PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Polis nedir/kimdir?


irsArtvin
24-02-2013, 02:35
İnsanlar arasına karışıp sorsak, “polis nedir/kimdir?” diye, alacağımız cevap ortalamaya vurulduğunda üç aşağı beş yukarı aynı olacaktır: “bizi bütün tehlikelerden koruyan, toplumun düzenini sağlayan, vatandaşa yardımcı olan devletin resmi kolluk görevlileridir veyahut memurlarıdır vs.” Bu, malum bir bilgi; ancak herkesçe bilinen bu malum bilginin gerçekten de doğruluğu var mıdır ve ne kadar inandırıcıdır? Bunu anlamanın en kolay yolu, ancak reele yani polis ile sıradan vatandaşı bir araya getiren hayatın ta kendisine bakmaktır, zira geriye kalan tüm söylemler ve hamasi nutuklar laf-ı güzaftır ve de hiçbir ehemmiyeti bulunmamaktadır. Polisin; uyuşturucu tacirleriyle, kaçakçılarla, mafya ile tarih boyunca kol kola yürümüş olmasından dolayı kapitalist hukukun “yasadışı” diye nitelendirdiği birçok “suça” bulaşmış, iştirak etmiş olması genel olarak herkes tarafından bilinen bir gerçektir. Ama bu mevzuya direkt buradan başlamak doğru olmaz; isterseniz ilk önce burjuva mülkiyet ilişkilerine istinat eden kapitalist sistemde polisin ne iş yaptığına bir bakalım:

Polis; kapitalist hukukun yani özel mülkiyeti kutsayıcı, her ne pahasına olursa olsun koruyucu, kollayıcı burjuva mülkiyet yasalarının vermiş olduğu vazifeleri yerine getirmekle mükelleftir. Bu vazifeler de anlayacağınız üzere kapitalist sistemi yani özel mülkiyeti tehlikeye atan ya da içinde tehdit unsuru barındıran her türlü insani faaliyeti engellemektir. Bu faaliyet bazen sıradan bir hırsızlıktır, bazen burjuvazinin sistem içindeki para düzenini, akışını yani tahakkümünü engellemesi, tehlikeye atması hasebiyle “suç” olarak nitelendirdiği her türlü kaçakçılık, kara para aklama, vergi kaçakçılığı vs. bazen de bir insanın öldürülmesinden kaynaklanan burjuvazinin halkın üzerindeki tahakkümünü kırmasına sebebiyet verebilecek nitelikteki bir kaosa tekâmül etme olasılığı bulunan bir cinayettir. Genel çerçevesi ile bakmak gerekirse, polis, insanların bireysel manada veya tüzel olarak muhtelif şekilde haiz olduğu mülkün korunması ile görevlendirilmiştir. İnsanlara sorduğumuzda “polis nedir/kimdir?” sorusuna genel olarak aldığımız yukarda yazdığım cevaplar, işte bu burjuva mülkiyet yasalarının alt yapısını oluşturduğu ve muayyen ettiği insani ilişkilerden ya da üstyapının ihtiva ettiği burjuva karakterdeki mülkiyet menşeili sorunlardan kaynaklanan polise verilmiş kapitalist sistemi korumakla mükellef olan görevler bütünüdür. Bir de unutmadan geçmeyelim, polisin korumakla mükellef olduğu bu görevler bütününü ifa ederken de her türlü şiddet içeren zorbalığı yapması yani cebirle yerine getirmesi “yasa”lara göre serbesttir ve bunda bir beis yoktur.

