Orijinalini görmek için tıklayınız : Bir mübarek sahabe:Hz.Hind
Hz. Hind (radıyallahü teâlâ anha), Peygamber efendimizin kayınvalidesidir. Resulullahın mübarek hanımlarından, müminlerin annesi Habibe validemizin ve onun kardeşi vahiy kâtibi Hz. Muaviye’nin annesidir. Resulullahın kayınpederi Hz. Ebu Süfyan’ın da hanımıdır.
Önce Mekke müşrikleri arasında yer alan Hind binti Utbe, Bedir savaşında Hz. Hamza tarafından öldürülen babasının intikamını almak üzere Uhud Savaşına katılıp müşrik askerlerine cesaret vermeye çalıştı. Hz. Hamza’nın şehid edilmesine sebep oldu.
Mekke'nin fethinde Müslüman oldu. Kadınlar adına Resulullah ile sözleşme yaptı. Hayır dua aldı. Yermük gazasında bulunup, İslam ordusunu harbe teşvik etti. Akıllı, tedbirli ve görüşü sağlam bir kadın idi. Nitekim, imana gelip evindeki putları kırdıktan sonra, Resulullaha iki kuzu hediye göndermişti. Resulullahın da dua etmesi üzerine, Allahü teâlâ onun koyunlarına, o kadar bereket verdi ki, sayısı bilinmez oldu. Hz. Hind her zaman; "Bunlar, Resulullahın bereketidir" derdi.
Hz. Hind, Peygamber efendimizin kayınvalidesi olmakla, mübarek kızı Habibe validemiz de müminlerin annesi olmakla şereflendi. Bir âyet-i kerime meali:
(Resulullahın zevceleri müminlerin anneleridir.) [Ahzab 6]
http://www.dinimizislam.com/detay.asp?Aid=1631
Hz.Muhammed’in mübarek kayınvalidelerinden biri olan Hind binti Utbe, İslami sitelerde genel olarak yukarıdakine benzer şekilde anlatılmaktadır.
Hem müminlerin annelerinden birinin, hem de peygamberimize uzun yıllar vahiy katipliği yapmış önemli bir tarihi kişiliğin anneleri olma şerefine nail olan bu mübarek hanımefendi aslında kimdir peki?
Bedr savaşında babası, amcası ve erkek kardeşi müslümanlar tarafından öldürülünce bunun öcünü almaya yemin etmiş ve bunu da sonuna kadar gerçekleştirmiş bir kadındır. Aslında İslam dünyasının belki de en ilginç ve önemli kişilerindendir. Mekke’nin ünlü müşriklerinden Ebu Süfyan’ın karısı, Muaviye’nin annesi (babanın Ebu Süfyan olup olmadığı tartışmalı, bu konuda 4 farklı kişi’nin baba olma ihtimalinden bahsediliyor), Yezid’in babaannesi olan bu radikal anti-islamcı kadının yaptıkları gerçekten inanılmaz. Akrabaları Bedr’de öldürülünce kocasını bunun öcünü almak için hertürlü yöntemi kullanarak kışkırtmış, Uhud savaşının yapılmasını sağlamış, bu savaşta öncülük ettiği kadınlarla kendi birliklerinin arkasında tef çalıp şarkılar söyleyerek müşriklere cesaret vermiş, kölesi Vahşi’ye azad edilme ve ödüllendirilme vaadi ile Hz.Hamza’yı öldürtüp ciğerini söktürmüş, rivayete göre bu ciğeri yemiş (ya da ısırıp tükürmüş), müslüman cesetlerinin kulaklarını, burunlarını kesmiş bir kadın daha sonra Hz.Hind anamız şekline dönüşmeyi başarmış, kızını Hz.Muhammed ile evlendirmiş, oğlu Muaviye ve torunu Yezid kanalı ile İslam alemindeki en büyük çatışma ve ikiliğin doğmasına öncülük etmiş, yani nefret ettiği Hz.Muhammed ve müslümanlardan alınabilecek öcün en büyüğünü, öldükten sonra da olsa almıştır. Bu arada Muaviye, islam kaynaklarında “vahiy katibi olarak yıllarca hizmet etmiştir” şeklinde geçmektedir, yani Kur’an’ın toplanma ve yazılmasında söz sahibi olan bir kişidir!
Allahım, sen benim aklıma mukayyet ol demekten başka ne denebilir ki?
Mekanı cennet olsun ne diyelim yfln...Şüphesizki cennetliklerdendir.. :?:
sevgili frodo,
Hz.Hind anamız her yönden cenneti haketmiş, o zaten belli de bir din geçmişindeki ayıpları gizlemek için bu kadar yalana neden ihtiyaç duyar, onu anlamak zor.
Din neden yalana ihtiyac duyar?
* *Gayesi taraftar toplamak olan herhangi bir ideoloji her turlu yonteme bas vurur, kandirmak, ikna etmek, gercekten uzaklasmak olagandir.
* *Isin icine kandirmak girince, otomatik olarak yalan, kendiliginden ortaya cikar. *Yalan ve yanlislari, objektif olarak dinlerden sokup cikarirsak geriye ne kalir? belki bir iki ahlak ogutu.
* *Butun semavi dinlerin babasi tevratin ahlak ogutleri 10 emirle ozetlenebilir, bu 10 emir ise bir tek cumleyle;"kendine yapilmasini istemedigin birseyi baskasina yapma".Gerisi, masal, yalan ve kuru gurultu. Insanca yasayabilmemiz icin gerekli sayabilecegimiz basit bir ogutun, gunumuze erisene kadar gecirdigi * * *metamorfoza "korkunc "demekle yetinecegim.
* * * * * * * * * * * * * * * * hepinize sevgiler.
Evet sn. vartor, gerçekten korkunç. Hind'in müslüman olmadığı, hatta onlara inanılmaz bir kin beslediği ve oğlunu islam dinini dağıtacak şekilde yetiştirdiği çok açık. İşin ilginç tarafı şii'ler bunun farkında, ama sünni'ler onu azize ilan ediyorlar. Aslında İslam dinini dağıtıyor ama arkadan gelenler büyük rant nedeni ile bunu es geçiyor ve farklı yollara giderek hadis, sünnet, fıkıh diyerek devam ediyorlar. Aynen Yemameli Rahman (müseylime) olayı gibi. Herkes neyin ne olduğunun farkında, ama sonunda dümenine bakma dürtüsü ağır basıyor ve yalanlar, kandırmalar devreye giriyor. Bunları bir de kutsallık kılıfına sokup kimsenin anlayamıyacağı bir formatta sundunuz mu tamamdır. Sonra gelsin Gazali'ler, Bab'lar, Bahaullah'lar, Sait'ler, Kaplan'lar, Fettullah'lar, Yimpaş'lar, Kombassan'lar. Gerçekten çok yazık.
deli_cevat
16-12-2006, 22:16
çok mübarek kadınmış *:lol: *:lol:
Sn. yfln,
Hind konusundaki yalanı anlayamadım?
Yardımcı olursanız konuya katkıda bulunmak isterim.
Hatalarımızı, cehaletimize bağışlayın.
Sn mhmmd,
Hind Hz.Muhammed’in kayınvalidesi, oğlu Muaviye ise Hz.Muhammed’in sağlığında vahiy katibidir. Dolayısı ile de bu kişileri Ashab-ı Kiram’dan saymak tüm müslümanların boynunun borcu olmalıdır. Aynı Muaviye daha sonra Hz.Muhammed’in damadı, “Hatice’nin varlığı, Ali’nin kılıcı olmasa islam dini de olmazdı” dediği en sevdiği insanlardan biri olan H.Ali ile en sevdiği eşlerinden Hz.Ayşe’yi karşı karşıya getirip savaştırmış, kendisi de Hz.Ali ile savaşmış, büyük oğlu Hasan’dan hilafeti zorla devralmış ve daha sonra karısını çeşitli vaatlerle kandırarak Hasan’ı (yani Hz.Muhammed’in büyük torununu) kendi karısına zehirletmiş, ömrü yetmediği için Hüseyin’i öldürtememiş, bu görevi oğlu Yezid tamamlamıştır ve bütün bu olaylar Hz.Muhammed’in ölümünden sonraki 30-40 yıl içinde gerçekleşmiştir. Adı geçen savaşlarda pek çok sahabe karşı karşıya gelmiş, birbirini öldürmüş ya da yaralamıştır. Sonuçta Hz.Muhammed’in getirdiği din, ölümünün üzerinden 50 yıl bile geçmeden bir daha birleşmemek üzere 3’e bölünmüştür. Aslında Muaviye, annesinin isteği doğrultusunda islam dininin canına okumuştur, zira Hind hayatı boyunca islam dini ve Hz.Muhammed’den nefret etmiş, islam ordusu Mekke kapılarına dayandığında anlaşma yapmak için gidip korkudan müslüman olan kocası Ebu Süfyan’ın sakalına yapışıp “nasıl müslüman olursun” diye lanetler okuyan bir kadındır. Zoru görünce islam dinine geçen ve kendi kızını Hz.Muhammed’le evlendiren, oğlunu başlangıçta vahiy katibi yaptırarak Kur’an derlenmesinde söz sahibi hale getiren, daha sonra da yukarıda bahsedilen olayların yolunu açan bu kadın, sünni kaynaklarında Hz.Hind olarak anılmakta ve gelen nesillere müslümanlarca kutsal bir kişi olarak sunulmaktadır. Bu yalan mıdır, değil midir?
İslam dininin Hz.Muhammed’in ölümünden sonraki 40-50 yıllık bölümü mezhep farklılıklarına göre farklı şekillerde olsa da tüm islam kaynaklarında yalanlarla, saptırmalarla anlatılmaktadır. Hind olayını bunun çok çarpıcı bir örneği olduğu için seçtim, ama şii kaynaklarında da örneğin Hasan için büyük çarpıtmalar var. Onun için sorma gereği duydum, bir din bu kadar çok yalan söyleme ihtiyacını neden duyar?
