PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Kitaba ve kaleme andolsun ki! / Kuran'ın yazılışı


sodomo--
18-01-2007, 10:16
Kağıt türünden yazı mazlemeleri bulmak kolay değildi. Ama Muhammed'in kitaba olan sevdası bu yolda her türlü engeli aşmasına da yardımcı oluyordu.

O dönemde kullanılan yazı malzemelerinden bazıları şunlardı :

Parşömen (raqq, cild) :Eski zamanlarda, uzun zaman korunması, elde bulundurulması istenen kitaplar kağıt yerine ceylan derisi üzerine yazılırdı. Bu deri, özel olarak yazmak için ince deri ya da zar şekline getirilir ve konuşma dilinde de ona "Rakk" denilirdi. Semavi kitaplara inananlar uzun müddet korunsun ve devam etsin diye genellikle Tevrat, Zebur, İncil ve Peygamberlerin getirdikleri sahifeleri işte bu "Rakk" (çok ince deri) üzerine yazarlardı.
(Diyanet Vakfı Tur 2 ayeti tefsiri)

Kırtas (Papirüs) : Papirüs bitkisinin saplarının işlenmiş hali. Mısır'dan bütün dünyaya yayılmış bir kağıt. Abbasiler döneminde kadar yazı için kullanılan temel bir mazleme idi.

Not: Papirüs ve Parşömen için şu iki linki inceleyebilirisiniz

http://www.nilhan.com/?p=30
http://www.geocities.com/izkir/yazininicadi.htm

Lihaf : İnce geniş kolay kazınan türden beyaz taşlara bu isim verilirdi ve ayetler geçici bir süre bu taşlara kazınarak yazılırdı. Daha çok kısa ayetler için kullanılırdı.
Usub: Hurma yaprağı anlamına geliyor. Muhammed Udre'ye yazdığı bir mektupta bunu kullanmıştı.
Hurma dalı : Hurmanın dalını soyup onu geniş bir tarafına yazı yazarlardı.

Ektaf : Develerin kürek kemiği. Ayruca deve ve koyunların baldır kemiği ve omuzundaki geniş kemiklerde kullanılırdı. Bunları kuruttuktan sonra üzerine kolay yazı yazmak mümkün idi.

Azla: Devenin uyluk kemiği

Keranif: Geniş yüzeyli tahtalar, kalın hurma dallarının köklerinden imal ediliyordu.

Aktab : Devenin üzerine konulan tahta.

Muhrak: Bal mumu kaplı ipek muşamba


Muhammed'e vahiy bazen yolculukta deve sırtındayken (Seferi), bazen yolculukta olmadığı normal günlerde (Hadari) bazen gündüz (Nehari), bazen gece (Leyli) bazen yaz (Sayfi) bazen kış (Şitai) de bazen yatağında (Firaşi) bazen yeryüzünde (Ardi), bazen gökyüzünde (Semai) gelirdi.

Vahiy geldiğinde sürekli dudaklarını kıprdatırarak onu tekrarlayarak ezberlemeye çalışırdı. Böyle durumlarda unutulmasından korkulan ayetler alelacele çevresinde bulunan sahabeler tarafından o anda buldukları "üzerine yazılabilir" nesnelere yazılırdı. Bunlar kimi zaman, yumuşak taş (lihaf), kimi zaman kemik(ektaf),kimi zaman da devenin üzerine konulan tahta (aktab), kimi zamanda hurma yaprağına (usub), kimi zamanda ağaç kabuklarına (keranif)yazılırdı.

Bunlar ilk elden alelacele yazım için kullanılan malzemelerdi. Ama ilahi kelam taşların, ağaç kabuklarının, kemiklerin, hurma yapraklarının üzerinde kalmayacak kadar önemli idi. Mümkün olduğunca onları "sahifelere" almalıydı. Daha derli toplu daha düzenli, daha temiz sahifelere. Zaten Tevrat ve İncil de sahifelerde değil miydi ? Hangi kutsal sözler böylesine sıradan nesnelerin üzerinde o günlere gelmişti ki ? Rahib Bahira da ona İncil'den sahifeleri çevirerek ilahi sözler okumuştu ve ona daha 12 yaşındayken peygamber olacağını söylemişti. Biliyordu sahifeler önemli idi ve o sahifelerden müteşekkil kitaplar da önemli idi ve Tanrı ancak o tertemiz sahiflerle anlatırdı kendini. O da böyle tertemiz sahifelere yazmalıyıdı ilahi kelamı.

