PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Kadın Süründürme Evi (Taraf Gazetesi - Tuğba Tekerek)


errata
06-03-2013, 13:16
Ailelere, "en az üç çocuk yapın" diye seslenen Başbakan Recep Tayyip Erdoğan son olarak sayıyı beş'e çıkarmıştı. Bazı kendini bilmez, iki koyun güdemezler de başbakanımızın milletin gerçek sorunlarına eğilmesi gerektiğini, popülizmi bırakması gerektiğini söylemişti. Âhlaksız adamlar!

Aşağıdaki yazı, o üç beş çocuklu ailelerin koca dayağı yiyen kesiminin "kadın sığınma evleri"ndeki hâlini anlatıyor. Ben bu güzel evde bir sorun göremedim, bakın bakalım siz bir sorun görecek misiniz?

Aşağıdaki yazı Tuğba Tekerek'in Taraf Gazetesi'ndeki 5 mart 2013 tarihili yazısının bir kopyasıdır.

Kadın Süründürme Evi

Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’nın geçen yıl 8 Mart hediyesi olarak hazırladığı “Ailenin Korunması ve Kadına Şiddetin Önlenmesi Yasası” bir yıldır yürürlükte. Geçen sürede, polislerin eğitileceği, sığınak sayısının arttırılacağı, kadınlara destek mekanizmalarının hayata geçirileceği söylendi. Bir yılın ardından karakol ve sığınmaevlerinin durumunu görmek için, şiddet görmüş bir kadın gibi iki karakola başvurdum, İstanbul’da Aile Bakanlığı’na bağlı bir sığınmaevinde üç gece geçirdim. Gördüm ki sığınak sayesinde bazı kadınlar canlarını kurtarabiliyor ama bunun için bir yatakta dört kişi yatmaya mecbur kalıyor. İşte yaşadıklarım:

“Başımı kalorifere çarptı”

21 şubat, akşam 6 suları... Kasımpaşa Polis Merkezi’ne doğru yürüyorum. Şiddet görmüş bir kadınım. Beni memleketimden yatalak akrabama bakmak üzere gönderdiler. Ama ben bir “hata” yaptım, “face”ten tanıştığım bir adamla ilişki yaşadım. Adam öncelerı iyi gibiydi ama sonra psikopat çıktı. Ayrılmak istediğimi söyleyince şiddetin dozunu iyice artırdı. Geçen akşam kafamı kalorifere çarptı. Sabahtan beri “Seni öldüreceğim, marta çıkmayacaksın” diye mesaj atıyor. Çok korkuyorum, sığınmaevine gitmek istiyorum.

“Hayır, ben evsiz değilim”

Polis merkezinin girişinde bir sürü polis var, ürkerek yaklaşıyorum. Güvenlik kulübesindeki polis, neden sonra yanıma geliyor. Hikâyemi anlatıyorum. “Korkma” diyor “Hiçbir şey yapamaz, dağ başı mı burası, hem hükümetimiz bu konunun üzerinde çok duruyor.” Bunlar iyi. Ama ben, o adamın, daha önce koruma kararı çıkartan karısını öldüresiye dövdüğünü, korktuğumu, bu nedenle şikâyetçi olmak istediğimi söyleyince polis bana hayatî bir noktada yanlış bilgi veriyor: “İşlem yapabilmemiz için, mutlaka şikâyetçi olman lazım.” Oysa ki düzenlemeye göre, mağdur kadın şiddet gördüğü kişiden şikâyetçi olmasa da sığınmaevine yerleştirilebilir.

Ertesi akşam Levent Polis Merkezi’ndeyim. Bu kez başvurumu alıyorlar. Sonra “Bunu Metin Oktay’a götüreceğiz” diyorlar. Metin Oktay ??? Evsizlerin götürüldüğü yer! Polislerden birisi “Ama orayı görüp de 10 dakika sonra kaçmayasın” diyor. Ama kendi aralarında da tartışıyorlar. Biri diyor ki, “Kadına şiddet farklı, evsiz farklı.” Bu arada “Seni memleketine gönderelim” de diyorlar. Neyse ki, Aile Bakanlığı’nın şiddetle ilgili “Alo 183” hattını arıyorlar. Oradakiler telefonla hikâyemi dinleyip “Kadın sığınmaevine gidecek” diyor. Oh, sonunda! Polisler bu kez sığınağı arıyor. Bana dönüp “20 kişilik yerde 66 kişi kalıyormuş. İnsanlar yerlerde yatıyormuş. Ona göre!” diyor.

