PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : rahman


dilaver
25-01-2007, 16:59
Bir süredir Allah’ın isimlerine merak sarmış durumdayım. İlgimi çeken bir durumla karşılaştım. Şayet uzun alıntılara katlanabilirseniz bunları sizlerle paylaşmak istiyorum.

* * * * *Allah’ın 99 adı oldugunu biliyoruz. Bunlardan bir kısmını Harun Yahya sitesinden aşşagıya alıyorum :


ADL
Adil olan, adaleti emreden
Ey iman edenler, adil şahidler olarak, Allah için, hakkı ayakta tutun. Bir topluluğa olan kininiz, sizi adaletten alıkoymasın. Adalet yapın. O, takvaya daha yakındır. Allah'tan korkup-sakının. Şüphesiz Allah, yapmakta olduklarınızdan haberi olandır. (Maide Suresi, 8)
---------------

AFÜVV
Affı çok olan
Bir hayrı açıklar ya da gizli tutarsanız veya bir kötülüğü bağışlarsanız, şüphesiz Allah, affedicidir, güç yetirendir. (Nisa Suresi, 149)
---------------------

AHİR
Herşeyin yokoluşundan sonra da var olan O, Evveldir, Ahirdir, Zahirdir, Batındır. O, herşeyi bilendir. (Hadid Suresi, 3)
------------------

BAİS
Gönderen (peygamber), uyandıran, dirilten
Nasıl oluyor da Allah'ı inkar ediyorsunuz? Oysa ölü iken sizi O diriltti; sonra sizi yine öldürecek, yine diriltecektir ve sonra O'na döndürüleceksiniz. (Bakara Suresi, 28)
----------------------

BATIN
Gizli
O, Evveldir, Ahirdir, Zahirdir, Batındır. O, herşeyi bilendir. (Hadid Suresi, 3)
------------------

HAFID
Yukarıdan aşağıya indiren, alçaltan
O aşağılatıcı, yücelticidir. (Vakıa Suresi, 3)
----------------

HAMİD
Ancak Kendisine şükredilen, bütün varlığın diliyle yegane övülen
O'dur ki, onlar umutlarını kestikten sonra yağmuru indirir ve rahmetini serip-yayar. O, Veli'dir, Hamid'dir. (Şura Suresi, 28)
-----------------------

KAİM
İdare edip ayakta tutan
Allah... O'ndan başka ilah yoktur. Diridir, kaimdir. (Al-i İmran Suresi, 2)
KUDÜS
Hatadan, gafletten ve her türlü eksiklikten çok uzak, pek temiz.
Göklerde ve yerde olanların tümü, Melik, Kuddüs, Aziz, Hakim olan Allah'ı tesbih eder(Cuma 1
-----------------
MÜ'MİN
Emniyet verici, emin kılan
"O Allah ki, O'ndan başka ilah yoktur. Melik'tir; Kuddûs'tur; Selam'dır; Mü'min'dir; Müheymin'dir; Aziz'dir; Cebbar'dır; Mütekebbir'dir. Allah, (müşriklerin) şirk koştuklarından çok yücedir." (Haşr Suresi, 23)
-------------------

KAİM
İdare edip ayakta tutan
Allah... O'ndan başka ilah yoktur. Diridir, kaimdir. (Al-i İmran Suresi, 2)


* * * * *Bu isim ya da sıfatların 98 i aynı özellikleri taşıyor. Hepsini buraya almak isterdim ama inceledigim kadarıyla bunlarda 98 inin ortak özelligi şu. Hepsi bir şekilde Allah’ı niteliyor, Allah ibaresi ile birlikte yer alıyorlar ya da bir türlü onun özellilklerini açıklayacak şekilde Kur’an da geçiyorlar. Allah Azizdir, diridir gibi. Okudugumuz zaman ya direkt olarak yazılış biçiminden ya da dolaylı olarak ifade biçiminde bunların Allah’a atfedildiklerini kavrayabiliyoruz.