CROSSWISE
17-12-2006, 12:58
Hind ismini ilk kez duydum ve bu başlık için sevgili yfln'e teşekkür ediyorum. Anlatılanlar oldukça ilginç. İlginç olduğu kadar da düşündürücü... Tabi sevgili yfln, konuyu İslamcı olarak sorgulamış ve bir sonuç çıkarmış. Fakat bu konu üzerine , nesnel ve tarafsız olarak araştırma yapılıp , bağımsız bir sonuç çıkarmak gerekiyor. Vakit buldukça bu konuyla ilgileneceğim.
* *Selamlar
mehmetk_kk
17-12-2006, 13:29
selamlar
sevgili yfln islam yalan söylemez yalanı insanlar söyler.
Sevgili crosswise,
zaten amacım herkesin kendi bakışı ile bu ve benzer olayları inceleyip bir sonuç çıkartması, daha sonra da tartışarak gerçeğe en azından yaklaşılması ama bir yanlış anlamayı düzeltmek isterim, ben islamcı bakış açısı ile değil, tarafsız olarak olayı sorgulamaya çalışıyorum. İslamcı bakış açısı ile neler söyleneceğini de merakla bekliyorum açıkçası.
mehmet kardeş,
o zaman soruyu şöyle soralım:
Bir dini savunmak için insanlar neden bu kadar çok yalan söylemek zorunda kalırlar?
mehmetk_kk
17-12-2006, 14:08
selamlar
segili yfln onu yalan uyduran insanlara sormak lazım.benim akaidime göre islamın savunulmaya ihtiyacı yoktur bu cahil kimselerin çaresiz kaldıkoları bir konuda başvurdukları bir yöntemdir.
Benim öncelikle öğrenmek istediğim Habibe ;Hind'in özkızımıdır yoksa
üvey mi ? Bunu merak ediyorum.Zira Hind'le ilgili bazı öngörülerim
var ancak belli bir kaynağa dayanmıyor.Sadece bazı ipuçları benim
bir öngörü geliştirmeme sebep oldu.Ancak öncelikle sorumun cevabını
almam gerek.Bu konuda bilgisi olanlar kaynağıyla yazarlarsa sevinirim...
Sn vacsmt,
Habibe tüm islami kaynaklarda Hind'in öz kızı olarak geçmektedir.
Sn. yfln,
Açıklamanızın tamanını okudum. Bu bilgilere(belki biraz yumuşatılmış haline); istediğiniz herhangi bir islam sitesinde rastlamamız mümkün.
Yalan diye bahsettiğiniz şeyler ki;
"Aslında Muaviye, annesinin isteği doğrultusunda islam dininin canına okumuştur,"
"Zoru görünce islam dinine geçen ve kendi kızını Hz.Muhammed’le evlendiren, oğlunu başlangıçta vahiy katibi yaptırarak Kur’an derlenmesinde söz sahibi hale getiren, daha sonra da yukarıda bahsedilen olayların yolunu açan bu kadın," Diye yazmışsınız.
Hiçbir şeyi ve kimseyi savunma güdüsü olmadan bir soru sormak istiyorum.
Siz tarihi bir bilgi mi veriyorsunuz?
Hatalarımızı, cehaletimize bağışlayın.
Sn mhmmd,
islami sitelerde bulunabilen (belki biraz yumuşatılmış) halinin bir örneğini yazımın en başında vermiştim zaten. Yalan diye bahsettiğim şey, olayın islami sitelerdeki bu çarpıtılmış halidir.
Hind'in son ana kadar müslüman olmamak için direndiği, en sonunda başka yol kalmadığı için müslüman olmuş gibi göründüğü yalan mıdır?
Müslüman olmuş gibi göründükten sonra kızını Hz.Muhammed ile evlendirdiği, oğlunu vahiy katibi yaptığı ve zorla kabul ettiği islamiyeti siyasi güç elde etmek için kullandığı yalan mıdır?
Hz.Muhammed'in ölümünden sonra islam dininin bölünmesine, peygamberin damadının ve torunlarının öldürülmesine kadar giden olaylarda Hind'in oğlunun ve torunun üstlendiği belirleyici yol yalan mıdır?
Bu olayların gelişimini başlatan hanımın Hz.Muhammed'le kurduğu akrabalık ilişkisi, oğlunun ise vahiy katipliği nedeni ile islami sitelerde dince kutsal kişiler olarak tanıtıldıkları yalan mıdır?
Bırakın islam dinine katkıyı, yıkmak için sonuna kadar uğraşmış bu kişilerin Hz.Muhammed ile yukarıda belirtilen ilişkileri nedeni ile kutsal kişiler olarak tanıtılmaları sahtekarlık mıdır, yoksa basit bir yorum farkı mıdır?
Sn mhmmd, ben tarihçi değilim, sadece islam tarihinin başlarında yaşanmış ve islam dininin bir daha birleşemeyecek şekilde bölünmesi ile sonuçlanmış bir olaydaki çelişkilerin nedenini merak ediyor ve araştırıyorum. Paylaştığım bilgiler, bu araştırma sırasında olabildiğince tarafsız davranarak ulaştığım sonuçlardan ibarettir. Siz de kendi yorumunuzu paylaşırsanız olayın ne olduğunu anlamamız daha kolaylaşır diye düşünüyorum.
Saygılar
Değerli yfln;
Çağrı filmini yıllardan beri seyreder dururuz.Orada azad edilme karşılığında köle olan Vahşi'nin,raksederek dönen bir kadının başındaki hedef olan,yuvarlak nesneden,dönüş anında yani hareketli olan hedefin arasından mızrağını nasıl geçirdiğini seyreden herkes görmüştür.Savaş esnasında Hz.Hamza'ya yaklaşıp nihayetinde onu öldürdüğünüde filmde izledik.
Filmde gösterildiği kadarı ile Ebu Süfyan'nın karısı olan Hind binti Utbe'nin istedikleri gerçekleştirebilmek adına ne kadar haris olduğunuda anlayabiliyoruz.
Benim ise anlamadığım şu;Yapılan savaşlar Araplarla-İranlılar,Araplarla-Bizanslılar arasında değil direk Mekke ve Medine'deki araplar arasında yapılıyor.Hatta Bedir savaşı esnasında Hind'in öldürülen babası Utbe ve yanında savaşmaya meydana çıkan 3 kişi ile karşılarına çıkan Müslüman 3 kişi sanki akrabalar.İki ordu içinde aileler bölünmüş durumda.İlginç bir olgu bu tıpkı kurtuluş savaşı esnasında aynı aileden olan kişilerin bazılarının Kuvay-i Milliye'den diğerlerinin Hilafet ordularından olması gibi.
Siz hiç (Temennide etmem istememde)Anneniz veya babanız veya kardeşleriniz veya yakın akrabalarınızla herhangi bir olayda hükm verme konusunda ters düşmediniz mi ?Eğer ters düştü iseniz sonsuza kadar onlara,onlarda size nefret ile mi baktınız ?
Mesela size ilginç bir soru Andrew Flew'dan nefret mi etmek gerek.
Siz yaşamınızın her anında aynı düşüncelerinize hep sahip miydiniz ? Hiç değişen bir düşünce ve uygulamanız oldu mu ?
Siz Nazım Ustanın Kuvayi Milliye destanını okudunuz mu ?Orada Kartallı Kazım'ın durumu anlatılır ve ona atfedilen bölümün sonunda "Kavgadan önce Kartalda bahçıvandı/Kavgadan sonra yine Kartalda bahçıvan.." denildiğini ve Sevgili Kemal Tahir'in 1930 ve sonrasında "Kavgadan önce" İngiliz ve Fransız işbirlikçi oldukları bilinenlerin ve onların çocuklarının T.B.M.M ne girmeleri dolayısı ile eleştiri yönelttiğini bilir misiniz ?Yani şu an içinde yaşadığımız ülkemizin kuruluş aşamalarındaki bu olgu sanırım tarihin her döneminde olmuş gibi.
Kavga=Kurtuluş savaşı
Ebu Süfyan ve onun soyundan gelen insanların İslam'a hizmet etmedikleri bilakis yozlaştırmak adına ellerinden geleni ardlarına komadıkları ise ayrı bir vakıa'dır.Bu konuda size katılmamak mümkün değil.Bu uygulamaların bugün toplumda ve yaşamda onarılamaz yaralar açtığıda yaşamın ve tarihin şahidliği ile çok açık görülebilmektedir.
Sn psikokemoterapi,
Öncelikle şunu belirteyim, Anthony Flew'dan nefret etmem, bilakis fikirlerine saygı ve yakınlık duyarım. Bireyin gelişim aşamalarında çok radikal fikir değişiklikleri yaşayabileceğine, hatta yaşaması gerektiğine inanırım ama karşısında büyük bir düşman ordusu varken dahi kocasının sakalına yapışıp "nasıl müslüman olursun" diye lanetler savuran bir insanın bir gecede hidayete erip müslüman olacağına inanmak biraz zor görünüyor. Bir dine inanmak uzun bir süreç gerektirir, pencereden namaz kılan müslümanları görüp din değiştirmek ise daha çok korku ile din değiştirmeyi çağrıştırıyor. İslamı gönüllü olarak seçmiş görünüp gizliden gizliye nefret ettiği bu dine nasıl zarar verebileceğini düşünmek ve uzun vadeli planlar yapmak ise Hind gibi çok zeki ve kurnaz olduğu su götürmez bir hanıma daha çok uyuyor. Sonraki tarihsel gelişim de bence bunu doğruluyor. Bence Hind ciddi bir takiyye örneği vermiş ve planları çok başarılı olmuş.