Belki de battaniye üzerinde

Ve sığınmaevi... Avrupa yakasında, polis merkezlerine başvuran bütün şiddet mağduru kadınların getirildiği ilk adım sığınağı. Yer açılırsa, diğer sığınaklara gönderilmek üzere ilk buraya getiriliyorsunuz. İki polis yanımda, nöbetçinin yanına gidiyoruz. Bu görevli de erkek. Odada iki polis bir de 16 yaşında Azeri kız var. Görevli onların önünde başımdan geçenleri anlatmamı istiyor. Bu arada içeri kucağında bebekle bir kadın giriyor: “Ben çıkışımı istiyorum”. Görevli “Sen bir saat önce gelmedin mi?” diye sorunca “Evet ama” diyor “Burda kalınmaz. Oturmak için bile yer yok. Çocuğa su istiyorsun, temiz mi değil mi bilmiyorsun.” Görevli, bana “Haklı, bir şey diyemiyorsun. Size de söylüyorum, battaniye üzerinde yatabilirsiniz” diyor.

Biri beyaz diğeri siyah terlik

Kadınların olduğu bölüme gidiyoruz. Büyük, demir, koyu gri bir kapı... Biz girince kapıya dönen yüzlerden biri gülümseyip “Hoş geldin” diyor. Kadınlar getirilen çaya üşüşürken, ben girişteki televizyon odasında, boşalan koltuklardan birine oturuyorum. Etrafta bir sürü kadın, ağır bir koku ve ciddi bir gürültü var. Bir de kavga eden, koşturan, ağlayan, oracıkta altı değiştirilen çocuklar. Burası aslında dört oda bir salon, büyük bir ailenin kalabileceği bir ev gibi. Ama o akşam orada 70 kişi var. Kadınların bir kısmı televizyon odasında dip dibe konmuş altı kanepe ve üç koltukta oturuyor - koltuklardan birinin minderi yok. Bir grup kadınsa akşamı banyoda geçiriyor. Banyo penceresinin önünde, kimi oturuyor, kimi ayakta. Orada sigara içiliyor. Banyoya geçtiğimde yorgunluktan çömelince bana ters çevrilmiş bir kova uzatıyorlar, üzerine oturmam için.

Görevli oradan oraya koşturuyor, kimi çocuğa bez soruyor, kimi su için bardak. Ben de bir ara boş bulduğumda “Çantamı nereye koyacağım” diyorum. “Yer yok, yanında duracak” diye cevap veriyor. “Peki kıyafet, terlik? Benim hiçbir şeyim yok.” “Bizde de yok” diyor görevli. Sonradan görüyorum ki evden gecelikle kaçan burada gece gündüz gecelikle duruyor, sokaktayken adamın elinden kurtulan, o sırada ayağında çizmesi varsa çizmesiyle... Bir kadının ayağında biri beyaz diğeri siyah terlik var. Giden kadınların bıraktıklarından böyle çözümler üretilebiliyor. Ha bir de “Diyanet çözümü” var. Onu sonra anlatacağım.... Görevliye umutsuzca “Banyo için havlu” diye soruyorum. Görevli bana çaresizce bakıyor. Diş fırçasının da burada ultra lüks olduğunu kısa zamanda kavrıyorum.

Diyanet pasta getiriyor

BURASI istasyon sığınak. Yani şiddet mağduru kadınlar önce buraya getiriliyor, başka sığınaklarda yer açıldığında oralara naklediliyor. Benimle konuşan görevli “Nakil, hiç belli olmaz, bir ay da sürebilir, daha fazla da” diyor. Kadınların bu süre içerisinde alabildiği tek uzman desteği psikologlarla yapılan görüşme. Psikologlar da her gün yeni gelen bir sürü kadınla görüştüklerinden ayırdıkları süre çok sınırlı oluyor. Ve üç psikolog üç kişiyle aynı anda aynı küçük odanın içinde görüşüyor. Bu sırada mahremiyet için yapabileceğiniz tek şey sesinizi alçaltmak. Psikolog görüşmesinin dışında hiçbir uzman desteği yok. Ne kadınlara hukuki haklarıyla ilgili bilgilendirme, ne şiddetle ilgili bir atölye yapılıyor. Duvarlarda “Kadına şiddete hayır” bile yazmıyor. Sığınmaevindeki tek etkinlik, dinî sohbetler. Diyanet İşleri Başkanlığı’ndan gelen görevliler çarşamba ve perşembe günleri ikişer saat kadınlara kendi pencerelerinden dünyayı anlatıyor. Bu arada kadınların çok ihtiyacı olan ama sığınmaevinde bulunmayan şeyleri yanlarında getiriyorlar. Sığınmaevindeki külot problemi onların müdahalesiyle çözülmüş mesela. Kadınlar din görevlilerinin çok güzel pasta börekler getirdiğini de söylüyor.

