Orijinalini görmek için tıklayınız : "Diye düşünüyorum"
Vefik Sami
22-08-2013, 14:57
Bir çok insanın bilerek ya da bilmeyerek günlük konuşma dilinde sıkça tekraraladığı sözdür bu iki kelime. Âdetâ 'moda' olmuştur. "68 kuşağı" etkisiyle, toplumun lümpen cenâhında mâkes bulan "solculuk", askeri darbeler sonrasında gündem oluşturan "Atatürkçü'lük/lâiklik" ve günümüzde şâhit olunan biçimiyle "Mütedeyyin müslümanlık" ile "Örtünme/türban"ın moda oluşu gibi...
Bir muhabbet kuşu'nun ya da mahâretli bir papağan'ın anlamını bilmeden bazı sözcükleri tekrar etmesi ile; kimi ideoljilerin, inanç sistemlerinin, farklı kültürlerce empoze edilmiş davranışların ve nihâyet bâzı kelime ve kavramların bilinçsizce tekrar edilip durması arasında mentâl anlamda hiç bir fark yoktur.
Futbol maçı sonrası yenilen takımın teknik direktörü maçı şöyle özetler.
"Sonuç bizim için iyi değil ama; maçın tamâmını dikkate alarak baktığımda, yenilgiyi hak edecek kadar kötü oynamadığımızı düşünüyorum".
Gâlip takımın teknik direktörü biraz farklı konuşur.
Fakat; o da cümlesini "düşünüyorum" diye bitirir.
"Bu gün çok iyi oynadığımızı ve gâlibiyeti hak ettiğimizi düşünüyorum."
Ne kadar tuhaf değil mi ?
Yeneni ve yenileni ile düşünmektan maadâ bir şeyle iştigâl olunmayan bir toplumda, bütünüyle Türklerden müteşekkil Mili takım, UEFA sıralamasında 59. sırada.
Tam bir ironi.
İnsanımız bunu "Güleriz, ağlanacak hâlimize" diye özetler.
Bir başka örnek;
Toplumumuzun genel kültür yapısı ve algı kapasitesinden faydalanarak, kanal kanal gezip milyon liraları "cukka" eden, suratında yarım ton makyaj, üzerinde örtünmekten çok vücut hatlarını daha alımlı göstermeye yarayan bir cilbab; hem kırıta kırıta, hem de kıvıra kıvıra kıvıra "icrâ-yı sanat"(!) eyleyen, muhtemelen; dağarcığındaki 250-300 kelimeden oluşan eşsiz birikimiyle kurabildiiği kısa cümleleri "diye düşünüyorum"u ekleyerek bitiren herkesin mâkûmu sanatçı müsveddeleridir.
Fiziğine güvenen, açılıp- saçılarak kadın-erkek kitleleri tv başına çekmeyi başaran hâtun(lar) programlarına konu mankeni almazlar. Tâbir-i câiz ise, konukları dışında programı sürükleyecek yardımcı eleman kullanmaz; 'tek tabanca' devam ederler. Her gün, sanki bir öncekinden daha farklıymış algısı oluşturacak "Bu gün muhteşem konuklarım var" geyiği ile programı açar, 'ekranları başındaki değerli izleyicilerimin, bu gün çok eğleneceklerini düşünüyorum" diye 'ara gazı' verirler.
Tabi; bunları düşünme yetisi kalça ve göbek bölgesinde zuhur ettiğinden nâşi, bolca çalkalama ve kıvırma ritüelleri, yapılan "program"ın temel nüvesini oluşturur.
"Düşünüyorum" fiilinin her cümle içinde yerli yersiz kullanımı; dünyanın en zengin adamının bütün servetini önemsiz bir "boncuk" için harcamış olmasından daha da ironiktir. Çünki insanın üç mühim serveti vardır.
- Sağlık
- Düşünebilme yetisi.
- Akıl
Bunlardan, özellikle son ikisi olmaz ise, mevcut canlılar içerisinde en aşağılık olanı bizler oluruz. Çünki; diğer tüm canlılar varlıklarıyla ekolojik dengenin bir parçasıdırlar. Biz; ihtiraslarımızı ve şehvetimizi gerçekleştirecek zihinsel faaliyetleri de "düşünme" diye tanımlarız. Aslında tanımda bir yanlış yok. Sonuç ister faydalı olsun ister zararlı; düşünme, düşünmedir. En şeytâni plânlar da düşünme ile yapılır. Fakat; düşünce ile üretilen, sâdece düşünce sahibinin işine yararken kitlelere zarar veriyorsa, buna kurnazlık demek gerekir. Akıl; düşünme yetisiyle üretilen şeyin, hem düşünce sâhibine, hem de - ekolojik denge de dahil - tüm insanlığa faydalı olmasıyla gerçekleşen şeydir.
Zekâyı ise, basitçe bir yarış otomobilinin "tork"una benzetmek yanlış olmayacaktır.
Batılı, düşünce yetisini kullanarak kötüyü de üretmiş, iyiyi de. Tıpkı insanın düşe-kalka yürümeyi öğrenmesi gibi. Atom'u hem kitle imha silahı olarak kullanıyor; hem de, sağlıktan bilime bir çok alanda işe yarayan enerji hammeddesi olarak.