Muaviye ve Yezid'in Hz.Muhammed soyundan gelenlere davranışları basit bir siyasi kavga olarak değerlendirilemez, ortada çok ciddi kin ve nefret olduğu açık. Bildiğim kadarı ile bu tip duyguların gelişmesindeki en önemli faktör, geçmişte yaşanan olaylar ve ebeveynlerin bu olaylar karşısında çocuklarına yaptıkları telkinlerdir.
saygılar
commandante
18-12-2006, 15:43
muhammed'in kaç karısı vardı arkadaşlar biliyormusunuz
commandante,
sitenin arama işlevlerini kullanarak bu konu ile ilgili başlıkları bulabilirsin.
anahtar sözcükler
muhammed zevce eş
neutrino
Muhammed'in zevceleri / Ezvâc-ı Tâhirât (http://www.turandursun.com/modules.php?name=Forums&file=viewtopic&t=4862&postdays=0&postorder=asc&&start=15)
bu topictede ilgili tartışmalar yapılmıştı..
Hind ve Ebu Süfyan'ın Hz.Muhammed'le evlenerek onları kutsallaştıran kızları Ümmü Habibe kimdir?
İslam kaynaklarına göre ilk eşi, Hz.Muhammed'in halasının oğlu Übeydullah bin Cahş'tır ve kocası ile birlikte çok erken dönemde islamiyeti seçmişlerdir. Daha sonra müslümanlara yapılan eziyetlerden kurtulmak için Habeşistan'a göç etmişler, Übeydullah burada hıristiyan olmuş ama Habibe direnmiş, Übeydullah daha sonra kendini içkiye ve sefahate vermiş, hıristiyan olarak ölmüştür. Bu olayı öğrenen Hz.Muhammed Habibe'nin durumuna çok üzülmüş, hicretin 7.yılında (Mekke'nin fethinden 1 yıl önce) Habeş kralı Necaşi'ye vekil göndererek Habibe ile Habeşistan'da vekaleten nikah kıydırarak evlenmiş ve Habibe'yi daha sonra Medine'ye getirtmiştir.
Hz.Muhammed'in halasının oğlu Abdullah bin Cahş kimdir? İslam kaynaklarına göre Uhud savaşında büyük yararlılıkları görülmüş, bu savaşta şehit olmuş bir islam kahramanı sahabedir, dayısı Hz.Hamza ile aynı mezara gömülmüştür, yani aslında ayrı bir mezarı yoktur.
Abdullah bin Cahş, islamiyet öncesi Mekke'de bulunan haniflerdendir. Daha sonra islamiyeti seçmiş ve eşi ile birlikte Habeşistan'a göç etmiştir.
Aşağıdaki yazı bir yüksek lisans tezinden alınmıştır:
Bundan daha ilginç olanı ise, Abdullah b. Cahş olayıdır. Abdullah, Hz. Muhammed’in davetini duyunca Müslüman oldu ve esi Ümmü Habibe binti Ebu Süfyan ile beraber Habesistan’a hicret etti. Ama oraya gittikten sonra Hıristiyan oldu ve orada bu inanç üzere öldü. Hıristiyan olduktan sonra Habesistan’a gelen müslümanlara rastladıkça “Biz gözümüzü açtık. Siz görmek için halâ gözlerinizi kırpıştırıyorsunuz” diyerek alay ederdi. (Ibn Hisam, 1985: I, 238) Esi Ümmü Habibe ise Müslüman olarak Medine’ye döndükten sonra Hz.Muhammed ile evlenmistir.(Kaynak: FATİH DUMAN-KAHRAMANMARAŞ SÜTÇÜ İMAM ÜNİVERSİTESİ SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ TEMEL İSLAM BİLİMLERİ ANABİLİMDALI YÜKSEK LİSANS TEZİ-İSLAMİYET ÖNCESİ ARAP FOLKLORUNUN KUR’AN’DAKİ YERİ-DANISMAN: Prof.Dr. M. KEMAL ATİK Yıl : 2006 , Sayfa: 83-84)
Ubeyd: [Abd’dan] Küçük kul, Değersiz ufak köle (Mustafa Nihat Özön, Osmanlıca Türkçe sözlük, sayfa 734)
Anlaşılan islam tarihçileri tek kişiden bir sanal islam kahramanı, bir de Habeşistanda hıristiyanlığı seçerek sefil olmuş Übeydullah yaratmayı başarmışlar.
NİSÂ SÛRESİ
(168) Şüphesiz inkar edenler ve zulmedenler (var ya) Allah onları asla bağışlayacak ve doğru yola iletecek değildir. *
Hz. Hind'e 'validemiz' diyenler bu ayeti inkar mı ediyor?
Gerçi bu ayete bakılırsa kimsenin sonradan müslüman olmaması, sonradan doğru yola girmemesi lazım ya, neyse.
mehmetk_kk
18-12-2006, 23:21
Değerli yfln;
Çağrı filmini yıllardan beri seyreder dururuz.Orada azad edilme karşılığında köle olan Vahşi'nin,raksederek dönen bir kadının başındaki hedef olan,yuvarlak nesneden,dönüş anında yani hareketli olan hedefin arasından mızrağını nasıl geçirdiğini seyreden herkes görmüştür.Savaş esnasında Hz.Hamza'ya yaklaşıp nihayetinde onu öldürdüğünüde filmde izledik.
Filmde gösterildiği kadarı ile Ebu Süfyan'nın karısı olan Hind binti Utbe'nin istedikleri gerçekleştirebilmek adına ne kadar haris olduğunuda anlayabiliyoruz.
Benim ise anlamadığım şu;Yapılan savaşlar Araplarla-İranlılar,Araplarla-Bizanslılar arasında değil direk Mekke ve Medine'deki araplar arasında yapılıyor.Hatta Bedir savaşı esnasında Hind'in öldürülen babası Utbe ve yanında savaşmaya meydana çıkan 3 kişi ile karşılarına çıkan Müslüman 3 kişi sanki akrabalar.İki ordu içinde aileler bölünmüş durumda.İlginç bir olgu bu tıpkı kurtuluş savaşı esnasında aynı aileden olan kişilerin bazılarının Kuvay-i Milliye'den diğerlerinin Hilafet ordularından olması gibi.
Siz hiç (Temennide etmem istememde)Anneniz veya babanız veya kardeşleriniz veya yakın akrabalarınızla herhangi bir olayda hükm verme konusunda ters düşmediniz mi ?Eğer ters düştü iseniz sonsuza kadar onlara,onlarda size nefret ile mi baktınız ?
Mesela size ilginç bir soru Andrew Flew'dan nefret mi etmek gerek.
Siz yaşamınızın her anında aynı düşüncelerinize hep sahip miydiniz ? Hiç değişen bir düşünce ve uygulamanız oldu mu ?
Siz Nazım Ustanın Kuvayi Milliye destanını okudunuz mu ?Orada Kartallı Kazım'ın durumu anlatılır ve ona atfedilen bölümün sonunda "Kavgadan önce Kartalda bahçıvandı/Kavgadan sonra yine Kartalda bahçıvan.." denildiğini ve Sevgili Kemal Tahir'in 1930 ve sonrasında "Kavgadan önce" İngiliz ve Fransız işbirlikçi oldukları bilinenlerin ve onların çocuklarının T.B.M.M ne girmeleri dolayısı ile eleştiri yönelttiğini bilir misiniz ?Yani şu an içinde yaşadığımız ülkemizin kuruluş aşamalarındaki bu olgu sanırım tarihin her döneminde olmuş gibi.
Kavga=Kurtuluş savaşı
Ebu Süfyan ve onun soyundan gelen insanların İslam'a hizmet etmedikleri bilakis yozlaştırmak adına ellerinden geleni ardlarına komadıkları ise ayrı bir vakıa'dır.Bu konuda size katılmamak mümkün değil.Bu uygulamaların bugün toplumda ve yaşamda onarılamaz yaralar açtığıda yaşamın ve tarihin şahidliği ile çok açık görülebilmektedir.
selamlar
sevgili psiko sana hayret etmeye devam ediyorum.gerçekten çok ilginçsin,hayranlıkla izliyorum.bir ekole bağlanmadan insan olmayı başarmış ender insanlardansın,tebrikler kardeş.
sevgili yfln konu gerçekten ilginç, fakat yorumlamak farklı bunu tarihi bir gerçeklik gibi ortaya koymak farklı.delil diyordumya buna dikkat edersen daha sağlıklı olur bence.hind hakkında dediklerinde gerçeklik payı varmı bilmiyorum ama sanki olabilirmiş gibi geliyor.hindin zoraki müslüman olup olmadığını bilemeyiz hidayet o an nasip olmuş olabilir.fakat oğlunun ve torununun yaptıkları aklımda soru işareti uyandırıyor.bu konuyla ilgili bir yerde şöyle bir şey okumuştum tekrar araştıracağım.muaviyemi yezidmi hatırlamıyorum ama peygamber sav.ın torunlarını öldürünce onlara hitaben bu da bizim intikamımızdır gibi bir şeyler söylemişti.
''Sn mhmmd, ben tarihçi değilim, sadece islam tarihinin başlarında yaşanmış ve islam dininin bir daha birleşemeyecek şekilde bölünmesi ile sonuçlanmış bir olaydaki çelişkilerin nedenini merak ediyor ve araştırıyorum. Paylaştığım bilgiler, bu araştırma sırasında olabildiğince tarafsız davranarak ulaştığım sonuçlardan ibarettir. Siz de kendi yorumunuzu paylaşırsanız olayın ne olduğunu anlamamız daha kolaylaşır diye düşünüyorum.''