“Ağlama oğlum”

Beş aylık Ulaş var gücüyle ağlıyor. Sabahtan beri ateşi var. 19 yaşındaki annesi Arzu, onu ayağında sallayarak uyutmaya çalışıyor. Ama Ulaş uyumak bir yana sakinleşmiyor bile. Ateşi 38.5 derece. Hastaneye götürülüyor. Doktor ilaç yazıyor ama annesinin ilaçların farkını ödeyecek parası yok. Çaresiz dönüyor sığınağa. Ulaş’ı emzirmeye çalışıyor ama bir şey yemediğinden sütü de gelmiyor. Ağlayan oğluna gözleri dolarak çaresizce “Ağlama oğlum” diyebiliyor sadece. Sonra Ulaş’ın ateşi 39.5 dereceye çıkıyor. Tekrar hastaneye gidiyoruz. Bu defa iğne yapıyorlar da çocuk biraz rahatlıyor. Ama ilaçların alınması lazım. Neyse ki, ertesi gün ablasıyla buluşuyor da, o ilaçları alıyor. Arzu’yu kocası ikinci kattan atmış “Allah’tan bir şey olmadı, sadece kolum kırıldı” diye anlatıyor. Kaçarak evlendiği için ailesi ona küs, ablasının babasını ikna etmesini bekliyor, ama “Ben bu çocukla nasıl bekleyeceğim” diyor.

Sığınmaevinde pek çok kişi burada kaptığı mikroptan dolayı hasta. Bir gözü şiş ve kapalı kadının, şiddet sonucu değil de sığınakta kaptığı enfeksiyon sonucu böyle olduğunu öğreniyorum. Hasta kadınlara sigortaları varsa hastaneye gidebilecekleri, yoksa pazartesiyi beklemeleri gerektiği söyleniyor.

Çoraplar arasında uyku

Gece saat 12’ye yaklaşırken görevli “Hanımlaaar yatma vakti” diyor. Sıraya girip kullanılmış battaniyelerden birer tane alıyoruz. Görevli, çocukları için de battaniye alanlara “Hanımlar, bir tane... Sonra, gece gelenlere battaniye kalmıyor” diyor. Bir iki çarşaf, kapanın elinde kalıyor. “Nerde yatacağım” diyorum görevliye “Nerde yer bulursan” diyor.

Sığınaktaki dört odada dip dibe sıralanmış tek kişilik yataklarda kadınlar genellikle ikişer kişi yatıyor. Çocuklarıyla aynı yatakta üç kişi yatan da var, dört kişi yatan da... Ben ilk iki gece televizyon odasındaki bir çekyatta çocuklu bir kadınla yatıyorum. Çocukların üzerinde tepinmiş olduğu kırlentin üzerine paltomu serip, kendime yastık yapıyorum. Üçüncü gece beraber yattığım kadın hastalanınca, koridorun yanında yere konmuş yataklardan birinde yatıyorum. Burada dip dibe konmuş yedi yataktan adım atacak yer yok. Yatmadan önce “ayaklar battaniyenin altına” deniyor, ayak kokusu yayılmasın diye...

Yanımda yatan 50 yaşlarındaki teyze ışık gelmesin diye gözlerini, koku ve mikroptan korunmak için de burnuyla ağzını tülbentlerle bağlamış. Ürkütücü görünüyor. Yatıyoruz, bir süre sonra iki tarafımda bükülen dizlerin arasında benim bacaklarıma yer kalmıyor. Ayağımı uzatabildiğim zamanlarda ayağımın altında bir kadının saçlarını hissediyorum. Kafamı kaldırdığımda ise bir çocuğun çorabıyla burun buruna geliyorum... O gece hiç uyuyamıyorum.

Geceleri biz yattıktan sonra da gelenler oluyor. Görevli, onları bir yerlere “tıkıştırıyor.” Bazı kadınlar ise koltukta oturur vaziyette uyuyor. Onlar genellikle bir sonraki gün gidiyor. İki haftadır burada olanlardan Muazzez “Siz şanslısınız, ben ilk gece betonda battaniyenin üzerinde yatmıştım” diyor. Şubat ayının ortalarında sığınakta yaklaşık 100 kişinin kaldığını ve battaniye üzerinde yatıldığını, o dönemde burada kalan başka pek çok kadından da duyuyorum.

