PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Yaşar Kemal: "Türkiye Barışını Arıyor"


sargon
15-01-2007, 01:51
Demokratik Barış İnsiyatifi öncülüğünde düzenlenen "Türkiye Barışını Arıyor" konferansı Ankara'da başladı. Açılış konuşmasını yazar Yaşar Kemal yaptı. İşte konuşmanın tam metni ve diğer katılımcılardan özetler:

Yaşar Kemal: Türkiye Barışını Arıyor

“Binaenaleyh başlı başına bir Kürtlük tasavvur etmektense, Teşkilât-ı Esasiye Kanunu mucibince, zaten bir nevi muhtarlıklar teşekkül edecektir. O halde hangi livanın ahalisi Kürt ise, onlar kendilerini muhtar olarak idare edeceklerdir. Bundan başka Türkiye’nin halkı mevzubahis olurken, onları da beraber ifade (etmek) lazımdır. İfade olunmadıkları zaman bundan kendi kendilerine ait mesele ihdas etmeleri daimi varittir...”

Gazi Mustafa Kemal, 1923’te İzmit’te yaptığı basın toplantısından...

20’inci yüzyıl, insan soyuna yakışmayan olayların yaşandığı bir yüzyıldır. Kanlı iki dünya savaşı bu yüzyılda çıktı, büyük soykırımlar bu yüzyılda yapıldı. Korkunç bir yüzyılı arkamızda bıraktık.

Birinci Dünya Savaşı’ndan geriye kalan insanlar, savaştan önceki insanlar değildi. Korkulara teslim olmuş, kendine güveni kalmamış, yaratıcılığı, kişiliği zedelenmiş, umutsuz... İkinci Dünya Savaşından kalanlar daha beter durumda. Hele Üçüncü Dünya Savaşı, yani Soğuk Savaş, insanlarımızın canına okuyan bu... İnsanlık, bu savaşların yıkımından bütünüyle kurtuldu diyemeyiz. Bir de dünyayı bir ateş yumağı edecek atom savaşını beklemek... Savaşın ne zaman çıkacağını beklemek, ölümü beklemek gibidir.

Bütün kötülükleri yanlış savaşların sırtına mı yüklüyorsun diyeceksiniz. Elbette insanları mutsuz edenlerin hepsini savaşın sırtına yükleyecek değilim. Ama çoğu savaşların işi... Savaşlar insanların ölüm fermanıdır. Savaşlar, üstünde yaşadığımız toprakların, doğamızın ölüm fermanıdır.

Bir yüzyılı arkamızda korkular içinde bıraktık, acılar içinde, ölümleri kanıksayarak... Ama bu yüzyılda insanlığımızı onurlandıran işler de yapıldı. Bu işler, insanların yüzünü ağartan işlerdir. İnsanlık, yüzyılımızın yaptıklarıyla da övünebilir.

Avrupa, gittikçe üç büyük savaşın etkilerinden kurtulmaya çalışıyor. Kurtulacaktır. Bu kadar çaba boşuna gidecek değil. Avrupa Birliği boşuna kurulmadı. Ölümsüz barışlar için, kültürlerin birbirini aşılaması, birbirlerini beslemesi için kuruldu. Savaşsız, mutlu bir dünya olsun diye kuruldu. Barışa, güzelliğe, insana saygıya, insanın insanı aşağılamaması, sömürmemesine yollar açmak için kuruldu.

Bu söylediklerim bir temenni değil. Avrupa Birliğinin kurulmasının başlıca sebebi barıştır. 9’lar Avrupa’sı, 1973’te yayımladığı bildirgede şöyle diyordu: “Yenildiklerini hissedenlerin, yasal, siyasal ve manevi değerlerine saygıyı güvence altına almanın heyecanı... Ve geliştirilmiş bir toplum yaratma isteğiyle kurulan Avrupa, kendi kimliğini oluşturan temel öğeler olan temsili demokrasi, hukukun üstünlüğü, ekonomik ilerlemenin sosyal adalet amaçlı gerçekleşmesi ve insan haklarına saygı ilkelerini koruma umudunu taşır.”

İşte Avrupa Topluluğu bu umuda sarılmıştı. Çünkü üç korkunç, insanlığı yok edebilecek savaştan geçmişti.
Savaşa girmeyen ülkeler de neredeyse giren ülkeler kadar savaştan etkilenmiş durumda. Bu üç dünya savaşı, dünyayı perişan eyledi. Tarih boyunca her savaş bir yıkım olmuştur. Yenenler de yenilenler de, savaşların dışında kalanlar da aynı yıkımdan kurtulamamışlardır.

Bizim yirmi beş yıldır süren düşük yoğunluklu çatışmalar denilen light savaşımıza gelince, birkaç kez tek taraflı ateşkes olmasına karşın, bu savaşımız bir türlü bitmiyor. Nasıl, niçin bitmiyor? Bunda kimsenin bilmediği bir keramet olsa gerek. Birinci dünya savaşı dört yıl, ikinci dünya savaşı altı yıl sürdü. Bizim yirmi beş yıllık savaşımız ne kadar sürecek belli değil.

Ülkemiz bu savaştan büyük zarara, kötülüğe uğradı. Savaşanlardan otuz bin kişi öldü. Korucu dedikleri sayısı yetmiş bini geçmiş sivil savaşçılar bulaştı ülkenin vicdanına. Beş bin köyün bir çoğunun evleri yakıldı. İnsanları ülkenin bir çok yerine dağıldı. Bir kısmı açlıktan, yoksulluktan kırıldı. Faili meçhul cinayetler olağanlaştı, savaşın bir parçası oldu. Kürtlerin seçkin kişileri seçildi, faili meçhule kurban edildi. Devletin kurumlarının bir kısmı yozlaştırıldı. İkinci dünya savaşına girseydik, bundan daha mı kötü olacaktı?

Bu savaş Türkiye’nin belini kırdı. Kendi halkıyla savaşan bir ülke olduk. Gittikçe insanlık gözünde durumumuz kötüleşiyor. Hiçbir koşulda bize hak verilmiyor.

Dünya bizim kadar, bizim durumumuzu gözlüyor. Gerillanın adını terörist koyduk, bundan da bir umut bekledik. Sözcükler her zaman her koşulda değişebilir ve bir gün işe yaramaz olur. dışarıda, önceleri, dağa çıkanların çıkmalarının sebebini bilmiyorlar, biraz da gerilla maceraları sanıyorlardı. Dağa çıkanların bir kısmı üniversitelerde okuyanlardı, üniversiteyi bitirenlerdi. Aşağı yukarı dağa çıkanların hepsi okur-yazardı. Avrupa basını da buna önem vermiyordu. Artık bugün ise dünya basını her şeyimizi biliyor. Dünyanın gözüne baka baka sürdürülecek bir savaş, bir ülkeyi çürütecek savaştır.

Bir de bu savaşa yüz milyon dolar gitti diyorlar. İstedikleri kadar desinler doğru değildir. Giden para daha çok dolardır. Ya başka kayıplar? Onların altından çok ülke kalkamaz.

