anthemoessa
27-05-2013, 15:17
1. BÖLÜM: TANRI KAVRAMI
Tanrı kavramı, insanlığın başlangıcından beri sürekli insanoğlunun hem gündelik hayatında, hem de mana dünyasında yer etmiş önemli kavramlardan biri olmuştur. Uygarlığın başlangıcından beri çok çeşitli Tanrı kavramları var olmuştur ama bu başlık altında belli başlı kavramları kısaca inceleyelim.
a) Politeizm (Çok Tanrıcılık)
Politeizm, kabaca çok tanrıcılıktır ve Sümerler`in, Babil`ın, genel anlamda Mezapotamya`nın, eski Yunan`ın, Romenler`in zahiri olan inanış biçimiydi. Bu sistemde çok çeşitli tanrılar ve tanrıçalar mevcuttu. Cogunlukla, her bir doga olayı için ve savaş, bereket, cinsellik gibi insan hayatinda onemli yeri olan kavramlar icin ayrı bir Tanrı oldugu ve bu gibi olaylari kontrol ettikleri düşünülürdü. Örneğin Grek mitolojisinde, savaş Tanrısı Ares, bereket Tanrıçası Demeter, cinsellik Tanrıçası Afrodit gibi… Tanrılar ve tanrıçalar, ölümsüz ve doğaüstü güçleri olan, insan görünümüne de bürünebilen ya da genelde zaten insan görünümünde olan varlıklar şeklinde düşünülmüştü: Evlenebilir, aşık olabilir, çocuk yapabilirlerdi. Eğer bir Tanrı, sıradan bir insanla ilişkiye girerse dünyaya gelen varlığa yarı-Tanrı denirdi. Grek/Roman mitolojisinde Zeus`un/Jüpiter`in oğlu Herkül böyle bir yarı Tanrı`dır. Politeizm`de bu anlattıklarım, paganizmde halk kitlelerince benimsenen “zahiri” anlamda politeizmdir. Yani dış kabuktan ibarettir. Ezoterik manada (ya da “hakikat” seviyesinde) ise çeşitli pagan filozoflarından da görebileceğimiz gibi, paganizm`de de monistik (tekçi) düşünce biçimi hakimdir. Bu konu daha sonraki bölümlerde incelenecek. Zahiri anlamıyla politeizm`i aşağıdaki şekil ile gösterebiliriz: Politeizm`de Evren ve enerji, maddeyi de içermektedir. Zaten madde, yoğunlaşmış enerjidir. İnsan da maddeden oluştuğuna göre, madde insanı içermektedir. Bunların hepsini içeren olgu, enerjidir. Ruh olgusu ise “dışardan”, bir Tanrı`dan veya tanrılardan gelmiş insana verilen sembolik “yaşam gücü”dür… Tanrılar ise evren/enerjiden dolayısıyla insandan ve diger canlılardan tamamen ayrıdır.
http://i.imgur.com/o3B3j5u.jpg
b) Monoteizm (Tek Tanrıcılık)
Zerduştilik, Musevilik, Hristiyanlık ve İslam dinlerinin zahiri/egzoterik biçimlerine kabaca Monoteizm diyebiliriz. Bu inanca göre, Tanrı bir kraldır. (“Melik”tir.) O`nun tahtı (arşı) vardır ve O, saltanatına yani mülküne asla ortak kabul etmez. O`na mutlak itaatte kusur etmeyen görevlileri vardır. (Melaike) O`nun tahtını da melekler taşır. Tanrı, kendisine kulluk edilmesi için insanları yaratmıştır ve onlardan mutlak itaat bekler. Zahiri anlama göre, Allah yarattığı her şeyden dolayısıyla insanlardan da tamamen ayrıdır… O aşkındır ama içkinliği, sadece gücü ve kudretinden ileri gelir.
