a tövbe etmeni, ondan korkmanı ve yaptığın yanlışlardan dönmeni istiyorlar." der; Osman, "Hele buna balon! İnsanlar da sanır ki bu da bir şey biliyormuş; sonra gelip benimle icraatımı konuşuyor. Hâlbuki Allah'ın nerde olduğunu bilmeyen bir cahildir." diyerek onunla alay eder.
Adam hem akılı, hem de çok önemli kişiler tarafından görevlendirilmişti. O arada Osman'a, "Ben Allah'ın nerde olduğunu çok iyi biliyorum, merak etme o seni gözetleyecektir." der.
Benzer heyetler sık sık Osman'a gelir, yanlış yapıyorsun, böyle olmaz diyerek onu uyarıyorlardı. Ama giderek durum daha da kctüye gidince, Osman değişik eyaletlerdeki önemli valilerinden Muaviye b. Ebi Süfyan, Abdullah b. Sad b. Ebi Sarf, Sait b. As, Amr b. As, Abdullah b. Amir gibilerini merkeze/yanına çağırıyor, onlarla durum değerlendirmesi yapıyor. Bunlardan Abdullah b. Amır'ın önerisi şu: Birilerine karşı kazanılması zor olan bir savaş başlat, bunları savaşa gönder, savaşla meşgul olsunlar, sen de rahat edersin; sonunda onlar gelip sana yalvarırlar. Sait b. As'ın önerisi deşu: Sana bağlı olan her kabilenin, aşiretin, bölgenin bir lideri vardır. Sen onu ortadan kaldırırsan onlar sahipsiz kalır dağılırlar diyor. Muaviye'nin önerisi de şu: Eyaletlere vergi memurlarını daha fazla gönder, biz de yardımcı oluruz, tu sorun ancak bu yöntemle biter: Yani hem baskı, hem de ağır vergi yükü asayişi sağlar diyor. Abdullah b. Sad da, 'Ey Osman; insanlar menfaatle yola gelir, sen en iyisi buralara maddi bir şeyler ver kurtul" diyor... Amr b. As'a gelince, "Ey Osman, sen insanların istemedikleri şeyleri yapıyorsun. Karar ver! Bunlardan vazgeç ve adaletli davran" şeklinde karşı bir öneri getiriyor. Osman bu öneriye sert tepki gösteriyor ve bundan dolayı araları açılıyor. Amr Mısr valisi iken görevden alınıyor ve onun yerine de Hz. Muhammed'in hiç sevmediği, münafık ilan ettiği Abdullah b. Ebi Serh tayin ediliyor. Amr'ın Osman'a kafa tutmasının başka bir nedeni de vardı. Toplum içinde Amr'ın kabilesi, Osman'ınkinden daha itibar ve şöhret sahibiydi. Hatta zaman zaman Amr bunu Osman'a karşı dillendiriyordu. (351) İşte bu toplantıda da bir bakıma bu büyüklüğünü, farkını ortaya koyuyor; ancak fayda vermiyor.
Osman giderek daha da sertleşiyor, radikal tedbirler almaya başlıyor. Bazı yerlere yeni atamalar yapıyor. Bu arada Sait b. As'ı Kufe valiliğine tayin edince, oranın halkı hem kabul etmiyor, hem de yönetime karşı silahlanıyor. Öyle ki, Sait geri dönmek zorunda kalıyor ve yerine de Ebu Musa el-Eş'ari atanıyor. Ama olaylar durmak bilmiyor ve adım adım Osman'ın sonu gelmeye başlıyor. Peki, neymiş Osman'ın suçu, neler yapmış ki insanlar beğenmiyor? Bunu birazdan detaylıca anlatacağım.
Müslümanlar Osman'ın icraatından o kadar huzursuz olmuştu ki, bu konu caddede, sokakta, her yerde konuşuluyordu. Ahnef bin Kays, "Camide toplanmıştık, kalabalık hayli fazlaydı. İçimizde Hz. Ali, Talha, Zübeyir, Sad gibi ünlü isimler de vardı. O arada halife Osman da geldi ve hemen konuşmaya geçti. Kendi iyiliklerini anlatıyordu. Ben de bu arada Talha ve Zübeyir'e dedim ki, bu adam gidicidir, sonunda katledilecek" şeklinde anlatıyor. Bunu aktaran, Buhari'nin sarihi Askalani ve tabii ki değişik kaynaklarda da geçiyor. (352) Bu arada Medine'deki sahabiler, değişik coğrafyalara yayılmış Müslümanlara mektuplar göndererek "Geri gelin, siz Allah için İslamiyet’i yaymaya çıkmışsınız; ama maalesef din elden gitmiş, uzaklara gitmenize gerek yok, geri gelin asıl cihat burada, içerde" diyorlardı. Öyle olmuştu ki, bir ara Osman camide hutbe okurken-konuşurken, Hz. Ali, Talha ve Zübeyir gibi cennetle müjdelenen önemli kişilerin de bulunduğu o ortamda bazıları, "Adama bakın, eninde sonunda öldürülecek, ölümü hak etmiş." gibi ağır sözler söylerdi. Yani iş bu noktaya gelmişti. (353)
Ve sonuçta Halife Osman'a bağlı tüm coğrafi bölgelerden isyan sesleri yükselmeye başlıyor. Sadece altı yüz süvari, kimi rivayetlere göre bin süvari Mısırlılardan ve dört kafile halinde başlarında da Abdurrahman b. Udeys, Kenane b. Bişr, Amr b. Hamık ve Sudan b. Hamran olmak üzere Osman'ı ablukaya almak, onu katletmek için yola çıkıyorlar. Kimse bilmesin diye, Umre niyetiyle yola çıktıklarını söylüyorlar. Ancak niyetleri Osman'ı ortadan kaldırmak.
Yine iki yüz kişilik bir başka baskın grubu, Irak'ın Küfe kentinden harekete geçiyor. Tüm grupların birbirlerinden haberi var. Bunların da başlarında Malik b. Ester var. Yüz kişilik bir isyan grubu da Irak'ın Basra kentinden yola çıkıyor. Onların başlarında da Hükeym b. Cebele var. Osman'ın da istihbaratı vardı, onların niyeti hakkında bilgi almıştı ve kendince de tedbirliydi ama baskın o kadar güçlüydü ve kontrol edilmesi o kadar zordu ki, Osman'ın taraftarları bunları önleyecek durumda değildi.
Şehre varınca Hz. Ali devreye giriyor ve sonuçta onlar Ali'yi dinleyerek davalarından vazgeçip memleketlerinin yollarını tutuyorlar. Ancak yolda, halife Osman'ın yazdığı, mührüyle mühürlediği bir mektup ele geçiriliyor. Üzerinde mektup bulunan kişi de halife Osman'ın bir görevli memurudur; hatta onun bindiği hayvan bile Osman'a/devlete ait bir hayvandır. Mektupta, ilgili valilerine, “Bu isyancıları yakalayın, bir kısmını infaz edin, önemli elebaşlarını da çarmıha germek suretiyle-işkenceyle öldürün, bazılarının da kol ve bacaklarını kesin." gibi talimatlar vardı. Zaten onlar, daha önce Hz. Ali'nin araya girmesiyle isteksizce eylemlerinden vazgeçmişlerdi. Ama bu mektup olayından sonra artık onları durdurmak mümkün değildi: Tekrardan geri dönüyorlar ve sonunda Osman'ı feci bir şekilde katlediyorlar.