Dünyadaki büyük uygarlıkların ana sebebini soracak olursak, yeşerdikleri toprakların, dünyanın en verimli, iklim olarak yaşamaya en uygun topraklar olduğunu görürüz. Örneğin Mısır toprakları, Batı Anadolu, Mezopotamya toprakları... Doğu Anadolu toprakları, Güney Anadolu toprakları da bu toprakların içindedir. Batı Anadolu da Doğu Anadolu da bir çok uygarlığın beşiğidir. Doğu Anadolu topraklarının bir çok uygarlığın beşiği olduğu gereğince bilinmiyor. Doğu Anadolu toprakları, Mezopotamya uygarlıklarına yardım etmiştir. Fırat’ın, Dicle’nin yaptığı gibi...

Mezopotamya, adını bu iki ırmaktan alır. Bu toprakları, Urartu, Huri gibi daha bir çok uygarlıklara beşiklik etmiştir. Şimdi bu toprakların insanları yoksulluk içinde kıvranıyor. Bu savaştan, önce bu toprakların insanları, her şeye karşın böyle yoksul, böyle ekmeğe muhtaç değillerdi. Savaşta sürülen köylülerin toprakları boşta kaldı. Hayvancılık bitti. Bahçeler kurudu. Arı kovanları boş kaldı. Korucular köylerde geriye ne kalmışsa talan ettiler. Korucularla korucu olmayan arasında onulmayacak bir düşmanlık ortaya çıktı. Sürülmeyen köylere de yaşam zehir edildi.

Bir bölge nasıl her şeyiyle yokluğa mahkum edildi? Otlu yaylalar, bereketli topraklar boş kaldı. Ko desinler Kel Ali’nin bağı var. Devletimiz savaş yapıyor, halkı sürüp toprakları boş koymak... Sürgünleri de aç sefil koyarak, sürgünlerin aç sefil çocuklarını da ister istemez dağlara yollamak... Dağlara ne kadar delikanlı gitmiş, sayısını biliyor mu hükümet?

Bir de bu tutumdan Türkiye’nin ne kadar zararı oldu, biliyor mu devlet? Bu şiddetin bu savaşın Türkiye’ye ne kadar zararı oldu biliyorlar mı sayın savaşsever milliyetçilerimiz? Bu savaşla günler geçtikçe ne kadar tükendiğimizi, tükeneceğimizi, Allah için bir düşünen var mı, bu gidişle nereye gidiyoruz bir bilen var mı?

Bir insana ne yaparsanız yapın, bir insanın bir halkın onuruyla oynamayın!. Bu benim gençliğimden bu yana dilime pelesenk ettiğim sözümdür. Bizim yöneticiler bunun tersini yaptılar. Halka etmediklerini bırakmadılar. Yöneticilerin, onlardan bağımsız korucuların halka yapmadıkları kalmadı. O kadar zulümler yaptılar ki, söylemeye dilim varmıyor.

Ülkemizde milliyetçi kisvesine bürünmüş ırkçılar var. Onların dillerine pelesenk ettikleri bir sözleri var: Türkün Türk’ten başka dostu yok.” Bir ülke halkına bundan daha korkunç bir söz edilmez. Hele Kürtlere böyle sözler etmemelisin. Kürtler sana gücenir. Sevgili milliyetçi dostlara söyleyeyim ki sevinsinler, rahat etsinler. Türkün Türk’ten başka dostu var. Gizli saklı değil. Malazgirt’ten bu yana Kürtler Türklerle dost. Bu, Kurtuluş Savaşı’na kadar sürmüş. Kimileri yazıyorlar, söylüyorlar ki, Kürtler Kurtuluş Savaşı’nda Türklerle birlikte olmasaydı, bu savaş zordu.

Mustafa Kemal Paşa’nın büyük zekası, bu zorluğu alt etti. Samsun’a çıktıktan sonra niçin kongreyi karadenizde, haydi oralar deniz kıyısıdır, uygun değildir diyelim, Amasya’da, Ankara’da yapmadı. Niçin yapmadı? O büyük zekanın başka sağlam bir düşüncesi olmalıydı. Erzurum’da ordu müfettişinin emrinde olması gereken bir ordu vardı. Ordunun Kumandanı Kazım Karabekir Paşa, ordu müfettişinin çağrısına geldi, “Emrinizdeyim Paşam” dedi, bundan sonra ordu müfettişinin yanında bir güç daha vardı: O da Kürtlerdi.

Erzurum’da ona, Kürtlerin mümessili olaraktan Hacı Musa geldi. Onunla bir anlaşma imzalandı. Bu anlaşma kayıplara karışmış durumda.

Ellili yıllardı, Nurullah Ataç, arkadaşı Cevdet Dursunoğlu ile beni de yemeğe çağırmıştı. Konuşurken, söz Hacı Musa Ağa’ya gitti. Yemekte bir arkadaş, Erzurum kongresi Üyesi Dursunoğlu’na “Paşa’nın Hacı Musa Ağa ile anlaştığı doğru mu” diye sordu. Dursunoğlu, “İyi ki Mustafa Kemal o anlaşmayı yaptı. Koçgirî isyanını bu anlaşma sona erdirdi” dedi. O zaman Millet Meclisi’nde doksan üç Kürdistan Mebusu var. O doksan üç mebus bir bildiri yayımlıyor. “Savaş bitinceye kadar Mustafa Kemal Paşa’nın emrindeyiz” diyorlar.

Bir de Lozan Konferansı var. Kürtler Türkiye’yi değil de İngilizleri tutsalardı, bugünkü durumlar böyle mi olurdu. Bir de Sovyet İhtilali’nden önce Kürtlerin bir kısmı Rus Kürtleri ile birleşmişler. Çoğunluk Osmanlılara kalmış. Kürtler Osmanlılarla kalmayıp Rus Kürtlerine gitselerdi, sonradan gelen Sovyetler bu büyük kitleyi bir Sovyet devleti yapmaz mıydı? Öyle ise bu kadar acıyı, yalnızlığı niçin kabul ettiler? Kürtler dünyadan habersiz miydiler? Bu devlet politikasına bakarsak, onlar aptal oğlu aptallardı.

Bizim devlet büyüklerimiz, gazetecilerimiz, “Irak’ta Kürtler bağımsız olurlarsa, bu, savaş sebebi sayılmalı” diyorlar. Niçin? Irak’taki Kürtlerden size ne? Kim ne sanırsa sansın, ey milliyetçi ırkçılarımız, dünyada bir tane dostunuz varsa diyelim, o da güneyimizde, petrol kuyularının üstünde oturan Irak Kürtleridir.

Böyle bir dostun olması, bir çok dosta bedeldir. Ne yazık ki onlar dostlarından o kadar kötek yemişler ki, yoğurdu üfleyerek içiyorlar. Irak Kürtleri Kuzey Irak’ta bağımsızlık istemiyorlar. Çünkü bağımsızlık onların çıkarına değil. Can-ı yürekten federasyon istiyorlar. Federe bir devlet içinde olmak, onları daha işine geliyor.

Kimi insanlar, devlet, basın, hepsi birden, “Kürtler Türkiye’yi bölecek de bölecek.” Belki de bir bildikleri var. Belki de onlar kimsenin bilmediği bir şeyleri biliyor. Belki bu şiddetin bitip eksilmeyeceğini biliyorlar, bilmiyorlarsa da istiyorlar. Ya da bu savaşın hiç bitmeyeceğini biliyorlar, ya da istiyorlar. Belki de hiç kimse hiçbir şey bilmiyor.

