Orijinalini görmek için tıklayınız : 3. Köprüye Hayır!
http://ateistcanavar.files.wordpress.com/2013/05/970929_618639551479395_2041308917_n.jpg
Yıl 1995, Tayyip Erdoğan: "Üçüncü köprü istanbul için cinayettir. Kuzey bölgemizde kalan yeşil alanların imara açılarak katledilmesinden başka bir şey değildir. İnşallah bu cinayet bitmeden hükümet değişir."
Linkte ekleyelim.
http://www.zaytung.com/haberdetay.asp?newsid=211973
Orjinal hali zaytung'luk değil. Gerçek bir haberdir. Ki zaten zaytung bu haberi işlemeden önce de paylaşılıyordu bu gazete küpürü.
Zaytung yine güzel bir dille, belediye başkanı erdoğanla başbakan erdoğan dialoğu geliştirmiş.
3.Kopru'ye karsi cikanlari susturacaklarina, trafige cikan arac sayisina dair, yeni bir kanun yapip cesitli sekilde sinirlama getirseler daha mantikli olurdu.
Öncelikle söyleyeyim, yergin'in linkini verdiği yazı Zaytung'un en başarılı, en zekice işlerinden biri olmuş.
***
Ben eskiden Tayyip'in tutarsızlıklarını, dün doğru dediğine bugün yanlış demesini seçmenine göstermenin bir işe yarayacağını düşünürdüm. Artık öyle düşünmüyorum. Meğersem kendisini zaten bu haliyle severlermiş; kendisinde kendilerini görürler, kendisini kendilerine çok yakın bulurlarmış.
Hani bugün çoook Müslüman geçinen Tayyip yarın şartlar değişince Allah yok dese inanın şaşırmam.
Ahlaksız
30-05-2013, 21:08
Başbakanın kim olduğunu bilen çok iyi biliyor..Bu köprü mevzusundaki çelişkisine bu bakımdan şaşırmıyoruz tabi..
Ben bu köprü konusunda veya Taksimdeki park için feryat edenlere bir çift söz söylemek istiyorum..
500 metre ilerideki alışveriş merkezine jeep'le gidip alışveriş arabasını ağzına kadar doldurursun;ondan sonra da yok trafik berbat,yok ağaçları kesiyorlar,yok her yere alışveriş merkezi yapıyorlar diye feryat edersin..!
Hem toplu taşımayı hiç kullanmazsın,hem de ne gerek var köprüye diye feryat edersin..!
Sen adam olursan eğer,seni yönetenlerde adam olur..Akıllı ol,adam ol..!
Ben Tayyip Erdoğan'ın 95 yılındaki beyanatını samimi buluyorum.
Ama bugün geldiği noktada o denli güce sahip ki, aklı başından çıktı gitti.
Siyasetin temel algılanışlarından birisidir: Güç ve değerlerin dağıtım aracı olarak siyaset.
İşte, bu mantalitenin yanına bir de AKP'nin sahip olduğu üstün güç eklenince, ortaya bir dediği bir dediğini tutmayan siyasiler çıkıyor.
Aslında Tayyip Erdoğan'ı eleştirmek de gereksiz, işin arkasındaki kişiler çok farklı.
Hemen ABD gelmesin akıllara.
Bizi Ortadoğu'nun bok çukuruna saplayan kişi bizatihi Ahmet Davutoğlu'dur.
Bu zat ne zaman ki dışişleri bakanı oldu, Tayyip Erdoğan Ortadoğu'ya aleni bir şekilde yürümeye başladı.
Bir diğer kişi de Yalçın Akdoğan'dır.
Prompter Yalçın demek istiyorum kendisine.
Hani mitinglerde Tayyip Erdoğan sürklase bir şekilde konuşuyor ya, işte onun mümessili bu beyefendidir.
Prompter arıza verince dakikalarca suskun kalan Tayyip Erdoğan tiplemelerini de oldukça iyi hatırlıyoruz nitekim.
