PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Oya Baydar: Bu bir ihbar mektubu


xcan
19-06-2013, 14:52
Oya Baydar: Bu bir ihbar mektubu

Yazar Oya Baydar, bugün T24'deki köşesinde Başbakan'a seslendi. Baydar, Erdoğan'a suç duyurusunda bulundu. Erdoğan'ı şikayet etmek için değil, uyarmak için!

19 Haziran 2013 Çarşamba 11:52

http://www.yurtgazetesi.com.tr/images/haberler/oya_baydar_bu_bir_ihbar_mektubu_h36940.jpg Baydar'ın suç duyurusu

Sayın Erdoğan,

Bu mektup size acilen ulaşmalı, çünkü hem bir ihbar mektubu, hem de maalesef çok yakında patlak verebilecek tehlikeli gelişmeleri iş işten geçmeden haber vermeye çalışan bir uyarı mektubu. Suç duyurusu olarak da kabul edebilirsiniz.

Çevreniz çıkar gruplarıyla, rant lobisiyle, ikbâl bezirgânları, bilinçli bilinçsiz ajan provokatörler, bir de siyasî-ideolojik atgözlükleri yüzünden olup bitenleri hiçbir şekilde kavrayamayan akıldanelerle öyle bir çevrilmiş ki en güçlü olduğunuzu sandığınız bir dönemde hızla siyasi sonunuza doğru itiliyorsunuz. Bunlara bir de sizin artık çok iyi öğrendiğimiz kişilik özelliklerinizi, kör inadı tutarlılık sanmanızı, kibrinizi, öfkenizi, “var mı bana yan bakan!” bıçkınlığınızı ekleyince, sadece kendinizi değil, hepimizi, bütün ülkeyi tehlikeye sürüklüyorsunuz. Korkmayın, askerî darbe ihtimali yok; ama sizcileyin muktedirlerin sonu sadece darbeyle gelmez. Son seçimlerdeki yüzde 50’lik oyunuzun (ki bu oy oranına halen sahip olup olmadığınız çok şüpheli, ayrıca miting meydanlarındaki kalabalığa da fazla güvenmeyin) düşüşü engellemeye yetmeyeceği durumlar vardır. Çünkü 50 yüzün sadece yarısıdır ve demokrasilerde oy çoğunluğu işin sadece bir bölümüdür. Yurt içinde ve dünya kamuoyunda kişisel yıpranma, itibar yitimi, güven aşınmasıyla; kendi adamlarınızın bile kapalı kapılar ardında yaptığı “ artık dizginlenemiyor, hepimizi uçuruma sürükleyecek bu adam” muhabbetleriyle; insanın bu kadar gerilimi yüklenemeyip zaten sarsılan ruhsal dengesini, sağlığını yitirmesiyle de gelir.

Yerine ulaşacağından kuşku duyduğum, önünüze konan basın özetleri arasında yer bulabileceğini ve önemseyeceğinizi pek ummadığım bu açık mektup, sizi böyle bir düşüşten ve asıl, ülkemizi uçuruma düşmekten sakınmak için yazılıyor.


Ben kim miyim?


Bu mektup elinize ulaşırsa, “Bize akıl öğretmeye kalkışan bu dili uzun karı da kim?” diye soracağınızı tahmin ettiğim için, hiç hoşlanmadığım halde “ben” demek ve kendimden söz etmek zorundayım: 68 kuşağından, soldan gelen, 27 Mayıs darbesinden bu yana Türkiye’nin çalkantılarının içinde her türlüsünü görmüş, bütün darbelerin acısını çekmiş, askeri kışlaların işkencehanelerinden, hapishanelerinden geçip, 12 Eylül sonrasında 12 yıl mülteci olarak yaşamak zorunda kalmış, meslek hayatı, kariyeri, özel yaşamı alt üst olmuş, yani ülkenin duyarlı namuslu insanlarının ortak kaderini kendi çapında yaşamış 73 yaşını tamamlamak üzere olan bir yurttaşım. Hani iktidar olduktan sonra bile oynamaktan hoşlandığınız mağdur rolü var ya, onu rolde değil gerçekte yaşamış olan milyonlardan biriyim.

Kendimi bildim bileli, ister devletten, ister iktidardan, ister örgütten, ister aileden, babadan, ister sevgiliden kocadan; nereden, kimden gelirse gelsin hotzotçuluğa, otoriteye, baskıya eyvallah demedim. Hani yalakalarınızın bile savunamayacağı sözler söyleyip ortalığı kırıp geçirdiğinizde “Başbakan’ın huyu böyle, üslubu böyle, alışacaksınız” deniyor ya, ben de böyleyim işte, huyum kurusun! Haa, bir de kendime yapılmasını istemediğim, bana yapılırsa isyan edeceğim şeylerin başkalarına yapılmasına da dayanamam, isyan ederim. Bu yüzden hem mağdur oldum hem de mağdurların yanında yer aldım hep: işçilerin, emekçilerin, mazlum halkın, Kürtlerin, bütün “ötekiler”in ve de vesayetçi elitlerin 90 yıldır hayat ve siyaset sahnesinin gerisine itmeye çalıştıkları İslami kesimlerin, küçümsedikleri “karnını kaşıyan” halkın yanında... Bir de unutmadan ekleyeyim: Ayıptır söylemesi sosyoloğum; hani bugünlerde pek moda olan, danışmanlarınızın da sizin de ağzınızdan düşmeyen sosyal bilim dalı. Yani son olayları analiz ederken, çevrenizdekilerin bir bölümü gibi işkembeden atmadan, gerçekleri eğip bükmeden, siyaseten değil objektif kriterlerle değerlendirmeyi bilirim. Hiçbir örgütsel-siyasal bağlantım, hiç kimseden, hiçbir kesimden en küçük çıkar beklentim, adalet-özgürlük-barış mahallesi hariç hiçbir mahalleye mensubiyetim olmadığı için de, kafa ve vicdan özgürlüğümün önünde kısıt yok. Bazı kesimlerin varlık nedeni haline gelmiş, psikolojik saplantı olmuş AKP düşmanlığım da yok. Bana göre iyi olanı, benim değerlerime doğrularıma uyanı; söyleyen, öneren, gerçekleştiren kim olursa olsun desteklerim.

Bu yüzden söyleyeceklerime kulak verin. Önümüzdeki zor günlerde, eğer ki hatırlarsanız, “demişti” diyeceksiniz.

Gezi’de ne olduğunu bir de benden dinleyin


“Gezi bir parktan ibaret değil, ne olduğunu anlamıyorsunuz” diyenleri yüzbinlerin karşısında hedef göstererek saldırırken, aslında sizin de Gezi’nin Gezi’den ibaret olmadığını bildiğinizi düşünüyorum. Olayların yirmi günlük seyrini izleyen ortalama zekâdaki herkesin anladığını, bütün cinliğinizle sizin anlamamış olmanız mümkün değil. Parkta çevreci bir protestoyla başlayan olayların ülke çapında isyana dönüşmesi, sandığınız, daha doğrusu kandırılıp inandırıldığınız gibi iktidarınızı hedef almış iç ve dış bilmem ne lobilerinin komplosuyla gerçekleşmedi. Elimizde belgeler var denilerek önünüze sürülen düzmece paranoyak senaryolara inanmayın, güvenmeyin. Bunların bir bölümünü senaristlerinin ağzından veya kaleminden duyduk, okuduk. Siz de can simidi olarak yapıştınız bunlara. Bir komplo teorisi kurduğunuzda, her şey paranoyayı destekleyen kanıt haline gelir, hele düzmece belge ve yalanlarla beslenirse.

