Orijinalini görmek için tıklayınız : Gizli hedef yolunda lastik mi patladı ?
Şüpheci Dinsiz
06-06-2013, 10:55
Sevgili arkadaşlar,
Yıllardır malum dış istihbaratların eliyle kollanan Fethullahçı hareket Türkiye'de örgütlendi.
Eğitim kurumlarına yerleşti, eğitim kurumları açtı, yurtlar açtı, derhaneler açtı. Emniyete sızdı, örgütlendi. Askeriyeye sızdı, örgütlendi. Yargıya sızdı, örgütlendi. Medyaya sızdı, örgütlendi. Diyanette örgütlendi. İktidar ayırt etmeksizin milletvekili, bakanlar yerleştirdi. Bunlar eliyle tüm kamu kurumlarına sızdı, örgütlendi.
Zaman içinde gücü arttı, iktidarlara güç-destek veren, desteğini çektiğinde ise düşüren bir konuma kadar güçlendi. Artık iktidarları kendi yolunu açmak için yönlendirmeye-kullanmaya başladı. Kendi örgütlenmesinin önündeki engelleri bir bir kaldırttı, yaptığı yasa dışı sayılan faaliyetleri yasal hale getirdi, özellikle yargıyı ele geçirdikten sonra kirli geçmişinin izlerini de örttürdü. Çeşitli yolsuzluk davalarını düşürttü, çeşitli dinci faşist eylemlerin faaliyetlerinden doğan davaları zaman aşımına uğrattı. Tüm kurumlardaki örgütlenmelerde, engel teşkil edebilecek kişiler, kanunlar, kurallar tasfiye edildi.
Bu süreçte şu üç örgütlenme çok dikkat çekicidir : Emniyet, askeriye ve yargı ! Neden ?
Bu örgütlenmeler neden gerekliydi ? Çünkü Fethullah'ın gizli bir hedefi vardı, bu hedefe ulaşma günündeki tepkileri, olayları, direnişi kırmak için kolluk güçlerinin yardımına gereksinim olacaktır.
Mevcut iktidar sadece malum kişinin malum gizli hedefinin yüksek egolu askeridir, subayıdır, emir eridir. Başbakanın son ABD gezisinde bir gazetecinin "Fethullah Gülen'i ziyaret edecek misiniz ?" sorusuna " "Programımızda yok. Gökten ne yağar ki yer kabul etmez, bu ayrı konu" yanıtını vermiş. Muhtemelen Reyhanlı Katliamı gizli hedef sürecinde öngörülen bir olay değildi ve hatta asla istenmeyen bir olaydı, ne var ki yüksek egonun, bilgisizliğin, öngörüsüzlüğün ve aceleciliğin böyle bir sonucu oldu. Tıpkı kürtaj, alkol yasakları, kanunlarda yapılan diğer din menşeili kısıtlamalar gibi.
Şimdi ise Gezi Parkı olayları gizli hedef sürecinde alınmış onca yolu bir anda heba etme noktasına getirdi. Muhtemelen ABD dış istihbaratı ve Fethullah saçını başını yoluyordur, ve muhtemelen iktidarın ipini çekeceklerdir. Çünkü tecrübesiz ve trafik canavarı bir şoför gizli hedefin engebeli yollarında lastik patlatmıştır. Belki de arabayı pert etmiştir.
Bundan sonra ne olacaktır ? Yalnız kalan ego şampiyonu iktidar, imamın ordusunu halka karşı daha da sertleştirecektir.
Umarım ve çok isterim ki ben yanılıyorumdur ve böyle olmaz.
Sevgiler
Bu bir komplo teorisi bile değil Deist_tr
Gülen ve Erdoğan arasında böylesine derin bir bağ -kukla-kuklacı ilişkisi- yok. Gülen'in çok köklü bağlantıları olabilir. Ki ABD, Afrika'dan kaçan küçük dini kabile liderlerine bile elçi muamelesi çeken, sineğin bacağındaki yağın terminolojisini yapan paranoyak ve hegemonik bir ülke. Türkiye'den göçmek zorunda kalmış böylesine güçlü bir liderle dirsek teması kurmaması mümkün değil.
AKP ise bariz ezici bir biçimde seçimle işbaşına gelmiş, siz farketmeseniz de gayet iyi icraatlara imza atmış bir parti.
Çok karmaşık ve kaotik düşünüp abartılı sonuçlara varmak yerine basit düşünün derim.
Ulusalcı, kemalist eski istihbaratçıların, siyasetçi, asker ve "akademisyen"lerin uydurduğu bir takım zırvaların toplumun büyük kesimi tarafından gerçek sanılması korkutucu. Neyseki bunu sahiplenmeyen ve yalnızca özgürlük ve demokrasi isteyen bir kitlenin de var olduğunu son on günde görebildik.
İnsanların beyni AKP önderliğindeki muhafazakar yobazlıkla iğdiş edilmeye çalışılırken bir de bu postalcıların yarattığı dezenformasyon girişimleri ürkütücü. Anti demokratik istekler ve tehditler içeren darbeci komplo teorileri üretmenin devam eden hiç bir sürece faydası olacağını sanmam.
Evet oyle oldu bir miktar sevgili Deist-tr.
Biliyorsun lastik var, lastik var envayi cesit.. 4 mevsim olani var, her mevsime ayri var, disleri farkli olanlar var, marka, model farki var.
http://www.hurriyet.com.tr/gezihaberleri/23446001.asp
KABAHAT HER ŞEYİ HAFİFE ALAN DA MI
Bakış zaviyemizi bir kere daha gözden geçirmemiz lazım. Acaba kabahat bu meselelere karşı umursamazlık içinde bakan, her şeyi hafife alan, "şuydu, buydu" deyip geçiştirende mi? Yoksa sokakları bir yönüyle harp meydanlarına çeviren insanlarda mı? Ya da bütün bunların kabahati, sistemde mi? Bizim iyi nesiller yetiştiremeyişimizde mi? Onlara yürekten sahip çıkamayışımızda mı? O zaman sistemin gözden geçirilmesi lazım. Bizim, düşüncelerimizi bir daha gözden geçirmemiz lazım. Biz ettiysek bunları, bence, kendimize dönerek, kendimizle yüzleşerek, burada kendimizle hesaplaşarak, daha büyük hesaplarla karşı karşıya kalmamızdan sıyrılmamız lazım. Şimdi kendimizle yüzleşmezsek şayet, kendimizle hesaplaşmazsak, altından kalkamayacağımız hesaplarla karşı karşıya kalırız, hafizanallah. BİZ ASLINDA BİZE ETTİK... SİSTEMİ GÖZDEN GEÇİREMEDİK
Bizim bize bakmamız lazım. Biz aslında bize ettik yani. Sistemi gözden geçiremedik; "Nasıl yaparsak bu nesiller ciddi nefis muhasebesi içinde, bir nefis muhasebesi yapan nesil olarak yetişir, insan olarak yetişir; tahribatları tahribatla karşılamak değil de, tahribatları tamiratla gidermeye çalışan bir nesil yetişir?"
http://www.hurriyet.com.tr/_np/4798/20394798.jpgDüşünmedik bunları.
Şüpheci Dinsiz
06-06-2013, 23:42
Bu bir komplo teorisi bile değil Deist_tr
Gülen ve Erdoğan arasında böylesine derin bir bağ -kukla-kuklacı ilişkisi- yok. Gülen'in çok köklü bağlantıları olabilir. Ki ABD, Afrika'dan kaçan küçük dini kabile liderlerine bile elçi muamelesi çeken, sineğin bacağındaki yağın terminolojisini yapan paranoyak ve hegemonik bir ülke. Türkiye'den göçmek zorunda kalmış böylesine güçlü bir liderle dirsek teması kurmaması mümkün değil.
AKP ise bariz ezici bir biçimde seçimle işbaşına gelmiş, siz farketmeseniz de gayet iyi icraatlara imza atmış bir parti.
Çok karmaşık ve kaotik düşünüp abartılı sonuçlara varmak yerine basit düşünün derim.
Ulusalcı, kemalist eski istihbaratçıların, siyasetçi, asker ve "akademisyen"lerin uydurduğu bir takım zırvaların toplumun büyük kesimi tarafından gerçek sanılması korkutucu. Neyseki bunu sahiplenmeyen ve yalnızca özgürlük ve demokrasi isteyen bir kitlenin de var olduğunu son on günde görebildik.
İnsanların beyni AKP önderliğindeki muhafazakar yobazlıkla iğdiş edilmeye çalışılırken bir de bu postalcıların yarattığı dezenformasyon girişimleri ürkütücü. Anti demokratik istekler ve tehditler içeren darbeci komplo teorileri üretmenin devam eden hiç bir sürece faydası olacağını sanmam.
Dikkate ve cevap vermeye değer bulmadım.
Ben Fethullah Gülen Cemaati'nin iktidarın doğrudan iplerini elinde tuttuğunu düşünmüyorum. Çıkarları örtüştüğü sürece uyumlu çalışıyorlar. Düşman ortak ve teoride de aşağı yukarı aynı şeyleri savunuyorlar. Tabi çok yerde de iktidar-cemaat sınırı belirsizleşiyor.