Keşke şu güzel toprakların insanları da bir hatırlasa...
İnsanın fikirleri değişemez mi?
aradanda 18 yıl geçmiş biraz takıntılarınızdan kurtulun.
dostlar 3. kopru gerekli.... belki daha da fazlasi... sirf muhalefet olsun diye herseyi kotulemenin alemi yok
dostlar 3. kopru gerekli.... belki daha da fazlasi... sirf muhalefet olsun diye herseyi kotulemenin alemi yok
Uzunca bir aradan sonra Uyar üstadıma selamlar...
Bu köprü gerekli olmasına gerekli, doğrudur. Çiller köprü yapacağım dediğinde, "Ağaçları keseceksiniz, yazık günah değil mi?" diyen ve akabinde bir sürü Hadis ile konuyu sabitleyen bir herifin, aynı yere köprü yapmasına takığım ben.
Gram kişilik olsa, köprüyü başka yere yapmaz mıydı?
Saygılar
Dark_Prince
01-06-2013, 01:07
Bu mesele köprü meselesinden çıkmış gibi gözüküyor, bu mesele Akp karşıtı bir eyleme dönüşmüştür. İlk fırsatta meydanlarda yerimi alacağım.
guillotin
05-06-2013, 18:16
Aleviler, köprünün isminin Yavuz Sultan Selim olmasına karşı çıkıyorlarmış çünkü YSS alevileri katletmiş. Mustafa Kemal alevileri katletmedi mi? Sadece bir köprüye YSS isminin verilmesine karşı çıkanlar, her yere Mustafa Kemal isminin verilmesine neden karşı çıkmıyorlar?
mrdragon
05-06-2013, 19:40
İnsan olabilmek ile doğru orantılı sayın guillotin;
Araştırma güdünüz olmadığı sürece koyun gibi güdülür sadece iki laf söylemekten öteye geçemezsiniz. Kukla olmak yerine eğitim seviyelerimiz ne olursa olsun kendimizi geliştirebilmemiz gerekir.
Birincil kısas, şu anda laik olması gereken bir Cumhuriyet düzeni içindesiniz.
Ne gariptir ki, alevilerin büyük bir kısmı Atatürk'ü sever. Ama Yavuz Sultan Selim ve fetvacı Mehmet Ebussuud Efendi'yi sevebilecek bir aleviye rastlayamazsınız.
Hiç oturup nedenlerini düşündünüz mü? Yoksa siz düşünmek yerine ata yadigarı 2 kuruşluk bilgiler ile hareket etme eyleminde uzman mısınız?
Belli bir bölgede çıkan isyan üzerine ayrım yapılmaksızın o isyan bölgesine yapılan girişim ile, sırf köken itibari ile, sonradan içine bulandığınız dini motif altında topluma yapılan kitle imha girişimini hangi göz ile aynı noktada görmektesiniz bilemiyorum.
Size görev, açın bakalım Ebusuud efendiniz ne gibi bir ferman vermiş, ve yavuz sultan selim ne kadar alevi kökenli insanı ayırmaksızın katletmiş sonra gelin oturup konuşalım.
Tarih boyunca cehalet kullanılmıştır. Dini duygular üzerinde çocukluktan beri oynanılan, iktidar ve ona uygun düşünceleri ve içeriği boşaltılmış komut ile ölüme gidecek cehalette halk her devirde, iktidarın en temel güç kaynağını oluşturur.
Bilginiz olsun, düşünceleriniz olsun, araştırabilme yetiniz ve doğruları bulma adına harekete geçecek cesaret ve erdemlikte olabilmeniz dileği ile.
rastaman
05-06-2013, 23:29
dostlar 3. kopru gerekli.... belki daha da fazlasi... sirf muhalefet olsun diye herseyi kotulemenin alemi yok
İstanbulda kendimi en iyi hissettiğim yerlerden biri Garipçe'dir.Ailem de o civarda olduğu için arada bir uğrama şansı buluyorum.Daha önce gitmeyen arkadaşlara google earth'den konumuna bir göz atmalarını ve fotolara bakmalarını öneririm.Tam da boğazla Karadeniz'in birleştiği noktada mükemmel bir yerdir,düzgün ve sağlıklı bir turizm politikasıyla İstanbul'un yabancı/yerli zirayetçileri için alternatif mekanlarından biri olmaya adaydır.