Gezi’deki ağaç koruma eylemini topyekûn direnişe ve isyana dönüştüren, ölçüsüz ne kelime, vahşi polis saldırısı oldu. Zamanlar kötü sayın Erdoğan, zamane çocukları da fırlama. Sosyal medya “başbelası” bir yandan, devletin siyasetin demir yumruğuyla henüz tanışmamış 90 kuşağının gözü kara pervasızlığı ve “sus otur”lara pabuç bırakmayan özgürlük ruhu öte yandan, o vahşi saldırının ört bas edilip geçiştirilmesine imkân tanımadı. Taksim’e önce onların, sonra herkesin dalga dalga akışı o saldırıdan sonra başladı. Henüz ne size ve iktidarınıza kast etmiş lobiler vardı ortada ne de Ergenekoncu komplo. Hele de CHP hiç yoktu, istenmiyordu da zaten. Bir süredir herkesi hizaya getirmeye çalışan buyrukçu, kibirli üslubunuza karşı çok değişik kesimlerde biriken tepki, Gezi eylemcilerini en ağır sözlerle suçlamanızdan ve saldırmanızdan sonra büsbütün kabardı. İsyan; hükümetinize, partinize bile değil, bir süredir sizden farklı düşünce, kültür ve yaşam biçimleri benimsemiş bütün insanları aşağılayan, “bunlar, bunlar” diyerek ötekileştiren, dizilerin konusundan ne yiyip ne içeceğimize, nasıl sevişip kaç çocuk doğuracağımıza kadar bütün yaşam alanlarına burnunuzu sokan pervasızlığınıza karşıydı. Başkan Baba’lığınıza karşıydı.

Herkesi zırcahil olmakla itham eden zır-alim danışmanlarınız, akla ziyan komplo teorileri üretmekle meşgul olacaklarına kitle psikolojisi üzerine düşünseler, sizi ona göre bilgilendirseler, üslubunuzu eleştirebilseler, size gerçekleri söyleselerdi işler bu boyuta varmazdı belki. Herkesin: şahsınıza, partinize, iktidarınıza, siyasetinize muhalif olan bütün insanların, partilerin, örgütlerin, sizin seveceğiniz deyimle “bütün karnı ağrayanların”, son zamanlarda aşağılayarak hedef aldığınız bütün kesimlerin “yetti gayri” diyerek Gezi’ye,Taksim’e koşmasından ve ülke sathında yeni Gezi parkları üretmesinden başka ne beklenebilirdi ki o koşullarda... Bu arada, evet: darbe nostaljikleri, devrimciliği askercilik oyunu veya şiddet sananlar ve belki gerçekten de yerli-yabancı ajanlar, buldukları fırsatı neden kaçırsınlar, tabii ki oraya doldular. Ve, bırakın bu çapta bir kitle hareketini, en küçük gösteride birbirleriyle güç yarıştırmak ve kurtlarını dökmek için cam çerçeve kırıp, otobüs yakmaktan çekinmeyen, 80 öncesinin benzer örgütlerinin karikatür devamcısı olan grupçuklar da mevcutlarından daha fazla bayrakları, flamalarıyla oradaydılar. Ve tabii ezilmişliğinden, yoksunluğundan başka kaybedecek şeyi olmayan, mahkûm edildiği hayata itirazını ve öfkesini kör isyanla dile getiren çoğu genç kalabalıklar... Özetle, Gezi bir park olmaktan çıkıp, birbiriyle ilişkisi, ortak amacı olmayan size oy vermemiş öteki yüzde 50’yi birleştiren bir muhalefet odağı haline geldiyse, bu sonucu Beşiktaş Çarşı grubundan terör örgütü çıkarma becerisini göstermiş olan adamlarınız ve bizzat siz yarattınız.

Gelişmeler boyunca her yumuşama ve normale dönüş umudunu kışkırtıcı, cepheleştirici, suçlayıcı söyleminizle yok ederken, komplo teorilerini besleyen yalanları miting meydanlarında kitleleri kışkırtmak için tekrarlarken dolduruşa mı getirildiniz yoksa sizi itidale davet eden yakın çevrenizi dinlemeyip bildiğinizi mi okudunuz, diye soruyorum kendime. Meselâ, köprülerin atılmasına neden olan Cumartesi gecesi saldırısını kimlerin hangi istihbaratı üzerine emrettiğinizi merak ediyorum. Eğer bilinçli olarak çarpıtılmış olmasaydı size ulaşan bilgiler, Gezi parkı direnişçilerinin çadırlarını toplamaya başladıklarını, parkı boşaltmaya hazırlandıklarını, bu işin artık bitirilmesi gerektiği yolundaki sağduyulu çağrıların birbirini izlediğini öğrenirdiniz.

Ortada ağır bir suç var Sayın Erdoğan. Ortada anayasal bir suç var. Ortada demokrasiye kastetme suçu var. Ortada, son beyan ve tutumlarınızla Türkiye’yi dünyadan koparmaya, izole etmeye, yalnızlaştırmaya teşebbüs suçu var. Sizi bu suçlara azmettirenler çevrenizdekilerse onları size ihbar ediyorum. Eğer siz çevrenize rağmen tek başınıza karar verdiyseniz bu uygulamalara o zaman da siz Tayyip Erdoğan’ı Başbakan’a ihbar ediyorum.

Ve yurttaşlık hakkımı kullanarak suç duyurusunda bulunuyorum.
http://www.yurtgazetesi.com.tr/gundem/oya-baydar-bu-bir-ihbar-mektubu-h36940.html

mücerred
19-06-2013, 16:58
ce Temelkuran'dan Başbakan Erdoğan'a

http://rsm.haber365.com/H/1312357884_19_ece-temelkuran.jpg

Anlaşıldı komutan!

Bize ne kadar çok tahammül etmişsin meğer Komutan!
Meğer ne tiksinmişsin bizden de içine atmışsın. Gazlayıp böcekler gibi kaçışımızı izlemek istemişsin demek bunca yıl.
Demek bunca yıl dermansız dertlere düşelim de bir hekim bile bulamayalım istemişsin. Bir avukat bile gelmesin yardımımıza. Polis alıp bizi götürsün bir daha bizden haber alınamasın istemişsin. Sığındığımız yerlerde bile nefes alamayıp boğulalım istemişsin. Yoksa önceki gece niye jandarmanı, polisin yığıp üzerimize, doktorları gözaltına alıp avukatlara bile nerede olduğumuzu söylemeyesin ki!
Sen bizden hep tiksinmişsin komutan. Haydi şimdi açıkça söyle. Söyle de bitsin bu yalan oyunu.