Tuvaletten sonra el yıkayamadık

SIĞINAKTA ciddi bir hijyen problemi var. Tuvalette, tuvalet kağıdı yok. Benim orada kaldığım üç akşam da sular kesildi. İlk ikisinde yaklaşık ikiüç saat, üçüncüsünde ise sabaha kadar. Üçüncü akşam sıvı sabun da bitti. Sabahleyin tuvaletler çok fena kokarken, yetmiş kadın ve çocuk, pek çoğumuz tuvaletten sonra ellerini yıkayamamış halde uyandık.

İş görüşmesine gidecek, yol parası yok

ÇİĞDEM “cinnet geçirip” televizyonu parçalayan kocası bir ara evden çıkınca kendini evden dışarı atmış. Gece 12’de karşı yakadan buraya taksiyle gelmiş. Bindiği taksiye parasının olmadığını söylememiş. Sığınaktakiler kefil olmuş, burada kalan kadınlara üç ayda bir verilen 100 lira yardımı alınca 65 lirasını taksiciye verecek. Geriye kalan 35 lirayı da “bozdurup bozdurup harcayacak.” Kadınlar üç öğün yemeklerini sığınakta yiyor. Ama iş görüşmesine giderken yol parası büyük mesele. Bir kadın işe kabul edilmiş ama “Gelemiyorum, yol paramı siz karşılayın sonra maaşımdan kesin” diyerek telefonda işvereniyle çözüm üretmeye çalışıyor. Kimi kadınlar da “otobüs şoföründen rica etsem ne der acaba” diyor.

Her şeye rağmen

Üç uykusuz gecenin ardından, dizlerim dermansız, bademciklerim şiş şekilde ayrılıyorum sığınaktan. Bu süreçte “Sığınağa gelmesem beni öldürecekti” diyen kadınların çaresizce kocalarına döndüğünü görüyorum. Hele çocuklu olana, “Ne yapacaksın” diye sormaya utanıyorum. Çünkü seçenekleri ya şiddet ya da çocukların hastalıktan kırıldığı bu sığınmaevi... Öte yandan her şeye rağmen sığınağın bazı kadınları ölümden kurtardığını, yeni bir hayata kapı araladığını görüyorum. Bazı kadınlar “Yıllardır ilk kez dayak korkusu olmadan rahat uyudum” diyor. Ama bu uyku için devletin de bir yatağı esirgememesi gerekiyor.

***

Haberde, sığınmaevinde kalan kadınların, kimliklerinin açığa çıkmaması için, isimleri ve şiddet hikayelerinin bir bölümü değiştirilmiştir.

vartor
06-03-2013, 18:39
Hapishane yasam kosullarinin bu evden daha konforlu oldugu su goturmez bir gercek. Bir suc isleyip cezaevine gitseler daha rahat edecek bu kadinlar. Kadin surundurme evine hayvanlari koruma cemiyeti sahip ciksa bundan iyi olurdu herhalde; insanlik ayibi bir tablo.

Corpse Bride
06-03-2013, 19:58
istanbu' a mahsus olabilir. hepsi öyle değil. bu yazı sayesinde belki bakanlık denetim mekanızmasını devreye sokarda ayıbını telafi eder.olmadı 2b arrazılerınden birine hayrına değil tabi milletin vergisiyle istasyonlar yapar.

AlbatrosS
12-03-2013, 15:09
- Türkiye'de 2012 itibariyle 83 kadar sığınma evi var. Kanuna göre nüfusu %50.000 ve üzeri her yerde açılmak zorunda. Avrupa'daysa bu oran 7500 ila 10.000 arası.

- Nüfusu 50.000'i aşan 206 belediyeden 181'inde sığınma evi yok.

Maalesef son yıllarda şöyle bir sıkıntı daha gündeme geliyor: Belediyelerin kendi imkanlarıyla açtıkları evler de ''merkezi bir çatı'' altında toplanıyor. Merkezi hükümet şayet, bu soruna pozitif bir bakış açısıyla yaklaşırsa belki olumlu sonuçları olabilir; ancak, şiddet gören kadına ''evine dön'' diyen yahut sorunlu ailelere ''İMAM'' vekalet ettiren ve nihayet ''EV KADINLIĞI ÜNİVERSİTESİ'' kurduran bir hükümetten bahsediyoruz.

Sığınma evlerine kocadan, aileden ve ata-erkiden kaçan kadınlar başvuruyor. Ancak bu kadınlar, yeni giren uygulamayla muhtemel ''yeni baskılara'' ma'ruz kalabilirler. İktidarın atayacağı dindar sosyal hizmet uzmanlarının(?) bu mağdur kadınlara ne gibi telkinlerde bulunacağını ön görmek için mülkiye diploması almaya gerek yok.