http://i.imgur.com/LkZARL7.jpg
C) Panteizm (Tüm Tanrıcılık)
Panteizm`e göre Tanrı kısaca evrendir diyebiliriz. Bu felsefi görüş, Vahdet`i Vücud görüşüne yakın gibi gözükse de aslında sınırlayıcı bir görüştür. Panteizm`de Tanrı evrenden ibarettir yani evrenle sınırlanmıştır. Her şey Tanrı`dır, insan ile Tanrı ve madde arasında bir ayrım yoktur. Panteist düşünceye göre, evrenin en ufak yapı taşının da, galaksiler gibi en büyük birimlerinin de ya da evrendeki çeşitli maddelerin benzer şekillerde olması ya da birbirini andırması, bu derin felsefi gerçeği ima etmektedir.
http://i.imgur.com/KjhUFoa.jpg
https://upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/4/4e/Panth%C3%A9isme.JPG
D) Monizm/Vahdet-i Vücud /Panenteizm
Nerdeyse bütün dinlerin "hakikat" öğretilerinde de (Batınilik gibi) gördüğümüz görüştür. Panenteizm`e göre evren, Tanrı`nın bir tezahüründen ibarettir. Yani denilebilir ki evren Tanrı`dır ancak Tanrı`yla sınırlı değildir. Bhagavad Gita(X) şöyle der:
“Kozmik evrende içine giriştiğim her şeyi ve bütün canlıları kapsarım, ama onlar beni kapsamazlar. Buna rağmen ben evrenden ibaret değilim! İçinde Ben olmadan varolabilen canlı ya da cansız hiçbir şey mevcut olamaz. Bütün varlıklar bendedirler. Benim akıl almaz mistik gücümü sezmeye çalış” (Bhagavad Gita 9:4-7)
Çeşitli Sufilerin ve Mahayana Buddhistlerinin de (Bir farkla: Onlar bu potansiyele illa ki "Tanrı" demezler) paylaştığı bu görüş, “her yerde” var olan Tanrı kavramı için zahiri anlamdaki monoteizmden daha mantıklı görünmektedir. Eğer Tanrı’nın gerçek anlamda her yerde olduğu söyleniyorsa, Tanrı’nın gerçek anlamda her türlü mekandan tamamen bağımsız olduğu söyleniyorsa gerçek tevhid Mevlana ve İbn Arabi gibi sufi üstadların da söylediği gibi panenteizmdir, yoktan yaratılış fikri de çelişkilidir. Tanrı “tek” değil “tüm”dür.
Literal anlamda "yoktan yaratılış" fikri çok mantıklı görünmemektedir çünkü Tanrı'nın mekanı yoktur başka bir deyişle Tanrı zaten her şeydir, ve her yerdedir. Tanrı gerçekten de her şey ise ve "her yerde" işe kendisinin olmadığı bir yer de yok demektir. Kendisinin olmadığı bir yer yoksa nereye kendisinden bir şekilde ayrı bir şeyler yaratacaktır? Tanrı eğer her şey değilse, bir şey ise o zaman nasıl ona gerçek anlamda "her türlü mekandan bağımsızdır" denilebilir? "Her şey" olan bir varlığın kendisinden ayrı olarak "bir şey" yaratabilmesi mümkün değildir çünkü kendisi zaten her şeydir eğer kendisinin bir şey yaratması söz konusuyla bunun için bir anlamda mekana bağlı olması gerekir. Dolayısıyla "yaratılış" kelimesiyle anlatılan şey, evrenin Tanrı'nın bir tezahürü olmasıdır. Bu halde, evren Tanrı'nın bir tezahürü ise etrafımızda neyi görsek neyi hissetsek Tanrı oradadır, çünkü “bütün evren Tanrı’nın içinde örülegelmiştir.” Yani 5 duyumuzla görüp algıladığımız hiçbir şey Tanrı'dan yoksun değildir, yoksun olsaydı “kısır bir kadının oğlu gibi bir hiçlik olurdu o.” Tanrı her bir atomun içindeki hareketi/devinimi sağlayan enerji dolayısıyla her şeydeki sonsuz enerji olduğuna göre, aynı zamanda maddedir de çünkü "enerji" ve "madde" kavramları da özde yani nihai noktada, bambaşka şeyler değildir, madde enerjinin bir başka halidir ya da yoğunlaşmış halidir de denebilir. Tanrı görünen ve görünmeyen her şeydir, hem ışıktır hem de karanlık, fizik yasalarıdır, doğa yasalarıdır. Bakış açısına ve idrak seviysine göre hem nihai gerçek hem de yanılsamadır.