Bir savaş ne kadar düşük yoğunlukta da olsa, gene savaştır. Savaşın sürmesini isteyen devlet çok güçlü de olsa, gene kayıplar verir, yıpranır. Boşu boşuna savaş sürdürenlerin güçlerinin çok işe yaramadığını görüyoruz. Savaşın acısı herkesin yüreğindedir.

Kürtler barış istiyorlar. Onların bu istekleri candan yürekten değilse, bir oyunsa, çok çabuk anlaşılır. Kürtleri dışlayan milliyetçi, ırkçılarımız var. Her şeyi konuşmakta özgürdürler. Bu insanlar dünyadan, yurdunun insanlarından habersizlerdir. Halkımız demokrasiye can attığı halde, demokrasinin nimetine kavuşamadılar. Böyle giderse biz demokrasinin nimetine kavuşamayacağız. Çağımızda bir ülkenin demokrasiye kavuşması o ülkenin onurudur.

Bundan yıllarca önce ben, “Demokrasi Kürt sorunundan geçer” demiştim. Sen milyonlarca vatandaşının dilini yasakla, kendi diliyle yazacak okuyacak okulu da yasakla, kendi dilini araştıracak geliştirecek üniversiteyi de yasakla... Kürtler Lozan’dan azınlık olarak çıkmadı. İyi ki azınlık değilmiş. Nerdeyse Kürtlere yasaklanmayacak hiçbir şey bırakılmayacakmış.

Malazgirt’ten bu yana kardeş oldukları, Kurtuluş Savaşı’nda ülkelerinin kurtuluşu için birlikte çarpıştıkları, zaferde birlikte sevindikleri kardeşleri, onları nasıl bir azınlık sayabilirdi? Kürtler kendilerini hiçbir zaman azınlık saymadılar. Hiçbir Kürt hiçbir zaman kendini azınlık saymadı. İnsanlıktan mahrum kılındığı halde kendini azınlık saymadı. Sürgüne, aşağılanmaya, dilinin uydurma bir dil, kart-kurt dili olduğunu söyleyenlere bile “Biz azınlığız” demedi. Çünkü onlar azınlık değil kardeştiler. Hiç kimse onları kardeşlikten ayıramaz. Bin yılın adı var.

Bu seksen yıldır yasaklar olmasaydı, Kürtlerin kardeşliği unutulmasaydı, yasaklara boğulmasalardı, bugün böyle konuşmak aklımıza gelmezdi. Türk halkı kardeşliği unutmadı. Kürtler aleyhine korkunç propagandalar yapıldı. Kürtler, linçlere, sürgünken geldikleri bölgelere tekrar sürgüne uğradılar. Birileri iç savaşı tetiklemeye çok uğraştılar. İşte bu topraklarda birlikte yaşayanlar, bu kışkırtmalara izin vermediler. Bu, sevinç ve umut verici bir tutumdur. Bundan önce çok fırtınalar atlattık, bundan sonra varacağımız yere kısa yoldan varacağız.

Bir de Kürt dili yok diyenler var, türlü uydurmalara başvurarak... Kürtçe çok şiveli bir dilmiş! Ya bilmiyorlar, ya pişmiş aşa su katıyorlar. Kürt dili zengin bir dildir. Zengin dillerin çok şivesi olur. Her bölgede, her yörede değişir.

Kürt dilinin zengin bir edebiyatı vardır. Yazılı edebiyatı olan diller, yaşamını uzun zaman sürdürür. Kürt dilinin büyük eski destanları vardır. Bugünkü dengbêjler, köy köy dolaşarak destanlarını söylüyorlar. Yeni destanlar da yaratıyorlar. Eski destancılardan Ebdalê Zeynikî, daha dillerde... Hem büyük bir destan anlatıcısı hem de büyük bir şair...

Feqîyê Teyran da bir dengbêjdir. On dördüncü yüzyılda yaşamış Müküs Emiri’nin oğlu. Divanları var. Eldeki ve daha denbêjlerin söyledikleri şiirleri daha dilden dile dolaşıyor. Şiirlerin çoğu kuşlar üstüne. Ona Türkçe’ye çevirirsek, “Kuşların Fakisi” ya da “Kuşların destancısı” diyorlar. Bütün ömrü kuşlarla geçmiş.

Bugün dünyada yaşayan destancılar, Kırgızistan’da, daha dillerde... Destancılara “Manasçılar” diyorlar. Bu yüzyıla kadar İrlanda destancıları vardı. İrlanda’da daha çok folklor çalışmaları var.

Çağımızda kültür sorunu yaşanıyor. Özellikle son yıllarda kültürler üzerine çok çalışmalar yapılıyor. Kültür sorunları ülkelerin baş sorunları. Özellikle Avrupa ülkelerinde... Dünyanın kültüre gittikçe daha önem vermesi boşuna değildir. İnsanı insan yapan kültürdür.

Dünya binlerce çiçekli bir kültür bahçesidir. Her çiçeğin bir rengi, bir kokusu vardır. İnsanlık, her kültürün üstüne titremelidir. Binlerce kültür çiçeği, birini koparırsak, insanlık bir kokudan, bir renkten yoksun kalır.

Emperyalizme kadar kültürler birbirlerini aşılamış, birbirlerini beslemişlerdir. Uygarlıklar da öyle. Tek başına kendini geliştirmiş ne bir kültür vardır dünyamızda, ne de bir uygarlık.

Ülkemizin, kendini bilim adamlarından, aydınlardan sayan bir takım kişiler, çok kültürlülük olamaz diye kendilerini yırtıyorlar. Onlar büyük kültürlerin beşiği olan Anadolu’da böyle konuşuyor. Bu insanlar için konuşmak bize düşmez.

Emperyalizme kadar kültürler, ister istemez birbirlerini aşılıyordu. Emperyalizm, Rönesans’tan miras iki sözcüğü sahiplendi. “İlkel ve üstün insan” Ve emperyalistler, kendilerini haklı sayarak ilkel insanlara kültür ve uygarlık götürdüler.

Anadolu’ya gerçek bir demokrasiyi getirebilirsek, Anadolu kültürleri gene birbirlerini aşılayacak. Anadolu’nun gene eski zamanlardaki gibi insanlık kültürüne zengin katkısı olacak.

Bir ülke insanları insanca yaşamayı, mutluluğu güzelliği seçecekse, bu önce evrensel insan haklarından, sonra da evrensel sınırsız düşünce özgürlüğünden geçer. Buna karşı çıkmış ülkelerin insanları da yirmi birinci yüzyılda onurunu yitirmiş, insanlığın yüzüne bakamayacak durumlara düşmüş insanlar olarak yaşarlar.

Ülkemizin onurunu, ekmeğini, kültür zenginliğini kurtarmak elimizde...
Ya gerçek bir demokrasi, ya da hiç...