Bir şeye dikkat etmekte fayda var:

Sığınma evleri özellikle bazı muhafazakar cenahlarca itibarsızlaştırılmaya çalışılmakta(tıpkı hekimlik ve öğretmenlerde olduğu üzere) Bu zokayı yutmayın dostlar. Taleplerimiz evlerin sayısının, olanaklarının artması üzerine olduğu gibi o kadınların ''özgür ve güçlü'' biçimde kendi ayakları üzerinde durmaya teşvik edilmesi yönünde olmalıdır. Yani hakiki anlamda sosyal devlet anlayışı ve kadını önceleyen bir biçimde.

Aksi halde, halihazırda zaten şiddetten kaçmaya çeşitli sebeplerle cesaret edemeyen kadınların direncini, umudunu vs daha da kırmış oluruz. Sığınma evlerini lütfen ''dayağa, kocaya, erkeğe ve aileye itaati dolaylı da olsa MEŞRULAŞTIRAN'' bir alegori içinde göstermeyiniz.

Selalim
12-03-2013, 15:46
Hata...

Hata, neye göre kime göre hata? Hata yapanlar ne zaman korunmalı, ne zaman cezalandırılmalı?

Yazının tümünü okuyamadım ama face'den tanıştığı biriyle yaşadığı ilişki sonucu şiddet gören kimse yaptığı hata sonucu devletten korunma bekliyor, haliyle haklı olduğunu iddia ederek... Ve korunma şeklinin kokuşmuşluğundan bahsediyor... Kendisi kendi his ve arzularının peşinden koşarken bir kokuşmuşluk yoktu ama.

Face de tanıştığı birinin etkisiyle eroine bulaşan ve satışında yakalandığında psikolojik etkinin şiddeti ile satışa katıldım ceza değil, korunma istiyorum dese, satış yaptığı için ceza almak yerine korunma mı beklemeli devletten?

Hataların cezasını hep devlet, dolayısıyla bizlerde birlikte çekiyoruz. Bizlerin kazandığının yarısına bazen de tamamına el koyuyor devlet. Mafya misali. Bizleri oldurmuyor. Ne öldürüyor, ne olduruyor.

Ne için, istisnalar kaideyi bozmaz, işte arzuları ve istekleri peşin giden çoğu zaman da düşünemeyen, bu kimseler için.

Devletten bu yüzden nefret edenlerin sayısı da az değil (ben de dahil olak üzre).

Birileri gider içer, komaya girer, binlerce euroluk hastane masrafları bizden gider. Herkesin yükünü dünyanın akıllıları(!) çeker.

Ana babaya güvenilmeyecek dünyada adım atarken dahi ele güvenmemesi gerektiği öğretilmeli bu kimselere. Ama nefsani yaşamak daha kolay geliyor tabi.

Sevgiler.

AlbatrosS
12-03-2013, 16:30
Hata...

Hata, neye göre kime göre hata? Hata yapanlar ne zaman korunmalı, ne zaman cezalandırılmalı?

Yazının tümünü okuyamadım ama face'den tanıştığı biriyle yaşadığı ilişki sonucu şiddet gören kimse yaptığı hata sonucu devletten korunma bekliyor, haliyle haklı olduğunu iddia ederek... Ve korunma şeklinin kokuşmuşluğundan bahsediyor... Kendisi kendi his ve arzularının peşinden koşarken bir kokuşmuşluk yoktu ama.


Kapanma ''özgürlüğü'' diye bi'şi uydurup sonraki daha ilk paragrafında insanların yaşam tercihlerine böylesi pervasızca dil uzatan adamın demokratlığı da bu kadar!

Hep aynı mantık: Tecavüzde bile bu ''mantığı'' işletiyorsunuz. ''O saatte ne işi var'' diğ'mi ama???

Belki canı yakışıklı bir öküz çekti, size ne? Belki çeşit olsun istedi, bana ne? Bu şiddet görmesini meşrulaştırır mı?

Elbette meşrulaştırır. Çünkü AİLESİNDEN İZİN ALMADI. Çünkü ''doğru yoldan'' yani sürüden KAÇTI. Tıpkı tecavüz gibi: Diğ'mi ama? Ailesi bulsaydı, izin verseydi, görücü gitseydi hiç dayak yemezdi, mağdur olmazdı, katledilmezdi, dayak yemezdi diğ mi?