Fakat, bizdeki, durum daha da berbat. Çünki; ister emperyazilizm/sömürü doğrultusunda olsun, ister tüm insanlığın yarârı için olsun, sergilenen zihinsel faaliyetler, gerçekten düşünce üretmeyle husûle gelir. Bizde ise "düşünmek" filinin gerçekteki anlamını ve ne işe yaradığını bilemeyen yığınla insan, iki lâfın birini "diye düşünüyorum" ekleyerek bitirmeyi "mahâret" biliyor
Televizyon kanalında program yapan bir başka bayan 'sanatçı'mız; bir yandan programını sürdürmeye çalışrıken, diğer yandan "yedek akçe" olarak sahnenin bir köşesinde bulundurduğu aşçının yanına gelerek, hazırlanmakta olan yemek hakkında şu "veciz" cümleyi kuruyor.
"Bu yemeğin, piştiğinde çok güzel olacağını düşünüyorum"
Ya Hu; insanlar çevrelerine bakarak gözlem yaparler. Bu gözlemlerin süresiyle ilgili olarak da, kimi tespit ve kanâatler oluşur zihnimizde. Her ne kadar aşçılık mesleği hakkında bir bilgimiz olmasa da, usta bir aşçının yaptıkların takip ederek, kanâat sâhibi olabiliriz.
Şöyle diyebiliriz.
"Bu yemeğin gerçekten güzel olacağını tahmin ediyorum"
Ya da yemek yapımı noktasında - ister mektepli olsun, ister alaylı - temel bir eğitimimiz var ise;
"Bu yemek piştiğinde çok lezzetli olacak."
şeklinde kanâat bildiririz.
Ama yemekle ilgili kurduğumuz her cümleyi "düşünüyorum" kavramı ile makyajlamayız.
Ha, bu garâbeti yapmaya devam ettiğimizde olur ?
Mülti miyarder bir adamın, tüm servetini değersiz bir boncuk için harcamasından daha kabul edilemez olur.
Aradaki tek fark; insanların, parayı gereksiz biçimde harcamanın yanlışlığını kolayca anlayabilirken, "düşünce" denilen bizim için çok mühim bir yetinin, gereksiz kullanımının sonuçlarını idrâk edemeyişidir.
"Diye düşünüyorum" :D
Ben sizin yetenekli bir yazar oldugunuzu dusunuyorum.
Aynen, ben de Vartor'a olduğu gibi katılıyorum.
Harika bir yazı.
Kelime kullanımı, anlatım yeteneği, sözcük zenginliği , hatasız Türkçe kullanımı...
Resmen dört dörtlük bir makale.
Elinize sağlık.
Ahlaksız
22-08-2013, 17:20
Düşünen insan belli olur..Her düşünüyorum diyeni,düşünüyor sanmamalıyız..Bu nüansı iyi açıklamışsınız..
Şüpheci Dinsiz
22-08-2013, 18:11
Sevgili Vefik Sami,
Anlamsal yaklaşımla çıkardığınız sonuç için haklısınız elbette. Güzel makale için teşekkürler.
--/--
Ben, "diye düşünüyorum" tümcesine farklı bir yaklaşımda bulunacağım.
Kendimi bildim bileli olur olmaz kişilerin "bu böyledir, şu şöyledir" şeklide kesinlik bildiren dayatmalarına şahit oldum. Öyle ki, bu kişiler sözlerini tamamladığında karşısında hazırola geçip topuk vurarak selam durulmasını beklediler, söylenen sözün üzerine tartışma kabul etmedikleri gibi, hakaretlerine de katlanmak zorunda olduğumuzu düşündüler.
Bir zamanlar belirli bir yaşa gelmiş olmak, belirli bir eğitim kurumunu bitirmiş olmak, belirli bir makamda görev yapıyor olmak, belirli bir aileye mensup olmak insanlara "bu böyledir, şu şöyledir" deme hakkını veriyordu. Genelde bunların sesi çıkar, diğerleri susardı.
Sonra bir şey oldu.
Özellikle Özal döneminden sonra okumuş cahil kavramı ortaya çıktı. Bu kişiler "bu böyledir, bu şöyledir" diyenlere altı boş savlarla karşı çıktıkları gibi kendileri de "bu böyledir, bu şöyledir" demeye başladılar. Böylece susan kalmadı, doğru konuşan zaten azdı, herkes yerli yersiz koşmaya başladığından artık doğru konuşanların da sesi duyulmaz oldu.
Artık herkes "bu böyledir, şu şöyledir" şeklide kesinlik bildiren dayatmalarda bulunuyordu ve topuklu selam bekliyordu.
"Diye düşünüyorum" tümcesi mecburiyetten çıktı.
1- "Bu şöyledir, bu böyledir" diyen lapacılar sağlam adama denk geldiklerinde rezil olmaktan kaçınmak için kullandılar. Böylece "doğrusunu ben de biliyorum ama ben böyle düşünüyorum" diyerek kıvırma alanı oluşturuyorlardı.
2- Ultra lapacılar "herkes kullanıyor" + kısmen 1. maddedeki sebeplerden kullandılar.
3- Aydınlar ise "bu şöyledir, bu böyledir" diyerek düşüncelerini dayatmak için konuşmadıklarını vurgulamak için kullandılar.
--/--
"Diye düşünüyorum" tümcesi halk diline bu denli yerleşmiş ise o toplumda ortak doğruların, uzlaşımların az olduğunu veya olmadığını söyleyebiliriz.
Herkes bir şeyleri düşünebilir ve düşünmelidir de. Ne var ki düşünmek için seçilen konu hakkında asgari alt yapıya sahip olarak düşünmelidir. Aksi takdirde bu alt yapıya sahip olunmadan verilen beyanlar üzerine uzlaşma sağlamak pek mümkün olmaz. Ki, ülkemiz bu duruma mükemmel bir örnek oluşturur.