Yaşar Kemal
Ankara,
13 Ocak 2007

[hr:d44b7e1999]

Kim Ne Dedi…

Prof. Dr Doğu Ergil: Yurttaşlık siyasi bir birlikteliğe işaret eder. Devleti işaret eder. Bölünmüş yurttaşlık bize bir millete ait olma duygusunu aşılar ve insanları birbirine düşürür. İşte biz tam da bu noktadayız. Yitirdiğimiz barışı arıyoruz. Önce sorunun sıkıştığı şiddetten çıkmak gerekir. Bu da silahları bırakmakla olmaz. Uluslararası boyut kazanan soruna bakış tarzımızı ve yaklaşım biçimimizi değiştirmemiz gerekiyor. Eşitsiz taraflar barış yapamaz.

Prof. Dr Fuat Keyman: Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ün söylediği gibi temel risk; Irak sorunu. Bu sorunun üç ayağına baktığımız zaman, Kuzey Irak, PKK, Kerkük temelinde esasında konuştuğumuzun Kürt sorunu olduğunu görüyoruz. Kürt sorununun çözümü için sadece teröre değil, yoksulluk, işsizlik, kimlik dışlanması ve hukuk dışılık sorunlarına da odaklanmalıyız.

Prof. Dr İbrahim Kaboğlu: Anayasal yurtseverliğin altında birbirinden farklı önermelere sahip iki kavram var. Biri milliyetçilik ise diğeri hukuk devletidir. Hukuk devletinin öngördüğü anayasal yurtseverlik herkesin pay çıkaracağı bir anasayadır. Bunda önce hak ve özgürlükler, sonra sınırlamalar belirlenmelidir. Türkiye'de bir temsili demokrasi bile oturmamıştır. Bu yüzden anayasal yurtseverlik için demokratik zeminin oluşturulması gerekir.

Mesut Yeğen (Yazar): Kürt halkının Abdullah Öcalan'ı siyasi irade olarak gördüğünü kabul etmem mümkün değil. Nevruz'da bir milyon insan sokağa çıkarken, İmralı'da tutuklu bulunan Abdullah Öcalan'ın doğum günü kutlamalarında daha az insan sokağa çıkıyor. Birilerinin herkesi kapsayacak bir iradeyi temsil ettiğine de inanmıyorum. Bu sorun çözülecekse herkes belli ölçüde adım atmalıdır.

Prof. Dr. Mithat Sancar: İki uç tutum olan; tamamen inkâr ve bastırma ile ayrılıkçılık soruna en kolaycı yaklaşımlardır. Ama en çok acı ve çözümsüzlük üretenler de bunlardır. Türkiye'de merkezin sağında bulunan partiler Kürt meselesine demokratik bir çözüm getirme şansını yakaladılar, ama ya demokrat değillerdi ya da demokrasiyi savunacak kadar cesur değillerdi. Bizim ise şu an cesur demokratlara ihtiyacımız var.

Süleyman Çelebi (DİSK Genel Başkanı): Ülkemizde egemen güçler kendi aralarındaki iktidar kavgasını toplumun hassas olduğu sorunlar üzerinden yürütmektedirler. Bu sorunlar bazen azınlıklar, bazen Kürtler, bazen laiklik, bazen de Kıbrıs üzerinden gündeme gelebilmektedir. Şiddetin ve silahların terk edilmediği, Kürt kimliğinin tanınmadığı bir ortamda gerçek çözüm önerilerinin dile getirilmesi, savunulması ve iyisinin seçilmesi olanağı yoktur.

Ece Temelkuran (Gazeteci-yazar): Ne Türk ne de Kürt aydınları ve siyasetçileri artık kendi halklarını eskisi kadar temsil ediyor. Diyarbakır'da çocuklar işkence gördüğünden beri bizler sokağı temsil etmiyoruz. Sokağın öfkesi bizim sözlerimizden daha güçlü. Barışı arayan bizler bu toprakta Kürtlerin ve Türklerin birbiri ile daha önce konuşmadığı biçimde konuşmayı keşfetmeliyiz. Celladı hayranlıktan felç edecek bir şehrazat dili bulmalıyız.

Osman Baydemir (Diyarbakır Belediye Başkanı): Kalıcı barışı bekleme gibi bir lüksümüz yok. Bir yandan sosyal devlet olma gereklerini örgütlerken, öte yandan da toplumsal barışın altyapısının kurgulanması ve bu sürecin eşzamanlı yaşama geçirilmesi gerekir. Nasıl ki OHAL'in yaşam bulması için 100 milyar dolar kaynak harcanmışsa, yoksulluğun ortadan kaldırılması için de ekonomik OHAL uygulanabilir.

Suzan Samancı (Yazar): Yaşanan savaş kadınlar ve çocuklar üzerinde daha fazla etkili oluyor. Bu sorun Kürtlerin olduğu kadar Türkiye'nin de sorunudur. Kürt sorunu çözülmezse hiçbirimiz rahat yüzü görmeyeceğiz. Barış iradesinde fazlasıyla etkin olmak isteyen bir kesim var. Peki yaşadığımız acıların sorumluları kimler? Gerçek demokrasiyi oturtamayan bu sistemin sorgulanması gerekir. Bu sorun Kürt sorunu değil, Türkiye'nin sorunudur.

Handan Çağlayan (Yazar): Savaşın cinsiyeti olur mu? Kürt hareketinde 1990'lı yıllarda silahlı militanların üçte birini kadınlar oluşturmaktaydı. İrlanda mücadelesinde çok sayıda kadın vardı. Ama, barış müzakerelerinde kadınlar yoktu. Barıştan konuşacaksak ve barış sadece masa üzerinde konuşulup imza atılacak bir şey değilse yaşamı yeniden kurmak için biz kadınların deneyimlerinden çıkarılacak çok ders var.


Konferansla ilgili bazı haberler
http://www.haberler.com/turkiye-barisini-ariyor-konferansi-yasar-kemal-den-haberi/
http://www.medya24.com/detay.php?d=29802
http://istanbul.indymedia.org/news/2007/01/164418.php

kuvvaci
16-01-2007, 10:10
Saygıdeğer Sargo!
Büyük Usta Yaşar Kemal Çok güzel konulara değinmiş Ancak iki cümlesini ben pek anlayamadım Irakta Kürtler bağımsızlık istemiyorlar federasyon istiyorlar bide gerillanın adını terörist koyduk *Acaba Bağımsızlık değilde federe bir devletin Kürt dostlarımız açısından ne gibi faydaları veya varsa zararları olabilir
Saygılarımla

seyyah3441
16-01-2007, 14:31
Dostlar,

Anlıyamadığım nokta şu,cahilliğime verin.....

Sürekli bir serzeniş var Yaşar Kemal' de....İyide *çözüm önerisi *nedir.İş buraya geldi mi gizli ajandalar ortaya çıkıyor.Akıllarının ardındaki kendilerince çözüm bağımsız bir kürt devleti...Ya biraz delikanlı olun şunu açık açık söyleyi ....Yok demokrasi imiş *yok *az gelişmezlikmiş yok kültürel haklarmış *mış mış mış........

Aydın geçinen bu zatlar *verdikleri demeçlerde *Türkiye' de çok bozuk bir gelir dağılımı var,ciddi anlamda bir sömürü düzeni var,işbirlikçi idaerciler nedeni ile emperyalizmin uşağı olunmuş tüm bunların sonucunda bu ülke vatandaşlarının hemen hepsi acı çekiyor.Gelin bu güzelim topraklarda yeniden bir bağımsızlık mücadelesi verelim ve halkların *insanca yaşıyacağı *ortam oluşturalım deseler kurban olayım onlara.......

