upuaut
09-12-2012, 00:13
Türkiye'de adı konulmamış bir iç savaş yaşanıyor. Bu iç savaş 2002'de AB-D ve İsrail koalisyonuyla işbaşına getirilen AKP ile ortaya çıktı. AKP 2002'de göreve (iktidara) gelir gelmez, ABD'nin 2003 Nisan'ında II. Körfez Harekatı (ki gerçekte bu bir "Paylaşım Savaşı" idi) için Türkiye'de zemin oluşturmaya çalıştı. Bunda epey başarılı oldu da. Fakat Meclis'ten Irak tezkeresini çıkaramadığı için ABD'nin Hummer adlı büyük cipleri İskenderun limanının kapısından dışarıya çıkamadı. Başbakan Tayyip Erdoğan bu durumu ABD Başkanı George Bush'a anlatmış olmalı. Ama CHP'yi de şikayet ederek.
2007'de sanki bu olaylar hiç yaşanmamış gibi Türk halkının % 47'si AKP'ye oy vererek işlerin daha da çığırından çıkmasına neden oldu. Tüm cemaatlerin AKP'de birleştiği bu seçimde seçimsizlikten yakınılıyordu ve bu yüzden oyların yarıya yakınının AKP'ye zorunlu olarak verildiğinden şikayet ediliyordu. Ancak Başbakan Erdoğan'ın George Bush ile Beyaz Saray'daki görüşmesinde, Bush Türkiye'de kendisine yani ABD'nin çıkarlarına kaşı çıkanların "Ergenekon" adı altında uydurma bir tertiple temizlenmesini istedi. Tabii ki Türkiye'de bir yandan Ergenekon adı altında temizlik yapılırken, diğer tarafta AKP'nin kendi projeleri devreye sokuluyordu.
Sözkonusu bu projeye göre Türkiye "Kemalizm" denilen illetten kurtulurken (ki bu, Türk halkının ortaya koyduğu bir ideoloji değildi, Soğuk Savaş Dönemi'nde Batı tarafından Türk halkına giydirilmeye çalışılan bir deli gömleği idi) Cumhuriyetimizin kurulmasında dedelerimize ait ne varsa atılacak ve yerine İslami yapıya devreden bir Cumhuriyet kurulacaktı.
Şimdi burada durup bir düşünelim. Dedelerimiz kimlere karşı savaştı? Gidin, bu yakıcı soruyu artık hiç gazimiz kalmadığı için, Çanakkale'nin bağrında yatan bir şehidimize sorun. Oldu ya, Çanakkale Savaşı'ndaki her başarıyı hurafelerde arayan bir toplum olduğumuz için size bir yanıt geldi. O şehit size AKP'nin işbirliği yaptığı İngiltere ya da, biliyorsa, gizil düşman ABD adını vermeyecek mi? Dikkat ediniz; her ikisi de Kuran okuyor: Biri, siperde az sonra öleceğini bile bile Kuran okuyor, diğeri, yılların ezikliğini Siyasal İslam ile atmak ve elindeki Kuran ile toplumu kandırarak iktidara gelmeyi düşlüyor.
Ben, şahsen dedelerimizin her türlü günahını ve sevabını kabul ederim, ama bu ikincilerin, kincilerin hiçbir şeyini onaylamam ve asla kabul etmem.
Sözün özü, fazla uzatmayacağım, 2011'de % 49.90 ile iyice çığırından çıkan AKP'nin, projesini yürürlüğe koymakta hiçbir engel kalmadı. Şimdi, 2012 yılındayız ve "Hitler: The Rise of Evil" filmindeki gibi Türkiye bir yol ayrımına geldi. Bu filmde Hitler'i bertaraf etmek isteyen partiler Braunkeller Birahanesi'nde biraraya gelerek birleşmişler ve şu ortak deklarasyon yapılmıştı: "Beyler... Tarih bizleri bir kaosun ucuna getirdi. Ve şimdi bir seçeneğimiz var: Yapmamız gereken tek şey, cesurca bir adım atmak"
Aynı şekilde, Türkiye de bir yol ayrımında: Ya dedelerimizin kurduğu Cumhuriyeti yaşatacağız, ya da Batı destekli (Ilımlı) İslami türbülansta hepimiz yok olup gideceğiz.
Not: Bu yazıdaki "İslami Türbülans" keşfimi "Mısır için iki ihtimal: ya sancılı demokrasi ya Mübarekizm (http://haber.stargazete.com/acikgorus/misir-icin-iki-ihtimal-ya-sancili-demokrasi-ya-mubarekizm/haber-710408)" makalesindenin,
"Mısır ‘sancılı bir demokratikleşme’ ile ‘askeri-yargı vesayeti’ arasında tercih yapacak. Birincisinin ismi ‘siyasal türbülans’. İkincisi ise Mısır’ın yıllarca mahkum olacağı Mübarekizmin önünü açabilecek ‘bürokratik oligarşi’."
