Orijinalini görmek için tıklayınız : Bir Bitkinin Rüyası mı?
Felâsife
17-02-2014, 16:54
Öncelikle burada anlatılanlar tamamen hayal ürünü, beyin jimnastiği kapsamında olup, gerçekle uzaktan yakından alakası yoktur. (umarım yoktur)
Alaka hissetiğiniz noktalarda tövbe estagfurullah demek, 3 kere tahtaya vurmak, yok artık demek serbesttir :D
Cemadat - Cansızlar
Nebadat - Bitkiler
Hayvanat - Hayvanlar
İnsanat - İnsanlar
Bunlar tasavvufta kullanılan normalde aşağıdan yukarı tekamül şeklinde ilerleyen bir yapıdır, makamlardır diyebiliriz.
Bir sufinin bunlar hakkında bizzat deneyimi, keşf denilen özel halleri olması lazımdır ki tekamül yukarı doğru işlesin.
Şaman rahipleride "Şaman inanmaz, bizzat deneyimler" sözüde bu anlamda çok manidardır.
Velhasıl yukarı yani insanat'a oradan da "İnsan-ı Kamil" denilen olgun insana gitmek için çetrefilli yollardır bu.
Bu noktada İbni Arabi gibiler, bu dünyanın bir rüya hali olduğunu insanların ölünce uyanacağı fikrini savunurlar ki uyurken gördüğümüz "Küçük Rüyadır"
Bu hayatın bizatihi kendisi ise "Büyük Rüyadır" derler.
Yani Arabinin felsefesi "Büyük rüyadan bir gün uyanacağız" üzerine inşa edilmiştir.
Tao'cu Çuang Tzu ;
Ben, Çuang Çou (yâni gerçek ismiyle Çuang-Tzû) , günlerden bir gün rüyâmda bir kelebek olduğumu gördüm.
Çevrede rahatça ve keyfimce dolaşırken gerçekten de bir kelebek idim.
Mutluluk ve neşe içinde, (asla) Çou olduğumun bilincinde değildim.
Birden uyanıverdim.
Heyhât ki ben, meğer, Çou imişim!
Acaba rüyâsında kelebek olduğunu gören Çou muydu?
Yoksa kelebek mi rüyâsında Çou olduğunu gördü?
Şimdi bir kelebek rüyasında Çou olduğunu gördüyse, Çou 'nun hayatı "bir kelebeğin rüyasıysa", işler ciddi anlamda karışıyor demektir..
Bu yeryüzünde ki tüm felsefe, inanış ve düşüncelerin bir anda çöpe atılması demek olur ki hiç bir insan bu gerçekliği değil teyet geçmek, uzağından bile geçmiş olamaz, yani bu gerçeği herkes ıskalamış olur.
Çou bile ıskalamış olur ki o da İbni Arabi gibi "Büyük Rüya" felsefesini güdenlerdendir.
Bizler o kadar insanlığımızı kanıksamışız, değil bitki, hayvan, cehaleti bile kendimize kondurmayız heleki bir kelebeğin böyle bir gücünün olmasını, böyle bir hayali dünya yaratıp bizleri o hayalde yaşatması gerçeğini hiç hazmedemeyiz.
Tabii burada kelebek bir örnektir, bu başka bir canlı hayvan veya böcek olabileceği gibi, pekala bitkilerde olabilir.
Bitkiler bu yaşamın üstadlarıdır, bilemediğimiz düzeyde bir zekayada sahiptirler, bu gezegende hayvanlar insanlar yokken onlar vardı, ve burayı yaşanılabilir hale getirende gene onlardır.
Yani böyle bir oyunu bitkilerde oynayabilir...neticede onlarda zeka sahibi canlılardır ve bizler bu hayata gelmeden, hatta hayvanlarda gelmeden, çoook önceleri onlar bu gezegenin sakinleriydiler, halada öyledirler.
Sürekli yanıbaşımzıdalar, sessizce bizleri gözlüyorlar, bizlerle eğleniyorlar (olabilir)
Belki canları sıkıldı böyle bir oyun oynayalım dediler, ve oynadılarsa; insanlar olarak çok kötü oyuna geldik demektir bu..
Herşeyin hazır olduğu bir yeryüzüne gelmek yeterince şüpheli bir durum zaten, hasılı herşeyden şüphelenmek gerek. :D
--
Sonuç olarak bir rüyadayız rüya olmayada, ne biçim bir rüya olduğunu uyanınca anlar mıyız? anlamaz mıyız? yoksa hiç uyanmaz mıyız? yoksa bu hayatta olduğu gibi rüyamızı uyansakta gene hiç önemsemez miyiz?
Bilmem, bildiğim film devam ediyor, film bitince biliriz umarım.
Felâsife
07-03-2014, 15:06
..."Nicotiana attenuata isimli bitkinin yapraklarını Manduca sexta adlı bir tırtıl yer.
Geocoris pallidens adlı böcek ise o tırtıllarla beslenir.
Bitki, tırtıllardan korunmak için, ısırıldığı anda “green leaf volatiles (GLVs)” adı verilen bir koku yayar.
Ancak bitki bu kokuyu kendisini ısıran tırtılın ağzından çıkan salgının bileşimini analiz edip, o salgıyla birleştiğinde, o tırtılın kimliğini ele veren özel bir kimyasal bileşim olacak şekilde salgılar!
Bitkinin salgıladığı bileşim, tırtılın ağzından çıkan salgılarla birleştiğinde, Geocoris böceğini çeken bir kokuya dönüşür ve çevredeki Geocoris’ler tırtılın peşine düşer! "...
(Allmann & Baldwin 2010)
Acaba bu bitkiler daha büyük bir şeyleri de çağırıyor olabilirler mi?
Dillerini bilmiyoruz, özellikleriyse ileri teknolojilerle daha yeni yeni keşfediliyor sayılırlar, belkide keşfedilemeyen yönleriyse daha çok.
Diyeceğim Örn. Et oburlar gibi hayvanları da çağırıyor olabilirler mi?
Neticede ot oburlar da bitkilerle besleniyorlar, onların hakkından da et oburlar geliyor.
Lakin İnsanı çağırıyor olamazlar zira insanda bitki ağırlıklı besleniyor!
Hayvansal ağırlıklı beslenmede keseye uygun değil, pahalı yanına yaklaşamıyorsun.
Bazı dinler, ekoller eti tamamen yasaklamış durumda, kimisi bayramdan bayrama, kimisiyse hiç yemeyin diyorlar vs.
Hasılı ne yersek yiyelim bir canlıya zarar veriyoruz..
Tasavvufta; "Bir insan önce (cenin) kanla beslenir, kandan kesilince (bebek) sütle beslenir, sütten kesilince (çocuk) lokma ile beslenir, lokmadan kesilince de lokman (ruh) kesilir." diye bir söyleyiş vardır.
Galiba en güzeli buda, bu nasıl olacak o meçhul. :)
Neyse, en kalabalık haşerat topluluğu olarak, doğaya zarar vermeye devam... :whistle:
Acaba bir uzaylının hikayesi olabilir miyiz?Ya da bir simülasyonun içinde olmadığımızı kim kanıtlayabilir?
Felâsife
16-03-2014, 22:14
Bu konuda rivayetler muhtelif malum, hepsininde kendince haklı sebepleri var, haklı çıkmayı da umut ediyorlar.
Lakin,
"Herşeyin hazır olduğu bir yeryüzüne gelmek yeterince şüpheli bir durum zaten, hasılı herşeyden şüphelenmek gerek" derim.
Akşam başımı yastığa koyduğumda rahat rahat uyuyorsam, içim rahat etmez.
O yastık o yatak bana batmalı ki gerçeği bulayım, yoksa nasıl bulayım, değilse zaten hiç uyanmamışımdır ki senaryo ne olursa olsun, uykuda seyredilen bir film neticede bir rüyadır.
İnsanın rüyası
Bitkinin rüyası
Uzaylının rüyası
Bitkiler bu yaşamın üstadlarıdır, bilemediğimiz düzeyde bir zekayada sahiptirler, bu gezegende hayvanlar insanlar yokken onlar vardı, ve burayı yaşanılabilir hale getirende gene onlardır.
Bu gercekten ilginctir bitkiler alemi adina. Belki de bize cok benzediklerinden olsa gerek.
Felâsife
17-09-2014, 01:01
Bu gercekten ilginctir bitkiler alemi adina. Belki de bize cok benzediklerinden olsa gerek.
Bilemiyorum gerçekten, yaşam dedikleri şey çok bilinen bir şey değil neticede, alet yapmakla övünen insan, bilemediği bir boyutta bir şeylerin aleti de oluverirse, vah ki ne vah bize.
Resmen onlarda bir yaşam mücadelesi veriyor, hayran olmamak kafanın karışmaması elde değil.
spartacus
17-09-2014, 02:06
Öncelikle burada anlatılanlar tamamen hayal ürünü, beyin jimnastiği kapsamında olup, gerçekle uzaktan yakından alakası yoktur. (umarım yoktur)
Alaka hissetiğiniz noktalarda tövbe estagfurullah demek, 3 kere tahtaya vurmak, yok artık demek serbesttir :DCemadat - Cansızlar
Nebadat - Bitkiler
Hayvanat - Hayvanlar
İnsanat - İnsanlarBunlar tasavvufta kullanılan normalde aşağıdan yukarı tekamül şeklinde ilerleyen bir yapıdır, makamlardır diyebiliriz.
Bir sufinin bunlar hakkında bizzat deneyimi, keşf denilen özel halleri olması lazımdır ki tekamül yukarı doğru işlesin.
Şaman rahipleride "Şaman inanmaz, bizzat deneyimler" sözüde bu anlamda çok manidardır.
Velhasıl yukarı yani insanat'a oradan da "İnsan-ı Kamil" denilen olgun insana gitmek için çetrefilli yollardır bu.
Bu noktada İbni Arabi gibiler, bu dünyanın bir rüya hali olduğunu insanların ölünce uyanacağı fikrini savunurlar ki uyurken gördüğümüz "Küçük Rüyadır"
Bu hayatın bizatihi kendisi ise "Büyük Rüyadır" derler.
Yani Arabinin felsefesi "Büyük rüyadan bir gün uyanacağız" üzerine inşa edilmiştir.
Tao'cu Çuang Tzu ;Ben, Çuang Çou (yâni gerçek ismiyle Çuang-Tzû) , günlerden bir gün rüyâmda bir kelebek olduğumu gördüm.
Çevrede rahatça ve keyfimce dolaşırken gerçekten de bir kelebek idim.
Mutluluk ve neşe içinde, (asla) Çou olduğumun bilincinde değildim.
Birden uyanıverdim.
Heyhât ki ben, meğer, Çou imişim!
Acaba rüyâsında kelebek olduğunu gören Çou muydu?
Yoksa kelebek mi rüyâsında Çou olduğunu gördü?Şimdi bir kelebek rüyasında Çou olduğunu gördüyse, Çou 'nun hayatı "bir kelebeğin rüyasıysa", işler ciddi anlamda karışıyor demektir..
Bu yeryüzünde ki tüm felsefe, inanış ve düşüncelerin bir anda çöpe atılması demek olur ki hiç bir insan bu gerçekliği değil teyet geçmek, uzağından bile geçmiş olamaz, yani bu gerçeği herkes ıskalamış olur.
Çou bile ıskalamış olur ki o da İbni Arabi gibi "Büyük Rüya" felsefesini güdenlerdendir.
Bizler o kadar insanlığımızı kanıksamışız, değil bitki, hayvan, cehaleti bile kendimize kondurmayız heleki bir kelebeğin böyle bir gücünün olmasını, böyle bir hayali dünya yaratıp bizleri o hayalde yaşatması gerçeğini hiç hazmedemeyiz.
Tabii burada kelebek bir örnektir, bu başka bir canlı hayvan veya böcek olabileceği gibi, pekala bitkilerde olabilir.
Bitkiler bu yaşamın üstadlarıdır, bilemediğimiz düzeyde bir zekayada sahiptirler, bu gezegende hayvanlar insanlar yokken onlar vardı, ve burayı yaşanılabilir hale getirende gene onlardır.
Yani böyle bir oyunu bitkilerde oynayabilir...neticede onlarda zeka sahibi canlılardır ve bizler bu hayata gelmeden, hatta hayvanlarda gelmeden, çoook önceleri onlar bu gezegenin sakinleriydiler, halada öyledirler.
Sürekli yanıbaşımzıdalar, sessizce bizleri gözlüyorlar, bizlerle eğleniyorlar (olabilir)
Belki canları sıkıldı böyle bir oyun oynayalım dediler, ve oynadılarsa; insanlar olarak çok kötü oyuna geldik demektir bu..
Herşeyin hazır olduğu bir yeryüzüne gelmek yeterince şüpheli bir durum zaten, hasılı herşeyden şüphelenmek gerek. :D
--
Sonuç olarak bir rüyadayız rüya olmayada, ne biçim bir rüya olduğunu uyanınca anlar mıyız? anlamaz mıyız? yoksa hiç uyanmaz mıyız? yoksa bu hayatta olduğu gibi rüyamızı uyansakta gene hiç önemsemez miyiz?
Bilmem, bildiğim film devam ediyor, film bitince biliriz umarım.
Sevgili Felâsife
Bu görüşlerde, felsefeden çok edebiyat, kurgu ve senaryo hakim.
Rüya gördüğündür, gerçek ise yaşadığın. İnsanlar dilediğine inanmakta serbest, yalnız gerçeklik üzerine inanç hiç bir anlam taşımaz, ya bilirsin, ya da bilmezsin. Bilmeninde yolu bulgularındır.
Senin rüyanda kimse deney yapamaz, kimse kazı yapamaz, kimse somut bir şey algılamaz, sen de dahil.
Asıl diyeceğim;
Aslında biz bir rüyadayız, aslında her şey düşüncelerin ürünü, zihnin oyunu, ölünce gerçeğe ulaşacağız gibi söylemler, yaşadığımız dünya da insanları kendisine yabancılaştırmak, gündelik hayat ve zorluğundan uzaklaştırarak, bir nevi uyuşturmak, seçeneksiz bırakmak, miskinleştrmek, algıları ve aklı-iradeyi körleştirmek, özgüveni yok etmek içindir. Sistem bozukmuş, milyonların hayatı zormuş, birileri cennette yaşarmış, kalanlar aslında bir cehennemde imiş ne gam..... Kısaca insanları hayal dünyasıyla oyalamak amacından başka bir şey değil...
Ancak öldüğünde uyanacağın bir dünya bahşediyorlar sana! Ve ellerindeki temel sihirli değnek inanman.
Her zaman derim, inanmak ve aldanmak bir madalyonun iki yüzüdür, inanmak aldanmanın diğer yarısı, birisi olmadan diğeri olmaz.
Yeter ki inanın....
Felâsife
17-09-2014, 02:57
Sevgili Felâsife
Bu görüşlerde, felsefeden çok edebiyat, kurgu ve senaryo hakim.
Tabi tabi, aynen bir senaryo,kurgudur bu, zihin jimnastiği, kafa yormaktan ötesi değildir.
Rüya gördüğündür, gerçek ise yaşadığın. İnsanlar dilediğine inanmakta serbest, yalnız gerçeklik üzerine inanç hiç bir anlam taşımaz, ya bilirsin, ya da bilmezsin. Bilmeninde yolu bulgularındır.
Senin rüyanda kimse deney yapamaz, kimse kazı yapamaz, kimse somut bir şey algılamaz, sen de dahil.
e yani neticede dediğinden ötesi olmuyorda, rüya kesinlik değildir sonuçta, ama yardımcı bir aparat görevide görür bazen.
Yani, duyularımız, aklımız, fikrimiz, derken insanoğlu pek çok özelliğini çoklu olarak kullanır, bu noktada rüya da atıl durumdadır, kullanılmaz, önemsenmez.