Dolayısıyla bir anlamda, dünya gözüyle bakınca, denilebilir ki “Tanrı her şeydir” sözü ile “Tanrı hiçbir şeydir” sözünün arasında fark da yoktur. Mesela okyanusta yaşayan ve okyanustan başka bir şey görmeyen, her şeyi "okyanus düzleminde" değerlendiren bir balık için okyanus her şeydir ile okyanus yoktur arasında bir fark yoktur, onun için okyanus diye bir varlık kavramsal olarak var olsa bile idrak anlamında yoktur çünkü balık, ancak okyanustan "başka bir şey" olduğunu idrak anlamında düşünebilirse deneyimleyebilirse, kavrayabilirse eğer, "okyanus" diye bir olgunun varlığını idrak edebilir, ayrışmanın olmadığı yerde idrak ve deneyimleme anlamında ayrıştırma da olamaz madde/uzay düzleminde düşünen bir birey için Tanrı'nın varlığı ile yokluğu idrak açısından aynı şeyi anlatır.
Tanrı gerçekten de her yerdeyse yani her şey ise bu bizleri de kapsamaktadır, okyanustan alınmış bir su damlası nasıl özde "okyanus" ise biz de öyle Tanrı'yız denilebilir. Her şeyin Tanrı’nın parçası olması, bunların toplanıp da Tanrı’yı oluşturacağı anlamına da gelmez, toplanıp Tanrı`yı oluşturamayız tabi parçalar toplanıp sonsuzu oluşturamaz. Aslında biz de sadece o sonsuzun tezahürleriyiz, ortada “parça”lar da mevcut değildir. İleriki bölümlerde göreceğimiz gibi, ayrılık ilüzyondur. Diyebiliriz ki amacımız sonsuzun içinde erimektir, tıpkı başlangıçta olduğumuz gibi.
Bardak ters çevrilerek oraya hapsolmuş bir hava nasıl ki her yerdeki havaysa özde ondan ayrı değilse, biz de öyle Tanrı'dan ayrı varlık değiliz denilebilir. Lao Tzu der ki, “bir çömleği anlamlı kılan içindeki boşluktur”. Bu boşluk dışardaki boşluktan farklı değildir ve çömleğin kırılıp gitmesiyle bu ayrılık ilüzyonu nasıl sona eriyorsa, benlik yanılgısının da yok olup gitmesiyle çokluk ilüzyonu sona erer.
Zahiri anlamıyla monoteizm’de Tanrı’nın sayısal anlamda basitçe “1” olması da mekanlar üstü Tanrı fikriyle çok uyumlu değildir, Tanrı'nın sayısal anlamda 1 olması imkansızdır çünkü mekana bağlı değildir, sayısal olarak birlik veya çokluk mekana bağlı olgular için mevcuttur. Mekan/uzay düzleminde düşünürsek sayısal olarak 1-2-3, bazı kavramlar için bir şeyler ifade edebilirken mekana bağlı olmayan olgular için ise mantıklı değildir.
Tanrı bir midir ifadesi "Boşluk bir midir" ya da dünya için "hava bir midir" şeklinde sormaya benzer. Tanrı sayısal olarak 1 değildir ama "tüm"dür. “Tanrı tektir” ifadesiyle, literal anlam değil de “tüm” manası anlaşılmalıdır. İbn Arabi ve Mevlana, eserlerinde bu görüşü savunmuşlardır. Hem “Tanrı her yerdedir” deyip hem de yarattıklarının kendisinden ayrı olduğunu söylemek, “Tanrı gerçek anlamda her yerde değildir”demek anlamına gelir.
http://i.imgur.com/rLiCUZF.jpg
Devam edecek...