Polisin görevlerini genel hatları ile tanımladığımıza göre şimdi de doğduğumuzdan itibaren bize doğru olarak benimsetilmiş, kabul ettirilmiş ve bizim kanıksadığımız birçok dogmanın sorgulanmasına, gerçeğinin ve doğrusunun ne olduğunu anlamamıza yarayan, modern insan olmanın gereklerinden birisi olan sorma eylemini bizim de ifa etmemiz elzemdir, hatta olmazsa olmazımızdır. O zaman soralım, polis aslında neyi, kimi korur? Yukarıda neyi koruduğunu açık bir şekilde netleştirdik; şimdi de bu koruduğu şeyin gerçekte kimin işine yaradığının sorusunun sorulması zamanıdır. İşte can alıcı o soru: “bu kadar üzerine düşülen, titizlikle korunan bu özel mülkiyet yasaları üzerine inşa edilmiş sistem içindeki koruyucu, kollayıcı güç olan polis kimi kimden veyahut neyi kimden korumaktadır?” Emeğinden başka satacak hiçbir şeyi olmayan, açlık veya yoksulluk sınırında yaşamını idame ettirmeye çalışan işçi sınıfına mensup Mehmet amcayı mı? Küçük çaplı sermayeye sahip, altında çalıştırdığı üç beş kişi ile burjuva mülkiyete dayalı, toplumun geneline bakıldığında diğerlerinden hallice “iyi” bir yaşam süren küçük burjuvaziye mensup sıradan vatandaş Ahmet amcayı mı? Yoksa kapitalist ekonomi içerisindeki kartel veya tröst diye tabir edilen, dünyanın birçok ülkesinde ticari varlığını sürdüren ve bu ülkelerdeki pazar faaliyetleri ile o ülkelerdeki insanların kanını emen, aynı zamanda da o ülkelerdeki siyasette de çoğu zaman etkili olup söz söyleme hakkı bulunan çokuluslu, emperyalist şirketleri mi? Bu sorunun cevabını da ilk başta yaptığımız gibi reele yani hayatın ta kendisine bakarak bulabiliriz. İnsanlara sorsak: “ülkemizde demokrasi var mıdır?” diye alacağımız yanıt bellidir ve cevap: “evet, kesinlikle vardır” olacaktır. Peki, ben de bu nokta da şu soruyu sorsam: “ülkemizde yaşayan herhangi bir sokaktaki vatandaş, yaşam içindeki tüm mecralarda olmak kaydıyla hayatını ilgilendiren ve genel olarak herkesin fikrini beyan etmesi lazım gelen mecliste çıkan yasalarda ne kadar söz sahibidir” diye, alacağımız cevap da büyük ölçüde bellidir ve cevap: “hiç” olacaktır. İşte tam da bu nokta da az çok herkesin bildiği bir gerçeği hatırlatmakta fayda var; bugün burjuvaziye mensup komprador tüm büyük şirketler (Boyner, Sabancı, Koç, Doğan, Ciner vs.) mecliste çıkan yasalara doğrudan, birebir olmasa da dolaylı yoldan müdahale etme imtiyazına sahiptirler. Günümüzde, hükümetlerin, başta ekonomi alanında olmak üzere, çıkarmış oldukları birçok ticari veya siyasi yasaları, ülkenin yönetiminde dolaylı yoldan da olsa söz sahibi olma hakkına sahip bu şirketlere ya da onların resmi mümessili olan TÜSİAD’a veya TÜSİAD’la aynı çizgide olan diğer patron örgütlerine danışmadan mı çıkardığını zannediyorsunuz? Eğer bu konudaki görüşünüz “evet” şeklinde ise, benim, size “iyi uykular” demekten başka yapabileceğim bir şey yok demektir. E hani demokrasi vardı! Daha, ülkenin tüm vatandaşlarını birebir ilgilendiren ve en temel hakkımız olan ülkenin yönetiminde söz sahibi olma hakkımıza, yani mecliste çıkan yasalarda söz sahibi olma hakkına bile sahip değilken bu, neyin, kimin demokrasisi! Cevabı ben vereyim: “burjuva demokrasisi.” Evet, yanlış okumadınız; bunun adı patronların, zenginlerin, büyük sermaye sahiplerinin yani tam anlamıyla devlete sahip olan oligarşinin demokrasisi. Devlet denen bu örgütlü büyük organizmanın sahiplerini muhtelif şekilde adlandırabilirsiniz; ister burjuvazi, isterse de oligarşi, bunun bir önemi yok, temel nokta şu ki, bu devletin bir sahibi var ve bu ülkedeki alınan kararlar devletin sahipleri olan bu egemen gücün menfaatine göre ve onların istediği minvalde şekil almaktadır. Kapitalist sistemdeki demokrasinin, her dört yılda bir insanların kendilerine hükmedecek padişahı kendi elleriyle seçmesi manasına gelen sözde seçme/seçilme hakkını onlara lütfetmesi hasebiyle bu sistemdeki demokrasinin gerçek demokrasi olduğunu zanneden milyonlarca insan var ülkemizde. Bu, es geçilmemesi gereken çok mühim bir mesele; ancak bu meselenin muhteviyatı çok derin olduğundan ayrı bir yazı gerekmektedir, ona göre de demokrasi meselesini daha fazla uzatmak istemiyorum.

İşte şimdi, işin en can alıcı kısmındayız; yani polisin korumakla mükellef olduğu özel mülkiyet menşeili yasaların kimin değirmenine su taşıdığı kısmında. Günümüzde, dünya üzerindeki birçok devletin feodal devirden sonra sanayinin ortaya çıkması ile birlikte temelleri 15. yy’ da atılmış olan ve bu vesile ile daha da büyüyen burjuvazinin isteği ve çabası üzerine ulus devletler biçiminde şekillendiği gerçeğini, biraz politika bilgisine haiz olan her insan bilir. Büyük imparatorluklar halinde var olan feodal devletler, sanayinin ortaya çıkması neticesinde üretimin de olabildiğince artmasıyla, yani burjuvazi için yeni pazarlar bulmanın zorunlu hale gelmesiyle birlikte feodal devletlerin gerek sınırları gerekse de feodal mülkiyet yasaları üzerine inşa edilmiş, sermayenin serbest biçiminde hareket etmesini kısıtlayan feodal devletler, yani imparatorluklar bir bir yıkılıp yerine tamamıyla sermayenin serbest dolaşımını garanti altına alan, özel mülkiyeti kutsaması sebebiyle aynı zamanda da dolaylı yoldan kendi mülk varlığını, sermayesini garanti altına alan ulus devletler ortaya çıkmıştır. Bu süreçte çoğu feodal bey ve toprak ağası şekil değiştirmiş, burjuvazi safına geçerek burjuva demokratik devrim sürecinde aktif rol alıp feodal devletlerin yıkılmasında büyük bir görev üstlenmişlerdir. İşte bu devletlerin sahipleri; feodal beylere, toprak ağalarına karşı gelerek onların feodal mülkiyet yasaları üzerine inşa edilmiş devletlerini burjuva demokratik devrimleri ile yıkıp zamanına göre daha ilerici, daha aydın, yukarıda bahsettiğim değerler üzerine kurulu, sözde “demokrasi” vadeden yeni ulus devletleri yaratan burjuvalardır; yani burjuvazidir.