Diğer türlü göz, kulak, koku derken tüm duyularımızın, özelliklerimizin çok kolayca yanılabildiğini, bunlara da çok güvenemeyeceğimizi de biliyorum.
Kaldıki bilgi kirliliği gibi şeylerde de durum daha da karışabiliyor.
Asıl diyeceğim;
Aslında biz bir rüyadayız, aslında her şey düşüncelerin ürünü, zihnin oyunu, ölünce gerçeğe ulaşacağız gibi söylemler, yaşadığımız dünya da insanları kendisine yabancılaştırmak, gündelik hayat ve zorluğundan uzaklaştırarak, bir nevi uyuşturmak, seçeneksiz bırakmak, miskinleştrmek, algıları ve aklı-iradeyi körleştirmek, özgüveni yok etmek içindir. Sistem bozukmuş, milyonların hayatı zormuş, birileri cennette yaşarmış, kalanlar aslında bir cehennemde imiş ne gam..... Kısaca insanları hayal dünyasıyla oyalamak amacından başka bir şey değil...
Doğrudur, ben aslında imzam da ki söze de tabi birisiyim...
Hayatı değiştireyim, birilerine bir şeyler dayatayım vb. fikirlerden uzak kalmaya çalışıyorum, eğer böyle bir imaj veriyorsam da üzgünüm, bilerek yapılmış bir şey değildir.
Amacım sohbet, muhabbet, fikir alışverişidir.
Neticede yanlış bir dünyada yaşıyorsak, demek ki bunun yaşanması gerekiyormuş ki yaşıyoruz diye düşünürüm.
Bunu değiştirmeye kalkmam, anca cehaletimden bazen aksi olur, o yöne kaydığımda oluyor ister istemez, neticede insanız...robot değil.
Ama hakikaten ben yanlışların yaşanması gerektiğini savunurum, bilmiyorum böyle düşünen var mıdır?
Her zaman derim, inanmak ve aldanmak bir madalyonun iki yüzüdür, inanmak aldanmanın diğer yarısı, birisi olmadan diğeri olmaz.
Yeter ki inanın....
İnanmadan olmuyor tabi, inkar olmadan olduğu gibi.
Mesele birazda iman ve inkarı kendimize ne kadar kondurduğumuzla da alakalı gibi sanki.
ereninthenature
17-09-2014, 03:26
Sevgili Felâsife
Bu görüşlerde, felsefeden çok edebiyat, kurgu ve senaryo hakim.
Rüya gördüğündür, gerçek ise yaşadığın. İnsanlar dilediğine inanmakta serbest, yalnız gerçeklik üzerine inanç hiç bir anlam taşımaz, ya bilirsin, ya da bilmezsin. Bilmeninde yolu bulgularındır.
Senin rüyanda kimse deney yapamaz, kimse kazı yapamaz, kimse somut bir şey algılamaz, sen de dahil.
Asıl diyeceğim;
Aslında biz bir rüyadayız, aslında her şey düşüncelerin ürünü, zihnin oyunu, ölünce gerçeğe ulaşacağız gibi söylemler, yaşadığımız dünya da insanları kendisine yabancılaştırmak, gündelik hayat ve zorluğundan uzaklaştırarak, bir nevi uyuşturmak, seçeneksiz bırakmak, miskinleştrmek, algıları ve aklı-iradeyi körleştirmek, özgüveni yok etmek içindir. Sistem bozukmuş, milyonların hayatı zormuş, birileri cennette yaşarmış, kalanlar aslında bir cehennemde imiş ne gam..... Kısaca insanları hayal dünyasıyla oyalamak amacından başka bir şey değil...
Ancak öldüğünde uyanacağın bir dünya bahşediyorlar sana! Ve ellerindeki temel sihirli değnek inanman.
Her zaman derim, inanmak ve aldanmak bir madalyonun iki yüzüdür, inanmak aldanmanın diğer yarısı, birisi olmadan diğeri olmaz.
Yeter ki inanın....
Inanc realite karsisinda tutunulabilecek en toksik tutum. Kendi tecrubenle ispatlamak varken inanc gercekten cok sacma. Var olan seyler birileri inanmayinca yok olmuyorlar. Hakikatin guzelligide burda. Kimsenin inancina gereksinimleri yok.
Suphecilik iyidir iyi.
spartacus
17-09-2014, 04:33
Inanc realite karsisinda tutunulabilecek en toksik tutum. Kendi tecrubenle ispatlamak varken inanc gercekten cok sacma. Var olan seyler birileri inanmayinca yok olmuyorlar. Hakikatin guzelligide burda. Kimsenin inancina gereksinimleri yok.
Suphecilik iyidir iyi.
Tabi ki var olmayan şeyler birileri inanınca da var olmuyor, var olanlarda inanmayınca yok olmuyor.
Burada mesele var olmayanı varmış gibi göstermektir, işi insanın hayal-zihin-kurgu gücüne döküp inanç ekseni oluşturmaktır. Varlık dolaysızdır ve varoluş(yoktan var olmak, var edilmesi fiili) diye bir şey üzerine konuşmak anlamsızdır.
İnanç ile aldanmak bir madalyondur, birisi olmadan diğeri olmaz. Örneğin gerçeğin rüya olduğunu düşünmek, inanç kapsamına giriyor, zira gerçek dolaysızdır, gerçek açısından muğlak benzetmelere gereksinim yok. Gerçeğin rüya olduğunu öne sürmek için, başka gerçeklere gereksinim var, zira rüya, rüyadır demiş olunmakta ve burada rüya kelimesinin de hiç bir anlamı kalmamaktadır. Yaslanılan gerçekte, öldüğünüzde uyanacaksınız, o zaman göreceksiniz biçiminde olursa, iyice muğlaklaşır, zira elde böyle bir gerçeklik yoktur dolayısıyla hala rüya diyebilmenin gerçeği-kıstası ortada yok demektir ve sonuç inanç eksenidir, ve yargı kapsamına giren ifade anlamsızdır.
Felâsife
17-09-2014, 13:36
... Yaslanılan gerçekte, öldüğünüzde uyanacaksınız, o zaman göreceksiniz biçiminde olursa, iyice muğlaklaşır, zira elde böyle bir gerçeklik yoktur dolayısıyla hala rüya diyebilmenin gerçeği-kıstası ortada yok demektir ve sonuç inanç eksenidir, ve yargı kapsamına giren ifade anlamsızdır.
Başkasını bilmem ama ben öldükten sonra bileceksiniz, gerçeği göreceksiniz gibi bir söylem asla söylemem, aksine öldükten sonra öldüğünüzün bile bilincinde olmayacaksınız diyorum.
Bu aynı bu dünyaya bir bebek olarak gelirken bunun bilincinde olmamakla aynıdır.
Başı bilinçsiz olanın sonuda bilinçsiz olur diyebilirim, hasılı ölüm bir bilinçlilik hali olmayacaktır.
Bilinç hali olmadığı için de insanları ölümle korkutanlara "de get" diyesim de gelir.
Rüya inanç mıdır? sorusuna ben kesinlikle inanç değildir derim, zira rüya insanın bizzat kendi deneyimlediği, şahit olduğu bir özellik olup, ithal bir yanı yoktur.
Ama tabii birilerine buna iman edin vs. dendiğinde bu inanç olur illaki.
İnsanın rüyaya ilgi duyması için, akıl, fikir, bilim vb. lerini çöpe atmasına gerek yoktur diyebilirim kısaca.
Böyle bir özelliğin iyi araştırılmaması, yok sayılması beraberinde rüya ile ilgili adı geçen şeyleri de ister istemez etkiliyor.
Hayat bir rüya mıdır? gibi bir soru da otomatikman saçma oluyor.
Aslında hayat rüya görmeyeceğine göre, hayatı rüya görmek, kendimizi görememek anlamına gelir ki zaten mevzuda insanın kendidir, neticede rüya gören o dur.
Demek istediğim çevre, doğa, hayatta zerre değişiklik olmaz, neyse o dur, bu gerçekliktir.
Lakin insanda ki içsel değişiklikler bunu farklı gösterebilir ki öyle olduğunu da inanıyorum.
ereninthenature
17-09-2014, 22:39
Tabi ki var olmayan şeyler birileri inanınca da var olmuyor, var olanlarda inanmayınca yok olmuyor.Aynen oyle. Inanc varlik olusturmaz. Inanmak kendi kendisini kilitleyen bir eylemdir. Eger birseye inanirsan tersine inanma sansin yok. Zitliklari goremezsin.
Burada mesele var olmayanı varmış gibi göstermektir, işi insanın hayal-zihin-kurgu gücüne döküp inanç ekseni oluşturmaktır. Varlık dolaysızdır ve varoluş(yoktan var olmak, var edilmesi fiili) diye bir şey üzerine konuşmak anlamsızdır.Aynen oyle. Var olan bir sey ve birileri onu yokmus gibi gostermeye calisiyor. Kendi hayal-zihin-kurgu dunyasinda buna dair bir bilgi yoksa kisi kendisini bunun yokluguna inandirmamalidir. Lakin bu bir tecrube ve empirik veriye tamamen aciktir. Dogma/Fundementalizm bizi mahveden sey. Siz varligin sadece maddeden ibaret olduguna mi inaniyorsunuz? Baska form alan varliklar yok mudur? Nasil emin olabiliyorsunuz?
İnanç ile aldanmak bir madalyondur, birisi olmadan diğeri olmaz. Örneğin gerçeğin rüya olduğunu düşünmek, inanç kapsamına giriyor, zira gerçek dolaysızdır, gerçek açısından muğlak benzetmelere gereksinim yok. Gerçeğin rüya olduğunu öne sürmek için, başka gerçeklere gereksinim var, zira rüya, rüyadır demiş olunmakta ve burada rüya kelimesinin de hiç bir anlamı kalmamaktadır. Yaslanılan gerçekte, öldüğünüzde uyanacaksınız, o zaman göreceksiniz biçiminde olursa, iyice muğlaklaşır, zira elde böyle bir gerçeklik yoktur dolayısıyla hala rüya diyebilmenin gerçeği-kıstası ortada yok demektir ve sonuç inanç eksenidir, ve yargı kapsamına giren ifade anlamsızdır. Kanitlari takip etmek, tecrube etmek, sorgulamak, ozellikle kendini sorgulamak. Boyle seylerde var. Dogma degil.
Gozunuzde marketteki sarlatanlarla ayni kategoride oldugumu biliyorum ama sadece 5 gr mantar benim hikayemin temasini cok fazla degistirir. Tamamen hakikati soyluyorum aslinda bu iste cok gucune gidiyo nedense milletin.
Bilinc denilen sey ruya ile uyanik arasindaki dengeden ortaya cikar. Iki seviye arasinda sallaniyoruz surekli. Bu iki seviyeye bir de entheogen tecrubesini ekledin mi. 3 lu bir salinim olusuyor. Bak bunlar woo woo degil iste. Ve sizinle paylasmayida dusunmuyorum. Ne istiyorsaniz dusunmekte serbestsiniz.
Ama varsa bir elestiriniz entheogenik tarih analizim hakkinda tartismaya hazirim.
ereninthenature
17-09-2014, 23:53
Bitkiler bu yaşamın üstadlarıdır, bilemediğimiz düzeyde bir zekayada sahiptirler, bu gezegende hayvanlar insanlar yokken onlar vardı, ve burayı yaşanılabilir hale getirende gene onlardır.Bitkiler hayvanlari uretti cunku birilerinin tohumlarini tasimalarini istiyorlardi. Bitkiler bu gezegendeki asil canlilardir. Hayvanlar bitkilere yapismis parazitlerdir. Yasamak icin ordan oraya kosturmalari lazim surekli. Bitkiler daha rahat bir yasam stiline sahipler.
Zeka ve zihin insandan sonra hangi canlida olabilir sorusu zor bir soru. Sonucta tramvayda yaninda oturan adamda var mi yok mu emin olamiyorsun tutki insan disi zekayi ayirt et. Bence bu konudaki en buyuk engel zekayi farkedebilmek olurdu diyorum. Bence en olasi cevabi mantardir. Mantarlarin dekarlarca "Mycelium Network"'leri vardir toprak altinda ve insan beynindeki baglantidan daha cok baglantiya sahiptir. Insan sinir sistemine en cok benzeyen yapi mantarda var.
Felâsife
18-09-2014, 00:11
Bitkiler hayvanlari uretti cunku birilerinin tohumlarini tasimalarini istiyorlardi. Bitkiler bu gezegendeki asil canlilardir. Hayvanlar bitkilere yapismis parazitlerdir. Yasamak icin ordan oraya kosturmalari lazim surekli. Bitkiler daha rahat bir yasam stiline sahipler.
Zaten bende bu tip bir düşünceden veya şüpheden dolayı diyeyim, olur mu olur hesabı bu konuyu açmıştım.
Heleki bitkilerin oksijen üretmesi bile bence çok ilginç, niye üretiyorlar oksijeni?
Yaşamın zemini niye hazırlıyor, bundan çıkarları ne olabilir gibi bir sürü soru var.
Derdiniz ne diyede soramıyoruz ki :D
Mesnevide geçen bir mesele var;
Kasap, koyunun önüne, otu, samanı, suyu boş yere koymaz diye..
Gel de şüphelenme şimdi.
Yani önümüze bir yaşam koyuluyor, her şeyi de hazır biçimde buluyoruz, sonra pat hikaye bitiyor...
ereninthenature
18-09-2014, 00:29
Zaten bende bu tip bir düşünceden veya şüpheden dolayı diyeyim, olur mu olur hesabı bu konuyu açmıştım.
Heleki bitkilerin oksijen üretmesi bile bence çok ilginç, niye üretiyorlar oksijeni?
Yaşamın zemini niye hazırlıyor, bundan çıkarları ne olabilir gibi bir sürü soru var.
Bitkilerin olayi nedir bilmiyorum ama gezegeni bitkiler yonetiyor diyorum. Maymun halusilasyon goruyo sadece. Bitkiler kaybolursa isimiz zor, hic bir muhendislik projesi kurtaramaz insanligi. Gunumuz doga katliami yuzunden apokaliptik vizyonlardan baska vizyon uretemiyorum. Dunyanin sonu geliyor gibi gozukuyor neresinden baksan. Ama pesimist degilim. Sadece mantarin varligini bilmek optimizm icin yeterli. :D
Derdiniz ne diyede soramıyoruz ki :D
Bazilarina sorabiliyoruz.
Mesnevide geçen bir mesele var;
Kasap, koyunun önüne, otu, samanı, suyu boş yere koymaz diye..
Aynen oyle. Bir ali cengiz oyunu donuyor etrafta ama bileni yok ne oldugunun.
Gel de şüphelenme şimdi.
Yani önümüze bir yaşam koyuluyor, her şeyi de hazır biçimde buluyoruz, sonra pat hikaye bitiyor...
Aynen oyle. Sonra sen yazmaya basliyorsun hikayeyi. Benim gorusum en hikaye kazanirdir. :D
Felâsife
18-09-2014, 00:50
Bitkilerin olayi nedir bilmiyorum ama gezegeni bitkiler yonetiyor diyorum. Maymun halusilasyon goruyo sadece. Bitkiler kaybolursa isimiz zor, hic bir muhendislik projesi kurtaramaz insanligi. Gunumuz doga katliami yuzunden apokaliptik vizyonlardan baska vizyon uretemiyorum. Dunyanin sonu geliyor gibi gozukuyor neresinden baksan. Ama pesimist degilim. Sadece mantarin varligini bilmek optimizm icin yeterli. :D
Bu yaşlı dünyada 4-5 yaşam tamamen bitmiş ama nasıl derler geri hortlamış, bir şekilde yaşam ölmüyor.
O yüzden dünyanın kirlenmesi filan sıkıntı gibi görünüyor ama bu yaşam bir yolunu bulur, gene uyumunu sağlar diye düşünüyorum.
Bazilarina sorabiliyoruz.
Nasıl sorulabiliyor.