Tanrı kavramı, insanlığın başlangıcından beri sürekli insanoğlunun hem gündelik hayatında, hem de mana dünyasında yer etmiş önemli kavramlardan biri olmuştur. Uygarlığın başlangıcından beri çok çeşitli Tanrı kavramları var olmuştur ama bu başlık altında belli başlı kavramları kısaca inceleyelim.
a) Politeizm (Çok Tanrıcılık)
Politeizm, kabaca çok tanrıcılıktır ve Sümerler`in, Babil`ın, genel anlamda Mezapotamya`nın, eski Yunan`ın, Romenler`in zahiri olan inanış biçimiydi. Bu sistemde çok çeşitli tanrılar ve tanrıçalar mevcuttu. Cogunlukla, her bir doga olayı için ve savaş, bereket, cinsellik gibi insan hayatinda onemli yeri olan kavramlar icin ayrı bir Tanrı oldugu ve bu gibi olaylari kontrol ettikleri düşünülürdü. Örneğin Grek mitolojisinde, savaş Tanrısı Ares, bereket Tanrıçası Demeter, cinsellik Tanrıçası Afrodit gibi… Tanrılar ve tanrıçalar, ölümsüz ve doğaüstü güçleri olan, insan görünümüne de bürünebilen ya da genelde zaten insan görünümünde olan varlıklar şeklinde düşünülmüştü: Evlenebilir, aşık olabilir, çocuk yapabilirlerdi. Eğer bir Tanrı, sıradan bir insanla ilişkiye girerse dünyaya gelen varlığa yarı-Tanrı denirdi. Grek/Roman mitolojisinde Zeus`un/Jüpiter`in oğlu Herkül böyle bir yarı Tanrı`dır. Politeizm`de bu anlattıklarım, paganizmde halk kitlelerince benimsenen “zahiri” anlamda politeizmdir. Yani dış kabuktan ibarettir. Ezoterik manada (ya da “hakikat” seviyesinde) ise çeşitli pagan filozoflarından da görebileceğimiz gibi, paganizm`de de monistik (tekçi) düşünce biçimi hakimdir. Bu konu daha sonraki bölümlerde incelenecek. Zahiri anlamıyla politeizm`i aşağıdaki şekil ile gösterebiliriz: Politeizm`de Evren ve enerji, maddeyi de içermektedir. Zaten madde, yoğunlaşmış enerjidir. İnsan da maddeden oluştuğuna göre, madde insanı içermektedir. Bunların hepsini içeren olgu, enerjidir. Ruh olgusu ise “dışardan”, bir Tanrı`dan veya tanrılardan gelmiş insana verilen sembolik “yaşam gücü”dür… Tanrılar ise evren/enerjiden dolayısıyla insandan ve diger canlılardan tamamen ayrıdır.
http://i.imgur.com/o3B3j5u.jpg
b) Monoteizm (Tek Tanrıcılık)
Zerduştilik, Musevilik, Hristiyanlık ve İslam dinlerinin zahiri/egzoterik biçimlerine kabaca Monoteizm diyebiliriz. Bu inanca göre, Tanrı bir kraldır. (“Melik”tir.) O`nun tahtı (arşı) vardır ve O, saltanatına yani mülküne asla ortak kabul etmez. O`na mutlak itaatte kusur etmeyen görevlileri vardır. (Melaike) O`nun tahtını da melekler taşır. Tanrı, kendisine kulluk edilmesi için insanları yaratmıştır ve onlardan mutlak itaat bekler. Zahiri anlama göre, Allah yarattığı her şeyden dolayısıyla insanlardan da tamamen ayrıdır… O aşkındır ama içkinliği, sadece gücü ve kudretinden ileri gelir.