Şimdi yfln araştırmak şüphesiz olması gereken bişey.Bir müslüman olarak ben de araştırıyorum.Bence sen biraz eksik araştiriyon.Ya da olayları atliyon.En kötüsü de olayları çarpitmak isteyip kafana göre araştırdım deyip burda islam tarihi hocaliğina kalkişiyon.İşine geldiği gibi.Tamam Hz Ali ve çocuklarından sonra emevi iktidarı var islam tarihinde de.Peki o dört büyük halife devrini nasıl atlarsın?O zaman hindin çocukları gelseydi iktidara. :roll: Yok yok bence iyi niyetlisin yfln ama iyi araştır burda kendin hakkında olumsuz düşündürme kimseye.
ozgur_beyin
19-12-2006, 02:55
tahtaları eksik cevat kardeşim.
* * * * mübarek! kadındanda anlıyorsun tebrikler :lol:
hiramusta
19-12-2006, 12:41
Hind ve Ebu Süfyan'ın Hz.Muhammed'le evlenerek onları kutsallaştıran kızları Ümmü Habibe kimdir?
İslam kaynaklarına göre ilk eşi, Hz.Muhammed'in halasının oğlu Übeydullah bin Cahş'tır ve kocası ile birlikte çok erken dönemde islamiyeti seçmişlerdir. Daha sonra müslümanlara yapılan eziyetlerden kurtulmak için Habeşistan'a göç etmişler, Übeydullah burada hıristiyan olmuş ama Habibe direnmiş, Übeydullah daha sonra kendini içkiye ve sefahate vermiş, hıristiyan olarak ölmüştür. Bu olayı öğrenen Hz.Muhammed Habibe'nin durumuna çok üzülmüş, hicretin 7.yılında (Mekke'nin fethinden 1 yıl önce) Habeş kralı Necaşi'ye vekil göndererek Habibe ile Habeşistan'da vekaleten nikah kıydırarak evlenmiş ve Habibe'yi daha sonra Medine'ye getirtmiştir.
Hz.Muhammed'in halasının oğlu Abdullah bin Cahş kimdir? İslam kaynaklarına göre Uhud savaşında büyük yararlılıkları görülmüş, bu savaşta şehit olmuş bir islam kahramanı sahabedir, dayısı Hz.Hamza ile aynı mezara gömülmüştür, yani aslında ayrı bir mezarı yoktur.
Abdullah bin Cahş, islamiyet öncesi Mekke'de bulunan haniflerdendir. Daha sonra islamiyeti seçmiş ve eşi ile birlikte Habeşistan'a göç etmiştir.
Aşağıdaki yazı bir yüksek lisans tezinden alınmıştır:
Bundan daha ilginç olanı ise, Abdullah b. Cahş olayıdır. Abdullah, Hz. Muhammed’in davetini duyunca Müslüman oldu ve esi Ümmü Habibe binti Ebu Süfyan ile beraber Habesistan’a hicret etti. Ama oraya gittikten sonra Hıristiyan oldu ve orada bu inanç üzere öldü. Hıristiyan olduktan sonra Habesistan’a gelen müslümanlara rastladıkça “Biz gözümüzü açtık. Siz görmek için halâ gözlerinizi kırpıştırıyorsunuz” diyerek alay ederdi. (Ibn Hisam, 1985: I, 238) Esi Ümmü Habibe ise Müslüman olarak Medine’ye döndükten sonra Hz.Muhammed ile evlenmistir.(Kaynak: FATİH DUMAN-KAHRAMANMARAŞ SÜTÇÜ İMAM ÜNİVERSİTESİ SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ TEMEL İSLAM BİLİMLERİ ANABİLİMDALI YÜKSEK LİSANS TEZİ-İSLAMİYET ÖNCESİ ARAP FOLKLORUNUN KUR’AN’DAKİ YERİ-DANISMAN: Prof.Dr. M. KEMAL ATİK Yıl : 2006 , Sayfa: 83-84)
Ubeyd: [Abd’dan] Küçük kul, Değersiz ufak köle (Mustafa Nihat Özön, Osmanlıca Türkçe sözlük, sayfa 734)
Anlaşılan islam tarihçileri tek kişiden bir sanal islam kahramanı, bir de Habeşistanda hıristiyanlığı seçerek sefil olmuş Übeydullah yaratmayı başarmışlar.
Kardeşim Abdullah bin Cahş hirstiyan olarak Habeşistanda mı öldü yoksa şehid olarak Uhudda mı?Karar ver.
hiramusta
19-12-2006, 12:46
Hind'de gelince,ne Hind'in,ne Ebu Süfyan'ın ne de Muaviye'nin Müslüman olduklarına inanmıyorum.Ellerinden kayıp giden iktidarı yeniden elegeçirmek için Müslüman gözükmeleri gerekiyordu.Yani siyasi varlıklarını sürdürebilmeleri Müslüman gözükmelerine bağlıydı.Onlar da bunu yaptılar ve cahiliye döneminden çok daha büyük iktidara sahip oldular.
Nebenbuhler
19-12-2006, 13:00
Hamzanin ölümünden kulaginin burnunun gerdanlik icin kesilip alindigindan karninin yarilip cigerinin(bazi rivayetlerde kalbinin)Hind tarafindan cignenip atilmasi üzerine Muhammed amcasinin öcünü almak icin yemin etmistir.Mekkenin muhammed tarafindan isgal edildigi gün mekkeliler muhammedin huzuruna biat etmeye(ister istemez)toplanildiginda muhammedin huzuruna her tarafi siyah bir örtüyle örtülü bir kadin gelir bu taninamayacak kadar örtülü kadin muhammedin ayaklarina kapanir kendisinin ona biat ettigini cok günahkar oldugunu kabahatinin büyük oldugunu muhammed tarafindan affedilmek istedigini söyler..muhammedin ayaklarina sarilip öpmeye baslar.Muhammed tammam tamam seni affediyorum birak ayagimi yeter yakarip durma der,bunun üzerine kadin üstünden örtüyü kaldirir ve herkesin hayretli bakislari arasinda Hind sinsi sinsi siritarak oradan uzaklasir,aralarinda baska bir konusma gecmez(Seytani ayetler kitabindan alintidir).Muhammed Hindi affetmek zorunda kalmistir ona söz verdigi icin ,yukarda arkadaslarinda degindigi gibi islamin yeniden cahiliyeye ve aristokratlara gecmesinin sebebi Hind dir.Ebu Sufyan Hind ve bunlarin soyundan gelenler bilincli ve coook ustaca imkanlari dahilinde hareket edip istediklerini bazilari gec bazilarida ömrü boyunca elde etmislerdir.(Ben Alevi falan degilim yanlis anlasilmaya)
Kardeşim Abdullah bin Cahş hirstiyan olarak Habeşistanda mı öldü yoksa şehid olarak Uhudda mı?Karar ver.
sevgili hiramusta,
En can alıcı soru da bu ya. Benim anlayabildiğim kadarı ile Habeşistanda ölen Abdullah bin Cahş ama islam kaynakları adamın ölüm şeklinden pek memnun kalmamışlar ki onu Ubeydullah yapmışlar, Abdullahı da Uhud'da sanal olarak öldürüp Hz.Hamza'nın mezarına gömmüşler! Yani aslında Abdullah ve Ubeydullah aynı insan ve Uhud'da falan savaşmayıp Habeşistanda hıristiyan olarak ölmüş. *
Hind'de gelince,ne Hind'in,ne Ebu Süfyan'ın ne de Muaviye'nin Müslüman olduklarına inanmıyorum.Ellerinden kayıp giden iktidarı yeniden elegeçirmek için Müslüman gözükmeleri gerekiyordu.Yani siyasi varlıklarını sürdürebilmeleri Müslüman gözükmelerine bağlıydı.Onlar da bunu yaptılar ve cahiliye döneminden çok daha büyük iktidara sahip oldular.
Ben de zaten aynı şeyi düşünüyor ve anlatmaya çalışıyorum ama o zaman da şu soru akla geliyor:
Allah neden Hz.Muhammed'i daha önceleri uyardığı gibi bu noktada uyarmadı? Sonuçta bu insanlar islam dinine 30-40 yıl içinde en büyük kötülüğü yaptılar. Hind'in kızı ile evlenmesine, oğlunu vahiy katibi yapıp yüceltmesine neden izin verdi? Yoksa uyardı da Hz.Muhammed Süfyan ailesini yanına çekmenin sağlayacağı siyasi gücün hırsına kapılıp uyarıyı dikkate almadı mı?
Elbette birşey daha olabilir, belki de Allah islam dininin bir süre sonra 3'e bölünmesini istiyordu.
spartacus
19-12-2006, 13:25
[quote:7559a966ec="hiramusta"]Onlar da bunu yaptılar ve cahiliye döneminden çok daha büyük iktidara sahip oldular.[/quote:7559a966ec]
Çünkü evvelki iktidarlar, kabile ve köleci tarzı olduğu için dağınık ve geniş coğrafyalara merkezi düzeyde egemenlik olanağı sağlamıyordu.
Yeni gelişen islam Ümmeti ise, siyasi arenada yeni olanı temsil ettiği gibi, iktidarda kabile ve sülale bağından çok daha hakim ve geniş egemenlik olanağına dönüşüyordu.
Tabir yerinde ise, eski tipde iktidar biçiminin yerini yeni tipde iktidar perspektifi alıyordu= ümmet.
Muaviye yada adı her ne olursa olsun, geçmiş dönemin egemen kabile reisleri, sonraki dönemin iktidar mirasından paylarını, ümmi birliği hem kabul ama hemde paha biçilmez kullanım olarak, siyasi araç olarak kullanmışlardır. Evvelide böyledir, Hilafet sorununun yaşanması, orada olan kargaşa ve paylaşımsızlık, gücü olanın egemen olması ve biat faktörünün kılıca dayanıyor olması bunun en iyi örneğidir..