Aynen oyle. Sonra sen yazmaya basliyorsun hikayeyi. Benim gorusum en hikaye kazanirdir. :D
Sanırım hiç bir hikaye kazanmayacak bu gidişle, bir şekilde hepimiz de yanlış taraf(lar)a yönlenmiş gibiyiz...
Birileri veya bir şeyde bundan acayip zevk alacak/alıyor gibi duruyor sanki. :nono:
spartacus
18-09-2014, 01:22
Bu noktada İbni Arabi gibiler, bu dünyanın bir rüya hali olduğunu insanların ölünce uyanacağı fikrini savunurlar ki uyurken gördüğümüz "Küçük Rüyadır"
Bu hayatın bizatihi kendisi ise "Büyük Rüyadır" derler.
Başkasını bilmem ama ben öldükten sonra bileceksiniz, gerçeği göreceksiniz gibi bir söylem asla söylemem, aksine öldükten sonra öldüğünüzün bile bilincinde olmayacaksınız diyorum.
Sevgili Felâsife, sözüm sana değil, karşılıklı düşüncelerimizi paylaşıyoruz, jimnastik yapıyoruz :) Konuya göre yazıyorum, mesela yukarıdaki ilk alıntıdakine.
İnanmadan olmuyor tabi, inkar olmadan olduğu gibi.
Mesele birazda iman ve inkarı kendimize ne kadar kondurduğumuzla da alakalı gibi sanki.
İnkar çok farklı bir kavram, görülmeyenin, inkarı da olmaz. Bu görmek göz görmesi değil elbette, şey her ne ise bir gerçekliğe sahip olması. Bu gerçekliğinde insanın hayal gücü ürünü superman değil, nensel bir gerçekliğe sahip olması gerekir. Ancak böyle bir şey inkar edilebilir diye düşünüyorum. İnkara en çok yalancılıkta ya da yalancı şahitlikte denk gelebiliriz, yaşanmış-görülmüş ama inkar ediliyordur vs, somut bulgu, olgu, olay vardır.
Örneğin dinler inanmayanları, inkarcı olarak görürler, halbuki bu ifade başlı başına anlamsızdır, ötekileştirme amacıyla öne sürülen siyasi bir söylemdir. Ne zaman ki Allah'ları orta yerde nesnel gerçeklik ifade eder, o zaman gören inkar etme şansına sahip, ortada masallardan başka bir şey yok, inkarın koşuluda yok, anlamsız.
İnanmak-aldanmak ise birbirinden ayrıştırılamaz. Kopartılamaz, inanç olmadan, aldanma olmuyor. Örneğin bir arkadaşınız size yalan söylüyor, ama siz ona canı gönülden inanıyorsunuz, sonuç sizi kandırmaya götürür. Yapmanız gereken anlattıkalrını dinleyip, nesnel ya da başka tanık-bir bulgu edinmektir, nesnellik ile öznelliği ayıran en önemli faktörlerden birisi bu ve gerçek üzerine kurgu, edebiyat alanında hayal senaryoları kurmakta aslında etkilenmek dışında pek bir anlam içermiyor...
İnsan düşünsel anlamda, zihniyle kendisini kandırabilir, farklı düşüncelere girebilir, hayal gücüyle uyuşabilir ve gerçeğe yabancılaşabilir. Örneğin hu çekmekte maksat uyuşmaktır....
Tüm düşünceler ve iradeden arınıp doğaya bakmak, bu huzur verici. Uzakdoğu felsefesindeki bütüne ermek anlayışıda aslında buna dayanıyor ama uzakdoğu felsefesi, nesnel gerçekle bütünleşme merkezli, kafadan uydurulmuş hayali argümanlarla insanı nesnel gerçekten uzaklaştırmak amacında değil. Ben burada böyle önemli bir ayrım koyuyorum ve gerçek, rüyadır diyenin baika gerçekliğe ihtiyacı var. Bu anlamda onalrda bulmuş, ölünce diyor :) Bu sayede gerçeğe, rüya deme yolu açılıyor. Gerçek rüya ise o halde gerçek ne diye sorulur çünkü, rüyanın ayrımı gerçekle mümkün...
Gerçek hepimizin görebildiği, kısaca gözleme açık, deney yapılabilen, kayıt altına alınabilen vs.vs.vs iken, rüya tamamen kapsama alanı dışı, beyinin bir çeşit kayıt düzenlemesi yapması ve ancak gerçekte farkına varılabildiği bir şey. Ve canlıların rüya gördüklerinin farkına varmaları bence biyolojik bir arıza ya da dış faktörlerin etkisi, çünkü farkına varmaması gerekir(çoğunlukla da öyledir). Böyle düşünüyorum.
Birde dolaysızlığı önemsiyorum, dolaylı yollarla, muğlak ifadelerle bir yere varılamaz, önce dolaysız ortaya konmalı ki tüm dolaylılar bir dayanak bulsun, o zaman anlam katabilme, ifade edebilme olarak asli görevini yapabilsin....
Felâsife
18-09-2014, 06:30
Sevgili Felâsife, sözüm sana değil, karşılıklı düşüncelerimizi paylaşıyoruz, jimnastik yapıyoruz :) Konuya göre yazıyorum, mesela yukarıdaki ilk alıntıdakine.
Eyvallah, jimnastiğe devam o zaman sevgili Spartacus :)
İnkar çok farklı bir kavram, görülmeyenin, inkarı da olmaz. Bu görmek göz görmesi değil elbette, şey her ne ise bir gerçekliğe sahip olması. Bu gerçekliğinde insanın hayal gücü ürünü superman değil, nensel bir gerçekliğe sahip olması gerekir. Ancak böyle bir şey inkar edilebilir diye düşünüyorum. İnkara en çok yalancılıkta ya da yalancı şahitlikte denk gelebiliriz, yaşanmış-görülmüş ama inkar ediliyordur vs, somut bulgu, olgu, olay vardır.
Yani, Ateist bir düşünce Tanrıyı biliyordu da sonra bir daha hiç göremediği için mi yok diyor, böyle değil tabi.
Ortada iman edenlerinde tam bilemediği "var" kavramı üzerinden tüm fırtına kopuyor.
Onların "var" demesi de aslında "vardır" ile daha anlamlı bence.
O zamanda mesele ihtimaller üzerinden yürürdü ki belki netlik ifade eden var/yok kavramı ile bu olaylar bu kadar bütünleşmezdi.
İnkarcı denilen kavramada Ateistler muhatap olmazdı, gene dinin içinde ki kişiler muhatap olurdu (aslında elanda öyledir) ki bir Ateist din ile onun kavramları ile kafasını hiç yormazdı bile.
Ortada iki grup oluşunca, taraflar bir birlerinin zıddı konumunu da düşünce, artık kavramlar da karışmış oluyor.
Oya hayatta ne iman ne inkar var, bu sadece insanda gözlemleniyor, sadece "olan" dedikleri şey var ve o da hiç bir bir ideoloji, din, fikir ile parçalanamaz.
Her ne kadar insanlar zihinlerinde bunu parçalasalar da o aslında parçalanmıyor, yani bir bütünlük var o devam ediyor bir yandan.
Hayat bir rüya mı sorusu da burada devreye giriyor, yani hayatı parçalayıp kendi inandığı gibi görenler, kendilerince tatlı mı tatlı bir rüya görmüş oluyorlar.
Hayal olan bu...
Örneğin dinler inanmayanları, inkarcı olarak görürler, halbuki bu ifade başlı başına anlamsızdır, ötekileştirme amacıyla öne sürülen siyasi bir söylemdir. Ne zaman ki Allah'ları orta yerde nesnel gerçeklik ifade eder, o zaman gören inkar etme şansına sahip, ortada masallardan başka bir şey yok, inkarın koşuluda yok, anlamsız.
İnkarın koşulu inanana ayna olmasıdır, bu düşünce olmasa, inançta bir işe yaramaz.
Siz olacaksınız ki o da olsun.
Tabi bunun tersi de böyledir, o olacak ki siz de olun.
Bir söz vardır, "El içinde düşmanımsın benim, tenhalar da dostumsun benim" diye.
Ben bu iman/inkar ikilemini birazda buna benzetiyorum.
İnsan kendi başınayken bir sorunu yok ama ne zaman ki yansımasını görüyor, o zaman ikilik ortaya çıkıyor.
Tüm düşünceler ve iradeden arınıp doğaya bakmak, bu huzur verici. Uzakdoğu felsefesindeki bütüne ermek anlayışıda aslında buna dayanıyor ama uzakdoğu felsefesi, nesnel gerçekle bütünleşme merkezli, kafadan uydurulmuş hayali argümanlarla insanı nesnel gerçekten uzaklaştırmak amacında değil.
Bence huzuru sadece doğada aramamalı, onu zaten herkes biliyor aslında, örn. hafta sonu piknik alanları hınca hıç doluyor, veya sahiller fark etmiyor.
Huzursuzluğun içinde ki huzuru bulursak veya bizi huzursuz eden ne ise onu bulup nötr edersek, bu daha kalıcı olacaktır.
Buna belki de korkumuzla yüzleşmekte diyebiliriz, bizi korkutanla dost olmak.
Korktuğunla dost olursan korkun kalmaz dedikleri şey..
Bu zor yol tabi ama kalıcı olanıda, sanırım bir Çin atasözüymüş, "İyilikle kötülük kendiliğinden değil, çağrıldıkları için gelirler" diyor.
Gerçek rüya ise o halde gerçek ne diye sorulur çünkü, rüyanın ayrımı gerçekle mümkün...
Bunu zaten rüya olarak bir ele alabilsek, gerçeğin de çok anlamı kalmıyor zaten.
Geçenlerde Tanrı sevgidir diye bir konu işlenmişti, orada demiştim şimdi diyeceklerimi.
Bildiğimiz şey, bilmediğimizi yutar, yok eder.
Sevgi bildiğimiz bir şeydir, Tanrı ise bilmediğimizdir.
Dolayısıyla Sevgiye tam ulaşınca Tanrı kavramı puf olur.
Güneş doğunca her yanı kaplayıp, karanlığı yok ettiği gibi, Sevgi de Tanrı gibi kavramları yok eder.
Burada da Rüya bildiğimiz bir şey, gerçek (artık o neyse, nasıl bir şeyse) bilmediğimiz bir şeydir.
Bu yüzden bu bilince tam ulaştığımızda gerçek diye bir derdimiz olmaz.
Özetle bildiğimiz şeyler varken, bilmediklerimizin peşine düşmek, insanı asıl hedefinden uzaklaştırır diye düşünürüm.
Ve canlıların rüya gördüklerinin farkına varmaları bence biyolojik bir arıza ya da dış faktörlerin etkisi, çünkü farkına varmaması gerekir(çoğunlukla da öyledir). Böyle düşünüyorum.
Arıza demem bende, gece biyolojimizin değişmesiyle oluşan bir durum derim.
Gün için sürekli faal olan beyin gecede bunu sürdürmesi olayı, tabi gece relaks bir duruma geçtiği için vücut, beynimizde özgürce hareket ediyor.
Gün içinde ki stresler, korkular, çevre, iş güç, derken kasılan beden, düşünceyi farklı boyuta çıkarmıyor.
Aslında 7/24 sürekli çalışan bir beden üzerindeyiz, hiç durmuyor, düşüncede, dolaşımda, duyularda habire çalışıyor.
Sanırım bu tempoya ayakta uyduramıyoruz, onu anlamamızı bu da etkiliyor.
Birde dolaysızlığı önemsiyorum, dolaylı yollarla, muğlak ifadelerle bir yere varılamaz, önce dolaysız ortaya konmalı ki tüm dolaylılar bir dayanak bulsun, o zaman anlam katabilme, ifade edebilme olarak asli görevini yapabilsin....
Bakıyorum çevreme herkes halinden memnun, ne gerçekle ne rüyayla bir alakası yok.
Sana n'oluyor oğlum diyorum kendime, anca bir tebessüm çıkıyor, cevap yok. :)
Bilemiyorum gerçekten, yaşam dedikleri şey çok bilinen bir şey değil neticede, alet yapmakla övünen insan, bilemediği bir boyutta bir şeylerin aleti de oluverirse, vah ki ne vah bize.
Resmen onlarda bir yaşam mücadelesi veriyor, hayran olmamak kafanın karışmaması elde değil.
Evet hayranlik konusunda hemfikirim sizinle, diger bir ayrinti da renkleri, cicekli olsun veya olmasin inanilmaz guzellikte cesitli renk insani mutlu ediyor.
spartacus
18-09-2014, 12:49
Hayat bir rüya mı sorusu da burada devreye giriyor, yani hayatı parçalayıp kendi inandığı gibi görenler, kendilerince tatlı mı tatlı bir rüya görmüş oluyorlar.
Hayal olan bu...
Bir diğer sorunda, böyle olduğuna inanan değil iddia edenler, yani merkezdekiler cennet hayatı(rüya) gibi bir hayat yaşarlar, bunlara kapanlar diyorum, diğerlerine kapılanlar. Yani kendi yaşamları onları bir rüya gibi düşünmeye ittiği gibi, kapılanlara da sizde ölünce deme noktasına geliyorlar, burası bana göre siyasi.
Bence huzuru sadece doğada aramamalı, onu zaten herkes biliyor aslında, örn. hafta sonu piknik alanları hınca hıç doluyor, veya sahiller fark etmiyor.
Tabi ki demek istediğim hani şu insanın derin düşünceye dalması durumu, o noktaya geliyor ki düşünmez hale geliyor, etrafı dinliyor vs. Yani demek istediğim bu bir yerde insanın kendisine yabancılaşacağı kurgular-hayaller üretmeye varabiliyor, o huzurla sanki farklı alemdeymiş gibi sanıyor, oysa farklı sandığı tamda içinde olduğu, o güne kadar burnunun ucunda olan fakat göremediği, şimdide görmek istemediği o yüzden hayal alemler ürettiği, kabullenemediği.
Arıza demem bende, gece biyolojimizin değişmesiyle oluşan bir durum derim.
Gün için sürekli faal olan beyin gecede bunu sürdürmesi olayı, tabi gece relaks bir duruma geçtiği için vücut, beynimizde özgürce hareket ediyor.
Gün içinde ki stresler, korkular, çevre, iş güç, derken kasılan beden, düşünceyi farklı boyuta çıkarmıyor.
Arıza dememin sebebi, canlılar uykuda iken geçici ve kalıcı hafıza kayıtlarını düzenliyor, silinecekler(geri dönüşüm, bilinç altı) siliniyor, gün içinde geçici hafızadıkiler eleniyor, önemlileri hafızaya, önemsizleri bilinç altına vs.vs. Yani uyanık olmamak gerekir. Uyanık ien bu süreç bu kadar hızlı ve derinde işleyemez, işlerse halsünasyon olur ve halüsünasyonun da çeşitli sebepleri.
Yani rüya gördüğümüzü anlamamız bir biçimde arzu edilmeyen durum gibi, ya dış bir ses etken olmuştur, ya da atıyorum bir kol uyuşması, rahatsızlık, uyanma haline girme, bir biçimde benlik işlevselleşmiştir. Uyanıkken tam anlamıyla yapılsa ve bu halüsünasyonlara yol açmasa, uykuya gerek kalmazdı diye düşünüyorum.
Bu yüzden uyumalı, ama uyanmalı da, uyanıkken uyumamalı(envai çeşit kurgular, din ve buyrukları, hayali argüman ve uydurma rüyalarla, her şey bir ilizyonlarla, tüm bunlar insanı kendisine yabancılaştırmak, gündeminden ve gerçeğinden uzaklaştırmak(örneğin aç olabilir, sorunlu olabilir, insanca yaşamıyor olabilir, biat ettirilmiş olabilir vs böylelikle kitle uyuşturulur, hareketsiz kalır, bir kumanda ile yönetilebilir. Bu kumanda din ya da başka aidiyetlerdir.))
Felâsife
18-09-2014, 15:19
Evet hayranlik konusunda hemfikirim sizinle, diger bir ayrinti da renkleri, cicekli olsun veya olmasin inanilmaz guzellikte cesitli renk insani mutlu ediyor.