* * * *Ancak söylenene göre Allah’ın bir ismi daha var. O da Rahman ve Rahim olması. Bunun rahim kısmını bir kenara bırakıyoruz ve Rahman üzerinde yogunlaşmaya çalışıyoruz. Vikipedi bu sözcügün tanımlanamaz oldugunu söylüyor. Ekşi sözlükten, *Bir de kulların bu ismi alamayacagını ögreniyoruz.. Vikipedi şöyle yazıyor :

İslam dininde Allah'ın pek merhametli, çok rahmet sahibi olması anlamlarına gelen bir sıfat ismidir. "Çok rahmet sahibi, gayet merhametli ve sonsuz rahmeti bulunan" diye tefsir edilip açıklanabilirse de, yalnız Allah'ın özel bir ismi olduğundan dolayı tam anlamıyla tercüme edilemez. Türkçe'de onun tam karşılığı olan bir kelime yoktur. "Esirgeyici" olarak tercüme edilmesi de tam olarak doğru değildir. "Acıyan" diye tercüme edilmesi de onun tam anlamını vermekten uzaktır. Çünkü sadece bir acıma merhamet değildir. Merhamet acıyı giderip yerine sevinç ve iyiliği getirmektir. Bu itibarla merhametli sözcüğünden anladığımız anlamı, diğerlerinden anlayamayız. Rahman, "pek merhametli" şeklinde eksik olarak tefsir edilebilirse de tercüme edilemez.

* * * *Bu sözler bizi meraklandırıyor, merakın oldugu yerde de inceleme *oluyor. Rahman sözcügü ilginç bir biçimde karşımızda duruyor. Bu sözcügün Kur’anda 57 kere geçtigi biliniyor. Biraz uzunca da olsa, Rahman sözcügünün yer aldıgı ayetleri almakta fayda görüyorum. Şayet tamamını okumaya direnen arkadaşlarım varsa ayetlerde Rahman sözcügünü incelerken, dikkat etmelerini ve bu sözcügün o ayet içerisinde bagımsız olarak ele alındıgında, neleri düşündürttügünü göz önüne alarak okumalarını öneriyorum :

Rahman *geçen Ayetler :

O gün gerçek hükümdarlık Rahman'ındır, inkarcılar için yaman bir gündür. Furkan 26

Senden önce gönderdigimiz resullerimize sor: Rahman'dan başka kulluk edecek tanrılar yapmışmıyız. Zuhruf 45

O Rahman
Ögretti Kur'anı
Yarattı insanı
Belletti ona duygu ve düşüncelerini ifade etmeyi * *Rahman 1-4

İşte seni böylece, kendilerinden önce nice ümmetlerin gelip geçtiği bir ümmet içinde resul kıldık ki, onlar rahman'a küfrederlerken sen kendilerine, sana vahyettiğimizi okuyasın *Ra'd 30

De ki: "İster Allah diye yakarın, ister rahman diye yakarın. Hangisiyle yakarırsanız yakarın, en güzel isimler/Esmâül Hüsna O'nundur. Namazında/duanda sesini yükseltme, kısma da. İkisi ortası bir yol tut." * Isra 110

Meryem demişti: "Ben senden, rahman'a sığınıyorum. Takva sahibi biriysen dikkatli ol." *Meryem 18

"Artık ye, iç. Gözün aydın olsun. Eğer insanlardan birini görürsen şöyle söyle: 'Ben rahman için oruç adadım. Onun için bugün, insan cinsinden hiç kimseyle konuşmayacağım." Meryem 26

"Babacığım, şeytana kulluk etme! Çünkü şeytan rahman'a isyan etmişti." *Meryem 44

"Babacığım, ben sana rahman'dan bir azap dokunmasından, böylece şeytanın dostu haline gelmenden korkuyorum!" * Meryem 45

İşte bunlar, Allah'ın kendilerine nimet lütfettiği peygamberlerdendir: Âdem'in soyundan, Nûh'la birlikte taşıdıklarımızdan, İbrahim ve İsrail'in soyundan, kılavuzluk edip seçtiğimiz kimselerden. Kendilerine rahman'ın ayetleri okunduğunda, ağlayarak secdelere kapanırlardı. *Meryem 58

Sonra her gruptan, rahman'a karşı kafa tutmada daha şiddetli davrananlar kimlerse, onları ayıracağız. * Meryem 69

De ki: "Her kim sapıklıkta ise rahman ona iyice süre versin. Nihayet, kendilerine vaat edileni, azabı veya kıyametin kopuşunu gördüklerinde mekânca daha kötü, taraflarca daha zayıf olanın kim olduğunu bilecekler." * Meryem *75

Bu adam gaybı mı öğrendi, yoksa rahman katında bir söz mü aldı? *Meryem *78

Gün olur, o sakınanları biz, rahman'ın huzurunda heyet halinde toplarız. Meryem 85