http://i.imgur.com/LkZARL7.jpg
C) Panteizm (Tüm Tanrıcılık)
Panteizm`e göre Tanrı kısaca evrendir diyebiliriz. Bu felsefi görüş, Vahdet`i Vücud görüşüne yakın gibi gözükse de aslında sınırlayıcı bir görüştür. Panteizm`de Tanrı evrenden ibarettir yani evrenle sınırlanmıştır. Her şey Tanrı`dır, insan ile Tanrı ve madde arasında bir ayrım yoktur. Panteist düşünceye göre, evrenin en ufak yapı taşının da, galaksiler gibi en büyük birimlerinin de ya da evrendeki çeşitli maddelerin benzer şekillerde olması ya da birbirini andırması, bu derin felsefi gerçeği ima etmektedir.
http://i.imgur.com/KjhUFoa.jpg
https://upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/4/4e/Panth%C3%A9isme.JPG
D) Monizm/Vahdet-i Vücud /Panenteizm
Nerdeyse bütün dinlerin "hakikat" öğretilerinde de (Batınilik gibi) gördüğümüz görüştür. Panenteizm`e göre evren, Tanrı`nın bir tezahüründen ibarettir. Yani denilebilir ki evren Tanrı`dır ancak Tanrı`yla sınırlı değildir. Bhagavad Gita(X) şöyle der:
“Kozmik evrende içine giriştiğim her şeyi ve bütün canlıları kapsarım, ama onlar beni kapsamazlar. Buna rağmen ben evrenden ibaret değilim! İçinde Ben olmadan varolabilen canlı ya da cansız hiçbir şey mevcut olamaz. Bütün varlıklar bendedirler. Benim akıl almaz mistik gücümü sezmeye çalış” (Bhagavad Gita 9:4-7)
Çeşitli Sufilerin ve Mahayana Buddhistlerinin de (Bir farkla: Onlar bu potansiyele illa ki "Tanrı" demezler) paylaştığı bu görüş, “her yerde” var olan Tanrı kavramı için zahiri anlamdaki monoteizmden daha mantıklı görünmektedir. Eğer Tanrı’nın gerçek anlamda her yerde olduğu söyleniyorsa, Tanrı’nın gerçek anlamda her türlü mekandan tamamen bağımsız olduğu söyleniyorsa gerçek tevhid Mevlana ve İbn Arabi gibi sufi üstadların da söylediği gibi panenteizmdir, yoktan yaratılış fikri de çelişkilidir. Tanrı “tek” değil “tüm”dür.
Literal anlamda "yoktan yaratılış" fikri çok mantıklı görünmemektedir çünkü Tanrı'nın mekanı yoktur başka bir deyişle Tanrı zaten her şeydir, ve her yerdedir. Tanrı gerçekten de her şey ise ve "her yerde" işe kendisinin olmadığı bir yer de yok demektir. Kendisinin olmadığı bir yer yoksa nereye kendisinden bir şekilde ayrı bir şeyler yaratacaktır? Tanrı eğer her şey değilse, bir şey ise o zaman nasıl ona gerçek anlamda "her türlü mekandan bağımsızdır" denilebilir? "Her şey" olan bir varlığın kendisinden ayrı olarak "bir şey" yaratabilmesi mümkün değildir çünkü kendisi zaten her şeydir eğer kendisinin bir şey yaratması söz konusuyla bunun için bir anlamda mekana bağlı olması gerekir. Dolayısıyla "yaratılış" kelimesiyle anlatılan şey, evrenin Tanrı'nın bir tezahürü olmasıdır. Bu halde, evren Tanrı'nın bir tezahürü ise etrafımızda neyi görsek neyi hissetsek Tanrı oradadır, çünkü “bütün evren Tanrı’nın içinde örülegelmiştir.” Yani 5 duyumuzla görüp algıladığımız hiçbir şey Tanrı'dan yoksun değildir, yoksun olsaydı “kısır bir kadının oğlu gibi bir hiçlik olurdu o.” Tanrı her bir atomun içindeki hareketi/devinimi sağlayan enerji dolayısıyla her şeydeki sonsuz enerji olduğuna göre, aynı zamanda maddedir de çünkü "enerji" ve "madde" kavramları da özde yani nihai noktada, bambaşka şeyler değildir, madde enerjinin bir başka halidir ya da yoğunlaşmış halidir de denebilir. Tanrı görünen ve görünmeyen her şeydir, hem ışıktır hem de karanlık, fizik yasalarıdır, doğa yasalarıdır. Bakış açısına ve idrak seviysine göre hem nihai gerçek hem de yanılsamadır.