Bence Cemaat desteğini çekse Akp tek başına iktidar olamaz, belki birinci parti bile olamaz. Hatta kıllık olsun diye Chp'yi tutsa Chp sandıktan birinci çıkar. :) Cemaat mensuplarının sayısı zaten çok fazla, bunun yanında ellerindeki medyayla Akp seçmemin kendileri dışındaki kısmının da ciddi bir kesimini manipüle edebilirler diye düşünüyorum. Cemaat Akp'yi zorlanmadan döver yani. :)
Tayyip'in kontrolden çıkmasına çok kızdıklarına katılıyorum. Tayyip'in fevri hareketleri ele geçirdikleri mevzilerin bir kısmını kaybetmelerine, ilerleyişlerinin yavaşlamasına sebep olabilir çünkü.
Nevandaar
07-06-2013, 04:55
Fethullah Gülen cemaati Akp'ye ciddi bir zarar verebilecek güçte ancak Tayyip Erdoğan da çok önemli bir figür. Akp'nin yaptıkları, yapmadıkları, 28 Şubat vesaireyi geçtim, sadece Erdoğan'ın duruşu karizması için çok çok fazla insan oy veriyor. Tayyip Erdoğan, şu an Akp'den ayrılıp yeni bir parti kursa, sadece kendi ismi sayesinde %10 barajını geçer.
Şimdilik kavga dövüş bir şekilde devam edilir. Ta ki Tayyip Erdoğan'ın yerine yeni birisini buluncaya kadar.
Cemaatın bu kadar ğelişip yayğınlaşmasının ana pirensibi önüne ğelen her kesimden kişileri,kurumları kendi çıkarı doğrultusunda kullanmaktır!. İşini ğördürdüğü ve artık ihtiyacı kalmadığında yan çizerler. Bu söz konusu ittifak çıkar ve menfeat ortaklığıdır sonuçda herkez bir birini kullanır bununda gayet farkındadırlar. Ğelişen olaylar cemaatin menfeatlarına ters düşmeye başladığında bir başka deyişle kendilerine bir tehdit alğıladıklarında emin olun yollarını ayırmakla kalmaz birden düşman kesilmekde teretdüt etmezler.
Fethullah Gülen: 'Hükmetme, baskı yapma, diktatörlük tesis etme'
Fethullah Gülen kendine ait internet sitesinde yine Gezi Parkı olaylarına değindi.
Gülen, Gezi Parkı demeden son günlerde yaşananlara değindiği açıklamasında ''Yeni bir dünya... Hükmetme değil, baskı yapma değil, diktatörlükler tesis etme değil'' sözlerine yer verdi.
http://www.hurriyet.com.tr/p/spacer.gif
Gülen , açıklamalarında şu ifadelere yer verdi:
İfritten bir dönemde yaşıyoruz. Hadis kitaplarında “Kitabü’l-fiten ve’l-melâhim” başlığıyla bazı bölümler yer almakta; ileride gelecek olaylardan, özellikle âhir zamanda cereyan edecek olan dehşetli hadiselerden bahsedilmekte; bunlara karşı müslümanın nasıl tavır takınması gerektiği belirtilmektedir. Bir yönüyle, o hadislerde işaret edilen ifritten günlerin emarelerini görüyoruz.
Bazı fikirlerini beğenmesem de Türkçe’yi güzel kullanması açısından takdir ettiğim “Tarih-i İstikbal” müellifi Celâl Nuri, kendisine “Her tarafta kan seylapları ve kan gölleri var?!.” denildiğinde, âdeta insanlığın tarihî sergüzeştini hülasâ etmiş ve “O seylaplar ne zaman durdu, o kan gölü hangi devirde kurudu ki? Beşer, birbirini öldürmekten ve birbirine zulmetmekten ne zaman vazgeçti ki!..” şeklinde mukâbelede bulunmuştur. Bu sözün, zulmün ve haksızlığın devamı bakımından bugün de geçerliliğini koruduğu âşikâr.
KÂTİL NİYE ÖLDÜRDÜĞÜNÜ, MAKTUL DE NEDEN ÖLDÜĞÜNÜ BİLEMEYECEK
Kitabu’l-fiten ve’l-melâhim’de Rasûl-ü Ekrem Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) buyuruyor ki; “Öyle bir zaman gelecek ki insanlar birbirini öldürecek de kâtil niye öldürdürdüğünü, maktul de neden öldüğünü bilemeyecek.”
YİĞİT BELLİ DEĞİL MERT BELLİ DEĞİL
Âşık Ruhsati şöyle der:
“Bir vakte erdi ki bizim günümüz,
Yiğit belli değil mert belli değil;
Herkes yarasına derman arıyor,
Deva belli değil dert belli değil.”
İşte her şeyin böylesine belirsizleştiği bir dönemde yaşıyoruz.
EN BÜYÜK HASTALIK NİFAK
Bu ifritten dönemin en büyük hastalıklarından birisi “nifak”, iki yüzlülük ve takıyye marazıdır.
Küfür ve inkarını açıktan ortaya koyanlara karşı mücadele bir yönüyle kolaydır ve yapılması gerekenler bellidir. Belki onun yolu, Hazreti Üstad’ın iktibas edip değerlendirdiği, Hafız-ı Şirazî’nin şu sözünde gösterilmektedir:
“İki cihanın rahat ve selâmetini iki harf tefsir eder, kazandırır: Dostlarına karşı mürüvvetkârâne muaşeret ve düşmanlarına sulhkârâne muamele etmektir.”
http://www.hurriyet.com.tr/gundem/23474460.asp
Şüpheci Dinsiz
10-06-2013, 22:29
Sevgili arkadaşlar,
Fethullah'ın AKP'den kurtulmak için sadece desteğini çekmekle yetineceğini düşünmüyorum. Bunun çok etkili başka yolları da vardır.
Deniz Baykal'ın, Cübbeli'nin başına gelenleri örnek vermem yeterli olur.
Yani işlem tamamlandığında ne karizma kalır, ne mağduriyet edebiyatı, ne de başka bir şey.
Şimdilik Fethullah mesaj gönderiyor. Mesajları da hiç olmadığı kadar sıklaştı. Mesajlar yerini bulmazsa neler olacağını göreceğiz.
Sevgiler
E herkesin anlayacagi bir dil vardir neticede.. Basbakan da boyle demiyor muydu?
evrensel-insan
14-06-2013, 18:32
Türk gençliğine DÜŞMANLAR!
Fethullah Gülen, Taksim Gezi Parkı’yla başlayan ve tüm yurda yayılan eylemlerle ilgili akıl almaz açıklamalar yaptı. Gülen, eyleme katılan gençlere, “nesebi gayri sahih” ifadesini kullandı. İfadenin Türkçedeki karşılığı “Babası belli olmayan kişi, piç.”
Söyleşi ve yazılarının yer aldığı www.herkul.org isimli resmi internet sitesinde 6 Haziran tarihinde yer alan konuşmasında Gülen şu ifadeleri kullandı:
“Demek ki, aslında biz bize etmişiz. Tabanda mesele... Toprak kirlendiğinden dolayı, atmosferi, ozonu deldiğimizden dolayı, böyle nesebi gayri sahih bir kısım hadiseler ve onu temsil eden bir kısım nesiller oluşuyor. Bunları düzelteceğimiz ana kadar da, tabiri diğerle, problemi insanda çözeceğimiz ana kadar da problem çözülmeyecektir. ‘Nasıl yaparsak bu nesiller ciddi nefis muhasebesi içinde, bir nefis muhasebesi yapan nesil olarak yetişi?’ düşünmedik bunları.”
HABERİN TAMAMI GAZETENİZ AYDINLIK'TA
O insanlara pic demesi ile o insanlar pic olmazlar.
Lastik patladi bir kere...
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, katıldığı bir televizyon programında Mısır’da hayatını kaybeden Esma için yazılan mektup okunurken gözyaşlarını tutamayıp ağlamıştı.
Erdoğan’ın ağlama görüntüleri günlerce gündemi meşgul ederken, Fethullah Gülen’in twitter hesabından paylaştığı bir mesaj, Başbakan Erdoğan’a gönderme olarak algılandı.
“Hayatını gayri-ciddî yaşayanlarda kalbî hayat olamaz.. onların ağlamaları da ayrı bir yalandır.”
http://haber.gazetevatan.com/Haber/564625/1/Gundem
evrensel-insan
27-08-2013, 22:54
Burada aslinda gizli bir hedef yok. Sadece iktidar tabanli farklilik var. Bir kanadi ulke bunyesinde her turlu medyasal santaja orgutlemeye komplo hazirlamaya ve AKP'nin diktatorunu emperyalizmin emir kulu olarak "rayinda tutmaya" cabalayan; A.Gul, B.Arinc F.Gulen icerikli cemaat tabani ile, Diktator, Parti devleti hukumeti guvenligini v.s. elindse tutan iktidar guc ve otorite kanadi var.
Emperyalizmin tek bir hedefi var, esbaskanligin devam etmesi. KIMIN DEVAM ETTIRECEGI DEGIL.