Osman korkudan imza ve mührün sahte olduğunu, kendisine ait olmadığını iddia ediyor; ancak inandırıcı gelmiyor, güven sarsılıyor ve gereken yapılıyor.
Değişik yörelerden gelen bu insanların hepsi ittifak halinde halife Osman'ı ablukaya alıyorlar. Onu yakalayınca saçını, sakalını yoluyor, çenesini çekiyorlar, ağzı açık kalıyor. Bu arada isyancılar Osman'a 'Na'sel' diye bağırıyorlar. Değişik İslami kaynaklarda Na'sel şöyle tanımlanıyor: O sırada Medine'de Mısır asıllı budala biri varmış, adı da Na'sel. Osman'a bu amaçla bu lakabı takmışlar. Veya Na'sel demek, beyinsiz kişi/ahmak-bunak demek. Her ne ise alaylı bir söz olarak Osman'a karşı kullanıyorlardı. (354) Veya Na'sel, Medine'de ihtiyar, aptal bir Yahudi varmış, o yüzden hakaret anlamında Osman'a bu isimle hitap ediyorlar.
Mısırlı grubun başındaki şahıslardan Kinane b. Bişr, Osman'ın alnından ve kafasının ön kısmından demir parçasıyla vurunca, Osman yere yığılıyor. Aynı gruptan Sudan b. Hamran adındaki şahıs da Osman'ı döve döve komalık ediyor. Yine Mısır grubundan Amr b. Hamık, Osman'ın göğsüne çıkıyor, ona dokuz darbe vuruyor; bunlardan üçü Allah için olsun, kalanı da ben rahat edeyim, kendim için vurdum diyor, tabii ki bu arada Osman onlara çok yalvarıyor: 'Ben ilk Müslümanlardanım, peygamberin iki kızıyla evlendim, insan ancak dinden çıkarsa, zina yaparsa, cinayet işlerse öldürülür. Ben bunlardan hiçbirini yapmadım' gibi yalvarmaları artık fayda etmiyor. Millet ona karşı öylesine kızgın ki, öldürdükten sonra da kafasını gövdesinden koparmak, onu ustura-makas gibi aletlerle parçalamak istiyorlar, hatta şeytan taşlaması gibi naaşını taşlamak istiyorlar. Bu arada Osman'ın hanımları Naile ile Ümmü'l Benin ve kızları kafasını gövdesinden koparmalarına izin vermiyorlar, araya giriyorlar, onların ellerinden çıplak kılıçları almak istiyorlar. Onlar kılıçlarını güçlü bir şekilde çekince, Osman'ın eşlerinden Naile binti Ferafise'nin parmakları kesiliyor. Bu manzara karşısında tüm aile ağlaşmaya başlıyor, Hz. Muhammed'in eşlerinden de araya girenler oluyor ve Hz. Ali de baskın liderlerinden Abdurrahman b. Udeys ile konuşunca (yapmayın diye) bu eylemlerinden vazgeçiyorlar, tabii ki daha sonra bu kadının parmakları Şam'da hutbelerde çok dile getiriliyor, Muaviye tarafından propaganda aracı olarak kullanılıyor. Bu ayrı bu konu. (355)
Şu da var ki, isyancılar yaklaşık 40 gün Osman'ı evinde mahsur bırakıyorlar, sudan, yemekten mahrum bırakıyorlar. Birilerin ona su vermelerine bile izin vermiyorlar. Bu arada Osman'ı savunanlardan çok sayıda insan öldürülüyor. Mesela Abdullah b. Veheb, Abdulah b. Ebi Meysere ve Muğire b. Ahnes gibileri. Hatta Osman'la birlikte öldürdükleri bazı kişilerin gömülmelerine izin bile vermiyorlar: Kurda-kuşa, köpeklere yem olsunlar diyorlar. Osman'a, istifa edersen sana karışmayız dedikleri halde Osman, ben ölümü tercih ederim; ama istifa etmem karşılığını veriyordu. (356)
Aslında detaya gerek yok. İnsan biraz düşünürse zaten işin vahametini anlar. Şöyle ki, madem bu kadar isyancı Müslüman Kufe'den, Basra'dan, Mısır'dan değişik coğrafyalardan geldiler, peki ya Mekke, Medine, çevre Müslümanları ve hele hele Hz. Ali nerdeydi diye insan merak ediyor? Demek ki çevresi dışında kimse onun yönetiminden memnun kalmamış ki sonuç böyle olmuş. En başta Ebubekir'in oğlu Muhammed, ta Mısır'dan gelen heyetin içinde ve aktif bir şekilde Osman'a karşı cephe alanlar arasında. Osman'a ulaştığında da, çok hakaretvari bir şekilde sakalından tutup çekiyor, böylece Osman'ın ağzı açık kalıyor ve daha önemlisi onu yerde süründürüyor. Burada şu hatırlatmayı yapayım:
Hani Ebubekir'in cinayetinde Osman'ın da parmağı vardı diye yazmıştım. Sanırım İslam tarihinde bu konuda bazı açıklanmayan noktalar var. Mesela neden tüm sahabeler arasında Ebubekir'in oğlu Osman'a böyle davranmıştır? En azından Osman babasının çocukluk arkadaşıydı! Kanımca Ebubekir'in oğlu babasıyla ilgili planları bildiği için, burada adeta onun rövanşını alıyordu. Bu uzak bir ihtimal değildir. (357)
Başta da belirttim; Müslümanlar Osman'ı defalarca uyardılar, temsilci gönderdiler; ama o hep ceza veriyordu. Hatta bir ara Hz. Ali'yi temsilci olarak gönderiyorlar. Gidip halife Osman'a önemli uyarılarda bulunuyor. Osman ise onu da dinlemediği gibi, minbere çıkıp şunları söylüyor; Bu ümmetin fitnesi, ayıplayanlar ve eleştirmenlerdir (tabii ki isim vermeden Hz. Ali'yi kastediyor) diye başlıyor ve eleştirel bir konuşma yapıyor. Bu arada Osman'ın sağ kolu Mervan sert çıkıyor, gerekirse seni eleştirenlerle savaşırız diyor. Mervan, Osman'ın veziriydi. Osman, işin vahametini bildiği için olayın fazla büyümesini istemiyor/Mervan'a izin vermiyor. (358)
Şunu da bilmekte yarar var, tüm halifelerin devrilmesinde Yahudilerin rolü çok büyüktür. Her ne kadar bu sebep pek öne çıkmamışsa da, aslında bu önemli bir faktördür. Yahudiler artık o coğrafyada onlara iktidar verilmeyeceğini biliyorlardı. O yüzden hep bozmaya ve karışıklıklar çıkarmaya çalışıyorlardı. Savaşla kazanamıyorsak, bari planlarla, farklı komplolarla işi götürmeye çalışalım diyorlardı ve nitekim de bunu çok mükemmel başardılar...
