NAZGUL
21-10-2013, 13:01
AÇIKLAMA
Şimdi üniversitedeyim.Bu kitabı 2 yıl önce yazmıştım. Lisede sıkı arkadaş olan bi grup arkadaşlarıma adamak için yapmıştım.
Bu başlıkta kitabı tamamen yayınlayacaktım ama 25000 karakterlik bir yazım sınırı var. Bu nedenle parça parça yayınlayacağım. Umarım spam olarak değerlendirilmez.
3 arkadaşın macerasını anlatıyor. Sonuna kadar okuyanlar beğendi hatta bazı kısımları uzatıp bazı yerleri düzenledikten sonra bastırmamı bile önerdiler. Başları biraz kişisel olduğu için sıkıcı gelebilir.Örneğin şuan okuyacağınız birkaç bölüm. Sonlara doğru tansiyonun yükseleceğine inanıyorum. Hata görürseniz söyleyebilirsiniz. (Yazım hatalarım olduğuna eminim). İsimleri gerçek hayattan ve kendi kafamdan koydum. Umarım beğenirsiniz
______________________
UYARI
Gelen kişisel mesajlarda da çok argo olduğu yönündeydi. Hikayede "lan, la, " sözcüklerin tamamını ve lanet söylemlerinin çoğunu ve "oğlum" hitabının bir kısmını çıkardım. Anlaşılamayacak esprileri de çıkardım.Bu arada şunu da söylemem gerek, burada MEB i hiçbir şekilde aşağılamak niyetinde değilim. Aslında öğrenciler 5 yıldızlı bir otelde kalacaklardır. Bu otel o civardaki tek oteldir. Zaten orada ki tek otel olmasının sebebi oranın bir tür "doğal tatil köyü" olmasıdır. Ormanın içinde harika manzaralı bir yerdir. Ancak orada yangın çıkar. Ve MEB oraya en yakın yer olarak eski bir Türk subay olan Dursun Kovan dır. (Bu isim tamamen hayalidir. Hikayenin ileride ki bölümlerinde sorgu sırasında karşınıza çıkacak.) MEB o bölgede bir Türk askerin yanından daha iyi bir yer olmayacağı düşüncesi ile öğrencileri oraya yönlendirir. Ayrıca Burada Rusya devleti de kötü gösterilmemektedir. Hikayenin ileri ki bölümlerinde bu yapılanmanın devletten bağımsız olduğunu göreceksiniz. Teröristlerin dininin, ırkının, dilinin ne olduğunu lütfen kafaya takmayınız. Zira bende fazla takmadım. Kesinlikle bir ırkçılık düşüncesi barındırmamaktadır. Sadece o bölgedeki bir terörist grubundan ibarettir. Ve tamamen hayalidir.
Normalde kitap bölüm bölüm. Ancak hepsini birleştirince bölümler arası geçiş biraz karıştı. Bazı geçişlerde araya çizgi çektim. Bazılarında unutmuşum. Hikayeler arasında çok ani bir konu,mekan,kişi değişikliği olursa bilin ki farklı bir bölüme geçmişsiniz.
_______________________
GİRİŞ
“Kanka ne yapıyorsun oralarda?”
“Derslere çalışıyorum kanka ne olsun”
“Yeme beni”
“Oğlum ben size demedim mi ‘yazın hep çalışacağım’” diye.
“İyi inandım say.”
“Sayarım”
“Görüşürüz”
“Kendine iyi bak”
“Sende”
Murat, lisedeki 2 senelik arkadaşı Muhammed ile görüşmüştü. 12. sınıfta hazırlanması gereken YGS-LYS ikilisi için ailesinin yanına gelmişti. Burada daha iyi hazırlanabileceğini düşünüp ders çalışıyordu.
Tek istediği iyi bir Tıp fakültesi kazanıp doktor olmak, ve Dünya’yı turlamaktı. Asla monoton olmayacaktı. Amacı buydu. Kafasını arkadaşının araması ile böldüğü soruya tekrar dikti. Bitirmesi gereken testler vardı. Elini saçlarının arasında gezdirip ofladı ve kalemi eline tekrar aldı.
Odasının bir köşesinde giysi dolabı bir köşesinde kitaplık bir köşesinde çalışma basası ve gar dolabı vardı. Pencere açıktı ve yaz sıcağını odadan çıkartan bir rüzgar esiyordu. Oda olmasa çekilmez gibiydi.
Mustafa ise şuanda İstanbul’da geziyordu. Ailesinin zayıflarını kurtarırsan gezme hakkın olur, teklifini kabul etmiş ve sonuca bağlamıştı. Geçen günden kalan Güneş yanıkları vücudunu doldururken o güneşlenmenin verdiği rahatlıkla gözlüğü takmış etrafı turluyordu. Okullar açılana kadar kendini rahat hissediyordu.
Telefonunu çıkardı.Bakalım Yunus kanka ne yapıyormuş diyerek numarasını aradı. Mustafa’nın diğer bir kankası ise Yunus Emre Soydaş’tı. Onunla genellikle okul çıkışları ve hafta sonları basketbol oynamaya giderlerdi. Yorulana kadar oynarlardı. Ve bu bazen geç saatleri bulurdu.
“Alo, Emre, orada mısın?”
“Evet, buradayım”
“Nasılsın diye sormak için aradım”
“Ergenim kanka”
“Kapat emre, kapat”
“hahaha şaka lan, hiç gelemiyorsun he”
“Kötü esprilerine gelemiyorum doğrudur.”
“Iyyy ben çok meraklıyım slk”
“Bak bu güzeldi”
“Biliyorum”.
“E, telefonumu kurcalıyorum. Biraz sonra yani öğlen sonu yazın ilk denizine gidicizzzz”
“Anca mı?”
“Anca tabi, hava anca düzeldi”
“Git olum ya. Geçende gittim, her yerim yandı neden bahsediyorsun. Hava anca düzelmişmiş.”
“Geçmiş olsun ne diyeyim.”
“Geçmiş olsun dedin ya slk”
“Hahaha bak bu güzeldi”
“Evet, biliyorum. Neyse bende plajda turlayayım bari,”
“Gözlüğü unutma.”
“Ne kastettiğini anladım”
“İyi o zaman unutma “
“Unutmam, görüşürüz”
“Görüşürüz”
Emre telefondaki görüşmeyi kapatıp telefondaki oyunu oynamaya devam etti. Babasının Almanya’dan aldığı S2’yi elinden düşürmüyordu. Ona zarar gelmesine izin veremezdi. Onun kıymetlisiydi. Oynadığı oyunda son bölümlerdeydi. Gerçi bitirince internetten birkaç bölümlük yama indirip devam etmeyi planlıyordu. Birde dünyanın en zor oyunu diye bir oyunu vardı. Gerçekten zor olan bir oyundu.
Tatilden önce Mustafa ve Murat’la birlikte çok sık takılırdı şimdi diğer 2’si gibi biraz daha yalnız kalmıştı. Murat zaten ap ayrı bir ortamdaydı, Mustafa ve kendisi bir sene daha birlikte okuyacaklardı sonra kaderin onları nerelere sürükleyeceği belli değildi. Yinede ileride görüşmeyi asla kesmeyeceklerdi.
Onların asıl amacı aralarındaki bağı güçlendirecek işler yapmaktı. Murat’ın bu konuda bazı fikirleri vardı. Paraşüt gibi, ama Samsun’da bunu yapamazlardı. Aksiyon barındıran sporlar yapmak planlarıydı. Yada hiç arkalarına bakmadan yürümek. Ama bunlar artık ertelenmişti. Yinede Murat’ın aklında hala bu tip işler vardı, ve teklif gelse hiçbirinin ret edeceği yoktu.
Emre oyundan sıkılıp telefonu kapattı. O sırada ablası yemek için onu sofraya çağırdı, ve yemeye oturdu. Televizyon açıktı. Haberlerde MEB’in bir uygulamasından bahsediliyordu. Milli Eğitim Bakanı açıklama yapıyordu:
“Her ilden 30 öğrencinin katılacağı, ve farklı ülkelere olacak büyük çapta bir projeden bahsediyoruz. Bu daha önce olmamış bir uygulama. Bu sayede kendimizi dış ülkelere tanıtacağız. Katılımın az olduğu yerde ne kadar katılım varsa hepsini değerlendireceğiz, çok olan yerlerde ise elemeler düzenleyeceğiz. Bunun sonucunda uygun sayıyı bulacağız.”