Çünkü o:"Tertemiz sahifeleri okuyan, Allah tarafından gönderilmiş bir peygamber" idi
(Beyyine 2)

O tertemiz sahifelerdir (Fiy suhufin mukerremetin)
Tertemiz kılınmış, yüce makamlara kaldırılmış mukaddes sahifelerde
Ve katiplerin ellerinde yazılıyordu o
Değerli ve güvenilir katiplerin.
(Abese 13-14-15-16)

Kimdi bu değerli güvenilir katipler ?

Ebu Bekir, Ömer, Osman, Ali, Zübeyir b. Avvam, Amir b. Füheyre, Amr b. As, Abdullah b. Erkam, Sabit b. Kays ve daha kırk kadar katip vardı.

Sahifeler, kolay taşınır, kolay dürülür, birbirine kolay eklenir yumuşak, yassı düzeyli kağıtlardı. Sahifelerden açılan, dürülen şeyler kastediliyordu.

-- İçlerinden her kişi de istiyor ki, kendisine açılıp saçılmış sayfalar verilsin.
(Müdessir 52)

-- Gün olur, göğü, yazı tomarlarını dürer gibi düreriz......
(Enbiya 104)

İşte bu noktada kırtas (papirus) vardı:

--Ve lev nezzelna aleyke kitaben fı kırtasin fe lemessuhü.... (Eğer sana kağıt üzerine yazılmış bir kitap indirseydik de...Enam 7 )

Daha pahalı olan kağıt türü olan raqq yani parşömeni ise kitap ehlinin kitabının sahifelerinde görüyordu.

Tur 1- Tûr'a andolsun,
Tur 2- Satır (satır) dizili kitaba,
Tur 3. Fi rakkım menşur (= Yayılmış ince deri üzerine)

Ve sahifelere yazılar kalem ve mürekkep ile yazılırdı.

--Nun. Kaleme ve (kalem tutanların) yazdıklarına andolsun ki (Kalem 1)

--De ki: Rabbimin sözleri için derya mürekkep olsa ve bir o kadar da ilave getirsek dahi, Rabbimin sözleri bitmeden önce deniz tükenecektir. (Kehf 109)


Ve sahifeler bir araya gelir ciltlenir kitap olurdu.

---Bu, yüzünüze karşı gerçeği söyleyen kitabımızdır (Casiye 29)

---Bu Kitap(Kur'an), kendinden önceki kitapları tasdik eden, şehirler anası (Mekke) halkını ve çevresindeki bütün insanlığı uyarman için indirdiğimiz mübarek bir kitaptır (Enam 92)

İkra (oku), suhuf (sahife), sicilili (yazılı tomar), kırtas (papirüs), raqq (parşömen), kitabün (kitap), kalem (kalem) ve daha da ötesi "sure" de vardı.

--Yoksa: 'Onu kendisi uydurdu' mu diyorlar? De ki: 'Haydi siz, yalan üzere uydurulmuş olarak onun benzeri on sûre getirin ve eğer doğruysanız, Allah'tan başka çağırabildiklerinizi çağırın. (Hud 13)

Tamamı Mekke'de inen bu ayetlerde ne anlatılmak isteniyordu ? Apaçık belli ki, Muhammed
Mekke'de iken mushaf hazırlıyordu.

Kitabın gücünü biliyordu. Hele hele bu kitap kutsal bir kitap ise.

Asırlardan beri o kitaplara itaat etmemiş miydi insanlar ?

Ala 18 Kuşkusuz bu (anlatılanlar) ilk sahifelerde vardır
Ala 19 İbrahim ve Musa'nın sahifelerinde.

O da Musa gibi olmak istiyordu. Hicrete çıkarken bile Musa'nın İsrailoğullarını Mısır'dan çıkarmasını örnek almıyor muydu kendisine ?