İsyancılar Osman'ı öldürdükten sonra cenazesini bir mezbeleye, tuvalet olarak kullanılan bir yere atıyorlar ve onların korkusundan en yakın akrabası bile yanaşamıyor. Cenaze, atılan yerde üç gün kalıyor. İslam tarihçileri, Kur'an yorumcuları, 'Osman'ı katlettikten sonra cenazesini Haşşı Kevkeb' denilen yere attılar. Burası öyle bir yer ki, o zaman Yahudiler tarafından tuvalet olarak kullanılıyordu, şeklinde açıklama yapıyorlar.
Konu garip gelebilir. O bakımdan Osman'ın bu tuvalet yerine atıldığına ve cenazesi üç gün orada kaldığına, baskıncıların korkusundan kimsenin gidip onu alamayacağına ilişkin bir yığın güvenilir İslami kaynak veriyorum şu dipnotta. (359)
c) Halife Osman'ın Cenazesi, Bir Tuvalete Gömülüyor
Osman'ın cenazesinin Yahudilerin tuvalet olarak kullandıkları bir mezbeleye atıldığını ve orada üç gün kaldığını, korkudan kimsenin gidip onu defnedemediğini yukarıda yazdım. Bu arada onu öldürenler şeytan taşlar gibi cesedini taşlamaya başlıyorlar ve gömülmesin, herhangi bir yere atılıp kalsın ve bu şekilde çürüyüp gitsin istiyorlardı. Sonunda yine Hz. Ali'nin devreye girmesiyle isyancılar defnine izin verdiler. Tarihçi İbni Şebbe bu konuda, "Ebu Süfyan'ın kızı ve aynı zamanda Hz. Muhammed'in de eşi olan Ümmü Habibe ortaya çıkıp ya bu adamın defnine izin vereceksiniz, ya da ben Hz. Muhammed'in perdesini (başörtüsünü kastediyor) başımdan alır atarım" diyor. (360)
İşte Hz. Ali ile Ümmü Habibe'nin araya girmesi, hem eşlerinin ağlamaları nedeniyle isyancılar eylemlerinden vazgeçiyorlar, bundan sonra birkaç kişi gidip cenazesini alıyor, onu gece karanlığında gömüyorlar (tabii ki cenaze işinde, kabir başında Hz. Ali yoktur, kendisi katılmıyor). Osman'ın cenaze namazının kılınıp kılınmadığı konusunda farklı rivayetler var.
Kimileri, "Katledenler namazına izin vermeyince, üzerinde namaz kılınmadan gömülüyor" diyorlar. Mesela Ebu Cehm adındaki kişi onun namazını kılmak isteyince isyancılar izin vermiyor; bu arada adam, "Siz üzerinde namaz kılınmasına engel olursanız sorun değil. Çünkü Allah ve melekler cenaze namazını kılmışlardır." diyor.
Maşallah o dönem herkes Tanrı ile Cebrail ile irtibat halindeymiş, normal vatandaş da yukarılardan ilham alıyormuş.
Kimileri de, birkaç kişi onun cenaze namazını kılıp Baki kabristanında defnetmek isteyince, isyancılar bunu duyuyorlar ve kesinlikle normal bir mezarlıkta defnetmeyeceksiniz, diyerek engel oluyorlar. Bu nedenle, daha önce atıldığı yere, o tuvalet olarak kullanılan yere götürülüp orada gömülüyor ve belki tekrar isyancılar cenazesini çıkarırlar korkusuyla, mezarını yerle tesviye ediyorlar.
Bu arada isyancılar defne izin verdiklerinde şu koşulu da öne sürüyorlar, Osman'ın yakınları onu mezara götürürken biz de yolun sağından ve solundan yürüyerek hacda şeytan taşlar gibi ona taş atacağız diyorlar. Yine her zamanki gibi Hz. Ali'nin araya girmesiyle bu koşuldan vazgeçiyorlar.
Gece gizlice, alelacele o tuvalet olarak kullanılan bataklığa götürüp bir çukur kazarak içine atıyorlar; böyle normal bir kabir hazırlayamıyorlar. Üzerine mezar taşı bile koyamıyorlar. Hatta Osman'ın kızı ağlayınca, mezarı kazanlardan biri ona kızıyor: "Biz o kadar titiz davranıyoruz ki kimse duymasın. Peki, bağırıyorsun, ya muhalifler senin sesini duyup gelir, babanın cenazesini tahrip ederlerse iyi mi olacak?" diyerek, onu susturmaya çalışıyorlar. Gömenler arasında bir de Osman'ın eşlerinden Naile var. Karanlık olduğu için, o da eline bir mum alarak kabirde rahat çalışılabilmesi için mezarın başında duruyor. İslami eserlerde anlatıldığına göre, çalışanlar, isyancılar görmesin diye insanların olduğu tarafla mezar arasına perde gibi veya kerpiçten bir duvar yapıyorlar. (361)
Cenaze namazı kılınmıştır diyenlere göre de ihtilaf vardır. Genel kanı, cenaze namazının bir veya dört kişi tarafından kılındığı yönündedir. Hatta bazı kaynaklarda, korkudan kimse onu gömmek istemeyince; ancak Mervan'la, Osman'ın eşlerinden Naile onu geceleyin gömmüşler şeklinde bilgi var. Osman'ın eşlerinden dedim; çünkü Osman öldürüldüğünde yanında dört hanımı vardı: Remle, Naile, Ümmü Benin ve Fahite. (362) Yani öyle ki, Osman'ın cenazesi ortada kalıyor, korkudan kimse onu defnedemiyor. Hatta önemli İslami kaynaklarda çok farklı bilgiler de var. Mesela onu öldürdükleri zaman, eşi Naile araya girmek istiyor. Bu arada onun da elini, kimilerine göre de parmaklarını kesiyorlar. Hele halife Ebubekir'in oğlu Muhammed, Osman'ın kolundan tutup kapıya kadar sürükleyince Osman, "Senin baban dostumdu, neden bana böyle yapıyorsun' diyor. Ebubekir'in oğlu, "Sen gerçek Kur'an'ı yaktın, kendince yeni bir Kur'an ortaya çıkardın" diyor. Kimi rivayetlere göre de Ebubekir'in oğlu onun kulağına şiş sokup boğazından çıkarıyor.
Şurası çok önemli, baskını düzenleyenler Müslümanlar ve Ebubekir gibi birinin oğlu da aşırı derecede ona işkence ediyorsa ve Hz. Ali de savunma niyetiyle hiç ortalıkta bulunmuyorsa, artık Osman'ın o günkü Müslüman halk nezdindeki değerinin nerelere kadar düştüğü anlaşılıyor.