Bu gün siyasete araç edilenler göz ardı edilmez ise, dini inancı olmayan siyasetçiler dahi, yeri geldiğinde dini deyimleri seçiyor. Eskiden hakim kabile olan bir kabilenin idaresi neden yeni tipde bir egemenliğe olanak veren ümmi egemenliği seçmesin. Politika tamda bunu olumlamıyor mu?
Ortada alınan bir öç var ise-ki ben yazılanları okuduğumda- bence bu öç, ümmi bir hedefle değil, bireysel yada eski kabile hedefi olarak ortaya aslende politik bir tutum olarak çıkıyor. Burada bir çekişme sözkonusu ve çekişme taraflardan birinin avantajına dönüşmüş. Burada en iyi kilit nokta ve anahtar ise ümmette düğümlenmiş. Ümmeti kullanım haline getirebilmenin en iyi yoluda, iyi bir Müm'in olmaktan geçiyor olsa gerek, iyi bir Müm'in Hz Hind, iyi bir Müm'in Muaviye, politikaları ve yönetimindeki aşırılık kişisel değer kaybına ulaştırmış olsada en azından gerçeğin bu kadar yalın anlaşılmasına da olanak tanımış.
Evvelinde süren, Halife kavgasının mantığıda böylelikle daha iyi anlaşılmış oldu, hatta en doğal hakkı Halife olmak olan Ali'nin neden en sona düştüğü, ve neden oğullarının katledildiğide... Bu işin özündeydi, özüde ümmet kavramı teşkil ediyor.
Şimdi yfln araştırmak şüphesiz olması gereken bişey.Bir müslüman olarak ben de araştırıyorum.Bence sen biraz eksik araştiriyon.Ya da olayları atliyon.En kötüsü de olayları çarpitmak isteyip kafana göre araştırdım deyip burda islam tarihi hocaliğina kalkişiyon.İşine geldiği gibi.Tamam Hz Ali ve çocuklarından sonra emevi iktidarı var islam tarihinde de.Peki o dört büyük halife devrini nasıl atlarsın?O zaman hindin çocukları gelseydi iktidara. :roll: Yok yok bence iyi niyetlisin yfln ama iyi araştır burda kendin hakkında olumsuz düşündürme kimseye.
Aslında gelmişler. Hz.Ebubekir'in kısa süren halifelik döneminden sonra Hz.Ömer'in hilafet döneminde Muaviye Şam'a vali tayin ediliyor ki zaten Emevilerin iktidarına giden yol böyle açılıyor.
Hadis No: 4465
Tanım: Ömer İbnu'l-Hattab (ra), Umeyr İbnu Sa'd'ı Humus valiliğinden azledince yerine Hz. Muaviye (ra)'yi tayin etti. Halk: "Umeyr'i azledip Muaviye'yi mi tayin etti?" diye mırıldandı. Umeyr (ra): "Muaviye'yi hayırla yadedin. Zira ben Resulullah (sav)'ın: "Allahım, onunla (insanlara) hidayetini ulaştır!" dediğini duydum!" dedi.
Kütüb- Sitte/Kategori: FEZAİL BÖLÜMÜ/Sahabelerden Bazılarının Faziletleri - Muaviye (ra)
3. Halife Hz.Osman ise zaten Ümeyyeoğulları sülalesinden, yeğeni Muaviye'nin güçlenmesi için (ilk islam donanmasını kurma izni dahil) her türlü olanağı sağlıyor. Kısaca kendi kabilesinden gelenleri fazla kayırması ve onlarla ilgili yolsuzluk şikayetlerinin üzerine yeteri kadar gitmemesi şeklinde özetlenebilecek nedenlerle çıkan isyanlar sonucu aralarında ilk halife Ebu Bekir'in oğlunun da bulunduğu bir grup tarafından evi basılıyor ve öldürülüyor. Muaviye bu cinayeti sonuna kadar Hz.Ali aleyhine kullanıyor, Ali, Hasan ve Hüseyin'in öldürülmeleri ile sonuçlanan süreç böyle başlıyor.
Ortada alınan bir öç var ise-ki ben yazılanları okuduğumda- bence bu öç, ümmi bir hedefle değil, bireysel yada eski kabile hedefi olarak ortaya aslende politik bir tutum olarak çıkıyor. Burada bir çekişme sözkonusu ve çekişme taraflardan birinin avantajına dönüşmüş. Burada en iyi kilit nokta ve anahtar ise ümmette düğümlenmiş. Ümmeti kullanım haline getirebilmenin en iyi yoluda, iyi bir Müm'in olmaktan geçiyor olsa gerek, iyi bir Müm'in Hz Hind, iyi bir Müm'in Muaviye, politikaları ve yönetimindeki aşırılık kişisel değer kaybına ulaştırmış olsada en azından gerçeğin bu kadar yalın anlaşılmasına da olanak tanımış.
En başta Ümeyyeoğulları sülalesi olmak üzere erken dönem müslümanlarının Hz.Muhammed'in ölümünden sonra kızı da dahil onun soyundan gelenlere son derece saygısızca, hatta öfkeyle davrandıkları görülüyor. Bu öyle bir öfke ve kin ki üzerinden ne kadar süre geçse de yatışmıyor. Örneğin Emevi hanedanından Mervan oğlu 2.Ömer 717 yılında tahta çıktığında ilk iş olarak Hz.Muhammed'in ölümünden sonra Ebu Bekir ile Fatma arasında ciddi miras-mal tartışmasına yol açan Fedek Hurmalıklarını ehlibeyt soyundan gelenlere iade ediyor, bir nevi iade-i itibarda bulunuyor ve adamı derhal zehirliyorlar. Halbuki o insanların hiçbir siyasi güçleri kalmamış, Emeviler duruma tamamen hakim. İlginç bir durum yani.
Arkadaşlar,
Harika bir topik olmuş. Emeği geçen tüm üyelere teşekkür etmek istedim.
Bir de ricam olacak.
Muhammed'in ölümüyle başlayan dönemi de ayrı bir başlık altında incelemek mümkün mü? Ben bu üsttekileri okuyunca -ki tarih özürlüyüm- iyice meraklandım.
Hz.Muhammed – Muaviye ilişkisi:
Aşağıdaki anektod, Doç.Dr. Nihat Hatipoğlu’nun sitesinden alınmıştır:
Birgün Resulullah efendimiz, Ümm-i Habîbe’nin odasına geldi. O esnada Hz. Muaviye başını, kızkardeşi Ümm-i Habîbe’nin kucağına koymuş, uyuyordu. Bu hâli görünce, hanımı Ümm-i Habîbe’ye buyurdu ki:
- Ya Ümm-i Habîbe! Kardeşini bu kadar çok mu seviyorsun?
- Evet, ya Resulallah, kardeşimi çok seviyorum.
- Onu Allah ve Resulü de çok seviyor.
http://www.nihathatipoglu.com/nh/blm/eshabikiram/ummihabibe.html
Buradan da anlaşıldığı üzere, Allah ve Resulü islam dinini bir daha birleşmeyecek şekilde bölecek, Allah resulünün soyunu kurutacak olan Muaviye’yi çok sevmektedir. Bu anektod doğru ise çıkan sonuç budur. Yalansa o zaman tekrar sormak lazım:
İnsanlar bir dini savunmak adına neden bu kadar çok yalan söylemek zorunda kalırlar?
Kütüb-i sitte’den bir hadis:
Hadis No: 4467
Tanım: Resulullah'ın Muaviye için şöyle dua ettiğini rivayet etmektedir: "Allahım, onu hidayet edici ve hidayeti bulmuş kıl ve onunla (insanlara) hidayet ver."
Kategori: FEZAİL BÖLÜMÜ/Sahabelerden Bazılarının Faziletleri - Muaviye (ra )
Demek Hz.Muhammed Muaviye’nin pek de hidayete erdiğini düşünmüyor ki Allah’a bu şekilde dua ediyor. O zaman neden kendisini vahiy katipliği gibi önemli bir göreve getirdiğini sormak gerekmez mi?
Biraz uzun ama önemli bir başka hadis:
Hadis No: 5942
Tanım: Muaviye İbnu Ebi Süfyan (ra)'a (hilafeti esnasında) Mikdam İbnu Ma'dikerb, Amr İbnu'l-Esved ve Kınnesrin ahalisinden Beni Esedli bir adam bir heyet halinde geldiler. Hz. Muaviye, Mikdam'a: "Hasan İbnu Ali (ra)'nin vefat ettiğini biliyor musun?"dedi. Haberi işiten Mikdam "İnna lillah ve inna ileyhi raciun!" diyerek (üzüntüsünü ifade etti.) Ona falan (Muaviye): "Bunu bir musibet mi addediyorsun?" dedi. Mikdam: "Niye musibet addetmiyeyim? Resulullah (sa) onu kucağına almış "Bu bendendir. Hüseyin ise Ali (ra)'dendir!" buyurmuştu dedi. Beni Esed'den olan adam da (Hz. Muaviye'ye yaranmak için, Hz. Hasan'ın ölümünü bir fitnenin sönmesine teşbihen): "Allah bir ateşi söndürdü!" diye söze karıştı. Mikdam: "Bugün ben, seni kızdırmaya ve hoşlanmadığın şeyleri sana duyurmaya devam edeceğim!" dedi. Sonra şöyle seslendi: "Ey Muaviye! Eğer doğru söylersem beni tasdik et, yalan söylersem beni tekzib et!" Hz. Muaviye (ra): "Pekala öyle yapacağım" dedi. Mikdam: "Allah aşkına söyle! Resulullah (sa)'ın altın takınmayı yasakladığını işittin mi?" dedi. Hz. Muaviye: "Evet!" dedi. Mikdam: "Allah aşkına söyle! Resulullah'ın ipek giymeyi yasakladığını biliyor musun?" diye sordu. Hz. Muaviye: "Evet biliyorum!" dedi. Mikdam tekrar sordu: "Allah aşkına söyle! Resulullah (sa)'ın vahşi hayvan derisini giymeyi, üzerlerine binmeyi yasakladığını biliyor musun?" Muaviye yine: "Evet biliyorum!" diye cevapladı. Hz. Muaviye'nin bu sözü üzerine Mikdam dedi ki: "Allah'a kasem olsun ey Muaviye, bütün bunları ben senin evinde gördüm." Hz. Muaviye şu cevabı verdi: "Ey Mikdam, anladım ki senin elinden bana kurtuluş yok (söylediklerinin hepsi doğru)!" Halid (İbnu Velid) der ki: "Hz. Muaviye, Mikdam (ra)'a diğer iki arkadaşına (Amr İbnu'l-Esved ve Esedli adam) nazaran daha çok ihsan ve atada bulunulmasını emretti. Ayrıca (Mikdam'ın) oğluna (beytü'l-malden) iki yüz (dirhem) tahsisatta bulundu. Mikdam ise (Hz. Muaviye'nin verdiği) ihsanları arkadaşlarına dağıttı. Esedli ise aldıklarından kimseye birşey vermedi. Bu durum Hz. Muaviye'ye ulaşınca: "Mikdam kerem sahibi cömert birisidir. Elini açmıştır. Esedli adam ise malik olduğu şeyi iyi tutan birisidir" dedi.
