DinsizKisi
13-12-2012, 15:09
Hristiyan teolog William Lane Craig, Müslüman “Kelam filozofları”nın sistemleştirdiği düşünce biçimini geliştirerek 1979’da yayınladığı Kalam Cosmological Argument isimli kitabıyla tartışmaya açtı. Tabiri caizse son 30 yıldır en fazla tartışılan “Tanrı kanıtları”ndan biri oldu bu. Argüman o kadar geniş ve teknik bir hal aldı ki, onlarca disiplinin iç içe geçtiği bir arap
saçına dönüştü. Peki bu argüman ne diyor, neyi, ispatlamaya çalışıyor?
Craig tarafından ifade edilen geleneksel biçimine bakalım:
1. Varolmaya başlayan her şeyin bir sebebi vardır.
2. Evren varolmaya başlamıştır.
3. Dolayısıyla, evrenin bir sebebi vardır.
Bu argümanda dikkati çeken birkaç yön var. Birincisi “Tanrı nereden geldi?” sorusuna verilen dolaylı bir cevabı içeriyor. Şu şekilde: Tanrı varolmaya “başlamamıştır” dolayısıyla bir nedeni olması gerekmez. Ama aynı zamanda evren için de bir “sonsuzluk”un varolabileceğini mantıklı bir şekilde gösterirsek, argüman çöker. Zira evren, ya da evrenin var olduğu gerçeklik sonsuzsa, bu öncüllerden onun da bir nedeninin olmamasının gerektiği sonucuna varırız.
Ana argümanın üzerine eklenen ve gücünü artırmayı amaçlayan 2 adet alt argüman daha var. Potansiyel itirazımı önceden öngören Craig, sonsuzluğun evrenimiz açısından var olamayacağını kanıtlamaya çalışıyor. Bunlar şu şekilde:
1. Gerçek “sonsuz” var olamaz.
2. Zamansal olarak gerçekten sonsuza doğru giden olaylar, gerçekten “sonsuz” demektir.
3.Dolayısıyla zaman içinde sonsuza doğru giden bir olaylar dizisi varolamaz.
2. alt argüman:
1. Birbiri ardına eklenen olaylar gerçekten sonsuz olamaz. (Zira her zaman eklenene 1 eklenebilir vb.)
2. Zamansal olarak geriye doğru giden olaylar, birbiri ardına eklenerek oluşurlar.
3. Dolayısıyla bu tarz bir gerçek “sonsuzluk” varolamaz.
Eleştiriler:
Argümanın sonsuza doğru giden bir olaylar dizisinin “mantıksızlığı” üzerine kurulu olduğu açıkça görünüyor. Yapabileceğimiz ilk eleştiri, kuantum fiziğinin klasik “nedensellik” anlayışına bağlı olmadan, öncül bir nedene sahip olmadan gerçekleşen olayları öngörüyor olması. Elektronların nereye gidecekleri, radyoaktif bozunmanın ne zaman ve hangi atomda gerçekleşeceği gibi şeyleri önceden bilmenin hiçbir yolu yoktur. Ayrıca elimizdeki modern teorilerin pek çoğu, nedenlere bağlı olmadan kendiliğinden varolabilen sanal parçacıkları öngörmekte. Dolayısıyla ilk öncül, biz makromoleküler düzeyde yaşayan zeki canlılar için “apaçık” gibi görünse de fiziğin içine girildiğinde oldukça şüpheli görünüyor. Craig ise bu "nedensizlik" tanımın şüpheli olduğunu ve hakkında pek çok tartışmanın bulunduğunu, nedensiz olduklarını görmemizin nedensiz oldukları anlamına gelmediğini ve bu parçacıkların gerçekten “hiçlik”ten değil, atomaltı düzeydeki enerji dalgalanmalarından kaynaklandığını söylemekte. Oysa onun istediği anlamda felsefi bir “hiçlik”in gerçeklikte bir karşılığı olması oldukça şüpheli. Bunu Leibniz’in Kozmolojik Argümanı’nı yazarken tartışacağım.