--Eğer sana kağıt üzerine yazılmış bir kitap indirseydik de onlar elleriyle onu tutmuş olsalardı.... (Enam 7)

Çok isterdi hazır bir kitap insin ona gökten ama öyle bir kitap inmeyeceğini de biliyordu ve işini Allah'a bırakmayacak kadar gerçekçi idi.

O halde kendisi yazacaktı bu kitabı...

(Devam edecek)

frodo
18-01-2007, 18:31
Gönlüm bu çalışmanın ikinci sayfada olmasına izin vermiyor.

simonuniti
18-01-2007, 18:57
sodomo hocam devamini bekliyoruz.,,,,merakla

sodomo--
19-01-2007, 18:38
Arkadaşlar bu metin için biraz zamana ihtiyaç doğdu çünkü bazı noktalarda takıldım ve biraz daha araştırma yapmam gerekecek.

Not : Semai olarak inen vahiyler *Mirac ile ilgilidir.
Namazın 5 vakit olarak düzenlenmesi ve Bakara suresinin son ayetleri ile şirk koşmaayanların cennetle müjdelenmesi semaidir bir görüşe göre.

http://tr.wikipedia.org/wiki/Mirac

Diğer bir görüş ise Mirac'da ayet inmediği ama ama Allah'ın en büyük ayetlerin görüldüğü yönündedir. Bunun içinde Necm suresi 1-18 ve İsra 1'e bakabilirsiniz.

maddeoz
19-01-2007, 22:59
Sodoma abi helal olsun. Sen yaz abi biz okucaz merakla...

zelzeleci
22-01-2007, 05:07
Bilgisayarımdaki dosyaları sıkıştıran programa andolsun ki; eğer bilirseniz bu büyük bir yemindir; :D
Güzel çalışma olmuş. Teşekkürler...

sodomo--
22-01-2007, 17:46
Hangi birimiz kitaba onun kadar değer verdik ? Evet, belki bizlerde kitaplarla çok haşır neşir olduk ama kitabı hiç bu denli yüceltmedik.
Onun için kitap apayrı bir şeydi... Kitaba verdiği değer o kadar yüksekti ki, sonunda kendi kitabını Tanrılaştıracaktı. Tanrı kitap indirmiyordu ama kitap Tanrı ile buluşabilrdi.

Evet kitabı kendisi yazacaktı...
Aldığı ilk emir "oku" idi ama neyi okuyacaktı ki ? Oldukça tuhaf bir durum. Aslında o bu emri kendisine değil insanlara veriyordu. Çünkü pek yakın bir zaman içinde kendi eserini yazacak ve onu da okutacaktı.


---Biz ise her şeyi bir kitapta sayıp yazmışızdır. (Nebe 29)

Herşeyi ama herşeyi tek bir kitapta yazacaktı.

Komik geliyordu ona insanların mucize istekleri. Ne kadar da cahildirler. Kitaptan daha büyük mucize mi vardı ?

Eski kitaplardadaki peygamberlerden de mucizeler istemişlerdi ama mucizeler gösterildiğinde onlara inanmışlar mıydı ?

Ama kitaplar öyle miydi ya... Öylesine büyük peygamber mucizelerine inanmayanlar o kitapları delicesine okuyor, ezberliyor, ve birbirlerine anlatıyorlardı. Kuşaktan kuşağa yüzlerce, binlerce yıldır anlatılan o kitaplardaki hikayeler yok mu o hikayeler... Nasıl da etkilyordu insanları...

O kitaplar baş tacı idi, o kitaplar sevgili gibiydi, dost gibiydi insanlara...Hele o kitapları yazanlar.. Ölümsüz isimlerdi.

Evet bütün mucize gösterileri beyhude bir çabaydı. Onlar gelip geçici etkiler bırakıyor ama kitaplar unutulmuyordu.

--Sonra onun arkasından birçok peygamberi kendi toplumlarına gönderdik. Onlara mucizeler getirdiler. Fakat onlar daha önce yalanladıkları şeye inanacak değillerdi... (Yunus 74)

O da öyle yapacaktı. Mucizelerle işi yoktu onun. O yaştan sonra cambazlık yapmaya da niyeti yoktu.