Burjuvazi için günümüz ulus devletlerinin temel dayanağı özel mülkiyetin yani kendi sermayesinin korunması, garanti altına alınması olduğundan devletin hem iç hem de dış “tehdit”lere karşı müdafaası çok mühim bir mesele ve de burjuvazinin olmazsa olmazıdır. Tam da bu nokta da konumuz olan polis devreye girmektedir. Dış “tehdit”lere karşı koruma görevini askere yükleyen burjuvazi iç güvenliğini de başka bir kolluk kuvveti olan polise yaptırmaktadır. Temel görevi, devletin hâkimi olan burjuvaziyi ve onun sermayesini korumak olan polis, ülke sınırları içerisindeki burjuvazinin sermayesine karşı “tehdit” unsuru olan ya da olabilecek her türlü faaliyeti, topluluğu ya da kendini muhtelif biçimlerde gösteren diğer unsurları yok etmek zorundadır. Bu süreç içerisinde, burjuva mülkiyet ilişkileri üzerinde hayatlarını sürdüren sıradan insanların da mülkiyetini korumak ve bu mülkiyetin kaybolmasından kaynaklanan nedenlerle doğan diğer sorunlarla da baş etmek zorundadır. Bu sorunlar, genellikle hepimizin bildiği hırsızlık veyahut değişik şekillerde ortaya çıkan gasp olaylarıdır. Burjuvazinin ve sermayesinin korunmasının yolları sadece onun mülk varlığını garanti altına almakla olmadığı aşikârdır. Burjuvazinin ve onun sömürü düzeninin garantörü olan devletin varlığı için tehlike arz eden ve resmi ideolojinin “terörist” diye adlandırdığı birçok örgüt veya çete, mafya gibi “tehdit” içeren unsurlar da yok edilmelidir. Aynı zamanda da devletin varlığını “tehlike”ye atacak olan insanlar arasındaki münakaşalar, karışıklıklar, cinayetler gibi devletin işleyişinin devamlılığını bozabilme ihtimaline sahip insan menşeili toplumsal olaylar da önlenmeli, bu hadiselere kesinlikle engel olunmalıdır. Toplum içerisinde baş veren lokal veyahut biraz daha büyük ölçekli kavgalarda, münakaşalarda veya anlaşmazlıklarda polisin hemen yardıma koşmasını; polisin, halkı veya insanları çok sevdiği için ya da ezilenlerin, yoksulların veyahut herhangi bir azınlığın her zaman savunuculuğunu yaptığından dolayı mı kaynaklandığını düşünüyorsunuz? Elbette ki buna verilebilecek tek cevap koskoca bir “hayır”dan başka bir şey olmayacaktır. Çünkü yukarıda da belirttiğim gibi polisin bir sahibi vardır ve temel görevi, kendisini para karşılığında satın alan sahibini yani burjuvaziyi her ne pahasına olursa olsun korumaktır. Bu görev haricinde olan hiçbir şey de polisi ilgilendirmemektedir. Polisin bu görevini çok net bir şekilde gözler önüne seren ülkemizde ve de gerek beynelmilel boyutta gerekse de lokal çaplı olmak kaydıyla diğer dünya ülkelerinde vuku bulan binlerce olay yaşanmıştır ve halen daha günümüzde de yaşanmaktadır.

Ülkemizden misal vermek gerekirse, polisin esas görevini bariz bir şekilde anlamamızı sağlayan, aynı zamanda da sermayenin işçi sınıfına karşı içinde biriktirdiği kini apaçık bir biçimde gözler önüne seren onurlu TEKEL direnişi koskoca bir örnektir ve de çok mühim bir sübuttur. Hatırlayacağınız üzere AKP’nin, TEKEL’i bir tröst olan British American Tobacco’ya satması neticesinde en temel, asgari haklarından mahrum kalan TEKEL işçilerinin haklı ve onurlu direnişine karşı polisin tepkisi, daha doğrusu şiddeti oldukça yoğun ve sert olmuş ve bu şiddete, her cenahtan STK’dan, gerek yerli gerekse de beynelmilel boyutta faaliyet gösteren muhtelif örgütlerden ve de toplumun önemli bir kesiminden polisin uygulamış olduğu şiddetle aynı paralellikte ve boyutta tepki gelmişti. TEKEL işçileri; normal işçi statüsünde olan herhangi bir işçinin istihkak sahibi olduğu bir yıllık çalışma zaman dilimi, günümüz ekonomik şeraitinde yaşama şansının bitmesi anlamına gelen maaşlarında oldukça büyük bir düşüşe neden olacak olan maaş kesintisi ve de bir işçinin sahip olması elzem olan mesaiye kalma ve ücretli izin hakkı gibi kazanılmış tüm özlük haklarının ortadan kalkması anlamına gelen özelleştirmeye karşı büyük bir direniş göstermiş ve de bunun karşılığını da belli bir ölçüde alabilmişti. Ancak burada dikkat edilmesi gereken husus, TEKEL işçilerinin sergilemiş olduğu haklı ve onurlu direnişin yanında bir de polisin bu direnişe karşı göstermiş olduğu tutumu ve davranışlarıdır. Her anlamda haklı olan ve sadece istihkakını almak isteyen TEKEL işçilerine karşı polis, acımadan coplamak, biber gazı sıkmak ve bunun gibi muhtelif şiddet eylemlerine başvurmak kaydıyla inanılmaz derecede sert bir tavır sergilemişti. Buna mukabil de evlerinde keyifleri rahat bir şekilde bu görüntüleri izleyen milyonlarca insan şaşırmıştı, polis, işçilere neden bu kadar sert bir şekilde karşılık verdi diye. Aslında bunda şaşırılacak herhangi bir durum yoktu, zira polis, tıpkı tarih boyunca her daim olduğu gibi yine sahiplerinin kendisine yüklemiş olduğu misyonu ve vazifeleri yerine getiriyor ve o misyon ve vazifeler paralelliğinde her türlü şiddeti mubah saymak koşuluyla TEKEL işçilerinin düzenin bugünkü sahipleri olan sermayenin iktidarına karşı gelmesini engellemeye çalışıyordu.