Bazı İslami kaynaklarda Osman katledildikten sonra, baskını gerçekleştirenlerden Umeyr b. Dabi-i adındaki kişi gidip onun canından parçalar kopararak, "Sen ki babamı zulmen/suçsuz yere hapse attın ve orada öldü. İşte senin de sonun böyle olacak." diyor. Yukarıda da belirttim, onu katledenler, bedenini tahrip etmek, parçalamak istiyorlar; ancak bazılarının aracı olmasıyla eylemciler bundan vazgeçiyorlar. (363)
Bir de şu var, Osman'ın cenazesini, bir kapı tahtası üzerine bağlayıp o şekilde kabre götürürken, belki birileri duyar, gelir engel olur kaygısıyla koşarak götürüyorlar. Cenazeyi götüren şahıslardan biri, "Biz korkudan öylesine koşuyorduk ki Osman'ın kafası, üzerinde taşıdığımız tahtaya çarpıp tak-tuk diye ses veriyordu" diyor. Bu olay, az sonra bölüm sonunda ekleyeceğim kaynakların hemen tümünde vardır.
İşte halife Osman'ın halk arasında bilinen ölümüyle gerçek ölümü arasındaki fark bu kadar büyüktür. Osman'ın Müslümanlar tarafından katledildiği, cenazesinin Yahudilere ait bir çöplüğe atılıp orada üç gün kaldığı, daha sonra Hz. Ali'nin, Hz. Muhammed'in bazı eşlerinin ve Osman'ın eşlerinin hatırı için gömülmesine izin verildiği ve bunun da ancak aynı çöplükte gerçekleştiği, mezara da yangından mal kaçırırcasına, sür'atle götürüldüğü ve bu arada başının hep tahta üzerinde sağa sola çarparak ses çıkardığı, cenazesinin korkudan birkaç kişi tarafından gizlice defnedildiği, katledilirken işkence yapıldığı ve hatta canından parçalar koparıldığı, baskın anında haftalarca evde aç ve susuz mahsur kaldığı, yardım etmek isteyenlere izin verilmediği, o dönemde var olan Kur'an'ları yakıp yeni bir Kur'an ortaya koyduğu, kötü yönetimi yüzünden vurulduğu gibi konular, birçok İslam düşünürü tarafından kaleme alınmıştır. Ne yazık ki, geniş halk kitlesi bunları bilmemektedir. Bu olup bitenleri içeren İslami kaynaklar gerçekten çok fazladır. (364)
d) Halife Osman Neden Müslümanlarca Katledildi?
Az önce de anlatıldığı gibi, Halife Osman'ı feci bir şekilde katledenler Müslümanlardır. Peki, Osman bunu hak etmiş miydi, neydi bunun en önemli nedenleri ki, insanlar ta Mısır'dan, Basra'dan, Küfe'den... değişik yörelerden gelip eylem birliği yaparcasına toplanarak Osman'ı katlettiler? Demek ki ortada çok ciddi bir sorun vardı ki Osman'ın çevresi, hele Hz. Ali bile bu baskınları artık durduramamıştır. Bu nedenlerden önemli gördüklerimi İslami kaynaklardan özetlemek istiyorum.
(Etrafındakilere ayrıcalık tanımak-iltimas)
BÖLÜM 8 - HALİFE OSMAN
a) Halife Osman'ın Yönetimine Karşı Gösterilen İlk Tepkiler
Halife Osman'ın kötü yönetimine karşı ilk sert tepkiyi gösteren "Cebele el-Ansari"dir. Bu adam Bedir harbine katılmış önemli ashabdandır. Bir gün evin yanında iken Osman oradan geçiyormuş. Osman o zaman halifeymiş ve millet ondan şikâyetçiymiş. Cebele de Osman'ın yönetiminden memnun olmayanlardan biriymiş. Bu yüzden Osman'a, "Ey N'asel! Seni öldürür cesedini bir deveye bindirip sıcak bir yere götürür atarım." demiş. Adam önemli biri olduğundan Osman ona bir şey diyemeden doğruca camiye gitmiş. Cebele de arkasından gitmiş, o da camiye girmiş. İçeri girdiğinde Osman'ın minbere çıktığını görmüş. Osman'ın kolundan tutup aşağı indirmiş ve şerefini rencide edecek şekilde davranmış. Burada olay kapanıyor.
Başka bir gün elinde bir iple geliyor ve Osman'a, "Ya senin boğazına getiririm, ya da yanlışlarından vazgeçersin" diyor ve şöyle devam ediyor: "Sen Haris b. Hakim'e şehrin piyasasını teslim etmişsin, alış-veriş yapanlardan usulsüz bir şekilde haraç alıyor." Osman icraatına devam ediyor, adamı kale almıyor. Bu arada birileri Cebele'ye, "Vazgeç, nasıl olsa halifedir, sen baş edemezsin" deyince o, "Yarın Allah huzuruna çıksam, biz amirlerimize saygı gösterdik; ancak onlar bizi dalalete götürdüler" diyeceğim, onu şikâyet edeceğim diyor. Yine henüz Osman'a karşı kitlesel isyanlar başlamadan, Ceh'cah' adında bir başka sahabiden Osman'a uyarı ve hatta tehdit geliyor. Öyle ki, daha sonra Osman'ın evine yapılan baskında, bu adam bastonla Osman'ı dövmeye başlıyor. (349)
Osman'a karşı çıkmak sadece halkın bireysel ve amatörce tepkisinden ibaret değildi. Görevden aldığı önemli insanlar da halkla birlikte onun aleyhinde çalışıyorlardı. Mesela halife Osman tarafından Sad b. Ebi Vakkas Kufe valiliğinden alınıyor, yerine Velit b. Ukbe atanıyor. Velit, halife Osman'ın kardeşiydi, anneleri aynıydı. Yine daha sonra atadığı Sait b. As onun akrabasıydı. Ebu Musa'el Eş'ari'yi Basra valiliğinden alıyor, yerine de dayısının oğlu Abdullah b. Amır'ı tayin ediyor. Amr b. As'ı Mısır eyalet valiliğinden alıp yerine kendi sütkardeşi Abdullah b. Sad b. Ebi Serh'i görevlendiriyor. Halife Ömer zamanında Şam valiliğine atanan Muaviye'ye daha fazla imtiyazlar tanıyor, Şam'ın gelirini ona bırakıyor. Bunlar, Osman'nın icraatından birer örnek ve tabii ki görevden uzaklaştırılanlar da halkla birlikte onun aleyhinde çalışıyorlar...
Hatta Muaviye Şam'dan gemilerle içki ticareti yapıyor ve Osman'ın izniyle buradan sağlanan parayı kendine alıkoyuyordu. Şam'da askeri komutan olarak görev yapan Ubade b. Samıt, gemi içinde bu içkileri görünce hepsini yere döküyor. Saf adam, bilmiyor ki Osman bundan haberdardır, bunu yaparsa aleyhine olur. Elbette ki Muaviye bundan rahatsız oluyor. İçki olduğu için korkudan konuyu da irdeleyemiyor. Ancak bu olay Ubade için artık bardağı taşıran son damla oluyor ve Şam'da Osman ve Muaviye'yi eleştirmeye başlıyor. Bu yüzden Osman, Ubade'yi merkeze alıyor.