Kalplerini neyle mühürledin Komutan?

Hala senin doğruyu söyleyen bir "dünya lideri" olduğuna inananlar var Komutan!
Kızların ve oğlanların 15 gündür masum insanlara etmedikleri hakareti, tehdidi bırakmadılar. Sen bunları nasıl zehirlediysen Komutan, minicik çocuklar gazdan yaralanırken dalga geçiyorlar, gevrek gevrek gülüyorlar.
Komutan sen bunlara ne yaptın? Senin sivil askerlerin artık ufacık çocuklara bile merhamet etmiyor. Sen bunların kalbini nasıl mühürledin Komutan? Neyle?
Hepimizin ölmesini istiyorlar. Yoo, hiç de abartmıyorum. Ben ve benim gibi insanların hepsi günlerdir ölümle tehdit ediliyor, aşağılanıyorlar.

Emret kölelerine Komutan!

Hey Komutan!
Kendisine saldırılırken sokak köpeklerinin gözyaşlarını silen insanlardan bahsediyorum. Onlar artık "üç-beş ağaç için" yapmıyor bunları. Ama belli ki sen de bir AVM için yapmıyorsun.
Peki niçin bu kadar çok yalan söylüyorsun Komutan? Hala camide içtiler, çadırda bilmem ne yaptılar diye niye hala öfkeli küçük askerlerini üzerimize sürüyorsun?
Sen biz ölelim istiyorsun değil mi?
Ölemim de kurtul, değil mi?
Öldükçe çoğalır insanlar, sen iyi bilirsin. Aşağılandıkça dikleşir, tehdit edildikçe güçlenir. Sen bunları iyi bilirsin. Bu insanları sen kendinden daha az mı gururlu sandın Komutan?
Söyle kölelerine sana görüntüleri göstersinler. Yüzlerine bak o çocukların. Kimi öldürmeye çalıştığına iyi bak.
Bir AVM uğruna, senin iktidarın uğruna ne güneşler batıyor, gör bunu Komutan!

Senin durumun fena Komutan!

Ne çok pusucuymuşsun be Komutan!
Bu çocuklar silahsız-külahsız düelloya davet ettiler seni. Sen arkalarından dolaşıp küçük askerlerinle, yalanlarınla ve binbir türlü oyunlarınla kandırdın onları. Senin gazetelerin, televizyonların göstermiyor diye sakın içini rahatlatma. Çünkü artık herkes kendi gözleriyle gördü.
Ben senin gibi kelle hesabı yapamam, yüzde kaçtır bilmem. Ama bu memleket tarihinin en büyük ayaklanmasını gördü. Ömürleri oldukça unutmayacakları bir geceydi. Artık herkesin kendi hikayesi var Komutan.
Senin durumun çok fena yani, bilesin.

Açık konuş Komutan!

Uluslararası bir oyun mu var? Bilemem. Ama sen bu uluslararası oyunları iyi bilirsin Komutan.
Belki seni o koltuğa getiren oyunlardan biri sana karşı oynanıyor şimdi. Belki bu yüzden asabın bu kadar bozuk.
Ben oralarını bilemem, biz bilemeyiz. Bizim senin ve çılgın kölelerin kadar "network"ümüz olmadı hiç. Hiç de olmayacak.
Bizim bildiğimiz şudur Komutan: Sen ilaçlı sularla derimizi yaktın. Elektrikleri kesip sopalı adamlarını üzerimize saldın. Ara sokaklarda insan avına çıkardın askerlerini. Gençlerimizin kafasına sıktırdın Komutan!
Bizim bildiğimiz bu. Senin bildiğin ne? Açıkça söyle biz de bilelim.

Var mısın Komutan?

Hey Komutan!
Bundan iki yıl önce sana bir yazı yazmıştım, hatırladın mı? "Emret Komutan!" diye başlıyordu. Ertesi gün işimden olduğum gibi o çılgın kölelerin hep beraber bana bir yıl hayatı zindan ettiler. Etmediklerini bırakmadılar. Nereye gitsem peşimdeydiler, ne zaman gık desem tepemdeydiler. Parmaklarını gözüme sokup tehditler ettiler.
Ben seninkileri iyi bilirim Komutan! Sen de şimdi bizimkileri bildin mi!
Bizde tehdit, pusu, oyun, yalan dolan yok. Bizimkiler de böyle işte Komutan. Sokakta hepsi, yüzüyle, adıyla, açık açık. Bir tek yürekleri var ortaya koyacak.
Söyle şimdi Komutan: Var mısın?!

ECE TEMELKURAN
http://t24.com.tr/haber/ece-temelkuran-var-misin-komutan/232161

xcan
19-06-2013, 17:42
Oya baydara mektubumdur
Oya Baydar üzerine bir şeyler söylemek istiyorum.
Bu hanım efendiye çok değer verirdim geçmişte.
Yazılarını okumak için sabırsızlanırdım.
Ülkemizde bir çok devrimci ve demokratın yetişmesinde emeği çoktur.
Dünyada YENİ DÜNYA DÜZENİ DENİLEN DALGAYA KAPILIP GİTTİ .(Sovyetlerin çöküşüyle)
Ve liboş cepheye sürüklendi.
Taraf gazetesinde Abd güdümlü Türkiyedeki ordunun Atatürk yandaşı Milliyetçi subaylarının teslim alınma savaşımının bir parçası oldu.
Şimdi o çok muhteşem devrimci geçmişi ile Faşist Amerikancı diktatör arasında halka yakın duruş sergiliyor olması beni çok memnun etti.
Sevgili Oya Baydar
Özüne dönebilir'de direniş cephesinde halkın yanında yer alırsan bu halk seni yine bağrına basacaktır.
Gün ABD'den Taraf değil Halktan TARAF olma günüdür.
Diktatöre karşı savaşan bileşenlerin temel kuvvetlerinden biri olan Kemalistlerle yoldaşlık günüdür.her görüşten sosyalistle milliyetçiyle ve kürdümüzle Türkümüzle yoldaşlık günüdür.
Çünki bu kavga faşizme karşı bu kavga hürriyet kavgasıdır.
Sevgili Oya Baydar kavga her insana yakışmazdı fakat seni kavgada halk yanında görmeyi çok istiyorum.
Kavga sana yakışıyordu.
Seni kavgada sevdim yoldaşım.
Halk bizlere yol gösteriyor
Birleşe birleşe kazanacağız

evrensel-insan
14-12-2013, 01:30
Artik diktatorun ve rerorist ekibinin gercek yuzu 11 yil sonra bile olsa ortaya ciktikca ve biat edenler de zaman zaman "artik buramiza geldi" dedikce, cikarlarin ikinci planadusmesi de kacinilmaz oluyor.

Bu konuda en son magdur olan sanatci, Duru Tiyatrosu ile ilgili olarak E.Kinay oldu.