Kesinlikle öyle, kokuları da var mesela, onlarda çok enteresan gelir bana.
Ama en temelde yaşamın çok çeşitli yollarını bulmuşlar ki en çokta buna hayranımdır.
Bizse tek bir yoldan giderken kaybolanlar gibiyiz.
Bir diğer sorunda, böyle olduğuna inanan değil iddia edenler, yani merkezdekiler cennet hayatı(rüya) gibi bir hayat yaşarlar, bunlara kapanlar diyorum, diğerlerine kapılanlar. Yani kendi yaşamları onları bir rüya gibi düşünmeye ittiği gibi, kapılanlara da sizde ölünce deme noktasına geliyorlar, burası bana göre siyasi.
Evet işin içinde siyasette olabilir, zaten dinlerin çıkışı şehirleşme ile paralel gelişmiş, bir nevi kontrol işlevi görmüş topluluklar için.
Çalmayacaksın, öldürmeyeceksin, yalan söylemeyeceksin vb. kurallar toplumlar için olunca, toplumda siyaset ile yönetilince siyaset din ilişkisi kaçınılmaz olmuş.
Siyaseti din'leştir, din'le de toplumu yönlendir, mükemmel yönetim şekli; her liderin rüyası bu olsa gerekir. :)
Tabi ki demek istediğim hani şu insanın derin düşünceye dalması durumu, o noktaya geliyor ki düşünmez hale geliyor, etrafı dinliyor vs. Yani demek istediğim bu bir yerde insanın kendisine yabancılaşacağı kurgular-hayaller üretmeye varabiliyor, o huzurla sanki farklı alemdeymiş gibi sanıyor, oysa farklı sandığı tamda içinde olduğu, o güne kadar burnunun ucunda olan fakat göremediği, şimdide görmek istemediği o yüzden hayal alemler ürettiği, kabullenemediği.
İçe kapanmak, gerçeklik algısını yitirmek, takılıp kalmak sıkıntılı bir durum, evet.
Tasavvufta bu durum "haller" kapsamında ele alınır ve hal olduğu içinde muteber de sayılmaz aslında.
Uyanıkken tam anlamıyla yapılsa ve bu halüsünasyonlara yol açmasa, uykuya gerek kalmazdı diye düşünüyorum.
Bu da bir şekilde elimizde değil, neticede dinlenmek için uyuyoruz ama dinlenirken bile içsel de bir faaliyet devam ediyor.
Gerçi benim gibi AS hastalığı olanlar uykuda dinlenme nedir diye unutalı çok olmuştur ama geneli böyledir.
Fringe adlı dizinin bir bölümünde rüyaları çalan bir dr. vardı, rüyalarını çaldığı insanlar da aniden yaşlanıp ölüyorlardı.
Rüya görmedikleri için vücutları hiç dinlenemiyormuş, akabinde ani yaşlanma neticesinde yorgunluktan ölüyorlardı.
Tabii Fringe fantastik bir diziydi ama adamlar bilimi her türlü kurguyla ele almışlar böyle bir sonuç çıkartmışlardı.
O yüzden rüyaya gerek kalmaması, beraberi de başka sıkıntıları da getirir mi bilemiyorum.
Örn. hayvanlarında rüya gördüklerini Tubitak'ın bir makalesinde okumuştum.
Eğer bitkilerde de bu durum varsa, sanırım bu bilinemiyor, insan olarak rüyayı yaşamımızdan öyle kolayca atamayız herhalde.
Bu yüzden uyumalı, ama uyanmalı da, uyanıkken uyumamalı(envai çeşit kurgular, din ve buyrukları, hayali argüman ve uydurma rüyalarla, her şey bir ilizyonlarla, tüm bunlar insanı kendisine yabancılaştırmak, gündeminden ve gerçeğinden uzaklaştırmak(örneğin aç olabilir, sorunlu olabilir, insanca yaşamıyor olabilir, biat ettirilmiş olabilir vs böylelikle kitle uyuşturulur, hareketsiz kalır, bir kumanda ile yönetilebilir. Bu kumanda din ya da başka aidiyetlerdir.))
Eheh, zaten kumanda ile yönetiliyor da aslında, insanoğlu uzaktan kumanda olayını tarihin başlangıcıyla birlikte keşfetmiştir.
Geçmiş, bugünü yönetiyor vesselâm :D
spartacus
18-09-2014, 17:41
:thumb::welcome:
Felâsife
21-09-2014, 20:35
Hoşbulduk :D
ereninthenature
24-09-2014, 16:43
Bu yaşlı dünyada 4-5 yaşam tamamen bitmiş ama nasıl derler geri hortlamış, bir şekilde yaşam ölmüyor.
O yüzden dünyanın kirlenmesi filan sıkıntı gibi görünüyor ama bu yaşam bir yolunu bulur, gene uyumunu sağlar diye düşünüyorum.
Modern insanin bugunkku ortalama tuketimi 50 yil daha ayni sekilde devam ederse ve populasyon kontrol edilmezde son 50 yildaki gibi bir artis olursa hava kirliligi, su kirliligi en ust seviyelerine kesinlikle cikacaktir. Gunumuzun kulturel ve ticari stili kesinlikle insanlik disidir. %99 %1 icin olumune calisiyor.
Su an insalik zekasinin yarisini su probleme harciyor: "Daha kisa surede, daha etkili bir sekilde, daha uzaktan nasil daha cok fakir insani oldurebiliriz?" Tum devletler parasinin ve zekasinin yarisini bu problemi cozmeye harcamaktadir. Bunu gozune sokmak insanlarin gucune gidiyor. Ama bence bu zeka degil, geri zekaliliktir. Ben dobra dobra soylerim hic kasmam yani. Bu zeka degil geri zekaliliktir. Ve kendini zeki varsayan herkesin uzerine bu konuya cozum getirilmesi icin cozumler ileri surulmelidir. Bu problem cozulurse butun kaldirimlari altindan yapabiliriz. Simyacinin islak ruyasi iste budur. Butun kaldirimlari altindan yapmak mumkun. Sadece birbirimizi oldurmeyi biraksak olur gibi gorunuyor.
Insanlik tarih boyunca birseyler ogrendi. Kolelik kotu bir fikirmis, bunu yazdik kenara. Kadinlarin da insan oldugu cikti ortaya. Manyak bir bulgu bu da. Sirada topraga hayali cizgiler cizmek icin birbirimizi oldurme durtumuzu birsekilde durdurma kaldi. Birinin cikip toprakta cizgi yok demesi lazim. Bir nevi kral ciplak. Dersen bunu deli konumuna dusuyorsun. TOPRAKTA CIZGI YOK.
Nasıl sorulabiliyor.
Samanistik buyu ile. Gecenlerde mantara dogru seyi mi yapiyorum diye sordum: "Sen galaktik bir zekaya nasil bir soru soruyorsun!! Siktir git extasy kullan" dedi. Samanlarin isi bitkilerle/ruhlarla konusmaktir. Siberya, Aztek, Tarih oncsi afrika kabileleri. Samanizm global bir inquary'dir. Aztek samaninin mantarla ilesisimi resimde gosterilmistir.
http://www.erowid.org/library/books_online/golden_guide/images/g062.jpg
Sanırım hiç bir hikaye kazanmayacak bu gidişle, bir şekilde hepimiz de yanlış taraf(lar)a yönlenmiş gibiyiz...
Gitmemiz gereken yon insanlik, baris, sevgi, paylasimdir. Dominator tayfayi takip etmek sadece koyunluktur. Bu adamlarda toplumu yonetecek zeka ve vizyon yok. Tayyip bizi yoneten kisi. Tipine bak sadece demek istedigim seyi anlarsin.
Birileri veya bir şeyde bundan acayip zevk alacak/alıyor gibi duruyor sanki. :nono:Tarih bana gore bir cesit psychedelic trip. Kullanilan uyusturucu ise teknoloji. Ne kadar cok zihnin icerigini materyale islersek realitenin safti o kadar kayacak. Bence cok eglenceli vakitler bizi bekliyor. Manyak bir tiyatro donuyor su an dunyada ve sonu yakin bu tiyatronun. Bazuka gibi bir sigara sarip izlemek lazimdir sadece :D.
Dialectics
24-09-2014, 22:35
Birşeyler yapılabilmesi için birlik gerekiyor. Böl ve yönet politikalarının, bireyselciligin kurbanlarıyiz. Hepimizin elinde akıllı telefon ve ipadler ile işin doğrusu bu iş olmaz. Bu şekilde ne millet uyanır, ne de yaşadığımız mahalle...
ereninthenature
24-09-2014, 23:51
Bireyselciligin kurbanlarıyiz
Ben indivudualistim. Herkes kendisine odaklansa, kendi hareketlerini duzeltse ideolojiye gerek kalmazdi.
Hepimizin elinde akıllı telefon ve ipadler ile işin doğrusu bu iş olmaz.
Internet insanligin tek umudu. Steve Job'sun LSD tripleri ve kisisel bilgisayar(PC) fikri sayesinde insanlik devir atladi. Bireylere guc veren teknoloji her zaman iyidir.
Felâsife
27-09-2014, 19:56
Su an insalik zekasinin yarisini su probleme harciyor: "Daha kisa surede, daha etkili bir sekilde, daha uzaktan nasil daha cok fakir insani oldurebiliriz?"
Yani insan bir şekilde de bu, bunu değiştirmek veya öyle düşünmeye çalışmakta çok doğru olmasa gerek.
Neticede kan dökmeyi seven, tüm kurgularını buna göre yapan, hatta kan dökmeyi kutsallaştıran yığınla insan var.
Insanlik tarih boyunca birseyler ogrendi. Kolelik kotu bir fikirmis, bunu yazdik kenara. Kadinlarin da insan oldugu cikti ortaya. Manyak bir bulgu bu da. Sirada topraga hayali cizgiler cizmek icin birbirimizi oldurme durtumuzu birsekilde durdurma kaldi.
Yok canım kölelik bitmedi, bir kenara filanda yazılmadı sadece isim değiştirdi.
Ruhen devam ediyor aynı fiil.
Samanistik buyu ile.
Eyvallah sağ olasın, anladım.
Aslında bu konuda yazacağım şeyler vardı ama sonra yazarım artık.
Tarih bana gore bir cesit psychedelic trip. Kullanilan uyusturucu ise teknoloji...
Güzel... :hail:
ereninthenature
01-10-2014, 03:28
Yani insan bir şekilde de bu, bunu değiştirmek veya öyle düşünmeye çalışmakta çok doğru olmasa gerek.Stalin zamaninda bilim adamlari epi-genetik evrim uzerine genis capli arastirmalar yapmislardir. Stalin epigenetik evrim fikrini cok sevmisti. Arastirirsaniz cok genis bir bilgiyle karsilasacaksiniz. Epi-genetik evrim yani genlerin uzerinde evrim/transformasyon Stalin'in bilim adamlari tarafindan kanitlanmis ve ayrintili bir sekilde dokumante edilmistir. Cogu komunistin bundan haberi yok ama, nedendir bilmiyorum. Rupert Sheldrake, Terence McKenna Marksist kokenli dusunurler(ex-Marksistler) ve Sovyetler birliginin gittigi heterodox yoldan edindikleri bilgilerin verdigi guvenle sert analizlerde bulundular. Bende ayni seyi yapiyorum. Epigenetik evrim gercek ve mumkundur.
Neticede kan dökmeyi seven, tüm kurgularını buna göre yapan, hatta kan dökmeyi kutsallaştıran yığınla insan var.Insanligin farmakolojik destege ihtiyaci var. Insanlar cinayete meyillidir. Tarih bunun kanitidir.
Neticede kan dökmeyi seven, tüm kurgularını buna göre yapan, hatta kan dökmeyi kutsallaştıran yığınla insan var.Buyu zihinsel bir fenomendir. Bilinc transformasyonu olarak tanimlayabiliriz.
Güzel... :hail: Sagolasin. :D
Felâsife
01-10-2014, 13:41
Stalin zamaninda bilim adamlari epi-genetik evrim uzerine genis capli arastirmalar yapmislardir. Stalin epigenetik evrim fikrini cok sevmisti. Arastirirsaniz cok genis bir bilgiyle karsilasacaksiniz. Epi-genetik evrim yani genlerin uzerinde evrim/transformasyon Stalin'in bilim adamlari tarafindan kanitlanmis ve ayrintili bir sekilde dokumante edilmistir. Cogu komunistin bundan haberi yok ama, nedendir bilmiyorum. Rupert Sheldrake, Terence McKenna Marksist kokenli dusunurler(ex-Marksistler) ve Sovyetler birliginin gittigi heterodox yoldan edindikleri bilgilerin verdigi guvenle sert analizlerde bulundular. Bende ayni seyi yapiyorum. Epigenetik evrim gercek ve mumkundur.
Bu aslında güzel bir alanmış ama teknik ve kavram olarak beni aşan bir alan, ırs ve gen denilen şeyinde aynı şey olmadığı anlaşılıyor.
Benim şurada (http://www.turandursun.com/forumlar/showthread.php?t=34759) bir konum vardı, buna bir cevap verebilir misin?
Insanligin farmakolojik destege ihtiyaci var. Insanlar cinayete meyillidir. Tarih bunun kanitidir.
Eyvallah.
Taozim de KAOS denilen bir olay var, hayatı bir KAOS olarak görüyor bu anlayış.
Dolayısıyla insanların KAOS KONTROLÜ ne kadar azsa, bir şeylere meyilleri de o kadar fazla oluyor/olacaktır.
Neticede hayat bir KAOS içerisindedir.
Gece gündüz, sıcak soğuk, yaz kış, iman inkar, kadın erkek vb. zıtlıklar, KAOS 'u ister istemez tetikliyor, besliyor.
Diğer yandan insanoğlu "yanlış eğitildiği" için bu KAOS un farkında olmadığı gibi, bununla nasıl yaşanır ondanda haberi olmayınca, farmakoloji elzemdir.
Aslında bu konuda forumda yeni bir konu işlemek lazım ama bunu işlemek bile bir KAOS oluşturur, bu yüzden bilemedim. :\
spartacus
01-10-2014, 14:15
Taozim de KAOS denilen bir olay var, hayatı bir KAOS olarak görüyor bu anlayış.
Dolayısıyla insanların KAOS KONTROLÜ ne kadar azsa, bir şeylere meyilleri de o kadar fazla oluyor/olacaktır.
Evet aslında kaos olarak ifade ettiğimz şey diyalektik. Tao'da görülen Heraklitos'da da görülür. Zaten birisi batının diğeri doğunun diyalektikçisi.
Aslında her ikiside hareket-devinim-değişim üzerine kafa yoruyorlar, heleki bulundukları dönemde hiç bir şeyin değişmediği, hareket ve değişimin olmadığı kanısı hakim iken. Hareket o derece ret ediliyor ki, Zenon gibi zeki bir insan, hareketin olmadığı yönünde paradokslar üretiyor ve çözüm bekliyor. Ciddi, ciddi fizik alanında çözüm üretmek bu paradoks karşısında mümkün değildir, zira paradoksların alanı fizik değil aslında zihindir. Yani aslında bir yanıltmaca ya da yanılma vardır, hareketi yola, hedefe bağlı hale getirdiği için paradokstan çıkılamıyor, halbuki hareket yönden olduğu gibi yoldan da bağımsızdır, sayısal rakamlarla yol ya da yön tayini anlam ifade etmez... neyse...
Sonuç olarak tüm bu ilişkiler diyalektik olarak ifade edilmiş, yani çelişkiler-hareket-değişim tümünün bütünlüğü diyalektik.