Sorarım size Çanakkale, Edirne,Kütahya, Kırıkkale, ve bunungibi illerin milli ekonomiye *ödenen vergileri ve buna karşılık bütçeden aldıkları pay nedir.Öte yandan Diyarbakır,Bitlis,Adıyaman vs ödedikleri ve bütçeden aldıkları pay nedir.

Bölücü *uşakların *adı aydın olmuş....At izi it izine *karışmış...

Yazıklar *olsun.........

sargon
17-01-2007, 02:00
Yaşar Kemal'in romanlarıyla büyüdük. Herhalde ilk romanını okuduğumda ilkokula gidiyordum. Onun destanlarıyla büyüdük. Yaşar Kemal bu ülkenin aydınının da güzel bir simgesidir bence.

Nedense aydın kuşaklarını düşününce aklıma önce 40'lı yıllar gelir. Nazım Hikmet'tir o yılların aydını. Şiirleri yasaktır, gizlice okunur ve dağıtılır. Hapislerde çürütülür. Sonunda çok sevdiği ülkesini terketmek zorunda kalır ve yadellerde ölür. Çok istediği o Anadolu'daki isimsiz köy mezarlığına bile gömülemez. Yıllar sonra onun adını anmayı bile haketmeyenler hoyratça kullanmaya kalkarlar adını. Halbuki Nazım el yakan bir sıcaklıktadır, kullanmak o kadar kolay değildir onu.

60 ve 70'li yıllar Türkiye'nin hareketli yıllarıydı. Koca bir aydın kuşağı bu yıllarda şekillendi ve etkili oldu. Sonraki onyıllar boyunca etkili olacak akımlar, gruplar o yıllarda doğdu. Ama bir asırlık çınar da o yıllara damgasını vurdu. TİP'te politik hayat, cezaevi ve onlarca ceza davası ile başlayan, anılar, derlemeler, romanlarla süren bir macera. Yaşar Kemal o yıllara vuran aydın tipidir benim gözümde. Yukardaki konuşmasıyla yaşlı çınarın yıllara meydan okuduğunu görüyoruz.

80'li yıllardan günümüze Türkiye'de bazı şeyler değişti. Neydi değişen. Ekonomik yapısı değişti. Şehirler devasa bir biçimde büyüdü. Tarımda çalışan sayısı azınlığa düştü ilk olarak. Şehirlerde yeni bir yaşam tarzı, yeni ilişkiler gelişti. Kırların kültürel yapısı şehirlerin üstüne otururken altı kaval üstü şişhane bir görüntü çıktı ortaya. Bir tarafta en radikal devrimci genç diğer tarafta en bağnaz dinci aynı şehirin aynı sokağında yaşar oldu. *Her tür akımın karmaş dolaş olduğu bu dönemin benim gözümdeki aydın tipi Orhan Pamuk'tur. O da diğerlerinin yaşadıklarına benzer şeyler yaşadı. Ondan da nefret edenler oldu. Sabetayist dendi, Nobel'i satın aldı dendi, Ermeni uşağı dendi, taşlandı, linç edilmek istendi, hakkında davalar açıldı.

40'ların aydını komünist, 60'ların aydını devrimci-sosyalist-kemalist, 80'lerin aydını ise liberal-demokrat oldu. (Bu arada 40'lı yıllara komünist yanında islamcı eki de yapılabilir belki, o gözle de bir bakmak lazım)

40'lardan bu yana 60 yıl geçti. Türkiye'nin sosyal, ekonomik ve kültürel yapısı çok değişti. Ancak Türkiye'deki aydın düşmanlığı değişmedi. Mahkemeler vızır vızır çalıştılar aydınlarımıza ceza yağdırmak için. Kendisi çok şey bilenler, memleketi nasıl kurtaracağını çok iyi bilenler aydınlarımızın ne kadar uşak olduklarını yazıp durdular. Halbuki bu ülkenin yetiştirdiği en değerli şeyin üstüne tükürüyorlardı.

Sevgikli Kuvvacı,

Yaşar Kemal'in görüşleri elbette kendisini bağlar. Hepsine katılmayabiliriz. Ben kendi adıma Irak Kürtlerinin bağımsızlık istemediği düşüncesine katılmıyorum. Gerçi Yaşar Kemal benden daha yakından biliyordur olayı. Bence bağımsızlık istiyorlardır. Ama bağımsız olabilecek halde değiller, çünkü Irak cehennemine batmış durumdalar. Şu anda Talabani başbakan ve bugün haberlerde yine Bağdat'ta yüz kişinin öldüğünü ve iki Kürt birliğinin Bağdat'a gönderildiğini söylüyordu. Irak Kürtleri Irak batağından çıkmayacaklar ki bağımsız falan olsunlar. Amerika'nın Irak'ta kendi askeri dışında kullanabileceği başka bir güç yok çünkü.

Bağımsızlık istemeyenler Türkiye Kürtleridir bana göre. Elbette bunu isteyen akımlar falan olabilir ama hiçbir aklı başında Kürt'Ün böyle bir ortamda bağımsızlık isteyeceğini düşünemiyorum. Bir kere ekonomik olarak tamamen Türkiye'ye bağımlı bir durumda bu bölge. Türkiye'den ayrılması ve Türkiye'nin ambargosu bölgeye tam bir felaket getirir. Ayrıca bölgede yaşayan Türk sayısı oldukça yüksektir, ayrıca batıda da çok sayıda Kürt var. Özellikle son 50 yılda Türklerle Kürtler etle tırnak gibi birbirine kaynaşmış durumdalar. Irak'ta hala kabile yapısı sürüyor, o yüzden o kadar ayrı bir görünümleri var ama bizde öyle değil. Aramızda kaç kişi saf Türk yada saf Kürt'tür ki acaba. Karmakarışık olmuşuz artık. Ben Ulusların kendi kaderlerini tayin hakkı çerçevesinde Kürt'lerin de kendi kaderlerini tayin hakkı olduğunu savunuyorum. Ancak bu durumda herkese felaket getirecek bir ayrılığa da karşı çıkma hakkım vardır tabii.

Gerilla mı terörist mi konusu da oldukça spekülatif bir konu, girersek bence tartışma çok uzayacak ve dallanacak. Şimdilik bu kadarla kalsın bence.