Iste buna son bir ornek;

CHP'nin ulusalcı kanadının da bulunduğu 187 isim "Laik devlet, özgür toplum için" adlı bildiriyle AKP'yi uyardı.

13-12-2013 12:30:08

Aralarında sanatçılar, gazeteciler, milletvekilleri ve akademisyenlerin bulunduğu; Tarık Akan'dan Müjde Ar'a, Mine Kırıkkanat'tan Zeki Alasya'ya, İlhan İrem'den Edip Akbayram'a, Genco Erkal'dan Suzan Aksoy'a, Rutkay Aziz'den Zeynep Öncel'e kadar geniş bir listedeki aydınlar, "Laik devlet, özgür toplum için" bir ortak bildiriye imza atttılar. İmzaya CHP milletvekilleri; Suheyl Batum, Birgül Ayman Güler, Dilek Akagün Yılmaz, Oktay Ekşi, Şevki Kulkuloğlu ve Gurkut Acar öncülük etti.

İşte o metin ve ilk imzacılar

"Laik devlet, özgür toplumun temeli, demokrasinin güvencesi, Büyük Atatürk’ün Türk Ulusuna bıraktığı en büyük emanetidir. Türkiye Cumhuriyetinin kuruluş felsefesinin vazgeçilmez yapı taşı olan laiklik, Atatürk ilke ve devrimlerinin ve çağdaş hukuk devletinin temelini oluşturmuş ve “kul”dan “birey”, "ümmet” ten “ulus” yaratarak insanımıza en büyük onuru yaşatmıştır.

Cumhuriyetin “Aydınlanma Felsefesi”ni içlerine sindiremeyenler, dini siyasi rant aracı olarak kullanarak halkımızı din ile aldatmayı yıllar boyu sürdürmüşler, din ve vicdan özgürlüğünün gerçek anlamda güvencesi olan laikliği ortadan kaldırmayı kendilerine hedef seçmişlerdir. Mevcut iktidar, önceki gerici partilerden kendisine miras kalan laik devleti yıkma girişimlerini hızla sürdürmektedir.

ANAYASAL SUÇ İŞLENDİ

Özel yaşamlara ve aile yaşamına müdahale etmeyi kendine hak gören, tek tip birey ve tek tip bir gençlik yaratmayı amaçlayan, fetvayı, yasaların üstünde gören, toplumsal sorunlara bilimsel değil, dinsel referanslarla çözüm arayan, tüm kamu kurumlarında hızla kadrolaşan ve bir DİN DEVLETİ yaratma hayalini adım adım uygulayan AKP’nin baskıcı ve anti-demokratik müdahaleleri Anayasayı, yasaları ve başta Anayasa Mahkemesi olmak üzere tüm yüksek yargı kurumları kararlarını açıkça ihlal etme boyutuna ulaşmıştır.

Kadın kıyafetini siyaset yapmanın aracı kılarak, kadın sömürüsünün en çarpıcı örneklerini sergileyen iktidar partisi, okullarda başlattığı türban baskısını, kamu görevlilerini kapsayacak şekilde genişleterek Anayasal suç işlemiş, daha sonra bu suça TBMM’ni de ortak ederek sorumluluğuna siyasi paydaşlar aramıştır.

İktidar sahiplerinin kadın haklarına bakışı, “örtüsüz kadın perdesiz eve benzer; ya satılıktır ya da kiralık” biçimindeki akıl almaz hakaret cümlesiyle özetlenmiş durumdadır. Öğretim sisteminde 4+4+4 darbesiyle başlatılan gericileşme, devlet kuruluşu olan okullarda hem kız çocuklarına hem de öğretmenlere türban baskısıyla pekiştirilmektedir. Görünüşte dini, gerçekte ise siyasi bir simge olarak kullanılan bu araçla, kamu hizmetinde eşitlik ve tarafsızlık ilkelerinin zemini ortadan kaldırılmıştır.

TÜRKİYE'Yİ İHVANLAŞTIRMA

1994 yılında “tutturmuşlar laiklik elden gidiyor, bu millet istedikten sonra tabii elden gidecek” diyerek yola çıkan siyasi iktidarın temsil ettiği gerici zihniyet rengini giderek koyulaştırmakta ve halkın günlük yaşamının baskı altına alınmasına uzanmaktadır. Bu iktidar öğrenci yurtlarında ve evlerinde “kız – erkek yan yana olmaz” biçiminde utanç verici aşağılamalarla; öğretimin “kızlı – erkekli yapılmasının yanlış olduğu”, “kent içi otobüslerin kadın- erkek ayırımına göre düzenlenmesi” gibi çağ dışı ve gerici uygulamaları dayatmaktadır. Anayasa Mahkemesi tarafından “laiklik karşıtı eylemlerin odağı” olarak tescillenmiş iktidar, bu saptamanın ne kadar yerinde olduğunu göstermeye devam etmektedir.

Siyasi iktidar, dünyevi kurallara dayandırılması gereken devlet işlerini, dini gerekçelere dayandırmaya başlamıştır. Gerçekten de yapılmakta olan şey, devlet işlerinin kaynağının siyasetçe yorumlanmış dini buyruklara dayandırılmasıdır. Kimse bu gerçeğin üstünü örtemez; kimse de bunun gözden kaçırılmasına hizmet etmemelidir.

Çağdaş, ilerici ve demokratik devletlerde hukuksal düzenlemelerin kaynağı yoruma bağlanmış dini kural ve buyruklar değil, toplumun sosyal ve iktisadi gereksinimleri çerçevesindeki dünyevi kurallardır. Bu, her tür din ve inanç özgürlüğünü güvence altına alan laik devlet ilkesi demektir. Karşı karşıya bulunduğumuz durum ise, Türkiye’yi ihvanlaştırma gayretinden ve anayasal laik devlet ilkesini açıkça ihlal etmekten başka bir anlam taşımamaktadır.

Halkımızın büyük bir bölümü laik devlet ilkesini benimsemiş ve içselleştirmiştir. Böyleyken, halkın siyasal temsilcileriyle kanaat önderlerinin şu ya da bu nedenle yılgınlığa düşmeye, davadan geri durmaya, doğruları savunmaktan vazgeçmeye hakları yoktur.

Laik, ilerici, demokratik, özgürlükçü bir Cumhuriyeti savunan siyasal parti ve toplum kesimlerinin “yeni sahte mağduriyetler yaratmama ve bu yöndeki AKP çabalarını boşa çıkarma” gerekçesiyle takındıkları tutum da sonuç vermemiş, laikliği yok etmeyi hedefleyen iktidar, anında daha ileri adımlar atmaya yönelmiştir.

RIZA GÖSTERMEYECEĞİZ

Gelinen bu noktada laiklik ilkesinden taviz vermek gericiliğe teslim olmak demektir, böylesi bir teslimiyetin bedeli ise ödenemeyecek kadar büyüktür.