Kısaca hareket bir çelişkidir sonucu açığa çıkıyor. Diyalektik ise çelişkileri gözlemleyip, çözümlemek ve olası sonuçlar üzerinde ön fikir sahibi olmak gibi bir alana yoğunlaşıyor (ve tabi nicel birikimlerin nitel değişim-sıçramalara yol açacağı, haliyle değişimin doğrultusu hakkında fikir sahibi olabileceğimiz vs), yalnız ortaçağ araya giriyor, bilim alanı gibi felsefe de uzun bir süre donakalıyor.
Felâsife
01-10-2014, 14:51
Evet aslında kaos olarak ifade ettiğimz şey diyalektik. Tao'da görülen Heraklitos'da da görülür. Zaten birisi batının diğeri doğunun diyalektikçisi.
Hımm... teşekkür ederim detay için.
Diyalektik pek kullandığım bir kelime olmadığı için, anlamını da bilmiyordum.
Sonuç olarak tüm bu ilişkiler diyalektik olarak ifade edilmiş, yani çelişkiler-hareket-değişim tümünün bütünlüğü diyalektik.
Kısaca hareket bir çelişkidir sonucu açığa çıkıyor.
Eyvallah.
Zaten hayatın içerisinde ki bu sonsuz hareketlilik ister istemez bizlere yansıyor ve kapasitelerimiz bu fazla veriyi işleyemiyor.
Dolayısıyla en yakın tahminlerle işi kotarmaya çalışıyoruz.
Zihin oyunları adlı bir program var bu aralar şu sloganı döndürüp duruyorlar.
"Gerçek, beynin en iyi tahminidir" diye.
Zira hareketlilik olan yerde illaki bir yanılma durumları var, bunun çok çeşitli deneylerini o programda işliyorlar.
Özetle, hayat hareketli olduğu sürece, KAOS veya Karmaşa denilen şeyde zihinlerde devam edecektir.
Sorunda bu KAOS tan kaçmak mı yoksa üzerine gitmek mi? meselesi gibidir birazda.
Bence bu KAOS un üzerine gitmek gerekli, fırtınanın merkezinde sukunet olması gibi, KAOS un içerisine dalmakta, insanın aradığı sukuneti, huzuru bulduracaktır.
Diğer türlü fırtınanın dışında kalan her şey o fırtınadan etkilenecektir.
Diyalektik ise çelişkileri gözlemleyip, çözümlemek ve olası sonuçlar üzerinde ön fikir sahibi olmak gibi bir alana yoğunlaşıyor (ve tabi nicel birikimlerin nitel değişim-sıçramalara yol açacağı, haliyle değişimin doğrultusu hakkında fikir sahibi olabileceğimiz vs), yalnız ortaçağ araya giriyor, bilim alanı gibi felsefe de uzun bir süre donakalıyor.
Bir şekilde geçmişin doğruları ve yanlışları üzerinde oturuyoruz, mirasımız bu yapacak bir şey yok.
Konuya iliskin, bitkilerin hareketine hayranim yalniz. Davranis bilimini oyle guzel anlatiyorlar ki dilsiz bir bicimde.
Gecen yil, arkadasimin bahcesinden papatya caldim, bir tek daldi, kendi bahceme ektim, o arada papatyayi gunese tam ters gelecek sekilde ekmisim.(calma psikolojisinin verdigi telastan olsa gerek) Dondu, dondu, dondu, ve sonucta yuzunu tam da gunesin geldigi istikamete cevirdi. Gecen yil hic bebek vermedi diyebilirim sonbahara kadar, bu yil ise,bulundugu alan papatya'ya boguldu.
Felâsife
19-10-2014, 14:20
Konuya iliskin, bitkilerin hareketine hayranim yalniz. Davranis bilimini oyle guzel anlatiyorlar ki dilsiz bir bicimde.
Hayatım boyunca bitkidir, topraktır aram hiç iyi olmadı, nasıl bakılır büyütülür, bilmemde merakımda olmadı.
Bu yaz komşumuz 5 saksı değişik çiçek verdi onada evdekiler bakıyor suluyor filan.
Bazen öyle uzun uzun bakıyorumda bir avuç toprakta bir bardak su ile yaşıyorlar.
İşin garibi o yokluklarında ürüyorlar birde, çiçek veriyor, sürgün veriyorlar.
Su verirsen canlanıyorlar, vermesen boynunu büküyorlar derken, bayağı sessiz diyaloglar oluyor evde.
Adeta sadece sen değil, bizde varız ey insancık der gibiler.
Felâsife
13-11-2014, 18:30
Bitkisel psişizm (http://tr.wikipedia.org/wiki/Bitkisel_psişizm) diye bir olayda varmış, bu olayda en çok Cleve Backster abimiz etrafında geçmiş, abimiz yalan makinesinin muciti, tesadüfen bu makine ile bitkiler üzerinde de denemeler yapınca etki/tepki durumları oluyor, bunları kayda geçiyor filan, akabinde olayı kabul ettirebilmek için epey takla atmış, tekrarlanabilirlik ilkesine takılıp kalmış.
İşin garibi 2. defa tekrarda da olmuyormuş, zekâ gösteriyormuş bu sessiz dostlarımız.
Sonunda Backster etkisi diye kabul ettirebilmiş ama bu ne tam kabul nede tam bir ret olmuş.
“Bilim adamları tarafından yapılan başlıca eleştiri nedir?”
“Büyük sorun – ve bu genel olarak bilinç araştırması söz konusu olduğunda ortaya çıkan bir sorundur – tekrarlanabilirliktir. Gözlemlediğim olayların hepsi kendiliğinden olmuştu. Öyle olmak zorundaydı. Eğer onları önceden planlarsanız, onları çoktan değiştirmiş olursunuz. Tüm bunlardan şu sonuç çıkar: tekrarlanabilirlik ve kendiliğinden oluş birbirine uymaz ve bilimsel topluluğun üyeleri bilimsel metodolojide tekrarlanabilirliği aşırı önemsedikleri sürece bilinç araştırmasında çok fazla ileriye gidemezler.”
“Kendiliğinden oluş yalnızca önemli olmakla kalmaz, amaç da odur. Herhangi bir şey için öyleymiş gibi yapamazsınız. Eğer bir bitkiyi yakacağınızı söylüyorsanız, ama bunu kastetmiyorsanız hiçbir şey olmayacaktır. Ülkenin farklı bölgelerindeki insanlardan sürekli olarak bitki tepkilerine nasıl neden olacaklarını bilmek istediklerini duyuyorum. Onlara, ‘Özel herhangi bir şey yapmayın. İşinizi yapın; notlar alın ki daha sonra onları çizelge kayıtlarınızla karşılaştırın. Ancak herhangi bir şeyi planlamayın, yoksa deney işe yaramayacaktır."
.......
Nadir bir olay olsa da, Cleve duraladı, sonra aniden ciddi bir biçimde, “Deneyi yaparken başarısız olmak öylesine kolay ki. Ve dürüst olmak gerekirse, bilim adamlarından bazıları başarısız olduklarında rahatlamışlardı, çünkü başarı, bilimsel bilginin özüne aykırı olacaktı,” dedi.
........
“Eğer gözlemlediğim şeyler kesinlikle doğruysa, yaşamlarımızı üzerine kurmuş olduğumuz teorilerin birçoğu üzerinde tam bir ‘yeniden çalışmak gerektirir’ korkusunu yaşıyoruz. ‘Eğer Backster haklıysa başımız dertte,’ diyen biyologlar tanıyorum.
Kaynak 1: Bitkiler Karşılık Verir (http://yabanil.net/bitkiler-karsilik-verir-derrick-jensen/)
Kaynak 2: KELİMELERDEN ESKİ DİL #67 (http://www.turandursun.com/forumlar/showthread.php?p=67315&highlight=Backster+s%F6zlerini#post67315) - turandursun.com
....*
Bu konu üzerinde ağaç seven dostların (http://www.agaclar.net/forum/bitkiler-hakkinda-genel-konusmalar/1152.htm) yazışmaları da hayli ilginç gelebilir, onlarca kişisel gözlem, duyum aktarılmış.
Meyve vermeyen ağacı korkutmadan, tehdite, budarken bu işi çaktırmadan yapmaya vs. bir sürü tuhaf işler.
Tabii hepsinin altında sevgi saygı vede gözlem var, müthiş.
http://upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/6/66/Animated_flower.GIF
Ilginc bir alan sevgili Felasife, yillar once yurtdisinda bir universitede, bugdaylar uzerinde bir calisma yapilmisti, ortamdaki bugdaylara frekans verilmis, dozu arttirilmis ve arttirildiginda bugdaylarin daha hizli buyudugu ve olgunlastigi gorulmustu.Bu calisma, organik tarima dair, normalde tarimda kullanilan olgunlastirici ,hizli buyutucu kimyasallara nasil alternatif uretilebilir amacli bir calismaydi gerci.
Backster'in tekrarlanabilirlik ilkesine takilmasi dogru bilimsel kulvar acisindan, ancak bitkilerin kendiliginden bu sekillerde tepki vermesinde ve calismanin tekrarlanabilirlik asamasindaki bariyere takilmalarina dair, baska unsurlar da olabilir diye dusunuyorum.
Mesela , yalan makinasi insan'a iliskin hazirlanmis bir makinadir. Ancak bitki icin uygun degildir deney asamasinda. Dogal olarak nokta baglaminda onu alacaktir. Tipki dunyada kullandigimiz pusulayi, uzayda kullanamayacagimiz gibi. Biri cekirdegi, digeri yildizi nokta almasi sebebiyle. Insan duyularina gore dizayn edilmis bir makinanin, bitki algisinda calismayacagi(beklenen gostergeler babinda) veya insan beynine nazaran(calisma prensibini nokta aldigimizda), tersinmis sistemin sonuclari gibi degil de, aksine normal duz bir sistem icerecegi cok acik. Zira hayvanlar her ne kadar bizlere benzes duyularla algilama, soyutlama yetisine sahiplerse, bitkilerde, bu uyarlarsak sayet, dokunma, tatma gibi duyulara karsilik geliyor.
Yine yalan makinalarinin bilimsel bakimdan sonradan kabul gormemesinin nedeni, gozlem esnasinda, gozlemcinin, gozlenenin davranislarini degistirecegi ilkesidir, nokta olarak insan bedeni alindigi icin, dusunun ki kolunuzu dahi kaldirdiginizda kalp atis hiziniz etkileniyorken, degil ki insanlari makinaya baglayip, salt bir konuya iliskin dogru/yalan ayrimi yapmak da gerceklikten uzak olacaktir.
Hos 1921'lerde filan kullanilmis, ancak sonradan %50 'lik dogruluk/yanlislik payi icermesi sebebiyle, cesitli olaylarda kullanimdan kaldirilmistir. Dusunsenize yalan makinasi sebebiyle, elekrikli sandalye'de idam edildiginizi veya yillarca cezaevinde omur tukettiginizi filan.:) Buna bir baska ornekte yakin tarihte parmak izi bahsidir delil noktasinda kullanim bakimindan.
Veya, bitkilerde, insan,hayvan vb. benzeri bir yeti olarak, bazi duyu kayiplari oldugundan, yani ozgun dogasinda bu sekilde islevsel olmadigindan, aldigini oldugu gibi vermesi cok normal diye dusunuyorum. Orneklemek gerekirse, tipki dogustan hem gorme, hem duyma, hem konusma engelli bir insanin bilimsel bakimdan tekrarlanabilirlik ilkesine takilmamasina karsin, buna ragmen tatma-dokunma-koklama-fonasyon bakimindan ileri duzeyde bu yetilerini, biz engelli olmayanlardan cok daha ileri asamaya tasiyabilme durumudur.
Ya da dogada bazi maddeler, sorunsuz cozunup, bazilari cozunemedigi icin, ki endustriyel bakimdan makinalar buna tipik ornektir, oldukca da buyuk bir makina coplugumuz vardir dunya genelinde.
Cleve'in deney basarisizligina iliskin soyledikleri, bilim acisindan dogrudur motto olarak bir bakima, bilimsel kulvarda da basarisiz deneyler, her zaman, kesin basariya aslinda bir adim daha yaklastiran deneylerdir. Bilimsel baglamda, aksam, arac, gerec vb. eksiginizi, ortada duran done bakimindan da, ona iliskin(yapi vs.) eksiklikliklerinizi sorgulamaniza yol acar, ve bu yuzden, kendi kurallari disinda elestiri kabul etmedigi icin, kendi elestirisini kendi icinde tekrarlanabilirlik ilkesi ile yapar ve korur.
Bitkiyi genel olarak inceledigimizde, bizde ki benzeri, geri cagirma ve ayiklama ve secme yetisine sahip oldugunu goruyoruz. Bunu bilimsel olarak kezlerce dogrulayabiliriz. Ornegin, her bitkinin, tohumun, istisnasiz her bolgede yetismemesi, toprak bakimindan reddetmesi vb. gibi. Bilimsel kulvarda, elbetteki bunu sadece toprak unsuruna baglamak dogru olmaz, bircok ortam etkeni baskin islevsel unsur cunku. Ama genel olarak bitkilerin bu tur bir secici ozelligi var.
Ornek olarak, mercimegin, nohutun vb. kendini toprak altinda muhafaza edisine iliskin kesifler, oldukca goz alicidir. Antik caglardaki insanlarin da tohum ve tarim babinda, oldukca ileri olduklarini biliyoruz, keza antik Anadolu'nun vb. bolgelerin, bu bakimdan adeta dogal tohum bankasi gibi islevsel oldugu da bilinen bir gercek. Bitkiler zaman algisindan muhaf olmadiklari icin, kendilerini koruma altina alabilecek savunma sistemi gelistirebiliyorlar.
Kisaca, tekralanabilirlik ilkesine iliskin, mevcut duyulara dair daha cok arastirma yapilmasi, belki su an olmasa da, ileri de onumuze yeni ufuklar acmasi muhtemeldir.
Felâsife
15-11-2014, 14:30
Ilginc bir alan sevgili Felasife, yillar once yurtdisinda bir universitede, bugdaylar uzerinde bir calisma yapilmisti, ortamdaki bugdaylara frekans verilmis, dozu arttirilmis ve arttirildiginda bugdaylarin daha hizli buyudugu ve olgunlastigi gorulmustu.Bu calisma, organik tarima dair, normalde tarimda kullanilan olgunlastirici ,hizli buyutucu kimyasallara nasil alternatif uretilebilir amacli bir calismaydi gerci.
Doğrudur sevgili Neva
Hatta arada sırada haberlerde filan çıkar, tarlasına müzik dinlettiren adam veya serasına müzik yayını yapanlar gibi.
Backster'in tekrarlanabilirlik ilkesine takilmasi dogru bilimsel kulvar acisindan, ancak bitkilerin kendiliginden bu sekillerde tepki vermesinde ve calismanin tekrarlanabilirlik asamasindaki bariyere takilmalarina dair, baska unsurlar da olabilir diye dusunuyorum.
İllaki vardır, zaten tesadüfen ortaya çıkmış bir durum, birde makine olmasa kimsenin farkında olmayacağı bir durum.
Gerçi insanoğlu farkında olmadığı pek çok şeyi makineler yardımı olmadan da bilemiyor, mikroplar, sinyaller vs.
Ama burada ki olay birazda günümüz mantığına da takılıyor olabilir.
"Bitkiyi canlı kabul etmek" pek toplumların hazır olduğu bir durum olmasa gerek.
Yüzeysel olarak kabul ediyorlar belki ama derine indikçe onunda "Çığlıklar atması" pek kolay hazmedilecek gibi değil.
İnsanları psikolojisi bozulur resmen.
Tabii birde o sesler acaba gerçekten çığlık mı? feryat mı? o da belli değil.
Öyle veya böyle bu işin net olarak ortaya çıkmasının bencede zamanı var.
Tipki dunyada kullandigimiz pusulayi, uzayda kullanamayacagimiz gibi.
Yani, değil mi, güzel. :thumb:
Buna bir baska ornekte yakin tarihte parmak izi bahsidir delil noktasinda kullanim bakimindan.
Kriminoloji ile bir kaç belgesel seyrettimde, evet ondaki gelişimde birden bire olmamış.