özetindeki "Siyasal Türbülans"tan yaptım. Fakat biz gerçekten de Siyasi değil ama "İslami Türbülans" içinde yaşıyoruz. Yani Mısırlılar bizden bir adım önde gidiyor.
2007'de sanki bu olaylar hiç yaşanmamış gibi Türk halkının % 47'si AKP'ye oy vererek işlerin daha da çığırından çıkmasına neden oldu. Tüm cemaatlerin AKP'de birleştiği bu seçimde seçimsizlikten yakınılıyordu ve bu yüzden oyların yarıya yakınının AKP'ye zorunlu olarak verildiğinden şikayet ediliyordu. Ancak Başbakan Erdoğan'ın George Bush ile Beyaz Saray'daki görüşmesinde, Bush Türkiye'de kendisine yani ABD'nin çıkarlarına kaşı çıkanların "Ergenekon" adı altında uydurma bir tertiple temizlenmesini istedi. Tabii ki Türkiye'de bir yandan Ergenekon adı altında temizlik yapılırken, diğer tarafta AKP'nin kendi projeleri devreye sokuluyordu.
Sözkonusu bu projeye göre Türkiye "Kemalizm" denilen illetten kurtulurken (ki bu, Türk halkının ortaya koyduğu bir ideoloji değildi, Soğuk Savaş Dönemi'nde Batı tarafından Türk halkına giydirilmeye çalışılan bir deli gömleği idi) Cumhuriyetimizin kurulmasında dedelerimize ait ne varsa atılacak ve yerine İslami yapıya devreden bir Cumhuriyet kurulacaktı.
Şimdi burada durup bir düşünelim. Dedelerimiz kimlere karşı savaştı? Gidin, bu yakıcı soruyu artık hiç gazimiz kalmadığı için, Çanakkale'nin bağrında yatan bir şehidimize sorun. Oldu ya, Çanakkale Savaşı'ndaki her başarıyı hurafelerde arayan bir toplum olduğumuz için size bir yanıt geldi. O şehit size AKP'nin işbirliği yaptığı İngiltere ya da, biliyorsa, gizil düşman ABD adını vermeyecek mi? Dikkat ediniz; her ikisi de Kuran okuyor: Biri, siperde az sonra öleceğini bile bile Kuran okuyor, diğeri, yılların ezikliğini Siyasal İslam ile atmak ve elindeki Kuran ile toplumu kandırarak iktidara gelmeyi düşlüyor.
Ben, şahsen dedelerimizin her türlü günahını ve sevabını kabul ederim, ama bu ikincilerin, kincilerin hiçbir şeyini onaylamam ve asla kabul etmem.
Sözün özü, fazla uzatmayacağım, 2011'de % 49.90 ile iyice çığırından çıkan AKP'nin, projesini yürürlüğe koymakta hiçbir engel kalmadı. Şimdi, 2012 yılındayız ve "Hitler: The Rise of Evil" filmindeki gibi Türkiye bir yol ayrımına geldi. Bu filmde Hitler'i bertaraf etmek isteyen partiler Braunkeller Birahanesi'nde biraraya gelerek birleşmişler ve şu ortak deklarasyon yapılmıştı: "Beyler... Tarih bizleri bir kaosun ucuna getirdi. Ve şimdi bir seçeneğimiz var: Yapmamız gereken tek şey, cesurca bir adım atmak"
Aynı şekilde, Türkiye de bir yol ayrımında: Ya dedelerimizin kurduğu Cumhuriyeti yaşatacağız, ya da Batı destekli (Ilımlı) İslami türbülansta hepimiz yok olup gideceğiz.
Not: Bu yazıdaki "İslami Türbülans" keşfimi "Mısır için iki ihtimal: ya sancılı demokrasi ya Mübarekizm (http://haber.stargazete.com/acikgorus/misir-icin-iki-ihtimal-ya-sancili-demokrasi-ya-mubarekizm/haber-710408)" makalesindenin,
"Mısır ‘sancılı bir demokratikleşme’ ile ‘askeri-yargı vesayeti’ arasında tercih yapacak. Birincisinin ismi ‘siyasal türbülans’. İkincisi ise Mısır’ın yıllarca mahkum olacağı Mübarekizmin önünü açabilecek ‘bürokratik oligarşi’."
özetindeki "Siyasal Türbülans"tan yaptım. Fakat biz gerçekten de Siyasi değil ama "İslami Türbülans" içinde yaşıyoruz. Yani Mısırlılar bizden bir adım önde gidiyor.