Bizler, din bezirganı iktidar ve siyasetçilerin,

• hoşgörü kandırmacası ardında toplumun bireylerini "başörtülü bacım – başörtüsüz kadın" veya "dindar nesil - ayyaş nesil" biçiminde ayırıma tabi tutmasını kabul etmeyeceğimizi;

• dini değerlerimizi siyasi çıkarlarına alet etmelerine göz yummayacağımızı;

• laik devleti ortadan kaldırmalarına asla rıza göstermeyeceğimizi;

• laik ve demokratik Cumhuriyetten, Atatürk ilke ve devrimlerinden asla ödün vermeyeceğimizi

• din devleti kurmaya kalkışanların, halka hesap vermesi için çalışacağımızı

kamuoyuna saygıyla duyuruyoruz."

İLK İMZACILAR

1. Gürkut ACAR, Antalya Milletvekili
2. Ahmet ADA, Şair - Yazar
3. Dilek AKAGÜN YILMAZ, Uşak Milletvekili
4. Ertuğrul AKAGÜNDÜZ Mühendis ,işadamı
5. Doç. Dr. Cüneyt AKALIN, Akademisyen
6. Tarık AKAN, Sanatçı
7. Edip AKBAYRAM, Sanatçı
8. Alper AKÇAM, Yazar
9. Gürhan AKDOĞAN Makine mühendisi iş adamı
10. Üstün AKMEN Tiyatro Eleştirmenleri Derneği Başkanı
11. Suzan AKSOY Sanatçı
12. Yüksel AKSU 23. DÖNEM İzmir milletvekili
13. Prof Dr.Sina AKŞİN
14. Zeki ALASYA, Sanatçı
15. Prof. Dr. Mustafa ALTINTAS, Akademisyen
16. Kemal ANADOL, 23. Dönem Milletvekili
17. Av.Alpay ANTMEN Mersin Baro Başkanı
18. Müjde AR
19. Nurdan ARCA, Sanatçı
20. Cüneyt ARCAYÜREK, Yazar
21. Hayati ASILYAZICI Yazar Eleştirmen
22. Can ATAKLI, Gazeteci
23. Erendiz ATASÜ, Yazar
24. Engin AYÇA, Sinema Yönetmen
25. Orhan AYDIN Tiyatro sanatçısı
26. Prof Dr. Memnune APAK
27. Prof Dr.Yüksel APAK
28. Rutkay AZİZ Sanatçı
29. Dr. Ceyhun BALCI, Hekim
30. Prof. Dr. Birgül AYMAN GÜLER, İzmir Milletvekili
31. Mustafa BALBAY İzmir Milletvekili ,gazeteci
32. İrfan BARIŞ İş adamı
33. Prof. Dr. Süheyl BATUM, Eskişehir Milletvekili
34. Bedri BAYKAM Ressam
35. Prof Dr.Zerrin BAYRAKTAR
36. Nihat BEHRAM, Şair - yazar
37. Prof Dr.Ataol BEHRAMOĞLU, Şair,yazar
38. Egemen BERKOZ, Sair
39. Prof Dr. Çetin BOLCAL
40. Prof Dr. Ali Nihat BOZCUK
41. Salih BOZOK, Akademisyen, İktisatçı
42. Nevra BUCAK Yazar
43. Prof Dr. Can CEYLAN
44. Tuncer CÜCENOĞLU Oyun yazarı
45. Prof. Dr. Cevat ÇAPAN, Şair – Çevirmen
46. Ahmet CEMAL, Yazar – Çevirmen
47. Hulki CEVİZOĞLU, Gazeteci – Yazar
48. İsa Çelik, Fotoğraf Sanatçısı – Yazar
49. Prof Dr. Aysel ÇELİKEL
50. İzzet ÇETİN Ankara milletvekili
51. Tansel ÇÖLAŞAN, Hukukçu E. Danıştay Başsavcısı
52. Emin ÇÖLAŞAN, Gazeteci – Yazar
53. Prof Dr. Bülent ÇUKUROVA
54. Nurettin DEMİR Muğla milletvekili
55. Murtaza DEMİR, Yazar – Pir Sultan Abdal 2 Temmuz Vakfı Kurucu Genel Başkanı
56. Metin DEMİRTAŞ, Şair
57. Turgut DİBEK Kırklareli milletvekili
58. Prof. Dr. Ahmet Alpay DİKMEN, Akademisyen
59. Erhan DOĞAN Müzisyen- yazar
60. Necati DOĞRU, Gazeteci – Yazar
61. Haydar Şahin DOKUYUCU Sendikacı
62. Kemal EKİNCİ Bursa milletvekili
63. Oktay EKŞİ, Gazeteci – İstanbul Milletvekili
64. Şükrü ELEKDAĞ Emekli büyükelçi 23.dönem milletvekili
65. Ömer Faruk EMİNAĞAOĞLU, Hukukçu, Yargı sen genel başkanı
66. Prof. Dr. Ali ERCAN, Akademisyen
67. Vahap ERDOĞDU TİHAK Eş Başkanı
68. Muzaffer İlhan ERDOST, Yazar – TİHAK Genel Başkanı
69. Genco ERKAL Tiyatro sanatçısı
70. İlhan Cem ERSEVEN, Araştırmacı – Yazar
71. Yücel ERTEN, Tiyatro Sanatçısı
72. Prof Dr.Semih ERYILDIZ
73. Prof Dr.Demet ERYILDIZ
74. Refik ERYILMAZ Hatay Milletvekili
75. Metin DEMİRTAŞ, Şair
76. Mehmet FARAÇ, Gazeteci – Yazar
77. Prof Dr. Şahin FİLİZ
78. Şahin GENCAL Mali müşavir
79. İsa GÖK Mersin Milletvekili
80. Prof Dr.Dilek GÖZÜTOK
81. Eftar GÜLBUDAK Tiyatro sanatçısı
82. A. İlhan GÜLEK, Yazar
83. Yener GÜNEŞ Ulusal Kanal genel yayın yönetmeni
84. Ethem GÜRBOY Tüccar
85. Şükrü Sina GÜREL, E. Dışişleri Bakanı
86. Recep GÜRKAN Edirne Milletvekili
87. Mustafa GÜRKAN, Muğla Baro Başkanı
88. Prof. Dr. Bozkurt GÜVENÇ,
89. Namık HAVUTÇA Balirkesir milletvekili
90. Av.Turhan İÇLİ
91. Ülker İNCE, Çevirmen
92. Dündar İNCESU, Sanatçı
93. Zehra İPŞİROĞLU, Akademisyen
94. İlhan İREM Sanatçı
95. Zeynep IRGAT, Tiyatro Sanatçısı
96. Ekrem KAHRAMAN, Ressam
97. Ercan KARAKAŞ E.Bakan
98. Prof. Dr. Yakup KEPENEK, Akademisyen
99. Mehmet S. KESIMOĞLU, Kırklareli Milletvekili
100. Tuğrul KESKİN, Şair
101. Arif KESKİNER, Yapımcı-Yönetmen-Yazar
102. Levent KIRCA Sanatçı
103. Mine KIRIKKANAT, Gazeteci – Yazar
104. Tevfik KIZGINKAYA, TV Programcısı – Gazeteci
105. Kemal KOCATÜRK Tiyatro sanatçısı
106. Prof. Dr. Aziz KONUKMAN, GÜ Öğretim Üyesi
107. Ali İhsan KÖKTÜRK Zonguldak milletvekili
108. Emre KÖPRÜLÜ Tekirdağ Milletvekili
109. Seyyal KÖRPE, Akademisyen
110. Mustafa KÖZ Şair
111. Mehmet Şevki KULKULOĞLU, Kayseri Milletvekili
112. Orhan KURTULDU Tiyatro sanatçısı
113. Namık KUYUMCU, Şair – Yazar
114. Ahmet KÜÇÜK 23.dönem Çanakkale milletvekili
115. Tamer LEVENT Sanatçı
116. Ahmet LEVENDOĞLU, Sanatçı
117. Nasuh MAHRUKİ
118. Şahin MENGÜ, Hukukçu – 23. Dönem Manisa Milletvekili
119. Mustafa MUTLU, Gazeteci – Yazar
120. Ali Rıza MUSLU İş Adamı
121. Abdullah NEFES, Şair – Yazar
122. Olcay POYRAZ, Sanatçı
123. Güldal OKUTUCU 22. Dönem milletvekili
124. Yılmaz ONAY, Yazar – Yönetmen
125. Ekin ONAT Ressam
126. Tülin ONAT Ressam
127. Prof. Dr. Mehmet Tuba ONGUN, Akademisyen
128. Zeynep ORAL Gazeteci
129. Filiz OTYAM Fotoğraf sanatçısı
130. Fikret OTYAM Ressam, Yazar
131. Erhan ÖĞÜT Emekli Büyükelçi
132. Tokar Öner E. YÖK denetleme kurulu üyesi
133. Prof. Dr. İzzettin ÖNDER, Akademisyen
134. Onur ÖYMEN, E. Büyükelçi 23. Dönem milletvekili
135. Güray ÖZ Gazeteci
136. Celal ÖZCAN, Yazar
137. Tanju ÖZCAN Bolu Milletvekili
138. İsmet ÖZÇELİK Gazeteci
139. Yekta Güngör ÖZDEN, Hukukçu
140. Malik Ejder ÖZDEMİR Sivas Milletvekili
141. Müfit ÖZDEŞ E. Büyükelçi
142. Sevgi ÖZEL, Yazar
143. Abdullah ÖZER, 23. Dönem Bursa Milletvekili
144. Işıl ÖZGENTÜRK Yazar
145. RAMAZAN Kerim ÖZKAN Burdur milletvekili
146. Tuncay ÖZKAN, Gazeteci – Yazar
147. Ali Rıza ÖZTÜRK, Mersin Milletvekili
148. Hasan ÖZTÜRKMEN Avukat
149. Ümit PAMİR E. Büyükelçi
150. Dr.Yüksel PAZARKAYA Çevirmen,yazar
151. Prof. Dr. Ahmet SALTIK, Akademisyen
152. Prof Dr Rauf SARPER
153. Timur SELÇUK, Müzisyen
154. Mustafa SELMANPAKOĞLU, CHP Ankara E. İl Başkanı
155. Seçkin SELVİ, Çevirmen
156. Bülent SERİM Hukukçu
157. Senar – Selçuk ÜLGER, Çevirmen
158. Atila SERTEL Gazeteci
159. Prof. Dr. Nur SERTER, İstanbul Milletvekili
160. Canan SEZENLER CHP Kültür ve sanat Yürütme kurulu
161. Ali SİRMEN, Gazeteci – Yazar
162. Orhan SÜR 22. Dönem Balıkesir milletvekili
163. Yılmaz ŞANLI Mimar, işadamı
164. Hakan ŞENOCAK Yazar
165. Yahya ŞİMŞEK 22. Dönem Bursa milletvekili
166. Pulat TACAR Emekli büyükelçi
167. Mahmut TANAL İstanbul Milletvekili
168. Sönmez TARGAN, 68’liler Birliği Vakfı Başkanı
169. Barış TERKOĞLU, Gazeteci
170. Gülsen TUNCER, Sinema ve Tiyatro Sanatçısı
171. Salih TURAN (Sali), Ressam
172. İsmail TUTOĞLU Sendikacı
173. Engin TÜRKER Emekli Büyükelçi
174. Prof Dr.Mehmet TOMAMBAY 22.Dönem Milletvekili
175. Yavuz TOP, Müzisyen
176. Sedef ÜNAL Avukat
177. Merdan YANARDAĞ, Gazeteci – Yazar
178. Prof. Dr. Ruhsar YANMAZ, Akademisyen
179. Prof. Dr. Tolga YARMAN, Akademisyen
180. Prof Dr. Yıldırım YAVUZ
181. Işık YENERSU, Sanatçı
182. Nuri YILDIRIM E. Büyükelçi
183. Prof. Dr. Şiir YILMAZ, Akademisyen
184. İlker YÜCEL Aydınlık Gazetesi genel yayın yönetmeni
185. Şefik ZENGİN 22. Dönem Mersin Milletvekili
186. Ümit ZİLELİ, Gazeteci – Yazar
187. Murat ZUBİ Tiyatro sanatçısı


