Orijinalini görmek için tıklayınız : İki Gaziantep
(...)
Birkaç yıl önce, daha hiç kimse 'Arap Baharı'nın düşünü bile görmez iken, Gaziantep'in ışıltılı yepyeni alışveriş merkezleri günübirlik alışverişe gelen Suriyelilerle dolup taşıyordu. Gaziantep ekonomik patlama yaşayan 'Anadolu kaplanı' kentlerden biriydi. Suriyeliler alışveriş torbalarını yüklenmiş halde, sınırı aşıp evlerine dönerdi.
Bugünse yıpranmış Halep plakaları taşıyan otomobiller Gaziantep'e yüklü halde geliyor. Yükleriyse aile eşyası. Ve genelde, hiç geri dönmüyorlar.
İki Gaziantep var burada.
Türkiye'nin resmi Gaziantep'i, hareketli, kendine güvenen vilayet.
Ve bir de birçoklarınca görülemeyen, gizli Suriye kenti. Bir apartman dairesine 3-4 mülteci ailesinin sığıştığı Gaziantep. Diz dize yaşamak zorunda kalan Suriyeli politikacılar, gazeteciler, odalarda ve mutfaklarda üniversite ortamını yaratmaya çalışan Suriyeli profesörler ve öğrencileri.
İki Gaziantep farklı saatlerde yaşıyor. Suriyeliler, Türklerin birçoğundan çok daha geç saatlere kadar ayakta. Sürekli ülkelerinin geleceği üstüne konuşuyorlar. Ve dünya her geçen gün daha fazla Gaziantep'e gelir oldu, bu insanlarla konuşmak için.
Bu güvenli tarafsız bölge, bombaların düştüğü noktalardan sadece bir saat uzaklıkta. Gaziantep, Kasablanka'nın 1942'deki halini andırıyor ama o kadar ihtişamlı değil. Birçok yönüyle ilginç, ufak bardaklarda içilen çayların eşliğinde gözlerden uzak toplantıların yapıldığı, savaşmaktan bıkmış komutanların cepheden biraz uzaklaşıp Batılı diplomatlarla buluştuğu, ittifakların kurulup dağıldığı, yenilerinin kurulduğu, karanlık çehreli Kuveytli ve Emirlikler'den gelme iş adamlarından nakit para arayışına gidildiği bir kent şimdi.
Gaziantep otellerinin lobilerinde ve konferans salonlarında uluslararası yardım kuruluşlarını, Suriye stratejilerini planlarken görüyorsunuz. Yabancı hükümetlerin mali destek verdiği demokrasi atölyelerinde, sınırın ötesinden sivil toplum kuruluşları birkaç günlüğüne de olsa mermilerden uzaklaşıp, barışın sağlanması yolunda hazırlanan senaryolarda rol alıyor, fikir alıp veriyorlar.
Sınırdaki Kilis'te, büyük şehirde apartman kiralayacak durumda olmayan, on binlerce perişan haldeki Suriyeli mülteci barınıyor.
Ayağında naylon terliklerle karlı çamurlu yolda yürüyen 9 yaşında Halepli bir kız çıkıyor karşıma. Ve ailesine yiyecek alabilmek için 11 yaşındaki oğlunu bütün gün kahvehanede çalıştırmak zorunda kalan bir kadın...
Sonuçta diplomatların, komutanların, danışmanların burada bulunma nedeni olan insanlar, bunlar. Bu insanlara yöneltilen yardımlara, kaderlerinin konuşulduğu konferanslara ve güçlerinin silahlandırılmasına milyarlar harcanıyor.
Türkler ellerinden gelen çabayı harcıyorlar ev sahibi olarak. Ama mülteci kampları hızla genişledikçe, Gaziantep'in gizli hayatı, resmi gidişatı gölgeler hale geldikçe, kent halkı huzursuzlaşıyor.
Herkes Gaziantep ve Halep'in, ortak mimariyi ve künefe düşkünlüğünü paylaştıkları günlere dönmek istiyor. Ancak ne yazık ki, bu, yakın bir zamanda gerçeklecek gibi görünmüyor.
http://www.bbc.co.uk/turkce/haberler/2014/01/140122_gaziantep_izlenimleri.shtml
Insanlik dramindan kesitler..
