sodomo--
18-01-2007, 10:16
Kağıt türünden yazı mazlemeleri bulmak kolay değildi. Ama Muhammed'in kitaba olan sevdası bu yolda her türlü engeli aşmasına da yardımcı oluyordu.
O dönemde kullanılan yazı malzemelerinden bazıları şunlardı :
Parşömen (raqq, cild) :Eski zamanlarda, uzun zaman korunması, elde bulundurulması istenen kitaplar kağıt yerine ceylan derisi üzerine yazılırdı. Bu deri, özel olarak yazmak için ince deri ya da zar şekline getirilir ve konuşma dilinde de ona "Rakk" denilirdi. Semavi kitaplara inananlar uzun müddet korunsun ve devam etsin diye genellikle Tevrat, Zebur, İncil ve Peygamberlerin getirdikleri sahifeleri işte bu "Rakk" (çok ince deri) üzerine yazarlardı.
(Diyanet Vakfı Tur 2 ayeti tefsiri)
Kırtas (Papirüs) : Papirüs bitkisinin saplarının işlenmiş hali. Mısır'dan bütün dünyaya yayılmış bir kağıt. Abbasiler döneminde kadar yazı için kullanılan temel bir mazleme idi.
Not: Papirüs ve Parşömen için şu iki linki inceleyebilirisiniz
http://www.nilhan.com/?p=30
http://www.geocities.com/izkir/yazininicadi.htm
Lihaf : İnce geniş kolay kazınan türden beyaz taşlara bu isim verilirdi ve ayetler geçici bir süre bu taşlara kazınarak yazılırdı. Daha çok kısa ayetler için kullanılırdı.
Usub: Hurma yaprağı anlamına geliyor. Muhammed Udre'ye yazdığı bir mektupta bunu kullanmıştı.
Hurma dalı : Hurmanın dalını soyup onu geniş bir tarafına yazı yazarlardı.
Ektaf : Develerin kürek kemiği. Ayruca deve ve koyunların baldır kemiği ve omuzundaki geniş kemiklerde kullanılırdı. Bunları kuruttuktan sonra üzerine kolay yazı yazmak mümkün idi.
Azla: Devenin uyluk kemiği
Keranif: Geniş yüzeyli tahtalar, kalın hurma dallarının köklerinden imal ediliyordu.
Aktab : Devenin üzerine konulan tahta.
Muhrak: Bal mumu kaplı ipek muşamba
Muhammed'e vahiy bazen yolculukta deve sırtındayken (Seferi), bazen yolculukta olmadığı normal günlerde (Hadari) bazen gündüz (Nehari), bazen gece (Leyli) bazen yaz (Sayfi) bazen kış (Şitai) de bazen yatağında (Firaşi) bazen yeryüzünde (Ardi), bazen gökyüzünde (Semai) gelirdi.
Vahiy geldiğinde sürekli dudaklarını kıprdatırarak onu tekrarlayarak ezberlemeye çalışırdı. Böyle durumlarda unutulmasından korkulan ayetler alelacele çevresinde bulunan sahabeler tarafından o anda buldukları "üzerine yazılabilir" nesnelere yazılırdı. Bunlar kimi zaman, yumuşak taş (lihaf), kimi zaman kemik(ektaf),kimi zaman da devenin üzerine konulan tahta (aktab), kimi zamanda hurma yaprağına (usub), kimi zamanda ağaç kabuklarına (keranif)yazılırdı.
Bunlar ilk elden alelacele yazım için kullanılan malzemelerdi. Ama ilahi kelam taşların, ağaç kabuklarının, kemiklerin, hurma yapraklarının üzerinde kalmayacak kadar önemli idi. Mümkün olduğunca onları "sahifelere" almalıydı. Daha derli toplu daha düzenli, daha temiz sahifelere. Zaten Tevrat ve İncil de sahifelerde değil miydi ? Hangi kutsal sözler böylesine sıradan nesnelerin üzerinde o günlere gelmişti ki ? Rahib Bahira da ona İncil'den sahifeleri çevirerek ilahi sözler okumuştu ve ona daha 12 yaşındayken peygamber olacağını söylemişti. Biliyordu sahifeler önemli idi ve o sahifelerden müteşekkil kitaplar da önemli idi ve Tanrı ancak o tertemiz sahiflerle anlatırdı kendini. O da böyle tertemiz sahifelere yazmalıyıdı ilahi kelamı.