Ebu Musa Osman'a karşı muhalefete geçiyor ve onun kötü yönetimini anlatmaya başlıyor. Halife Osman, Hz. Muhammed zamanında bile hazineye ait olan Medine'ye bağlı Mehnz bölgesini, yine amcası Hakem'in oğlu Haris'e veriyor Fedek köyünü Hz. Muhammed kendine almıştı ve zaten Kur'an'a göre veraset yoluyla kızı Fatma'ya verilmeliydi Ama Ebubekir'le Ömer el koymuşlardı; bunu daha önce Anlattım. Halife Osman bunu da Hakem'in oğlu Mervan'a veriyor. Afrika'yı alınca, oradan sağlanan 1/5’lik geliri de Mervan'a hibe ediyor. Osman'ın bu ayrıcalığı o dönemde yaşayan şairlere bile konu olmuş.
Osman arafindan sürgün edilen Abdurrahman b. Hanbel bir şiirinde özetle şunu anlatmaktadır: "Kâinatın rabbi bize öyle bir fitne bırakmış ki (Osman'ı kastediyor), ya o bize bela olur ya da biz ona. Nasıl olur da millet aç iken sen kalkıp Afrika'nın beşte birini tek insana veriyorsun" diyor. Bilindiği gibi şu an var olan Kur'an, Osman zamanında Yahudi asıllı Zeyd b. Sabit başkanlığında bir komisyon tarafından hazırlanmıştır. İşte zaman içinde Osman bu Zeyd'e yüz bin dirhem hibede bulunur. Zeyd ölünce, ondan kalan mal-altın-külçe o kadar çoktur ki, varisleri bu külçeleri balta ile kırıp bölüşmüşlerdir. Hepsi Afrika'dan surdan burdan sağlanan talan malıydı ve haddi hesabı yoktu. (350) İşte Osman'ın yönetimine karşı gelmenin ilk işaretleri bireysel başlamıştır, daha sonra kitleselliğe dönüşmüş ve zamanla kontrolden sıkmıştır.
b) Halife Osman Müslümanlarca Katledilir, Cesedi de Bir Çöplüğe Atılır
Hüzeyfe b. Yeman bir ara halife Osman'a, "Öküz gibi ortaya çıkacaksınız, deve gibi kesileceksiniz ve kolay da can vermeyeceksiniz." şeklinde çok ağır bir cümle kullanmıştır. Bunlara daha önce kısmen değindim. Gerçekten Osman'ın ölümü çok fecidir ve işkenceyle gerçekleşmiştir. Hz. Muhammed ve Ebubekir'in cinayetleri Müslümanlardan gizlenmeye çalışıldığı gibi, halife Osman cinayetinin gerçek yanı da hep gizlenmek istenmiştir. Sanki çok basit bir suikastla, bir kazayla ölmüş gibi gösterilmiş. Ama gerçek hiç de böyle değildir. Cinayetiyle ilgili güvenilir İslami kaynaklardan derlediğim çarpıcı bir bölümü buraya alıyorum. Hakkında sunacağım bilgiler okunduğunda görülecektir ki, halife Osman'ın halk nezdinde bilinen ölümüyle gerçek ölümü arasında çok fark vardır.
Önce Osman'a karşı yapılan baskını özetlemek istiyorum. Daha sonra da cenazesinin nereye atıldığını, nasıl ve nerede gömüldüğünü ve baskının nedenlerini özet şeklinde anlatmaya çalışacağım.
Osman değişik heyetler tarafından: "Yapma, millet senin yönetiminden memnun değil, sonun kötü olur" diye defalarca uyarılır. Ancak, "Size mi düştü, siz mi bana akıl veriyorsunuz?" diyerek onları dinlemediği gibi, üstelik gelen elçileri cezalandırır. Müslümanlar en son, Amir b. Abdullah Temimi adında yaşlı birini temsilci olarak Osman'la konuşmaya gönderirler. Adamcağız Osman'a, "Ben temsilciyim, arkadaşlar senin için toplanıp icraatını konuştular. Senin büyük yanlışlar içinde olduğunu, dolayısıyla Allah'a tövbe etmeni, ondan korkmanı ve yaptığın yanlışlardan dönmeni istiyorlar." der; Osman, "Hele buna balon! İnsanlar da sanır ki bu da bir şey biliyormuş; sonra gelip benimle icraatımı konuşuyor. Hâlbuki Allah'ın nerde olduğunu bilmeyen bir cahildir." diyerek onunla alay eder.
Adam hem akılı, hem de çok önemli kişiler tarafından görevlendirilmişti. O arada Osman'a, "Ben Allah'ın nerde olduğunu çok iyi biliyorum, merak etme o seni gözetleyecektir." der.
Benzer heyetler sık sık Osman'a gelir, yanlış yapıyorsun, böyle olmaz diyerek onu uyarıyorlardı. Ama giderek durum daha da kctüye gidince, Osman değişik eyaletlerdeki önemli valilerinden Muaviye b. Ebi Süfyan, Abdullah b. Sad b. Ebi Sarf, Sait b. As, Amr b. As, Abdullah b. Amir gibilerini merkeze/yanına çağırıyor, onlarla durum değerlendirmesi yapıyor. Bunlardan Abdullah b. Amır'ın önerisi şu: Birilerine karşı kazanılması zor olan bir savaş başlat, bunları savaşa gönder, savaşla meşgul olsunlar, sen de rahat edersin; sonunda onlar gelip sana yalvarırlar. Sait b. As'ın önerisi deşu: Sana bağlı olan her kabilenin, aşiretin, bölgenin bir lideri vardır. Sen onu ortadan kaldırırsan onlar sahipsiz kalır dağılırlar diyor. Muaviye'nin önerisi de şu: Eyaletlere vergi memurlarını daha fazla gönder, biz de yardımcı oluruz, tu sorun ancak bu yöntemle biter: Yani hem baskı, hem de ağır vergi yükü asayişi sağlar diyor. Abdullah b. Sad da, 'Ey Osman; insanlar menfaatle yola gelir, sen en iyisi buralara maddi bir şeyler ver kurtul" diyor... Amr b. As'a gelince, "Ey Osman, sen insanların istemedikleri şeyleri yapıyorsun. Karar ver! Bunlardan vazgeç ve adaletli davran" şeklinde karşı bir öneri getiriyor. Osman bu öneriye sert tepki gösteriyor ve bundan dolayı araları açılıyor. Amr Mısr valisi iken görevden alınıyor ve onun yerine de Hz. Muhammed'in hiç sevmediği, münafık ilan ettiği Abdullah b. Ebi Serh tayin ediliyor. Amr'ın Osman'a kafa tutmasının başka bir nedeni de vardı. Toplum içinde Amr'ın kabilesi, Osman'ınkinden daha itibar ve şöhret sahibiydi. Hatta zaman zaman Amr bunu Osman'a karşı dillendiriyordu. (351) İşte bu toplantıda da bir bakıma bu büyüklüğünü, farkını ortaya koyuyor; ancak fayda vermiyor.