Şimdi ikinci öncüle gelelim. Yani sonsuzluğun imkanı konusuna. Craig, sonsuzluğun yarattığı “paradokslara” dikkat çekiyordu ve buradan bu tarz bir dizginin varolamayacağı sonucuna varıyordu. Söz gelimi “Hilbert’in Oteli” adındaki düşünce biçimini kullanmıştı bunu yapmak için:
“Eğer ki bir otel sonlu sayıda odaya sahipse ve bütün odalar doluysa, gelen müşteri kibar bir şekilde geri çevirilir. Ama eğer ki otel sonsuz sayıda odaya sahipse ve müşteri sayısı da sonsuz ise, gelen müşteri geri çevrilmeyecektir. Tek yapılması gereken 1. Odadaki müşterinin 2.ye, 2.dekinin 3.ye vb. gitmesini söylemek olacaktır. Sonsuz müşteri ve sonsuz oda durumunda bile boş oda açılmak zorundadır. Bu oldukça saçma görünüyor.”
Graham Oppy bu bakış açısına Kuantum Fiziği’nde de bizlere “tuhaf” görünen pek çok olgu olduğunu ama bunun onları şüpheli kılmadığını söyleyerek cevap vermişti. Ne var ki Craig haklı olarak kuantum fiziğinin tuhaflıklarına dair elimizdeki kanıtların çok doyurucu olduğunu, fakat gerçek bir sonsuzlukla ilgili bu güçte kanıtlar olmadığını söylemişti.
Öte yandan Craig’in argümanının zayıf tarafı, zaman tanımında yatar. Kendisi zamana evrenden bağımsız aşkın bir gerçeklik atfediyormuş gibi görünüyor. Ama fizik bilgimiz, bu tarz bir zaman algısının yanlış olduğunu Görelilik Kuramı ile göstermeye başlamıştı. Ayrıca Craig’in düşüncesi kesin bir zaman okunu da zorunlu kılar. Fakat fizik yasaları bildiğimiz kadarıyla zamanın herhangi bir yönünü tercih etmez. Yani şu anda gerçekten zamanda geriye gitmeye başlasaydık, evren yine de genişlemeye “devam ederdi” ve bizim açımızdan hiçbir algısal farklılık oluşamazdı. Dolayısıyla nedenselliğin zaman okuyla paralel işlemesi gerekmez. Hatta bir zaman okunun olmadığı, zamanın sadece olaylarla (Saat tiktakı ya da radyoaktif bir izotopun yarı ömrü) ölçülebildiği ve özünde bir “yöne” sahip olmadığı söylenebilir. Craig'in argümanı ise sadece fizik yasalarının belli bir zaman yönünü bariz bir şekilde tercih etmesi durumunda geçerlidir. Zamanın bu tarz bir yorumu (B theory of time olarak bilinir ve fizikçiler bu tarz zamanı kullanırlar) hem Craig’in söylediği “zaman içindeki” sonsuzluğun absürtlüklerinden uzaktır, hem de gerçekten her yönde sonsuzluğa doğru çelişkisiz bir şekilde uzanabilir. Bu durumda evren bir başlangıca sahip olsa da evrenin içinde bulunduğu gerçekliğin bir başlangıcı olması zorunluluğu ortadan kalkar. Ayrıca nedenlerin de “zamanda” geriye gitmesi gerekmediğini, bir ilk neden olsa da bunun nedenselliğe tabi olmayan atom altı olayların varlığında son bulabileceğini de söylemiştim. Her halükarda ustaca formüle edilmiş olsa da Craig, zaman hakkındaki mevcut fizik yorumlarımızın “absürtlükleri”nin gerçeklerle birebir ve güçlü bir şekilde desteklendiğini unutmuş görünüyor ve bilimsel kanıttan yoksun olmasına rağmen kendi felsefi zaman yorumunu kullanmayı sürdürüyor. Adeta Graham Oppy’nin itirazının yaptığını söylediği hataya kendisi düşüyor.