Face de tanıştığı birinin etkisiyle eroine bulaşan ve satışında yakalandığında psikolojik etkinin şiddeti ile satışa katıldım ceza değil, korunma istiyorum dese, satış yaptığı için ceza almak yerine korunma mı beklemeli devletten?

Diyorsunuz ki devlet baba, kadının AİLE AHLAKIMIZ UYGUN davranıp davranmadığını kontrol etmeli ve ona göre yardım etmeli yahut etmemeli!

Peki ''kim karar verecek'' o seçimlerin AHLAKİ olup olmadığına? Face'den biriyle tanışmanın ahlaki olup olmadığına nasıl karar verilecek? İmamlara mı sormalı yoksa DİN İŞLERİ BAKANLIĞINDAN fetva mı almalı?

Hataların cezasını hep devlet, dolayısıyla bizlerde birlikte çekiyoruz. Bizlerin kazandığının yarısına bazen de tamamına el koyuyor devlet. Mafya misali. Bizleri oldurmuyor. Ne öldürüyor, ne olduruyor.

Ne için, istisnalar kaideyi bozmaz, işte arzuları ve istekleri peşin giden çoğu zaman da düşünemeyen, bu kimseler için.

Devletten bu yüzden nefret edenlerin sayısı da az değil (ben de dahil olak üzre).

Birileri gider içer, komaya girer, binlerce euroluk hastane masrafları bizden gider. Herkesin yükünü dünyanın akıllıları(!) çeker.

Ana babaya güvenilmeyecek dünyada adım atarken dahi ele güvenmemesi gerektiği öğretilmeli bu kimselere. Ama nefsani yaşamak daha kolay geliyor tabi.

Sevgiler.

-Toplam TECAVÜZ vak'alarının %20'si AİLE İÇİ.

- Kadına yönelik şiddetin yarıya yakını aile içi.

- Her 3 aileden biri hayatlarında en az bir kez çocuğunu dövüyor.

Daha ilk örnekte falso yapıyor, ahlak zabıtlığına başlıyorsunuz. Kadının canı çekti, çeşit istedi, nefsini doyurası geldi; size ne?

Muhammed sayısı bilinmiyen cariyeyle yatarken EDEB YAHU!!! diyebiliyor musunuz? Muhammed'in dillere destan cinsel şehvetine de ''nefsini niçin terbiye etmedin'' diyebiliyor musunuz? :)

AlbatrosS
12-03-2013, 16:37
- ”Analizler; mağdurların, vakaların %40.37’sinde yetişkin ve %59.63’ünde çocuk olduğunu açığa çıkarmıştır. Vakaların %70.64’ünde (n:77) mağdur ve saldırganın olay öncesinde tanışıklığı olduğu görülürken, %29.36’sında saldırgan yabancıdır. Cinsel saldırı vakalarının %17.43’ü ensest ilişkidir. ”

http://scholar.googleusercontent.com/scholar?q=cache:TyvWvnd2uKsJ:scholar.google.com/+cinsel+%C5%9Fiddet+vakalar%C4%B1nda+su%C3%A7+moti vasyonlar%C4%B1&hl=tr&as_sdt=0

Bu dindarların kafasına vura vura öğreteceğiz kadının yaşadığı mağduriyetin gerçek sebebinin erkek egemenliği olduğunu.

Tecavüze, dayağa ve zulme hakim yorumlarıyla ortak olduklarını dahası yorumlarının bizzatihi kendi inançlarını ''tecavüz dini'' gibi gösterdiğini bilimle, akılla ispat edeceğiz.

Selalim
12-03-2013, 16:45
Daha ilk örnekte falso yapıyor, ahlak zabıtlığına başlıyorsunuz. Kadının canı çekti, çeşit istedi, nefsini doyurası geldi; size ne?
Bana ne elbetteki?

Ben buna karışmadım ki!

Aksine...

Dilediği kadar, dilediğini yapsın; dilerse yüzlercesiyle grupla... ama benim paramla değil!

Ben vergi vermek istemiyorum bu da benim özgürlüğüm. Devlet kimin parasıyla doyuracak onları? Şey ederken bana sormuyorsa, şey ederken dayak yediği için de benim kapımı çalmayacak. Kendi parasıyla doyacak!

Şahsen ben de vergi mağduruyum, bu kadar vergi vermek istemiyorum vergi veriyorsam vergimin nereye gittiğinde söz hakkına sahibim.

Sevgiler.

AlbatrosS
12-03-2013, 16:59
Bana ne elbetteki?

Ben buna karışmadım ki!

Aksine...