http://www.muhalifgazete.com/haber/86598/sanatcilar-akpyi-uyardi-ve-imza-attilar-riza-gostermeyecegiz.html

postalmarx
14-12-2013, 03:09
Bence Laiklik konusunu Müslümanlarla bu "Atatürkçülük" ve "İnkılap" ve "Cumhuriyet" efsaneleri bağlamında ve bunların sembolik dilinde dolaylı olarak değil de direk kendi terimleriyle dürüstçe ve açıkça müzakere etmeliyiz.

Laiklik istiyoruz çünkü "Yüce Atatürk" öyle uygun gördü değil. Laiklik istiyoruz çünkü aksi "irtica olur" değil. Laiklik istiyoruz çünkü başörtüsü çağdaşlığa terstir değil.

Laiklik istiyoruz çünkü demokrasi müzakere rejimidir, ve Müslümanlar müzakere etmeden kanunları direk "Allah böyle diyor" diye dayatmak istiyor fakat bunun tartışılması lazım, öyle olduğu belli değil. Veya laiklik istiyoruz çünkü İslam şeriatinin bazı kanunları demokrasiye aykırı. Vs. Vs.

Bence Müslümanlarla korkmadan, konuları direk kendi terimleri içinde, asıl derdimizi belirterek tartışırsak bu Atatürkçülük akıl hastalığından da kendimizi kurtarırız.Atatürk sembolüne sadece laikliği direk tartışamıyoruz diye ihtiyaç duyuyoruz bence.

evrensel-insan
14-12-2013, 03:13
Bence Laiklik konusunu Müslümanlarla bu "Atatürkçülük" ve "İnkılap" ve "Cumhuriyet" efsaneleri bağlamında ve bunların sembolik dilinde dolaylı olarak değil de direk kendi terimleriyle dürüstçe ve açıkça müzakere etmeliyiz.