Veya, bitkilerde, insan,hayvan vb. benzeri bir yeti olarak, bazi duyu kayiplari oldugundan, yani ozgun dogasinda bu sekilde islevsel olmadigindan, aldigini oldugu gibi vermesi cok normal diye dusunuyorum.
Kesinlikle bitkilerde de bozulma varmış, bu tarım usülleri, gübreleme filan onlarında doğal yapılarını bozuyormuş, kendilerini savunamıyorlarmış.
Örn. mısır, normalde kendini savunma mekanizması varmış, tütün gibi o da yardım çağırabiliyormuş ama suni gübre gübrelenen tarlalarda bu özellik yok oluyormuş.
Kimyasallar onlarıda bozuyor yani.
Orneklemek gerekirse, tipki dogustan hem gorme, hem duyma, hem konusma engelli bir insanin bilimsel bakimdan tekrarlanabilirlik ilkesine takilmamasina karsin, buna ragmen tatma-dokunma-koklama-fonasyon bakimindan ileri duzeyde bu yetilerini, biz engelli olmayanlardan cok daha ileri asamaya tasiyabilme durumudur.
Yani.
Cleve'in deney basarisizligina iliskin soyledikleri, bilim acisindan dogrudur motto olarak bir bakima, bilimsel kulvarda da basarisiz deneyler, her zaman, kesin basariya aslinda bir adim daha yaklastiran deneylerdir.
Sanırım Cleve'de vefat etmiş, bazıları gibi bunu o da hayattayken çok kabul ettiremese de adım atılmış bir kere, ya da tohum ekilmiş diyelim, illaki o tohum büyüyecek gibi görünüyor.
Bilimsel baglamda, aksam, arac, gerec vb. eksiginizi, ortada duran done bakimindan da, ona iliskin(yapi vs.) eksiklikliklerinizi sorgulamaniza yol acar, ve bu yuzden, kendi kurallari disinda elestiri kabul etmedigi icin, kendi elestirisini kendi icinde tekrarlanabilirlik ilkesi ile yapar ve korur.
Tekrarlanabilirlik ilkesine bir şey diyemem neticede bu vardır, böylede kullanılmalıdır, ama bilimin bu ilkede direnmesi belki özeleştiri konusu olabilir.
Veya bu olay başka bir kategoride ele alınabilir, gerçi böyle kategorilerde var mı bilmiyorum ama sanırım bilimin illa tekrarlanabilirlik diye bir kuralıda olmasa gerek.
Sonuçta bir zekâ ile karşı karşıya olunca, ondan her zaman aynı tepkiyi beklemek sıkıntılı bir durum gibi.
Bitkiyi genel olarak inceledigimizde, bizde ki benzeri, geri cagirma ve ayiklama ve secme yetisine sahip oldugunu goruyoruz. Bunu bilimsel olarak kezlerce dogrulayabiliriz. Ornegin, her bitkinin, tohumun, istisnasiz her bolgede yetismemesi, toprak bakimindan reddetmesi vb. gibi.
Değil mi, burada ki değişkenlerin, beğenmemelerinin altında kim bilir ne sebep var, bu meçhul.
Kisaca, tekralanabilirlik ilkesine iliskin, mevcut duyulara dair daha cok arastirma yapilmasi, belki su an olmasa da, ileri de onumuze yeni ufuklar acmasi muhtemeldir.
Tabi bu herkesin umudu, zaman değiştikçe, algı değiştikçe, aletler geliştikçe kesinlikle olay değişecektir.
Zaten bu gibi meselelerin bence ZAMANINDAN ÖNCE ortaya çıkmalarıdır ki işi karıştıran da bu biraz bence.
Yoksa ilkelerde filan çok sorun yok, sorun garip şekilde zamanlamada gibi.
spartacus
15-11-2014, 15:24
Sevgili Felasife
Canlıları, canlılığı insan dışında hiçe sayan anlayışların kökeninde çıkar, hırs, tekbencilik, bir bencilik, ben konuşuyorum, akıllıyımcılık, resmi iktidar ya da bağıl ideolojiler(10.000 yıllık kullaştırma ve sömürgeleştirme geleneği, benim malım, ben kullanayım diye varlar başka espirileri yok, her şey benim için yaratıldı salaklığı), sevgisiz yetişen nesiller, sevgisiz toplumlar, bilinçsizlik vs. vs...
Algılayan her canlının algıya tepkisi organizedir, yani gelişigüzel bir şey yok, olsa zaten canlı değil cansız derdik, tepkinin organize bir sürece girmesi canlılıktır...
Herneyse bitkilerde tepki verirler, bir bitkiye kötü davranırsanız ve bunu anlarsa müthiş tepki verir, iyi davranılırsa(tabi nedir bunun örnekleri pek bilmem) olumlu tepki verir. Herneyse, şiddet gören bitkilerin, ağaçların şiddet anında müthiş kimyasal tepkiler verdiği bu gün biliniyor...
Salaklık örneklerine gelirsek basit bir tane vereyim.
Elma insan için yaratıldı salaklığı..
Halbuki elma, elma diye yediği, çekirdeğin besini. Yemediği ise çekirdeğin ta kendisi. O besin(elmanın yenen yeri) çekirdek toprakla buluşunca, o çekirdeğin gıdasıdır. O kadar.
Canlıların besine ihtiyacı var zira biyolojk, kimyasal yapı, ortamdaki süreğen devinime, sürekli etki altında olmaya vs maruz kaldığı için sürekli yenilenen, dönüşen, harcanan bir süreç var. Haliyle sürekli takviyeye muhtaç, bunu anlamak için de bilim gerekmiyor ölüm ve sonuçlarını gözlemlemek yeterli...
O elmayı başka canlılarda yiyor, örneğin demek ki elma, elma kurdu için yaratılmış salaklığını da ekleyebiliriz. Toprakta elma için yaratılmış, güneşte elma için, su da elma için yaratılmış salaklığıyla tekerlemeyi, hiçte zeka gerektirmeyecek kolaylıkla, rahatlıkla sürdürebiliriz.
Haliyle salaklaşan insanın, kendisi için yaratıldığını düşündüğü şeylere saygı duyması, sevgi beslemesi ya da onalrın da özgür bir canlılığı, iradesi, duyguları, beklentileri vs. vs olduğunu görmesi çok zordur, gösterseniz önemsemeyecektir(benim için yaratıldı = kölem)...
Felâsife
15-11-2014, 15:46
Sevgili @spartacus
Aynen dediklerinize katılıyorum, hiç bir şey demede gerek yok aslında.
Dediğin elma bizim için yaratıldı veya Tanrı yarattı veya ... diyerek olayı başka tarafa çekmede üstümüze yok.
Bu o elmaya bir saygısızlıktır bence, o kadar yaz kış gör, mücadele et, sen benim için yaratıldın de hatırtt.. diye ısır, sonrada çöpe.
Yav o "elma" bir varlığı var, bari varlığa saygı duymuyorsun ama amacı bu da deme.
Hem senin için niye yaratılsın, evrenin merkezi sen misin? vs. vs. diye uzayıp gidiyor malum.
Ben bu aşamada Yunus'un sarı çiçek (http://sarki.alternatifim.com/data.asp?ID=146146&sarki=Sordum%20Sar%FD%20%C7i%E7e%F0e&sarkici=%DDlahiler) şiirini ayrı bir seviyorum, çiçekle konuşuyor ya bitiyorum.
İnsan gibi konuşuyor olmak, ona verilen değerde oluyor, harika bence.
Bir elma insanligin basina neler acti.
Felâsife
31-07-2017, 11:06
Yıllar önce bu konuyu açtığımda acaba bir bitkinin rüyası olabilir miyim? diye bir şüphe ve sezi üzerine açmıştım, elimde bir şey yoktu elbet, beyin fırtınası kabilindendi daha ötesi değildi, o yüzden de "bir bitkinin rüyası mı?" diye azcık muğlak bir başlık atmıştım. Aslında şimdide elimde bir şey var sayılmaz, ama sonradan öğrendiklerimle şimdi yazacaklarım olayı benim açımdan dahada ilginç bir hâle getirdi. Artık çok daha rahat konuşabillirim bu konuda.
Evrimsel açıdan bir bitki ile akraba olmak, onlardan geliyor olmak, zaten imkansız bir şey değil. Bilim bunu böyle olmuş diyor rahatlıkla ve "Bilim ile zaten bir bitkinin rüyası olmayı kurgulayabiliyorsunuz" bunda hiç bir sıkıntı yok.
Hatta bir Yıldıztozu olmayı da kurgulayabilirsiniz, bu hiç zor değil.
Tasavvufi açıdan da bu meselede bir sıkıntı yoktu, ilk mesajda vermiştim.
Olayın din açısından da böyle olduğu gerçeği, işte bu hazmı zor, inanılmaz meseleyi çok rahatlıkla anlaşılabilir, farklı bir boyuta getirdi.
---\---
"Hurma ağacı, halanızdır."
Böyle bir hadis var ve bunun çeşitli versiyonları var ama anlatım kısaca böyle.
Hurma ağacının özelliklerine bakalım (http://www.ihvanlar.net/2014/05/06/hurma-ve-hurma-agaci-ile-insan-arasindaki-benzerlik):
İnsan da hurma da dik ve geniş bir gövdeye sahiptirler.
İkisinde de erkeklik ve dişilik vardır.
İkisi de ancak döllenme ile çoğalır ve meyve verir.
Erkeklik poleni kokusuyla insanın meni kokusu aynıdır.
İkisinin de kafaları kesildiğinde ölürler.
İkisinin de kalbi kuvvetli bir darbeye maruz kalırsa ölürler.
İnsanın cismindeki kıllar ve saçlar gibi hurma ağacında da lifler vardır.
İnsanın şiddetle suya ihtiyacı olduğu gibi onunda çok bol suya ihtiyacı vardır.
Ömrü ortalama insan ömrü kadardır.
Yavrulaması insanın ortalama yavru adedine denktir.
Gençlik ve ihtiyarlık yaşları da insanın yaşlarına benzer.
Şimdide bazı İslam bilginleri ve tasavvufçuların dediklerine bakalım (http://www.evrimagaci.org/makale/566).
El-Farabi 870-950
"Nebat (bitki) daha girift olup ustukuslardan (Maddî nesnelerin aslı, ilk basit madde) daha uzak terkiplerle hasıl olur ki evvelkilere nispetle ustukuslardan daha uzakta kalır. Nâtık olmayan hayvan (konuşamayan hayvan) bitkiden daha karışık bir terkipten husule gelir. İnsan ise, müstesna suretle, son terkipten hasıl olur."
İbn-i Miskeveyh 932-1030
"Miskeveyh'e göre; Allah maddeyi ve gücü yarattı. Madde zamanla buhara ve suya dönüştü. Bir sonraki basamak mineral dünyası oluştu. Belli zamanda farklı mineraller oluştu. Daha sonra mineral dünyası bitki dünyasını oluşturdu. Bitkiler, hayvan özellikleri taşıyana kadar evrildiler, dişi ve erkek cinsleri oluştu. Bu hurma ağacıdır. Hurma ağacı bitkiler aleminin en yüksek, hayvanlar aleminin en düşük seviyeli canlısıdır."
Miskeveyh'e göre bitkilerin lif ve köklerden kurtulması hayvanlar alemine geçiş olmuştur, hareket, dokunma ve yön ilk basamaktır. Hayvanlar alemi dört bacaklılarda "at", uçan hayvanlarda "şahin" ile en üst mertebeye erişmiştir. En sonunda insanlık sınırındaki maymun yer alır.
"… her hayvan, aslında, hayvan olmayandan türemiştir, meninin kendisinin hayvan olmadığı gibi. Bu sıvı, kandan yapılmıştır ve yemekten ve bitkiden ve maddeden…"
Al-Biruni 973-1048
"Dünya sonlu olduğu halde. Bir bitki veya hayvan sınıfı kendi formunda artmadığında ve kendine has cinsi kendi türü olarak belirlendiğinde, onun her bir bireyi sadece bir kez var olmak ve yok olmakla kalmaz, bunun yanında kendi gibi bir veya birçok varlık yaratır, sadece bir kez değil birçok kez, o zaman bu tek bir hayvan veya bitki türü, dünyayı işgal edip kendini ve kendi cinsini ulaşabildiği her yere yayacaktır. "
İhvan El-Safa kardeşler topluluğu 10.yy
"… Üç alem bulunur. Her son üye, kendinden sonra gelen bir sonraki basamağın ilk üyesine bağlıdır. Mineraller, kendinden alttaki su ve toprağa ve onların da alt tipi olan aluminyum sülfat, demir sülfat ve zirkona bağlıdır. Kırmızı altın minerallerin en üst basamağıdır ve bitkilere yakındır. Bitkiler arasında yosun en alt kademededir, buna karşılık hurma, dişi ve erkeğinin bulunuşuyla hayvanlar ve bitkiler arasındadır. Salyangoz bitkilere en yakın hayvandır, fil ise -zekası gereği- insana en yakın hayvandır…"
İbn-i Arabi 1165-1240
"Madenlerin en kemale ermişi, altındır. Bitkilerin en kemali Vakvak ağacıdır. Hayvanlarda en kâmil şekil ve suret insandadır. Maden ve bitki arasında, olan ise, çölde tohumsuz yetişen Mendir. Buna Hz Muhammed Men adını vermiştir. Türkler ise Ak mantar derler. Hurma ise bitki ve hayvan arasıdaki özellikleri taşır.
Şebek (maymun) ise insanla hayvan arasında vücut bulmuştur."
Mevlana 1207-1273
"İnsan, önce cansızlar ülkesine gelmiştir, cansızlardan nebatlara düşmüştür. Yıllarca o nebatlarda ömür sürmüştür de cansızlardaki savaşını hatırına bile getirmemiştir. Nebattan canlılara düşünce de nebat olduğu zamanki hali hatırına gelmez... Tekrar onu bilen Yaratıcı, onu tutar, hayvanlıktan insanlığa çekmeye başlar."
İbni-i Haldun 1332-1406
"… Yaratılış dünyasına bakmak gerekir. Önce madde oluşmuştur. Dereceli bir şekilde ilerlemiş, bitki ve hayvan oluşmuştur. Minerallerin son basamağı, bitkilerin ilk basamağıdır, tıpkı çimen ve tohumsuz bitkiler gibi. Üzüm ve hurma gibi bitkilerin son basamağı da hayvanların ilk basamağını oluşturur, tıpkı yılanlar ve kabuklu deniz hayvanları gibi. Buradaki "bağlantı" son basamaktaki her grubun bir üst basamağa geçmek için hazır olma durumudur."
Erzurumlu İbrahim Hakkı 1703-1780
"Bu bileşik cisimlerin dört mertebesi arasında, yani maden, bitki, hayvan ve insan arasında aracı bileşik cisimler de vardır. Madenler ile bitkiler arasında vasıta ve geçit olan mercandır. Çünkü mercan katılıkta taş gibidir. Bitki gibi zerre zerre denizin dibinden bitip suyun yüzeyinden yukarı çıkıp kuruduğunda sert olur. Bitkiler ile hayvanlar arasındaki geçit hurma ağacıdır. Çünkü o bitki olmasına rağmen hayvan gibi erkeğine yakın olmadıkça (döllenme olmayıp) neticesi hurma olmaz. Başını kestiklerine helak olup, kuruyup, yaprak ve meyvası kalmaz. Hayvan ve insanlar arasında geçit olanların en açığı maymundur. Çünkü bütün organlar, kıl ve kuyruğundan başka, dışı ve içi insana benzer. Mercan, hurma ağacı ve maymun gibi maden, bitki, hayvan ve insan arasında, geçit olanların varlıklarındaki hikmet, her birinin kendi mertebesi aşağısından son yükseklik derecesine ulaşması, varlıklardaki mertebelerin o silsile yoluyla tertip edilmesi ve insanlık mertebesinde nihayet bulmasıdır…"
---\---
"İnsan konuşamayan bir hayvandır!"