Birde esbaskanligi devam ettirecek olanin TOPLUMU VE FARKLI HALKLARINI KARSISINA ALMAMASI.
http://www.internethaber.com/images/other/takvim.jpg
Takvim gazetesi daha önce "bedduaya yer yok" diyen Gülen'in açıklamalarını gündeme getirdi.
"Türkçe olimpiyatı!" manşetini atan gazete, spottta "Fethullah Gülen, hayatı boyunca bedduaya karşı çıktı. Darbecilere, hatta İsrail'e bile kötü söz sarfetmedi. Ancak polisteki çete dağılınca açtı ağzını, yumdu gözünü" ifadelerine yer verdi.
İşte Gülen'in son 7 yıldaki değişimi diyen gazete haberde bedduaya ilişkin önceki açıklamalarını yazdı.
DÜNYADA BEDDUAYA YER YOKTUR (18 Ekim 2001): Temel düşünce yapımız ve karakterimiz itibarıyla, bizim dünyamızda tel'in ve bedduaya yer yoktur.
BEDDUAYA AMİN DEMEMİZ MÜMKÜN DEĞİLDİR (15 Mart 2007): "Allah'ım! Falanların altını üstüne getir. Onu yerin dibine batır.. Evlerine feryâd u figân sal..." gibi ifadeler birer bedduadır ki bütün bunlarda murad-ı ilâhî başka türlü olabilir. Meselâ, bir dönemde, birine bedduada bulunmuşsunuz. Bir süre sonra bakıyorsunuz, o sizin avukatınız oluvermiş... Bütün bunlar, öfkeyle köpürmenin ötesinde şeyler söylemenin esas olduğunu göstermektedir. Müslüman'ın bedduaya "âmin" demesi asla doğru değildir.
EN AMANSIZ DÜŞMANLARA BEDDUA ETMEDİK (9 Mayıs 2011): Biz en zor günlerde, en amansız şekilde düşmanlık yapanlar hakkında bile bedduaya 'âmin' demedik, kimseye lânet okumadık.
DİLİMDE BEDDUAYA YER YOK (15 Eylül 2013): Eğer dilimin ufacık bir parçasında bedduaya yer olsaydı, 'Millete hizmet ediyoruz' dedikleri halde o iş içinde kendi çıkarlarını düşünenler, ihalelerde kendilerine pay ayıranlar hakkında "Allah sizi çoluk çocuğunuzla, beklentilerinizle, ümitlerinizle yerin dibine batırsın, mahvetsin!" derdim. Ama demedim; çünkü dilimde öyle bir bedduaya yer yok.
ALLAH ONLARIN EVLERİNE ATEŞLER SALSIN (20 Aralık 2013): Yaptıkları şey Kur'an'ın temel disiplinlerine, İslam'ın hukukuna, modern hukuka, günümüz demokratik telakkilere aykırıysa; Allah bizi de onları da yerlerin dibine batırsın, evlerine ateş salsın, yuvalarını başlarına yıksın...
http://www.internethaber.com/takvimin-ilginc-gulen-manseti-621862h.htm#
Eeeee, Tayyibi mi destekleyelim?
isimiz f tipi beddualara kaldiysa gulsek mi aglasak mi? cekip gitsek mi inimize cekilsek mi ? bagirip cagirsak mi huni takip gobek atsak mi bilemedim
Eeeee, Tayyibi mi destekleyelim?
Vallahi sen istedigini destekle ama bu ibretlik,trajik degisimi de gozden kacirma.Kuyruguna bastigin zaman ciyaklayan insanlardan bir hayir gelmez.Eger Gulen,o ettigi beddualarin ceyregini İsrail Gazzeye saldirdiginda,Amerika İrak'i yerle bir ettiginde,İsrail,Gazzeye insani yardim goturmek icin yola cikan Mavi Marmara gemisine alcakca saldirip 9 aktivisti katlettiginde de etseydi,hocaefendidir,buyugumuzdur deyip sineye cekebilirdik.
Olimpiyat
24-12-2013, 18:45
Erdoğan, Gülen den çok daha tehlikelidir. Anti demokrattır herşeyden önce.
Baskılarla düşüncesini toplum üzerinde uygulamaya çalışır. Gülen, Erdoğan a kıyasen melek gibi kalıyor.
Erdoğan, Gülen den çok daha tehlikelidir. Anti demokrattır herşeyden önce.
Baskılarla düşüncesini toplum üzerinde uygulamaya çalışır. Gülen, Erdoğan a kıyasen melek gibi kalıyor.
Erdogan seytan,Gulen melek oldu simdi iyi mi?
Ergenekon,balyoz,odatv,kck,emniyette, yargida kadrolasma,kpss skandallari..
Erdoğan, Gülen den çok daha tehlikelidir. Anti demokrattır herşeyden önce.
Baskılarla düşüncesini toplum üzerinde uygulamaya çalışır. Gülen, Erdoğan a kıyasen melek gibi kalıyor.
bence gulen cok daha tehlikeli... bu rteyi destekledigim anlamina gelmiyor tabii.
ama gulen fikirlerini anlayislarini aglarken soylediklerini dinlerseniz nasil bir tehlike oldugunu anlarsiniz.. ben bu catismada gulen basarili cikarsa cok daha fazla korkarim acikcasi... korkarim cehapede caktirmadan ve de hatta caktirarak ona yanasiyor... ecevitte yapmadi mi?
Fethullah Gülen değişti de Erdoğan (ve AKP) hiç mi değişmedi? Bir dediği diğerini tutmayan sadece Fethullah Gülen mi? Erdoğan'ın kendi sözlerine uymadığını ve bir gün söylediğinin tersini öbür gün söylediğini hiç mi bilmiyoruz sanki? İnternette tonlarca video var buna dair. Birbirinden farkları var mıydı yalancılık, takiye, dalkavukluk, hilekarlık, iki yüzlülük ve aldatmaca konusunda? Al birini vur ötekine olayı..
Vefik Sami
24-12-2013, 23:12
Sanıyorum, Tayyip ABD'yi ofsayt'a düşürdü. ABD müdahele etse, cemaat destekleniyor görüntüsü verecek. Bu nedenle şimdilik izlemedeler. Ama conilerin alfabedeki harf sayısınca plânı vardır. Tayyip'in bu şark kurnazlığı pek uzun sürmez.
Ben Fethullah Gülen Cemaati'nin iktidarın doğrudan iplerini elinde tuttuğunu düşünmüyorum. Çıkarları örtüştüğü sürece uyumlu çalışıyorlar. Düşman ortak ve teoride de aşağı yukarı aynı şeyleri savunuyorlar. Tabi çok yerde de iktidar-cemaat sınırı belirsizleşiyor.
Bence Cemaat desteğini çekse Akp tek başına iktidar olamaz, belki birinci parti bile olamaz. Hatta kıllık olsun diye Chp'yi tutsa Chp sandıktan birinci çıkar. :) Cemaat mensuplarının sayısı zaten çok fazla, bunun yanında ellerindeki medyayla Akp seçmemin kendileri dışındaki kısmının da ciddi bir kesimini manipüle edebilirler diye düşünüyorum. Cemaat Akp'yi zorlanmadan döver yani. :)
Tayyip'in kontrolden çıkmasına çok kızdıklarına katılıyorum. Tayyip'in fevri hareketleri ele geçirdikleri mevzilerin bir kısmını kaybetmelerine, ilerleyişlerinin yavaşlamasına sebep olabilir çünkü.
Gelinen surecte olay, bir miktar kontrolden cikan halay mevzusuna dondu. Iki halay basi benzeri, halbuki geleneksel halay'da, bir halaybasi olur.
http://www.itusozluk.com/goster.php/kontrolden+%E7%FDkan+halay+ba%FE%FD
Ebu Sübyan
25-12-2013, 03:43
http://u1312.hizliresim.com/1j/t/vvdw8.jpg (http://bit.ly/c25MCx)
postalmarx
25-12-2013, 03:50
Fethullah Gülen değişti de Erdoğan (ve AKP) hiç mi değişmedi? Bir dediği diğerini tutmayan sadece Fethullah Gülen mi? Erdoğan'ın kendi sözlerine uymadığını ve bir gün söylediğinin tersini öbür gün söylediğini hiç mi bilmiyoruz sanki? İnternette tonlarca video var buna dair. Birbirinden farkları var mıydı yalancılık, takiye, dalkavukluk, hilekarlık, iki yüzlülük ve aldatmaca konusunda? Al birini vur ötekine olayı..
Arada bir fark var yalnız. Tayyip kendini geliştirdiği için söylemi değişiyor. Bazı şeyleri de zamanında asker korkusuyla söylemek zorundaydı, şu anda daha serbest siyaset yapılabildiği için (özellikle Kürt sorununda) söylemi farklılaştı.
Ama laikliğe ve demokrasiye karşı olan eski polemiğinin değişmesi takiye değil kendini geliştirmesi ve fikirlerinin değişmesidir.
Burada romülüs diye bir şahıs benle tartışma esnasında bir anda ilham alıp 5 dakka sonra sosyal darwinist olmaya karar vermişti, yarın da başka birşey olur. Tayyip niye 20 senede fikrini değiştirmesin ki? İnsanlar değişir gelişir. Kimi demokrasiye ilericiliğe kimi de özenti embesil bokpüsüre doğru kendi tıynetine göre yol almaya devam eder.