Her ilden 30 kişinin olacağı gruplar farklı ülkelere gezilere katılacaktı. Ama bunu çocukları gezdirmekten çok kardeş okullar projesinden kaynaklanmaktaydı. Zira Türkiye’deki eğitim sistemi henüz Avrupa’daki gibi farklı ülkelere geziler düzenleyecek durumda değildi. Emre habere biraz daha yoğunlaştı. Bu Kendisi, Muhammed ve Murat’ın hep istedikleri birlikte vakit geçirme şanslarından biri olabilirdi. Yemeğini yerken bunu biraz daha düşündü. Yemekten sonra bu konuyu birde İnternetten araştırmayı düşünüyordu.
________________________________
“İvan seninle konuşmalıyım”
“Başka zaman şuan işim var”
“Lütfen dostum konuşmamız gerekiyor”
“Tamam söyle”
“Dışarı çıkalım”
“Ne? Neden?”
“Bu kalabalığın içinde söyleyemem.”
İvan ve Alex bilimsel araştırmaların yapıldığı bir tesiste, onlarca bilim adamının ve hemen kapının önünde, elinde AK47 silahları bulunan paralı askerlerin olduğu bir ortamdaydılar.
“Tamam, dışarı çıkalım.”
Birkaç kapıyı geçtikten sonra nihayet tesisin arka kapısından dışarı çıktılar. Alex tesisin arkasından geçen nehre bakarak biraz düşündü.
“E, beni ne söylemek için dışarı çıkartın söylesene”
Alex biraz daha düşününce, arkasını döndü ve konuşmaya başladı.
“Bu yaptığımız yanlış.”
“Ne?, Ahaha. Dostum dalga mı geçiyorsun? Burada yaptığımız biyolojik silahlara karşı panzehir, tedavi araştırmaları ve bunlar hükümet tarafından destekleniyor.”
“Hayır. Anlamıyorsun. Burada sadece ilaç üretmiyorlar.”
“Lanet olsun ne demek istiyorsun?”
“Bak dostum tesiste birçok bölüm var. Biz ise en üst katta, çalışmalar yapıyoruz ve bizi aşağıya sokmuyorlar. Ayrıca kendi çözümlerimizi dikkate almıyorlar sadece bizden istediklerini yapmamızı istiyorlar. Hükümetten gizli veya hükümetle birlikte, bilmiyorum ama kesinlikle bir şeyler karıştırıyorlar.”
“Hala ne demek istediğini anlamış değilim”
“Bir şeyler saklıyorlar. Bak 1 saat önce tesis müdür yardımcısı bana araştırmam için yeni bir ödev verdi.”
“Neymiş o?”
“TPR deneyini hatırlıyor musun?
“Hani şu gaz yolu ile böcekleri çıldırttığımız deney”
“Evet, böceklerin birbirlerini yemeye çalıştığı deneyden bahsediyorum”
“Bu sadece bir deneydi.”
“Deney burada bırakılmadı.”
“Ne demek bu?”
“Müdür deneyi 2. katta fareler üzerinde denememi istedi.”
“Anlamıyorum. Ne demek bu?”
“Daha fazlasını yapıyorlar İvan!”
İvan’ın göz bebekleri büyümüştü. Şimdi durumun ciddiyetini oda anlıyordu.
________________________________
“Yurt dışına yapılacak olan turlar, ülkelerin uzaklığına göre 3 gün ile 15 gün arasında değişmekte. Gönüllü katılacak öğrencilerden hiçbir şekilde bir ücret karşılanmayacak olup temel ihtiyaçlarını MEB karşılayacaktır. Ayrıca…”
Emre yazıyı okudukça daha bir ümitlenmişti. Bu konuyu Murat ve Mustafa’ya açsa hiç fena olmazdı. Facebook hesabına girip Mustafa’ya mesaj attı. Mustafa çevrimiçiydi ve konuyu hemen yanıtladı.
“Ya olum ailemiz izin vermez. Saçmalama.”
“Hemen bu şekilde olumsuz olmak zorunda mısın?”
“Hayır ama gerçekleri söylemek gerek. Şimdi Venezüella çıksa ailen seni gönderir mi? Hem Muratla aynı çıkacağımız kesin değil.”
“MEB arkadaşlık bağlarını dikkate alır. Eğer yeterli sayıda talep çıkmazsa kesin kabul ediliriz. Ve belki yeterli sayıda talep almayan bir ülkeye tercih yaparsak birlikte olabiliriz.”
“Aile izni konusunda bir şey söylemedin?”
“Buda bize kalıyor. Mecbur ikna kabiliyetimizi kullanacağız.”
“Fazla ümitli olma. Peki katılım ne zamana kadar?”
“Okul açılana kadar vaktimiz var. Ama uçaklar haftadan haftaya kalkıyor. Her hafta farklı ülkelere birkaç uçak kalkacakmış. Son uçak okullar açılmadan 2 hafta önce.”
“Murat’a bir sor.”
“Açık değil ki.”
“Ara. O zaman. Tamam sende Skyp’a geç orda konuşalım.”
“Tamam, arıyorum Murat’ı.”
Emre bir elinde telefon Murat’ı ararken diğer eliyle bilgisayardan Skyp’a girmeye çalışıyordu. Skyp’a girince Mustafa ile sesli arama başlattı.
“Alo.”
“Alo Murat benim Emre.”
“Efendim Emre.”
“Bir şey konuşmalıyız Skyp’ı açsana az”
“Tamam bekleyin az.”
Telefon kapanmıştı az sonra Murat’ta bilgisayardaki sesli konuşma hattındaydı.
“Söyleyin, dinliyorum”
“MEB’in haberini duydun mu?”
“Hayır. Duymadın. Ne? YGS mi kalkmış? Yalandır inanmayın.”
“Yok olum ya ne alakası var. Yurt dışına geziler düzeliyorlar.”
“Ya kim bilir ne kadar paradır. Yada abuk sabuk bir şeyler vardır mutlaka. Zaten iyi bir şeyse herkes katılır, bize yer kalmaz.”
“Yok lan. Çok büyük kontejyan var. Ortalama her ilden 100 kişi.”
“Vaaay.”
“Valla. Başta bende şaşırdım.”
“ Büyük ilerleme ne diyeyim.”
“E, bu mu yani? Katılmayacak mısın?”
“Ya YGS’ ye hazırlanıyorum. Hem yüzme dersi alacam benim vaktim yok.”
“Ne alakası var. Hiç mi boş vaktin yok lan”
“Olum bilmiyorum.”
“Bil! Sen beni sabahın köründe kaldırıp basketbola getirirken iyiydi.”
“Araştırmam lazım”
“Çabuk araştır o zaman ailenin ağzını yokla. Bi bak ne diyorlar”
“Bakarım ama söz veremem.”
“Siz hep böyle negatifsisiniz ya. Mustafa da öyle.”
Tüm konuşma boyunca susan Mustafa konuşmaya başladı,
“Negatiflikle ne alakası var.”
“Aynen kanka biz negatif değil realistiz o kadar.”
“Ben bilmem ne yapın ne edin izinleri alın.”
“Bir şey soracağım. Sen izin aldın mı emre? Hayır ikimizi de ikna peşindesin ve hiç kendinden bahsedemiyorsun”
“Ben izin alırım Mustafacım sen merak etme.”
“Sen mi?”
“Asıl sen kendine bak Murat. Rezalet yerden yeni çıktığın için temiz evinden ayrılmak istemeyebilirsin.”
“O yer rezalet değildi. Daha önce söyledim. Niye aynı konuyu açıyorsun ”
“Beyler sakin olun ”
“Uhhuhaha rahat oğlan konuştu.”
“Annesiz ”
“Annem yanında olum.”
“Sen dağ evinde kalmayacak mıydın lan? Hani hayatın zorluklarını öğreteceklerdi sana”
“Bi git ya”
“Neyse hepimizle dalga geçtiysek ben çıkıyorum.”
“Konuyu düşün.”
“Düşünürüm. Unutmazsam”
“Senin var ya…”
Bilgisayarda bir uyarı yazısı belirdi. “Murat’la görüşme sonlandırıldı.”
Mustafa farklı bir ses tonu ile konuşmaya başladı.
“Bence izin alamayacak”
“Bence de”
Nerede olduğu bilinmeyen eski bir binayı mesken tutmuş bir grup silahlı adamın olduğu alanda en iri olan -ki bellikli liderleri, diğerlerine
“Mahmut adamı getirdiniz mi?”
“Getirdik efendim.”
“Konuştu mu?”
“Maalesef efendim.”
“Onunla konuşmak istiyorum. Yanıma getirin.”