Birkaç yıl önce, daha hiç kimse 'Arap Baharı'nın düşünü bile görmez iken, Gaziantep'in ışıltılı yepyeni alışveriş merkezleri günübirlik alışverişe gelen Suriyelilerle dolup taşıyordu. Gaziantep ekonomik patlama yaşayan 'Anadolu kaplanı' kentlerden biriydi. Suriyeliler alışveriş torbalarını yüklenmiş halde, sınırı aşıp evlerine dönerdi.
Adana da öyle idi. paso suriye plakalı otomobiller. ama bu görüntüler aslında suriyeye kurulan bir tuzak imiş..
ŞANLIURFA’da sosyal medyada örgütlenerek ’Suriyelileri istemiyoruz’ mitingi yapmak isteyen, ancak valilik tarafından izin verilmeyen grup, sokak arasında karşılaştıkları 3 Suriyeliden 1’ini bıçakla yaraladı, 2’sini de tekme tokat dövdü. Olayla ilgili 15 kişi gözaltına alındı.
Şanlıurfa’da bazı kişiler sosyal medya üzerinden oluşturdukları grup ile bugün kent merkezindeki Topçu Meydanı’nda; ’Suriyelileri istemiyoruz’ mitingi yapacaklarını duyurdu. Konunun duyulmasının ardından hafta içi açıklama yapan Şanlıurfa Valisi, Suriyelilere karşı yapılacak mitinge izin verilmeyeceğini ve yasa dışı toplanmaların engelleneceğini söyledi.
http://www.hurriyet.com.tr/gundem/29030379.asp
Kahramanmaraş konteyner kente direniyor
Kahramanmaraş'ta Suriyeli sığınmacıların barınacağı 25 bin 40 kişilik konteyner kentin yapımına karşı çıkan Sivricehöyük Mahallesi sakinleri ayaklandı.Kent merkezine 20 kilometre uzaklıkta bulunan Sivricehöyük Mahallesi’ndeki 37 hektarlık araziye kurulmaya başlanan 25 bin 40 kişilik konteyner kentine karşı çıkan bölge sakinleri, kurdukları çadırda bekleyişlerini sürdürüyor. Şantiye alanına yürümek isteyen gruba polis biber gazı ile müdahale etti.
http://www.sozcu.com.tr/2016/gundem/kahramanmaras-konteyner-kente-direniyor-1166531/
spartacus
03-04-2016, 23:10
Bahsetmiştim
İlgili bölgede köyler alevi köyleri.
Zaten Maraş katliamı ile demografiyi tamamen bozdular, kırsalda canlarına kıyamadıkları az biraz insan kaldı, onlarada bu yöntemle zulmedecekler. Bu ülkede Aleviler, Kürtler Filistinli, hakim siyaset İsrail, bunca horlanma, yok sayma, baskı, zulüme nereye kadar susacaklar, sanki her doğanın göbeği bunalrla kesilmiş, bunlara minnet borcu varmış gibi...
Üstelik ilgili bölgede insanların kutsal saydığı mekanlar varmış, türbeler vb, bunu bile hiçe sayıyorlar çünkü o kampa yerleşecek mülteciler, içinde IŞİD, Nusra militanlarını saklayacak... Bu sözüm uyduruk değil, aynı coğrafya da kurulan diğer kamp alanlarından elde edilen belgelerde, yerleşimcilerin haritaları alıp, ne kadar alevi köyü varsa işaretlediği görüldü...
Neyse AKP'nin bu ülkede ve BÖLGEDE(ORTADOĞUDA dahil) ne yapmak istediği başından olmasada, devamıyla biliniyor, artık şüpheye dahi yer vermeyecek duruma geldi(IŞİD AKP'nin ortadoğu ve Türkiyede koştuğu atbaşı)...
Ülkeyi kamplara bölmek ve bir çeşit toplumsal cinnet yaşanmasını sağlamak...