Kategori: MUHTELİF NEV'E GİREN HADİSLER/Muhtelif Nev'de Hadisler
Anlaşılan, Allah Hz.Muhammed’in Muaviye’yi hidayete erdirme konusundaki duasını pek de ciddiye almamış.
spartacus
21-12-2006, 13:26
[quote:62d603e104="yfln"]En başta Ümeyyeoğulları sülalesi olmak üzere erken dönem müslümanlarının Hz.Muhammed'in ölümünden sonra kızı da dahil onun soyundan gelenlere son derece saygısızca, hatta öfkeyle davrandıkları görülüyor. [/quote:62d603e104]
Öfkeyle davrandıkları görülüyor yada aslında öfke iktidarın ve dolayısıyla temsil ettiği mirasın paylaşım sorunu. Ben şu anda sadece mantık analizi yapacağım.
Miras konusunda o dönem 2 tür miras var. 1. Sürekli gelir getiren işlenebilir miras, bu en önemli miraslardandır, bunlar Hurmalıklar, tarlalar, köleler, çiftlik ve hayvanları vs olarak ifade bulur. 2 Nolu miras ise gelir getirmeyen ancak belirli bir zenginliğin yansıması olarak ayrıca insan ihtiyaçlarının karşılanmasında yeri olan şeyerdir. Ev, Han, ziynet eşyaları vs. Hurmalıklar kime bırakılmıştı ?
Öfke ve kavgaların çıkış sebebinde kilit noktada duran sürekli gelir getireceği tartışmasız olan mirasın ve ikitidar olmanın varlığıdır.
Bunun ekonomik adlandırması üretim araçlarıdır.
Tarihde şunu görüyoruz, üretim araçlarına hakim ve sahip olan kesimler iktidarada sahiptirler.
Sorun üretim araçlarına egemen olmak kısaca mirasa konmak ise, orada ortaya çıkacak olan iktidar kavgasıdır. Böylede olmuştur, islamiyet o bölgeye daha geniş, yeni tipde bir iktidar ve merkezi bir otorite getirmiştir, burada kilit noktayı mümin ve ümmet anlayışı teşkil eder. Yeni tipde iktidarın toplumsal muhteviyatı ümmet üzerine inşaa edilir. Muaviyenin dillere destan zenginliği, sarayları ve geriye bıraktığının temelleri henüz Muhammed hayatta iken başlar. Pastadan O'da payını almıştır, pastanın tümüne sahip olmak kavgası ise, Muhammed'den sonra kendisini göstermiştir. O dönemde sus payı verilenlerde muhakkak vardır olmak zorundadır.
Miras'ın ise doğal miras işleyişine göre babadan oğula-kıza devri en büyük problemi yaratmıştır, üstelik kalan mirası yönetme hakkı doğal olarak Ali'nin dir ve öyle tayin edilmişken güçler dengesinde Ali baskın gelememiş, belirleyiciliği askeri üstünlük sağlamıştır.
O dönemde zekat dahi dini ve ibadet olgusu olarak işlenmiş, zekat vermeyenlere dini yaptırımlar koşulur iken, islamın şartları arasına konmuştur. Kısaca müslüman olmak için verginizi vermeniz şart koşulmuştur, tabi vergi nereye iktidarın kasasına.
Zekat devlete ödenen bir vergi biçimidir! Hac ise, merkezin kabulünden başka bir şey değildir, bir nevi biattır.
Feodal sistemin iktidar işleyişi bir müddet darbeler neticesinde(hilafet kavgası sonuçlarıyla) sürmemişde olsa, sistemin tamamen oturması sonrası saltanat artık babadan oğula geçer bir şekilde rayına oturmuştur, ondan sonrası tüm islami olan olmayan feodal ülke ve devletlerde egemenlik ve miras hukuku babadan oğula geçer şekilde organize edilmiş, *ağanın oğluda ağa olmuştur. Ne zaman kadar bu böyle? İlk örneği Fransız Devrimi olan 1789 yılına kadar Fransa, 1848 Alman Devrimine kadar Almanya, 1917 Rusya, 1922 Türkiye.........
Sevgili spartacus,
Yukarıda anlattığın güç ve iktidar savaşı'nın islam dininde başka hiçbir dinde olmadığı kadar erken başlaması da herhalde Medine döneminden itibaren hızla bir inanç sistemi olmaktan çıkıp yönetim biçimi haline dönüşmesinin akıllı-kurnaz insanlar insanlar tarafından çabuk farkedilmesi. Bunu gören herkes önce Hz.Muhammed'in yanında kalarak bu güçten yararlanmışlar, onun ölümünden sonra da kendi iktidarlarını kurmaya çalışmışlar, en akıllı ve kurnazları en hızlı şekilde başarıya ulaşmış. Bu durum günümüzdeki şeriat isteklilerinin durumunu çok güzel açıklıyor. ALLAHTAN Ebu-Süfyan, Hind ve çocukları kadar akıllı ve kurnaz değiller :D .
spartacus
21-12-2006, 14:51
:)
Bu gün ne kadar kurnaz olursanız olun, üretim arçalarından yoksunsanız, malınız ve mülkünüz hatrı sayılır paranızda yoksa milletin vekili dahi olamazsınız. Tek tük istisna olursakda, istisnalar kaideyi bozmaz götürüsünde bir anlamda ifade edemeyiz.
Kurnazlık evet, önemli avantajlar sağlar, ancak bu avantajı kullanabilmeninde belirli kıstasları vardır. Heleki o dönemin zengin sülalerinin ne kadar söz sahibi olduğu, kabile egemenliğine dayalı geçmiş düzeni bırakmamak için gösterdikleri direnci yabana atmamak gerekir. En büyük dirençlerden bir tanesi, Ebu Süfyan'dan geliyor, ancak ne kadar direnirseniz direnin, zaman ve gelişimin dışına düşmek yok olmak ile eş anlamlıdır. Şurada yazdıklarınıza göre benim anladığım, zamana yenik düşmektense yeni olana ayak uydurmak Muaviye ve bilhassa Hind'in politik tutumunda ortaya çıkıyor.
Güncel ve anlaşılır kılmak için, Cumhuriyet dönemi, geçmiş üretim araçlarına, yani mala mülke sahip olan zengin ağaların, Cumhuriyete karşı çıkış sebepleri ile(şeriat elden gidiyor), islamın ilk yayılış döneminde Ebu Süfyan, Ebu Leheb vb kesimlerin karşı çıkışları ele alınabilir. Daha sonrasında ise, bir zamanlar Cumhuriyete karşı çıkan ağaların yenilgiden sonra, yeni siteme entegre olmaları, hatrı sayılır partilerde kendilerini temsil etmeleri, toprak reformu sonrası KURNAZLIKLA topraksızlara verilen toprağı bedelini ödeyerek geri almaları, güçlü oldukları yerlerde bürokratik bağlarınıda kullanarak bu reformun uygulanbilirliğini engellemeleri, zenginliklerini yeni sisteme göre konumlandırmaları önemli referans bilgiler verir.
Şeriat siyasi anlamda bir yönetim biçimi haline gelmiştir, o zamanda gelmişti. Aslında yeni bir şey yok, tamamen feodal sistemin iktidar ve hukuk anlayışının bir adı, bir biçimidir. Bu gün için o zamandan temellenen şeriat sistemini uygulamak mümkün değildir. Bunun ne tarihi nede onu olumlayan sistemden, o sistemin hukukundan eser kalmamıştır. Bu gün iktidar olgusu babadan oğula geçer mahiyette değildir. Kısaca saltanat(hilafet) tarzında değildir, seçimlere *temsillere dayanır. Kısaca temsilin temsili bile olsa, o dönemin bezirgan iktidar anlayışından yüzlerce kere daha ileridedir. O döneme geri dönmek mümkün değildir, ancak belirli çıkar odakları şeriatik tutumlar dahilinde geniş kitleleri potaya almak ve kolaydan politikanın koridorlarında köşe olmak için kullanırlar. Yada tam tersi, kendi meşrusuzluklarını örtbas etmek isteyenlerde, sözde şeriatı sürekli kullanarak(bakın biz olmazsak şeriat gelir vs), kendilerini meşrulaştırmaya çalışırlar, kitleleri yönlendirmenin, tartışmasız, irdelemesiz, gerekçesiz potaya almanın, insanları çatıştırma ve bölmenin yöntemi olarak(buda kurnazlıktır tabi, hazır bir kabul sağlar) İyide bir gelir ve getiri sağlar, ancak görüldüğü gibi kullanım değeri başka diğeri başka şeylerdir ve bu gün açısından çürüktür, üzerinde yürümek mümkün değildir.