Bu güne kadar katıldığım, seyrettiğim tartışmalarda bırakınız rakip görüşleri savunanları, aynı konuyu savunanların bile uzlaştığına şahit olmadım maalesef. Hep bir "ama" veya "diye düşünüyorum" şerhleri düşülmüştür.
--/--
"Diye düşünmek" yanlış değildir. Ama her konuda gerek konunun temelinde, gerekse içeriğinde, altı-içeriği boş, bilgiye dayanmayan, iyi düşünülmemiş bir görüş öne sürüp "diye düşünmek" yanlıştır. Bari asgari müştereklerde uzlaşıyı sağlayabilmek gerekir. Konu toplumu ilgilendiriyorsa, örneğin konu demokrasi ise demokratik hakların arttırılması, özgürlüklerin genişletilmesi için "diye düşünmek" faydalıdır ve gereklidir, ama demokrasi olsun mu olmasın mı "diye düşünmek" alt yapı eksikliği, cehalet veya kötü niyettir.
Bireyin "diye düşünmek" için gerekli alt yapısı ise eğitimle ve eğitim dışı kendini geliştirmesiyle mümkün olur. Buradan, -"diye düşünenlerin" çok olduğu bir toplumda iyi eğitim verilmiyordur- sonucuna varabiliriz.
Sevgiler
Vefik Sami
22-08-2013, 18:52
Sn: Deist_tr;
İşâret etmeye çalıştığım mevzûya, farklı bir boyuttan yaklaşarak katkıda bulunmuş olmanızdan dolayı, size teşekkür ederim. Sizinle hemfikir olduğum hususlar da var, farklı yaklaşımlarım da.
Benim nazarımda aydın "Diye düşünüyorum" geyiğini diline pelesenk etmez/edemez. Çünki; gerek yazıp-çizdikleriyle ve gerekse eylem ve davranışlarıyla kapasitesini ortaya koyar. Sonuç tümcesi için, "kanâatındeyim, tahmin ediyorum" gibi vurgular kullanır. "düşünüyorum"a vurgu ihtiyâcı duymaz. İnsanlar onu okuduklarında veya dinlediklerinde ürettiklerinin düşünce ürünü olduğunu zâten görür ya da anlarlar.
*
Timur, Nasreddin Hocayı hamama dâvet eder. Maksadı, önceden hazırlardığı bir plân dâiresinde, zekâsını kıskandığı Hoca'yı sıkıştırmaktır. Göbek taşı üzerinde terleme faslı sürerken Timur lafa girip;
- Hocam; sana bir sorum var. Ben dünya parasıyla kaç akçe ederim ?
Nasreddin Hoca Timur'a bir müddet dikkatli dikkatli baktıktan sonra;
- 50 akçe edersiniz sultanım, der.
Timur hiddetinden kıpkırmızı kesilip;
- Bre densiz; şu üzerimdeki peştemal elli akçe eder , deyince
Hoca taşı gediğine koyar.
- Devletlû sultânım; ben de zâten peştemal'a fiyat biçtim.
*
Öyle bir cevap ki; "sen peştemal kadar para etmezsin" anlamına geldiği gibi, "Size değer biçmek ne mümkün ?" anlamına da gelir.
Aydın insan sıkştığında kelimelere dans ettirir; kişiliğine değil.
Saygıyla.
Erdem Alaca
22-08-2013, 20:08
Elinize sağlık sn. Vefik Sami.
Ahlaksız
23-08-2013, 01:14
...diye düşünüyorum..
Tamam da zaten düşündüklerini ifade ediyorsun,ayrıca ''diye düşünüyorum'' demene ne gerek var?
Bence...
Tamam da zaten sen konuşuyorsun,''bence'' demene ne gerek var?
Vefik Sami
24-08-2013, 12:07
...diye düşünüyorum..
Tamam da zaten düşündüklerini ifade ediyorsun,ayrıca ''diye düşünüyorum'' demene ne gerek var?
Zannederim ya ben anlatamadım; ya da mevzû doğru algılanmadı.
"Diye düşünüyorum" sözcüklerine bir itirazım yok.
Yerli-yersiz kullanımına dikkat çekmeye çalıştım.
Misâl;
"Güneş ısı ve ışık kaynağıdır" tesbiti yapıldığında, cümlenin sonuna "diye düşünüyorum" eklemenin bir anlamı yoktur. Çünki; bu tesbit herkes tarafından kolayca algılanan/bilinen bir durumdur. Yâni, güneşle ilgili bu sonuca varmak için düşünmeye gerek yoktur. Basit bir gözlem ve algı yeterlidir.
Bizim toplumun kahır ekseriyeti, Cennet karşılığı dürüst ve ahlâklı olmayı "Ulvi" bir davranış, Cehennem korkusuyla oluşan boyun eğiş ve şartlanmayı da "iman" zanneder. Ahlak kavramı ile içine doğulan kültürün yaptırımlarına kayıtsız şartısz itaat emreden müeyyideler birbirine karışmıştır.
Aidiyet duygusuna ihtiyaç duyan, dışlanmaktan korkan, şahsi menfaatlerini İlâh, inandığını iddia ettiği Allah'ı da dünyevi ve uhrevi çıkarlarına ulaştıracak "şefaatçi put" yapan yığınla insan var. Bizler bir şeyin peşine takılıp gittiğimizde, o "şey" ile ilgili samimi bir düşünme/sorgulama içine girmeliyiz. Fakat çoğumuz; ya bunu yapmaya ihtiyaç duymuyor, ya da yapılanlar net biçimdebiliniyor da işimize öyle geliyor.