Bir taraftan Kürtlere zulüm kesildiler, o kamplaşmayı bir daha kolayca birlikteliği sağlanamayacak biçimde örgütlediler, uzun süredirde Sünni-Alevi kamplaştırması peşinde koşuyorlar(her okul İmam hatip, zorunlu din dersleri, zorla namaz vs, Diyanetin gün geçtikçe verdiği abuk, subuk fetvalar vb)... Sırf kendi ve sülaleleri, otorite olabilmek-kalabilmek namına, sosyo-kültürel farklılığı siyasi malzeme haline getirip, her türlü pisliğini perdeleyip, sürdürebildikleri güç haline getiriyorlar.
Bu tür kamplarda öncelikle dikakt edilmesi gerekenler;
Yerleşimcilerin DEMOGRAFİK YAPIYI bozacak biçimd eyerleştirilmemesi.
Mümkünse kendi kültürlerine uygun coğrafyaların seçilmesi, böylece hem yerleşke hem de yeni gelenelrin uyum sorunu yaşamaması.
Yerleştirilenlerin, yerleşke nüfusundan daha fazla olmaması!
3-5.000 kişinin tam içine, 25.000 Kişi yerleştirmek... Bindikleri alametle, gidecekleri kıyamet neresi? O kıyamet ve hengamede bunlar bir avuç, toplasan hepi, topu 40-50.000 kişiyi geçmeyen bir harami kesiminin talanlarını kolayca sürdürmesi ve kimseye hesap vermemesini sağlayacak...
Reza boşuna tutuklanmadı(AKP'nin 15 yıllık siyasetinin ASIL temelidir) ve bunların tek kurtuluşu ya da hiç olmazsa gerçekleri perdelemesi ve hala iktidar-otorite kalabilmesi için zırh edinecekleri toplumsal çalkantı, kaos, kıyamet ortamı...
Şu an yaşanan fırtına öncesi sessizlik... hayat böyledir el mi yaman, bey mi zaman gösterir, tarih bey'in değil, el'in yaman olduğunun örneğiyle dolu(her ne kadar altın varaklı döşenmiş saraylarda kemik toplayan sahte tarihçiler yalan yazıyor olsa da)...
Tam 16 adet -kamp için uygun YERLEŞKE YERİ OLAN MARAŞ'TA, özellikle igili yerleşim alanını seçiyorlar, şanseseri mi? Değil...
Ülkeyi 4 koldan talan ediyorlar, HES'lere bakın, HES'in girdiği yerlerde insanlar içme suyu bile bulamaz duruma geldi, kendi yurdunda gariban, susuz bırakıldığı için can havliyle(doğasıda tahrip, ekmeği gidiyor) direnenlere bile çapulcu denir oldu yakında terörist de diyecekler ve o insanların bu durumuna karşı biber gazıyla, 50-70 lik nineleri döverek cevap veren, birde utanmadan TV lere çıkıp en üstteki muktedirce, 70 lik nineleri bile ağzına kötüleyerek aldıp bir garip sokak dalaşı seviyesine inebiliyor, bunuda konuşma yapabiliyor(kimin Cumhurbaşkanı ise, susuz kalıp doğası tahrip edilen mazlumun mu, 3-5 kuruş parası uğruna takla atan zalimlerin mi), ama 3-5 tane yandaş alçak ihya edilecek, sırf 3-5 kişinin daha fazla paraya boğulması uğruna milyonlarca can heba ediliyor, doğa, hayatlar katlediliyor, aynı katliamcı zihniyet sosyo-kültürel alanda da aynı mantıkla işliyor ve ne yazık ki gerçekten halkın hükümeti yok, 3-5 yandaş haraminin ülkeyi, coğrafyayı zehirli mantar gibi talanı, onların hükümeti var ve üstelik halkın karşısında.
İlahimasal
03-04-2016, 23:38
Siyasi dinciler Fitili ateşleyecek yer arıyorlardı bulmuşlar.
Bu işlerin sonunu devlet yönetiminden anlayan her yetkili bilir.