--Biz onlara mucizelerimizi vermiştik; fakat onlardan yüz çevirmişlerdi (Hicr 81)
--Yeryüzünde haksız yere böbürlenenleri ayetlerimden uzaklaştıracağım. Onlar bütün mucizeleri görseler de iman etmezler... (Ahkaf 146)
--Bir mucize görseler alay ederler (Saffat 14)

Mucize görünce de ötekiler gibi "sahifelerde derlenmiş" olanını isterlerdi..

--Onlara bir mucize getirmediğin zaman, (ötekiler gibi) onu da derleyip getirseydin ya! derler. (Araf 203)

Ötekiler gibi...
Sahiflelerde derlenmemiş bir mucizenin ne kıymeti vardı ki ? Hiçbirisi kalıcı etki bırakmıyordu.
O insanların kitaba olan açlığını görmüştü.
Hele hele mukaddes sahifeleri olan kitaplara.

İnsanların çocuklar gibi hikayeler dinlemeye ihtiyacı vardı. Bir çocuk için masal ile gerçek arasında ayırım yapmak zor idi. Ve bizler çocuklar kadar keyifle dinleyemeyiz masalları o yüzden. Daha gerçekçiyizdir ya..Küçümseriz ya masalları hayal ürünü diye... Halbuki onun çevresinde de daha öncekilerin ki gibi çocuklar vardı ve hiçte küçümsemiyorlardı masalların büyüsünü. Onlar büyülenmek istiyorlardı. Apayrı bir keyif duyuyorlardı masallar dinlemekten, hele hele kendilerinin içinde olduğu masallardan. Evet o bir masal yazarından daha fazla şeyler sunacaktı insanlara. Onların hepsini bir masal kahramanı yapacaktı...Artık masalları dinletmek değil masalların içinde yaşamak istiyorlardı. Kendisi de diğer bütün masal yazarları gibi ölümsüzleşecekti. Az şey değildi bu bir yazar için. Kendi ölümsüz eserini yazmak en büyük arzusu idi.

Evet, o kitaba tapıyordu. Herkesin bir putu vardı, onun ki de "kitap" idi. Yüzyıllardır o kitaplar mucizevi bir şekilde insanları etkilemişti. Şimdi o da kitap yazarı olacaktı öncekiler gibi ölümsüzleşecekti..

Bunu defalarca söylüyordu. Bıktırırcasına kendi kitabına çekmek istiyordu insanların dikkatini. Tarihte ilk ve son kez bir kitap kendisinden övgü ile bahsediyordu. Adeta o kitap kendi Tanrılığını anlatmaya çalışıyordu.

Mukatta harfleri ile ilgili çalışmamda bahsettiğim gibi bu harfler bize Mekke'de "kısmi bir mushafın" yazıldığını işaretini veriyor. Mukattalar da geçici olarak sureleri birbirinden ayırmak amacı ile kullanılan sure isimleri veya işaretleri idi. Kuran'daki "sık tekrarlar" surelerin oluşmasını zorlayan bir faktör idi çünkü anlam olarak birbirine benzer olan ayetleri alt alta getirilmesi bir metin oluşturmak için mümkün değildi. İlginç olan ise Mukatta harfleri ile başlayan surelerin ilk ayetleri baskın bir şekilde "Kuranın vahiy kitabı olduğuna" vurgu yapıyordu aşağıda göreceğiniz gibi :