Şüpheci Dinsiz
25-12-2013, 06:22
Sevgili arkadaşlar,
İçinde bulunduğumuz ay enteresan olaylara sahne oldu. Birlikte rejimin altını oyan iki güç birbirine girdiler.
Medyadan izlediğim kadarıyla,
1 - "ABD'nin İran ambargosunu delen hükümetin ipini ABD çekti, bunu da Cemaat'in adamlarını kullanarak yaptı" diyenler var.
2 - "Cemaat RTE'yi partiden uzaklaştırmak istiyor, onun kibirinden, şuyundan buyundan bıkmış, Abdullah Gül'ü partinin başına getirerek iktidara oturmak istiyor" diyenler var.
3 - "AKP artık cemaate ihalelerden yeterince pay vermiyor" diyenler var.
ABD'nin bilgisi, desteği ve onayı dışında böyle bir müdahalenin yapılabileceğine inanmadığım için ABD'nin de oyunda olduğu 1+2 numaralı seçenekler ağır basıyor bana göre. RTE'nin Suriye misyonundaki yenilgisi, beceriksizliği, geçmiş tezkere yenilgisi, ABD çıkarına uymayan bilindik, bilinmedik diğer meseleler de rol oynamış olmalı.
Gezi olaylarında AKP'deki ve Cemaat'teki bazı korkan seslere rağmen hiç geri adım atmayan, şartları zorlayarak cesur kararlar veren ve iktidarını sürdüren RTE'nin güçlü iradesini de düşünürsek, RTE'nin partide tek güç haline geldiğini anlamak zor değil. AKP'nin gerisi figüran ve emir eri haline gelmiş durumda. RTE'nin şu anki psikolojisi, kendi iradesinin partiyi ayakta tuttuğu, haliyle gücü başka kimseyle paylaşmasının söz konusu olmayacağı şeklindedir. Artık AKP kurucusu olmak, Cemaatin adamı olmak hikayedir RTE'ye göre, yalnızca kendisi vardır, ayakta kalmak için herkes onun emir eri olmak zorundadır, Gezi olayları kendi kararlılığıyla aşılmıştır sonuçta, Balyoz, Ergenekon davalarının da sonuna kadar destekçisi olmuştur, kendisi olmayıp başkası olsaydı bunca hukuksuzluğu, faşizmi başka kim başarabilirdi ?
Bence RTE haklı, başka kimse başaramazdı.
--/--
Bundan sonra ne olur?
Pilot ve yardımcı pilot yolculuk sürecini ve olay anını iyi bilirler, kural dışı yollar, kural dışı yakıt kullanırlar, hatta neredeyse hiç bir kurala uymazlar, lastik patlar, araba yuvarlanır, yardımcı pilot arabayı terk eder, pilot kaldığı yerden devam edeceğini, kupayı tek başına kaldıracağını söyler, arabayı güç bela tekrar piste sokar, ama artık yardımcı pilotu yoktur, el yordamıyla bitişe ulaşacaktır. Bitişe ulaşması zordur, yetmezmiş gibi, ulaşsa bile yardımcı pilotun yolda olanları anlatarak pilotu diskalifiye ettirme ihtimali vardır. Yardımcı pilot indiği yerden patronu arar, bazı kural ihlalleri konusunda bilgilendirir, ama işinden olmamak için kendisiyle ilgili kısımları anlatmaz. Pilot durumdan haberdar olur, tüm olaylar için yardımcı pilotu suçlar. Yardımcı pilot yeri geldikçe yoldayken çektiği fotoğrafları, videoları gösterir. Pilot, yardımcı pilotu bitirmeye karar verir. Ne var ki, yardımcı pilotun bildiklerini o da bilmektedir, yolda beraber yedikleri bütün haltlar gözünün önünden geçer, merak ettiği ise, yardımcı pilotun elindekileri patrona vermeden önce ele geçirip geçiremeyeceğidir.
Bütün bu olanlardan sonra pilot ve yardımcı pilot kaybet-kaybet sarmalına daha derin girerler mi? Yoksa, eskisi gibi yine ekip olurlar mı?
Pilot, "zor" diye düşünür. Böylece yardımcı pilotun "inine" kadar girmeye karar verir. Yardımcı pilot elindekileri ininde saklayacak kadar saf mıdır, işte bunu zaman gösterecektir. İnine girer ve bulamazsa ne yapacaktır?
Belki de patronun başına bir iş gelmesinin tam zamanıdır.
--/--
Yılan ile yaşlı adam arasında geçen bir hikaye (http://www.hergunugra.com/2012/12/yilan-kuyruk-acisi-evlat-acisi-altin-balta.html#axzz2oS4BuNGy) vardır. Hikayenin sonunda yılan, yaşlı adama der ki: "Sende bu evlat acısı, bende de bu kuyruk acısı varken biz artık dost olamayız."
Sevgiler
Vefik Sami
25-12-2013, 12:21
Ortalık süt liman iken, başbakanın açılışlarda kurdelâ kesimi esnâsında ettiği kelâm.
"Ya Allaaahh. Bismillaaahh..."
Yine her şey yolunda giderken F. GÜLEN'in halka vaaz-û nasihatlerinden.
- Taif'te mübarek dişleri kırıldı Efendimizin. Taşladılar mübarek bedenini. Asla beddua etmedi.
- Üstad Bediüzzaman, kendisinin cezasına kalem kıran hakimlere dahi beddua değil dua ederdi.
- Beddua en son başvurulan şeydir. Peygamber beddua etmeyiniz buyuruyor. Bizim geleneğimizde yoktur.
Şimdilerde ise durum biraz(!) farklı.
Başbakan:
"İnlerine gireceğiz."
F. GÜLEN'in Arapça olarak ettiği bedduanın Türkçesi.
"Allahım onları hezimete uğrat! Onları sars! Birlikleri boz! Onları paramparça et! Onları birbirlerine musallat et! Onlara karşı bize yardım et! Onları birbirlerine kırdır! Onlara karşı bize yardım et! Güçlerini birbirlerine karşı kullandır! Onlara karşı bize yardım et! Ey merhametlilerin en merhametlisi! Zatın hakkı için, sıfatların hakkı için, Esma-i Hüsna'n hakkı için, İsmi Azam'ının hakkı ve hürmeti için, Efendimiz Hazret-i Muhammed'in hakkı için, Katında şefaat yetkisi bulunanların hakkı ve hürmeti için, Ey Ekram ve Celal Sahibi!"
Beddua link'i (http://www.sabah.com.tr/Gundem/2013/12/23/gulenin-bedduasina-tepkiler-cig-gibi-artiyor) :D
Sünnettir, sünnet...
Mekke dönemi,
Medine dönemi.
E, sırada cemel vak'ası, sıffın savaşı da var.
Ama; Kerbelâ yaşanmasın.
Düşmanım için dahi istemem.
postalmarx
25-12-2013, 13:25
Deist_tr peki bu olayı Türkiye'nin iç dinamikleriyle açıklamaya çalışssak olmaz mı? "Dış mihraklar" denilen mistik ve efsanevi şeyin etkisi olmadan da burada 70 milyon insanın kendi siyasi diyalektiği mesul olamaz mı siyasetteki gelişmelerden?
İkinci olarak mevzuyu açıklamaya çalışırken "karşı tarafta" gördüğün insanların (mesela AKP ve Cemaat) tamamen ahlaksız insanlar olduğu varsayımıyla hareket etmesek? Sence mesele "ihalelerden pay verme" falan etrafında mı dönüyor? Yani bu adamlar zaten hırsız, hiçbir ahlaki değere sahip değiller, aralarında da para yüzünden mi kavga çıkmış?
Üçüncü olarak RTE'nin partide tek adam olmasını kınarken acaba Baykal'ın, ve ondan önce Ecevit'in ve ondan önce İnönü'nün ve ondan önce de MKA'nın tek adam olmalarına ne diyorsun? Bahçeli'nin ve ondan önce Türkeş'in partilerinde tek adam olmalarına ne diyorsun? Sence bu durum AKP'ye ve RTE'ye has bir durum mu yoksa Türkiye siyaset geleneğinin çapı mı bu kadar?
Son olarak da Ergenekon ve Balyoz davalarının gerçekten tamamen iftira olduğunu ve Şener Eruygur veya Çetin Doğan'ın veya Veli Küçük'ün aslında masum olduğuna mı inanıyorsun? Bu adamlar aslında işinde gücünde, siyasetten ve gizli entrikalardan, planlardan ve komplolardan uzak temiz askerlerdi de onlara iftira mı atıldı? Bunu söylerken ne kadar emin konuşabilirsin merak ediyorum. Yoksa sırf taktik icabı bunların iftira olduğunu mu söylemek gerekiyor sizin çevrelerde?
Son olarak da Ergenekon ve Balyoz davalarının gerçekten tamamen iftira olduğunu ve Şener Eruygur veya Çetin Doğan'ın veya Veli Küçük'ün aslında masum olduğuna mı inanıyorsun? Bu adamlar aslında işinde gücünde, siyasetten ve gizli entrikalardan, planlardan ve komplolardan uzak temiz askerlerdi de onlara iftira mı atıldı? Bunu söylerken ne kadar emin konuşabilirsin merak ediyorum. Yoksa sırf taktik icabı bunların iftira olduğunu mu söylemek gerekiyor sizin çevrelerde?