Burjuvazi, kendisinin en büyük ve başlıca düşmanı olarak addettiği ve varlığına karşı büyük tehlike arz eden işçi sınıfına, tabiatıyla hiçbir şekilde taviz vermek istememiştir. İşte, TEKEL işçilerinin sergilemiş olduğu bu onurlu ve haklı direnişte, burjuvazinin kendi kolluk gücü olan polisi kullanmak vasıtasıyla sert bir şekilde tepki göstermesi de bu yüzdendir. TEKEL direnişinde gördüğümüz burjuvazinin ve onun polisinin bu tavrı ve tutumu, dünya üzerinde gerçekleşen tüm eylem ve protestolarda da aynı şekilde görülmektedir. 15-16 Haziran 1970 tarihinde ülkemizdeki işçi sınıfının, özgür bir şekilde sendika seçme istihkakının elinden alınmasıyla neticelenecek olan bir yasaya karşı gerçekleştirmiş olduğu haklı ve onurlu büyük direniş ve yapmış olduğu geniş çaplı eylem sonucunda, her ne kadar işçi sınıfı istediğini almayı başarmışsa da burjuvazinin tahakkümündeki polisin, işçi sınıfına karşı uygulamış olduğu şiddet tarihin her döneminde olduğu gibi yine aynı biçimde sürmüştür. Polis şiddetinin daha iyi gözlemlenebilmesi için daha çok öğrencilerin tertiplediği ve tesiri işçi sınıfının gerçekleştirmiş olduğu büyük eylemlere nispeten daha az olan lokal ve küçük çaplı eylemlere bakmak yeterli olacaktır. Buna da en güzel örnek, Başbakan’ın açılış yapmak amacıyla geldiği ODTÜ’de Başbakan’ı protesto etmek isteyen öğrencilerin polise karşı göstermiş oldukları direnç ve buna mukabil de polisin her zamanki gibi uygulamış olduğu bilinçsiz ve hadsiz şiddetidir. Öğrencilerin sadece sözlü olarak bile eylem yapmasına tahammül edemeyen burjuvazi, polisini her zamanki gibi yine öğrencilerin üzerine salmış ve polis, öğrencilere adeta bir düşmanmışçasına panzeriyle, biber gazıyla, copuyla yani elindeki mevcut olan bütün silahlarıyla saldırarak eylemi bir an evvel sonlandırmak istemiş ve bunu yaparken aynı zamanda da ülkedeki tüm öğrencilere gözdağı vermek kaydıyla onları sindirmek istemiştir.

Polisin, sahipleri için kullanışlı olan birçok mühim fonksiyonu vardır; ancak bunlardan biri vardır ki, halkı korkutmakta ve susturmakta diğerlerine nazaran çok daha tesirlidir. O fonksiyon da halkın muhtelif nedenlerden dolayı yapmış olduğu protestolarda ve eylemelerde polisin göstermiş olduğu şiddet vasıtasıyla bilinçli olarak uyguladığı halkı korkutma ve sindirme politikasıdır, yani başka bir deyişle, yürütmüş olduğu psikolojik harbidir. Bu çok mühim bir husustur, zira eylem yapan gruba karşı yoğun bir biçimde şiddet uygulayan polis, bir yandan o grubu uyguladığı şiddet vasıtasıyla hemencecik ortadan kaldırırken bir yandan da yapılan protesto ve eyleme dahil olmayanlara karşı “eğer sen de herhangi bir protesto veya eyleme iştirak edersen, senin de sonun böyle olur!” mesajı vermekte ve bu yolla halka karşı çok büyük bir psikolojik harp yürütmektedir. Halkın sokaklara inmesi yoluyla herhangi bir şey için devlete karşı isyan etmesinin önündeki en büyük engellerden ve de isyan etmemesine sebep olarak gösterilebilecek olan başlıca amillerden birisi de polisin bilinçli bir şekilde yürütmüş olduğu psikolojik harbidir. Bunun yanında, bir de yazımın en başında da belirttiğim gibi polisin, dünyadaki en büyük sömürü mekanizması olan ceberrut devlet aygıtını kullanarak mafya ile girdiği samimi ilişkiler ve bununla dolaylı yoldan ilintili olarak da her türlü silah, uyuşturucu, vs. gibi kaçakçılık yapmak vasıtasıyla kapitalist hukuk sisteminin “yasadışı” olarak addettiği birçok olaya karışıp çok büyük paralar kazandığı, tabiri caizse, adeta vurgun yaptığı gerçeği vardır ki, zaten bu durum başlı başına akıllara zarar, vahim bir tabloyu karşımıza çıkarmaktadır.

En nihayetinde, görüldüğü üzere polis, halkın koruyucu ve kollayıcı gücü değil, tam aksine halkı tahakkümü altında tutmak isteyen burjuvazinin çok fonksiyonlu aracıdır. Unutmamak gerekir ki, işçi sınıfının, yani halkın en büyük düşmanı olan, burjuvazinin her anlamda muktedir olduğu kapitalist sistemin yıkılmasının önündeki en büyük engel, adına polis denilen satılık insanlar topluluğudur. İşçi sınıfı, bağlı olduğu zincirlerinden kurtulmak ve kendisini yoksulluğa, açlığa, sefalete mahkûm eden kapitalist sistemi yıkmak istiyorsa, bu gerçeğin farkına varıp polise karşı içinde beslediği merhamet duygusunu yok ederek gerekli tavır ve tutumu sergilemesi elzemdir…

Neva
29-05-2013, 14:40
Guncelleme.

irsArtvin
31-05-2013, 15:07
Gezi parkının sermayeye AKP tarafından peşkeş çekilmesi yoluyla parkın ve ağaçların yok olmasına mani olmaya çalışan insanlara karşı polisin göstermiş olduğu tepki ve takınmış olduğu tutum, polis hakkında yazdığım yazıyı adeta kelime kelimesine doğrulayan mükemmel bir örnek!

İşte burjuvazinin kolluk gücü olan polisin halka karşı kullandığı orantısız güç: http://haber.sol.org.tr/kent-gundemleri/akp-gezi-parkina-yine-safak-vakti-saldirdi-haberi-73840

Yazımın son bölümünün ehemmiyetini bu haber vasıtasıyla bir kez daha tekrarlamak istiyorum:

“En nihayetinde, görüldüğü üzere polis, halkın koruyucu ve kollayıcı gücü değil, tam aksine halkı tahakkümü altında tutmak isteyen burjuvazinin çok fonksiyonlu aracıdır. Unutmamak gerekir ki, işçi sınıfının, yani halkın en büyük düşmanı olan, burjuvazinin her anlamda muktedir olduğu kapitalist sistemin yıkılmasının önündeki en büyük engel, adına polis denilen satılık insanlar topluluğudur. İşçi sınıfı, bağlı olduğu zincirlerinden kurtulmak ve kendisini yoksulluğa, açlığa, sefalete mahkûm eden kapitalist sistemi yıkmak istiyorsa, bu gerçeğin farkına varıp polise karşı içinde beslediği merhamet duygusunu yok ederek gerekli tavır ve tutumu sergilemesi elzemdir!”