Son olarak, şunu söylemek istiyorum. Türkiye'nin en önemli ve halletmesi gereken bir sorundur bu. Bunu çözmeden demokratik bir ülke hayaldir. Bu sorunu çözmek için de Yaşar Kemal gibi aydınlara ihtiyacımız var.

kuvvaci
17-01-2007, 15:51
Teşekkür ederim Saygıdeğer Sargon! Acıklamaların için Elbetteki büyük usta Yaşar Kemal bizden daha iyi bilir ama Sorunu ele alırken gerçi tüm yazarlar aynı gibi geldi bana ya neyse ordaki ağalık şeyhlik şıhlık düzenine de bi iki kelam etselerdi fena olmazdı gibi geliyor bana saygılarımla dostça kal

19-01-2007, 17:38
[quote:a1edf644e6="seyyah3441"]Ya biraz delikanlı olun şunu açık açık söyleyin[/quote:a1edf644e6]

Hırant Dink cinayeti ile tekrar gördük, görüşlerini açıkça söyleyenlerin sonunu...Turan Dursun cinayetinde de görmüştük. Biz hep görüyoruz delikanlıca ortaya çıkıp konuşanların sonunu...

ozgur_beyin
19-01-2007, 18:34
Hırant Dink'i *gönderdik.elimizde tek vatan haini!YAŞAR KEMAL kaldı onuda öldürsekte, dertlerimiz bitse ,Türkiye'de dikensiz *gül bahçesi olsa

seyyah3441
19-01-2007, 23:13
Sevgili dostlar,

Doğal olmayan ve insan eli ile gelen ölümü *savunmak *sadece akılsızların ve vahşilerin işidir.

Öte yandan fikirlerini açıkça ifade etmekten korkmayan insanlar tarih sahnesinde *ebedi kalıcı olmuşlardır.Ancak fikirlerinde *tutarlı olmaları kaydı ile.

Bahsettiğiniz *Yaşar *Kemal değişik platformlarda kendisini *" ben üç *'K' dan oluşurum ki bunlar *Kemal,Komünist ve Kürttür *" demektedir.

Sorarım sizlere *öğreti olarak komünizmi benimsemiş ve bunu yaşamına uyarlamış bir kişinin *etnik yapıya *dayalı bir oluşum ile öğünmesi mümkünmüdür.

Bence *Yaşar Kemal kendisini ifade ederken *Kemalim İnsanım Komünistim dese *daha tutarlı olurdu.

Son dönemlerde ikbal peşinde koşanların en kolay popüler olma yolu etnik kürt milliyetçiliğini *savunmaktan geçiyor.Zira şu anda emperyalizmin has uşağı konumundaki etnik yapı onlar.

Aydın geçinen kişi tüm halkların sorumluluğunu taşıyan kişidir.Yok ben aydın değilim *belirli *etnik yapıyı savunan şöven ruhlu milliyetçi bir kişiyim diyorsa *onada saygı duyulmalıdır.

Bakın Şerafettin Elçi'ye adam çıkıyor *açık açık bu anayasa değişmeli federal bir yapı gelmeli *ve kürt halkı kendi geleceğini kendi tayin etmeli diyor.İşte bu delikanlılıktır.Yoksa *Yaşar Kemal ve onun gibilerin yaptığı popstar *popülizminden öte değil.

Ve untulmamalıdır ki aslında kürt halkının şikayet ettiği konular bu ülkede yaşıyan *tüm basit vatandaşların şikayet konularıdır.Bu aydın *geçinen zevat *neden Kütahya'nın Tavşanlı ilçesine bağlı *Nusratlar orman köyünde 19/1/2007 tarihiitibari ile *hala su olmamasını okul olmamasını * köylülerin orman köyü olmasına rağmen çevre topraklarının hemen hepsinin işbirlikçi sermaye tarafınca *bie şekilde ele geçirilip maden ocağı haline getirilmesi nedeni ile bu madenlerde köle gibi çalışmak zorunda olduklarına isyan etmiyor.Veya neden *Ankara'ya 60 km uzaklıktaki bir köyde *okul olmaması nedeni ile çocukların sabah 5 te kalkarak taşımalı sistem denilen ucube bir uygulama *ile her gün 4 saatlerini yolda geçirerek okumaya çalışmalarına isyan etmiyor........

Bu örnekleri sonsuza kadar uzatmak mümkün.

Tekrar ediyorum *AYDIN TÜM HALKLARIN SORUNUNU YÜREĞİNDE HİSSEDEN KİŞİDİR.....DİĞER ZEVATIN *YAPTIĞI İSE SADECE SOYTARILIK..............

20-01-2007, 00:48
Sorarım sizlere *öğreti olarak komünizmi benimsemiş ve bunu yaşamına uyarlamış bir kişinin *etnik yapıya *dayalı bir oluşum ile öğünmesi mümkünmüdür.

Kürt kimliği Türkiye'de inkar ve asimilasyona tabi tutulduğu için bir komünistin Kürt kimliğine vurgu yapması, ideolojisi ile çelişmez. Ben bir komünist olmamama rağmen burada çelişki göremiyorum.

Biz de bu sitede Alevilik kimliğini savunan yazılar yazıyoruz. Ama alevi değiliz. Alevilik inancı içindeki öğeleri, inançları savunmuyoruz. Ama alevilik de asimile edilmeye çalışılan bir kimlik olduğu için ve de laiklikten yana bir inanç olduğu için haklarını savunuyoruz.

Yaşa Kemal'in Kürtlüğe yaptığı vurgunun da amacı budur. "Bu ülkede Kürtler de var, onların hakları ve özgürlükleri de var" demek istiyor. "Sırf Türkler yok" demek istiyor. Yoksa Kürt millyetçiliği değildir yapılan.

dersimmm
20-01-2007, 01:38
barış mı diyorsunuz?? *:cry: *:cry: *:cry: *:cry: *:cry: *:cry:

barış türkiye de çocuklara konulabilecek bir isimden fazlası değildir

spartacus
20-01-2007, 12:22
Sevgili seyyah3441

2 Başlıkda bir kaç konu işlendi.
Bir tanesi Muaviye'nin kökenine iniyordu, Hilafet kavgaları idi, diğeri ise Ayşe ile Ali'nin savaşı(en az 10.000 ölü), yine aynı hilafet sorunlarına iniyordu.

O zaman her şey ümmet içindi! Her şey ümmet, her şey ümmetçe ve katliamlar bile ümmet-Allah içindi...

Şimdi çıkıp, ümmet ve Allah yerine neyi geçirmeye çalışıyorsunuz? Vatan millet sakarya, atı alan üskadırı geçti, Halice olta atıyor.. Yöntemde değişen ne var?

Salt kutupsal düşünceler ve salt potalı toplumsal yapılar oluşturulması insan tabiatına aykırıdır. Evvela görülmesi gerekn budur.
Birilerini suçlayacaksak öncelikle suçladığımız şeyde kendimizi meşru "ötekini gayrımeşru sayan mekanizmayı görmemiz gerekir.

Alevilere neden yüzyıllarca zulmedildi, çünkü onlar ötekilerdi. Bir alevi aleviliğini savunduğu anda gayrımeşru, bir sünni(genel) sünniliğini savunduğu yada yaşamaya çalıştığı zaman ise meşru idi.
Şimdi insana ve tabiata uygun mu bu durum?!
Alevileri suçlu gören zihniyet, devletini sünni bir kimliğe kadar dayandırıyordu, düşünün devleti bile suç saydığı şeyin üzerine bina ediyordu! Bu halde baskıladığı azınıklarında aynı hakkı olmuyormuydu, eğer sen mezhepe dayalı devlet kurmuşsan arkadaş bende mezhebim ve devletinde bana böylelikle yer yok ise, *benim açımdan mezhebime dayalı devlet olma hakkını tanımış olursun.(işte bezirganların asıl korkusu budur, asıl öz farklı inanmak vs değil, bezirganın saltanatını(cennetini) inanç üzerine kurması ve başka inançlarında aynı hakkı olduğu için cennetini kaybetmek yada mülkiyetinin küçülmesi korkusu-tehdidiyle karşılaşmasıdır. Neyseki Ümmet sağlamdır öl desen ölecek oh bee, bir rahat nefes sıhhatli bir savaş) Dönüp kendimize bakalım ve soruyu soralım, ne farkın var?