Elbette aralarında bir sürü suçlu var. Fakat adil yargılanmak herkesin hakkı. Bu dava kirli işler çevirenleri cezalandırmaktan çok aralarında hiç suçu olmayan muhalifleri sindirmek amacıyla kullanıldı. Hanefi Avcı ve Ahmet Şık -ki biri sosyalist gazeteci, diğeri solculara yaptığığı işkencelerle bilen bir emniyet müdürü- aynı örgütle ilişkilendiriliyor. Bu ikisinin tek ortak noktası cemaat aleyhine kitap yazmaları. Şimdi bunu görünce bu davamın esas amacının muhalifleri sindirmek olduğu gayet açık hale geliyor.
Askerlerin elbette yargılanması gerekir. Ama öncelikli olarak yargılanmaları gereken konular terörle mücadele adı altında Doğu'da yedikleri haltlardır, eğitim zaiyatlarıdır, cezaevlerindeki mahkumlara yapılan işkencelerdir.
Askere Roboski katliamının hesabını sormadıktan sonra bu davalarla adalet mi sağlanmış olacak? Bu katliamı örtbas etmek darbe planı hazırlamaktan daha masum bir fiil değildir.
Türklerin çoğu iki yüzlülükle Ergenekon ve Balyoz'a gösterdikleri tepkiyi KCK davalarına göstermediler. Oysa Ergenekon yüzünden bazıları ne kadar mağdursa bazıları da KCK yüzünden o kadar mağdurlar. Onlar da uyduruk suçlarla içeride tutuluyorlar. BDP de Ergenekon'a destek vermedi ama onların haklı sayılabilecek gerekçeleri var. Zaten adil yargılanmaya da yeterince vurgu yaptılar. Bir de Balbay'ın kendisi dedi geçen. KCK davasının Ergenekon'dan bile daha büyük bir hukuk skandalı olduğunu söyledi.
Apo ile röportaj yaptı diye, yazdığı haber örgüt propagandası sayılarak tutuklanan gazeteciler var. Ama artık ana akım medya bile sayfa sayfa Öcalan'ın beyanatlarını yayınlıyor. Bu adamlar öyleyse neden halan içerideler? Üstelik adamları içeride tutuyorken kendin gidip Apo'yu muhattap alıp çözüm süreci başlatıyorsun. Öyleyse bu adamların suçu neydi?
Pozantı'da çocuklara yapılan iğrenç muameleri haber yapıp konunun üstüne giden gazetecileri bile içeri tıktılar.
Ergenekon, Balyoz gibi davalar büyük oranda ulusalcıları, Türk solcuları sindirmek amacıyla kullanılmışken KCK ise tamamen Kürt muhalefetini sindirmek amaçlı kullanıldı.
Balbay'ı bilmediğimiz bir sebebe binaen bıraktılar, diğer vekilleri ise bırakmadılar. Oysa o vekiller de aynı şartları sağladıklardan tahliye edilmeliydiler. Demek ki bunların derdi bir kez daha görülüyor ki hukuk falan değil.
Oda TV davası: Yalçın Küçük ve Hanefi Avcı tahliye edildi! (http://haber.sol.org.tr/devlet-ve-siyaset/oda-tv-davasi-yalcin-kucuk-ve-hanefi-avci-tahliye-edildi-haberi-84051)
Enteresan...
Bu ikisi de elbette adil yargılanmadılar, düzmece delillerle suçlanıp, bunlarla mahkum edildiler. Ammavelakin adalet, bu adamların salınmasını değil adil şekilde yargılanıp sahiden işledikleri suçlardan mahkum edilmelerini gerektirir. Yalçın Küçük'ün çevirdiği fırıldaklar muhtemelen hayatının sonuna kadar içeride kalmasına, olmadı yaşından dolayı falan ömür boyu ev hapsi cezası almasına yeter. Hanefi Avcı'nın ise kirli ilişkileri ya da en azından gözaltındakilere yaptığı muamelelerden dolayı mahkum edilmesi gerekir.
Hoş, bu adamların bu sebeplerden mahkum edilmeleri bunların laciverti olup da Akp'nin güdümünde olan pek çok kişinin de yargılanmasının önünü açar. Malum, Akp'nin işkencecileri, Hrant'ın öldürülmesine göz yumanlar, kirli ilişkilerin odağında yer alan bir kısım kamu görevlileri falan terfi alıp Akp tarafından biraz daha tepelere çıkarıldılar.
Keza askerler de adil şekilde yargılanmalılar, mevcut uyduruk suçlamaların değil Doğu'da terörle mücadele adı altında yedikleri haltların, eğitim zayiatlarının falan hesabını vermeliler. Tabi o zaman bugünkülerden evvel yargılanmaya şimdi çoktan emekli olmuş, Akp için sıkıntı yaratmadığı için dokunulmayan askerlerden başlanması lazım.
Akp'nin işin ucu kendilerine dokunmadığı sürece ne darbecilerle, ne de hak hukuk tanımayan asker, polis ve diğerleriyle bir sıkıntısı olmadığı için bunların gerçekleşmesini ummak saflık olur.
Hanefi Avcı gibi solculara yaptığı işkencelerle tanınan bir emniyet müdürü ile Ahmet Şık gibi solcu bir gazetecinin aynı örgütle ilişkilendirildiği (üstelik bu iki ismin tek ortak noktaları cemaat aleyhine kitap yazmış olmalarıyken) bir davanın düzmece olduğunu anlamamak, ortada adil bir yargılama olduğuna inanmak için saf olmak lazım.
İngiliz bir gazeteci daha geçenlerde aynı şeye vurgu yapıp durumun tuhaflığından bahsetmişti. Şİmdi aradım da bulamadım.
postalmarx
25-12-2013, 14:12
Murted, her dediğine katılıyorum.
Bence insanların yaptıkları temel hata Cemaati ABD ile ilişkilendirmek değil. İlişkiyi köle sahip ilişkisi gibi anlamak. Aynı hatalar Cemaat/AKP, ABD/Israil, ABD/Bin ladin, ABD/UK veya ABD/AB ilişkileri hususunda da yapılıyor. Halbuki bunların hepsi ortak çıkara dayalı. Bu mantık hatasının bir ismi olmalı, ama varsa ben bimiyorum. Biraz post hoc'a benziyor. Nasıl korelasyon etki-tepkinin kanıtı değilse, iki gurubun ortak çıkarları doğrultusunda işbirliği yapmaları birinin diğerine emir verdiği anlamına gelmez. Kimsenin kimseye emir vermediği anlamına da gelmez. Ayrıca ikisi de üçüncü bir yapı tarafından yönetiliyor olabilir. Bu sonuçların hiçbirisine sırf iki gurubun beraber hareket ettiğinden varamayız. İnsanların olayı köle/sahip ilişkisine indirgeme yönelimi entellektüel bir tembelliktir.
"Bunlar Amerikanın uşağı,"
deyip işin içinden sıyrılmak varken ortak çıkarları, anlaşmazlık halinde grupların birbirlerine karşı uygulayabilecekleri yaptırımları, kullanabilecekleri kozları araştırmaya, grupların monolitik olmadığını, içinde farklı görüşten insan barındırdığını ve bunların da grup içi sürtüşmelere, çıkarların ve hedeflerin değişmesine yol açacağını anlamaya ne gerek var? Tıpkı bazı dindarların dünyanın nasıl oluştuğunu, hayvanların nasıl türediğini, vs..
"Allah Yaptı"
diyerek aşmaları gibi.
Şu kaçınılmaz bir gerçektir: ABD ve Gülen Cemaatinin ortak çıkarları mevcut. Mesela adam gidip Rusyanın arka bahçesinde okul açıyor, ki bunlar bölgenin en iyi okullarından biliniyor, ve bu okullar da öğrencilerinin Türki ve Müslüman kimliklerini güçlendirerek, Turanı aşılayarak, Rus hegomonyasından uzaklaştırıyor. Amerikadaki istihbarat odakları zaten Soğuk savaşı tam olarak bitmiş görmüyor, tam olarak da bitmiş değil zaten ama bitse de görmemezlikten gelirler, çünki tehlike bitti algısı çok yayılırsa işlerinden olmaktan korkarlar. Ama Rusyayı zayıflatma amacını bir kenara bırakalım bu ülkelerin müthiş doğal kaynakları var, işin içinde Rusya olmasa da bu yüzden Gülenin Orta Asyada açtığı her okul CIA'yi dört köşe ediyor ve Gülene her türlü desteği veriyorlar. Fakat bu da demek değildir ki Gülen ABD'nin kuklasıdır. Yarın öbür gün çıkarları uyuşmadığında pek tabiki de külahları değiştirebilirler. Tıpkı Tayyiple olduğu gibi.
