upuaut
30-12-2012, 01:37
Kamuoyunda "Uludere Katliamı" ya da "Roboski olayı" denilen facianın 1. yıldönümündeyiz. Aslında bu bir facia değil, bir takdir-i ilahidir.
Peki nasıl? Anlatayım.
Soğuk Savaş döneminden beri Türkiye'yi hükümetlerle birlikte istediği gibi dizayn eden Batı ve onun temsilcisi Amerika, her iktidara eğer kendisinin istediklerini yapmazsa iktidara getirdiği gibi indirmesini de bileceğini söyleyerek, bu maşayla tüm Türk hükümetlerini idare etti. Fakat hiçbir iktidar birgün bu durumun ülkeyi bölebileceğini aklına getirmiş, dolayısıyla hareket etmeye çalışmışsa da buna cesaret edememiştir. Bu şans son olarak 1999'da iktidara gelen Ecevit'in eline geçti ama o da bu fırsatı kullanamadı. Ve Amerika'nın 60 yıldır bu maşayla oyaladığı Türkiye 2002'de adeta bir petrol sondajı yapılır gibi yeni dizayna geçti. Amerika Soğuk Savaş dönemiyle 60 yıldır biriken bu madeni yine kendi çıkarına 2002'de AKP'yi kurdurarak kullanmaya başladı.
İşte AKP de Amerika sayesinde gelen bu gücü eski hesapları dürmek için kullandı. Ama bazen balta ağaç yerine sert kayaya da çarpıyordu.
Bildiğiniz gibi, 1943 yılında bölgedeki asayişsizlik sırasında 33 köylüyü kurşuna dizdirdiği gerekçesiyle 1949 yılında idama mahkum edilen ve 1951 yılında cezaevinde ölen dönemin komutanı Orgeneral Mustafa Muğlalı'nın adının, bölgedeki askeri kışlaya verilmesi tartışmalara neden olmuştu. Bu tartışmaları yürüten de AKP ve ona yamanan Kürtler ve içimizdeki Atlantik güruhu idi.
Ve balta taşa vuruyor...
http://i.ensonhaber.com/resimler/diger/esh9796_5.jpg
"YANIMDA OLSAYDILAR DÖVERDİM! (http://www.ensonhaber.com/altaylidan-turbanli-ogrencilere-hakaret-savunmasi-2012-10-17.html)"
Altaylı, 1999 yılında Radyo D'de türbanlı öğrencileri için ağır hakaret içeren sözlerine ilişkin, o dönemde Gölcük depremi olduğunu ve bir grup başörtülünün '7.4 yetmedi' pankartını açmasına çok sinirlendiğini söyledi. Az bile söylediğini ifade eden Altaylı, "Yanımda olsaydılar döverdim" dedi. Altaylı, o depremde birçok tanıdığı insanı kaybettiğini bu nedenle o sözleri söylediğini ifade etti.
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, 3 Kasım 2011'de Genelkurmay Başkanı Orgeneral Işık Koşaner'den 'ismi indirin' diye bir istekte bulunuyor. Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay da "Orgeneral Mustafa Muğlalı Kışlası" adının "Şehit Astsubay Erkan Durukan" olarak değiştirildiğini söylüyor. Fakat isim silme işlemi hemen yapılmıyor; çünkü arada Cumhuriyet Bayramı var. O gün kışla girişinin üzerindeki "Orgeneral Mustafa Muğlalı Kışlası" yazısının üstüne dev bir Türk bayrağı asılıyor ve Cumhuriyet Bayramı nedeniyle asılan bu dev bayrak 4 Kasım 2011 sabahı kaldırıldığında "Orgeneral Mustafa Muğlalı Kışlası" yazısının silindiği ortaya çıkıyor. Yetkiler kışlanın girişindeki yazıyı silme işleminin 2 gün önce gerçekleştirildiğini ve ancak kışlanın girişi dev bayrakla kapatıldığı için yeni fark edildiğini belirtiyorlar (Bkz. "Beşir Atalay'dan açıklama (http://www.dha.com.tr/besir-atalaydan-aciklama_229590.html)").
Bu skandalın ortaya çıkmasından 2 ay bile geçmeden (54 gün) bir başka skandal patlak veriyor. Hani, yukarıdaki resimde söyledikleri cinsten bir skandal. Sanki Allah bu isim silme işleminin doğru olmadığını bize anlatırmış gibi, skandal demeçler veren şahsiyetlerin ellerini, ayaklarını birbirine dolaştırıyor yani Uludere sınırını geçmeye çalışan 34 masum vatandaşımızı PKK'lılar zannederek "Katliam! Katliam! Katliam!" diye bağırarak F16 uçaklarımızla bomba yağdırıyorlar. Ama olay sonrasında birde bakılıyor ki, Amerikalılar'ın ihtibaratı yanlışmış ve katlettiğimiz insanlar PKK'lılar değil masum vatandaşlarımız olduğu ortaya çıkıyor.
Kimse kusura bakmasın ve Berken Bereh'in bugünkü "ROBOZ(I)KÊ (http://www.evrensel.net/news.php?id=44875)" makalesinde dile getirdiği acıları anlıyorum ama...
Sen anladın onu. Ne demişler: "Alma mazlumun ahını, çıkarsın aheste aheste!"