Ahlaksız
31-05-2013, 16:02
Boş tenekeler alışveriş merkezine gidip kıçını kaşıyarak renkli/yabancı marka spor ayakkabılarını alıp,tomaların karşısına dikilip polise küfrediyorlar..Hem kapitalizmi besleyeceksin,hem de kapitalistler parkı yıkıp alış veriş merkezi yapmaya karar verince polise küfredeceksin..Ne kadar tutarlı bir davranış bu..!

Bu toplum faşizmi hak etti ve hak ettiğini buluyor/bulacak..!

Yergin
31-05-2013, 17:40
Başka başlık açılıp tartışmada yapılabilir lakin olmadığı için şimdilik buraya yazayım. İnternette aradım ama cahilliğimden midir bilmiyorum bulamadım, Taksime yapılması planlanan bu yapılanmanın son halinin görüntüsü varmıdır?

Birde diğer merak ettiğim, benim bildiğim bu çalışma 2012 Kasım'da başlamıştı, sonradan mı değişti bilmiyorum ama başından beri belli ise niye tepkiler şimdi gösteriliyor? Hadi halkı geçtim, milletvekilleri niye o zaman tepki göstermedi?

Eklemeden de geçmeyim. Yanlısı yansızı tüm haber gazetelerinin internet sitelerine baktım. Her ne olursa olsun polisin tepkisi çok aşırı ve gaddarca. İnsanlara, bağırarak, kızarak, tepki gösterirek, döverek, gaz bombaları atarak, tazyikli sular atarak hiçbirşey anlatamazsınız, bu çözüm değil diktatörlüktür! Sonuna kadar bunları kınıyorum...

mrdragon
31-05-2013, 18:33
Aslında insanlar o kadar mikro sorunlar içinde farklı alanlarda gerçekliği yitirmişler ki, yanı başlarında olacak olaylardan habersizler.

Örgütlenme, sesini duyurma, odaklanma yerini derin uykuya bırakmış. Uzun süreçte olayların hangi boyuta geleceği belliydi ama bir kısım bilgisizlik içinde masallar edasında hareket edenler son dönemde yaşananların arka arkaya sürekli gündeme gelmesi ile, az da olsa uyandılar. Bu da birlikte tepki koyabilme güdüsünü açığa çıkardı.

Taksim bunun bir göstergesi, Sözler ile uyutulanlar da, polis devlet örgüsünün özellikle bu sene ne denli dikta rejimine uygun işlediğini gördüler. Milli duygu biraz daha ön plana çıktı. En azından bu iyiye işaret, İnsanlar sustukça ezilirler. Dağıldıkça, tepkisizleştikçe güdülürler.

irsArtvin
02-06-2013, 14:31
Faşist ve düzen koruyucusu polisin, sahibi için ne kadar köpekleşebileceğinin ve insanlıktan çıkabileceğinin sübutu: http://haber.sol.org.tr/devlet-ve-siyaset/ankarada-polis-gercek-mermi-kullandi-iddiasi-yaralanan-eylemcinin-durumu-kritik-ha

Faşist ve iktidarın köpeği, halk düşmanı zalim polise hayır!

Patronun, düzenin koruyucusu değil, halkın koruyucusu olan halk polisi istiyoruz!

http://haber.sol.org.tr/sites/default/files/imagecache/haber_resmi_v4/images/anksal24.jpg

rasa
02-06-2013, 14:55
Bitkisel hayata yatırılmış ve her türlü ihtiyacı giderilen, uyutulmuş HALK !
Nihayet ilk ciddi tepkisini verdi bu sağlıklı bir hayata dönüşün belirtisidir.

murted
02-06-2013, 15:10
Emekli bir polis memurunun oğlu olarak söylüyorum:
Bugün Polis, Akp'nin köpeğidir.

Ahlaksız
02-06-2013, 15:29
Emekli bir polis memurunun oğlu olarak söylüyorum:
Bugün Polis, Akp'nin köpeğidir.
Geçmişteki polisler iktidarların köpeği değilmiydi yani?
Siz bari söylemeyin şu sözleri..
Siz şimdi polise burada KÖPEK diye bağırırsanız,poliste size gül uzatmaz..
Polisin/askerin/yargının iktidarların adına çalıştığını herkes biliyor zaten..Bunu söylemenize gerek yok ki..!

Psiko
02-06-2013, 15:42
İnsan denilen varlık,
Richard Dawkins'in
"Hayatta kalma makineleri veya hantal robotlar"
şeklinde "Gen"i tarif ederken ifade ettiği objelerin "Davranış aynı"lığı beklenilmesi gereken varlıklar değildirler.
İsterseniz deneyin.
Bir arkadaşınıza "Merhaba nasılsın ?" sorusunu sorup cevabı aldıktan sonra,
aynı soruyu bir daha sorun cevabı alıp,
bir daha sorun cevabı alıp,
bir daha sorun,
alacağınız cevapların,
ne bir "Makine" ne de "Hantal Robot" gibi,
verilen "Aynı" komuta alacağınız "Aynı" cevap olmasını beklemeyin.

Romanya'nın diktatörü Çavusesku devrilirken,
daha önce halka inanılmaz bir baskı kuran "Ordu ve polis"in nasıl davrandığı buradaki bir çok katılımcının hala aklındadır sanırım.

Polisin büyük kısmının hasmane ve zalimce savurduğu gaz bombalarının yarattığı etkinin giderilebilmesi için bazı polislerin halka nasıl yardımcı olduğunu görmemek insaf ile pek bağdaşmayacak gibi.