Zaten Gülenin ABD'nin kuklası olduğuna inansam, belki burada bazı Ateislerin de yaptığı gibi Fetoya ben de hocaefendi diyeceğim, gezideki tavırlarına rağmen. Çünki soğuk savaşta Batı Almanya ne idiyse, şimdi de "Terörle Savaşta," Türkiye odur. İstiyorlar ki Iranlıların açlıktan karınları guruldarken, liderleri Şeytan Amerika propagandası yaparken, aynı zamanda Türkiyedeki sıradan insanları televizyonda Mercedes'e binerken görsün. Bir de tabi 1. dünya savaşında olduğu gibi Türkiyenin kaybeden tarafla ittifak edip, istilaya uğraması. Amerikalıların Irağı ne hale getirdiği malum, öyle bir durumdan olan korkum, ABD emperyalizminden olan korkumdan kat kat öte.
İstemeye istemeye ABD emperyalizmi diyorum, çünki başka bir terim yok bunun için, ama bu emperyalizm eski emperyalizmler gibi değil. Oldukça farklı, anakronik bir terim kullanıyoruz. Ve her kullanıldığında içimden biraz "bullshit" diyorum. Aslında post modern emperyalizm veya başka bir isim bulup eski imparatorluklardan farklarını iyi analiz etmemiz lazım. Çünki yıl olmuş 2013, teknoloji, insanların bilgiye ulaşımları, ve hassasiyetleri değişmiştir. Gaye stratejik ham maddelerin kontrol altına alınması, bu bakımdan ne İngiliz, ne de Sovyet emperyalizminden bir farkı yok. Ancak yöntemler çok farklı. Bence bu imparatorluk içten göçecek.
Bir başka yanlış algı da ABD'yi sanki monolitik bir yapıymış, sanki tamamen gizli odaklardan yönetiliyormuş algısı. Hayır kardeşim ABD bir muz cumhuriyeti değil. Tabiki seçilmemiş bürokratlar belki de 50 sene ileriye giden planlar yapıyor. Ama sonuçta o hafta hangi islamıcının kumandılı uçaklarla öldürüleceğine Obama karar veriyor. Kaldı ki kongrede hep önünü tıkıyorlar Obamanın. İç politikada 2010'dan beri adım atamıyor, ne yapacak dış politikaya yönleniyor. Ayrıca bu bürokratlar da her konuda hem fikir değil, ve birden fazla plan var arasından Obamanın seçebileceği. Obama istese, Bush gibi bütün işi belli bir kesim (neocon) bürokratlara da bırakabilirdi, ama bırakmıyor, çünki dış politikada tam yetkili. Şöyle anlatabilirim belki: Obamanın BOP'si Bush'un BOP'sinden farklı.
Bir de Tayyibin bunu neoconlar yapıyor demesi çok abes. Neoconlar iş başında değil ki, zaten ahmak ve yolsuz olduklarını ıspatladılar. Amerikan halkını iyi bellediler. Irak savaşında Başkan yardımcısının eski şirketi Halliburton ABD'ye bir yağ filtresini $85000'dan sattı. Aklıma bizim meclisteki koltuklar geldi. Aynı numara, ama bizmkiler en azından 100,000 masum insanın kanını akıtmadı. Amerikan vergi mükellefi Iraq'tan beş kuruş elde etmedi. Doğrusu pek üzülmedi, herkes bunun petrol savaşı olduğunu biliyordu, ve savaşı destekleyerek kendileri kaşındılar. Hatırlıyordum üniversiteden bir arkadaşımla ICQ'da veya MSN'de derleşiyorduk mevzu Iraq'a gelince bana, "Valla ekonomi için iyi olacaksa olsun dedi," bir daha konuşmadım kendisiyle. AKP cumhuriyetçiler ile tıpatıp uyuşuyor, kürtaj polimiklerinden tut, din sömürüsü, çevre düşmanlığı ve evrim reddiyesine kadar, sanki fotokopisi.
Neyse, Erdoğan kesin gidici gibi gözüküyor. Hayırlısı inşallah.
Neyse, Erdoğan kesin gidici gibi gözüküyor. Hayırlısı inşallah.
gidecek gitmesinede yerine hayırlısımı gelecek? hiç sanmıyorum... öyle başa böyle tarak.. yersek böyle
dedim ya f tipi yapilanma cok daha tehlikeli... rte den kurtulacagiz belki.. ama f tipinde? asil sorunsalimiz bu bence..
postalmarx
25-12-2013, 18:26
Gülen Cemaatinin ABD'ye bakışı herhangi bir İslamcınınkinden farklı olamaz. Yani ABD Kafir Batı'nın, İslam'ın ezeli düşmanı Hristiyan dünyasının en güçlü üyesi ve hamisi olarak, İslam'ın da baş düşmanıdır ve aslında Allah tarafından Müslümanlara vaad edilmiş şanı ierefi izzeti kudreti ve dünyanın kendisini, yani Müslümanın meşru malını haksız yere gaspetmiş bir kuvvet olarak nihai düşmandır. Arap dünyasındaki İslamcılar olsun Gülen Cemaati olsun bir "yeniden diriliş" hayal etmekteler bu da eski İslam İmparatorluğunun yeniden inşası ve Batı'nın fethedilmesi, Müslümanların kafirler karısında güçsüz durumda olmasına son verilmesi hayalidir.
Arap Dünyasının İslamcıları Arap ülkelerinin laik rejimlerini ve bu arada Suudi devletinin ABD ile ittifaklar kuran "hain" hanedanını da değiştirip, ele geçirip hilafeti bu şekilde kurmak istiyorlar. Irak'ta ve Suriye'de iç savaş çıkarmak istemelerinin sebebi budur.
Türkiye'deki İslamcılar da tabi diğer İslamcılarla konuşmadan da ortak hedefe varmanın yolunu aynı şekilde rejimi ele geçirmek, İslami devlet kurmak, sonra da birleşip bir Hilafet yani İslam İmparatorluğu kurmak, ve Batı'ya kafa tutmak olarak görüyor.
Gülen Cemaati uzun vadeli ve sinsi hareketlerle, yasal çerçevede kalmaya çalışarak bu hedefe yürürken Arap İslamcıları ellerinde kaleşnikof ve bazokalarla, intihar yelekleriyle bu işi yapmaya çalışıyor.
Bu yüzden ABD ile Gülen hareketi arasında bir kankalık olduğundan bahseden adamlar ciddiye almaya değmez ahmaklardır.
Aynı şey Tayyip için de geçerli. Tayyip ve Milli Görüş hareketi de Gülen Cemaati gibi mümkün olduğunca yasal çerçevede kalarak devleti İslama yaklaştırma hedefiye, Gülen Cemaatinden bağımsız ayrı bir gelenek olarak, ve cemaatleşme yerine partileşme stratejisi izleyen, ama nihai hedefini hiçbir zaman unutmayan İslamcı bir harekettir.
O yüzden Tayyip için "ABD veya İsrail ajanı" falan diyenler demagoji yaparak bir kaç safı kandırma, ve askeri vesayet düzenini deva ettirme yolunu arayan uyanıklardır. Dürüst insanlar değillerdir.
Tayyip olsun Gülen olsun "köprüyü geçene kadar ayıya dayı deme" konusunda esnektir. Tayyip Gülen'e göre daha sert ve taviz vermez adamdır. Ama ikisi de Bin Ladin veya Zevahiri gibi adamlara göre çok daha tavizci ve uyuşmacıdır. Ama bu metot farklılığıdır.
Tayyip bence Türkiye'yi kendi ömrü yetip İslam devleti yapabileceğine inanmamakla birlikte en azından sağlam bir ekonomiye sahip güçlü bir Türkiye kurup, eğitimde ve kültürdeki laik tekeli kaldırarak gelecek nesillere dair Hilafet hayalini saklı tutuyor. Cemaat ise belki bu aralar "Humeyni gibi gelme" hevesine kendini kaptırıp uzun vadeli düşünebilme basiretini kayetmiş gibi duruyor. Halbuki 90larda Refah Partisinin adamları aynı derecede taviz vermeye yanaşmayan ve kısa vade düşünen adamlarken Cemaat ve Gülen daha temkinli uzun vadeli düşünen aklıselim görüntü çizmişti. Refah "olayı koparttık" havasındaydı.
Bugün ise Gülen iyice yaşlandığı için heralde, ve Askeri Vesayetin yıkılması ile artık "Humeyni gibi dönme" olayını artık kendisi hakettiği için, iyice yaşlanıp ölmeden ömürlerinin emeğinin semersini dünya gözüyle görme hevesinin yarattığı acelecilik ile heralde bir anda basiretli düşünebilmekten uzaklaştılar, ve bütün ülkeye ve bugüne kadar İslamcı hareketin de bütün emeği ile kazandığına zarar verebilecek bir "ya benimsin ya toprağın" çılgınlığına giriştiler ve ortalığı ateşe verdiler. Bence Gülen'in Tayyip'ten nefret etmesinin tek sebebi Türkiye'de askeri vesayetten boşalan yeri kendine layık görmesindendir. Belki Pensilvanya'da bir ufak odada kala kala artık rasyonel düşünebilmekten uzaklaştı ve Türkiye'nin gerçeğini tam anlayamıyor.