Kentin son ormanlarının doğu ucunda Garipçe var ve 3.köprü tam da buradan geçecek.Aynı ormanların batısıysa yeni havaalanıyla yok olacak.
1970'lerdeki Türk solunun ve CHP'nin ''köprüye değil eğitime bütçe'' sloganıyla hatırlanan öngörüsüz ve kelimenin gerçek anlamıyla ''gerici'' politikasıyla örtüşmek istemem,artık ne CHP ne de sol örgütler 1.köprüye karşı verdikleri gereksiz ve anlamsız mücadeleyi hatırlamak istemiyor.Köprüde saatlerce beklerken yeni bir köprü yapımına karşı çıkmak aptallık.Ama bu sorunu aşmanın başka yolları da var;köprü yerine tüp geçit Garipçe ve bölge ormanlarını kurtarabilir.Aynı şekilde yeni havaalanı ormanın değil,denizin ortasına,üstelik şehir merkezine çok daha yakın Bakırköy-Avcılar hattı açıklarına yüzer platform olarak inşa edilebilir.
Teknoloji çağında artık birçok şey mümkün,gerekli olan tek şey bilinçli bir çevre politikasına sahip bir iktidar-ki biz böyle bir iktidarla henüz tanışmış değiliz.
Yıllardır dağ bisikletçiliğiyle uğraşıyorum,her hafta dağa,ormana gidiyorum.Hem İstanbul hem de Kocaeli bölgesindeki ormanların yıldan yıla,hatta haftadan haftaya devlet görevlileri eliyle ucuz numaralarla nasıl katledildiğini şahsen gözlemliyorum.Şimdi ormanlarımızı emanet ettiğimiz bu devlet görevlilerinin son birkaç yıldır uygulamaya başladığı yeni yöntemlerinden biri şu;kadastral yol açıyorlar,5-6 metre genişliğinde olması gereken yol tam 40 metre genişliğinde!Ne geçecek o yoldan,40 metre genişliğinde araç mı var?Yüzlerce metre uzunluğunda 40 metre genişliğindeki alanda kesilen ağaçların maddi değeri dudak uçuklatan rakamlara varıyor ve birilerinin cebine giriyor.Birilerine peşkeş çekilen sözümona özel ağaçlandırma bölgelerinin bazılarına tek bir ağaç bile dikilmiyor,dikilen tek şey peşkeşçilerin tabelalaları.Diğer yanda gerçekten de ağaçlandırma yapmak isteyen kişi ve kurumlar yıllarca bekletiliyor,Orman bakanlığı bu iyi niyetli insanların yüzüne bile bakmıyor.
Ama artık bu ülkedeki her tür adaletsizliğe daha az kahrolmak için bir savunma mekanizması geliştirmek zorunda kaldım;halk arasında ''öyle g.te böyle y.rrak'' şeklinde özetlenen ''öyle halka böyle hükumet'' eksenli,bu halkın böyle devam ettiği sürece tüm bunları hakettiğini savunan yanlış olduğunu içten içe hissettiğim düşünceye kendimi inandırmaya çalışıyorum.Başka türlü insan psikolojisinin bunları kaldırmasına imkan yok.
Başbakanın kim olduğunu bilen çok iyi biliyor..Bu köprü mevzusundaki çelişkisine bu bakımdan şaşırmıyoruz tabi..
Ben bu köprü konusunda veya Taksimdeki park için feryat edenlere bir çift söz söylemek istiyorum..