Her türlü inanç,inançsızlık,milliyet ve ideoloji denen elbiseyi çıkarın ortada kalan çıplak şeyin adı insandır.
İnsanın da hangi yaftayı taşırsa taşısın ne zaman,nerede,nasıl,neden ve ne için tepki vereceğini pek bilemeyiz.
Sayın irsArtvin nickli arkadaşımızın zamanımızdaki görüntü ve uygulamaları adına doğru tarifini yaptığı,
adı/yaftası polis olan insanlar için de geçerli bir durumdur bu.

irsArtvin
02-06-2013, 15:44
Bitkisel hayata yatırılmış ve her türlü ihtiyacı giderilen, uyutulmuş HALK !
Nihayet ilk ciddi tepkisini verdi bu sağlıklı bir hayata dönüşün belirtisidir.

Bu dediğinizde çok haklısınız sayın rasa; ancak bu saatten sonra buradaki üzerinde durulması gereken esas nokta, faşizan iktidara karşı ilk tepkisini veren ve bu vesileyle kitleselleşen halkın ne istediğini bilir hale gelmesi, yani bilinçlenmesi ve de taleplerini net bir şekilde ortaya koymasıdır. Bunu yapabilecek niteliğe sahip tek güç de devrimci örgütlerdir. Bu örgütler, alanlardaki sınıf bilincinden yoksun olan insanlara haiz olduğu sınıfı hatırlatmalı ve işçi sınıfının bu vaziyette yapması gereken şeyin salt iktidara saldırmak olduğu değil, aynı zamanda da devletin sahibi olan oligarşiye, yani sermayeye, patronlara ve burjuvaziye karşı devrimci mücadele vermesi gerektiğini anlatmak ve halkı sınıf eksenli talepler çerçevesinde alanlara kanalize etmektir.

En nihayetinde yine tekrarlıyorum, asıl savaşılması gereken şey AKP iktidarının despot ve ceberut iktidarı değil, bilakis devletin, dolayısıyla da AKP’nin esas sahibi olan burjuvazinin halk üzerindeki sınırsız iktisadi ve siyasi tahakkümü ve halkı sahip olduğu kolluk güçleri (polis, asker vs.) vasıtasıyla her daim sindiren faşizan politikalarıdır!

irsArtvin
02-06-2013, 16:21
Polisin büyük kısmının hasmane ve zalimce savurduğu gaz bombalarının yarattığı etkinin giderilebilmesi için bazı polislerin halka nasıl yardımcı olduğunu görmemek insaf ile pek bağdaşmayacak gibi.

Evet, polisin bu eylemini görmemek insafsızlık olur; ancak şunu da unutmamak gerekir ki, en nihayetinde adına polis dediğimiz insan sizin de dediğiniz gibi: “Her türlü inanç,inançsızlık,milliyet ve ideoloji denen elbiseyi çıkarın ortada kalan çıplak şeyin adı insandır.” Yani onların da herkes gibi kalbi ve vicdanı, herkes gibi annesi, babası, eşi, çocuğu olan birer insan evladı ve beynelmilel arenada herkes için geçerli olan evrensel hümanist değerler onlar için de geçerli. Fakat buradaki tek sorun onların, o veya bu nedenle güçten yana olmaları ve haklı veya haksız fark etmeksizin gücün savunucusu olmaları ve güçten yana tavır takınmaları; esas mesele bu!

İşte tam da bu noktada tekrar başa dönüp yukarıda dediğim: “onların da herkes gibi kalbi ve vicdanı var” önermesini sorgulamadan ve herkeste var olan kalp ve vicdanın onlarda olup olmadığından şüphe etmeden edemiyorum!


İnsanın da hangi yaftayı taşırsa taşısın ne zaman,nerede,nasıl,neden ve ne için tepki vereceğini pek bilemeyiz.


Tam olarak bilemesek de insanların içinde bulunduğu psikolojik ve sosyolojik vaziyeti iyi bir şekilde tahlil edersek, “ne zaman,nerede,nasıl,neden ve ne için tepki vereceğini” az çok tahmin edebiliriz diye düşünüyorum.

murted
02-06-2013, 16:21
Geçmişteki polisler iktidarların köpeği değilmiydi yani?
Siz bari söylemeyin şu sözleri..
Siz şimdi polise burada KÖPEK diye bağırırsanız,poliste size gül uzatmaz..
Polisin/askerin/yargının iktidarların adına çalıştığını herkes biliyor zaten..Bunu söylemenize gerek yok ki..!

Polis her zaman iktidarların köpeği olmuştur. Hatta bu dünyada da böyledir, böyle de gider. Polisin öncelikli işi güvenliği sağlamak değil yönetenleri ve yardakçılarını meşru haklarını arayanlardan korumaktır.

Lakin iktidar-polis ilişkisi Akp ile daha farklı bir boyut aldı.

Akp diğer memurların maaşları ortadayken bunlara 2500 küsur lira veriyor aylık, her yaptıklarını da mümkün mertebe örtbas ediliyor. Bunlar da mevcut durumlarını korumak için iktidara muhalif her kesime işçi, memur, öğrenci, kadın-erkek, genç-yaşlı demeden düşmana girişir gibi girişiyorlar. İktidara yönelik her tepkiyi kendilerine gösterilmiş bir tepki gibi algılıyorlar. Zaten emniyetin kimlerin elinde olduğu belli; boşuna imamın ordusu demiyorlar. Polis Akp'nin ayrılmaz bir parçası, bir uzvu adeta.

Ahlaksız
02-06-2013, 16:57
Polis her zaman iktidarların köpeği olmuştur. Hatta bu dünyada da böyledir, böyle de gider. Polisin öncelikli işi güvenliği sağlamak değil yönetenleri ve yardakçılarını meşru haklarını arayanlardan korumaktır.

Lakin iktidar-polis ilişkisi Akp ile daha farklı bir boyut aldı.