"Son dönemlerde ikbal peşinde koşanların en kolay popüler olma yolu etnik kürt milliyetçiliğini *savunmaktan geçiyor"
Demişsiniz, evet aynen de böyledir, çünkü burjuva aydınlanma ve burjuva devlet modeli Ulusal-Devlet modelidir, bu Feodal Ümmet devletlerinin yıkılması ama yeni devletinde toplumsal bir statüye sahip olması(sırtını dayaması) içindir, kimisi erken aldı bu burjuva akımları kimiside geç kaldı yada geç uyandı?!. bir yerde insana yabancı bir şeye dayanmış iseniz aynı şekilde karşınıza aldığınız ve baskıladığınızda aynı hakka sahip olur. Sizce gayrı meşru onlarca ise tam tersine meşrudur. O halde sözünüzü rayına oturtalım, Kürt milliyetçiliği orada eksik kalmış, çünkü onu var eden aynı şekilde kullanım değeri olan ve böylelikle, ayrımlar yaratarak beslenen "etnik Türk Milliyetçiliğidir" Eğer ayrım ve farklılıklardan beslenecek iseniz, sizden farklı olanlara ihtiyacınız vardır, bu ihtiyaçla onuda yaratmış olursunuz yoksa bile yaratırsınız! Kürt Milliyetçiliği ile Türk Milliyetçiliği bir madalyonun iki yüzüdür, birisi, ötekini yaratır ve görülen şu ki, burada yaratan Türk milliyetçiliğidir(hakimdir çünkü, ihtiyaç onundur). Bunun tek çözümüde, merkeze İNSANI koyabilmektir ama buda malesef su başlarını tutan ve toplumu eğitenlerin(enjekte ve empos eden), toplumu belirli potalara alarak kendi çıkarlarınca taraf yapanların işine gelmeyecektir, zor olan burasıdır, LAFI herkes söyler ama gerçek demokraside ÖZNENİN millet, ırk, mezhep, cins değil İNSAN olduğunu herkes bilemez. Böyle bir kaç paragrafla ümmetin, milletin vslerin sınıfsal, tarihsel, bezirgan kullanımıda anlatmak mümkün değil.
"Ya gerçek demokrasi yada hiç(Y.Kemal) bunuda toplumsal olarak bir bütün halinde anlamamız için ise sanırım çok erken"

Değişen ne var ? Yöntem ve mekanizma olarak...
Birisi mezhepçilik yaptığında MEŞRU oluyor, ötekine baskıyı böylelikle meşru görüyor, diğer ezilen ise nedense aynı şeyi yaptığı anda suçlu?!
Suça bakıyorsunuz, meşruyum diyende aynı suçu işliyor?! Nasıl oluyor bu şimdi? Suç ortak, suçlu tek?!

Şimdide mezhepçilik idareten kullanılıyor, milliyetçilik(ırkçı düzeyde) aynı şekilde devam ediyor. Ortada yine SUÇ sayılan bir şeye resmi dayanma var ve ne gariptir ki ortada yine aynı suçu işleyen başkaları(ötekiler) var. Sorun insanlar mı, toplum mu, kim annesini seçme hakkına sahip değilse, kimki böylesi bir alternatif yokken kendini meşru ilan edip gayrısını gayrımeşru sayar insanlığına yabancılaştırılmıştır?

"Zira şu anda emperyalizmin has uşağı konumundaki etnik yapı onlar."

Bu söz size mi ait?! 51. Eyalet vatandaşına?! Emperyalizm etnik olarak yada etnik varlıklardan dolayı hakim olmaz, her menfi kullanım(ister din, ister millet) her dönem menfaatlerine göre hareket eder, ister emperyalist çıkarlar olsun ister başka bir şey..
Bir ev kirasının 400 YTL olduğu bir ülkede, asgari ücreti IMF belirliyor ve ev kirası bile etmiyor.
Ben her ay, 600 YTL vergi ödüyorum, ödemiyorum daha doğrusu cebime girmeden alınıyor, niye, Barınak, Eğitim, Sağlık, yaşam garantisi için, peki ya nerede bu yaşam garantisi, eğitim, barınak! İşte bize düşmanlar lazım, lazım ki, önümüzden geçip giden trenleri izlemeye duralım... Bize tren lazım tren!! Çuf, çuf çuf...

sargon
20-01-2007, 12:47
Yasar Kemal'in yazilarini karsima ciktikca okurum. 3K diye bir seye simdiye kadar rastlamadim. 3K soylemi vardir ama baska birseydir. Turkiyedeki gerici ve millyetci atmosferi anlatmak icin kullanilir. Turkiye'de uc dusman vardir denir. Kurtler, komunistler, kizilbaslar. Bu soz genel olarak milliyetci ve gerici yobaz zihniyeti anlatmak icin kullanilir. Yasar Kemal'le ilgisini ilk olarak duyuyorum.

seyyah3441
20-01-2007, 21:08
Sevgili spartacus,

Zaten yazımda Yaşar Kemal'in konuşmasındaki eksik noktanın ezilen tüm halkların savunulması olduğunu belirtmiştim.Dolayısı ile bir etnik grubu var *diğerlerini ise yok saymaktır Y.Kemal'in yaptığı.

Yaşadığımız ülkede sömürülen *kitlelerin ortak *mücadelesini yaratmak mı aydın sorumluluğudur yoksa popülist etnisiteye sarılmak mı?

Ben Y.Kemal 'i *etnik söylemleri nedeni ile eleştirmedim.Aydın kimliğinin var olması *hasabi ile bu aydın kimliğine yakışmadığını düşündüğüm diğer halkları dışlayan söylemi nedeni ile eleştirdim.

Toplumlar ekonomik yapılarındaki değişimlere sosyal yapılarını uyumlaştırma çabalarını sürdürürken (ki buna burjuva demokratik devrimi vs *gibi *yaftalar takıyoruz) doğal olarak * doktrinel bir temelde oluşturacaklardır.Buda en kolay olana yönelme şeklinde kendini gösterecektir.

Dolayısı ile sizin deyiminiz ile " merkeze İNSANI koyabilmek" çabası içinde olmayıp en yakın ve enkolay söyleme sığınan bir kişide kendi bağlı olduğu etnik yapının yeni oluşturmaya çalıştığı sosyal olguya (devlet) temel oluşturma çabası içinde değilmidir.

Ve siz bu *yaklaşıma aydın yaklaşımı ve bu kişiye aydın diyebilirmisiniz.

Biz doğruları savunmak zorundayız *hatayı *yapan bizden diye hatayı görmemezlikten mi gelmek gerekir.Sanırım buda aydın sorumluluğüuna sığmaz.

"Zira şu anda emperyalizmin has uşağı konumundaki etnik yapı onlar."
Evet *bu söz *bana ait.Yanlış mı?