Amerika açısından ise hem Tayyip ve Gülen desteklenmesi gereken adamlardır çünkü İslam Dünyası içinden bugünlerde öyle adamlar çıkıyor ki bunların eline bir nükleer silah geçse herhangi bir Batı şehrinde bunu patlatacak kadar fanatik insanlar var. Bunların Ortadoğuda siyaset dışı ve silahlı mücadeleleri de yarattığı asayiş ve güvenlik problemi ile tüm dünya ekonomisine zarar veriyor. Daha kötüsü ise bu ülkelerin "petrol fiyatı varil başına 200 dolar oalcak" diyen Bin Ladin gibi adamların eline geçme olasılığı. Tüm dünya ekonomisi pamuk ipliğine bağlıdır. Karşıda ise taviz vermez, ekonomik dengeleri umursamayan, genel olarak insan hayatını umursamayan fanatikler var.
Bunun kısa vadede çözümü yoktur. Yani Uriel'in bir diğer başlıkta bahsettiği "Batılılaşma" veya "İslamı bırakma" hayaldir. Ortadoğuda önümüzdeki 5-10 senede topyekün bir İslam'ı terkediş ve laik ve demokrat oluş görmeyeceğimiz çok muhtemel.
Ama en azından bu fanatik İslamcıların yerine daha ılımlı Müslümanlar, Batı ile diplomatik ilişki kurarken takım elbise giyecek insanlar olsa, mesela yerde bağdaş kurup kaleşnikof önünde Arapça tehditler ederek Batı'yla ilişki kuran adamlar yerine kravat takacak ve BM toplantılarına katılacak falan adamlar olsa. İran gibi mesela gene Batı düşmanı bile olsa en azından tamamen konuşmak dahi istemeyen adamlar yerine daha ılımlı daha mantıklı daha az fanatik insanlar olsa.
İşte bu açıdan Gülen Cemaati veya Tayyip gibi adamlar bir MODEL olma konusunda ABD için daha evla görülen şeylerdir. Bu demek değildir ki ABD inanıyor ki Türkiye'deki ılımlı Müslüman iktidarı ve yaşam tarzı ve kültürü bir ilham kaynağı olmak dışında bir güce sahiptir. Ve bu demek değildir ki "ılımlı islam diye yeni din çıkaracaklar, aslında bunlar gizliden İsrailci olacak, Kürtçü olacak ve şeytana tapıp Müslüman çocukların kanını içecekler". Ama maalesef bizim ülkede akılı siyasi tartışma diye bunlar var. TürkSolu diye bir "sol" derginin kurucusu değil miydi Gül ve Tayyip'i gizli siyonist falan ilan eden?
ABD'dinin "Rusya'nın Orta Asyadaki nüfuzunu zayıflatacak bir Turancı-Müslüman misyonerlik faaliyetini" çok önemli bulacağını düşünen arkadaşım bence dünyanın ne kadar büyük ve Gülen Cemaati ve okullarının ise ne kadar küçük ve önemsiz olduğunu bence farketmiyor.
Siyasi analiz yaparken en büyük hatamız şöyle bir hezeyanlı varsayımdan yola çıkmamız: "Biz Türkler olarak bütün bu dünya siyaset kavgasının merkezinde ve bütün büyük ülkelerin asıl saplantısı olan, kıskanılan ve arzu edilen ve bütün gizli entrikaların nihai amacında ve hedefinde olan ülkeyizdir heralde, ve şeytani planların yıkılması ve İyi Tarafın (yani bize benzeyen insanların ırkının) kazanması için de kilit ülke ve hatta Tanrı tarafından ve tarih tarafından kendine özel bir misyon verilmiş kilit millet biz olmalıyız heralde, aksi halde ben bu hikayenin asıl aktörü değil de kenardaki önemsiz figuranlarından olsaydım niye ben bir Türk olarak varım ki? Ben en önemli bir varlığım (çünkü dünyaya benim gözlerimden bakıyorum), benim bakış noktam da bütün bu tarihin ve hikayenin merkezinde biryerde olmalı, başka türlüsünü hayal bile edemiyorum."
Kısacası ABD için tek önemli olan enerji kaynaklarına sahip ülkelerdeki rejimlerin aklı başında ve ticaret yapmak isteyen, yeri gelince petrol musluğunun başında oturup tüm dünyaya şantaj yapmayacak, ve bu arada mümkünse medreselerinde çocuklara kaleşnikof kullanmayı ve Amerikalı öldürmenin farz-ı kifaye olduğunu öpretmeyecek rejimler olmasıdır. ABD için de bizim için olduğu gibi önemli olan dünyada istikrardır. ABD'liler "sömürmek" yerine sadece ticaret yaparak da gayet güzel yaşayabiliyorlar. Çalışkan yaratıcı insanlar. Sömürmek de görüldüğü üzere hem diğer sömürmek isteyen büyük güçler olduğundan hem de sömürülenlerin ayaklanmalarıyla uğraşmanın masrafı astarından pahalıya geldiğinden (ki binlerce yıl sürmüş imparatorluklar devrinin 1950lerde kapanmasının asıl sebebi budur) pek kolay olmadığı için ve ABD zaten kuruluşunda bir İmparatorluğa savaş vererek ve yayılmacı olmama ve diğer ülkeler ticaret yapma prensibi ile kurulduğu için zaten siyasi analiz yaparken öküz altında buzağı aramaya gerek yok. ABD tabi kendi menfaatleri için dünyada oraya buraya müdahele edip rejimleri değiştirmiş, askerlerini oraya buraya göndermiş savaşmıştır, ama burada yapılmak istenen fanatik değil ama fanatiklerin "kukla devlet" deyip düşman ilan ettikleri dünyanın geri kalanının da "uzlaşmaya yatkın, konuşmaya açık, aklı başında" insan olarak tanımladığı insanların rejimde olduğu, Saddam gibi sağa sola savaş açmak yerine Maliki gibi fahiş fiyata Batı'ya petrol satan; İran gibi dünyaya kafa tutup nükleer silah geliştirmeye çalışmak yerine Türkiye gibi fazla etliye sütlüye karışmayıp sadece durduğu yerden bağıran ve kendi işine bakan, üreten tüketen ticaret yapan, dünyayla uygar diplomatik ilişkiler kuran ve başka milletlerin itirazlarını ve şikayetlerini kaale alan (ve bu arada mümkünse kendi insanına da zulmetmeyen) insan gibi rejimler olsun istiyor. Ekonomi için en önemli şey asayiştir. Bu mahalle ölçeğinde de böyledir, uluslararası ölçekte de.
Şüpheci Dinsiz
26-12-2013, 23:54
Sevgili sosyalmarx,
Forumu terkettiğinizi yazmışsınız, doğru olmadığını umarım. Her şeyden önce forum, kurallara uyan tüm üyelerindir, kendinizi forumda "misafir" gibi hissetmeniz yanlıştır. Önceden de söylemiş olduğum gibi, "siz ve ötekiler" tavrınızı bırakın, o zaman muhtemelen anlaşmanın, uzlaşmanın, birlikte yaşamanın bir yolunu buluruz.
Deist_tr peki bu olayı Türkiye'nin iç dinamikleriyle açıklamaya çalışssak olmaz mı? "Dış mihraklar" denilen mistik ve efsanevi şeyin etkisi olmadan da burada 70 milyon insanın kendi siyasi diyalektiği mesul olamaz mı siyasetteki gelişmelerden?
Dış mihraklar mistik ve efsanevi bir olgu değil gerçektir. Her ülke, çeşitli sebeplerle diğer ülkelere müdahale eder, içindeki elverişli grupları kullanarak manipüle eder. Gücü daha fazla olan ülkeler bunu daha fazla ve daha etkili yaparlar. Örneğin, manipüle edeceğiniz ülkenin halkını etkilemek yerine iktidarını seçmeniz yeterlidir, hem daha ucuza mal olur, hem daha verimli olur.
İkinci olarak mevzuyu açıklamaya çalışırken "karşı tarafta" gördüğün insanların (mesela AKP ve Cemaat) tamamen ahlaksız insanlar olduğu varsayımıyla hareket etmesek? Sence mesele "ihalelerden pay verme" falan etrafında mı dönüyor? Yani bu adamlar zaten hırsız, hiçbir ahlaki değere sahip değiller, aralarında da para yüzünden mi kavga çıkmış?
Medyada ağırlıklı olarak 3 seçeneğin konuşulduğunu, ancak, ABD güdümünde 1+2. seçenekleri daha gerçekçi bulduğumu söyledim. "İhalelerden pay verme" hedesi gerçekçi bulduğum bir seçenek değildi.
Paragrafın geneli için şunları söyleyebilirim:
AKP ve Cemaatin tümünün ahlaksız insanlardan oluştuğunu söyleyemem, ama yönetici konumunda olup dürüst olmayanlarından çok tanıdım, bazı kirli işlerini ve alışverişlerini gözlerimle gördüm. Örneğin Cemaat görevlisi olan bölge imamlarının bazı iş ilişkisi içinde olduğum insanlardan çanta dolusu paralar aldığını gördüm.
Birinde, Cemaat, bizim elemana Afrika'da ticaret yollarını açmıştı, eleman da Cemaat'e satış primi ödemişti. Aslında, bana göre standart bir ticari ilişkiydi. İşin ahlaksız yanı ise bu ticaretin din-iman-sevap-cihad süsü verilerek yapılmasıydı.