Çünkü o:"Tertemiz sahifeleri okuyan, Allah tarafından gönderilmiş bir peygamber" idi
(Beyyine 2)
O tertemiz sahifelerdir (Fiy suhufin mukerremetin)
Tertemiz kılınmış, yüce makamlara kaldırılmış mukaddes sahifelerde
Ve katiplerin ellerinde yazılıyordu o
Değerli ve güvenilir katiplerin.
(Abese 13-14-15-16)
Kimdi bu değerli güvenilir katipler ?
Ebu Bekir, Ömer, Osman, Ali, Zübeyir b. Avvam, Amir b. Füheyre, Amr b. As, Abdullah b. Erkam, Sabit b. Kays ve daha kırk kadar katip vardı.
Sahifeler, kolay taşınır, kolay dürülür, birbirine kolay eklenir yumuşak, yassı düzeyli kağıtlardı. Sahifelerden açılan, dürülen şeyler kastediliyordu.
-- İçlerinden her kişi de istiyor ki, kendisine açılıp saçılmış sayfalar verilsin.
(Müdessir 52)
-- Gün olur, göğü, yazı tomarlarını dürer gibi düreriz......
(Enbiya 104)
İşte bu noktada kırtas (papirus) vardı:
--Ve lev nezzelna aleyke kitaben fı kırtasin fe lemessuhü.... (Eğer sana kağıt üzerine yazılmış bir kitap indirseydik de...Enam 7 )
Daha pahalı olan kağıt türü olan raqq yani parşömeni ise kitap ehlinin kitabının sahifelerinde görüyordu.
Tur 1- Tûr'a andolsun,
Tur 2- Satır (satır) dizili kitaba,
Tur 3. Fi rakkım menşur (= Yayılmış ince deri üzerine)
Ve sahifelere yazılar kalem ve mürekkep ile yazılırdı.
--Nun. Kaleme ve (kalem tutanların) yazdıklarına andolsun ki (Kalem 1)
--De ki: Rabbimin sözleri için derya mürekkep olsa ve bir o kadar da ilave getirsek dahi, Rabbimin sözleri bitmeden önce deniz tükenecektir. (Kehf 109)
Ve sahifeler bir araya gelir ciltlenir kitap olurdu.
---Bu, yüzünüze karşı gerçeği söyleyen kitabımızdır (Casiye 29)
---Bu Kitap(Kur'an), kendinden önceki kitapları tasdik eden, şehirler anası (Mekke) halkını ve çevresindeki bütün insanlığı uyarman için indirdiğimiz mübarek bir kitaptır (Enam 92)
İkra (oku), suhuf (sahife), sicilili (yazılı tomar), kırtas (papirüs), raqq (parşömen), kitabün (kitap), kalem (kalem) ve daha da ötesi "sure" de vardı.
--Yoksa: 'Onu kendisi uydurdu' mu diyorlar? De ki: 'Haydi siz, yalan üzere uydurulmuş olarak onun benzeri on sûre getirin ve eğer doğruysanız, Allah'tan başka çağırabildiklerinizi çağırın. (Hud 13)
Tamamı Mekke'de inen bu ayetlerde ne anlatılmak isteniyordu ? Apaçık belli ki, Muhammed
Mekke'de iken mushaf hazırlıyordu.
Kitabın gücünü biliyordu. Hele hele bu kitap kutsal bir kitap ise.
Asırlardan beri o kitaplara itaat etmemiş miydi insanlar ?
Ala 18 Kuşkusuz bu (anlatılanlar) ilk sahifelerde vardır
Ala 19 İbrahim ve Musa'nın sahifelerinde.
O da Musa gibi olmak istiyordu. Hicrete çıkarken bile Musa'nın İsrailoğullarını Mısır'dan çıkarmasını örnek almıyor muydu kendisine ?
--Eğer sana kağıt üzerine yazılmış bir kitap indirseydik de onlar elleriyle onu tutmuş olsalardı.... (Enam 7)
Çok isterdi hazır bir kitap insin ona gökten ama öyle bir kitap inmeyeceğini de biliyordu ve işini Allah'a bırakmayacak kadar gerçekçi idi.