İtirâzım; 'düşünmek' kavramının anlam ve önemine gerektiği gibi dikkat etmemiş, değer ver(e)memiş insanların yerli-yersiz iki lâfın birini "diye düşünüyorum" şeklinde bitirmelerinedir.
Gerçekten düşünen insanın "düşünüyorum" demesinde abesle iştigâl bir durum yok.
Bu insanlar; zâten her kelime ya da kavramı cümle içinde doğru kullanmayı başarmış insanlardır.
Vefik Sami
24-08-2013, 13:06
Mesaj düzenlemede "15 dakika" kısıtlaması, bu mesajı asmama yol açtı.
Kusurumuz affola.
Evvelâ bir düzeltme yapayım.
Bir cümleyi sehven şu şekilde yazmışım.
" Fakat çoğumuz, ya bunu yapmaya ya ihtiyaç duymuyor; ya da yapılanlar net biçimde biliyor da işimize öyle geliyor."
Doğrusu şöyle olmalıydı
"Fakat çoğumuz; ya bunu yapmaya ihtiyaç duymuyor, ya da yapılanlar net biçimde biliniyor da işimize öyle geliyor"
15.dk süresi geçtiği için müdâhele edemedim.
İlk mesajımda da aynı sebepten müdâhale edemediğim basit bir-iki imlâ hatâsı için durumu Modertatöre rapor ettim lâkin; bakan-ilgilenen olmadı.
TDK da "Düşünmek" kavramının anlamı şu şekilde verilmiş.
(-i) 1. Aklından geçirmek, göz önüne getirmek: “Ezberi düşünmekten, söylediklerimizin anlamını düşünmezdik.” -Ç. Altan.
2. (-de) Bir sonuca varmak amacıyla bilgileri incelemek, karşılaştırmak ve aradaki ilgilerden yararlanarak düşünce üretmek, zihinsel yetiler oluşturmak, muhakeme etmek: “Türlü şiir anlayışları üzerinde düşünmüş, zaman zaman türlü şairleri sevmiştir.” -O. V. Kanık. 3. (nsz) Zihniyle arayıp bulmak: Bu iş için ben bir çare düşündüm. 4. Bir şeye karşı ilgili ve titiz davranmak: Durmadan geziyorsun, biraz da derslerini düşün. 5. Akıl etmek, ne olabileceğini önceden kestirmek: “Benim kayısılara müşteri çıkmam ihtimalini düşünmüştü.” -R. N. Güntekin. 6. Tasarlamak: Yola çıkmayı düşünüyorum. 7. (nsz) Tasalanmak, kaygılanmak: Bu kadar düşünme, elbette bir çare bulunur.
Düşünmek kavramını ben daha ziyâde 2. maddedeki anlamıyla anlarım. Sonuca ulaşılmış, bilinen bir durum için düşünme faaliyetine gerek yoktur. Bilinen bir durumu akla getirmek, "hatırlama" olarak anlaşılabilir ancak. Üstelik bir sorunu çözme bâbında düşünme faaliyeti içerisine girmişsek, bize "sorun" teşkil eden durumu/konuyu aklımıza getirmemiz şarttır. Ama ilgili sorunu/konuyu akla getimek, düşünmek değildir.
Bilimsel bir konuda yazılmış makalede, daha önce ulaşılan sonuçlar, öğrenilmiş durumlar ve yazarın henüz kesin sonuca ulaşılamamış hususlarda kanâatleri bulunur.
"Tasarlamak", düşünme eyleminin kendisi değil parçasıdır. "Yola çıkmayı düşünüyorum" dediğimizde de henüz kesin karar vermemiş olduğumuz anlaşılır. Burada 'düşünüyorum' yerine "Yola çıkmayı plânlıyorum" demek daha mantıklı geliyor bana.
Ben dilbilimci değilim.
Haddimi aşan sözler sarfetmek istemem.
Fakat görünen o ki; TDK'nın 'ulu'ları düşünmek kavramı ile iilgii yalan-yanlış tüm kullanımları alıp sözlüğe koymuşlar.
mrdragon
24-08-2013, 13:36
"Sonuç bizim için iyi değil ama; maçın tamâmını dikkate alarak baktığımda, yenilgiyi hak edecek kadar kötü oynamadığımızı düşünüyorum".
Maç esnasındaki izlenimlerim bunlardan ibaret. Şu andaki düşüncelerim bunlar olsa da edineceğim bilgiler dahilinde değişebilir, yanılmışta olabilirim tevazu gösteriyorum.
Az sonra Maratonda futbol ulemasının diline dolanmayalım. Kesinlik içeren tümceler ile başımızı yakmayalım. Fatih Terim misali antipatikleşmeye gerek yok. Bırakayım da biraz da onlar düşünsün...
"Bu gün çok iyi oynadığımızı ve gâlibiyeti hak ettiğimizi düşünüyorum."
İnancım bu doğrultuda, gerçekten iyi oynadık. Harbi tek başına bir düşünce, bir inanç göstergesi. Birey, o ana yönelik içsel sentezini dışarıya vurmuş. Bir düşünceyi aktaran tümcede sona düşünüyorum neden eklenebilir? (Dil yapısı adına gereksiz de bu insanlar neden kullanabilir?)
Bugün çok iyi oynadık ve galibiyeti hak ettik. Siz sabaha kadar konuşsanızda durum bende böyledir değişmez. Kararımı verdim. Noktayı koydum.
Bugün çok iyi oynadığımızı ve galibiyeti hak ettiğimizi düşünüyorum. Sakin kafa ile maçın tekrarına bakıp, oyuncularımla konuşup, yorumları da dinledikten sonra oyun hakkındaki düşüncelerimi tekrar gözden geçirebilirim.