500 metre ilerideki alışveriş merkezine jeep'le gidip alışveriş arabasını ağzına kadar doldurursun;ondan sonra da yok trafik berbat,yok ağaçları kesiyorlar,yok her yere alışveriş merkezi yapıyorlar diye feryat edersin..!
Hem toplu taşımayı hiç kullanmazsın,hem de ne gerek var köprüye diye feryat edersin..!
Sen adam olursan eğer,seni yönetenlerde adam olur..Akıllı ol,adam ol..!
Çözüm tek başına tek başına bireyden geçmiyor. Öyle olsaydı dediğiniz gibi basit olurdu ama değil. Diğer bireylerin davranışları vb. gibi birçok durum var.
Araba kullanmayı sevmeyen, bunu yaşam biçimi olarak benimseyen, birçok yere yürüyerek ya da bisikletle gitmeye çalışan insanlar da var. Ama sorun çözülmüyor.
Böyle durumlarda kuralların, düzenlemelerin vb. olması gerekiyor.
Trafikteki gibi...Şimdi trafikte kural, işaret vb. olmasa kazalar artsa birisi çıkıp ya mantıklı davranın, şöyle yapın, hızlı gitmeyin, karşıdan geleni kollayın vb. dese de durum yine fazla değişmeyebilir. Çünkü bu tip durumlar için yasalar, düzenlemeler, işaretler vb. gerekli. Sadece kişilerin tek başlarına çözeceği sorun değil bu.
Nihayetinde bireyler örgütlense ve çözüm yollarını filan gösterse bir şeyler yapabilirler. Bu durumda sorunun çözülmesi için insanların sorunlarını dile getirebilmesi, birlikte olması ve işbirliği içinde davranması gerekiyor. Ama şimdiki durum öyle bir halde ki insanlar örgütlenemiyor; işbirliği yapamıyor, bunu engelleyen dinamikler var. Bunu anlamak gerekir.
İnsanları toplumdan, her türlü örgütlenmeden vb. koparmayı ve bunu en yüksek düzeye çıkarmayı General Kenan Evren vb. insanlar başardı.
Bir bakıma sonunda bireysel zombilere dönüşen, işbirliği ve örgütlenmeden bihaber bireysel zombiler ortaya çıktı.
Bireysel zombiler kapitalizmin trajedisidir.
Buna Tragedy Of Commons (http://en.wikipedia.org/wiki/Tragedy_of_the_commons)deniliyor. Yani Hakların Trajedisi.
http://en.wikipedia.org/wiki/Tragedy_of_the_commons
Kısaca herkes kendi çıkarını düşündüğünde insan bir bakteri gibi davranıyor. Ve dünya kaynaklarını hızla tüketmeye başlıyor. Belli bir süre sonra kaynaklar tükeniyor, çevre zarar görüyor ve en sonunda sistem çöküyor.
Örneğin aşırı avlanmadan hızla tükenen balıklar vb.
Şimdiki durumda birçok konuda Kapitalizm dört nalla bu yolda koşturmaya devam ediyor.
Ahlaksız
06-06-2013, 00:47
Nihayetinde bireyler örgütlense ve çözüm yollarını filan gösterse bir şeyler yapabilirler. Bu durumda sorunun çözülmesi için insanların sorunlarını dile getirebilmesi, birlikte olması ve işbirliği içinde davranması gerekiyor. Ama şimdiki durum öyle bir halde ki insanlar örgütlenemiyor; işbirliği yapamıyor, bunu engelleyen dinamikler var. Bunu anlamak gerekir.
Yeşil dolarların kulu olan vahşi kapitalistler tabi ki insanları örgütlememek adına her şeyi yapacaklardır..Yapıyorlar da..
Bu ülkede insanlar katlediliyor,ağaçlar/ormanlar yok ediliyor,hayvanlara tecavüz edilip öldürülüyor ama kimse ses çıkaramıyor..Çünkü insanların bir yerlerde toplanmasına engel olunuyor..
Peki ne yapılacak öyleyse..