Dolayısıyla bir anlamda, dünya gözüyle bakınca, denilebilir ki “Tanrı her şeydir” sözü ile “Tanrı hiçbir şeydir” sözünün arasında fark da yoktur. Mesela okyanusta yaşayan ve okyanustan başka bir şey görmeyen, her şeyi "okyanus düzleminde" değerlendiren bir balık için okyanus her şeydir ile okyanus yoktur arasında bir fark yoktur, onun için okyanus diye bir varlık kavramsal olarak var olsa bile idrak anlamında yoktur çünkü balık, ancak okyanustan "başka bir şey" olduğunu idrak anlamında düşünebilirse deneyimleyebilirse, kavrayabilirse eğer, "okyanus" diye bir olgunun varlığını idrak edebilir, ayrışmanın olmadığı yerde idrak ve deneyimleme anlamında ayrıştırma da olamaz madde/uzay düzleminde düşünen bir birey için Tanrı'nın varlığı ile yokluğu idrak açısından aynı şeyi anlatır.
Tanrı gerçekten de her yerdeyse yani her şey ise bu bizleri de kapsamaktadır, okyanustan alınmış bir su damlası nasıl özde "okyanus" ise biz de öyle Tanrı'yız denilebilir. Her şeyin Tanrı’nın parçası olması, bunların toplanıp da Tanrı’yı oluşturacağı anlamına da gelmez, toplanıp Tanrı`yı oluşturamayız tabi parçalar toplanıp sonsuzu oluşturamaz. Aslında biz de sadece o sonsuzun tezahürleriyiz, ortada “parça”lar da mevcut değildir. İleriki bölümlerde göreceğimiz gibi, ayrılık ilüzyondur. Diyebiliriz ki amacımız sonsuzun içinde erimektir, tıpkı başlangıçta olduğumuz gibi.
Bardak ters çevrilerek oraya hapsolmuş bir hava nasıl ki her yerdeki havaysa özde ondan ayrı değilse, biz de öyle Tanrı'dan ayrı varlık değiliz denilebilir. Lao Tzu der ki, “bir çömleği anlamlı kılan içindeki boşluktur”. Bu boşluk dışardaki boşluktan farklı değildir ve çömleğin kırılıp gitmesiyle bu ayrılık ilüzyonu nasıl sona eriyorsa, benlik yanılgısının da yok olup gitmesiyle çokluk ilüzyonu sona erer.
Zahiri anlamıyla monoteizm’de Tanrı’nın sayısal anlamda basitçe “1” olması da mekanlar üstü Tanrı fikriyle çok uyumlu değildir, Tanrı'nın sayısal anlamda 1 olması imkansızdır çünkü mekana bağlı değildir, sayısal olarak birlik veya çokluk mekana bağlı olgular için mevcuttur. Mekan/uzay düzleminde düşünürsek sayısal olarak 1-2-3, bazı kavramlar için bir şeyler ifade edebilirken mekana bağlı olmayan olgular için ise mantıklı değildir.
Tanrı bir midir ifadesi "Boşluk bir midir" ya da dünya için "hava bir midir" şeklinde sormaya benzer. Tanrı sayısal olarak 1 değildir ama "tüm"dür. “Tanrı tektir” ifadesiyle, literal anlam değil de “tüm” manası anlaşılmalıdır. İbn Arabi ve Mevlana, eserlerinde bu görüşü savunmuşlardır. Hem “Tanrı her yerdedir” deyip hem de yarattıklarının kendisinden ayrı olduğunu söylemek, “Tanrı gerçek anlamda her yerde değildir”demek anlamına gelir.
http://i.imgur.com/rLiCUZF.jpg
Devam edecek...