O halde kendisi yazacaktı bu kitabı...
(Devam edecek)
O dönemde kullanılan yazı malzemelerinden bazıları şunlardı :
Parşömen (raqq, cild) :Eski zamanlarda, uzun zaman korunması, elde bulundurulması istenen kitaplar kağıt yerine ceylan derisi üzerine yazılırdı. Bu deri, özel olarak yazmak için ince deri ya da zar şekline getirilir ve konuşma dilinde de ona "Rakk" denilirdi. Semavi kitaplara inananlar uzun müddet korunsun ve devam etsin diye genellikle Tevrat, Zebur, İncil ve Peygamberlerin getirdikleri sahifeleri işte bu "Rakk" (çok ince deri) üzerine yazarlardı.
(Diyanet Vakfı Tur 2 ayeti tefsiri)
Kırtas (Papirüs) : Papirüs bitkisinin saplarının işlenmiş hali. Mısır'dan bütün dünyaya yayılmış bir kağıt. Abbasiler döneminde kadar yazı için kullanılan temel bir mazleme idi.
Not: Papirüs ve Parşömen için şu iki linki inceleyebilirisiniz
http://www.nilhan.com/?p=30
http://www.geocities.com/izkir/yazininicadi.htm
Lihaf : İnce geniş kolay kazınan türden beyaz taşlara bu isim verilirdi ve ayetler geçici bir süre bu taşlara kazınarak yazılırdı. Daha çok kısa ayetler için kullanılırdı.
Usub: Hurma yaprağı anlamına geliyor. Muhammed Udre'ye yazdığı bir mektupta bunu kullanmıştı.
Hurma dalı : Hurmanın dalını soyup onu geniş bir tarafına yazı yazarlardı.
Ektaf : Develerin kürek kemiği. Ayruca deve ve koyunların baldır kemiği ve omuzundaki geniş kemiklerde kullanılırdı. Bunları kuruttuktan sonra üzerine kolay yazı yazmak mümkün idi.
Azla: Devenin uyluk kemiği
Keranif: Geniş yüzeyli tahtalar, kalın hurma dallarının köklerinden imal ediliyordu.
Aktab : Devenin üzerine konulan tahta.
Muhrak: Bal mumu kaplı ipek muşamba
Muhammed'e vahiy bazen yolculukta deve sırtındayken (Seferi), bazen yolculukta olmadığı normal günlerde (Hadari) bazen gündüz (Nehari), bazen gece (Leyli) bazen yaz (Sayfi) bazen kış (Şitai) de bazen yatağında (Firaşi) bazen yeryüzünde (Ardi), bazen gökyüzünde (Semai) gelirdi.
Vahiy geldiğinde sürekli dudaklarını kıprdatırarak onu tekrarlayarak ezberlemeye çalışırdı. Böyle durumlarda unutulmasından korkulan ayetler alelacele çevresinde bulunan sahabeler tarafından o anda buldukları "üzerine yazılabilir" nesnelere yazılırdı. Bunlar kimi zaman, yumuşak taş (lihaf), kimi zaman kemik(ektaf),kimi zaman da devenin üzerine konulan tahta (aktab), kimi zamanda hurma yaprağına (usub), kimi zamanda ağaç kabuklarına (keranif)yazılırdı.
Bunlar ilk elden alelacele yazım için kullanılan malzemelerdi. Ama ilahi kelam taşların, ağaç kabuklarının, kemiklerin, hurma yapraklarının üzerinde kalmayacak kadar önemli idi. Mümkün olduğunca onları "sahifelere" almalıydı. Daha derli toplu daha düzenli, daha temiz sahifelere. Zaten Tevrat ve İncil de sahifelerde değil miydi ? Hangi kutsal sözler böylesine sıradan nesnelerin üzerinde o günlere gelmişti ki ? Rahib Bahira da ona İncil'den sahifeleri çevirerek ilahi sözler okumuştu ve ona daha 12 yaşındayken peygamber olacağını söylemişti. Biliyordu sahifeler önemli idi ve o sahifelerden müteşekkil kitaplar da önemli idi ve Tanrı ancak o tertemiz sahiflerle anlatırdı kendini. O da böyle tertemiz sahifelere yazmalıyıdı ilahi kelamı.