Madem insanların örgütlenmesi engelleniyor,insanlar kendilerini ve çevrelerini eğiterek bu insafsızlığın bitmesini zamana bırakmak zorundalar..Yani herkes kendi kapısının önünü süpürmeye devam edecek veya başlıyacak..İşte o zaman bir değişim yaşanabilir..
Peki hepimiz kendi kapımızın önünü süpürüyormuyuz?
Yapmıyoruz bunu..Ben yapsam bile karşı komşum yapmıyor diye,zamanla vazgeçiyoruz tavrımızdan..
Yeşil dolarların kulu olan vahşi kapitalistler tabi ki insanları örgütlememek adına her şeyi yapacaklardır..Yapıyorlar da..
Bu ülkede insanlar katlediliyor,ağaçlar/ormanlar yok ediliyor,hayvanlara tecavüz edilip öldürülüyor ama kimse ses çıkaramıyor..Çünkü insanların bir yerlerde toplanmasına engel olunuyor..
Peki ne yapılacak öyleyse..
Madem insanların örgütlenmesi engelleniyor,insanlar kendilerini ve çevrelerini eğiterek bu insafsızlığın bitmesini zamana bırakmak zorundalar..Yani herkes kendi kapısının önünü süpürmeye devam edecek veya başlıyacak..İşte o zaman bir değişim yaşanabilir..
Peki hepimiz kendi kapımızın önünü süpürüyormuyuz?
Yapmıyoruz bunu..Ben yapsam bile karşı komşum yapmıyor diye,zamanla vazgeçiyoruz tavrımızdan..
Sayın Nolan;
Kapitalizm ve piyasa ekonomisinin şu haliyle ekoloji sorunları çözülmez.
Çözülse dünya ekolojik olarak daha iyiye giderdi. Ama gitmiyor.Küresel ısınma, biyoçeşitlik vb. ekolojik sorunlar giderek kötüleşiyor ve bunlarda limit noktalar aşılmış durumda. Ve şimdiki durumda kritik noktaları geçmeye doğru hızla yaklaşıyoruz.
Kritik noktaları geçmek uçurumdan düşmeye benziyor bazı önemli bilim adamlarına göre. Oldukça tehlikeli. Bakalım görelim demek çok basit bir yaklaşım ve açıkçası rasyonel değil.
Atmosferdeki CO2 oranı hızla yükselerek 400 ppm buldu yakın zamanda. Ve giderek yükseliyor. C02 oranının 450 ppm olması çok tehlikeli ve bazı önemli bilim adamlarına göre bu durumda kritik noktaları geçmiş olacağız veya oralarda dolaşağız.(Argümanlarının göz ardı edilmeyecek kadar güçlü olduğunu düşünüyorum.) Peki bu durumda neler olacak? Pek iyi şeyler olmayacak.
Konuya ilgili önemli rapor:
http://climatecongress.ku.dk/pdf/synthesisreport
Ne yapmak gerekiyor peki?
Elbette bilinçli olmak ve mücadele etmek gerekiyor. Ama tek başına kapımızı süpürmek yetmiyor artık, yetmediği de açık.
Ahlaksız
06-06-2013, 01:14
Kişisel olarak yapacaklarımız sınırlı tabi..Bu bakımdan bu konuyu fazla dert etmememiz gerekiyor..Bu konu,beynelmilel bir konu..Salt bir ülke vatandaşlarının duyarlı olması bile yeterli olmaz..Tüm Dünya'ya çağrılar yapılmalı ve gereken tedbirler alınmalıdır..Lakin dediğiniz gibi kapitalizm denilen illet,herşeye engel olmaktadır..Kapitalizmden kurtulmadıkça,ekolojik sorunlar zor çözülür..