De ki: "Sizi gece ve gündüz rahman'dan kim koruyabilir?" Hayır, hayır! Onlar, Rablerinin zikrinden/Kur'an'ından yüz çeviriyorlar. *Enbiya *42

Resul şöyle yakardı: "Rabbim, hak ile hükmet! Bizim Rabbimiz rahman'dır. Sizin nitelendirmelerinize karşı yardımına başvurulandır, Müsteân'dır." * Enbiya *112

Gökleri, yeri ve bunlar arasındakileri altı günde yaratıp sonra arş üzerinde egemenlik kuran O'dur. rahman'dır O. Haberdar olana sor O'nu. * Furkan *59

O rahman'dan kendilerine söze bürünmüş yeni bir hatırlatma gelmeye dursun, ondan mutlaka yüz çevirirler *Şuara *5

Sen ancak o zikire/Kur'an'a uyan ve görmediği halde rahman'dan korkan kimseyi uyarırsın. Böylesini, bir bağışlanma ve seçkin bir ödülle müjdele! * Yasin 11

Kent halkı dedi ki: "Siz, bizim gibi birer insandan başka şey değilsiniz. rahman hiçbir şey indirmemiştir. Siz sadece yalan söylüyorsunuz." * *Yasin 15

"O'ndan başka tanrılar mı edineyim ben? Eğer rahman bana bir zorluk/zarar dilerse onların şefaati benden hiçbir şeyi savamaz; beni kurtaramazlar." *Yasin * 23

Şöyle diyecekler: "Vay başımıza gelene! Kim kaldırdı bizi mezarımızdan? rahman'ın vaat ettiği işte bu! Peygamberler doğru söylemişler." *Yasin 52

Onlardan biri, rahman'a benzer gösterdiği/Rahman'a isnat ettiği kız evlatla müjdelendiğinde, yüzü simsiyah kesilir de öfkeden yutkunur durur. * Zuhruf 17

İnsanlar bir tek ümmet haline gelmeyecek olsalardı, o rahman'a nankörlük edenlerin evlerine gümüşten tavanlar çatar, sırtlarına binip yükselecekleri merdivenler/asansörler yapardık.
Zuhruf 33

Kim rahman'ın Zikri'ni görmezlikten gelip ondan uzaklaşırsa biz ona bir şeytanı musallat ederiz de o ona can yoldaşı olur. *Zuhruf *36

De ki: "Eğer rahman'ın bir çocuğu olsaydı, ona kulluk edenlerin ilki ben olurdum." Zuhruf *81

Birbiriyle uyum ve ahenk içinde yedi gökleri yaratan da O'dur. O rahman'ın yaratışında/yarattıklarında herhangi bir uyuşmazlık, aykırılık, çelişme göremezsin. Bir kez daha bak! Bir çatlaklık, bir uyuşmazlık görüyor musun? * Mülk 3

Üstlerinde, kanatlarını açıp kapayarak uçan kuşları hiç görmediler mi? Onları rahman'dan başkası tutmuyor. Kuşkusuz O, her şeyi görmektedir. * Mülk *19

Göklerin, yerin ve bu ikisi arasındakilerin Rabbidir O! rahman'dır. O'nun huzurunda söze cüret edemezler. * Nebe *37

O gün, Rûh ve melekler saf bağlayıp kıyama geçerler. rahman'ın izin verdiği dışındakiler konuşamazlar. O izin verilen, doğruyu söyler. *Nebe * 38


* * * * *Bu ayetlere dikkatli bir şekilde baktıgımızda burada yaratıcı görevinin Rahman’a yüklendigini görebiliyoruz. Allah Rahman a eşitlenmiştir. Hatta Allah’ın ismi neredeyse hiç geçmemektedir . Hiçbir şey bilmeyen bir kişiye bu ayetleri okudugunuz zaman tepkisinin, Rahman diye bir yaratıcının oldugu ve peygamberi aracılıgıyla yeni bir din teblig ettigi *sonucuna rahatlıkla varabilirsiniz. Buraya almadıgım ayetlerin birkaç tanesi haricinde de görülen durum bu şekildedir. Kalan bir kaçı ise Allah’ın rahman ve rahim oldugundan bahseder.