Dilediği kadar, dilediğini yapsın; dilerse yüzlercesiyle grupla... ama benim paramla değil!

Ben vergi vermek istemiyorum bu da benim özgürlüğüm. Devlet kimin parasıyla doyuracak onları? Şey ederken bana sormuyorsa, şey ederken dayak yediği için de benim kapımı çalmayacak. Kendi parasıyla doyacak!

Şahsen ben de vergi mağduruyum, bu kadar vergi vermek istemiyorum vergi veriyorsam vergimin nereye gittiğinde söz hakkına sahibim.

Sevgiler.

1. Benim vergimle ''hukuk da olmasın'' diyor musunuz? İsteyen ''parasıyla adalet arasın'' da diyor musunuz?

Dünyanın tüm gelişmiş toplumlar erkek ''cinsinde'' önemli sayıda yaratıktan kadını korumak için böyle önlemler alır. ABD de dahil. Sadece kadını değil; çocukları da korur.

2. Kadınların mağdur olmamasının yolu ''erkek'' adlı önemli sayıda yaratığın ehlileştirilmesi, eğitilmesi ve medeni bir biçime sokulması yani terbiye edilmesidir. Bunun için de önce toplumun ehlileştirilip terbiye edilmesi gerekir ki bunun en önemli iki yolu:

a. Bilimsel, laik ve insan haklarına dayalı eğitim.

b. Bilimsel, laik ve pozitif hukuk'tur.

Üçüncü bir yol da etkin demokratik kitle örgütleridir.

İnsan olarak değil de her biri psikopat, tecavüzcü ve fırsatçı sadist yaratıklar olarak yetiştirilen birçok ERKEĞİN varlığına ve yaptıklarına karşın kadının mağduriyeti durumunda kadında AHLAK KRİTERİ aramaktan öte, erkekte İNSANLIK VE MEDENİYET kriterleri arayacağı neşeli bir dünya için çaba göstermek elzem. Tecavüzü, zulmü ve şiddeti AHLAK adına olumlamaktan, meşrulamaktan öte yapacağınız daha acil işler yok mudur sizin?

Selalim
12-03-2013, 17:10
1. Benim vergimle ''hukuk da olmasın'' diyor musunuz? İsteyen ''parasıyla adalet arasın'' da diyor musunuz?

Dünyanın tüm gelişmiş toplumlar erkek ''cinsinde'' önemli sayıda yaratıktan kadını korumak için böyle önlemler alır. ABD de dahil. Sadece kadını değil; çocukları da korur.

2. Kadınların mağdur olmamasının yolu ''erkek'' adlı önemli sayıda yaratığın ehlileştirilmesi, eğitilmesi ve medeni bir biçime sokulması yani terbiye edilmesidir. Bunun için de önce toplumun ehlileştirilip terbiye edilmesi gerekir ki bunun en önemli iki yolu:

a. Bilimsel, laik ve insan haklarına dayalı eğitim.

b. Bilimsel, laik ve pozitif hukuk'tur.

Üçüncü bir yol da etkin demokratik kitle örgütleridir.

İnsan olarak değil de her biri psikopat, tecavüzcü ve fırsatçı sadist yaratıklar olarak yetiştirilen birçok ERKEĞİN varlığına ve yaptıklarına karşın kadının mağduriyeti durumunda kadında AHLAK KRİTERİ aramaktan öte, erkekte İNSANLIK VE MEDENİYET kriterleri arayacağı neşeli bir dünya için çaba göstermek elzem. Tecavüzü, zulmü ve şiddeti AHLAK adına olumlamaktan, meşrulamaktan öte yapacağınız daha acil işler yok mudur sizin?
Siz söylediklerimin nesini ne tarafa olumlarsınız orası sizin söylediklerimden çıkardıklarınız...

Demekki o tarafa gidiyor.

Ben dünyanın yükünü çekmek istemiyorum. Çekenler buyursun... Bu da benim düşüncem. Akıllı olduk da ne oldu :)

Dünya kadar öde dur, ver de ver... Sonu yok ki.

Bunlar işini biliyor...

Akıllı olup dünyanın kahrını çekeceğine, deli ol, dünya senin kahrını çeksin sözünü iyi ezberlemişler.

En iyisini onlar yapıyor. Bize çektiriyor. Ama ben çekmek istemiyorum. Özgürlük olsa ve bugün vergiden çıkılsa, ilk çıkanlardan olurum.

Ama özgürlük yok ki.

Birileri hata yapacak, benim gibi birileri de o hatanın bedelini zorunlu olarak ödeyecek.

Bu mu özgürlük?

