PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Eşcinsellik


Ahlaksız
10-10-2013, 15:54
Eski Yunan ve Roma dünyasına girmeye başlayacağımız bu sırada, olup bitenleri daha iyi kavrayabilmek için eşcinsellik üzerinde durmak gerekmektedir. Eşcinsel davranışlar, genel bir temayül olarak değil, ama özel haller olarak, bütün canlılar arasında görülür. Diğer canlılar arasında olduğu gibi insanlar arasında da her dönemde görülmüştür. Bu davranışlar, bu özel halleri ile konumuz dışında kalmaktadır ve bu kitabın kapsamı içinde incelenmeyecektir. Burada eş cinsel davranışlardan söz edilmesinin nedeni, toplumlar içinde kurumsal olarak bu konuda nasıl davranıldığının incelenmesidir.

Daha önce görüldüğü gibi, çok uzun zamandan bu yana, insanlar, kadının döl yatağının tohumun büyüdüğü yer olduğunu kabul etmişlerdi. Aynı şekilde, erkek, penisi aracılığıyla tohumları taşıyordu. Meni ise hayatın kendisiydi. Seks de büyü gibi bir şeydi, onda da doğaüstü güçlerin parmağı vardı. Sanki bu ikisi de aynı esrarın parçaları idiler. Bu esrarlı güç Tanrısal bir güçtü. En eski kültürlerden itibaren sembolik seks ayinleri ile verimlilik arttırılmaya çalışılmıştı. Meni hayat verendi. İnsanlık Tanrıların menisi ile var olmuştu. Antik kültürlerde erekt olmuş erkeklik organına sahip Tanrı heykelleri çok rastlanan figürlerdi. Burada, bir çeşit, abartılmış-erkeklik organı kültünden, diğer bir deyişle, bir tapınmadan bir kutsamadan söz edebiliriz. Yerleşik düzene geçtikten sonra, çok tanrılı kültürlerde mastrubasyon sonucunda meninin toprağa saçılması bereketi arttıran ayinlerin parçasıydı. Sembolik anlamda Tanrılarla yapılacak seksin verimliliği arttıracağına inanılıyordu.

Binlerce yıl meniye verilen önemle ve onun yaratıcı gücüne inanarak geçince, meni almanın faydaları üzerinde insanların düşünmüş ve spekülasyon yapmış olmaları normaldir. Hatırlanacağı gibi, tahıl üretimine geçmekle yerleşik düzene de geçilmişti. Tahıl üretimi beraberinde Kadın’ı Ana tanrıça yapacak kadar güçlendirmişti. Ama yerleşik düzene geçmek beraberinde sınıfları ve savaşları getirmişti. Savaş ise erkeğin etkinlik alanıydı. Savaş ve sınıflar beraberinde servet farklılaşmasını getirince, bu dünyanın merkezine erkek yerleşmişti. Böylece kadın gittikçe arka plana itilirken, erkek merkezdeki yerini sağlamlaştırıyordu.

Erkeğin güçlenmesi ile birlikte, zaten yaratıcılık atfedilmiş bulunan meni daha da önem kazanıyordu. Savaşan erkeğin, yöneten erkeğin ve düşmanlarını yok eden kahramanın gücü tartışılmazdı. Erkeklik gücü, tanrısal bir güçtü. Zaten meni tanrısaldı, ama meninin çıktığı organ, erkeğin erkeklik organı, o da tanrısaldı. Kadın güçlü iken, erkek ile kadının beraberliği hayatın başlangıcı kabul edilmişti. Hatırlanacağı gibi kadın erkek beraberliği, bahar ayinleri ile Tanrılara hatırlatılıyordu. Ama şimdi, meni daha önemliydi ve her şeyin başlangıcıydı. Onu kimse mastürbasyon ile ziyan etme hakkına sahip olamazdı. Ayrıca, gerekmedikçe bu gücün kadın da kullanılması bile anlamlı değildi. Meni güçtü ve bu gücün doğru ellerde olması ve işe yaraması gerekiyordu. Buradan ileride kutsanan pedastrik ilişkiler çıkacaktı.

Tapınaklarda rahiplerle girilecek eşcinsel ilişkinin erkeklik gücünü kat be kat arttıracağına inanılırdı. İşin en başında bu ilişki türü, cinsel hazzın ötesinde, toplumun değerlerini ve yerleşik kurumlarını destekleyen ve koruyan güçlü bir ritüeldi. Rahip sembolik olarak Tapınağı gözeten tanrının temsilcisiydi. Tapınaklarda nasıl kutsanmış seks kadınları olmuşsa, aynı şekilde kutsanmış seks erkekleri de bulunmaya başladı. Tapınaklarda yapılan seks, tanrılara kurban kesmek, adak adamak gibi bir şeydi. Tapınak Tanrıların dünyasıydı veya ona açılan bir kapıydı. Burada yapılan her şey normal dünyada yapılandan kat be kat güçleniyordu. Tapınaklarda, Tanrı’ya adanmış tapınak mensubu genç erkeklerle yapılan seks yani eşcinsel ilişki erkeklik gücünü arttıran bir eylemdi.