Laiklik istiyoruz çünkü "Yüce Atatürk" öyle uygun gördü değil. Laiklik istiyoruz çünkü aksi "irtica olur" değil. Laiklik istiyoruz çünkü başörtüsü çağdaşlığa terstir değil.

Laiklik istiyoruz çünkü demokrasi müzakere rejimidir, ve Müslümanlar müzakere etmeden kanunları direk "Allah böyle diyor" diye dayatmak istiyor fakat bunun tartışılması lazım, öyle olduğu belli değil. Veya laiklik istiyoruz çünkü İslam şeriatinin bazı kanunları demokrasiye aykırı. Vs. Vs.

Bence Müslümanlarla korkmadan, konuları direk kendi terimleri içinde, asıl derdimizi belirterek tartışırsak bu Atatürkçülük akıl hastalığından da kendimizi kurtarırız.Atatürk sembolüne sadece laikliği direk tartışamıyoruz diye ihtiyaç duyuyoruz bence.

http://www.turandursun.com/forumlar/showthread.php?t=33914

mrdragon
14-12-2013, 14:36
Bence Laiklik konusunu Müslümanlarla bu "Atatürkçülük" ve "İnkılap" ve "Cumhuriyet" efsaneleri bağlamında ve bunların sembolik dilinde dolaylı olarak değil de direk kendi terimleriyle dürüstçe ve açıkça müzakere etmeliyiz.

Laiklik istiyoruz çünkü "Yüce Atatürk" öyle uygun gördü değil. Laiklik istiyoruz çünkü aksi "irtica olur" değil. Laiklik istiyoruz çünkü başörtüsü çağdaşlığa terstir değil.

Laiklik istiyoruz çünkü demokrasi müzakere rejimidir, ve Müslümanlar müzakere etmeden kanunları direk "Allah böyle diyor" diye dayatmak istiyor fakat bunun tartışılması lazım, öyle olduğu belli değil. Veya laiklik istiyoruz çünkü İslam şeriatinin bazı kanunları demokrasiye aykırı. Vs. Vs.

Bence Müslümanlarla korkmadan, konuları direk kendi terimleri içinde, asıl derdimizi belirterek tartışırsak bu Atatürkçülük akıl hastalığından da kendimizi kurtarırız.Atatürk sembolüne sadece laikliği direk tartışamıyoruz diye ihtiyaç duyuyoruz bence.

Laiklik, Atatürk'ün bulduğu bir felsefi düşünce sistemi değildir. İnsanlar da, yüce Atatürk öyle uygun gördü diyerekten laikliği savunmuyorlar.

Laiklik, bu ülkeye kazandırılmış felsefi prensiplerin insan yaşam ve özgürlükleri adına önemli taşlarından biridir.

Hem laik hem müslüman olunabilir mi? Kuran tabanında da hadis külliyatında da cevap koca bir hayır oluyor. Sadece dinini bilmeyen ve kuranı incelemeyen, buna karşın ben müslümanım diyen insanlar adına geçerli olan bir durum söz konusu. Vicdani değerleri ile hümanist yaklaşımlar ile bunun böyle olması gerektiğine inanç besleyebiliyorlar.

Bu anlamda, devlet yasalarının kurandan bağımsız işlediği bir coğrafyada özünde o toprağa bağlı insanların yaşam ve refahı üzerine kanunlar kuruluyorsa, kuransal hükümlerin herhangi bir geçerliliği olmuyor.

Müslüman ile tanrısal sanılan hükümlerin çağ dışı olduğunu tartışabilirsin ki, bu laiklik sınırları içinde toplumsal yasalar ile Allah'ın hükümlerini karşılaştırmaktan ziyade, din dedikleri şeyin aslında bir masal olduğunu anlatmaya eşdeğer olur. Tartıştığınız laiklik değil, İslam'ın büyük bir masal olduğu olur.

postalmarx
15-12-2013, 00:14
Laiklik, Atatürk'ün bulduğu bir felsefi düşünce sistemi değildir. İnsanlar da, yüce Atatürk öyle uygun gördü diyerekten laikliği savunmuyorlar.

Laiklik, bu ülkeye kazandırılmış felsefi prensiplerin insan yaşam ve özgürlükleri adına önemli taşlarından biridir.

Hem laik hem müslüman olunabilir mi? Kuran tabanında da hadis külliyatında da cevap koca bir hayır oluyor. Sadece dinini bilmeyen ve kuranı incelemeyen, buna karşın ben müslümanım diyen insanlar adına geçerli olan bir durum söz konusu. Vicdani değerleri ile hümanist yaklaşımlar ile bunun böyle olması gerektiğine inanç besleyebiliyorlar.

Bu anlamda, devlet yasalarının kurandan bağımsız işlediği bir coğrafyada özünde o toprağa bağlı insanların yaşam ve refahı üzerine kanunlar kuruluyorsa, kuransal hükümlerin herhangi bir geçerliliği olmuyor.

Müslüman ile tanrısal sanılan hükümlerin çağ dışı olduğunu tartışabilirsin ki, bu laiklik sınırları içinde toplumsal yasalar ile Allah'ın hükümlerini karşılaştırmaktan ziyade, din dedikleri şeyin aslında bir masal olduğunu anlatmaya eşdeğer olur. Tartıştığınız laiklik değil, İslam'ın büyük bir masal olduğu olur.

İnsanların ihtiyacı olan laiklik, demokrasi ve insan haklarıdır. Devlet için birey değil birey için devlet anlayışıdır. "Atatürkçülük" falan adının arkasında ne idüğü belirsiz muğlak ve büyük ihtimal oligarşik ve faşist ideolojilere ihtiyacımız yok. Biz ne istediğimizi bilelim, ona göre açıkça istediğimiz şeyin terimleriyle müzakere edelim ve toplumsal sözleşmeyi oluşturalım. Çünkü sağolsun Atatürkün kendine kendine bize uygun gördüğü "toplumsal sözleşme" iflas etti. Çok ileri görüşlü olduğu için kendisi bize de böyle güzel bir miras bırakmış. 2014 yılında daha yeni anayasa yazıp yeni bir toplumsal sözleşme oluşturup cumhuriyeti silbaştan tekrar kuracaz. Teşekkürler Atatürk. Çok makbule geçti. Bir de şu fanatik takipçilerine söylesen de az susup otursalar artık. Hala imtiyazlarının devam ettiğini sanıyorlar.

Neva
15-12-2013, 00:57
Bence Laiklik konusunu Müslümanlarla bu "Atatürkçülük" ve "İnkılap" ve "Cumhuriyet" efsaneleri bağlamında ve bunların sembolik dilinde dolaylı olarak değil de direk kendi terimleriyle dürüstçe ve açıkça müzakere etmeliyiz.

Laiklik istiyoruz çünkü "Yüce Atatürk" öyle uygun gördü değil. Laiklik istiyoruz çünkü aksi "irtica olur" değil. Laiklik istiyoruz çünkü başörtüsü çağdaşlığa terstir değil.