Kişisel olarak yapacaklarımız sınırlı tabi..Bu bakımdan bu konuyu fazla dert etmememiz gerekiyor..Bu konu,beynelmilel bir konu..Salt bir ülke vatandaşlarının duyarlı olması bile yeterli olmaz..Tüm Dünya'ya çağrılar yapılmalı ve gereken tedbirler alınmalıdır..Lakin dediğiniz gibi kapitalizm denilen illet,herşeye engel olmaktadır..Kapitalizmden kurtulmadıkça,ekolojik sorunlar zor çözülür..
Elbette küresel ısınmayı durdurmak zor olabilir. Ama şu var, ekolojik sorunları dert edinmek için epey çok nedenimiz olacak. Çünkü küresel ısınma diğer ekolojik sorunları da olumsuz hale getirecek. Bu yüzden en azından bulunduğumuz yerlerdeki ekolojiye sahip çıkmamız, yaşamda kalabilmek, aç kalmamak vb. açılardan çok büyük önem kazanacak.
Tabii bunun önemi yok bugüne bakarım yarın ne olursa olsun umurumda diyenler için bunun önemi yok.
Yani bu söylediklerim kendimize ve çocuklarımıza yaşanılabilir bir çevre bırakmak isteyenler için geçerli.
3. Köprü yapılabilirdi ama şu an yapılmaması, daha doğrusu yapılmadan önce bundan daha önemli başka bir şeyin yapılması gerekiyor. Eğer bu şey yapılırsa 3. Köprü de yapılmalı.
Yapılması gereken bir önceki şey İstanbul'un temel inşa planının yapılması. Bu henüz yapılmamış. Yapılmadığı için açılan her köprü bir sonraki köprünün açılmasını zorunlu kılıyor ve inanın bu yüzden 4. Köprü hatta 18. köprü bile İstanbul'a yetmeyecek.
Bunun sebebi köprünün kurulduğu yerde Batı tarafında (Avrupa'daki kısımda) iş yerlerinin oluşması, Doğu tarafında ise (Anadolu kısmında) iş yerleri eksikliği ve sadece konutların oluşmaya başlaması.
Bu da şu anlama geliyor, İstanbullular artan oranlarda katlanarak her gün Doğu'dan Batı'ya çalışmaya ve Batı'dan Doğu'ya da tekrar eve dönmeye çalışacak. Ve bu yetmeyecek.
Bu durumda 3. Köprü sağlıklı değil. Yani zincirleme bir reaksiyon gibi, yapılan köprüler bir sonrakini zaruri kılıyor.
Eğer her iki yakanın iş yeri/konut dağılımı ve temel inşa planı hazırlanıp bitirilirse 3. bir köprü yapılabilir ve bu da daha sağlıklı ve ülke ekonomisi için daha tasarruflu olur. Üstelik uzun yolculuk kısalacak ve genel kent trafiği azalacak.
benim dusuncem 3 kopru olmali... hatta daha fazla da yapilabilir... yeterki planli ve bu konuda uzmanlara danisilarak yapilsin... helikopterle gezip rte istegine gore degil...
Kadıköy Life Dergisi köşe yazarı Prof. Dr. Ahmet Vefik Alp, mimar ve kentbilimci kimliğiyle yaptığı açıklamada, İstanbul’a yapılacağı açıklanan 3. köprü için “İstanbul’un kara günü” yorumunu yaptı.
http://www.anadoluyakasi.net/ilcelerimiz/kadikoy/2010/04/30/3-kopru-icin-ahmet-vefik-alp%E2%80%99in-yorumu/
"Amerikan Ulusal Havacılık ve Uzay Dairesi (NASA)'nın 1975 ve 2011'de elde ettiği iki fotoğraf İstanbul'un 36 yılda ne kadar genişlediğini gözler önüne serdi.
http://earthobservatory.nasa.gov/IOTD/view.php?id=77042
1975'te İstanbul'un geçmişte olduğu gibi halen Haliç merkezli olduğu, 2011'de ise doğu ve batıya doğru yaşanan kilometrelerce uzunluktaki genişlemenin dikkat çektiği kaydedildi.