Analiz yetisine sahip insan modeli olsa da genelde fikirlerini değiştirmeyenler kullanıyor.
"Bu gün muhteşem konuklarım var" geyiği ile programı açar, 'ekranları başındaki değerli izleyicilerimin, bu gün çok eğleneceklerini düşünüyorum"
Ekran başındaki insanlar deli eğlenecek yer yerinden oynayacak.
Ahmet: Necla bu kadının(karının) sunduğu(sunamadığı) programın nesini beğeniyorsunuz? Hiç eğlenceli değil, bir tek kalçaları güzel.(programın değil kadının necla anladı.)
Her izleyicinin eğlenemeyeceğini bilmekteyim. En azından programı takip eden izleyicilerin profilini sentezledim. Onlara hitap edecek, gerçekten eğlendirecek bir program yapmış olmalıyım. Bakalım bize geri dönüşümü ne olacak...
Ahmet abi düşüncelerimin dahilinde bir profil değil. Saygı duyuyorum. Ben bu programı yaparken mümkün olduğunca insanın ilgisini çekmeyi hedefledim. Düşüncelerim bu doğrultuda harekete geçti.
Neriman telefon ile bağlanır. Biz burada ailecek deliriyoruz emme öle böle degil. Eglenerek degil anam, sinirden kuduruyoruk. Hani ailecek eglenecektik, keyfimizin içine ettiyler. O hatun bozması boyundan büyük laflar etti. (Zihninde parıldayan bu dahiyane fikir, eyleme dönüşmez. Aman be gayri tasası bana mı düştü.)
"Bu yemeğin, piştiğinde çok güzel olacağını düşünüyorum"
Şu ana kadar atılan her adımda, karşıma çok güzel bir yemek geleceği fikrindeyim.
Ayşe teyze yemeği bitirir. Sevgili sunucumuz bir tadımlık ile fikirlerini beyan eder.
"Bu yemek piştiğinde çok güzel olacak"
Tanrı mısın be adam nasıl bu kadar emin konuşuyorsun. Artık bu cümleden sonra tatsan da kötü olsa kötü dermisin? Bu yemek çok güzel olacak. Bakayım hmm iğrenç....
Seyirci Necla: Bende tadayım bu işin pirine saygısızlık olmasın ama, sanki bunun tuzu eksik, kıvamı da olmamış.
Uzman ses: Necla hanım bence siz yemekten anlamıyorsunuz. Çok güzel olacak dedim oldu da o kadar. Daha iyisi yapılana kadar en iyisi budur. Benim yapabileceğim kadar güzel olmasa da, karşınızda çok sağlam bir yemek var.
Bu yemeğin piştiğinde çok güzel olacağını tahmin ediyorum.
Ahmet abi: Sayısal lotomu oynuyoruz, seni oraya boşamı koyduk. Hava durumu değil bu bilgilerini konuştur. Bende senin işe yaramaz bir sunucu olduğunu tahmin etmiyorum doğrudan söylüyorum in aşağıya bizim hatun çıksın programa.
Tahmin etmek bence güzel bir seçim. Ahmetler, Neclalar içimizdeler.
Özellikle topluluğa hitap edenler adına, düşünüyorum fiilini kullanmanın altında tevazu yattığını düşünüyorum.
Bu fiili sürekli kullmak bana doğru geliyor mu? Hayır ama, edebi ve tamamen doğru cümle yapıları ile halka seslenemiyorsunuz. Önemli olan, karşınızdaki insanda ne uyandırdığınızdır. İçimizde sadece Ahmetler yok ama, eğlence, futbol, yemek programlarını yoğunlukta izleyen kitle için doğru cümle yapısı yerine doğru mesaj önemlidir.
Yukarıdaki yazı öylesine yazıldı. Aydın ile Halk algısı arasındaki farkı biliyorsunuz.
Sonuç bizim için iyi değil ama; maçın tamâmını dikkate alarak baktığımda, yenilgiyi hak edecek kadar kötü oynamadığımızı düşünüyorum".
Mesela benim tercihim bu yönde olabilirdi:
Sonuç bizim için iyi değil ama; maçın tamâmını dikkate alarak baktığımda, yenilgiyi hak edecek kadar kötü oynamadık. Bulunduğum konum itibari ile maç içerisinde yaptığım değerlendirme bu yöndeydi. Farklı kriterlerde maçı tekrardan ele alıp gözlemlerim dahilinde hatalı olan, aksayan yanlarımızı telafi etmek adına çabalayacağım. Bu doğrultuda, geçmiş 90 dakikanın yeniden analizi yapılıp nasıl oynadığımız konusunda daha sağlıklı bir kanaate varabilirim....
Ahmet Abi: Lan seni oraya teknik direktör diye getirende kabahat. Edebiyat parçalama bana, bok gibi oynattı takımı it, görende filozof sanacak...
Bakış açısı orijinde kimin yer aldığına göre değişiyor.
"Diye düşünüyorum", "böyle olsa gerek", "bence böyle"li cümleleri dört durumda kullandığımı farkettim:
1- Temellendirebileceğimden tam olarak emin olmadığım bir şeyi savunduğumda, gelişi güzel söylenmiş bir şeyi savunmak zorunda kalabileceğimi hissettiğimde,
2- Söylediklerimin dayatma olarak algılanmasını ve işi yokuşa süren kişi olarak görünmeyi istemediğimde,
3- Sıkan bir tartışmanın daha fazla uzamasını istemediğimde,
4- Karşı tarafın çok saçma bir şeyi savunduğunu düşündüğüm bir durumda söyleyeceklerimin kırıcı, küçümseyici taraflarını törpülemek istediğimde.