Bakara 2. O kitap (Kur'an); onda asla şüphe yoktur. O, müttakiler (sakınanlar ve arınmak isteyenler) için bir yol göstericidir.
Ali İmran 3. (Resulüm!) O, sana Kitab'ı hak ve önceki kitapları tasdik edici olarak indirdi, Tevrat ile İncil'i ve Furkan'ı indirmişti.
Araf 2 (Bu), kendisiyle insanları uyarman, inananlara öğüt vermen için sana indirilen bir kitaptır. Artık bu hususta kalbinde bir şüphe olmasın.
Yunus 1 Elif. Lam. Ra. İşte bunlar hikmet dolu Kitab'ın ayetleridir.
Hud 1. Elif. Lam. Ra. (Bu sana indirilen), hikmet sahibi (ve) her şeyden haberdar olan (Allah) tarafından ayetleri sağlamlaştırılmış, sonra da açıklanmış bir kitaptır.
Yusuf 1. Elif. Lam. Ra. Bunlar, apaçık Kitab'ın ayetleridir.
Rad 1. Elif. Lam. Mim. Ra. Bunlar, Kitab'ın ayetleridir. Sana Rabbinden indirilen haktır, fakat insanların çoğu inanmazlar.
İbrahim 1. Elif. Lam. Ra. (Bu Kur'an), Rablerinin izniyle insanları karanlıklardan aydınlığa, yani her şeye galip (ve) övgüye layık olan Allah'ın yoluna çıkarman için sana indirdiğimiz bir kitaptır.
Hicr 1 Elif. Lam. Ra. Bunlar Kitab'ın ve apaçık bir Kur'an'ın ayetleridir.
Meryem ?
Taha 2. Biz, Kur'an'ı sana, güçlük çekesin diye değil, ancak Allah'tan korkanlara bir öğüt olsun diye indirdik.
Şuara 2. Bunlar, apaçık Kitab'ın ayetleridir.
Neml 1 Ta. Sin. Bunlar Kur'an'ın, (gerçekleri) açıklayan Kitab'ın ayetleridir.
Kasas 2 Bunlar, apaçık Kitab'ın ayetleridir
Ankebut 45 (Resulüm!) Sana vahyedilen Kitab'ı oku ve namazı kıl.....
Rum 58. Andolsun ki biz, bu Kur'an'da insanlar için her çeşit misale yer vermişizdir.
Lukman 2. İşte bu ayetler, hikmet dolu Kitab'ın ayetleridir.
Secde 2. Bu Kitab'ın, alemlerin Rabbi tarafından indirilmiş olduğunda asla şüphe yoktur.
Yasin 2 Hikmet dolu Kur'an hakkı için,
Sad 1. Sad. Öğüt veren Kur'an'a yemin ederim ki,
Mümin 2 Bu Kitap mutlak galip, hakkıyla bilen, lütuf sahibi Allah tarafından indirilmiştir.
Fussilet 2 (Kur'an) rahman ve rahim olan Allah katından indirilmiştir.
Şura 52 İşte böylece sana da emrimizle Kur'an'ı vahyettik. Sen, kitap nedir, iman nedir bilmezdin
Zuhruf 2. Apaçık Kitab'a andolsun ki ,
Duhan 2 Apaçık olan Kitab'a andolsun ki,
Casiye 2. Kitap, aziz ve hakim olan Allah tarafından indirilmiştir
Ahkaf 2. Bu Kitap aziz ve hakim olan Allah tarafından indirilmiştir.
Kaf 1 Kaf. Şerefli Kur'an'a andolsun.
Kalem 1. Nun. Kaleme ve (kalem tutanların) yazdıklarına andolsun ki
---------------------------
Kehf 1. Hamd olsun Allah'a ki kulu (Muhammed'e), Kitab 'ı indirdi ve ona hiçbir eğrilik koymadı.
Furkan 1 Âlemlere uyarıcı olsun diye kulu Muhammed'e Furkan'ı indiren, Allah, yüceler yücesidir
Zümer 1. Bu Kitap izzet ve hikmet sahibi Allah katından indirilmiştir.

Meryem suresi hariç diğer bütün mukatta harfleri ile başlayan surelerde Kuran'ın bir vahiy kitabı olduğu defalarca ve adeta bıktırırcasına anlatılıyordu. Ankebut, Rum ve Şura surelerindeki bu ayetler ilk ayetlerde değildi ama surenin içindeki diğer ayetlerde vardı. Kehf, Furkan, Zümer gibi mukattasız surelerde de ilk ayetlerde "Kuran'ın vahiy kitabı olduğunu anlatan" aynı ayetler mevcut idi.

"Sık tekraralar" sure oluşumuna neden olan bir faktördü. Peki sık tekrarlara neden olan şey ne idi ? Bu Mekke dönemindeki sık tekrarların "Kuran'ın vahiy kitabı oluşu" ile ilgili ayetler olduğunu (yukarıdaki gibi) görünce onun da kendisini sürekli yücelterek öven ve insanların dikkatini kendisine çekmek zorunda hisseden bir kitabın kendi kendisini yüceltme arzusundan geldiğini görebiliriz. Bir nevi sürekli aynı şeye "vurgu" yaparak insanları başlangıçta ikna etmek zorunda hissediyordu Kuran kendisini. Özellikle Mekke döneminin başlangıcında bu ihtiyaç çok daha fazla idi.