Bu İslami camianın bir süre kullandığı ama hakaret amaçlıda kullanmadığı bir kelime idi esasında, bir durum tespitiydi, zira hayvandan gelmek bunun zaten böyle olduğu içindi, olayı buna kadar getirebilmişlerdi, felsefi bir özet gibiydi bu söz. Tabi İslam altın çağlarını tüketince bu meselede unutuldu gitti/gitmiş ve sadece insanın ruhunu okşayacak, gerçeklerle de alakası olmayan bir tutum takınıldı.
Güyâ onlar için insan eşrefi mahluk idi, bunun öyle hayvandan da, bitkiden de gelmesi mümkün değildi. Bunu böyle düşünerek, adeta düşünce dünyalarını zehirlediler. Aslı faslı olmayan mükemmel insan hayallerine inanmaya başladılar. Lakin hiç bir zamanda ona ulaşamadılar.
Havadan inme öyle bir mükemmellik yoktu çünkü, hiç bir zamanda olmamıştır.
Neyse bu konu hakkında da "Ahseni Takvim ve Evrim" diye bir yazı hazırlıyorum, orada daha detaylı girerim konuya.
Tasavvufi camia da bu olay devam ettirilmiştir, İnsan konuşamayan bir hayvan olma bilinci unutulmamıştır, bu hallerden makamlara da kadarda vardır.
Tabi tasavvufta içsel bir öğreti olunca, bu mesele halk tarafına yansımamıştır. Yansısa ne olacak ki halk kendini ÜSTÜN görüyorken, İmamları hocaları onları bu konuda besliyorlarken, hayvan bilincini hatırlatmak ne mümkündür.
Bugün bir prof. bile Eşrefi mâhluk olan insan, maymundan nasıl gelebilir diyebilmektedir. Maymun çok çirkinya! kendine ve hayalinde ki Tanrıya bunu yakıştıramamaktadır.
Aslında kendine yakıştıramamaktadır, zira Tanrıyı nereden bilecek ki onun ne yaptığını da nereden bilsin.
---\---
Muhammed, İslami camiaya göre en üstün kişidir, eğer o da "Hurma ağacı, halanızdır" demişse, bu benimde halam hurmadır demek olmaz mı?
Yani Muhammed bile içselinde evrimsel aşamaları kabul etmişse, onun izinden gidenler, ona inananlar neden kendilerini neden ondan ayırırlar.
Hurma ağacı hala ise, onun kardeşide bir bitki değil midir?
Yani bu, Adem de bitkiden gelmiş demek değil midir?
Haydi buyur, atasının topraktan gelebileceğine inanan bir insan, onun devamı olan topraktan gelebileceğine inanmaz!
Sözü Muhammed söylemiş, öyle böylede bir söz değil, akla hayale gelecek bir sözde değil, o toplumda hurma ağacının yeri ayrı, sırf sevgi yüzünden de Adem de bir bitkidir demeye getirecek bir sözü Muhammed neden söylesin.
Aslında kuran zaten yaratılış denen şeyin "aşamalardan" olduğunu da veriyor, öyle şak diye bir yaratılışta yok kuran açısından. Eskinin bilen alimleri kıt imkanlarla bunu görebilmişler, araştırabilmişler. Tabi insanlar bunu anlamak istemediği için, uzay çağında bile hayallerinin güzel gösterdiğine yöneldiler.
Neyse bu kadar yeter.
Sözlerim zaten inanmayan Ateist arkadaşlara da değildi, onlar zaten Evrim denen şeyi, aslanlar gibi savunabildikleri kadar savunuyorlar, Bilim bile çoğu alanında Evrime karşı bir tavır takınmış durumda ki onlarda "Mükemmel insanın peşindeler" oysa mükemmellik doğanın bizzat içindeydi.
Bunu görebilene selam olsun.
---\---
Ben bitki olayına geri döneyim, bir bitkinin rüyası olmak, hakikaten rüya gibi ama bir o kadarda olabilirliği ihtimal dahilindeyse, bu rüya neden gerçek olmasın?
Bir bitkinin rüyası olabilir miyim?
Neden olmasın.
Bitki değilim ama
Damarlarında o enerji varsa,
Bitki olmak şart mı ki?
Helede rüyalarda.
Rüyalarda neler neler olabiliyoruz.
insan olmak niye zor olsun ki?
Sevgiler
Felâsife
31-07-2017, 11:17
Bu da #40 (http://turandursun.com/forumlar/showpost.php?p=606594&postcount=40) nolu yazının şiirseli olsun :)
---\---
BİR BİTKİNİN RÜYASIYIM !...
Bir bitkinin yabanıyım, bir o kadar kendimden uzakta.
Bir o kadar da yakınmışım, sürekli bitkilerle temasta.
Konuşmasalar bile, bizlere sessizce haykırıyorlarmış.
Sessizlik duyulmaz da demeyin, hissedilir edebiyatta.
Bir bitkinin katiliyim, kendi eliyle kendini öldüren.
Olmadı üstüne basıp, ardına bakmaz öylece giden.
Var mı kendinden olanı yiyip, mutlu bir ömür süren.
Heyhat! ne derin bir uyku, uyansa bile rüya gören.
Bir bitkinin bedeniyim, koca insan olmuşum rüyamda.
O bilinçten kaçıp, koştum caddelerde ve sokaklarda.
Kaptırıp gitmişim, kaybolunca bir de kalın kitaplarda.
Bulana aşk olsun, arayıp durdum onu aklımın yollarda.
Bir bitkinin sevinciydim, neşeler içindeydim çocukken.
Ne olduğumu unuttum, çok tokatlar yedim büyürken.
İnsana evrilirdikçe, acı ne tatlı ne, onu çok bilmeden.
Yıllar geçti gitti, yorgun gözler ruhumu seyrederken.
Bir bitkinin tebessümüyüm, buseleriydi yüze konan.
Baharın tomurcuklarıdır, mis gibiydi topraksı kokan.
Her şey tarifle olmaz, tarifle duygular anlaşılmaz.
Mesele doğa gibi olmakta. Ol doğa değilsen korkan.
Bir bitkinin tecrübesiyim, cehlimi öğrendim eh işte.
En büyük kitapmış hayat, öncesini bileydim ah işte.
Belki de böyle olması gerektiği için, bu böyle oldu.
Olmayacak olan olmamış, o da böyle olmuş be işte.
Bir bitkinin ruhuyum, onun adına onunla gezen tozan.
Onun eliyim gözüyüm, onunla birlikte konuşan duyan.
Yalnız değilim, milyarlarla beraber duyguyu paylaşan.
Nefesim bile nefesidir, odur beni bu denli çoşturan.
Bir bitkinin aşkıyım, maşukutur bunu şiirsele döken.
Şairin aklı şaştı gitti, duygudur kağıt üstüne çöken.
Artık hiçlik denen şeyde kalmadı, geldiği yere gitti.
Ölüm dahi yokluk değil, bülbüldür yolların da öten.
Bir bitkinin kalemiydim, sanki yaz dedi bende yazdım.
Ben bende değilem, bencileyin buncağız nasıl yazdım.
Anlamadım olay nedir, bu anlamadığıma da takılmadım.
Duygular sağanaktır, yağmurlar altında ıslanıp yazdım.
Bir bitkinin rüyasıyım, maceradır bu yaşananlar.
Kimlik bunalımları, kişilik kayıplarıdır yazılanlar.
Aslın asla olan vuslatıdır, aslını faslını okuyanlar.
Gittiği yeri bilir, geldiği yere bakınca anlayanlar.
♥ ♥ ♥
[QUOTE=Felâsife;606594]Yıllar önce bu konuyu açtığımda acaba bir bitkinin rüyası olabilir miyim? diye bir şüphe ve sezi üzerine açmıştım, elimde bir şey yoktu elbet, beyin fırtınası kabilindendi daha ötesi değildi, o yüzden de "bir bitkinin rüyası mı?" diye azcık muğlak bir başlık atmıştım. Aslında şimdide elimde bir şey var sayılmaz, ama sonradan öğrendiklerimle şimdi yazacaklarım olayı benim açımdan dahada ilginç bir hâle getirdi. Artık çok daha rahat konuşabillirim bu konuda.
Evrimsel açıdan bir bitki ile akraba olmak, onlardan geliyor olmak, zaten imkansız bir şey değil. Bilim bunu böyle olmuş diyor rahatlıkla ve "Bilim ile zaten bir bitkinin rüyası olmayı kurgulayabiliyorsunuz" bunda hiç bir sıkıntı yok. zaten senin bilimin ve evrimin hayalden kurgudan ibaret olduğu için, insanı haşa her haltın içine rahatlıkla sokabiliyor. kimi zaman bitkinin rüyası yapar kimi zaten fosilden geçiş, kimi zaman ateşe sokuyor ama yakmıyor, kimi zamanda mitolojide öküz yapıyor.
ben diyorumki ateşle suyu aynı kabda tutamazsın, birbirlerine zıttır ama sizin biliminiz bunu bilimkurgu konuları gibi, örneğin örümcek adamın asla olmayacağı gibi yinede ısrarla var edebiliyor ya bravo ya. böyle sapıklık görmedim. örümcek insanı ısırdı diye örümcek dnası insana aktarılsaydı sizin evriminiz için gün doğacaktı. ama filmlerinizde bile öyle saçmalık öyle atmasyon varki örümcek ısırdığında insana geçen dna o insanın kemiklerini eğip vücudundan örümcek gibi bariz tüyler çıkarmıyor ve suratınıda örümceğe benzetmiyor, her nedense sadece örümceğin gücü aktarılıyor insana? gavurun bu beyin yıkama seansı, günümüz Müslümanlarının İslam'a aykırı yaşamasından aşağı kalır değildir.
siz bize bilimi takip ediyoruz demeyinde "biz hayallerle yaşıyoruz" deyin bu daha doğru olur! hayallerinizi pembe rüyalarınızı bilimdir deyip gerçeklik içeren somut kanıtlara yüklemeye çalışmayın.
Hatta bir Yıldıztozu olmayı da kurgulayabilirsiniz, bu hiç zor değil. burda da yazmışsın zaten, bir çocuğada sorsan ne olmak istersin diye, hayalgücüyle istediği şeyi olur. ama gerçeğe gelince o sadece etten kemikten müteşekkil bir insandır. ötesi yok.
Tasavvufi açıdan da bu meselede bir sıkıntı yoktu, ilk mesajda vermiştim.
Olayın din açısından da böyle olduğu gerçeği, işte bu hazmı zor, inanılmaz meseleyi çok rahatlıkla anlaşılabilir, farklı bir boyuta getirdi. burda duracaksın, sen Dine iftira atamazsın, Dinde böyle birşey yok, Din hayallerle gelmedi. Din sana örümcek ısırırsa seni örümcek adama dönüşürdün deyip kandırmıyor. Din sana gerçekleri açıklıyor doğdun, imtihandasın ve ölüp hesap vereceksin diyor. Dini kendi saplantılarına katma.
---\---
"Hurma ağacı, halanızdır."
Böyle bir hadis var ve bunun çeşitli versiyonları var ama anlatım kısaca böyle.
Hurma ağacının özelliklerine bakalım (http://www.ihvanlar.net/2014/05/06/hurma-ve-hurma-agaci-ile-insan-arasindaki-benzerlik):
İnsan da hurma da dik ve geniş bir gövdeye sahiptirler.
İkisinde de erkeklik ve dişilik vardır.
İkisi de ancak döllenme ile çoğalır ve meyve verir.
Erkeklik poleni kokusuyla insanın meni kokusu aynıdır.
İkisinin de kafaları kesildiğinde ölürler.
İkisinin de kalbi kuvvetli bir darbeye maruz kalırsa ölürler.
İnsanın cismindeki kıllar ve saçlar gibi hurma ağacında da lifler vardır.
İnsanın şiddetle suya ihtiyacı olduğu gibi onunda çok bol suya ihtiyacı vardır.
Ömrü ortalama insan ömrü kadardır.
Yavrulaması insanın ortalama yavru adedine denktir.
Gençlik ve ihtiyarlık yaşları da insanın yaşlarına benzer.
Şimdide bazı İslam bilginleri ve tasavvufçuların dediklerine bakalım (http://www.evrimagaci.org/makale/566).El-Farabi 870-950
"Nebat (bitki) daha girift olup ustukuslardan (Maddî nesnelerin aslı, ilk basit madde) daha uzak terkiplerle hasıl olur ki evvelkilere nispetle ustukuslardan daha uzakta kalır. Nâtık olmayan hayvan (konuşamayan hayvan) bitkiden daha karışık bir terkipten husule gelir. İnsan ise, müstesna suretle, son terkipten hasıl olur."
İbn-i Miskeveyh 932-1030
"Miskeveyh'e göre; Allah maddeyi ve gücü yarattı. Madde zamanla buhara ve suya dönüştü. Bir sonraki basamak mineral dünyası oluştu. Belli zamanda farklı mineraller oluştu. Daha sonra mineral dünyası bitki dünyasını oluşturdu. Bitkiler, hayvan özellikleri taşıyana kadar evrildiler, dişi ve erkek cinsleri oluştu. Bu hurma ağacıdır. Hurma ağacı bitkiler aleminin en yüksek, hayvanlar aleminin en düşük seviyeli canlısıdır."
Miskeveyh'e göre bitkilerin lif ve köklerden kurtulması hayvanlar alemine geçiş olmuştur, hareket, dokunma ve yön ilk basamaktır. Hayvanlar alemi dört bacaklılarda "at", uçan hayvanlarda "şahin" ile en üst mertebeye erişmiştir. En sonunda insanlık sınırındaki maymun yer alır.
"… her hayvan, aslında, hayvan olmayandan türemiştir, meninin kendisinin hayvan olmadığı gibi. Bu sıvı, kandan yapılmıştır ve yemekten ve bitkiden ve maddeden…"
Al-Biruni 973-1048
"Dünya sonlu olduğu halde. Bir bitki veya hayvan sınıfı kendi formunda artmadığında ve kendine has cinsi kendi türü olarak belirlendiğinde, onun her bir bireyi sadece bir kez var olmak ve yok olmakla kalmaz, bunun yanında kendi gibi bir veya birçok varlık yaratır, sadece bir kez değil birçok kez, o zaman bu tek bir hayvan veya bitki türü, dünyayı işgal edip kendini ve kendi cinsini ulaşabildiği her yere yayacaktır. "
İhvan El-Safa kardeşler topluluğu 10.yy
"… Üç alem bulunur. Her son üye, kendinden sonra gelen bir sonraki basamağın ilk üyesine bağlıdır. Mineraller, kendinden alttaki su ve toprağa ve onların da alt tipi olan aluminyum sülfat, demir sülfat ve zirkona bağlıdır. Kırmızı altın minerallerin en üst basamağıdır ve bitkilere yakındır. Bitkiler arasında yosun en alt kademededir, buna karşılık hurma, dişi ve erkeğinin bulunuşuyla hayvanlar ve bitkiler arasındadır. Salyangoz bitkilere en yakın hayvandır, fil ise -zekası gereği- insana en yakın hayvandır…"
İbn-i Arabi 1165-1240
"Madenlerin en kemale ermişi, altındır. Bitkilerin en kemali Vakvak ağacıdır. Hayvanlarda en kâmil şekil ve suret insandadır. Maden ve bitki arasında, olan ise, çölde tohumsuz yetişen Mendir. Buna Hz Muhammed Men adını vermiştir. Türkler ise Ak mantar derler. Hurma ise bitki ve hayvan arasıdaki özellikleri taşır.
Şebek (maymun) ise insanla hayvan arasında vücut bulmuştur."
Mevlana 1207-1273
"İnsan, önce cansızlar ülkesine gelmiştir, cansızlardan nebatlara düşmüştür. Yıllarca o nebatlarda ömür sürmüştür de cansızlardaki savaşını hatırına bile getirmemiştir. Nebattan canlılara düşünce de nebat olduğu zamanki hali hatırına gelmez... Tekrar onu bilen Yaratıcı, onu tutar, hayvanlıktan insanlığa çekmeye başlar."