Peki katliamı kim yapmıştı? Onu da şuradan öğrenebilirsiniz: “ULUDERE KATLİAMINI BİZ YAPTIK! (http://www.odatv.com/n.php?n=uludere-katliamini-biz-yaptik--3112111200)”
Peki nasıl? Anlatayım.
Soğuk Savaş döneminden beri Türkiye'yi hükümetlerle birlikte istediği gibi dizayn eden Batı ve onun temsilcisi Amerika, her iktidara eğer kendisinin istediklerini yapmazsa iktidara getirdiği gibi indirmesini de bileceğini söyleyerek, bu maşayla tüm Türk hükümetlerini idare etti. Fakat hiçbir iktidar birgün bu durumun ülkeyi bölebileceğini aklına getirmiş, dolayısıyla hareket etmeye çalışmışsa da buna cesaret edememiştir. Bu şans son olarak 1999'da iktidara gelen Ecevit'in eline geçti ama o da bu fırsatı kullanamadı. Ve Amerika'nın 60 yıldır bu maşayla oyaladığı Türkiye 2002'de adeta bir petrol sondajı yapılır gibi yeni dizayna geçti. Amerika Soğuk Savaş dönemiyle 60 yıldır biriken bu madeni yine kendi çıkarına 2002'de AKP'yi kurdurarak kullanmaya başladı.
İşte AKP de Amerika sayesinde gelen bu gücü eski hesapları dürmek için kullandı. Ama bazen balta ağaç yerine sert kayaya da çarpıyordu.
Bildiğiniz gibi, 1943 yılında bölgedeki asayişsizlik sırasında 33 köylüyü kurşuna dizdirdiği gerekçesiyle 1949 yılında idama mahkum edilen ve 1951 yılında cezaevinde ölen dönemin komutanı Orgeneral Mustafa Muğlalı'nın adının, bölgedeki askeri kışlaya verilmesi tartışmalara neden olmuştu. Bu tartışmaları yürüten de AKP ve ona yamanan Kürtler ve içimizdeki Atlantik güruhu idi.
Ve balta taşa vuruyor...
http://i.ensonhaber.com/resimler/diger/esh9796_5.jpg
"YANIMDA OLSAYDILAR DÖVERDİM! (http://www.ensonhaber.com/altaylidan-turbanli-ogrencilere-hakaret-savunmasi-2012-10-17.html)"
Altaylı, 1999 yılında Radyo D'de türbanlı öğrencileri için ağır hakaret içeren sözlerine ilişkin, o dönemde Gölcük depremi olduğunu ve bir grup başörtülünün '7.4 yetmedi' pankartını açmasına çok sinirlendiğini söyledi. Az bile söylediğini ifade eden Altaylı, "Yanımda olsaydılar döverdim" dedi. Altaylı, o depremde birçok tanıdığı insanı kaybettiğini bu nedenle o sözleri söylediğini ifade etti.
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, 3 Kasım 2011'de Genelkurmay Başkanı Orgeneral Işık Koşaner'den 'ismi indirin' diye bir istekte bulunuyor. Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay da "Orgeneral Mustafa Muğlalı Kışlası" adının "Şehit Astsubay Erkan Durukan" olarak değiştirildiğini söylüyor. Fakat isim silme işlemi hemen yapılmıyor; çünkü arada Cumhuriyet Bayramı var. O gün kışla girişinin üzerindeki "Orgeneral Mustafa Muğlalı Kışlası" yazısının üstüne dev bir Türk bayrağı asılıyor ve Cumhuriyet Bayramı nedeniyle asılan bu dev bayrak 4 Kasım 2011 sabahı kaldırıldığında "Orgeneral Mustafa Muğlalı Kışlası" yazısının silindiği ortaya çıkıyor. Yetkiler kışlanın girişindeki yazıyı silme işleminin 2 gün önce gerçekleştirildiğini ve ancak kışlanın girişi dev bayrakla kapatıldığı için yeni fark edildiğini belirtiyorlar (Bkz. "Beşir Atalay'dan açıklama (http://www.dha.com.tr/besir-atalaydan-aciklama_229590.html)").
Bu skandalın ortaya çıkmasından 2 ay bile geçmeden (54 gün) bir başka skandal patlak veriyor. Hani, yukarıdaki resimde söyledikleri cinsten bir skandal. Sanki Allah bu isim silme işleminin doğru olmadığını bize anlatırmış gibi, skandal demeçler veren şahsiyetlerin ellerini, ayaklarını birbirine dolaştırıyor yani Uludere sınırını geçmeye çalışan 34 masum vatandaşımızı PKK'lılar zannederek "Katliam! Katliam! Katliam!" diye bağırarak F16 uçaklarımızla bomba yağdırıyorlar. Ama olay sonrasında birde bakılıyor ki, Amerikalılar'ın ihtibaratı yanlışmış ve katlettiğimiz insanlar PKK'lılar değil masum vatandaşlarımız olduğu ortaya çıkıyor.
Kimse kusura bakmasın ve Berken Bereh'in bugünkü "ROBOZ(I)KÊ (http://www.evrensel.net/news.php?id=44875)" makalesinde dile getirdiği acıları anlıyorum ama...
Sen anladın onu. Ne demişler: "Alma mazlumun ahını, çıkarsın aheste aheste!"
Peki katliamı kim yapmıştı? Onu da şuradan öğrenebilirsiniz: “ULUDERE KATLİAMINI BİZ YAPTIK! (http://www.odatv.com/n.php?n=uludere-katliamini-biz-yaptik--3112111200)”