5 dk sonra kafasında çuval bulunan bir adam getirilmişti.
“Çuvalı çıkartın”
Denilen hemen yapıldı. Çuval çıkınca adam ilk önce etrafına bakıp nerde olduğunu anlamaya çalıştı.
“Sana net bir şekilde durumu anlatıyorum. Bir örgüt tarafından kaçırıldın. Yaşıyorsun çünkü senden almak istediğimiz cevaplar var. Soru sorma hakkın yok. Cevap vermezsen yada yalan konuştuğunu anlarsak her bir yalan yada cevapsızlıkta bir parmağını keserim. Eğer, istediğim cevapları alabilirsem seni serbest bırakırım. Anladın mı?”
“Evet.”
“Güzel. Şimdi söyle tesiste ne üzerinde çalışıyorsunuz?”
“Biyolojik silahlara karşı çözüm üretecek ilaç ve tedavi yöntemleri üzerine çalışıyoruz”
“Hayır, onu demiyorum. Diğer çalışma alanınız nedir?”
Adam bir süre sustu. Sonra parmaklarını okşayıp soruyu yanıtladı.
“Bir çeşit biyolojik silah”
“Nasıl bir silah?”
“Bilmiyorum.”
“Parmağını kesin”
“Hayır, hayır durun tamam cevap vereceğim.”
“Bir şansın daha olmayacak. Eğer tekrarlarsan şimdilik affettiğim parmağınla birlikte iki tanesini keserim.”
“Anladım.”
“Şimdi söyle nasıl bir silah.”
“İnsanları çıldırtma amaçlı. Saldırganlık aklın önüne geçiyor ve insanlar vahşileşiyor.”
“Daha kötü olmasını beklerdim.”
“Öyle zaten. Bu virüs hava yoluyla çok hızlı bir şekilde yayılıyor. Eğer bağışıklığınız yoksa çok kısa sürede etkisine kapılırsınız.
“Biraz daha bahset şu silahtan. Virüse yakalananlarda neler analiz ettiniz?”
“Bunları insanlar üzerinde denediğimizi kastediyorsanız…”
Adam parmaklarını düşünüp tekrar devam etti.
“Evet haklısınız.”
“Yakalananlar ilk önce mantıklarını kaybederek saldırgan olmaya başlıyorlar. 1-2 ay kadar bu şekilde devam ediyor. 1-2 ay sonra beyinde nedenini anlayamadığımız bir ödem meydana geliyor ve 1 hafta içinde ödem kişinin ölmesine sebep oluyor.”
“Hım. Peki virüs ne kadar güçlü.”
“Çok. Yayılma hızı müthiş derecede. Diğer virüslere göre çok daha güçlü etki yapıyor.”
“Tesisin her yerini biliyor musun?
“Evet.”
“Adamlarımı tesisi tarif edeceksin. Daha sonra bir müddet daha burada kalacaksın. Sonra seni salacağız.”
“Teşekkür ederim. Çok teşekkür ederim.”
2 hafta sonra izinler alınmıştı. Ailelerin Oğlum kim bilir başına ne gelir oralarda” Sözlerine karşı “Bak gelince çok çalışacağım” sözleri düğümlenmişti.
Mustafa ve Emre Samsun’dan, Murat ise İstanbul’dan uçağa binmişti. Mustafa yanına aldığı yol bilgisayarını, emre telefonunu, Murat’ta dizüstü bilgisayarını karıştırıyordu. Kablosuz internetin sayesinde Murat tüm yol boyunca Emre ve Mustafa ile internet üzerinden konuşmuştu. Ama uçakta buna izin vermeyeceklerini iyi biliyordu. Yanına aldığı 3 yedek batarya ona 18 saatlik kesintisiz enerji sağlıyordu ama bunu uçaktan inince kullanmalıydı.
“Olum hala nasıl Rusya’da hiç tercih yapılmadığını anlamıyorum ya”
“Anlamayacak bir şey yok Emre. Moskova’ya gitmiyoruz, dağın başındaki bir Türk okuluna gidiyoruz.”
“Ya, olum biz gezeriz, ne o köy ziyareti gibi gidip gelecek miyiz sadece?”
“Yok lan. Ailemizden izin alıp az turlarız Moskova’yı.”
“Nah izin verirler.”
“Mustafa az sessiz ol. Millet rahatsız olacak.”
Murat yanında oturan 70 yaşlarındaki teyzeye pardon der gibisinden bir mimik yaptı.
“Siz merak etmeyin bir rehber kiralarız, onlar da izin verir.”
“Bak öyle olabilir”
Mustafa bilgisayarın yarı penceresinde bir mini oyun oynuyordu. Emre ise S2’deki oyununa devam ediyordu.
“Eee bu mu yani? İyi bende oyun açayım o zaman”
“Ne bileyim oğlum. Konuşacak ne kaldı.”
“Bul bir şeyler.”
“Bir saniye hostes geliyor.”
“Çabuk saklayın malzemeleri ”
Beyaz gömlek altına lacivert etek giyen bir hostes Emre ve Mustafa’ya doğru yaklaşıyordu. Mustafa bilgisayarı hemen bacakların arasında ki sırt çantasına sakladı. Emre cep telefonunu cebine koydu.
“Çocuklar uçak hareket etmek üzere lütfen telefon ve bilgisayar gibi elektronik aletleri kapayınız.”
“Tabi bayan.”
Hostes dönüp tekrar yerine gitti. O sırada Mustafa çantasındaki bilgisayarı açıp, görüşmeye devam etti.
“Ne oldu?”
“Salak hostes.”
“Hahaha neyse uçak hareket ediyor. Artık görüşme sonu beyler.”
“İnince görüşürüz.”
“Görüşürüz.”
Anlaştıkları gibi Mustafa ve Emre havaalanına gelmiş, Murat’ın uçaktan inmesini bekliyorlardı. Uçak geleli 15 olmuştu. Bu sırada Emre ile Mustafa kendi aralarında konuşup sıkça gülerek etraftakilerin dikkati çekmeyi başarmışları.
O sırada Murat sırt çantası ve Laptop çantası pistin olduğu bölümden içeriye kapıdan geçti. Mustafa ve Emre’ye en fazla 15 m uzaktaydı ve birbirlerini kısa sürede fark etmişlerdi.
“Hey, buradayız”
Murat elini kaldırarak gördüğünün işaretini verdi. Sonrada onlara doğru ilerledi. İlk karşılaşmada sıcak bir kucaklaşma vardı.
“Hoş geldin”
“Hepimiz hoş geldik”
“Oda doğru ya”
“Görmeyeli nasılsınız?”
“Oğlum ilk defa görüşmüyoruz Skyp’tan konuşup durduk ya”
“Yüz yüze tekrar sorulması gerekir kanka”
“Neyse hadi gidelim, taksi dışarıda bizi bekliyor”
“Nereye gideceğiz? Olum. Bizim grubun rehberi var. Ondan ayrılmamıza izin vermiyorlar. Birazdan oda gelir.”
“Kaç kişilik bir grupsunuz?”
“7 kişiyiz. Birde rehber”
“Nasıl olsa aynı yere gideceğiz. O zaman ben taksiyi gönderiyorum. Sizinle gidelim.”
“Tamam.”
Mustafa giderek gelemden önce pratik yaparak öğrendiği birkaç yabancı kelime ile taksiyi gönderdi.
“İşte bizim rehber.”
Geçiş kısmından bu sefer bıyıksız 35 yaşlarında normal kilolu esmer bir adam geçti. Arkasında 3 öğrenci daha vardı. Diğer 3’ü her an gelebilirdi.”
“Murat buraya gel.”
“Murat Emre ile birlikte rehberin yanına geldi.”
“Arkadaşlarım beni karşılamak için gelmişler. Onları rotası da aynı yere. Bizimle otobüste gelebilirler mi?”
“Elbette gelebilirler”
Birazdan Rusya’ya giden tüm öğrencilerin kalacağı otele gitmek için otobüse bineceklerdi. 1. gece otelde ikinci gece ve sonraki 1 hafta boyuncuda kardeş okul olarak hangi okul seçilmişse oradaki yurtta kalacaklardı.
Diğer 3 öğrencinin ve Mustafa’nın da gelmesiyle 10 kişilik grup havaalanın yakınındaki otobüse doğru hareket etti. Herkes etrafına bakıyor, farlı bir ülkede olmanın verdiği heyecanla farklı şeyler yakalamaya çalışıyorlardı.
“İşte orada”
Beyaz otobüsün yarısından fazlası doluydu.
“Emre sanırım ayakta kalacağız.”