Osman giderek daha da sertleşiyor, radikal tedbirler almaya başlıyor. Bazı yerlere yeni atamalar yapıyor. Bu arada Sait b. As'ı Kufe valiliğine tayin edince, oranın halkı hem kabul etmiyor, hem de yönetime karşı silahlanıyor. Öyle ki, Sait geri dönmek zorunda kalıyor ve yerine de Ebu Musa el-Eş'ari atanıyor. Ama olaylar durmak bilmiyor ve adım adım Osman'ın sonu gelmeye başlıyor. Peki, neymiş Osman'ın suçu, neler yapmış ki insanlar beğenmiyor? Bunu birazdan detaylıca anlatacağım.
Müslümanlar Osman'ın icraatından o kadar huzursuz olmuştu ki, bu konu caddede, sokakta, her yerde konuşuluyordu. Ahnef bin Kays, "Camide toplanmıştık, kalabalık hayli fazlaydı. İçimizde Hz. Ali, Talha, Zübeyir, Sad gibi ünlü isimler de vardı. O arada halife Osman da geldi ve hemen konuşmaya geçti. Kendi iyiliklerini anlatıyordu. Ben de bu arada Talha ve Zübeyir'e dedim ki, bu adam gidicidir, sonunda katledilecek" şeklinde anlatıyor. Bunu aktaran, Buhari'nin sarihi Askalani ve tabii ki değişik kaynaklarda da geçiyor. (352) Bu arada Medine'deki sahabiler, değişik coğrafyalara yayılmış Müslümanlara mektuplar göndererek "Geri gelin, siz Allah için İslamiyet’i yaymaya çıkmışsınız; ama maalesef din elden gitmiş, uzaklara gitmenize gerek yok, geri gelin asıl cihat burada, içerde" diyorlardı. Öyle olmuştu ki, bir ara Osman camide hutbe okurken-konuşurken, Hz. Ali, Talha ve Zübeyir gibi cennetle müjdelenen önemli kişilerin de bulunduğu o ortamda bazıları, "Adama bakın, eninde sonunda öldürülecek, ölümü hak etmiş." gibi ağır sözler söylerdi. Yani iş bu noktaya gelmişti. (353)
Ve sonuçta Halife Osman'a bağlı tüm coğrafi bölgelerden isyan sesleri yükselmeye başlıyor. Sadece altı yüz süvari, kimi rivayetlere göre bin süvari Mısırlılardan ve dört kafile halinde başlarında da Abdurrahman b. Udeys, Kenane b. Bişr, Amr b. Hamık ve Sudan b. Hamran olmak üzere Osman'ı ablukaya almak, onu katletmek için yola çıkıyorlar. Kimse bilmesin diye, Umre niyetiyle yola çıktıklarını söylüyorlar. Ancak niyetleri Osman'ı ortadan kaldırmak.
Yine iki yüz kişilik bir başka baskın grubu, Irak'ın Küfe kentinden harekete geçiyor. Tüm grupların birbirlerinden haberi var. Bunların da başlarında Malik b. Ester var. Yüz kişilik bir isyan grubu da Irak'ın Basra kentinden yola çıkıyor. Onların başlarında da Hükeym b. Cebele var. Osman'ın da istihbaratı vardı, onların niyeti hakkında bilgi almıştı ve kendince de tedbirliydi ama baskın o kadar güçlüydü ve kontrol edilmesi o kadar zordu ki, Osman'ın taraftarları bunları önleyecek durumda değildi.
Şehre varınca Hz. Ali devreye giriyor ve sonuçta onlar Ali'yi dinleyerek davalarından vazgeçip memleketlerinin yollarını tutuyorlar. Ancak yolda, halife Osman'ın yazdığı, mührüyle mühürlediği bir mektup ele geçiriliyor. Üzerinde mektup bulunan kişi de halife Osman'ın bir görevli memurudur; hatta onun bindiği hayvan bile Osman'a/devlete ait bir hayvandır. Mektupta, ilgili valilerine, “Bu isyancıları yakalayın, bir kısmını infaz edin, önemli elebaşlarını da çarmıha germek suretiyle-işkenceyle öldürün, bazılarının da kol ve bacaklarını kesin." gibi talimatlar vardı. Zaten onlar, daha önce Hz. Ali'nin araya girmesiyle isteksizce eylemlerinden vazgeçmişlerdi. Ama bu mektup olayından sonra artık onları durdurmak mümkün değildi: Tekrardan geri dönüyorlar ve sonunda Osman'ı feci bir şekilde katlediyorlar.
Osman korkudan imza ve mührün sahte olduğunu, kendisine ait olmadığını iddia ediyor; ancak inandırıcı gelmiyor, güven sarsılıyor ve gereken yapılıyor.
Değişik yörelerden gelen bu insanların hepsi ittifak halinde halife Osman'ı ablukaya alıyorlar. Onu yakalayınca saçını, sakalını yoluyor, çenesini çekiyorlar, ağzı açık kalıyor. Bu arada isyancılar Osman'a 'Na'sel' diye bağırıyorlar. Değişik İslami kaynaklarda Na'sel şöyle tanımlanıyor: O sırada Medine'de Mısır asıllı budala biri varmış, adı da Na'sel. Osman'a bu amaçla bu lakabı takmışlar. Veya Na'sel demek, beyinsiz kişi/ahmak-bunak demek. Her ne ise alaylı bir söz olarak Osman'a karşı kullanıyorlardı. (354) Veya Na'sel, Medine'de ihtiyar, aptal bir Yahudi varmış, o yüzden hakaret anlamında Osman'a bu isimle hitap ediyorlar.