Vefik Sami
24-08-2013, 15:15
sn. mrdragon;
sn. murted;
Teorik anlamda yaptığınız tahliller isâbetli. Ancak; bir mes'elenin teorik olarak doğru tespiti, pratikte de aynı istikamette yol alındığı anlamına gelmiyor. Düşünmek bir zihin faaliyetidir. Herhangi bir sorun/açmaz hakkında kafa patlatmak, çözüm önerileri ortaya koyabilme adına geceyi gündüze katarak çabalamaktır.
Düşünmek budur.
Subjektif anlamda varılan sonuç düşünmek değil kanâattir. "Benim düşüncem budur" denilmiş olsa bir nebze su götürür. Bir de halkın kendi algısı içinde oluşturacağı gerçekten uzak tepkilere bakarak, farklı üslup kullanamayı seçersek, "eyyamcılık" etmiş oluruz. "Biri"lerinin ne diyeceği/dediği o kadar mühim değil.
Bizim doğruları söyleyip söylemediğimizdir önemli olan.
Doğruyu söylerken kıvırmadan anlatabilmek de bir erdemdir.
Kanaat bildirmek daha ziyade subjektif hususlarda kullanılır. 2x2'nin dört ettiğini düşünüyorum diyemeyiz. Fakat; gerek tv kanallarında çıkıp konuşanlara, ve gerekse çevrenizde bulunan insanların konuşmalarına dikkat ediniz lütfen. Kurduğu üç-dört cümleden birini "diye düşünüyorum" şeklinde bitirmeye şartlanmışlar âdetâ. Bunların kibarlık gibi bir endişelerinin olabileceğine ihtimâl vermiyorum. Riyâkârlığın tavan yaptığı, insanların çoğunun berâberinde yığınla maske ile arz-ı endâm eylediği bir ortamda, bu denli bir "konuşma nezâketi endişesi"(!) bana pek kabul edilebilir gelmiyor.
Düşünmek artık bir zihinsel faaliyet değil.
Tıpkı bir zamanlar (ve) bağlacını kullanmayı bırakıp, cümlenin içine "toplama işâreti/+" koyduğumuz;
"Misâl/örneğin" yerine "atıyorum/sallıyorum" demeyi 'mahâret'(!) zannettiğimiz gibi.
Moda efenim moda.
Ha, karşımızdakini üzmeden, kırıp-dökmeden derdimizi anlatabilmek bir meziyettir. Bunu herkes başaramaz, orası doğru. Kurduğu her iki cümleden birisine "diye düşünüyorum" ekleyip bitiren ve fakat gerçekte iki lâfı bir araya getirip anlaşılablir bir cümle kuramayan o kadar çok kişi var ki, bunların ağzından "düşünüyorum" kavramını duymak gerçekten tam bir ironi oluyor.
Ahlaksız
24-08-2013, 15:23
Gerçekten düşünen insanın "düşünüyorum" demesinde abesle iştigâl bir durum yok.
Gerçekten düşünen bir insan ''düşünüyorum'' der mi acaba?
Aklıma şu an nutuk geldi..Atatürk Nutuk'ta ''diye düşünüyorum'' gibi bir söyleme başvurmuş mudur?
Düşünen insan zaten düşünmüştür ve düşündüğünü ifade etmesine gerek yoktur..Düşünmeye çalışan insanların ''düşünüyorum'' demesi normal karşılanabilir sadece..
sn. mrdragon;
sn. murted;
Teorik anlamda yaptığınız tahliller isâbetli. Ancak; bir mes'elenin teorik olarak doğru tespiti, pratikte de aynı istikamette yol alındığı anlamına gelmiyor. Düşünmek bir zihin faaliyetidir. Herhangi bir sorun/açmaz hakkında kafa patlatmak, çözüm önerileri ortaya koyabilme adına geceyi gündüze katarak çabalamaktır.
(...)
Moda efenim moda.
Ha, karşımızdakini üzmeden, kırıp-dökmeden derdimizi anlatabilmek bir meziyettir. Bunu herkes başaramaz, orası doğru. Kurduğu her iki cümleden birisine "diye düşünüyorum" ekleyip bitiren ve fakat gerçekte iki lâfı bir araya getirip anlaşılablir bir cümle kuramayan o kadar çok kişi var ki, bunların ağzından "düşünüyorum" kavramını duymak gerçekten tam bir ironi oluyor.
Bu başlıkta yazdıklarınıza katılıyorum, sadece kendim hangi durumlarda kullanıyorum diye düşünüp düşündüklerimi yazdım.
mrdragon
24-08-2013, 16:34
O insanlar halka sesleniyorlar üstad.
Siz orada bir seçim yapıp, halkın algısı beni ilgilendirmez ben doğrusunu kullanırım halkta bana uyar derseniz o size ait bir seçim olur.
Ben şahsımca tercihlerimde olmayan bir kelimenin halk arasında farklı düşüncelere açığım/saygılıyım. Mütevazi biriyim babında kullanıldığını dile getirdim.
Ahmet bu görüşünde hatalısın.
Ahmet bu görüşünde hatalı olduğunu düşünüyorum.
İlk cümlenin bende uyandırdığı farkları dile getirdim. Deneyimleyebilirsiniz. Tanıdığınız insanlara iki cümle arasındaki farkı sormak ile işe başlayabilirsiniz.