İbni-i Haldun 1332-1406
"… Yaratılış dünyasına bakmak gerekir. Önce madde oluşmuştur. Dereceli bir şekilde ilerlemiş, bitki ve hayvan oluşmuştur. Minerallerin son basamağı, bitkilerin ilk basamağıdır, tıpkı çimen ve tohumsuz bitkiler gibi. Üzüm ve hurma gibi bitkilerin son basamağı da hayvanların ilk basamağını oluşturur, tıpkı yılanlar ve kabuklu deniz hayvanları gibi. Buradaki "bağlantı" son basamaktaki her grubun bir üst basamağa geçmek için hazır olma durumudur."
Erzurumlu İbrahim Hakkı 1703-1780
"Bu bileşik cisimlerin dört mertebesi arasında, yani maden, bitki, hayvan ve insan arasında aracı bileşik cisimler de vardır. Madenler ile bitkiler arasında vasıta ve geçit olan mercandır. Çünkü mercan katılıkta taş gibidir. Bitki gibi zerre zerre denizin dibinden bitip suyun yüzeyinden yukarı çıkıp kuruduğunda sert olur. Bitkiler ile hayvanlar arasındaki geçit hurma ağacıdır. Çünkü o bitki olmasına rağmen hayvan gibi erkeğine yakın olmadıkça (döllenme olmayıp) neticesi hurma olmaz. Başını kestiklerine helak olup, kuruyup, yaprak ve meyvası kalmaz. Hayvan ve insanlar arasında geçit olanların en açığı maymundur. Çünkü bütün organlar, kıl ve kuyruğundan başka, dışı ve içi insana benzer. Mercan, hurma ağacı ve maymun gibi maden, bitki, hayvan ve insan arasında, geçit olanların varlıklarındaki hikmet, her birinin kendi mertebesi aşağısından son yükseklik derecesine ulaşması, varlıklardaki mertebelerin o silsile yoluyla tertip edilmesi ve insanlık mertebesinde nihayet bulmasıdır…" ---\---
"İnsan konuşamayan bir hayvandır!"
Bu İslami camianın bir süre kullandığı ama hakaret amaçlıda kullanmadığı bir kelime idi esasında, bir durum tespitiydi, zira hayvandan gelmek bunun zaten böyle olduğu içindi, olayı buna kadar getirebilmişlerdi, felsefi bir özet gibiydi bu söz. Tabi İslam altın çağlarını tüketince bu meselede unutuldu gitti/gitmiş ve sadece insanın ruhunu okşayacak, gerçeklerle de alakası olmayan bir tutum takınıldı. hayvandan gelmek ne demek ya? hayvandan gelmek demek senin evrimine çıkan yoldur. İslam'da asla böyle birşey yok İslam camiası asla böyle birşey demez iftira atma! bu felsefi safsatadır. yok "insan düşünen bir hayvanmış", işte böyle saçmalıklara mahal verdikleri için ateistlerin yolunu açtılar. insanda hayvanda birer canlıdır ama insan aklıyla hayvandan farklıdır denirde, "insan düşünen bir hayvandır" gibi sapıkça bir laf kullanılırmı? senin bir bitkiden aldığın gıdanın sana yaşamın için enerjiye dönüşmesi sana kuvvet ve bedenine hastalıklara karşı bağışıklık sağlaması, senin o bitkiye karışman içli dışlı olman anlamına gelmezki? biz topraktan yaratıldık diye direk toprağımı yiyoruz? sofranda toprak kavurmamı yiyorsun sen? yada kasapdan aldığın bir ineğin yada öküzün etini yediğinde inekmi oluyorsun öküzmü oluyorsun?
Güyâ onlar için insan eşrefi mahluk idi, bunun öyle hayvandan da, bitkiden de gelmesi mümkün değildi. Bunu böyle düşünerek, adeta düşünce dünyalarını zehirlediler. Aslı faslı olmayan mükemmel insan hayallerine inanmaya başladılar. Lakin hiç bir zamanda ona ulaşamadılar.
Havadan inme öyle bir mükemmellik yoktu çünkü, hiç bir zamanda olmamıştır. noldu meydanı boşmu buldun iki dakkada iftiralara başladın üstte verdim cevabını. zaten insan hayvandan yada bitkiden geliyor diyen yok bunu uyduran sensin. sonrada iftira atıyorsunuz yalanlar söylüyorsunuz deyince ergen gibi kapris yapıyorsunuz. insan şerefli olmasa kainatın yanında nokta etmediği halde herşey insanın hizmetine verilirmiydi? bunu düşünmüyormusun? sen bir ağacın meyvesine uzanmak istediğinde ağaç elinemi vuruyor senin? hayır meyve alamazsınmı diyor? sana karışan eden varmı? arabayı oluşturan parçaları bir araya getirmek istediğinde o parçalar "asla bir araya gelmeyiz" diyorlarmı? varya böyle sallayıp duruyorsunuz bol keseden. daha öncede yazdım, sizin hakkınızda asılsız bir iftira atmam ne kadar kolaysa, sizinde İslam'a iftira atmanız o kadar kolay. ağzınız ne torba ne çuval, büzülemiyor gitti.
Neyse bu konu hakkında da "Ahseni Takvim ve Evrim" diye bir yazı hazırlıyorum, orada daha detaylı girerim konuya. hazırla be, evrimide kat suyundanda kat, hepsini karıştır çorba yap. nobelin cepte hiç merak etme.
Tasavvufi camia da bu olay devam ettirilmiştir, İnsan konuşamayan bir hayvan olma bilinci unutulmamıştır, bu hallerden makamlara da kadarda vardır. tasavvuf, İslam demek değildir. tasavvuf insanların Dine atfettikleri felsefedir. tasavvuf, Kur'an'a haşa denk olabilirmi? kimin bahsettiğin tarz fikir modelleri varsa bu onların sorunu, bunu İslam'a mâl edemezsin.
---\---
Muhammed, İslami camiaya göre en üstün kişidir, eğer o da "Hurma ağacı, halanızdır" demişse, bu benimde halam hurmadır demek olmaz mı?
Yani Muhammed bile içselinde evrimsel aşamaları kabul etmişse, onun izinden gidenler, ona inananlar neden kendilerini neden ondan ayırırlar.
Hurma ağacı hala ise, onun kardeşide bir bitki değil midir?
Yani bu, Adem de bitkiden gelmiş demek değil midir?
Haydi buyur, atasının topraktan gelebileceğine inanan bir insan, onun devamı olan topraktan gelebileceğine inanmaz! Hz. Muhammed (S.A.V.) sadece İslam'a göre değil, gelmiş geçmiş tüm Dinlere kısacası insanlığın başından beri övgüyle kuşaktan kuşağa nakledilen tek İnsan'dır. günümüzde kaydı tutulan Hadislerin herbirinde ortalama %20 civarında anlatım bozukluğu var. Sahih Hadis zor, Peygamber "hurma ağacı halanızdır" deyip kestirip atmaz eksik yazıyorsun konuyu saptırıyorsun.
Peygamberimiz (s.a.v.) buyuruyor:
Halanız olan hurmaya ikram ediniz. Çünkü o (hurma) babanız Âdem'den arta kalan çamurdan yaratıldı. Ağaçlardan hiçbir ağaç Allah katında İmrân kızı Meryem'in altında (İsa'yı) doğurduğu ağaçtan daha değerli değildir. (Ebû Yâlâ – Ramüz'el-Ehâdis)
burda da böyle bir anlatım var ne diyeceksin şimdi buna?
Sözü Muhammed söylemiş, öyle böylede bir söz değil, akla hayale gelecek bir sözde değil, o toplumda hurma ağacının yeri ayrı, sırf sevgi yüzünden de Adem de bir bitkidir demeye getirecek bir sözü Muhammed neden söylesin.
Aslında kuran zaten yaratılış denen şeyin "aşamalardan" olduğunu da veriyor, öyle şak diye bir yaratılışta yok kuran açısından. Eskinin bilen alimleri kıt imkanlarla bunu görebilmişler, araştırabilmişler. Tabi insanlar bunu anlamak istemediği için, uzay çağında bile hayallerinin güzel gösterdiğine yöneldiler.
Neyse bu kadar yeter.
Sözlerim zaten inanmayan Ateist arkadaşlara da değildi, onlar zaten Evrim denen şeyi, aslanlar gibi savunabildikleri kadar savunuyorlar, Bilim bile çoğu alanında Evrime karşı bir tavır takınmış durumda ki onlarda "Mükemmel insanın peşindeler" oysa mükemmellik doğanın bizzat içindeydi. başından biliyordum bu konuyu açarak bizlere laf atmaya çalıştığını, mükemmel insan zaten sensin be adam. azalarına baksana ne kadar kusursuz, spor salonuna gidip kaslarınıda dolgunlaştırıp aynaya bakınca görüntünün ne kadar güzel estetik olduğunu görüyorsun, ne kemik yapını sen ayarladın nede vücudundaki kasların bağlantılarının her iki ucunu ve koluna bacağına göğsüne sırtına ne kadar kas demeti gerektiğini sen ayarladın. ALLAH seni doğadan beslendirerek seni Mükemmel Yarattığı gibi bir sisteme bağlı olduğunada işaret ediyor. siz bu halinizle kolayca inkarı seçiyorsunuzda. birde yemek içmek zorunda kalmasanız. başınıza kaza gelse bile her durumda sağ salim çıksanız. o zaman inkarınızın şiddetini düşünemiyorum bile. siz o zaman ne baba ne ata ne soy ne sop hiçbirşeyide tanımazdınız. ölümü düşünmeyen insanların çoğu, birşekilde başına birşeyler gelip hastaneyle tanıştığında anlıyorlar acziyetini. sizin oturduğunuz yerden derdiniz ne ki inkar etmek için can atıyorsunuz?
Bunu görebilene selam olsun.
---\---
Ben bitki olayına geri döneyim, bir bitkinin rüyası olmak, hakikaten rüya gibi ama bir o kadarda olabilirliği ihtimal dahilindeyse, bu rüya neden gerçek olmasın?
Bir bitkinin rüyası olabilir miyim?
Neden olmasın.
Bitki değilim ama
Damarlarında o enerji varsa,
Bitki olmak şart mı ki?
Helede rüyalarda.
Rüyalarda neler neler olabiliyoruz.
insan olmak niye zor olsun ki? anca rüyalarda olursun zaten. ötesi mümkün değil.
Felâsife
31-07-2017, 15:44
Hoş geldin sevgili cyber
Forumda tatlı bir rüzgarın esiyordu, bana esintileri de gelmişti ama sen ne yaptın böyle, herkes rüzgar gibi esmişsin, bana gelince de fırtınada değil, resmen tusunami olmuşsun.
Ne var ne yok dökmüşsün, her şeyi karıştırmışsın, teknik olarak okumak bile zor yazdıklarını.
Demek ki bu kadar rüzgarların ardından tusunami de gelebilirmiş. :)
Yazdıklarını okudum, ama "merak ettim" bunca bilgilisin ve bende senin gibileri arıyorum ama bulamıyorum hazır bulmuşken sorayım, bu "bilginin kaynağı heva ve heves mi, yoksa keşfi ve vehbi mi?" olduğunu öğrenmek isterim.
Ondan sonra seninle her zaman ilmî tartışmalar yaparım merak etme, ben böylesini arıyorum.
Olay şöyle;
Sen şimdi dinide, Allahı da çok iyi biliyorum diyorsunya, iddialısınya, forumda rüzgarlar estiriyorsunya, peki Allah senden ne kadar haberdar!
Onun senden haberi var mı? SENİ TANIYOR MU? Seni yetkilendir mi? veya yetkilendirmedi mi? hepside aynı şey.
Allah senden ne kadar haberdâr! mevzu bu.
Sakına Allah her şeyi, görür, bilir, haberdardır deme, bunu herkes bilir, ama dediğimi bilmez, ÖZEL bir durumdur.
Sorduğum gayet açık, altı çizili.
Sen Allah adına konuşuyorsan, bu yetkiyi sana onun vermesi gerekir ki, SEN anca o zaman GERÇEĞİ söylersin. Vermediyse de heva ve hevesinden konuşursun ki bu şekliyle ben seni ne diye muhatap alayım.
Bu mümkün değil.
Fussilet 53:
Varlığımızın delillerini, ufuklarda ve kendi nefislerinde onlara göstereceğiz ki, o Kur'an'ın gerçek olduğu onlara iyice belli olsun. Rabbinin, her şeye şâhit olması yetmez mi?
Afakta ve enfüste delillerin nedir?
İddia sahibi sensin unutma, Allahın varlığının delillerini senin "içinde ve dışında" çok iyi bilmem gerekir, kitabî bilgi değil kastedilen, keşfi/vehbi bilgi.
Delilin nedir söylediklerinin doğru olduğuna?
Kutsî bir hadistede kısaca "Onu sevdim mi işittiği kulağı, gördüğü gözü, tuttuğu eli ve yürüdüğü ayağı olurum." diyor. Var mı böyle bir durum, üsteki ayet zaten bununla alakalı.
Delilin yok ise din/kitap hakkında konuşmaya yetkin de yoktur, kuran zaten bunu İNANAN için demiyor mu?
İsrâ 36:
Hakkında kesin bilgi sahibi olmadığın şeyin peşine düşme. Çünkü kulak, göz ve kalp, bunların hepsi ondan sorumludur.
Yaratılış hakkında KESİN bilgin var mı? yoksa zan mı sahibisin? Bak inandığın kitap "kulak, göz ve kalp, bunların hepsi ondan sorumludur" diyor.
Özetle DELİLİNİ MERAK ETTİM, bu en doğal hakkım, zira kiminle sohbet edeceğimi bilmeliyim.
Öteki türlü kitap kurdu olsanda taklitçi olmaktan kurtulamazsın, eğer öyleyse lütfen bir daha beni meşgul etme.
Mücadele 11:
Ey iman edenler! Size, "Meclislerde yer açın" denildiği zaman açın ki, Allah da size genişlik versin. Size, "Kalkın", denildiği zaman da kalkın ki, Allah içinizden inananların ve kendilerine ilim verilenlerin derecelerini yükseltsin. Allah, yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır.
Felâsife
04-09-2017, 01:01
http://i.idefix.com/cache/500x400-0/originals/0000000360015-1.jpg
Arzunun Botaniği
Bir Elmanın Sizi Kullandığını Düşündünüz mü Hiç?
Hepimiz arı ile çiçeğin dansını biliriz; bal yapmak için nektar ve polen toplayan arı ve arıya istediklerini vererek genlerini uzaklara yayan çiçek. Büyük resmi göremeyen arı muhtemelen bahçede kendisini özne, yağmaladığı çiçeği ise nesne sanıyor.
Meselenin aslı ise şu; çiçek arıyı, polenini çiçekten çiçeğe taşıması için zekice kullanmakta.
Ne diyebilirim ki biriside (Michael Pollan) benim düşündüğüm şeyi düşünmüş ve bitkinin zekice olabileceğinden bahsetmiş. Yalnız olmamak güzel bir duygu :)
--- \ ---
Birde Hayyam 'a ait başka bir söz var. O da çok ilginç.
Tanrı mineralde uyudu
Bitkide düş kurdu
Hayvanda uyandı
İnsanda kendini buldu
Nette çok dalaşıyor bu rubai, burada ki Tanrı kitapların bahsettiği Tanrı mı, yoksa Doğanın, yaşamın kaynağının kendisi mi bu meçhul.
Tanrı çok muğlak bir kavramdır, Arapların Allah'ı gibi değildir. Pek çok kavrama denk gelebilir bu söz. Bu sözün orijinaline bakmak gerekir ama bulamadım.
Bitkide düş kurmak, bu ilginç ama bitkinin düş kurması bu daha ilginç.