Günümüzün en modern Hind'ine örnek Cüppeli Hoca Ahmet Efendidir, bir diğer örnek H.Yahya'dır....
Ancak bu gün çürük tahta olan o gün açısından hiçde çürük değildir, Hind yada Muaviye tamda bu gün çürük o gün sağlam olan köprünün üzerinde emin adımlarla yürümüştür. Sadece bunları ayırıp salt bunlara haksızlık etmemek gerekir, salt Muaviye değil, işin özü budur, kısaca sistem, düzen budur, Muaviye olmasaydı bir başkası olacaktı ama eninde sonunda iktidarda ve üretim araçlarının hakimiyetinde birileri olacaktı. Zaten bunun en iyi belirtisi Halife kavgasıdır, oysa bu kavga Ali'nin hayatta olmasına rağmen şeriat dışıdır!
Şuna benzetebiliriz, şu an önümüzde duran bilgisayarları bırakıp, bir zamanın oda büyüklüğünde ancak bir hesap makinasının özelliklerine sahip tonlarca ağırlıkta bilgisayarlara yeniden dönmeye benzer, sorun buda değil, o bilgisayarlara dönüp ben forumlara yazı yazacağım demeye benzer, buda mümkün değildir, hem tarihi hemde hukuki olarak. Bu günki tabusal sancıların en önemli sorunları aynen bu örneğe benzer. Muaviye olmak yada aksi olmak işi çözmeyecektir, kurnaz olmak ise eski değil, yeni şimdiki iktidar anlayışına göre anlam kazanacaktır.
Tarihde değil adına peygamber denen kralların olsun, ben kralım demeyenlerinde seceresine baktığımızda, hakimiyet, biat, egemenlik ve kendi çıkarları temelinde ne kadar acımasız olabildiklerinin örnekleri ile doludur. Sırf bir şehire kale yapmak için esir(köle-işçi) sıkıntınız var ise, bunu çözmenin en kolay yolu herhangi bir sınır ötesindeki bir kabileye taarruz ederek esir toplamaktır. Toprağınız dar ancak dahada genişletmek, daha çok üretim aracı daha geniş bir egemenlik istiyorsanız bununda yöntemi yine yukarıdaki şekilde ilga etmeye dayalıdır, taarruzdur.
Muaviye yada Hind mirasdaki pay için taarruzu doğru noktaya doğru zamanda yapmıştır, onlardan evvel islamın yayılışı, ganimetler ve iktidarın tüm kabileleri birleştirmesi ve vazgeçilmez siyasi araç olan dinin kullanımında Muhammed'de taarruzu ilk elden doğru yere, yani putlara yapmıştır. Dahada eskiye gidersek, Roma esaretinde olan Yahuda Krallığında, yahudi İsa'da Yahya'nın öğretileri doğrultusunda, bir yerde toplum için dayanılmaz hal alan esaretten ve kukla kraldan kurtulma arzuzusuda, İsa'yı doğru noktaya ancak yanlış zamanlama ile taarruz yaptırmıştır. ereye Kudüs'de resmi putperest, Romalılar ve Yahudilerin tapınağına, oradaki putları kırmaya varmıştır. İkitdar olsun dinin siyasi kullanımı olsun, isa'nın bu taarruzu onu çarmıha giden yolda, hiç bir biçimde dini olarak değil, siyasi olarak adlandırmıştır, ve asılmasında gerekçe isyan çıkartmak olmuştur. Bir siyasi egemenlik, putları kullanıyor ise, siz onlara taarruz yapar kırarsanız, başkaldırınız tamda o putları kullanan iktidara kısaca siyasi olur. İsa'yı yargılayan zevklerine çok düşkün Roma Valisi ve yahuda kralının denetimini elide tutan Pilatus Pontiyus'da, gerekçeye bunu koymuştur; isyan çıkartmak. Kısaca gerekçe gerçeğin öbür adıdır.
Muaviye öncesi Halifelerce temsil edilen elit kesimlerin taarruzuda doğru hedefedir, doğal olarak miras kalan Ali'yi ve onun geldiği aileye(Muhammed'de dahil)sindirmeye dönüktür, başarılmışmıdır başarılmıştır, sonuç ne oda ortada, sevgili yfln yazdıkların ortada olanı tarihsel açıdan anlatıyor, okuyorum okumayada devam etmek istiyorum haberin olsun :)
CROSSWISE
23-12-2006, 21:05
Son dönemlerde takip ettiğim en yararlı başlık... Katılım yapan tüm arkadaşlara teşekkür ediyorum. Bende konunun başlangıcından itibaren katılmayı isterdim fakat söylenecek pek de söz bırakılmamış bana...Uzaktan izlemek çok çok daha iyi...Tekrardan teşekkürler
Muhammed'le catisan Ebu Sufyanyeniliyor. Mekke Reisligi elinden gidiyor. Musluman oluyor. Ebu Sufyan'in oglu olan Muaviye ise peygamberin damadi Ali ile catisiyor, halifelik icin, yani siyasi otoriteyi geri almak icin. Muaviye'nin oglu Yezid ise konuyu radikal bir biicmde cozuyor, paygamberin torunlarini katlediyor ve siyasi otoriyeti tamamen kendi ailesi icine rakipsiz olarak almis oluyor. Simdi bu olay nasil gormemezlikten gelinebilir?
yani burada bir ailenin kaybettigi siyasi guc var ve ailenin fertleri de (once ogul, sonra torun) bu siyasi gucu geri almak icin savasiyor ve en sonunda Muhammed'in torunlarini katletmekten geri durmuyor.
Buna denecek tek sey "magluplarin zaferi" . her zaman her toplumda tarihte belki binlerce ornegi olmus. Maglup olmuslar ama sahip oldukalri siyasi bilgi/tecrube ile galiplerin inanclarina/saflarina dahil olarak tekrar siyasi gucu ele gecirmisler. Buna bir ornek Roma Imparatorlugunun once hristiyanlari aslanlara atmasi sonra da hristiyanligi kabul etmesi ve otoritesini onun uzerine bina etmesi . Isterseniz Osmanli'nin fethettigi Bizans'in daha sonra Osmanli icinde butun kurumlari ve zihniyeti ile yasamasina bakin. nasil isterseniz acidan bakin konuya. Ama "magluplarin zaferi" cok buyuk bir realite.
Öyle olaylar vardır ki bazen "Galiptir bu yolda mağlup" ifadesini doğrular niteliktedir.
Kelimelerde ve zahiride galabe çalınabilinir,mağlup edilebilirsiniz,öldürülebilirsiniz.Ama aradan geçen 1400 küsur yıldan sonra eğer insanlar akın akın öldürülmüş olan mağlup olan bu kişinin öldürüldüğü ve defnedildiği yere gelerek O'nun için büyük bir tazimde bulunur,toprağına yüz sürer,alınan toprağın evlerine şans ve bereket getireceği umudunu taşır (Bunlar doğrudur yanlıştır tartışılır)ve O'nu öldürenlerin adları,büyük bir nefret ile anılır ise nedense bana hep bu lafı hatırlatır :
"Galiptir bu yolda mağlup" *
Değerli yfln,
şu: ==>
(http://www.turandursun.com/modules.php?name=Forums&file=viewtopic&t=3483) linkte *Muhammed'in ölümüyle başlayan iktidar sürecinin ilk tohumlarını ŞİA kaynaklarından bulabilirsiniz.
şu: ==>
(http://www.turandursun.com/modules.php?name=Forums&file=viewtopic&t=3483) linkte Muhammed'in ölümüyle başlayan iktidar sürecinin ilk tohumlarını ŞİA kaynaklarından bulabilirsiniz.
Sevgili K.C.
link için teşekkürler, Sn.ŞIA gerçekten ilginç bilgiler veriyor, uygun bir zamanda tümünü deteyları ile inceleyeceğim ama benim bu başlıktaki amacım olayı şii ya da sünni gözü ile değerlendirmekten çok Hz.Muhammed'in yaptığı çok önemli bir stratejik hataya dikkat çekmek idi. Bu öyle bir hata ki sonuçlarının telafisi mümkün değil, kendi getirdiği din parça parça oluyor, aynı dine mensup olduğunu iddia eden insanlar birbirine düşüyor, kendi torunları feci şekillerde öldürülüyor ve bütün bunlara Hz.Muhammed'in Süfyan ailesini kendi yanına çekebilme hırsı neden oluyor!
Sünni kaynakları, bu hatanın üzerini örtme yolu olarak Süfyan ailesinin tüm fertlerini kutsal kişi ilan etmekte bulmuşlar, böylece olayın tartışılmasının önü kesilmiş. Şii kaynakları ise olayı Hz.Ali, Fatma ve o soydan gelenlere yapılan eziyetlere indirgemişler ve işi Emevi düşmanlığına çevirmişler, yani onlar da aslında bir yerde Hz.Muhammed'in bu ölümcül hatasını görmezden gelmişler.