Önce benim bir "vahiy kitabı olduğuma inanın" gerisi kolay...

(Deam edecek)

timsah
13-09-2008, 00:45
update ...

istavrit
13-09-2008, 03:45
harika bir sodomo arastirmasi.

zaman zaman siteye giriyorsa umudu ile,

lutfen goruselim sodomo demek istiyorum

Aydınus
13-09-2008, 04:22
harika bir sodomo arastirmasi.

zaman zaman siteye giriyorsa umudu ile,

lutfen goruselim sodomo demek istiyorum


Sevgili İstavrit !

Bu siteye biraz da , kendisini hiç mi hiç tanımadığım sodomo rumuzlu bu arkadaşa olan sempatim sebebiyle üye oldum .

Birçok yorumunu okudum , açtığı başlıkları inceledim .

Hepsi fevkaledeydi , hepsi araştırma ürünü , hepsi emekti .

Amma velakin güya emeğin kutsallığını savunanlara karşı polemiğe girdiği ve kimseye de dert anlatamadığı için küstü gitti .

Zira tesadüfen rastgeldiğim bazı yorumlarda bunun farkına vardım .

Yazık .

Böyle bir arkadaşı bile sırf ideolojik tartışma yüzünden küstürmek kadar yanlışlık olamaz diye düşünüyorum .

Keşke geri dönse .

Not : Sodomo rumuzlu bu şahsı ne tanırım ne de kendisi ile görüşmüşlüğüm vardır .

istavrit
13-09-2008, 05:28
sevgili aydinus,

sitenin cizgisi ile zaman zaman bende ters dustum..bu konuda ayriliklar yasadik, bazi dostlari kaybettik...gecmise girmek istemiyorum.

bu yazimi sevgili cem'inde okuyup kendi adina ozelestiri verecegini dusunuyorum..

sitenin duayenleri, akademik calismalar yapan arkadaslarimiz vardi...
yasamlarindan, ailelerinden, belkide cocuklarina ayiracaklari zamanlardan ozveride bulunup calismalarini bizlerle paylasiyorlardi...

mutezile vardi mesela, bir akademisyen ustaligi ile yazan..
liop vardi, muthis bir bilim adami, hem bilimsel, hemde herkesin algilayacagi dilden yazan bir usta kalem...

ezkamo hocamiz vardi, sabirli calismalari ile.

sargon bile yazmaz oldu...

ya sodomo...benim fovarim, agresif oldug icin kabina sigmayan arastirmaci bir kisilik..muhtesemdi..

hatta cok class muslumanlar vardi sitede...mesela aleminyum..harika bir kalem.inanmasanizda keyifle okuacaginiz bir arkadas, o varken biz daha dikkatli yazardik mesela..otokontrolumuz oydu sanki..daha cok arastirmak zorunda birakirdi bizi..

onlar olmayinca sitenin biraz yavan oldugu ortada..

keybedilmemesi gereken bir deger ise pante.bu konuda sansliyiz hala sitede zaman zaman yaziyor...

geri donun guzel insanlar demekten baska bir sey elimden gelmiyor....

Black_TIGER
14-09-2008, 05:09
Kafir dedigim icin yasaklanmisim ateistler kafir degil mi?

Ahlaksız
31-12-2013, 01:00
Güncelleme..

Neva
31-12-2013, 02:46
Kağıt türünden yazı mazlemeleri bulmak kolay değildi. Ama Muhammed'in kitaba olan sevdası bu yolda her türlü engeli aşmasına da yardımcı oluyordu.