Bu yazı ve daha fazlası için Facebook sayfama göz atmanızı tavsiye ederim: http://www.facebook.com/nontheistpeople
saçına dönüştü. Peki bu argüman ne diyor, neyi, ispatlamaya çalışıyor?
Craig tarafından ifade edilen geleneksel biçimine bakalım:
1. Varolmaya başlayan her şeyin bir sebebi vardır.
2. Evren varolmaya başlamıştır.
3. Dolayısıyla, evrenin bir sebebi vardır.
Bu argümanda dikkati çeken birkaç yön var. Birincisi “Tanrı nereden geldi?” sorusuna verilen dolaylı bir cevabı içeriyor. Şu şekilde: Tanrı varolmaya “başlamamıştır” dolayısıyla bir nedeni olması gerekmez. Ama aynı zamanda evren için de bir “sonsuzluk”un varolabileceğini mantıklı bir şekilde gösterirsek, argüman çöker. Zira evren, ya da evrenin var olduğu gerçeklik sonsuzsa, bu öncüllerden onun da bir nedeninin olmamasının gerektiği sonucuna varırız.
Ana argümanın üzerine eklenen ve gücünü artırmayı amaçlayan 2 adet alt argüman daha var. Potansiyel itirazımı önceden öngören Craig, sonsuzluğun evrenimiz açısından var olamayacağını kanıtlamaya çalışıyor. Bunlar şu şekilde:
1. Gerçek “sonsuz” var olamaz.
2. Zamansal olarak gerçekten sonsuza doğru giden olaylar, gerçekten “sonsuz” demektir.
3.Dolayısıyla zaman içinde sonsuza doğru giden bir olaylar dizisi varolamaz.
2. alt argüman:
1. Birbiri ardına eklenen olaylar gerçekten sonsuz olamaz. (Zira her zaman eklenene 1 eklenebilir vb.)
2. Zamansal olarak geriye doğru giden olaylar, birbiri ardına eklenerek oluşurlar.
3. Dolayısıyla bu tarz bir gerçek “sonsuzluk” varolamaz.
Eleştiriler:
Argümanın sonsuza doğru giden bir olaylar dizisinin “mantıksızlığı” üzerine kurulu olduğu açıkça görünüyor. Yapabileceğimiz ilk eleştiri, kuantum fiziğinin klasik “nedensellik” anlayışına bağlı olmadan, öncül bir nedene sahip olmadan gerçekleşen olayları öngörüyor olması. Elektronların nereye gidecekleri, radyoaktif bozunmanın ne zaman ve hangi atomda gerçekleşeceği gibi şeyleri önceden bilmenin hiçbir yolu yoktur. Ayrıca elimizdeki modern teorilerin pek çoğu, nedenlere bağlı olmadan kendiliğinden varolabilen sanal parçacıkları öngörmekte. Dolayısıyla ilk öncül, biz makromoleküler düzeyde yaşayan zeki canlılar için “apaçık” gibi görünse de fiziğin içine girildiğinde oldukça şüpheli görünüyor. Craig ise bu "nedensizlik" tanımın şüpheli olduğunu ve hakkında pek çok tartışmanın bulunduğunu, nedensiz olduklarını görmemizin nedensiz oldukları anlamına gelmediğini ve bu parçacıkların gerçekten “hiçlik”ten değil, atomaltı düzeydeki enerji dalgalanmalarından kaynaklandığını söylemekte. Oysa onun istediği anlamda felsefi bir “hiçlik”in gerçeklikte bir karşılığı olması oldukça şüpheli. Bunu Leibniz’in Kozmolojik Argümanı’nı yazarken tartışacağım.