Erkeklik gücünü kat be kat arttıran bu eşcinsel davranış, zamanla savaşçı bazı topluluklarda dayanışmanın sembolü olmuştur. Bu davranış biçimi hem dayanışmaydı ve hem de gücün birbirine aktarılmasıydı. İlerde sırası geldikçe anlatılacak olmasına rağmen, burada sadece okuyucunun ilerde hatırlaması için birkaç örnek verilmiştir. Antik Yunan’da ve Japon Samuraylar dünyasında, askeri kastı güçlendirmenin bir yolu eşcinsellikti. Japon Samurayları savaşa genç bir partner eşliğinde giderlerdi. Kelt savaşçıları kendilerini başka erkeklere kolayca ve hiçbir sıkıntı duymadan sunarlar ve reddedilirlerse bunu büyük hakaret kabul ederlerdi.

Birçok eski kültürde yer bulan bir diğer inanış ta, eşcinsel ilişkinin genci hayata ve evliliğe hazırlayan ve genç erkekler için, nerede ise, zorunlu bir süreç olarak kabul görmesidir. Eski Yunandan çıkan ve kurumlaşan “ Pedastri “ (Pederastri) budur. Pedastri (Pederastri) de daha yaşlı ve yüksek statüdeki bir erkek yetişkinliğe hazırlanan erkek çocuğu ile eşcinsel ilişkiye girer. Genç erkeğin bu işten zevk alması veya mutlu olması beklenmez ve sorgulanmaz. Minnettar olması yeterlidir. Eski Yunan ve Roma’da Pederastri ile ifade edilen kurum, daha üst konumdaki kişinin gence ihtiyacı olan yurttaşlık dersini vererek hatta fedakârlıkta bulunarak onu hayata hazırlamasıdır. Doğal ki, bu ilişki, gencin statüsünün ve bazen de ekonomik koşullarının hızla ve kolay bir şekilde yükseltmesinin de yoluydu. Pederastri sözcüğü ile ifade edilen ilişki biçiminde cinsel hazzın ötesinde, toplumun değerlerini ve yerleşik kurumlarını destekleyen ve koruyan güçlü bir ritüel olduğunu günümüzde kabul etmek kolay değildir.

Eşcinsel ilişki, pek çok toplumda, karşı cinslerin ilişkisi kadar ve bazen ondan daha fazla tasvip görüyordu. Çin İmparatorlarının erkek ve kadın odalıkları ile gezindikleri bilinmektedir. Bu varlık gösterisi birçok sarayda ve toplumun zengin ve ayrıcalıklı kesimlerince de sergilenmiştir. Tüm caydırmalara rağmen 1. Elizabeth İngiltere’sinde bile gözde hovardalar faklı cinsten sevgililerini aynı anda kollarına takıp sokaklarda gezinmişlerdir. Halk da bunların hovardalıklarına ve cinsel güçlerine gıpta ile bakmış olsa gerektir!

Antik zamanlarda, Akdeniz bölgesinde, homoseksüellik gönüllü olarak ve yaygın yapılan bir davranıştı. Sir Richard Francis Burton Akdeniz ülkelerini kapsayan Anadolu’dan, Afganistan’a Çin’e uzanan Japonya, Yeni Gine ve Endonezya ve adaları da içine alan bir kuşak boyunca Pederastinin ve homoseksüelliğin hoş görüldüğünü bir hipotez olarak ortaya atmıştır. Bu bölgeye “ Sotadic Zone ” demektedir. Antik bir olgu olduğu düşünülen pederastik adetlerin yakın zamanlara kadar ve belki de hala bazı adalarda canlı olduğunu antropolojik çalışmalar ortaya koymuştur. Bir tez çalışmasından öğrendiğimize göre:

“ Antik Yunan’da eşcinsellik ya da o zamanki tanımıyla oğlancılık, topluma kabul edilme kuralıydı. Erişkin erkeğin genç erkekle eşcinsel birleşimi, erişkinin sperminin gence erkeklik aktarması olarak kabul ediliyordu. Antik Yunan’la benzer inanış, on bin yıllık geçmişi olan Melanesia adaları ve Papua Yeni Gine’deki kabilelerin genelinde de yaygındı. Bu kabilelerdeki yaşamın on dokuzuncu yüzyılda Batılıların gelişine kadar değişmediği düşünülmektedir. Hatta örtülü bir şekilde sürdüğünü de düşünenler vardır. Marind ve Kiman kabilelerinde, çocukluk dönemini bitirmiş erkekler, annesinden ve kadınlar evinden alınıp babası ve erkekler evine getirilirdi. Ergenliğin ilk işaretleriyle, güçlenmek için, dayısı tarafından anal yolla, spermle “ beslenirdi ”. Erkek çocuklar üç yıl kadar bir süreyle bu dönemi yaşardı. “

Bugün, her ne kadar eşcinselleri yaksalar da, taşlasalar da, Afganistan’da bazı Talibanların “ oğlan ” seks objeleriyle (ailesinden parayla satın alınan erkek çocukları), ” son derece erkek ” mücahitlerin birlikte verdikleri pozlar ortalıkta dolaşmaktadır.

KAYNAK;http://www.dunya-tarihi.com/index.asp?PageID=9

Yöneticiler bu alıntıyı kesmesinler lütfen..Çünkü kaynakta sadece alıntı yaptığım kitap var..Bu yazılanlar kitabın içinde..