Ben kimsenin hatasının bedelini ödemek istemiyorum.

Sevgiler.

AlbatrosS
12-03-2013, 18:07
Siz söylediklerimin nesini ne tarafa olumlarsınız orası sizin söylediklerimden çıkardıklarınız...

Demekki o tarafa gidiyor.

Ben dünyanın yükünü çekmek istemiyorum. Çekenler buyursun... Bu da benim düşüncem. Akıllı olduk da ne oldu :)

Dünya kadar öde dur, ver de ver... Sonu yok ki.

Bunlar işini biliyor...

Akıllı olup dünyanın kahrını çekeceğine, deli ol, dünya senin kahrını çeksin sözünü iyi ezberlemişler.

En iyisini onlar yapıyor. Bize çektiriyor. Ama ben çekmek istemiyorum. Özgürlük olsa ve bugün vergiden çıkılsa, ilk çıkanlardan olurum.

Ama özgürlük yok ki.

Birileri hata yapacak, benim gibi birileri de o hatanın bedelini zorunlu olarak ödeyecek.

Bu mu özgürlük?

Ben kimsenin hatasının bedelini ödemek istemiyorum.

Sevgiler.

Öncelikle fikrinizin arkasında duracak, üç maymunu oynamayacaksınız:

Yazının tümünü okuyamadım ama face'den tanıştığı biriyle yaşadığı ilişki sonucu şiddet gören kimse yaptığı hata sonucu devletten korunma bekliyor, haliyle haklı olduğunu iddia ederek... Ve korunma şeklinin kokuşmuşluğundan bahsediyor... Kendisi kendi his ve arzularının peşinden koşarken bir kokuşmuşluk yoktu ama.

http://www.turandursun.com/forumlar/showpost.php?p=476124&postcount=5

Neticeyi de

''Ana babaya güvenilmeyecek dünyada adım atarken dahi ele güvenmemesi gerektiği öğretilmeli bu kimselere. Ama nefsani yaşamak daha kolay geliyor tabi. ''

http://www.turandursun.com/forumlar/showpost.php?p=476124&postcount=5

diyerek bağladıktan sonra ''ben para meselesindeyim'' diye kurnazlık yapmayacaksınız bir zahmet.

Forumları bu yüzden seviyorum, her şey kayıtlı.

''Birileri cinayet işleyecek, devlet de hesap soracak, masraf yapacak; ne kadar saçma, ıyyy''

diyor musunuz?

Ha, bunu da diyenler yok mu?

Var elbet, anarşistler. Fakat, onlar tüm otoritelere, dinlere, devletlere vs karşı. Tutarlılar.

Tekraren: Kadının mağduriyeti KADININ SORUMLULUĞUNDA aranamaz. Zira, Türkiyedeki her 3 erkekten en az biri bildiğin yaratık olup eşini ''sığınmalık'' etmektedir.Kaba bir hesapla erkeklerin %80'ini KADIN konusunda ağır travmalar yaşamakta, ağır fikri bozulmalara sahip olmaktadır. Hele hele arada çatışmalar, uzlaşmazlıklar vs varsa.

Örneğin ben tüm genç kadınlara şunu söylerim: Erkeklerle ilişki kurmak, kumar oynamaktan farksızdır bu ülkede. Hepiniz görece ''şanslı'' %10'unun içinde olmayı hayal ediyorsunuz; ama %90'ı görmüyorsunuz :) Ma'lum, evliliklerin neredeyse yarısında erkek şiddeti var, bu da bilinen istatistikler. Gerçeğin çok daha derin olduğunu biliyoruz.

Cebinizdeki parayı seviyorsanız; her fırsatta evliliği, kocaya itaati ve geleneği fetişleştiren GELENEKLERE KARŞI ÇIKARAK işe başlayabilirsiniz. Ma'lum, tek bir evlilik 20.000' liradan başladığı gibi ortalama ''3 çocuğun'' devlete yükümlülüğü epey fazla. Ben de bu kadar kolay üreyen, üremeye teşvik edilen GELENEKLERDEN şikayetçiyim. Zira, ''geleneksel bir ERKEK''le bir SOLUCAN arasındaki tek fark, yapabildiği ufak matematik hesaplardır. Bazısı onu bile yapamaz :)

vartor
12-03-2013, 19:59
Insanligi ilkellige iten bir dinin bir mezhebinin devami icin, devlet tarafindan, bizlerin odedigi vergilerden toplanarak harcanan paraya dikkatini cekerim selalim. Kadinlari siddetten korumak sadece ateistlerin degil, insani duygulara sahip herkesin gorevidir.