Akp diğer memurların maaşları ortadayken bunlara 2500 küsur lira veriyor aylık, her yaptıklarını da mümkün mertebe örtbas ediliyor. Bunlar da mevcut durumlarını korumak için iktidara muhalif her kesime işçi, memur, öğrenci, kadın-erkek, genç-yaşlı demeden düşmana girişir gibi girişiyorlar. İktidara yönelik her tepkiyi kendilerine gösterilmiş bir tepki gibi algılıyorlar. Zaten emniyetin kimlerin elinde olduğu belli; boşuna imamın ordusu demiyorlar. Polis Akp'nin ayrılmaz bir parçası, bir uzvu adeta.
Polis iktidarın köpeği,işçiler patronlarının köpeği,memurlar amirlerinin köpeği,hükümetler kapitalizmin köpeği,kapitalizmin ana yurdu Abd'de 3-4 ailenin köpeği..
Dünya'nın 3-4 tane sahibi var,geri kalan herkes bu ailelerin köpeği..
Yani ''hepimiz köpeğiz'' gibi bir sonuç çıkıyor bu durumda..:)
Tamam da niye köpek?
Köpeğin ne suçu var?
Hem insanın ilk yakın dostu,ilk evcilleştirdiği hayvan köpektir..Köpek o kadar mübarek bir hayvandır ki;insanın evrimine bile yardımcı olmuştur..Bu kadar mübarek bir hayvanı hakaret etme amaçlı kurduğumuz cümlelerin içinde kullanmaya ne gerek var?
O kadar hayvan varken,bu kadar mübarek bir hayvanın ismini hakaret etme amaçlı kullanmamalıyız..
Polis iktidarın kenesidir veya sülüğüdür gibi şeyler söylersek daha doğru olur sanki:)

irsArtvin
02-06-2013, 17:26
"Bir çiçeği öldürebilirsiniz ama baharı öldüremezsiniz. Che Guevara"
Ethem Abi Bizimle Kal

Taksim'de sürdürülen 'Gezi Parkı' protestolarına destek amacıyla Ankara - Kızılay'da gerçekleştirilen protesto gösterisinde 1'i ağır olmak üzere çok sayıda vatandaş yaralandı.

Ankara'da onbinlerce kişi saat 15.00'ten itibaren Kızılay Meydanında başlayan gösteriler ilerleyen saatlerde polisin şiddet kullanımı ile devam etti.

Gösterilerde "Tayyip istifa!", "Faşizme karşı omuz omuza!" ve "Hükümet istifa!" sloganları sıklıkla atıldı.

26 YAŞINDAKİ SARISÜLÜK AĞIR YARALANDI
Çatışmalarda polisin yakın mesafeden kullandığı gerçek mermi sonucu 26 yaşındaki Ethem Sarısülük'ün de olduğu yaklaşık 30 yaralı çeşitli hastanelerde tedavi altına alındı. Ankara Numune Hastanesi Acil Bölümü'ne kaldırılan Ethem Sarısülük'ün ağır yaralı olduğu ve ameliyata alınacağı öğrenildi.

http://www.sozcu18.com/d/other/ethemsarisuluk-sozcu-resim-06.jpg

http://www.sozcu18.com/d/other/ankara-polisinvurduguyer-sozcu-resim-061.jpg

http://www.sozcu18.com/d/other/ethemsarisuluk-yarali-ankara-sozcu-resim-063.jpg

kaynak: http://www.sosyalistforum.net/politik-gundem/60409-fasist-polis-gercek-mermiyle-vurdu.html

Psiko
02-06-2013, 18:13
Siz haklı bir protesto içindesiniz.
Zalim polis size orantısız güç kullanmış ve güç durumdasınız.
Oldum olası karıştırılagelmiş olan "F....e" ve "O....u" sözcüklerinin cisimleşmiş halleri olan ve bizlerin hayat kadını diye tanımladığımız o "Vicdan" taşıyan kadınlar bu durum karşısında,
size ellerinden gelen her türlü yardımı yapmışlar.
Ama siz güya ironi yapacaksınız ya
"O....u"lar burada "Çocukları nerede ?" şeklinde insan olanın yüreğini kanatacak slogan atmaktasınız.
E ne oldu şimdi ?
Yaşamda karşılaştıkları türlü nedenler yüzünden büyük çoğunluğu mücbir bir pozisyonda,
çoluk çocuğuna bakmak için,ekmek parası için vücudunu satmak zorunda kalmış ama yapılan "O.....u"luk karşısında duyarsız kalmamış "F.....e"lere reva mıdır bu ?
Bu yapılana "O.....u"luk dersek ayıp mı etmiş oluruz ?

Polislere de "Vücut"larını ve emeklerini satma açısından bu bakışla yaklaşabilir miyiz ?

O.....uluk bir vasıf olup,
onun erkeği,dişisi,dini,milliyeti ve ideolojisi
ve de
mesleği yoktur gibi geliyor şahsıma.

irsArtvin
02-06-2013, 18:56
AKP'lilerin "polisten göstericiye yardım" diye paylaştığı fotoğraftaki göstericinin Sivil polis olduğu ortaya çıktı. Bir sonraki karede elinde telsizle görülüyor:

http://www.odatv.com/images/resimler/pol.jpg

kaynak: http://www.odatv.com/n.php?n=polis-gazini-alamadi-dolmabahcede-saldirdi-0106131200

Halk düşmanı faşist polisin halka yardım etmesi ihtimali ve böyle bir olayın gerçek olabileceğini düşünmek abesle iştigaldir, akla hayale sığmayacak derecede absürt bir olay ve de yaşam içerisinde olması muhtemel en büyük paradokstur!..

evrensel-insan
03-06-2013, 02:28
Cok acik bir polis terorist ve hakina saldiran olamaz, aksi devletin polisinin gorevinin halkini saldiridan korumasi ya da bir halk eyleminin guvenli bitmesini saglamasidir.