Mısırlı grubun başındaki şahıslardan Kinane b. Bişr, Osman'ın alnından ve kafasının ön kısmından demir parçasıyla vurunca, Osman yere yığılıyor. Aynı gruptan Sudan b. Hamran adındaki şahıs da Osman'ı döve döve komalık ediyor. Yine Mısır grubundan Amr b. Hamık, Osman'ın göğsüne çıkıyor, ona dokuz darbe vuruyor; bunlardan üçü Allah için olsun, kalanı da ben rahat edeyim, kendim için vurdum diyor, tabii ki bu arada Osman onlara çok yalvarıyor: 'Ben ilk Müslümanlardanım, peygamberin iki kızıyla evlendim, insan ancak dinden çıkarsa, zina yaparsa, cinayet işlerse öldürülür. Ben bunlardan hiçbirini yapmadım' gibi yalvarmaları artık fayda etmiyor. Millet ona karşı öylesine kızgın ki, öldürdükten sonra da kafasını gövdesinden koparmak, onu ustura-makas gibi aletlerle parçalamak istiyorlar, hatta şeytan taşlaması gibi naaşını taşlamak istiyorlar. Bu arada Osman'ın hanımları Naile ile Ümmü'l Benin ve kızları kafasını gövdesinden koparmalarına izin vermiyorlar, araya giriyorlar, onların ellerinden çıplak kılıçları almak istiyorlar. Onlar kılıçlarını güçlü bir şekilde çekince, Osman'ın eşlerinden Naile binti Ferafise'nin parmakları kesiliyor. Bu manzara karşısında tüm aile ağlaşmaya başlıyor, Hz. Muhammed'in eşlerinden de araya girenler oluyor ve Hz. Ali de baskın liderlerinden Abdurrahman b. Udeys ile konuşunca (yapmayın diye) bu eylemlerinden vazgeçiyorlar, tabii ki daha sonra bu kadının parmakları Şam'da hutbelerde çok dile getiriliyor, Muaviye tarafından propaganda aracı olarak kullanılıyor. Bu ayrı bu konu. (355)
Şu da var ki, isyancılar yaklaşık 40 gün Osman'ı evinde mahsur bırakıyorlar, sudan, yemekten mahrum bırakıyorlar. Birilerin ona su vermelerine bile izin vermiyorlar. Bu arada Osman'ı savunanlardan çok sayıda insan öldürülüyor. Mesela Abdullah b. Veheb, Abdulah b. Ebi Meysere ve Muğire b. Ahnes gibileri. Hatta Osman'la birlikte öldürdükleri bazı kişilerin gömülmelerine izin bile vermiyorlar: Kurda-kuşa, köpeklere yem olsunlar diyorlar. Osman'a, istifa edersen sana karışmayız dedikleri halde Osman, ben ölümü tercih ederim; ama istifa etmem karşılığını veriyordu. (356)
Aslında detaya gerek yok. İnsan biraz düşünürse zaten işin vahametini anlar. Şöyle ki, madem bu kadar isyancı Müslüman Kufe'den, Basra'dan, Mısır'dan değişik coğrafyalardan geldiler, peki ya Mekke, Medine, çevre Müslümanları ve hele hele Hz. Ali nerdeydi diye insan merak ediyor? Demek ki çevresi dışında kimse onun yönetiminden memnun kalmamış ki sonuç böyle olmuş. En başta Ebubekir'in oğlu Muhammed, ta Mısır'dan gelen heyetin içinde ve aktif bir şekilde Osman'a karşı cephe alanlar arasında. Osman'a ulaştığında da, çok hakaretvari bir şekilde sakalından tutup çekiyor, böylece Osman'ın ağzı açık kalıyor ve daha önemlisi onu yerde süründürüyor. Burada şu hatırlatmayı yapayım:
Hani Ebubekir'in cinayetinde Osman'ın da parmağı vardı diye yazmıştım. Sanırım İslam tarihinde bu konuda bazı açıklanmayan noktalar var. Mesela neden tüm sahabeler arasında Ebubekir'in oğlu Osman'a böyle davranmıştır? En azından Osman babasının çocukluk arkadaşıydı! Kanımca Ebubekir'in oğlu babasıyla ilgili planları bildiği için, burada adeta onun rövanşını alıyordu. Bu uzak bir ihtimal değildir. (357)
Başta da belirttim; Müslümanlar Osman'ı defalarca uyardılar, temsilci gönderdiler; ama o hep ceza veriyordu. Hatta bir ara Hz. Ali'yi temsilci olarak gönderiyorlar. Gidip halife Osman'a önemli uyarılarda bulunuyor. Osman ise onu da dinlemediği gibi, minbere çıkıp şunları söylüyor; Bu ümmetin fitnesi, ayıplayanlar ve eleştirmenlerdir (tabii ki isim vermeden Hz. Ali'yi kastediyor) diye başlıyor ve eleştirel bir konuşma yapıyor. Bu arada Osman'ın sağ kolu Mervan sert çıkıyor, gerekirse seni eleştirenlerle savaşırız diyor. Mervan, Osman'ın veziriydi. Osman, işin vahametini bildiği için olayın fazla büyümesini istemiyor/Mervan'a izin vermiyor. (358)
Şunu da bilmekte yarar var, tüm halifelerin devrilmesinde Yahudilerin rolü çok büyüktür. Her ne kadar bu sebep pek öne çıkmamışsa da, aslında bu önemli bir faktördür. Yahudiler artık o coğrafyada onlara iktidar verilmeyeceğini biliyorlardı. O yüzden hep bozmaya ve karışıklıklar çıkarmaya çalışıyorlardı. Savaşla kazanamıyorsak, bari planlarla, farklı komplolarla işi götürmeye çalışalım diyorlardı ve nitekim de bunu çok mükemmel başardılar...
İsyancılar Osman'ı öldürdükten sonra cenazesini bir mezbeleye, tuvalet olarak kullanılan bir yere atıyorlar ve onların korkusundan en yakın akrabası bile yanaşamıyor. Cenaze, atılan yerde üç gün kalıyor. İslam tarihçileri, Kur'an yorumcuları, 'Osman'ı katlettikten sonra cenazesini Haşşı Kevkeb' denilen yere attılar. Burası öyle bir yer ki, o zaman Yahudiler tarafından tuvalet olarak kullanılıyordu, şeklinde açıklama yapıyorlar.
Konu garip gelebilir. O bakımdan Osman'ın bu tuvalet yerine atıldığına ve cenazesi üç gün orada kaldığına, baskıncıların korkusundan kimsenin gidip onu alamayacağına ilişkin bir yığın güvenilir İslami kaynak veriyorum şu dipnotta. (359)
c) Halife Osman'ın Cenazesi, Bir Tuvalete Gömülüyor
Osman'ın cenazesinin Yahudilerin tuvalet olarak kullandıkları bir mezbeleye atıldığını ve orada üç gün kaldığını, korkudan kimsenin gidip onu defnedemediğini yukarıda yazdım. Bu arada onu öldürenler şeytan taşlar gibi cesedini taşlamaya başlıyorlar ve gömülmesin, herhangi bir yere atılıp kalsın ve bu şekilde çürüyüp gitsin istiyorlardı. Sonunda yine Hz. Ali'nin devreye girmesiyle isyancılar defnine izin verdiler. Tarihçi İbni Şebbe bu konuda, "Ebu Süfyan'ın kızı ve aynı zamanda Hz. Muhammed'in de eşi olan Ümmü Habibe ortaya çıkıp ya bu adamın defnine izin vereceksiniz, ya da ben Hz. Muhammed'in perdesini (başörtüsünü kastediyor) başımdan alır atarım" diyor. (360)
İşte Hz. Ali ile Ümmü Habibe'nin araya girmesi, hem eşlerinin ağlamaları nedeniyle isyancılar eylemlerinden vazgeçiyorlar, bundan sonra birkaç kişi gidip cenazesini alıyor, onu gece karanlığında gömüyorlar (tabii ki cenaze işinde, kabir başında Hz. Ali yoktur, kendisi katılmıyor). Osman'ın cenaze namazının kılınıp kılınmadığı konusunda farklı rivayetler var.
Kimileri, "Katledenler namazına izin vermeyince, üzerinde namaz kılınmadan gömülüyor" diyorlar. Mesela Ebu Cehm adındaki kişi onun namazını kılmak isteyince isyancılar izin vermiyor; bu arada adam, "Siz üzerinde namaz kılınmasına engel olursanız sorun değil. Çünkü Allah ve melekler cenaze namazını kılmışlardır." diyor.