Halkın kendi algısı ve eyyamcılık fikrine de katılmıyorum. Teorik olarak haklı olsanız da pratikte bu iş böyle yürümüyor. Siyasi açılımlara girmiyorum ama manavdan şiir eşliğinde lahana almıyoruz. Amaç cümleleri doğru seçmekten ziyade karşındakine(burası önemli çünkü hedef kitleyi iyi analiz etmek gerekir) tam da anlayacağı dilde mesajı verebilmektir.
Ütopik olarak herkesin kültür seviyesini üste çekmeyi dileyebilirsiniz de pratikte yine öncelikle o insanlara hitap edebilmeniz gerekir.
Bende teorik olarak cümle yapısı ile düşünüyorum kelimesi hakkında ortaya koyduğunuz bilgilerin doğru olduğuna itiraz etmiyorum. Sizi bu hususta pratikte insanların nasıl algıladığını açığa çıkarmaya davet ediyorum.
Çevrenizde kullananlar varsa sormak ve doğrudan fikirlerini almak yeterli. Kelimenin işlevselliği zaman içinde değişkenlik gösterip yerel dilimize yerleşmişse ve bunu halk yadırgamamışsa bir nedeni olmalı değil mi? Başkalarının bu nedenle kullandıklarını kesin bir dille söyleyemem. Sadece bir veri havuzu oluşturup genelleme yapabilirim. Düşüncemi beyan ettim. Gerisi araştırma ruhumuza kalmış.
Vefik Sami
24-08-2013, 18:47
O insanlar halka sesleniyorlar üstad.
Siz orada bir seçim yapıp, halkın algısı beni ilgilendirmez ben doğrusunu kullanırım halkta bana uyar derseniz o size ait bir seçim olur.
Estağfurulah.
'Üstad'lık benim ne haddime.
Avâm-ı âdiyeden bir vatandaşım.
Fikirlerimi/doğrularımı paylaşıyorum.
Herkesin yazdıklarımı onaylamasını beklemek durumunda da değilim.
Sâdece polemik sevmem.
Sevsem de başarabileceğim bir alan değil.
"Ben doğrusunu kullanırım halk da bana uyar" anlama gelebilecek/gelecek hangi cümlem ya da paragrafım var ?
Lütfen alıntı yapınız; ben de "hatâ'mı görüp düzelteyim.
Hem ben kimim ki, halkın bana uymasını bekleyeyim ?
Dediğim şu:
Ben doğru bildiğimi "lisân-ı münâsip" ile anlatırım. Beni dinleyen ister kabul eder, ister karşı çıkar. Karşımdakinin tavrı benim sorunum değil. Her insan kendi eğitim düzeyi ve birikimi doğrultusunda tepkisini koyar ortaya.
Sâdece insanların algısına göre kelime ve kavramlara farklı anlam yüklemenin "eyyamcılık" olduğunu söyledim.
Bunun kişisel bir tarafı yok.
Ben şahsımca tercihlerimde olmayan bir kelimenin halk arasında farklı düşüncelere açığım/saygılıyım. Mütevazi biriyim babında kullanıldığını dile getirdim.
Ahmet bu görüşünde hatalısın.
Ahmet bu görüşünde hatalı olduğunu düşünüyorum.
İlk cümlenin bende uyandırdığı farkları dile getirdim. Deneyimleyebilirsiniz. Tanıdığınız insanlara iki cümle arasındaki farkı sormak ile işe başlayabilirsiniz.
Doğrusu, bu örneklemeyi neden yaptınız anlamak mümkün değil.
Aradaki farkı kavrayamayacak kadar "ebleh" olduğumu mu düşünmektesiniz ?
Anlatabilmek için daha kaç defa yazmam gerekecek ?
Bu tip anlatımlara değil, gerekli-gereksiz hemen her cümlenin sonuna "diye düşünüyorum "eklenmesine itiraz ettim.
Bu fikrimde de ısrar ediyorum.
Halkın kendi algısı ve eyyamcılık fikrine de katılmıyorum.
Yukarıda arz ettim.
Benim düşüncelerim beni bağlar.
Okuyan herkesin onaylamasını beklemek gibi bir lüksüm yok.
Teorik olarak haklı olsanız da pratikte bu iş böyle yürümüyor. Siyasi açılımlara girmiyorum ama manavdan şiir eşliğinde lahana almıyoruz.
"Şiir eşliğinde lahanâ" alma ihtiyacını kim hissediyor ise bunu on(lar)a yazın.
Muhatabın ben olduğum kanâatinde değilim.
Ütopik olarak herkesin kültür seviyesini üste çekmeyi dileyebilirsiniz de pratikte yine öncelikle o insanlara hitap edebilmeniz gerekir.
Ne böyle bir iddiam ne de hayalim var. Halk arasında ilkokul terk öyle cambazlar gördüm ki; bu sebeple 'Allah bizlere acımış da bunlara okuma fırtsatı vermemiş" diye düşündüğüm çok oldu. Öğretim nispeten kolay; eğitim ise zor, hattâ imkânsız bir iştir. Bu itibarla herkesin ahlâki bakımdan istendik davranışlar sergilemesini beklemek, sizin de net biçimde ifâde ettiğiniz gibi bir ütopyadır.
Bende teorik olarak cümle yapısı ile düşünüyorum kelimesi hakkında ortaya koyduğunuz bilgilerin doğru olduğuna itiraz etmiyorum. Sizi bu hususta pratikte insanların nasıl algıladığını açığa çıkarmaya davet ediyorum.
