upuaut
22-12-2012, 02:35
Başbakan Hz. Muhammed hayatta olmadığı için varisi Eren ERDEM'e dava açtı!
Başbakan Erdoğan'ın köşe yazarlarına açtığı davalar biliniyor. Erdoğan son davasını Aydınlık yazarı Eren Erdem'e açtı. Ancak bu seferki şaka-komedi gibi!
Erdem 8 Kasım tarihli "Başbakan ‘hain ve hırsız’ mıdır?" başlıklı yazısına şöyle başlıyordu: "Evet, büyük bir ihtimalle Başbakan’ın hukuk danışmanları başlığı okuyunca 'dava açmak için' hamle yapacaklardır. Ama ikinci paragrafı okuyunca çok büyük bir ihtimalle bunu yapamayacaklardır. Çünkü Başbakan’a 'hain ve hırsız' diyen kişi, Allah elçisi Hz. Muhammed’dir. Evet, doğru işittiniz, kerametli sultan Hz. Muhammed, Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı ve devlet erkanına 'hain ve hırsız' diyor... Hem de aleni bir biçimde, açık bir cümleyle. Nasıl yani, diyenlerin sesini işitir gibiyim."
SÖZLERİN SAHİBİ HAZRETİ MUHAMMED
Erdem yazısının devamında sorusuna şöyle cevap veriyordu:
"Müstevrid İbnu Şeddad anlatıyor: “Resulullah buyurdular ki:
'Kim bize memur olursa, kendine bir zevce edinsin. Yardımcısı yoksa bir de yardımcı edinsin. Meskeni yoksa bir mesken edinsin.'
Hz. Ebu Bekr dedi ki:
'Resulullah’ın şöyle buyurdukları bana haber verildi:
'Kim bunun dışında bir şey edinirse, bu kimse haindir, hırsızdır.' [Ebu Davud, Harac 10, (2945).]
Bir kimse devlet yönetimine gelirse, bekarsa evlenebilir; evi yoksa ev edinebilir, bir tane de yardımcı edinebilir. Bunları 'devletin imkanlarıyla yapabilir.' Bir kimse bundan fazlasını yaparsa; 'haindir, hırsızdır...'
Bunu ben söylemiyorum, Allah Resulü Hz. Muhammed söylüyor. Devlet görevine geldikten sonra, bunlardan fazlasını edinen herkes 'haindir, hırsızdır.'
Erdem, sözlerin sahibinin Hazreti Muhammed olduğunu söyleyerek Başbakanın avukatlarının kendisine dava açamayacağını söyledi. Ancak bu şaka ciddiyete dönüştü ve Erdem'in eline bugün Başbakan'ın açtığı davanın kağıtları geçti. Başbakan Erdem'e hakaret davası açtı.
Kaynak: OdaTV (http://www.odatv.com/n.php?n=basbakan-hz.-muhammedin-sozlerine-dava-acti-2112121200#.UNS94VPq6Mc.twitter).
Aslında davaya neden olan konunun geçmişte ve orada kalması gereken bir olay mı, yoksa Muaviye'nin yaptığı gibi bir güç gösterisine mi dönüştüğünü anlamakta zorlanıyorum.
Rivayete göre, adamın biri bir gün Hz.Ali’nin bulunduğu Kûfe'den devesiyle Şam'a gelmiş. Şam'da dolaşırken, bir Şamlı deveye zorla el koyarak ‘bu dişi deve benim!’ demez mi!.. Kûfeli, ‘Hayır bu deve benimdir, üstelik de dişi değil erkektir’ diye devesine sahip çıkmaya çalışsa da devesini bir türlü alamamış. İş Muaviye'ye kadar gitmiş. Muaviye, Şamlıları meydanda toplamış, her iki tarafı da dinledikten sonra da kararını açıklamış: ‘Bu dişi deve Şamlı’nındır!’ Sonra da halka dönmüş: ‘Ey cemaat, bu dişi deve kimindir?’ Hep birlikte bağırmışlar: ‘Şamlı’nındır!’ Muaviye bundan sonra Küfeli’ye dönerek, ‘hadi’ demiş ‘şimdi bir an önce Şam’ı terket, canını kurtar!’ Küfeli Şam’ı terk ederken ardından adam göndererek geri çağırmış ve ona demiş ki: ‘Kûfeli, bana bak ve iyi dinle! Biliyorum, bu deve senindir ve üstelik dişi değil erkektir. Şimdi sen Küfe’ye git. Ali'ye de ki: ‘Muaviye'nin, dişi deveyi bile erkekten ayıramayan, o ne derse ‘evet’ diyen 10 bin adamı var! Ayağını denk alsın!..... Zalimin gücü, çıkar çetelerinden ve cahiller sürüsünden gelir...
Bilirsiniz, Hz. Ali dendiği zaman akan sular durur ama diğer tarafta da Muaviye var. Muaviye'nin gücü, çıkar çetelerinden ve cahiller sürüsünden geliyor. Yani emir demiri keser misali Hz. Ali'nin gücü Muaviye'nin gücü karşısında etkisiz kalır gibi. Buna neden olan da yine Müslümanlar'ın taa kendisidir, başkası değil.
Yok eğer bu doğru değil, Hz. Muhammed'in sözünün Kuran gibi geçmişte kalması isteniyorsa, bu da bir çözümdür. Ama bu çözüm Müslümanlar'ın arzu etmediği bir çözümdür.
Yani neresinden baksanız, her iki durumda da Eren ERDEM haklı görünüyor.
Demek ki Eren Baba bir maden keşfetmiş de bize söylemiyor. Arkadaşlar, siz bu madenle Müslümanlar'a istediğiniz gibi saydırabilirsiniz. Benim bu davadan anladığım sonuç budur.