Earth Observatory'nin, iki fotoğrafın karşılaştırıldığı sayfasında, şehirdeki kırmızı bölgelerin hızla azaldığı, gri kısımların ve yolların 36 yılda büyük artış gösterdiği açıkça görülebiliyor"
http://www.internethaber.com/1975-2011-nasa-istanbul-buyume--398158h.htm
Kadıköy Life Dergisi köşe yazarı Prof. Dr. Ahmet Vefik Alp, mimar ve kentbilimci kimliğiyle yaptığı açıklamada, İstanbul’a yapılacağı açıklanan 3. köprü için “İstanbul’un kara günü” yorumunu yaptı.
http://www.anadoluyakasi.net/ilcelerimiz/kadikoy/2010/04/30/3-kopru-icin-ahmet-vefik-alp%E2%80%99in-yorumu/
boyle dusunceler daha iyi ortaya cikarilmali
evrensel-insan
09-06-2013, 21:47
Bu 3. Kopru olayindadiktator yine 1995'teki soyleminden cark etmesinin politik ve ekonomik cikar pragmatisizmini gosterdi.
Buradaki konu sadece kopru adinin onun teokratik otokratik ideolojik ve politik sunnilige hizmet etmesi ve alevileri otekilestirmesi degil; ayni zamanda savundugu agaclarin yok olmasidir.
Turkiye toplumunun ve farkli halklarinin her turlu yasam standarti ve duzeyini goz onune aldigimizda ve Istanbul'un iki yaka arasindaki trafigini goz onune aldigimizda, bir ucuncu kopru ne kadar gereklidir?
Ya da 3. kopruden daha acil ve onemli imarlara ulkenin ihtiyaci yok mudur?
Surasi acikca anlasiliyorki, sanki diktator Istanbul'u kendi otokratik ve padisahlik yasami icin parselliyor ve degistiriyor. Hem ekonomik kazanc sagliyor hem de yandaslarina ekonomik cikar sagliyor.
Ya istanbul halkina ne sagliyor?
Geçenlerde bir tv de izledim bu konuyla ilgili.
Konusunda uzman.
Çok büyük rol yeteneği yoksa tek derdi işlevsel ve doğa ile barışık kent yapılaşması.
Adam diyor ki :
"2.köprü transit geçiş amaçlı yapıldı.Ama ne yazık ki 1.köprü bağlantıları yüzünden her iki yakada oluşan yapılaşma hem yeşili yok etti ve hem de rantiye kapısı oldu.Ve üstelik de istenilen yük alma işlemi oluşmadı. 3.köprü de aynı anlayışla yola çıkılarak,yani transit geçiş yapılması adına yapılacak deniyor olsa da bağlantı yollarının güzergahları 2.köprü ve yapılışını andırdığı için bu söze güvenilmesi zor.Nitekim gelişmeler benim bu tezimi doğruluyor." diyor.
İçiçe 3 yüzük şeklinde ele aldığı,
iki köprünün altına yapılacak tüp geçitlerlerle
ki maliyeti aynı olup yeşile,doğaya en ufak bir zarar vermeden,
ve bunlardan biraz daha geniş alana yayılan ama yeşile zarar vermeyen,
yeraltından geçen ve hazır otoyollara bağlanan 3 bir yüzük vari yol ile marmaranın kuzeyine ilişmeden yapılabilecek bir tasarım gösterdi ki,
bunu benimsememek tek bir olgu ile açıklanabilir o da,
çok şikayet edilirmiş gibi lanse edilen "Rantiye"nin tekerine çomak sokmak anlamına gelir.
Bugün ülkemizde "Rant" kimin elinde ise bu konuda Ahmet Vefik Alp'in önerisine en büyük muhalefetin onlardan geliyor olması oldukça manidar gibime geldi.
Şu an Istanbul büyükşehir belediye başkanı olan Kadir Topbaş'ın bu öneriye çok sıcak baktığını ama Ankara'nın dominantlığı yüzünden eli bağlandığı gibi bir ifade de kullandı bu arada.