“Belli olmaz Mustafa”
Otobüse geldikleri 4 kişilik boş yeri kantinde, tramvayda, minibüste elde edilen tecrübeler sayesinde Emre, Murat ve Mustafa’nın hepsi başarıyla kapmıştı. Mustafa ve Murat yan yana oturmuşlardı. Ortadan geçen dar otobüs boşluğunun hemen yanında da Emre ile yanındaki bir kız oturuyordu. Gerçi Emre rehbere oturması için yer teklif ettiyse de, rehber kendini genç göstermek için bunu ret etmişti.
Sonuç itibari ile 3’üde yan yanaydılar. Emre’nin yanında ki kız rehberle konuşmaya başladı.
“Acaba ne kadar yol gideceğiz?”
“5 saat kadar”
“5 saat ayakta kalmak sizin için zor olmayacak mı?”
“Hayır 1 saat içinde otobüsün yarısı boşalacak”
“Peki sağ olun”
Emre aradaki konuşmayı duymuştu. Kendi kendine oha 5 saat mi?” dedi
“Murat 5 saat yol gidecekmişiz lan”
“Ne bekliyordun?”
“Şehirden çıkmak sadece 2 saat alıyor emre.”
Mustafa gelmeden önce her şeyi araştırmıştı. O yüzden yol bilgisayarı yanında getirmiş oyun oynuyordu.
“Bende müzik dinlerim 1 saat. Sonrada bilgisayarı açarım artık”
“Lan hepiniz hazırlıklı gelmişsiniz ben ne halt yiyeceğim şimdi”
Emre’nin yanında ki kız S2 marka telefonu görünce konuştu.
“Korkmana gerek yok. Kablosuz internetin yok mu telefonunda.”
“Var”
“Bende de kablosuz internet var.”
“Bağlanabilir miyim?”
“Yok şaka olsun diye ‘internetin var mı?’ diye sordum sana…”
“Tamam, affedersin. Açık mı şuan?”
“1 dk.”
Kız PC çantasından kırmızı kapaklı büyük ekranlı, mükemmel bir tuş kombinasyonuna sahip bir bilgisayar çıkardı. Sadece dış görünüşü bile ne kadar yüksek performansı olduğunu gösteriyordu.
Mustafa ve Murat bunu görünce bilgisayarın markasını çabuk anladılar. Bu bir Monster’di. Bilinen en iyi oyun bilgisayarlarından biri ve fiyatları 8.000 tl civarındaydı.
“Aha monster” Mustafa Monsteri olan kız olabileceğine pek inanamamıştı.
Kız yan cebinden bir kablosuz internet aracı çıkartıp USB kısmına taktı. Kısa sürede yol bilgisayarı da, Laptopta, S2’de interneti görmüştü. Kızdan şifreyi istedir.
“foreverolones”
Üçü de birbirine baktı. Sonra hepside şifreyi girdi. Şimdi hepsi internette Facebook hesaplarına girmişlerdi. 1 saat içinde ise hepsi kendi ilgi alanlarında web sayfalarında geziniyorlardı.
“Kanka sana Duman’ın bir şarkısını gönderiyorum.”
“Hangisi”
“Manası yok.”
“Sanki biliyorum.”
“Oğlum onu dinlerken manyak ders çalışılıyor. Tavsiye edilir.”
“Neyse at bakalım. Marilyn Manson’dan iyidir.”
“Sus bi ya”
Emre’nin gözü telefonundaki Facebook hesabından, kızın girdiği yerlere kaydı. Bir şeyden bahsediyordu,
“Tesis 21.”
“Tamam çocuklar burada duruyoruz.”
“Geldik mi?”
“Evet geldik. Şimdi eşyalarınızı toplayıp dışarı çıkın.”
Tahmin ettikleri gibi yolun yarısında otobüsün yarısı bir sonraki durakta sadece kendileri kalmıştılar. Şimdi ise bir dağ eğinin kapısının öndeydiler ve etrafta kimseler yoktu. Hatta elektriğin gelmesi için kablo bile yoktu. Etraf sık ağaçlarla çevriliydi ve gecenin karanlığında gece hayvanlarının sesleri geliyordu.
“Lanet olsun, bizim burada ne işimiz var”
Murat’ın grubundan iri yarı bir çocuk söylemişti bunu.
“MEB bize daha uygun bir yer ayarlayamamış mı? Burası orman! Kurtlar saldırsa cesedimizi bulamazlar be!”
“Tamam çocuklar. Bu bana da biraz tuhaf geldi. Ama bize bildirilen yer burası. Hadi inin şimdi”
Hepside tedirgin bir şekilde otobüsten eşyalarını da alıp ahşap iki katlı ve geniş eve doğru yürümeye başladılar. Evin kapısının hemen önünde 4 tahta basamak vardı. Evin içinde muhtemelen gaz lambasına ait ışıklar camdan dışarı çıkıyordu.
Kapıyı birkaç kez tıkladı rehber öğretmen.
“Kimse var mı?”
Yavaşça yaklaşan birisinin ayak sesleri duyuldu. Sonrada kapı açıldı. Kafası gölgede kalan iri yarı boyu 2 metreden fazla şişmanca ve bol sakallı bir adam kapıyı açtı. Eğer Hary Poter filminde bir karakterle eşleşecek olsaydı bu kesinlikle Hagrid olurdu. Tok ve biraz gırtlaktan gelen sesi ile konuştu.
“Merhaba küçük efendiler”
Mustafa Emre ile göz teması kurmadan kocaman açılmış gözlerini adama dikmişken konuştu.
“Emre, ayvayı yedik.”
“Galiba”
Rehber öğretmen bile MEB’in ne amaçladığını anlamış değildi. Ve içinden küfürler ediyordu ancak durumu çaktırmamaya çalışıyordu.
“MEB’in bizim için 1 gecelik ayarladığı yer burası mı acaba bayım?”
“Evet. Sizden önce gelenler buraya çoktan yerleştiler.”
“Rehber öğretmen kafasını biraz büküp adamın yanından bakınca odanın yerlerinde battaniyelerle uyuyan 20 kadar öğrenciyi gördü.
“E, yatak yok muydu?”
“E aslında. MEB’in asıl önerdiği yer burası değil ancak orada büyük bir yangın çıktı ve kül oldu. Bana da 7 saat kadar önce öğrencileri bir gün evimde misafir edip edemeyeceğim soruldu ve bende kabul ettim.”
Biraz duraksadıktan sonra konuştu.
“İçeri girmeyecek misiniz?”
“Tabii”
9 kişilik grup içeri girdiler. Mustafa, Murat ve Emre en arkadan geliyorlardı.
“Biliyor musun Murat, korku filmleri de hep böyle başlar”
“Evet durum çok uygun. Ama ormanda yatmak gibi bir fikrim yok.”
“Siz gelmiyor musunuz?”
Adamın 3’lüye bakışları üçünün de içeri girmesi gerektiğini onlara anlatmıştı.
“E, evet geliyoruz.”
İçeri girdiklerinde yatacak yer bulmak konusunda şüpheye düşmüşlerdi. Saat 03.23’dü ve hepside yorgundu.
“Yanlış anlamayın ama evde fare var mı? Yani yerde yatıcağız anlaşılan”
“Yo yo. Birkaç saat önce tüm fare deliklerine harç döktüm ve evi iyice kontrol ettim. Kapı ahşap ama farelerin içeri girmesi mümkün değil. Endişe etmeyin.”
Mustafa, Murat ve Emre’yi kollarından tutup uyumak için uygun bulduğu bir köşeye doğru çekti. Buraya kurulsak iyi olur yani kapılmadan önce.
“Annem bu olanları bilseydi kesinlikle beni göndermezdi hatta şuan öğrense geri çağırır.”
“Bizimkilerde aynı oğlum. Adamın tipine baksana dağ adamı gibi”
“Olum bu zemin rutubetli ya”
“Yastıkta yok . Kafam üşüyor.”
“Ben saçımı yastık yaparım kanka ”
“Harbiden çok uzatmışsın ”
“Mustafa’nın ki kesilmeyeydi uzardı da üşümezdi garibim ”
“Harbi Mustafa niye kestirdi sen.”
“Ceza verdiler. ”
“Uhhuhaha”
“En azından bir maceramız oluyor demi lan. Üşüyoruz filan ama”
“Sabaha boşaltım bozuklukları yaşarsak görürüm macerayı”
O sırada çoktan herkes yatağına girmişti. Birkaç kişi telefonlarını karıştırıyor bazıları da laflıyordu. Ama çok uzun sürmeyeceği belliydi.