Laiklik istiyoruz çünkü demokrasi müzakere rejimidir, ve Müslümanlar müzakere etmeden kanunları direk "Allah böyle diyor" diye dayatmak istiyor fakat bunun tartışılması lazım, öyle olduğu belli değil. Veya laiklik istiyoruz çünkü İslam şeriatinin bazı kanunları demokrasiye aykırı. Vs. Vs.

Bence Müslümanlarla korkmadan, konuları direk kendi terimleri içinde, asıl derdimizi belirterek tartışırsak bu Atatürkçülük akıl hastalığından da kendimizi kurtarırız.Atatürk sembolüne sadece laikliği direk tartışamıyoruz diye ihtiyaç duyuyoruz bence.


Bana kalirsa, laiklik mevzusunu, musluman adem-i merkeziyetcilerle tartismak manasiz, zira Ataturk olmadan cis'e gidemiyorlar hala.

Surada da anlatmistik oysa, demokrasilerin sonucu bir sekilde diktatorluktur, bu kural degismez, degisen birsey olmaz hala(tesbihte hata olmaz)dusunsel olarak biraktigimiz yerde otlayanlar var maalesef.

http://www.turandursun.com/forumlar/showthread.php?t=31334&page=3

Once hristiyan atalarim, hristiyan atalarini reddeden soysuzlar falan filan akil hastaligindan kurtulursaniz, daha genis pencereden yorumlama sansiniz olur, laiklik kavramini.

postalmarx
15-12-2013, 02:12
Bana kalirsa, laiklik mevzusunu, musluman adem-i merkeziyetcilerle tartismak manasiz, zira Ataturk olmadan cis'e gidemiyorlar hala.

Surada da anlatmistik oysa, demokrasilerin sonucu bir sekilde diktatorluktur, bu kural degismez, degisen birsey olmaz hala(tesbihte hata olmaz)dusunsel olarak biraktigimiz yerde otlayanlar var maalesef.

http://www.turandursun.com/forumlar/showthread.php?t=31334&page=3

Once hristiyan atalarim, hristiyan atalarini reddeden soysuzlar falan filan akil hastaligindan kurtulursaniz, daha genis pencereden yorumlama sansiniz olur, laiklik kavramini.

Demokrasilerin sonucu bir şekilde diktatörlük falan değildir. Bunu diyen adamın niyeti bozuktur. Ölümü gösterip sıtmaya razı etmeye çalışmaktır bu. "Zaten nihayeti diktatörlük, o zaman bizim ideolojimizin diktatörlüğünü kabul etsene." Hadi ordan çakal.

Neva
15-12-2013, 03:33
Demokrasilerin sonucu bir şekilde diktatörlük falan değildir. Bunu diyen adamın niyeti bozuktur. Ölümü gösterip sıtmaya razı etmeye çalışmaktır bu. "Zaten nihayeti diktatörlük, o zaman bizim ideolojimizin diktatörlüğünü kabul etsene." Hadi ordan çakal.

Yaptiginiz ucuz cakallik sadece. Hristiyan atalarini reddeden soysuzdur diye bize hikaye okuyanlarin, zihniyetini zaten bilmekteyiz.

Omurgali olmayi deneyin.
Bir kisim musluman liberallerin tikanma noktasi budur.Yani sozum ona demokrasi getirecek ya, diktatorluge vardirir isi. Basit ornek; Kizli/ erkekli ayni yerde oturmayacaksin. Niye? Pipime sahip olamiyorum, git kestir o zaman.Baska ornek; Bu Alevi, bu Rum, bu Ermeni, bu Yahudi, bu Suryani vs.vs.

Sizin demokrasi'den anladiginizi, ancak sizin gibiler kabul eder, biat eder. Tarihte de hep boyle olmustur. Once omurgali olun, Ataturk'suz cise gitmeyi ogrenin, asin bu kimligi once, sonra en uzaga kim iser yarisi yaparsiniz. Malum ruzgara karsi isemenin sonuclari, birden fazla resmi kapsar.

postalmarx
15-12-2013, 03:43
Yaptiginiz ucuz cakallik sadece. Hristiyan atalarini reddeden soysuzdur diye bize hikaye okuyanlarin, zihniyetini zaten bilmekteyiz.

Omurgali olmayi deneyin.
Bir kisim musluman liberallerin tikanma noktasi budur.Yani sozum ona demokrasi getirecek ya, diktatorluge vardirir isi. Basit ornek; Kizli/ erkekli ayni yerde oturmayacaksin. Niye? Pipime sahip olamiyorum, git kestir o zaman.Baska ornek; Bu Alevi, bu Rum, bu Ermeni, bu Yahudi, bu Suryani vs.vs.

Sizin demokrasi'den anladiginizi, ancak sizin gibiler kabul eder, biat eder. Tarihte de hep boyle olmustur. Once omurgali olun, Ataturk'suz cise gitmeyi ogrenin, asin bu kimligi once, sonra en uzaga kim iser yarisi yaparsiniz. Malum ruzgara karsi isemenin sonuclari, birden fazla resmi kapsar.

Kusura bakma ama sen vaktimi harcadığıma değmezsin. Bir daha bana yazma, çünkü cevap alamıyacaksın. Gerzeklerle uğraştığım yeter.

Neva
15-12-2013, 04:24
Kusura bakma ama sen vaktimi harcadığıma değmezsin. Bir daha bana yazma, çünkü cevap alamıyacaksın. Gerzeklerle uğraştığım yeter.

Aferin, ogrenmis oldunuz boylece.
Demistim ama size, kisisellige baglayip tartisarak bir yere varamazsiniz, konuyu, fikirleri tartismayi deneyin onun yerine.

Bakin yine kendinizi yinelemek zorunda kaldiniz.:rapture:

mrdragon
15-12-2013, 04:51
Bu arkadaş hangi demokrasiden bahsetmekte merak ettim şimdi.

Nedense kalp ile düşünme sanatını icra edenlerin hızla arttığı bir coğrafyadayız. Kuran'ın bize bıraktığı büyük miras yeniden hortladı anlaşılan.

Demokrasi demek yavaştan yavaştan kişisel özgürlüklerin devre dışı bırakılarak, hayali arapların tanrısına uygun biçimde köle misali, insanların, höt dedin mi susacakları ortamdır.

Bu ortamda demokratik denilen haklar bu sistemin kölelerinde en çok böğürenlere istedikleri kadar abes olsa da verilir. Gerisi ise hizaya çekilir. Ellerinde sopalar icap eder kafa da patlatırlar. Bilgisel evrimin pek uğramadığı insanlar topluluğu için kölelik kaçınılmaz son olsa gerek.

Dindar nesil yetiştireceğiz ki, düşünen-üreten insan yerine tuvalete hangi ayağı ile gireceğini tartışan gençliğimiz olsun. Cinlerin üstüne basmaktan mümkün surette çekinsinler. Süper eğitim sistemi paketimiz ile müjde- müjde size, artık 3 sure 2 dua ile gökten yağmur yağdıracağız. Çocuklarımız ne de güzel okurlarmış kuran'ı aman da aman sevsinler modunda göz yaşları dökeceğiz.