Şimdi ikinci öncüle gelelim. Yani sonsuzluğun imkanı konusuna. Craig, sonsuzluğun yarattığı “paradokslara” dikkat çekiyordu ve buradan bu tarz bir dizginin varolamayacağı sonucuna varıyordu. Söz gelimi “Hilbert’in Oteli” adındaki düşünce biçimini kullanmıştı bunu yapmak için:
“Eğer ki bir otel sonlu sayıda odaya sahipse ve bütün odalar doluysa, gelen müşteri kibar bir şekilde geri çevirilir. Ama eğer ki otel sonsuz sayıda odaya sahipse ve müşteri sayısı da sonsuz ise, gelen müşteri geri çevrilmeyecektir. Tek yapılması gereken 1. Odadaki müşterinin 2.ye, 2.dekinin 3.ye vb. gitmesini söylemek olacaktır. Sonsuz müşteri ve sonsuz oda durumunda bile boş oda açılmak zorundadır. Bu oldukça saçma görünüyor.”
Graham Oppy bu bakış açısına Kuantum Fiziği’nde de bizlere “tuhaf” görünen pek çok olgu olduğunu ama bunun onları şüpheli kılmadığını söyleyerek cevap vermişti. Ne var ki Craig haklı olarak kuantum fiziğinin tuhaflıklarına dair elimizdeki kanıtların çok doyurucu olduğunu, fakat gerçek bir sonsuzlukla ilgili bu güçte kanıtlar olmadığını söylemişti.
Öte yandan Craig’in argümanının zayıf tarafı, zaman tanımında yatar. Kendisi zamana evrenden bağımsız aşkın bir gerçeklik atfediyormuş gibi görünüyor. Ama fizik bilgimiz, bu tarz bir zaman algısının yanlış olduğunu Görelilik Kuramı ile göstermeye başlamıştı. Ayrıca Craig’in düşüncesi kesin bir zaman okunu da zorunlu kılar. Fakat fizik yasaları bildiğimiz kadarıyla zamanın herhangi bir yönünü tercih etmez. Yani şu anda gerçekten zamanda geriye gitmeye başlasaydık, evren yine de genişlemeye “devam ederdi” ve bizim açımızdan hiçbir algısal farklılık oluşamazdı. Dolayısıyla nedenselliğin zaman okuyla paralel işlemesi gerekmez. Hatta bir zaman okunun olmadığı, zamanın sadece olaylarla (Saat tiktakı ya da radyoaktif bir izotopun yarı ömrü) ölçülebildiği ve özünde bir “yöne” sahip olmadığı söylenebilir. Craig'in argümanı ise sadece fizik yasalarının belli bir zaman yönünü bariz bir şekilde tercih etmesi durumunda geçerlidir. Zamanın bu tarz bir yorumu (B theory of time olarak bilinir ve fizikçiler bu tarz zamanı kullanırlar) hem Craig’in söylediği “zaman içindeki” sonsuzluğun absürtlüklerinden uzaktır, hem de gerçekten her yönde sonsuzluğa doğru çelişkisiz bir şekilde uzanabilir. Bu durumda evren bir başlangıca sahip olsa da evrenin içinde bulunduğu gerçekliğin bir başlangıcı olması zorunluluğu ortadan kalkar. Ayrıca nedenlerin de “zamanda” geriye gitmesi gerekmediğini, bir ilk neden olsa da bunun nedenselliğe tabi olmayan atom altı olayların varlığında son bulabileceğini de söylemiştim. Her halükarda ustaca formüle edilmiş olsa da Craig, zaman hakkındaki mevcut fizik yorumlarımızın “absürtlükleri”nin gerçeklerle birebir ve güçlü bir şekilde desteklendiğini unutmuş görünüyor ve bilimsel kanıttan yoksun olmasına rağmen kendi felsefi zaman yorumunu kullanmayı sürdürüyor. Adeta Graham Oppy’nin itirazının yaptığını söylediği hataya kendisi düşüyor.
Bu yazı ve daha fazlası için Facebook sayfama göz atmanızı tavsiye ederim: http://www.facebook.com/nontheistpeople