Şimdi üniversitedeyim.Bu kitabı 2 yıl önce yazmıştım. Lisede sıkı arkadaş olan bi grup arkadaşlarıma adamak için yapmıştım.
Bu başlıkta kitabı tamamen yayınlayacaktım ama 25000 karakterlik bir yazım sınırı var. Bu nedenle parça parça yayınlayacağım. Umarım spam olarak değerlendirilmez.
3 arkadaşın macerasını anlatıyor. Sonuna kadar okuyanlar beğendi hatta bazı kısımları uzatıp bazı yerleri düzenledikten sonra bastırmamı bile önerdiler. Başları biraz kişisel olduğu için sıkıcı gelebilir.Örneğin şuan okuyacağınız birkaç bölüm. Sonlara doğru tansiyonun yükseleceğine inanıyorum. Hata görürseniz söyleyebilirsiniz. (Yazım hatalarım olduğuna eminim). İsimleri gerçek hayattan ve kendi kafamdan koydum. Umarım beğenirsiniz
______________________
UYARI
Gelen kişisel mesajlarda da çok argo olduğu yönündeydi. Hikayede "lan, la, " sözcüklerin tamamını ve lanet söylemlerinin çoğunu ve "oğlum" hitabının bir kısmını çıkardım. Anlaşılamayacak esprileri de çıkardım.Bu arada şunu da söylemem gerek, burada MEB i hiçbir şekilde aşağılamak niyetinde değilim. Aslında öğrenciler 5 yıldızlı bir otelde kalacaklardır. Bu otel o civardaki tek oteldir. Zaten orada ki tek otel olmasının sebebi oranın bir tür "doğal tatil köyü" olmasıdır. Ormanın içinde harika manzaralı bir yerdir. Ancak orada yangın çıkar. Ve MEB oraya en yakın yer olarak eski bir Türk subay olan Dursun Kovan dır. (Bu isim tamamen hayalidir. Hikayenin ileride ki bölümlerinde sorgu sırasında karşınıza çıkacak.) MEB o bölgede bir Türk askerin yanından daha iyi bir yer olmayacağı düşüncesi ile öğrencileri oraya yönlendirir. Ayrıca Burada Rusya devleti de kötü gösterilmemektedir. Hikayenin ileri ki bölümlerinde bu yapılanmanın devletten bağımsız olduğunu göreceksiniz. Teröristlerin dininin, ırkının, dilinin ne olduğunu lütfen kafaya takmayınız. Zira bende fazla takmadım. Kesinlikle bir ırkçılık düşüncesi barındırmamaktadır. Sadece o bölgedeki bir terörist grubundan ibarettir. Ve tamamen hayalidir.
Normalde kitap bölüm bölüm. Ancak hepsini birleştirince bölümler arası geçiş biraz karıştı. Bazı geçişlerde araya çizgi çektim. Bazılarında unutmuşum. Hikayeler arasında çok ani bir konu,mekan,kişi değişikliği olursa bilin ki farklı bir bölüme geçmişsiniz.
_______________________
GİRİŞ
“Kanka ne yapıyorsun oralarda?”
“Derslere çalışıyorum kanka ne olsun”
“Yeme beni”
“Oğlum ben size demedim mi ‘yazın hep çalışacağım’” diye.
“İyi inandım say.”
“Sayarım”
“Görüşürüz”
“Kendine iyi bak”
“Sende”
Murat, lisedeki 2 senelik arkadaşı Muhammed ile görüşmüştü. 12. sınıfta hazırlanması gereken YGS-LYS ikilisi için ailesinin yanına gelmişti. Burada daha iyi hazırlanabileceğini düşünüp ders çalışıyordu.
Tek istediği iyi bir Tıp fakültesi kazanıp doktor olmak, ve Dünya’yı turlamaktı. Asla monoton olmayacaktı. Amacı buydu. Kafasını arkadaşının araması ile böldüğü soruya tekrar dikti. Bitirmesi gereken testler vardı. Elini saçlarının arasında gezdirip ofladı ve kalemi eline tekrar aldı.
Odasının bir köşesinde giysi dolabı bir köşesinde kitaplık bir köşesinde çalışma basası ve gar dolabı vardı. Pencere açıktı ve yaz sıcağını odadan çıkartan bir rüzgar esiyordu. Oda olmasa çekilmez gibiydi.
Mustafa ise şuanda İstanbul’da geziyordu. Ailesinin zayıflarını kurtarırsan gezme hakkın olur, teklifini kabul etmiş ve sonuca bağlamıştı. Geçen günden kalan Güneş yanıkları vücudunu doldururken o güneşlenmenin verdiği rahatlıkla gözlüğü takmış etrafı turluyordu. Okullar açılana kadar kendini rahat hissediyordu.
Telefonunu çıkardı.Bakalım Yunus kanka ne yapıyormuş diyerek numarasını aradı. Mustafa’nın diğer bir kankası ise Yunus Emre Soydaş’tı. Onunla genellikle okul çıkışları ve hafta sonları basketbol oynamaya giderlerdi. Yorulana kadar oynarlardı. Ve bu bazen geç saatleri bulurdu.
“Alo, Emre, orada mısın?”
“Evet, buradayım”
“Nasılsın diye sormak için aradım”
“Ergenim kanka”
“Kapat emre, kapat”
“hahaha şaka lan, hiç gelemiyorsun he”
“Kötü esprilerine gelemiyorum doğrudur.”
“Iyyy ben çok meraklıyım slk”
“Bak bu güzeldi”
“Biliyorum”.
“E, telefonumu kurcalıyorum. Biraz sonra yani öğlen sonu yazın ilk denizine gidicizzzz”
“Anca mı?”
“Anca tabi, hava anca düzeldi”
“Git olum ya. Geçende gittim, her yerim yandı neden bahsediyorsun. Hava anca düzelmişmiş.”
“Geçmiş olsun ne diyeyim.”
“Geçmiş olsun dedin ya slk”
“Hahaha bak bu güzeldi”
“Evet, biliyorum. Neyse bende plajda turlayayım bari,”
“Gözlüğü unutma.”
“Ne kastettiğini anladım”
“İyi o zaman unutma “
“Unutmam, görüşürüz”
“Görüşürüz”
Emre telefondaki görüşmeyi kapatıp telefondaki oyunu oynamaya devam etti. Babasının Almanya’dan aldığı S2’yi elinden düşürmüyordu. Ona zarar gelmesine izin veremezdi. Onun kıymetlisiydi. Oynadığı oyunda son bölümlerdeydi. Gerçi bitirince internetten birkaç bölümlük yama indirip devam etmeyi planlıyordu. Birde dünyanın en zor oyunu diye bir oyunu vardı. Gerçekten zor olan bir oyundu.
Tatilden önce Mustafa ve Murat’la birlikte çok sık takılırdı şimdi diğer 2’si gibi biraz daha yalnız kalmıştı. Murat zaten ap ayrı bir ortamdaydı, Mustafa ve kendisi bir sene daha birlikte okuyacaklardı sonra kaderin onları nerelere sürükleyeceği belli değildi. Yinede ileride görüşmeyi asla kesmeyeceklerdi.
Onların asıl amacı aralarındaki bağı güçlendirecek işler yapmaktı. Murat’ın bu konuda bazı fikirleri vardı. Paraşüt gibi, ama Samsun’da bunu yapamazlardı. Aksiyon barındıran sporlar yapmak planlarıydı. Yada hiç arkalarına bakmadan yürümek. Ama bunlar artık ertelenmişti. Yinede Murat’ın aklında hala bu tip işler vardı, ve teklif gelse hiçbirinin ret edeceği yoktu.
Emre oyundan sıkılıp telefonu kapattı. O sırada ablası yemek için onu sofraya çağırdı, ve yemeye oturdu. Televizyon açıktı. Haberlerde MEB’in bir uygulamasından bahsediliyordu. Milli Eğitim Bakanı açıklama yapıyordu:
“Her ilden 30 öğrencinin katılacağı, ve farklı ülkelere olacak büyük çapta bir projeden bahsediyoruz. Bu daha önce olmamış bir uygulama. Bu sayede kendimizi dış ülkelere tanıtacağız. Katılımın az olduğu yerde ne kadar katılım varsa hepsini değerlendireceğiz, çok olan yerlerde ise elemeler düzenleyeceğiz. Bunun sonucunda uygun sayıyı bulacağız.”