Bir başkasında, elemana belediye ihalesi verilmişti, aynı şekilde eleman Cemaat'e satış primi ödemişti. Ne var ki, bu düpedüz yolsuzluktu bana göre. Ahlaksızlığın boyutu değişmiş, artık hileye, ihaleye fesat karıştırmaya dönüşmüştü.
Üçüncü olarak RTE'nin partide tek adam olmasını kınarken acaba Baykal'ın, ve ondan önce Ecevit'in ve ondan önce İnönü'nün ve ondan önce de MKA'nın tek adam olmalarına ne diyorsun? Bahçeli'nin ve ondan önce Türkeş'in partilerinde tek adam olmalarına ne diyorsun? Sence bu durum AKP'ye ve RTE'ye has bir durum mu yoksa Türkiye siyaset geleneğinin çapı mı bu kadar?
Genel olarak tüm partilerin durumu aynen söylediğiniz gibi maalesef, hem de yıllardır böyle. Bunun nedenlerini ayrı bir başlıkta tartışabiliriz. Kısaca ifade etmem gerekirse, "siyasilerimiz, halkımız böyle" demeyip, parti başkanları siyasileri "iradesi güçlü, halkı için kendisini feda etmeye hazır idealist insanlardan değil böylelerinden seçiyorlar" diyeyim.
Atatürk'ün durumu tüm diğerlerinden farklıdır. Bunu da ayrı başlıklarda konuşabiliriz.
RTE'yi diğerlerinden ayıran özellikler vardır. Bu uzun bir konudur. Kısaca, "rejimle ilgili geçmişin kinini taşıyor oluşu, şeriat ülküsü ve egosu sebebiyle yapabileceklerinin sınırı yoktur" diyeyim. Yapabileceklerini kısmen gördük, görmediklerimizi ise hayal gücünüze bırakıyorum.
Yoksa sırf taktik icabı bunların iftira olduğunu mu söylemek gerekiyor sizin çevrelerde?
Bizim çevrelerde? Beni başkasıyla mı karıştırdınız? Bunu tekrar yapmayın ki hakkınızda olumsuz düşünmeyeyim.
Son olarak da Ergenekon ve Balyoz davalarının gerçekten tamamen iftira olduğunu ve Şener Eruygur veya Çetin Doğan'ın veya Veli Küçük'ün aslında masum olduğuna mı inanıyorsun? Bu adamlar aslında işinde gücünde, siyasetten ve gizli entrikalardan, planlardan ve komplolardan uzak temiz askerlerdi de onlara iftira mı atıldı? Bunu söylerken ne kadar emin konuşabilirsin merak ediyorum.
Ergenekon ve Balyoz davaları tamamen düzmecedir. Ordu içinde rütbesini hak etmeyen, görevini kötüye kullanan, ihanet eden insanlar varsa, ki; mutlaka vardır, bunlar bile, tekrar ediyorum, bunlar bile adil yargılanmayı hak ederler. Peki, adil yargılanmışlar mıdır? Hayır.
Bunu söylerken çok emin konuşuyorum, çünkü iddianameyi kişiler bazında parça parça okudum, insanların savunmalarını dinledim, ortada somut kanıt yok, üretilmiş tutarsız kanıtlar var, iddialarda akıl ve mantık yok, bir meczubun veya tetikçinin iftiraları, uydurmaları veya ısmarlama yalanları üzerine bina edilmiş tasfiye operasyonudur.
Doğu Perinçek'i seversiniz, sevmezsiniz ama aşağıdaki videoyu sonuna dek izleyin, hakkındaki iddiaları ve verdiği cevapları dinleyin, iddianamenin zayıflığından, keyfiliğinden, akıl dışılığından, tarafgirliğinden, savunma sonucunda verilen karardan utanacaksınız.
https://www.youtube.com/watch?v=7OaVVVtbst8
kaanuni ve Lutwik ağabeye kimsenin, kimsenin adamı, ajanı, tek emeli ABD'ye hizmet olan birileri olmaması konusunda katılıyorum.
Bence insanların yaptıkları temel hata Cemaati ABD ile ilişkilendirmek değil. İlişkiyi köle sahip ilişkisi gibi anlamak. Aynı hatalar Cemaat/AKP, ABD/Israil, ABD/Bin ladin, ABD/UK veya ABD/AB ilişkileri hususunda da yapılıyor. Halbuki bunların hepsi ortak çıkara dayalı. Bu mantık hatasının bir ismi olmalı, ama varsa ben bimiyorum. Biraz post hoc'a benziyor. Nasıl korelasyon etki-tepkinin kanıtı değilse, iki gurubun ortak çıkarları doğrultusunda işbirliği yapmaları birinin diğerine emir verdiği anlamına gelmez. Kimsenin kimseye emir vermediği anlamına da gelmez. Ayrıca ikisi de üçüncü bir yapı tarafından yönetiliyor olabilir. Bu sonuçların hiçbirisine sırf iki gurubun beraber hareket ettiğinden varamayız. İnsanların olayı köle/sahip ilişkisine indirgeme yönelimi entellektüel bir tembelliktir.
Benim çok bir şey söylememe gerek kalmamış, aynen katılıyorum. Amerika'yı yeniden keşfetmeye gerek yok. :) Ama gene adettendir, aynı minvalde bir şeyler de ben söyleyeyim.
Bu gün kafa kesip ciğer yiyen radikallerle İsrail ve ABD Suriye'de aynı saftalar. Çünkü çıkarları ortak. Bu radikalleri, ABD'nin ya da İsrail'in adamı yapmaz. Çünkü bu adamlar fırsatını bulunca ABD ve İsrail'e de acımayacaklardır. Nitekim başka cephelerde onlarla da savaştadırlar.
PKK'yı düşünelim. En azından kurulduğunda Marksist bir örgüt olan PKK, ABD'den de yardım almıştır. Marksist bir örgüt bir emperyalistten nasıl olur da destek alır? PKK, Türkiye ile savaşı daha öncelikli gördüğünden ABD ya da Türkiye'nin sorunlu olduğu komşularıyla işbirliği yapmaktan çekinmez. Bu PKK'yı ABD'nin ya da bir başkasının adamı, uzaktan kumandalı robotu yapmaz.
İnsanların çoğu Tayyip'in, Fethullah'ın ABD ile komutan-er ilişkisi içinde olduğunu zanneder. Yani Tayyip ve Fethullah esasında ABD'ye hizmet için vardır. Bu düşünce çok yanlıştır. Elbette birbirlerine tahattütlerde bulunurlar, birlikte hareket ederler. Ancak bu iş menfaatlerin ortaklığıyla ilgilidir, bu, sahip-köpek ilişkisinden başkaca bir şeydir.
http://i.sozcu.com.tr/wp-content/uploads/2016/09/3-56.jpg
AKP'li 12 milletvekilinin Pensilvanya'da yaşayan FETÖ lideri Fetullah Gülen'i ziyaret fotoğrafı ortaya çıktı. 2012'deki bu ziyaretin, Erdoğan'ın dershane ve MİT krizi nedeniyle ‘cemaat'le kavga ettiği dönemden sonra gerçekleşmesi de dikkat çekti.
AKP'li milletvekilleri, 2012'de Boston şehrinde Fetullah Gülen cemaati tarafından organize edilen ‘Kültür Günleri' programına gitti. Gezinin bir bölümünde "Haydi Pensilvanya'ya gidiyoruz” bilgisi verildi. O tarihte 12'si de milletvekili olan grup terör örgütü lideri Fetullah Gülen'e gitti. Birlikte orada ikindi namazı kıldılar. Sonrasında yaklaşık 30 dakika sohbet ettiler, hatıra fotoğrafı çektirdiler.
ŞU ANDA İKİSİ DE AKP'DE YÖNETİCİ
----/-----
http://i.sozcu.com.tr/wp-content/uploads/2016/09/2-78.jpg
http://www.sozcu.com.tr/2016/gundem/hepiniz-oradaydiniz-2-1411012/
Başbakan Yardımcısı ve Hükümet Sözcüsü Numan Kurtulmuş, Bakanlar Kurulu toplantısı açıklamalarda bulundu. Kurtulmuş, SÖZCÜ’nün bugün manşetine taşıdığı, AKP’li 12 milletvekilinin Pensilvanya’da yaşayan FETÖ lideri Fetullah Gülen’i ziyaret fotoğrafına ilişkin “Bunlar değerlendirilir†dedi. Kurtulmuş, örtgünü ‘gizli haberleşme sistemi’ ByLock’ı kullandığı iddia edilen AKP’liler için ise “ByLock'la ilgili devam eden soruşturma devam eden bir soruşturmadır. Bu tür söylentiler üzerinden AK Parti ve AK Partili siyasetçileri töhmet altında bırakmanın doğru olmadığı kanaatindeyim. Doğru olan bilgiler varsa gereken adımlar atılır†yorumunda bulundu. Kurtulmuş ‘yeni kalkışma’ iddiaları için ise “Bu yönde bir rapor yok. Halkı endişeye ve telaşa sürüklemenin de bir alemi yok†dedi.
http://www.sozcu.com.tr/2016/gundem/numan-kurtulmusdan-gulenle-gorusen-akpliler-yorumu-1412074/