O dönemde kullanılan yazı malzemelerinden bazıları şunlardı :

Parşömen (raqq, cild) :Eski zamanlarda, uzun zaman korunması, elde bulundurulması istenen kitaplar kağıt yerine ceylan derisi üzerine yazılırdı. Bu deri, özel olarak yazmak için ince deri ya da zar şekline getirilir ve konuşma dilinde de ona "Rakk" denilirdi. Semavi kitaplara inananlar uzun müddet korunsun ve devam etsin diye genellikle Tevrat, Zebur, İncil ve Peygamberlerin getirdikleri sahifeleri işte bu "Rakk" (çok ince deri) üzerine yazarlardı.
(Diyanet Vakfı Tur 2 ayeti tefsiri)

Kırtas (Papirüs) : Papirüs bitkisinin saplarının işlenmiş hali. Mısır'dan bütün dünyaya yayılmış bir kağıt. Abbasiler döneminde kadar yazı için kullanılan temel bir mazleme idi.

Not: Papirüs ve Parşömen için şu iki linki inceleyebilirisiniz

http://www.nilhan.com/?p=30
http://www.geocities.com/izkir/yazininicadi.htm

Lihaf : İnce geniş kolay kazınan türden beyaz taşlara bu isim verilirdi ve ayetler geçici bir süre bu taşlara kazınarak yazılırdı. Daha çok kısa ayetler için kullanılırdı.
Usub: Hurma yaprağı anlamına geliyor. Muhammed Udre'ye yazdığı bir mektupta bunu kullanmıştı.
Hurma dalı : Hurmanın dalını soyup onu geniş bir tarafına yazı yazarlardı.

Ektaf : Develerin kürek kemiği. Ayruca deve ve koyunların baldır kemiği ve omuzundaki geniş kemiklerde kullanılırdı. Bunları kuruttuktan sonra üzerine kolay yazı yazmak mümkün idi.

Azla: Devenin uyluk kemiği

Keranif: Geniş yüzeyli tahtalar, kalın hurma dallarının köklerinden imal ediliyordu.

Aktab : Devenin üzerine konulan tahta.

Muhrak: Bal mumu kaplı ipek muşamba


Muhammed'e vahiy bazen yolculukta deve sırtındayken (Seferi), bazen yolculukta olmadığı normal günlerde (Hadari) bazen gündüz (Nehari), bazen gece (Leyli) bazen yaz (Sayfi) bazen kış (Şitai) de bazen yatağında (Firaşi) bazen yeryüzünde (Ardi), bazen gökyüzünde (Semai) gelirdi.

Vahiy geldiğinde sürekli dudaklarını kıprdatırarak onu tekrarlayarak ezberlemeye çalışırdı. Böyle durumlarda unutulmasından korkulan ayetler alelacele çevresinde bulunan sahabeler tarafından o anda buldukları "üzerine yazılabilir" nesnelere yazılırdı. Bunlar kimi zaman, yumuşak taş (lihaf), kimi zaman kemik(ektaf),kimi zaman da devenin üzerine konulan tahta (aktab), kimi zamanda hurma yaprağına (usub), kimi zamanda ağaç kabuklarına (keranif)yazılırdı.

Bunlar ilk elden alelacele yazım için kullanılan malzemelerdi. Ama ilahi kelam taşların, ağaç kabuklarının, kemiklerin, hurma yapraklarının üzerinde kalmayacak kadar önemli idi. Mümkün olduğunca onları "sahifelere" almalıydı. Daha derli toplu daha düzenli, daha temiz sahifelere. Zaten Tevrat ve İncil de sahifelerde değil miydi ? Hangi kutsal sözler böylesine sıradan nesnelerin üzerinde o günlere gelmişti ki ? Rahib Bahira da ona İncil'den sahifeleri çevirerek ilahi sözler okumuştu ve ona daha 12 yaşındayken peygamber olacağını söylemişti. Biliyordu sahifeler önemli idi ve o sahifelerden müteşekkil kitaplar da önemli idi ve Tanrı ancak o tertemiz sahiflerle anlatırdı kendini. O da böyle tertemiz sahifelere yazmalıyıdı ilahi kelamı.

Çünkü o:"Tertemiz sahifeleri okuyan, Allah tarafından gönderilmiş bir peygamber" idi
(Beyyine 2)

O tertemiz sahifelerdir (Fiy suhufin mukerremetin)
Tertemiz kılınmış, yüce makamlara kaldırılmış mukaddes sahifelerde
Ve katiplerin ellerinde yazılıyordu o
Değerli ve güvenilir katiplerin.
(Abese 13-14-15-16)

Kimdi bu değerli güvenilir katipler ?