Her ilden 30 kişinin olacağı gruplar farklı ülkelere gezilere katılacaktı. Ama bunu çocukları gezdirmekten çok kardeş okullar projesinden kaynaklanmaktaydı. Zira Türkiye’deki eğitim sistemi henüz Avrupa’daki gibi farklı ülkelere geziler düzenleyecek durumda değildi. Emre habere biraz daha yoğunlaştı. Bu Kendisi, Muhammed ve Murat’ın hep istedikleri birlikte vakit geçirme şanslarından biri olabilirdi. Yemeğini yerken bunu biraz daha düşündü. Yemekten sonra bu konuyu birde İnternetten araştırmayı düşünüyordu.
________________________________
“İvan seninle konuşmalıyım”
“Başka zaman şuan işim var”
“Lütfen dostum konuşmamız gerekiyor”
“Tamam söyle”
“Dışarı çıkalım”
“Ne? Neden?”
“Bu kalabalığın içinde söyleyemem.”
İvan ve Alex bilimsel araştırmaların yapıldığı bir tesiste, onlarca bilim adamının ve hemen kapının önünde, elinde AK47 silahları bulunan paralı askerlerin olduğu bir ortamdaydılar.
“Tamam, dışarı çıkalım.”
Birkaç kapıyı geçtikten sonra nihayet tesisin arka kapısından dışarı çıktılar. Alex tesisin arkasından geçen nehre bakarak biraz düşündü.
“E, beni ne söylemek için dışarı çıkartın söylesene”
Alex biraz daha düşününce, arkasını döndü ve konuşmaya başladı.
“Bu yaptığımız yanlış.”
“Ne?, Ahaha. Dostum dalga mı geçiyorsun? Burada yaptığımız biyolojik silahlara karşı panzehir, tedavi araştırmaları ve bunlar hükümet tarafından destekleniyor.”
“Hayır. Anlamıyorsun. Burada sadece ilaç üretmiyorlar.”
“Lanet olsun ne demek istiyorsun?”
“Bak dostum tesiste birçok bölüm var. Biz ise en üst katta, çalışmalar yapıyoruz ve bizi aşağıya sokmuyorlar. Ayrıca kendi çözümlerimizi dikkate almıyorlar sadece bizden istediklerini yapmamızı istiyorlar. Hükümetten gizli veya hükümetle birlikte, bilmiyorum ama kesinlikle bir şeyler karıştırıyorlar.”
“Hala ne demek istediğini anlamış değilim”
“Bir şeyler saklıyorlar. Bak 1 saat önce tesis müdür yardımcısı bana araştırmam için yeni bir ödev verdi.”
“Neymiş o?”
“TPR deneyini hatırlıyor musun?
“Hani şu gaz yolu ile böcekleri çıldırttığımız deney”
“Evet, böceklerin birbirlerini yemeye çalıştığı deneyden bahsediyorum”
“Bu sadece bir deneydi.”
“Deney burada bırakılmadı.”
“Ne demek bu?”
“Müdür deneyi 2. katta fareler üzerinde denememi istedi.”
“Anlamıyorum. Ne demek bu?”
“Daha fazlasını yapıyorlar İvan!”
İvan’ın göz bebekleri büyümüştü. Şimdi durumun ciddiyetini oda anlıyordu.
________________________________
“Yurt dışına yapılacak olan turlar, ülkelerin uzaklığına göre 3 gün ile 15 gün arasında değişmekte. Gönüllü katılacak öğrencilerden hiçbir şekilde bir ücret karşılanmayacak olup temel ihtiyaçlarını MEB karşılayacaktır. Ayrıca…”
Emre yazıyı okudukça daha bir ümitlenmişti. Bu konuyu Murat ve Mustafa’ya açsa hiç fena olmazdı. Facebook hesabına girip Mustafa’ya mesaj attı. Mustafa çevrimiçiydi ve konuyu hemen yanıtladı.
“Ya olum ailemiz izin vermez. Saçmalama.”
“Hemen bu şekilde olumsuz olmak zorunda mısın?”
“Hayır ama gerçekleri söylemek gerek. Şimdi Venezüella çıksa ailen seni gönderir mi? Hem Muratla aynı çıkacağımız kesin değil.”
“MEB arkadaşlık bağlarını dikkate alır. Eğer yeterli sayıda talep çıkmazsa kesin kabul ediliriz. Ve belki yeterli sayıda talep almayan bir ülkeye tercih yaparsak birlikte olabiliriz.”
“Aile izni konusunda bir şey söylemedin?”
“Buda bize kalıyor. Mecbur ikna kabiliyetimizi kullanacağız.”
“Fazla ümitli olma. Peki katılım ne zamana kadar?”
“Okul açılana kadar vaktimiz var. Ama uçaklar haftadan haftaya kalkıyor. Her hafta farklı ülkelere birkaç uçak kalkacakmış. Son uçak okullar açılmadan 2 hafta önce.”
“Murat’a bir sor.”
“Açık değil ki.”
“Ara. O zaman. Tamam sende Skyp’a geç orda konuşalım.”
“Tamam, arıyorum Murat’ı.”
Emre bir elinde telefon Murat’ı ararken diğer eliyle bilgisayardan Skyp’a girmeye çalışıyordu. Skyp’a girince Mustafa ile sesli arama başlattı.
“Alo.”
“Alo Murat benim Emre.”
“Efendim Emre.”
“Bir şey konuşmalıyız Skyp’ı açsana az”
“Tamam bekleyin az.”
Telefon kapanmıştı az sonra Murat’ta bilgisayardaki sesli konuşma hattındaydı.
“Söyleyin, dinliyorum”
“MEB’in haberini duydun mu?”
“Hayır. Duymadın. Ne? YGS mi kalkmış? Yalandır inanmayın.”
“Yok olum ya ne alakası var. Yurt dışına geziler düzeliyorlar.”
“Ya kim bilir ne kadar paradır. Yada abuk sabuk bir şeyler vardır mutlaka. Zaten iyi bir şeyse herkes katılır, bize yer kalmaz.”
“Yok lan. Çok büyük kontejyan var. Ortalama her ilden 100 kişi.”
“Vaaay.”
“Valla. Başta bende şaşırdım.”
“ Büyük ilerleme ne diyeyim.”
“E, bu mu yani? Katılmayacak mısın?”
“Ya YGS’ ye hazırlanıyorum. Hem yüzme dersi alacam benim vaktim yok.”
“Ne alakası var. Hiç mi boş vaktin yok lan”
“Olum bilmiyorum.”
“Bil! Sen beni sabahın köründe kaldırıp basketbola getirirken iyiydi.”
“Araştırmam lazım”
“Çabuk araştır o zaman ailenin ağzını yokla. Bi bak ne diyorlar”
“Bakarım ama söz veremem.”
“Siz hep böyle negatifsisiniz ya. Mustafa da öyle.”
Tüm konuşma boyunca susan Mustafa konuşmaya başladı,
“Negatiflikle ne alakası var.”
“Aynen kanka biz negatif değil realistiz o kadar.”
“Ben bilmem ne yapın ne edin izinleri alın.”
“Bir şey soracağım. Sen izin aldın mı emre? Hayır ikimizi de ikna peşindesin ve hiç kendinden bahsedemiyorsun”
“Ben izin alırım Mustafacım sen merak etme.”
“Sen mi?”
“Asıl sen kendine bak Murat. Rezalet yerden yeni çıktığın için temiz evinden ayrılmak istemeyebilirsin.”
“O yer rezalet değildi. Daha önce söyledim. Niye aynı konuyu açıyorsun ”
“Beyler sakin olun ”
“Uhhuhaha rahat oğlan konuştu.”
“Annesiz ”
“Annem yanında olum.”
“Sen dağ evinde kalmayacak mıydın lan? Hani hayatın zorluklarını öğreteceklerdi sana”
“Bi git ya”
“Neyse hepimizle dalga geçtiysek ben çıkıyorum.”
“Konuyu düşün.”
“Düşünürüm. Unutmazsam”
“Senin var ya…”
Bilgisayarda bir uyarı yazısı belirdi. “Murat’la görüşme sonlandırıldı.”
Mustafa farklı bir ses tonu ile konuşmaya başladı.
“Bence izin alamayacak”
“Bence de”
Nerede olduğu bilinmeyen eski bir binayı mesken tutmuş bir grup silahlı adamın olduğu alanda en iri olan -ki bellikli liderleri, diğerlerine
“Mahmut adamı getirdiniz mi?”
“Getirdik efendim.”
“Konuştu mu?”
“Maalesef efendim.”
“Onunla konuşmak istiyorum. Yanıma getirin.”
5 dk sonra kafasında çuval bulunan bir adam getirilmişti.