Bu konuyu ilk işlemeye başladığımızda "Hind kızını Hz.Muhammed ile evlendirdi" demiştim ve Sn.mhmmd bunun tarihi bilgilerle çeliştiğini ifade etmişti. Elbette, Hind'in bu işteki parmağını kanıtlamak mümkün değil, zira evlilik Hind müslüman olmadan, yani Mekke'nin fethinden 1 yıl önce gerçekleşiyor ama çok ilginç şekilde oluyor, Hz.Muhammed Habeşistan'a vekil gönderiyor, Hind ve Ebu Süfyan'ın kızı ile vekaleten evleniyor, Ümmü Habibe daha sonra Medine'ye getirtiliyor. Aslında Hz.Muhammed Süfyan ailesini kendi yanında görmeyi o kadar istiyor ki acelesi var ve işe önce böyle bir akrabalık kurarak başlıyor. Normal şartlarda Ebu Süfyan gibi bir islam düşmanının bu evliliği duyunca küplere binmesi gerekir ama bakın ne oluyor:
........Hicretin yedinci yılında O’nunla evlenmiş oldu. Evlilik haberi Ebu Sufyan’a ulaştığında kızmak yerine bilakis memnuniyetini izhar eden ifadeler kullandı. Bu evlilik Kureyş kabilesinin ve bilhassa Ebu Süfyan’ın İslamiyete ısınmasına vesile olmuştur. Nitekim ibn Abbas (r.a) “Olur ki, Allah sizinle düşman olduklarınız arasında bir dostluk meydana getirir” (Mümtehine 60) ayetinin Hz. Peygamber’le Ümmü Habibe’nin evliliği üzerine nazil olduğunu ve meveddet’den maksadın, bu evlilik olduğu şeklinde tefsir etmiştir.
http://www.yenidunyadergisi.com/index.php?sf=arsiv_oku&id1=1037&id2=13
Yani hem Allah, hem Hz.Muhammed, hem de Ebu Süfyan durumdan gayet memnun, hatta bu olayla ilgili bir ayet bile iniyor. Abese suresinin ilk 10 ayetinde bir körle ilgilenmediği için Hz.Muhammed'i uyaran Allah, islam dünyasının parçalanmasına yol açacak olayların başlangıcı olan bu aile bağı konusunda en ufak bir uyarıda bulunmadığı gibi durumdan hoşnut bile oluyor!
Bilmiyorum bu konuda söylenecek başka birşey var mı?
İbni Cerir Taberi , Avfi kanalıyla Abdullah İbn Abbas’tan nakleder ki ;
Rasulallah (s.a) Hattap oğlu Ömer’e emredip şöyle demesini bildirmiş: Onlara de ki:
Rasulallah (s.a), Allah’a şirk koşmamak üzere sizden biat almaktadır. .Hamza’nın
Karnını yaran Rabia oğlu Utbe’nin kızı Hind değişik kıyafetle kadınlar arasında bulunuyordu.Dedi ki: Eğer ben konuşursam beni tanır, eğer beni tanırsa öldürür. O Rasulallah’tan  ayrı durmak için kendini tanıtmamıştı. Hind’le bulunan kadınlar sustular, konuşmaktan kaçındılar. Hind kendini gizleyerek  dedi ki : Erkeklerden kabul etmediğin bir şeyi kadınlardan nasıl kabul edersin ? Rasulullah ona kulak verip Ömer’e dedi ki : Onlara söyle hırsızlık da yapmasınlar . Hind dedi ki Allah’a and olsun ki :Ben ,Süfyan’dan bazı şeyler alıyorum. Onlar bana helal midir değil midir bilmem. Ebu Süfyan dedi ki : Kalan ve giden ne aldınsa onların hepsi sana helaldir. Bunun üzerine Rasulullah gülüp onu tanıdı, çağırıp onun elinden tuttu ve ona dedi ki : Sen Hind misin ? O, Allah geçmişini bağışlasın dedi...Bunun üzerine Rasulullah ordan ayrıldı ve “zina” etmesinler dedi. Hind : Ey Allah’ın Rasulu ,hür bir kadın hiç zina eder mi ? Rasulullah (s.a) Hayır, Allah’a and olsun ki hür bir kadın zina etmez, dedi. Sonra Rasulullah (s.a) : çocuklarını öldürmesinler dedi. Hind : Sen onların içerisinde en iyi bilen kişi olduğunu *halde Bedir günü onları öldürdün dedi. Rasulullah (s.a) : “ Elleriyle ayakları arasından bir iftira düzüp getirmemek , Ma’rufu işlemekte sana karşı gelmemek üzere” ayetini okudu.”
İbni Kesir fetih günü Mübarek Sehabe Hz.Hind’le Allahın Rasulü arasındaki diyaloğu
böyle aktardıktan sonra, bu hadisin bir versiyonunu da kaydetmiş.
“Mukatil İbn Hayyan yukarıda geçtiği şekliyle bu hadisi zikreder ve ilave olarak der ki : Rasulullah (s.a) “Çocuklarınız öldürmeyiniz” buyurduğunda, Hind dedi ki : “Biz küçükken onları büyüttük , ama siz onları büyükken öldürdünüz”. Hz. Ömer ibn Hattap kendini yere atıncaya kadar güldü. Bu rivayeti İbn Ebu Hatim nakleder..."
Hadislerden anlaşıldığı kadarı ile mübarek sahabe Hz.Hind hanımefendi fetih gününde
bile Muhammed Mustafa’ ya kafa tutabilen dirayetli bir hatun imiş..
Ne diyelim . Zaten mekanı cennet olmuş bu hatun kişiye biz ne desek az gelir...
Sevgili frodo,
Bence Hz.Hind (ra) anamız başına birşey gelmeyeceğinin garantisini önceden aldığı için ince ince dalgasını geçiyormuş. Ne de olsa peygamberimizin mübarek kayınvalidesi :)
semihgencayla
03-10-2010, 04:21
Neyin pesinde oldugunuz anlamis degilimihz nuhun oglu lut un esi iman etmemisken firavunun esi iman etmistir,burda hindu nun musluman olmamis olmasi ie onun kizi arasinda neden bir bag kurmak ihtiyaci hissettiniz ?
resulun amcasi ebu leheb de iman etmis degildi lakin resulun iki kizi onun iki oglu ile evli idi
kucuk bir yerlesim biriminde fazlasi ile akrabalik baglari bulunan insanlarin yasamlarinin cesitli olmasi garip gelmedi sizin yazilarinizdan..
Balkocha
05-10-2010, 01:02
Sonra da Ebu leheb ogluna dedi bosa o adamin kizini
Oglu bosadi
Muhammed e hemen ayet indi
Ebu lehebe lanetler yagiyordu
Sonra Muhammed kizini bosayan Ebu lehebin oglunu tuzaga dusurerek oldurttu
Bayiliyorum bu Islam tarihine.Aksiyon muhtesem
Balkocha
05-10-2010, 23:51
Olaylarin sirasini vurgular tarzdaki anlatim bicimine takilmaniza sebep oldugum icin ozur dilerim.Ancak esas vurgulamak istedigimi dusuneceginizde soylediklerim gecerlidir.
Allah ve resulune hakaretten bahsediyorsunuz ya, iste bu cok komik.Olmayan bir seye hakaret olur mu?Resulu dediginiz de olmayani var diye kendi yazdiklari derlemeleri ogretiye cevirmis.En azindan ben boyle dusunuyorum.
Herseye kadir olan Allah dediginiz , bir kabile kabadayisi gibi lanetler okuyor.Hem de kime?
Lafa geldi mi gokleri yerleri,yildizlari ayi ve de gunesi ne hallere soktugunu atip tutan Allah,bi ol demesiyle onca lanete kufre gerek kalmadan Ebu lehebi ibretlik eyleyemezmiydi.
Benim hicbir insan ogluna farkinda oldugum bir anda hakaretim soz konusu olamaz.Ama kendini insanlik kategorisinden munezzeh ibraz edenin saygi gorme hakki yoktur.Hele hele inanca donusmus haline dayanmak ne mumkun.
Ebu leheb inanmiyor AMCASI
Ebu Talib inanmiyor Amcasi
Ebu sufyan,Oglu Muaviye rusvet karsiligi musluman oluyor,(bilmem kac deve,haccin Mekke nin putperest donemi gibi yapilmaya devam etmesi saglanarak gelirlerin devami anlasmalari gibi)
Intikamini zamana birakan Ebu sufyanin karisi (ki zaman icerisinde peygamberin hem soyundan hem dininden intikamini kat be kat aliyor) her yerde peygamberi asagilamasina ragmen dokunulamiyor.
Daha neler neler ,ne hikayeler.Anlatmakla bitmez.Bu mudur kainati yaratandan geldigini iddia ettiginiz.
Ustelik emirlerin alayi vahset ve sehvet sarmali.Acin insan haklari evrensel beyannamesini.Insan olanin altina imza atamayacagi bir tek madde yok.Zamanla yorumlanacak,kelime analizleriyle debelenecek bir tarafi da yok.Ustelik bir yaratanin vahseti de gerekmiyor korumak icin.Tum insanlik elbirligiyle arkasinda durmaktan baska yol bulamiyor.Sizlerse hala 1400 yil onceki komediyi gunumuz kosullarina nasil yumusatiriz da kakalarizin pesindesiniz.Neymis.Cennete......
Inanana saygim sonsuz. ama, inanclara asla
Saygilarimla
lizarazu
16-06-2012, 16:13
Hind siyasi manevra yaparak Muhammed'e inanmış gibi yaptı ve güçlendi.
Mübarek Hind teyzemiz halâ gündemde mi? :)
İlahimasal
09-04-2016, 00:10
Mhmd bu kadının damadı vay beee
Mhmd kayınvalidesinin suçlarını ahiretten evvel affetmiş! Ve bedel olarak kızını almış
Hind Hamzanın canını aldırdı diye ödüllendirilmiş sanki.
Hazretttiii hind peygamberimizin anası
Hindin kızı müminlerin anası.
Olan Hamza'ya olmuş. Hind Hamza'yı öldürtmeseydi şarap bu gün helal olacakdı belkide.