Çünkü o:"Tertemiz sahifeleri okuyan, Allah tarafından gönderilmiş bir peygamber" idi
(Beyyine 2)
O tertemiz sahifelerdir (Fiy suhufin mukerremetin)
Tertemiz kılınmış, yüce makamlara kaldırılmış mukaddes sahifelerde
Ve katiplerin ellerinde yazılıyordu o
Değerli ve güvenilir katiplerin.
(Abese 13-14-15-16)
Kimdi bu değerli güvenilir katipler ?
Ebu Bekir, Ömer, Osman, Ali, Zübeyir b. Avvam, Amir b. Füheyre, Amr b. As, Abdullah b. Erkam, Sabit b. Kays ve daha kırk kadar katip vardı.
Sahifeler, kolay taşınır, kolay dürülür, birbirine kolay eklenir yumuşak, yassı düzeyli kağıtlardı. Sahifelerden açılan, dürülen şeyler kastediliyordu.
-- İçlerinden her kişi de istiyor ki, kendisine açılıp saçılmış sayfalar verilsin.
(Müdessir 52)
-- Gün olur, göğü, yazı tomarlarını dürer gibi düreriz......
(Enbiya 104)
İşte bu noktada kırtas (papirus) vardı:
--Ve lev nezzelna aleyke kitaben fı kırtasin fe lemessuhü.... (Eğer sana kağıt üzerine yazılmış bir kitap indirseydik de...Enam 7 )
Daha pahalı olan kağıt türü olan raqq yani parşömeni ise kitap ehlinin kitabının sahifelerinde görüyordu.
Tur 1- Tûr'a andolsun,
Tur 2- Satır (satır) dizili kitaba,
Tur 3. Fi rakkım menşur (= Yayılmış ince deri üzerine)
Ve sahifelere yazılar kalem ve mürekkep ile yazılırdı.
--Nun. Kaleme ve (kalem tutanların) yazdıklarına andolsun ki (Kalem 1)
--De ki: Rabbimin sözleri için derya mürekkep olsa ve bir o kadar da ilave getirsek dahi, Rabbimin sözleri bitmeden önce deniz tükenecektir. (Kehf 109)
Ve sahifeler bir araya gelir ciltlenir kitap olurdu.
---Bu, yüzünüze karşı gerçeği söyleyen kitabımızdır (Casiye 29)
---Bu Kitap(Kur'an), kendinden önceki kitapları tasdik eden, şehirler anası (Mekke) halkını ve çevresindeki bütün insanlığı uyarman için indirdiğimiz mübarek bir kitaptır (Enam 92)
İkra (oku), suhuf (sahife), sicilili (yazılı tomar), kırtas (papirüs), raqq (parşömen), kitabün (kitap), kalem (kalem) ve daha da ötesi "sure" de vardı.
--Yoksa: 'Onu kendisi uydurdu' mu diyorlar? De ki: 'Haydi siz, yalan üzere uydurulmuş olarak onun benzeri on sûre getirin ve eğer doğruysanız, Allah'tan başka çağırabildiklerinizi çağırın. (Hud 13)
Tamamı Mekke'de inen bu ayetlerde ne anlatılmak isteniyordu ? Apaçık belli ki, Muhammed
Mekke'de iken mushaf hazırlıyordu.
Kitabın gücünü biliyordu. Hele hele bu kitap kutsal bir kitap ise.
Asırlardan beri o kitaplara itaat etmemiş miydi insanlar ?
Ala 18 Kuşkusuz bu (anlatılanlar) ilk sahifelerde vardır
Ala 19 İbrahim ve Musa'nın sahifelerinde.
O da Musa gibi olmak istiyordu. Hicrete çıkarken bile Musa'nın İsrailoğullarını Mısır'dan çıkarmasını örnek almıyor muydu kendisine ?
--Eğer sana kağıt üzerine yazılmış bir kitap indirseydik de onlar elleriyle onu tutmuş olsalardı.... (Enam 7)
Çok isterdi hazır bir kitap insin ona gökten ama öyle bir kitap inmeyeceğini de biliyordu ve işini Allah'a bırakmayacak kadar gerçekçi idi.
O halde kendisi yazacaktı bu kitabı...
(Devam edecek)