“Çuvalı çıkartın”
Denilen hemen yapıldı. Çuval çıkınca adam ilk önce etrafına bakıp nerde olduğunu anlamaya çalıştı.
“Sana net bir şekilde durumu anlatıyorum. Bir örgüt tarafından kaçırıldın. Yaşıyorsun çünkü senden almak istediğimiz cevaplar var. Soru sorma hakkın yok. Cevap vermezsen yada yalan konuştuğunu anlarsak her bir yalan yada cevapsızlıkta bir parmağını keserim. Eğer, istediğim cevapları alabilirsem seni serbest bırakırım. Anladın mı?”
“Evet.”
“Güzel. Şimdi söyle tesiste ne üzerinde çalışıyorsunuz?”
“Biyolojik silahlara karşı çözüm üretecek ilaç ve tedavi yöntemleri üzerine çalışıyoruz”
“Hayır, onu demiyorum. Diğer çalışma alanınız nedir?”
Adam bir süre sustu. Sonra parmaklarını okşayıp soruyu yanıtladı.
“Bir çeşit biyolojik silah”
“Nasıl bir silah?”
“Bilmiyorum.”
“Parmağını kesin”
“Hayır, hayır durun tamam cevap vereceğim.”
“Bir şansın daha olmayacak. Eğer tekrarlarsan şimdilik affettiğim parmağınla birlikte iki tanesini keserim.”
“Anladım.”
“Şimdi söyle nasıl bir silah.”
“İnsanları çıldırtma amaçlı. Saldırganlık aklın önüne geçiyor ve insanlar vahşileşiyor.”
“Daha kötü olmasını beklerdim.”
“Öyle zaten. Bu virüs hava yoluyla çok hızlı bir şekilde yayılıyor. Eğer bağışıklığınız yoksa çok kısa sürede etkisine kapılırsınız.
“Biraz daha bahset şu silahtan. Virüse yakalananlarda neler analiz ettiniz?”
“Bunları insanlar üzerinde denediğimizi kastediyorsanız…”
Adam parmaklarını düşünüp tekrar devam etti.
“Evet haklısınız.”
“Yakalananlar ilk önce mantıklarını kaybederek saldırgan olmaya başlıyorlar. 1-2 ay kadar bu şekilde devam ediyor. 1-2 ay sonra beyinde nedenini anlayamadığımız bir ödem meydana geliyor ve 1 hafta içinde ödem kişinin ölmesine sebep oluyor.”
“Hım. Peki virüs ne kadar güçlü.”
“Çok. Yayılma hızı müthiş derecede. Diğer virüslere göre çok daha güçlü etki yapıyor.”
“Tesisin her yerini biliyor musun?
“Evet.”
“Adamlarımı tesisi tarif edeceksin. Daha sonra bir müddet daha burada kalacaksın. Sonra seni salacağız.”
“Teşekkür ederim. Çok teşekkür ederim.”
2 hafta sonra izinler alınmıştı. Ailelerin Oğlum kim bilir başına ne gelir oralarda” Sözlerine karşı “Bak gelince çok çalışacağım” sözleri düğümlenmişti.
Mustafa ve Emre Samsun’dan, Murat ise İstanbul’dan uçağa binmişti. Mustafa yanına aldığı yol bilgisayarını, emre telefonunu, Murat’ta dizüstü bilgisayarını karıştırıyordu. Kablosuz internetin sayesinde Murat tüm yol boyunca Emre ve Mustafa ile internet üzerinden konuşmuştu. Ama uçakta buna izin vermeyeceklerini iyi biliyordu. Yanına aldığı 3 yedek batarya ona 18 saatlik kesintisiz enerji sağlıyordu ama bunu uçaktan inince kullanmalıydı.
“Olum hala nasıl Rusya’da hiç tercih yapılmadığını anlamıyorum ya”
“Anlamayacak bir şey yok Emre. Moskova’ya gitmiyoruz, dağın başındaki bir Türk okuluna gidiyoruz.”
“Ya, olum biz gezeriz, ne o köy ziyareti gibi gidip gelecek miyiz sadece?”
“Yok lan. Ailemizden izin alıp az turlarız Moskova’yı.”
“Nah izin verirler.”
“Mustafa az sessiz ol. Millet rahatsız olacak.”
Murat yanında oturan 70 yaşlarındaki teyzeye pardon der gibisinden bir mimik yaptı.
“Siz merak etmeyin bir rehber kiralarız, onlar da izin verir.”
“Bak öyle olabilir”
Mustafa bilgisayarın yarı penceresinde bir mini oyun oynuyordu. Emre ise S2’deki oyununa devam ediyordu.
“Eee bu mu yani? İyi bende oyun açayım o zaman”
“Ne bileyim oğlum. Konuşacak ne kaldı.”
“Bul bir şeyler.”
“Bir saniye hostes geliyor.”
“Çabuk saklayın malzemeleri ”
Beyaz gömlek altına lacivert etek giyen bir hostes Emre ve Mustafa’ya doğru yaklaşıyordu. Mustafa bilgisayarı hemen bacakların arasında ki sırt çantasına sakladı. Emre cep telefonunu cebine koydu.
“Çocuklar uçak hareket etmek üzere lütfen telefon ve bilgisayar gibi elektronik aletleri kapayınız.”
“Tabi bayan.”
Hostes dönüp tekrar yerine gitti. O sırada Mustafa çantasındaki bilgisayarı açıp, görüşmeye devam etti.
“Ne oldu?”
“Salak hostes.”
“Hahaha neyse uçak hareket ediyor. Artık görüşme sonu beyler.”
“İnince görüşürüz.”
“Görüşürüz.”
Anlaştıkları gibi Mustafa ve Emre havaalanına gelmiş, Murat’ın uçaktan inmesini bekliyorlardı. Uçak geleli 15 olmuştu. Bu sırada Emre ile Mustafa kendi aralarında konuşup sıkça gülerek etraftakilerin dikkati çekmeyi başarmışları.
O sırada Murat sırt çantası ve Laptop çantası pistin olduğu bölümden içeriye kapıdan geçti. Mustafa ve Emre’ye en fazla 15 m uzaktaydı ve birbirlerini kısa sürede fark etmişlerdi.
“Hey, buradayız”
Murat elini kaldırarak gördüğünün işaretini verdi. Sonrada onlara doğru ilerledi. İlk karşılaşmada sıcak bir kucaklaşma vardı.
“Hoş geldin”
“Hepimiz hoş geldik”
“Oda doğru ya”
“Görmeyeli nasılsınız?”
“Oğlum ilk defa görüşmüyoruz Skyp’tan konuşup durduk ya”
“Yüz yüze tekrar sorulması gerekir kanka”
“Neyse hadi gidelim, taksi dışarıda bizi bekliyor”
“Nereye gideceğiz? Olum. Bizim grubun rehberi var. Ondan ayrılmamıza izin vermiyorlar. Birazdan oda gelir.”
“Kaç kişilik bir grupsunuz?”
“7 kişiyiz. Birde rehber”
“Nasıl olsa aynı yere gideceğiz. O zaman ben taksiyi gönderiyorum. Sizinle gidelim.”
“Tamam.”
Mustafa giderek gelemden önce pratik yaparak öğrendiği birkaç yabancı kelime ile taksiyi gönderdi.
“İşte bizim rehber.”
Geçiş kısmından bu sefer bıyıksız 35 yaşlarında normal kilolu esmer bir adam geçti. Arkasında 3 öğrenci daha vardı. Diğer 3’ü her an gelebilirdi.”
“Murat buraya gel.”
“Murat Emre ile birlikte rehberin yanına geldi.”
“Arkadaşlarım beni karşılamak için gelmişler. Onları rotası da aynı yere. Bizimle otobüste gelebilirler mi?”
“Elbette gelebilirler”
Birazdan Rusya’ya giden tüm öğrencilerin kalacağı otele gitmek için otobüse bineceklerdi. 1. gece otelde ikinci gece ve sonraki 1 hafta boyuncuda kardeş okul olarak hangi okul seçilmişse oradaki yurtta kalacaklardı.
Diğer 3 öğrencinin ve Mustafa’nın da gelmesiyle 10 kişilik grup havaalanın yakınındaki otobüse doğru hareket etti. Herkes etrafına bakıyor, farlı bir ülkede olmanın verdiği heyecanla farklı şeyler yakalamaya çalışıyorlardı.
“İşte orada”
Beyaz otobüsün yarısından fazlası doluydu.
“Emre sanırım ayakta kalacağız.”