Bende tamâmen "insanların algıları" noktasında itiraz şerhi düştüm. Fakat bunu kırıp-dökmeden yapmaya gayret ettim. Ama uyarılarınızdan anladığım kadarıyla pek başarılı olamadığım anlaşılıyor.
Ne diyelim; sağlık olsun.
mrdragon
24-08-2013, 21:23
Üstadım değindiğiniz noktaların doğru olduğu konusunda neredeyse aynı fikirdeyiz. Ben sadece verilen örnekler üzerinden farklı düşüncelerin gelişebileceğini, kullanan insanların tam olarak düşüncelerini bilemediğimiz gibi karşıda ne gibi etkiler oluşturacağından da emin olamayacağımızı dillendirmek istedim. Doğru üslubu seçememişimdir. Halkın içinden özel kendime göre seçtiğim bir iki sesi rastgele dillendirdim. Tamamen aksi algı oluşturacak seçimlerde yapabilirdim. Amaç dinamik bir düşünce platformunu tetiklemekti.
Bu bağlamda eleştiri değildi. Aslen bir meraktı. İnsanların iştirak edip aslında ne algıladıkları konusunda fikir beyan etmelerini istedim. Mesela Mürted kişisel olarak nedenlerini sundu.
Halka seslenme kısmı aslında bir göndermeydi. Bakın; benim tercihim, sizin gibi yazım ve aktarım gücü yüksek insanları takip etmekten ve zevk ile okumaktan yanadır. Bu bağlamda yazı diliniz de aktardığınız fikirlerde kişisel özgürlüğünüzdür.
Fikrinizede teorik olarak katıldığımı söyledim.
Aslında daha açık ifade etmem gerekirdi. Sizin halka hitap etme gibi bir misyonunuz yok ama o programları sunanların izleyicilerine hitap etmeleri şart. Sektör bunu gerektiriyor. Önce amaç, sonra amaca uygun konuşma gerekiyor. Bireysel tercihlerin nedenleri değil ama sonuçlarını gözlemleyebiliriz. Muhtemelen; "sözler ile ne kadar fazla insanı mutlu edebilirsem, ne kadar az tepki alırsam o kadar iyidir." fikri üzerinden aslında hatalı yerde kullanılan bir kelimeyi yorumlayıp dillerine dolamalarında yatıyordur.
Bu bağlamda bir soru daha aklımıza gelebilir. Zaman ile dilimizde yerleşik olarak kullanılmasında bir sakınca var mı?
Bu eyyamcılık konusu ise, şayet amacınız halkın geneline bir mesaj vermekse, burada uygun cümleleri seçmek gerektiğine yönelikti. (aslında siyasi değil ile bakınız siyasete bir gönderme yapıyorum demeye çalışmışta olabilirim ama başarılı olamadığım aşikar.)
Lahana çok absürd bir örnek; o da siyasi içerikte(gizil gönderme) aydın ile halk tabanında uzlaşmanın sağlanamaması adına bilinç altında belki birilerini buraya dahil ederim mantığı taşımış olabilir.(kullanan benim yine de dilerseniz olabilir dememin arkasında bir neden bulabilirsiniz)
Açıkçası kendi düşüncelerimi değil farklı yaklaşımları gözlemlemeyi seviyorum. Bu süreçte düşünüyorum ile ilgili farklı insanların yorumlarını aldım. Üzerinde durduğum nokta, insanlarda ne gibi bir etki bıraktığıydı.
Ben genel olarak, saygı, tevazü, düşüncelerim değişebilir üzerinde durdum. Bu bir düşünceydi araştırmayı tercih ettim.
3 kişi ise tereddütsüz, düşüncelerimde emin değilim. Yanılgı payım var tarzında yorumladı.
1 kişi ki o da babamız olur. Kullanılması gereksiz ikiyüzlülük dedi. Soru işareti var sinsilik var dedi de dedi. Sonra hatalı dedi, düşünüyorum eklenmemeli sanırım son olarak bununla bitirdi sözünü. Baba olunca bir soru bin cevap ilişkisi.
2 kişi düşünüyorum karşıya saygı duymak ben herşeyin merkezi değilim, insanım yanılabilirim üzerinde durdu.
1 kişi de kullanılması ve kullanılmaması arasında fark var dedi ama sonrasında ne dediğini anlayan olmadı, hala araştırılıyor.
Dipnot; Halkın ne düşündüğünün teorik olarak yaklaşımınıza bir etkisi yok. Sadece insan psikolojisini yakalamayı deniyorum, benden bağımsız bireylerde neler çağrıştırabileceğine odaklanıyorum.
Ortaya bir veri havuzu koyuyoruz ve her birey kendince uygun olan yorumları daha geniş alanda değerlendirme şansı buluyor.
Hepimiz aslında izlenimlerimizi paylaşabiliriz. Deneyimlemek güzel ve eğlencelidir.
Hatta bilinç altında mümkün olduğunca insanın dinden uzak bir konuda fikir beyanında bulunmasını dahi istemiş olabilirim.
Tüm bu olasılıklar içinde oluşan etkiye bakıldığında hesaplamalarımın tamamen hatalı olduğunu gözlemledim/düşünüyorum, (aktif bir platformda bu düşüncelerim zaman içinde belki de değişebilir ama an itibari ile sizdeki etkisi kanaat getirmeme yeterli.)
Hayata farklı bir gözle bakıp, bireysel yeteneklerini doğrudan açığa çıkartan insanlara hem saygım, hem de hayranlığım fazladır. Bu arada yazınız gerçekten çok güzeldi. İşte son cümle bendeki etkisi. Ahmetler adına konuşmayı farzdan saymıştım oysa..