xcan
03-06-2013, 05:11
Maaşlarını halktan alan biri emri halktan almıyorsa bir yanlışlık var.
Bobi tut şunu dendiğinde, saldıran köpeklere kızmam .
Köpekliği misyon edinen insanlar; alçaktır, şerefsiz, haysiyetsizdir.
Bunların çoğu Fethullahın ışık evlerinde yetiştirildi VİCDANLARI PENSİLVANYADAN GÜDÜMLÜ ŞERİATÇI BOZUNTULARI.OSO 'NUN Türkiye versiyonu.ABD güdümlü vatan hainleri malesef.
KAFADA KESEBİLİR ,ÖLDÜRDÜĞÜ İNSANLARA TECAVÜZDE EDEBİLİRLER.
iNSAN DEĞİLLER

xcan
03-06-2013, 05:40
Polis evin içine gaz bombası sıkıyor...http://haber.sol.org.tr/devlet-ve-siyaset/polis-evin-icine-gaz-bombasi-sikiyor-haberi-74005





http://haber.sol.org.tr/sites/default/files/imagecache/haber_resmi_v4/images/gaz_ico.jpg (http://haber.sol.org.tr/sites/all/libraries/flowplayer3/flowplayer-3.2.6.swf)


Videoyu ekleyemedim lütfen bir arkadaşım eklesin.
Vahşetin en özlü anlatımı.Başka söze gerek yok

irsArtvin
03-06-2013, 11:14
Polis evin içine gaz bombası sıkıyor...http://haber.sol.org.tr/devlet-ve-siyaset/polis-evin-icine-gaz-bombasi-sikiyor-haberi-74005





http://haber.sol.org.tr/sites/default/files/imagecache/haber_resmi_v4/images/gaz_ico.jpg (http://haber.sol.org.tr/sites/all/libraries/flowplayer3/flowplayer-3.2.6.swf)


Videoyu ekleyemedim lütfen bir arkadaşım eklesin.
Vahşetin en özlü anlatımı.Başka söze gerek yok

Faşist ve iktidarın köpeği, halk düşmanı zalim polise hayır!

Patronun, düzenin koruyucusu değil, halkın koruyucusu olan halk polisi istiyoruz!

http://www.youtube.com/watch?v=0CsTSXDJ_vc

xcan
03-06-2013, 16:42
Youtube yükledim
http://www.youtube.com/watch?v=oFei8zCmWGs&feature=em-upload_owner

prozac
03-06-2013, 18:58
Polis kimdir ?


Eline pamuk şeker tutuşturulmuş mutlu bir çocuktur bazen , direnişçinin kafasına sıkarken de aynı mutluluğu görebiliyoruz...


http://www.milliyet.tv/video-izle/Bu-goruntuyu-yorumsuz-veriyoruz-RElDSPXVbLyn.html

vartor
03-06-2013, 19:18
Polis, halki kendinden nasil koruyacak merak ediyorum.

irsArtvin
04-06-2013, 12:09
İşte AKP vahşeti: Bir işçi gözünü kaybetti!

http://haber.sol.org.tr/sites/default/files/imagecache/haber_resmi_v4/images/gozunukaybetti1.jpg

Türkiye'nin birçok ilinde artan polis saldırıları sonucunda şu ana kadar 2 yurttaş hayatını kaybetti, binlerce yurttaş yaralandı. Eylemlerde onlarca kişi ise gözüne isabet eden gaz bombası dolayısıyla gözünü kaybetti. Onlardan biri Çankaya Belediyesi’nde temizlik işçisi olan Muharrem Dalsüren oldu.

Çankaya Belediyesi’nin Sakarya Caddesi’ndeki yeni binasında görevli olduğu sırada atılan bombanın kapsülü gözüne gelen Dalsüren, Hacettepe Hastanesi’ne kaldırıldı.

Evrensel'in haberine göre, hemen ameliyata alınan Dalsüren’in arkadaşları, “arkadaşımız gözünü kaybetti” dedi.

http://haber.sol.org.tr/devlet-ve-siyaset/iste-akp-vahseti-bir-isci-gozunu-kaybetti-haberi-74095

irsArtvin
12-06-2013, 12:23
AKP'nin dünkü saldırılarında korkunç bilanço

http://haber.sol.org.tr/sites/default/files/imagecache/haber_resmi_v4/images/gezi-yarali.jpg

Taksim'de dün sabah 7:30'dan akşam 20:15'e kadar gerçekleşen vahşi polis saldırılarının sonucunda, yüzlerce kişi yaralandı.

AKP'nin dün sabah binlerce polis ve TOMA'larla adeta çıkarma yaptığı Taksim Meydanı'nda saat 07:30'da başlayan polis saldırıların korkunç bilançosu da yavaş yavaş ortaya çıkıyor. Direnişçilerin Gezi Parkı 'nın Mete Caddesi tarafındaki çay bahçesine kurdukları büyük revire sabahtan bu yana yüzlerce kişi başvurdu.

Radikal'den Elf İnce'nin elde ettiği bilgilere göre, akşam saat 20:15 sularında başlayan ikini büyük müdahaleye kadar revire başvuran ya da getirilen yaralıların bilançocu şöyle: 21 kişi kafa travması, 11 muhtelif kırık, 7 astım krizi, 1 epilepsi nöbeti, 460 gaz maruziyeti, 81 gaz bombası ve plastik mermiye bağlı travma ve yaralanma, 10 yanık, 7 kesik...

Basın emekçilerine de cop!
Saldırılar sırasında 2 yabancı basın mensubu göğüs ve boyunlarına aldıkları cop darbeleriyle yaralanırken, bir kişi de kalp krizi şüphesiyle hastaneye sevk edildi.

Gezi parkındaki doktorlar, bu rakamlara, akşam başlayan ve günün en büyük saldırısı olan olaylarda yaralananların dahil olmadığını, son müdahaleden sonra 80 kişinin çeşitli şikayetlerle revire geldiğini açıkladı.

http://haber.sol.org.tr/devlet-ve-siyaset/akpnin-dunku-saldirilarinda-korkunc-bilanco-haberi-74556