“Belli olmaz Mustafa”
Otobüse geldikleri 4 kişilik boş yeri kantinde, tramvayda, minibüste elde edilen tecrübeler sayesinde Emre, Murat ve Mustafa’nın hepsi başarıyla kapmıştı. Mustafa ve Murat yan yana oturmuşlardı. Ortadan geçen dar otobüs boşluğunun hemen yanında da Emre ile yanındaki bir kız oturuyordu. Gerçi Emre rehbere oturması için yer teklif ettiyse de, rehber kendini genç göstermek için bunu ret etmişti.
Sonuç itibari ile 3’üde yan yanaydılar. Emre’nin yanında ki kız rehberle konuşmaya başladı.
“Acaba ne kadar yol gideceğiz?”
“5 saat kadar”
“5 saat ayakta kalmak sizin için zor olmayacak mı?”
“Hayır 1 saat içinde otobüsün yarısı boşalacak”
“Peki sağ olun”
Emre aradaki konuşmayı duymuştu. Kendi kendine oha 5 saat mi?” dedi
“Murat 5 saat yol gidecekmişiz lan”
“Ne bekliyordun?”
“Şehirden çıkmak sadece 2 saat alıyor emre.”
Mustafa gelmeden önce her şeyi araştırmıştı. O yüzden yol bilgisayarı yanında getirmiş oyun oynuyordu.
“Bende müzik dinlerim 1 saat. Sonrada bilgisayarı açarım artık”
“Lan hepiniz hazırlıklı gelmişsiniz ben ne halt yiyeceğim şimdi”
Emre’nin yanında ki kız S2 marka telefonu görünce konuştu.
“Korkmana gerek yok. Kablosuz internetin yok mu telefonunda.”
“Var”
“Bende de kablosuz internet var.”
“Bağlanabilir miyim?”
“Yok şaka olsun diye ‘internetin var mı?’ diye sordum sana…”
“Tamam, affedersin. Açık mı şuan?”
“1 dk.”
Kız PC çantasından kırmızı kapaklı büyük ekranlı, mükemmel bir tuş kombinasyonuna sahip bir bilgisayar çıkardı. Sadece dış görünüşü bile ne kadar yüksek performansı olduğunu gösteriyordu.
Mustafa ve Murat bunu görünce bilgisayarın markasını çabuk anladılar. Bu bir Monster’di. Bilinen en iyi oyun bilgisayarlarından biri ve fiyatları 8.000 tl civarındaydı.
“Aha monster” Mustafa Monsteri olan kız olabileceğine pek inanamamıştı.
Kız yan cebinden bir kablosuz internet aracı çıkartıp USB kısmına taktı. Kısa sürede yol bilgisayarı da, Laptopta, S2’de interneti görmüştü. Kızdan şifreyi istedir.
“foreverolones”
Üçü de birbirine baktı. Sonra hepside şifreyi girdi. Şimdi hepsi internette Facebook hesaplarına girmişlerdi. 1 saat içinde ise hepsi kendi ilgi alanlarında web sayfalarında geziniyorlardı.
“Kanka sana Duman’ın bir şarkısını gönderiyorum.”
“Hangisi”
“Manası yok.”
“Sanki biliyorum.”
“Oğlum onu dinlerken manyak ders çalışılıyor. Tavsiye edilir.”
“Neyse at bakalım. Marilyn Manson’dan iyidir.”
“Sus bi ya”
Emre’nin gözü telefonundaki Facebook hesabından, kızın girdiği yerlere kaydı. Bir şeyden bahsediyordu,
“Tesis 21.”
“Tamam çocuklar burada duruyoruz.”
“Geldik mi?”
“Evet geldik. Şimdi eşyalarınızı toplayıp dışarı çıkın.”
Tahmin ettikleri gibi yolun yarısında otobüsün yarısı bir sonraki durakta sadece kendileri kalmıştılar. Şimdi ise bir dağ eğinin kapısının öndeydiler ve etrafta kimseler yoktu. Hatta elektriğin gelmesi için kablo bile yoktu. Etraf sık ağaçlarla çevriliydi ve gecenin karanlığında gece hayvanlarının sesleri geliyordu.
“Lanet olsun, bizim burada ne işimiz var”
Murat’ın grubundan iri yarı bir çocuk söylemişti bunu.
“MEB bize daha uygun bir yer ayarlayamamış mı? Burası orman! Kurtlar saldırsa cesedimizi bulamazlar be!”
“Tamam çocuklar. Bu bana da biraz tuhaf geldi. Ama bize bildirilen yer burası. Hadi inin şimdi”
Hepside tedirgin bir şekilde otobüsten eşyalarını da alıp ahşap iki katlı ve geniş eve doğru yürümeye başladılar. Evin kapısının hemen önünde 4 tahta basamak vardı. Evin içinde muhtemelen gaz lambasına ait ışıklar camdan dışarı çıkıyordu.
Kapıyı birkaç kez tıkladı rehber öğretmen.
“Kimse var mı?”
Yavaşça yaklaşan birisinin ayak sesleri duyuldu. Sonrada kapı açıldı. Kafası gölgede kalan iri yarı boyu 2 metreden fazla şişmanca ve bol sakallı bir adam kapıyı açtı. Eğer Hary Poter filminde bir karakterle eşleşecek olsaydı bu kesinlikle Hagrid olurdu. Tok ve biraz gırtlaktan gelen sesi ile konuştu.
“Merhaba küçük efendiler”
Mustafa Emre ile göz teması kurmadan kocaman açılmış gözlerini adama dikmişken konuştu.
“Emre, ayvayı yedik.”
“Galiba”
Rehber öğretmen bile MEB’in ne amaçladığını anlamış değildi. Ve içinden küfürler ediyordu ancak durumu çaktırmamaya çalışıyordu.
“MEB’in bizim için 1 gecelik ayarladığı yer burası mı acaba bayım?”
“Evet. Sizden önce gelenler buraya çoktan yerleştiler.”
“Rehber öğretmen kafasını biraz büküp adamın yanından bakınca odanın yerlerinde battaniyelerle uyuyan 20 kadar öğrenciyi gördü.
“E, yatak yok muydu?”
“E aslında. MEB’in asıl önerdiği yer burası değil ancak orada büyük bir yangın çıktı ve kül oldu. Bana da 7 saat kadar önce öğrencileri bir gün evimde misafir edip edemeyeceğim soruldu ve bende kabul ettim.”
Biraz duraksadıktan sonra konuştu.
“İçeri girmeyecek misiniz?”
“Tabii”
9 kişilik grup içeri girdiler. Mustafa, Murat ve Emre en arkadan geliyorlardı.
“Biliyor musun Murat, korku filmleri de hep böyle başlar”
“Evet durum çok uygun. Ama ormanda yatmak gibi bir fikrim yok.”
“Siz gelmiyor musunuz?”
Adamın 3’lüye bakışları üçünün de içeri girmesi gerektiğini onlara anlatmıştı.
“E, evet geliyoruz.”
İçeri girdiklerinde yatacak yer bulmak konusunda şüpheye düşmüşlerdi. Saat 03.23’dü ve hepside yorgundu.
“Yanlış anlamayın ama evde fare var mı? Yani yerde yatıcağız anlaşılan”
“Yo yo. Birkaç saat önce tüm fare deliklerine harç döktüm ve evi iyice kontrol ettim. Kapı ahşap ama farelerin içeri girmesi mümkün değil. Endişe etmeyin.”
Mustafa, Murat ve Emre’yi kollarından tutup uyumak için uygun bulduğu bir köşeye doğru çekti. Buraya kurulsak iyi olur yani kapılmadan önce.
“Annem bu olanları bilseydi kesinlikle beni göndermezdi hatta şuan öğrense geri çağırır.”
“Bizimkilerde aynı oğlum. Adamın tipine baksana dağ adamı gibi”
“Olum bu zemin rutubetli ya”
“Yastıkta yok . Kafam üşüyor.”
“Ben saçımı yastık yaparım kanka ”
“Harbiden çok uzatmışsın ”
“Mustafa’nın ki kesilmeyeydi uzardı da üşümezdi garibim ”
“Harbi Mustafa niye kestirdi sen.”
“Ceza verdiler. ”
“Uhhuhaha”
“En azından bir maceramız oluyor demi lan. Üşüyoruz filan ama”
“Sabaha boşaltım bozuklukları yaşarsak görürüm macerayı”
O sırada çoktan herkes yatağına girmişti. Birkaç kişi telefonlarını karıştırıyor bazıları da laflıyordu. Ama çok uzun sürmeyeceği belliydi.