Toplumların tarihlerinde övünülecek olaylar olmalıdır ki *etnik yapıları ile övünebilsinler.Sizce *tarih yaşananları ihanet değilde hangi kelime ile *yazacak.Kurtuluş mücadelesi mi? :lol:

seyyah3441
20-01-2007, 22:11
Sevgili sargon,

Her şeyin bir ilki *vardır.. :lol:

dilaver
20-01-2007, 23:05
Zaten yazımda Yaşar Kemal'in konuşmasındaki eksik noktanın ezilen tüm halkların savunulması olduğunu belirtmiştim.Dolayısı ile bir etnik grubu var *diğerlerini ise yok saymaktır Y.Kemal'in yaptığı. seyyah
-----------

* * * Konferansın ismine bakmamız lazım öncelikle. "Türkiye Barışını Arıyor." Bu Türkiye'nin fiili olarak bir savaşta oldugunun ifadesidir. Buna da herhalde hiçbirimiz karşı çıkmıyoruz. Bunun tarafları ise Türkiye Cumhuriyeti Devleti ile Kürtleri temsil ettigini iddia eden milliyetçi bir siyasi yapılanmadır.

* * * Bu siyasi yapılanma her ne kadar kabul görmese de Kürtler'in destegine sahiptir ve 33 senedir fiilen bir savaşın içerisindedir. Bir hükümran devletin toprakları içerisinde bir örgütün 33 senedir savaşması en azından savaştıgı alanlar dahilinde lojistik destegine sahip oldugunun bir göstergesidir. Lazlar desteklemiyor bu örgütü. Eylem yaptıgı alanlardaki vatandaşlarımız destekliyor, besliyor, barındırıyor ve kadro temin ediyor. Ve bunlara bir isim takmış gerilla demiş.

* * * Böyle bir savaş süregelirken ve bu savaşın taraflarından bir tanesinin ana söylemi Kürtler üzerinde olurken, Yaşar Kemal'in kimlerden bahsetmesini bekliyordunuz. Polisario Gerillalarından mı.

* * * *Arkadaşlar öncelikle olgunun ismini dogru koymak gerekiyor. 9. Cumhurbaşkanı Demirel'in de dogru teşhis ettigi gibi bu 29. Kürt isyanıdır.
Bunu öteye beriye çekmek çözümsüzlük üretmek demektir, kan üretmek demektir. Burada iki adet çözüm vardır. Bir tanesi TC nin 33 yıldır üstesinden gelemedigi savaş ve imha çözümü; bir digeri ise yukarıda Yaşar Kemal'in söyleminde dile gelen barış çözümü.

* * * * Yaşar Kemal net olarak vurgulamış. İster gerilla de ister terörist, bunlar söylem, önemli olan kanı durdurabilmek. Kanı durdurmaya var mısınız, yok musunuz. Yoksa dedikodu ile, demagoji ile çözümsüzlüge ve savaşa mı taraftarsınız. İfade etmek istedigi tam da budur, ama her ne hikmetse lafın bu kısmı dallanıp budaklanmış ve Yaşar Kemal hain ilan edilmiştir.

* * * * Şayet çözümden yana iseniz savaşan taraflardan birinin ve onun temsil ettigi iddiasında oldugu kitlenin kim oldugunu tanımlamak zorundasınız. Ve şu soruya cevap vermek durumundasınız. Kürt kimdir ve Kürtler bir ulus mu dur. Bu soruya verilecek dogru yanıtlar ancak bu savaşın durdurulmasında temel amil olarak iş görebilir. Bu soruya dogru yanıt veremeden de kanı durdurabilme olanagı yoktur.

* * * *Yaşar Kemal'in söylemini ben bu şekilde algılıyorum. Türkiyedeki demokrasi mücadelesinin ön şartının da bu savaşın durdurulmasında yattıgını düşünüyorum. Aşırı milliyetçi söylem ve demagojilerin bugün sınıf mücadelesinin önünü kesen ve onu gerileten en büyük etken oldugunu düşünüyorum.

* * * *Yaşar Kemal'in 3 K söylemini sanki önceden hatırlıyorum. Ancak buradaki Kemal'in Mustafa Kemal olması gerekiyor. Yani kişiligimi tanıtlayan üç şey vardır; Mustafa Kemal, komünizm ve Kürt olmam.

* * * *saygılarımla

seyyah3441
20-01-2007, 23:17
Sevgili Dilaver,

Sizce saptamasını yaptığı bu soruna *Y.Kemal ve *diğer "aydın" ların getirdiği çözüm nedir?

Veya sizce çözüm nedir?

dilaver
20-01-2007, 23:32
--

* * *Sevgili seyyah3441

* * *Bana göre gerçek çözüm sınıfsal çözümden bagımsız olarak ele alınamaz. Bunun dışındaki çözümler yapay olacak ve süreç içerisinde başka türlü kendisini yenileyecektir.

* * *Ancak bir ulusun, ulus olmaktan kaynaklanan haklarını da yoksayma ya falanca tarihe erteleme gibi bir bakış açımız olamaz.

* * *Bana mantıki gelen çözüm önerisi Kürt kimliginin tanınıp, Anayasal vatandaşlık kavramı altında, Türk ve Kürt ulusundan bireyler olarak Türkiye Cumhuriyeti adı altında birleşmektir. Devletin tüm yurttaşlarının milliyet ve kültürel haklarının geliştirmesi için destek olmasının altının çizilmesidir.


* * saygılarımla

sosyalist18
21-01-2007, 20:38
Sevgili seyyah,
Cozum Yasar Kemal'in bu konusmasinin icinde.Tabi siz goremiyorsaniz ayri.Gorememnizde normaldir,Kurt ulusunu ULUS olarak tanimayan zihniyet cozumu goremez.

seyyah3441
21-01-2007, 22:43
Sayın sosyalist18,

Benim cehaletimden *dolayı göremediğimi lütfedip söylesenizde aydınlanalım................

PIA
22-01-2007, 01:03
Yaşar Kemalin kitaplarıyla büyüdük.Bu çabasını takdir ediyorum.Tüm aydınların artık yazı yazmanın yanında halka aydınlanma sürecinde omuz omuza destek vermesi gerekmektedir.Gündem eksikleri vardır.Tarikatların doğuda gelişimi ve Ağalık sistemi .İkiside toplumsal yaramızdır.Kadınlarımız hala bu bölgede mal gibi satılmakta eğitlmeleriiçin önü kapatılmaktadır.Bu konunun bir günlük değil uzun bir şekilde incelenip halk hareketine dönmesi taraftarıyım Tüm aydınların *ve akademisyen lerin bu konuda kafa patlatıp.Doğuyu nasıl kalkındırabiliriz,Gçöç'ün önüne nasıl geçilebilir,Ağalık sistemi nasıl darmadağın edilir,Tarikatlar nasıl yok edilir,Doğulu arkadaşlarımız nasıl Aş ve iş sahibi edilir.Üremelirinin önüne nasıl geçilir,Sanayi nasıl kurulur.Eğitim sistemi nasıl olmalıdır(tüm türkiye),Çocuk eğitimi konusunda aileler nasıl biliçlendirilir,vs.Gibi konularda ciddi proje üretsinler bizde halkça katılalım.