Maşallah o dönem herkes Tanrı ile Cebrail ile irtibat halindeymiş, normal vatandaş da yukarılardan ilham alıyormuş.
Kimileri de, birkaç kişi onun cenaze namazını kılıp Baki kabristanında defnetmek isteyince, isyancılar bunu duyuyorlar ve kesinlikle normal bir mezarlıkta defnetmeyeceksiniz, diyerek engel oluyorlar. Bu nedenle, daha önce atıldığı yere, o tuvalet olarak kullanılan yere götürülüp orada gömülüyor ve belki tekrar isyancılar cenazesini çıkarırlar korkusuyla, mezarını yerle tesviye ediyorlar.
Bu arada isyancılar defne izin verdiklerinde şu koşulu da öne sürüyorlar, Osman'ın yakınları onu mezara götürürken biz de yolun sağından ve solundan yürüyerek hacda şeytan taşlar gibi ona taş atacağız diyorlar. Yine her zamanki gibi Hz. Ali'nin araya girmesiyle bu koşuldan vazgeçiyorlar.
Gece gizlice, alelacele o tuvalet olarak kullanılan bataklığa götürüp bir çukur kazarak içine atıyorlar; böyle normal bir kabir hazırlayamıyorlar. Üzerine mezar taşı bile koyamıyorlar. Hatta Osman'ın kızı ağlayınca, mezarı kazanlardan biri ona kızıyor: "Biz o kadar titiz davranıyoruz ki kimse duymasın. Peki, bağırıyorsun, ya muhalifler senin sesini duyup gelir, babanın cenazesini tahrip ederlerse iyi mi olacak?" diyerek, onu susturmaya çalışıyorlar. Gömenler arasında bir de Osman'ın eşlerinden Naile var. Karanlık olduğu için, o da eline bir mum alarak kabirde rahat çalışılabilmesi için mezarın başında duruyor. İslami eserlerde anlatıldığına göre, çalışanlar, isyancılar görmesin diye insanların olduğu tarafla mezar arasına perde gibi veya kerpiçten bir duvar yapıyorlar. (361)
Cenaze namazı kılınmıştır diyenlere göre de ihtilaf vardır. Genel kanı, cenaze namazının bir veya dört kişi tarafından kılındığı yönündedir. Hatta bazı kaynaklarda, korkudan kimse onu gömmek istemeyince; ancak Mervan'la, Osman'ın eşlerinden Naile onu geceleyin gömmüşler şeklinde bilgi var. Osman'ın eşlerinden dedim; çünkü Osman öldürüldüğünde yanında dört hanımı vardı: Remle, Naile, Ümmü Benin ve Fahite. (362) Yani öyle ki, Osman'ın cenazesi ortada kalıyor, korkudan kimse onu defnedemiyor. Hatta önemli İslami kaynaklarda çok farklı bilgiler de var. Mesela onu öldürdükleri zaman, eşi Naile araya girmek istiyor. Bu arada onun da elini, kimilerine göre de parmaklarını kesiyorlar. Hele halife Ebubekir'in oğlu Muhammed, Osman'ın kolundan tutup kapıya kadar sürükleyince Osman, "Senin baban dostumdu, neden bana böyle yapıyorsun' diyor. Ebubekir'in oğlu, "Sen gerçek Kur'an'ı yaktın, kendince yeni bir Kur'an ortaya çıkardın" diyor. Kimi rivayetlere göre de Ebubekir'in oğlu onun kulağına şiş sokup boğazından çıkarıyor.
Şurası çok önemli, baskını düzenleyenler Müslümanlar ve Ebubekir gibi birinin oğlu da aşırı derecede ona işkence ediyorsa ve Hz. Ali de savunma niyetiyle hiç ortalıkta bulunmuyorsa, artık Osman'ın o günkü Müslüman halk nezdindeki değerinin nerelere kadar düştüğü anlaşılıyor.
Bazı İslami kaynaklarda Osman katledildikten sonra, baskını gerçekleştirenlerden Umeyr b. Dabi-i adındaki kişi gidip onun canından parçalar kopararak, "Sen ki babamı zulmen/suçsuz yere hapse attın ve orada öldü. İşte senin de sonun böyle olacak." diyor. Yukarıda da belirttim, onu katledenler, bedenini tahrip etmek, parçalamak istiyorlar; ancak bazılarının aracı olmasıyla eylemciler bundan vazgeçiyorlar. (363)
Bir de şu var, Osman'ın cenazesini, bir kapı tahtası üzerine bağlayıp o şekilde kabre götürürken, belki birileri duyar, gelir engel olur kaygısıyla koşarak götürüyorlar. Cenazeyi götüren şahıslardan biri, "Biz korkudan öylesine koşuyorduk ki Osman'ın kafası, üzerinde taşıdığımız tahtaya çarpıp tak-tuk diye ses veriyordu" diyor. Bu olay, az sonra bölüm sonunda ekleyeceğim kaynakların hemen tümünde vardır.
İşte halife Osman'ın halk arasında bilinen ölümüyle gerçek ölümü arasındaki fark bu kadar büyüktür. Osman'ın Müslümanlar tarafından katledildiği, cenazesinin Yahudilere ait bir çöplüğe atılıp orada üç gün kaldığı, daha sonra Hz. Ali'nin, Hz. Muhammed'in bazı eşlerinin ve Osman'ın eşlerinin hatırı için gömülmesine izin verildiği ve bunun da ancak aynı çöplükte gerçekleştiği, mezara da yangından mal kaçırırcasına, sür'atle götürüldüğü ve bu arada başının hep tahta üzerinde sağa sola çarparak ses çıkardığı, cenazesinin korkudan birkaç kişi tarafından gizlice defnedildiği, katledilirken işkence yapıldığı ve hatta canından parçalar koparıldığı, baskın anında haftalarca evde aç ve susuz mahsur kaldığı, yardım etmek isteyenlere izin verilmediği, o dönemde var olan Kur'an'ları yakıp yeni bir Kur'an ortaya koyduğu, kötü yönetimi yüzünden vurulduğu gibi konular, birçok İslam düşünürü tarafından kaleme alınmıştır. Ne yazık ki, geniş halk kitlesi bunları bilmemektedir. Bu olup bitenleri içeren İslami kaynaklar gerçekten çok fazladır. (364)
d) Halife Osman Neden Müslümanlarca Katledildi?
Az önce de anlatıldığı gibi, Halife Osman'ı feci bir şekilde katledenler Müslümanlardır. Peki, Osman bunu hak etmiş miydi, neydi bunun en önemli nedenleri ki, insanlar ta Mısır'dan, Basra'dan, Küfe'den... değişik yörelerden gelip eylem birliği yaparcasına toplanarak Osman'ı katlettiler? Demek ki ortada çok ciddi bir sorun vardı ki Osman'ın çevresi, hele Hz. Ali bile bu baskınları artık durduramamıştır. Bu nedenlerden önemli gördüklerimi İslami kaynaklardan özetlemek istiyorum.
(Etrafındakilere ayrıcalık tanımak-iltimas)