Özellikle alevi meralarına bunları yerleştirme düşüncesi jandarmanın kontrolünde yapılıyor.
Jandarma genel komutanlığı orada oluşacak olayların tüm Türkiye'ye yayilacağını askeri eğitimlerinden bilirler.
Mudahaleyi bölge halkina yaptıklarina göre çıkıcak olayları da kabullenmişlerdir.
Türkiye'deki islamcı yapıların da alevi'lere olan aşırı derecedeki SEVGİSİNİ de göz önüne alırsak filimin sonu belli.
Hani bazen sona geldikmi TÜRKİYE olarak düşünmuyor da deilim.
‘Adana'daki Halep' olarak bilinen mahallede en son 12 yaşında bir kız çocuğu kaçak kürtaj muayenehanelerinden birinde öldü. Uyuşturucunun kol gezdiği mahallede toplumsal çatışma korkusu var.
Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın AB'yi, sınır kapılarını açıp göndermekle tehdit ettiği Suriyeliler, Adana'da kan dondurucu olaylar yaşıyor. "Adana'daki Halep" olarak bilinen mahalledeki kaçak muayenehanelerden birinde, kürtaj işlemi yapılan 12 yaşında bir kız çocuğunun geçen hafta kan kaybından hayatını kaybettiği öğrenildi. Uyuşturucunun kol gezdiği mahallede, "haraç"a bağlı Türkiyeli- Suriyeli çatışmaları da tehlikeli boyutlara tırmanıyor.
Adana'nın Seyhan ilçesine bağlı Mirzaçelebi mahallesinin yüzde 80'lik dilimini oluşturan Suriyeliler, iç savaşın ilk günlerinde sığındıkları sınır kentlerde bir süre akrabalarında kaldıktan sonra, inşaat ve tarla işlerinden ellerine geçen parayla o zamanlar boş olan bu mahalleye taşınmışlar. Başta kiralar uygunmuş, ancak bugün, o günkü fiyatların 10 katı kadar artmış durumda. Dahası, büyük bir çoğunluğu çürük olan evlerin içi de rutubetten geçilmiyor.Kadınların ağırlıklı olarak tekstil, erkeklerin ise esnaflığa yöneldiği mahallede, kimi Suriyeliler de, sabah erkenden yollara düşüp şehir merkezlerine dilenmeye gidiyor. Tüm tabelaların Arapça olduğu mahallede, pazar günleri bölgenin her yerinden Suriyelilerin ucuz alışveriş yaptığı büyük bir eşya pazarı açılıyor.
Ancak Mirzaçelebi mahallesi, en çok da insanların ölümle iç içe yaşadığı bir yer olarak öne çıkıyor. Zira bu mahalle, kaçak kürtaj muayenehaneleri, uyuşturucu ticareti ve Türkiyeli- Suriyeli çatışmalarının merkezi durumunda. Suriyeli kadınların, Suriyeli kadın doktorlara muayene olma yönündeki talepleri, burada çok sayıda kaçak muayenehane açılmasına neden olmuş. Suriyeliler tarafından işletilen bu muayenehaneler, gerek yeterli teçhizat olmaması gerekse uygun olmayan hijyen koşullarına bağlı olarak, giderek artan sayıda ölüm vakasını da beraberinde getiriyor. Geçen hafta, bu muayenehanelerden birinde, kürtaj işlemi yapılan 12 yaşında bir kız çocuğunun kan kaybından hayatını kaybettiği öğrenildi. Mahalleli, polisin söz konusu muayenehaneye kilit vurduktan 24 saat sonra muayenehanenin tekrar açıldığını, halihazırda da hasta kabul etmeye devam ettiğini anlattı. Bu şekilde, 6 muayenehanenin daha çalıştırıldığı belirtiliyor.