Ebu Bekir, Ömer, Osman, Ali, Zübeyir b. Avvam, Amir b. Füheyre, Amr b. As, Abdullah b. Erkam, Sabit b. Kays ve daha kırk kadar katip vardı.

Sahifeler, kolay taşınır, kolay dürülür, birbirine kolay eklenir yumuşak, yassı düzeyli kağıtlardı. Sahifelerden açılan, dürülen şeyler kastediliyordu.

-- İçlerinden her kişi de istiyor ki, kendisine açılıp saçılmış sayfalar verilsin.
(Müdessir 52)

-- Gün olur, göğü, yazı tomarlarını dürer gibi düreriz......
(Enbiya 104)

İşte bu noktada kırtas (papirus) vardı:

--Ve lev nezzelna aleyke kitaben fı kırtasin fe lemessuhü.... (Eğer sana kağıt üzerine yazılmış bir kitap indirseydik de...Enam 7 )

Daha pahalı olan kağıt türü olan raqq yani parşömeni ise kitap ehlinin kitabının sahifelerinde görüyordu.

Tur 1- Tûr'a andolsun,
Tur 2- Satır (satır) dizili kitaba,
Tur 3. Fi rakkım menşur (= Yayılmış ince deri üzerine)

Ve sahifelere yazılar kalem ve mürekkep ile yazılırdı.

--Nun. Kaleme ve (kalem tutanların) yazdıklarına andolsun ki (Kalem 1)

--De ki: Rabbimin sözleri için derya mürekkep olsa ve bir o kadar da ilave getirsek dahi, Rabbimin sözleri bitmeden önce deniz tükenecektir. (Kehf 109)


Ve sahifeler bir araya gelir ciltlenir kitap olurdu.

---Bu, yüzünüze karşı gerçeği söyleyen kitabımızdır (Casiye 29)

---Bu Kitap(Kur'an), kendinden önceki kitapları tasdik eden, şehirler anası (Mekke) halkını ve çevresindeki bütün insanlığı uyarman için indirdiğimiz mübarek bir kitaptır (Enam 92)

İkra (oku), suhuf (sahife), sicilili (yazılı tomar), kırtas (papirüs), raqq (parşömen), kitabün (kitap), kalem (kalem) ve daha da ötesi "sure" de vardı.

--Yoksa: 'Onu kendisi uydurdu' mu diyorlar? De ki: 'Haydi siz, yalan üzere uydurulmuş olarak onun benzeri on sûre getirin ve eğer doğruysanız, Allah'tan başka çağırabildiklerinizi çağırın. (Hud 13)

Tamamı Mekke'de inen bu ayetlerde ne anlatılmak isteniyordu ? Apaçık belli ki, Muhammed
Mekke'de iken mushaf hazırlıyordu.

Kitabın gücünü biliyordu. Hele hele bu kitap kutsal bir kitap ise.

Asırlardan beri o kitaplara itaat etmemiş miydi insanlar ?

Ala 18 Kuşkusuz bu (anlatılanlar) ilk sahifelerde vardır
Ala 19 İbrahim ve Musa'nın sahifelerinde.

O da Musa gibi olmak istiyordu. Hicrete çıkarken bile Musa'nın İsrailoğullarını Mısır'dan çıkarmasını örnek almıyor muydu kendisine ?


--Eğer sana kağıt üzerine yazılmış bir kitap indirseydik de onlar elleriyle onu tutmuş olsalardı.... (Enam 7)

Çok isterdi hazır bir kitap insin ona gökten ama öyle bir kitap inmeyeceğini de biliyordu ve işini Allah'a bırakmayacak kadar gerçekçi idi.

O halde kendisi yazacaktı bu kitabı...

(Devam edecek)

Veya bizzat kendisi kaleme almayacak, okuyacak, belki bunu rahibeye satir satir yazdiracakti.

Nasil olsa insanlar, yillar sonra Nun'un o donem rahibelerine verilen isim oldugunu ogrenecekler, hersey su yuzune cikacakti. Onlari da unutmayip kitapta ayrica bir sure ile anlatacakti.


Guzel bir calisma olmus sayin Sodomo, katkida bulunayim dedim, tesekkurler.