Başbakan Erdoğan'ın köşe yazarlarına açtığı davalar biliniyor. Erdoğan son davasını Aydınlık yazarı Eren Erdem'e açtı. Ancak bu seferki şaka-komedi gibi!
Erdem 8 Kasım tarihli "Başbakan ‘hain ve hırsız’ mıdır?" başlıklı yazısına şöyle başlıyordu: "Evet, büyük bir ihtimalle Başbakan’ın hukuk danışmanları başlığı okuyunca 'dava açmak için' hamle yapacaklardır. Ama ikinci paragrafı okuyunca çok büyük bir ihtimalle bunu yapamayacaklardır. Çünkü Başbakan’a 'hain ve hırsız' diyen kişi, Allah elçisi Hz. Muhammed’dir. Evet, doğru işittiniz, kerametli sultan Hz. Muhammed, Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı ve devlet erkanına 'hain ve hırsız' diyor... Hem de aleni bir biçimde, açık bir cümleyle. Nasıl yani, diyenlerin sesini işitir gibiyim."
SÖZLERİN SAHİBİ HAZRETİ MUHAMMED
Erdem yazısının devamında sorusuna şöyle cevap veriyordu:
"Müstevrid İbnu Şeddad anlatıyor: “Resulullah buyurdular ki:
'Kim bize memur olursa, kendine bir zevce edinsin. Yardımcısı yoksa bir de yardımcı edinsin. Meskeni yoksa bir mesken edinsin.'
Hz. Ebu Bekr dedi ki:
'Resulullah’ın şöyle buyurdukları bana haber verildi:
'Kim bunun dışında bir şey edinirse, bu kimse haindir, hırsızdır.' [Ebu Davud, Harac 10, (2945).]
Bir kimse devlet yönetimine gelirse, bekarsa evlenebilir; evi yoksa ev edinebilir, bir tane de yardımcı edinebilir. Bunları 'devletin imkanlarıyla yapabilir.' Bir kimse bundan fazlasını yaparsa; 'haindir, hırsızdır...'
Bunu ben söylemiyorum, Allah Resulü Hz. Muhammed söylüyor. Devlet görevine geldikten sonra, bunlardan fazlasını edinen herkes 'haindir, hırsızdır.'
Erdem, sözlerin sahibinin Hazreti Muhammed olduğunu söyleyerek Başbakanın avukatlarının kendisine dava açamayacağını söyledi. Ancak bu şaka ciddiyete dönüştü ve Erdem'in eline bugün Başbakan'ın açtığı davanın kağıtları geçti. Başbakan Erdem'e hakaret davası açtı.
Kaynak: OdaTV (http://www.odatv.com/n.php?n=basbakan-hz.-muhammedin-sozlerine-dava-acti-2112121200#.UNS94VPq6Mc.twitter).
Aslında davaya neden olan konunun geçmişte ve orada kalması gereken bir olay mı, yoksa Muaviye'nin yaptığı gibi bir güç gösterisine mi dönüştüğünü anlamakta zorlanıyorum.
Rivayete göre, adamın biri bir gün Hz.Ali’nin bulunduğu Kûfe'den devesiyle Şam'a gelmiş. Şam'da dolaşırken, bir Şamlı deveye zorla el koyarak ‘bu dişi deve benim!’ demez mi!.. Kûfeli, ‘Hayır bu deve benimdir, üstelik de dişi değil erkektir’ diye devesine sahip çıkmaya çalışsa da devesini bir türlü alamamış. İş Muaviye'ye kadar gitmiş. Muaviye, Şamlıları meydanda toplamış, her iki tarafı da dinledikten sonra da kararını açıklamış: ‘Bu dişi deve Şamlı’nındır!’ Sonra da halka dönmüş: ‘Ey cemaat, bu dişi deve kimindir?’ Hep birlikte bağırmışlar: ‘Şamlı’nındır!’ Muaviye bundan sonra Küfeli’ye dönerek, ‘hadi’ demiş ‘şimdi bir an önce Şam’ı terket, canını kurtar!’ Küfeli Şam’ı terk ederken ardından adam göndererek geri çağırmış ve ona demiş ki: ‘Kûfeli, bana bak ve iyi dinle! Biliyorum, bu deve senindir ve üstelik dişi değil erkektir. Şimdi sen Küfe’ye git. Ali'ye de ki: ‘Muaviye'nin, dişi deveyi bile erkekten ayıramayan, o ne derse ‘evet’ diyen 10 bin adamı var! Ayağını denk alsın!..... Zalimin gücü, çıkar çetelerinden ve cahiller sürüsünden gelir...
Bilirsiniz, Hz. Ali dendiği zaman akan sular durur ama diğer tarafta da Muaviye var. Muaviye'nin gücü, çıkar çetelerinden ve cahiller sürüsünden geliyor. Yani emir demiri keser misali Hz. Ali'nin gücü Muaviye'nin gücü karşısında etkisiz kalır gibi. Buna neden olan da yine Müslümanlar'ın taa kendisidir, başkası değil.
Yok eğer bu doğru değil, Hz. Muhammed'in sözünün Kuran gibi geçmişte kalması isteniyorsa, bu da bir çözümdür. Ama bu çözüm Müslümanlar'ın arzu etmediği bir çözümdür.
Yani neresinden baksanız, her iki durumda da Eren ERDEM haklı görünüyor.
Demek ki Eren Baba bir maden keşfetmiş de bize söylemiyor. Arkadaşlar, siz bu madenle Müslümanlar'a istediğiniz gibi saydırabilirsiniz. Benim bu davadan anladığım sonuç budur.