Uyuşturucu kol geziyor
Mahallede, uyuşturucu satışı ve kullanımı da yükselişte. Özellikle genç, işsiz nüfusun uyuşturucuya yöneldiği herkesin bildiği bir gerçek. Yanı sıra, Suriyeliler ile Türkiyeliler arasında "haraç" nedeniyle yaşanan kavga ve çatışmalar nedeniyle, mahalleye hemen her gün polis giriyor. Kot tezgahında çalışan Suriyeli Hasan Naburi, "İnsanlar aç ve mutsuz, herkesin canı burnunda. Bir de haraç kesme olayları çok yaşanıyor, kavgalar genelde bu yüzden çıkıyor" ifadelerini kullandı. Ayakkabı tamircisi Ramazan Akkaş ise şöyle konuştu:
"Buradaki insanların hepsi ateşten gömlek. Her gün bir olay çıkıyor. Eğer buraya acilen el atılmazsa, bir yıla kalmaz büyük bir infial çıkar. Zaten geçenlerde Suriyeliler özel harekat polisiyle çatıştı. Olaylar giderek büyüyor. Ben 50 yıldır buradayım ama artık taşınmayı düşünüyorum."
Mahallede ayrıca, çok sayıda IŞİD elemanının, ellerinde tırtıklı bıçaklarla gezip etrafa korku saldığı iddia edildi.
Yazılan ilaçlar çöpe gidiyor
Kahvehane sahibi Sultan Akdeniz ise farklı bir soruna dikkat çekti. Akdeniz, Türkiye'de Suriyeliler için yeterli sayıda tercüman olmadığı için büyük bir servetin boşa gittiğini belirterek, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Suriyelilere yönelik sağlık ve eğitim hizmetleri iyi gibi görünse de, Suriyeliler bundan faydalanmıyor. Çünkü hastanelerde yeterli sayıda tercüman olmadığı için, bu insanlar doktorlara dertlerini anlatamıyorlar. Dolayısıyla hastalıklarına yanlış teşhis konuluyor ve yanlış tedavi uygulanıyor. Devletin yaptırdığı testlerin, yazdığı ilaçların hepsi çöpe gidiyor. Bu noktada acilen yapılması gereken, hastanelere yeterli sayıda tercüman konulmasıdır. Öte yandan Suriyeli çocuklar eğitim hizmetlerinden de zorunlu olarak faydalanamıyor. Çünkü bu insanlar karınlarını doyuracakları parayı, çocuklarını çalıştırarak kazanıyor. Dolayısıyla çocukları okula göndermektense, çalıştırma yolunu seçiyorlar."
Suriye de AB de idamımız olur
Suriye'de eczacı olup Mirzaçelebi mahallesinde garsonluk yapan, ismini vermek istemeyen bir Suriyeli ise, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın AB'yi Suriyeli mültecilere sınırı açmakla tehdit etmesini, "bu bizim idamımız olur" sözleriyle yorumlayarak, şöyle devam etti:
"Benim için Suriye'den sonra şimdiki hayatım, gökyüzünden yere çakılmak gibi. Ama bu saatten sonra Suriye'ye dönmek de, Avrupa'ya gitmek de bizim idamımız olur. Çünkü Halep, her geçen gün biraz daha yıkılıyor. Savaşta zarar gören şehir, gün be gün çürüyor. Diğer yandan Avrupa'da da tutunmamız mümkün değil. Genç değiliz, bir mesleğimiz yok, dinimiz uygun değil, İstanbul'da bile yaşayamamışız, Avrupa'da nasıl yaşayalım? Oralarda mülteci kamplarında ölümü mü bekleyelim?"
http://www.birgun.net/haber-detay/kacak-kurtaj-olumleri-uyusturucu-ve-catisma-137879.html
Antep'te 'down sendromlu çocuğa istismar' iddiası üzerine Suriyelilere saldırı..
Antep’te 60 yaşındaki Suriyeli R.C’nin altı yaşındaki bir kız çocuğunu taciz ettiğine yönelik iddia, kent genelinde Suriyelilere yönelik linç girişimlerine yol açtı. R.C, linç edilmek üzereyken polis ekiplerince son anda gözaltına alınırken Suriyelilere ait ev ve iş yerleri gece boyu saldırıya uğradı.
https://www.birgun.net/haber-detay/antep-te-down-sendromlu-cocuga-istismar-iddiasi-uzerine-suriyelilere-saldiri-222170.html