* * * * O zaman burada şu soruyu sormak durumunda kalıyoruz. Allah’ın 98 sıfatı bir nitelendirme olmasına ragmen Rahman niye bir ayrılık arz ediyor. Rahman neden özgül bir tanrıymış gibi lanse ediliyor. Ve neden Vikipedi Rahman’ı tanımlayamıyor. Yoksa Rahman içinde 99 sıfat mı gerekiyor.

* * * * Soru sordugumuz zaman kuşku da var demektir. İster istemez şu kuşkuya kapılıyoruz. Sakın Rahman bir tanrı ismi olmasın. Sakın Rahman diye bir tanrı var olmuş olmasın. O halde bize düşen Arabistan çöllerinde Rahman’ın izlerini sürmeye çalışmak oluyor.

* * * * Çok uzun olmaması açısından, yazının devamını başka bir iletide sürdürmek gerekiyor. Şayet buraya kadar tahammül edip okuyan arkadaşlarım varsa, Rahman geçen ayetleri, sanki hiç Allah’tan haberi yokmuşçasına bir kere daha gözden geçirmelerini, ve hiçbir şeyden habersizcesine okudukları bu ayetlerin ne çagrıştırdıgını düşünmelerini bekliyorum.


* *
* * * * * *saygılarımla


devam etmeye çalışacak

spartacus
25-01-2007, 18:13
Sevgili Dilaver,
Madem kuşku var, Rahman, Brahman kelimesi dahilinde ele alınmalı, derim.

Kuşkuya somut bir gerekçe sunmak gerekirse, Perslerin aslında, Hindistan'dan ve O'nun baskıcı yönetiminden kaçan, üreticiler olduğu savlarıda var. Ahura Mazda iyi olanı yani persleri, Ehrimen ise kötü olanı yani Hindistan ve çevreyi temsil ettiği savları. Ve bunların savaşan orduları aslen, bu iki iyi(Mazda-Pers) ve kötünün(Ehrimen-Hindistan) *vs.
Birde MÖ 2000 lerde Himalayalardan gelerek Hindistanı fetheden, Aryalılardanda bahsedilir, etraflıca birde o bölgeleri incelememiz gerekir. Bu dönem ve sonrasında ise, Hindistandan batıya ve Avrupaya doğru göçlerin olduğuda bir diğer gerçek... Bir hareket, bir varış- kaçış var, ya kuraklık, nehir taşkın yada kurumaları yada doğudan gelen akınlar, dağılan uygarlıklar vs...

http://tr.wikipedia.org/wiki/Brahman

İbrahim Peygamber'in ise özünde bir Hintli rahip olduğu ifadeleride vardır ve konu itibari ilede değer verilmelidir.

Abraham kelimesinin kökenine, Brahma olarak inilmektedir, aBRAHam, Brahm olarak tabi..
Rahman kelimesi içinde Brahman çağrışımı önemlidir...
Rahim için ise, Brahim kelimesine bakılmalıdır. b-Rahman yada ab-Rahim... Brahman yada Brahim yada İbrahim.

Rahman, rahim kelimeleri ise, bir yerde merhamet olarakda görülebiliyor, mesala aşağıdaki linkde Kaşmir dilinde bu ifade edilmektedir...

Konuyla ilgili İngilizce bir kaynaktan çevrilen ve daha evvel zevklede okuduğum bir linki paylaşabilirim.
http://www.hermetics.org/Abraham.html

dilaver
26-01-2007, 01:02
.. *
*
* * * * *İslamiyet tarihinde çok ciddi bir iki nokta var. Birincisi İslamiyet diger dinlere nazaran son derece kabul gören bir din. Hırıstiyanlıgın yüzlerce yıllık sürüvenine, yahudilik'in tarihine baktıgımızda ve dinleri birbirleriyle karşılaştırdıgımızda İslamiyetin bu üstünlügü açıkça görülmekte. İslamiyetin dinsel anlamda dogrulugunu tartışmadıgımıza göre ve tarihsel veriler bu konuda bize aksini ögrettigine göre bu olgunun nedenini arayacagımız yer Arap Yarımadasındaki İslamiyet Öncesi dinsel birleşimlerin ve tek tanrı inançlarının neler oldugunu araştırmak olmalıdır. Her ne hikmetse İslamiyetin Cahilliye devri dedigi bu dönem hakkında elimizde çok az veri vardır.

* * * * * *Arap Yarımadasında Hırıstiyan ve Musevi inançlarına rastlıyoruz ancak gözümüzü biraz Güney Arabistan'a dogru kaydırdıgımızda burada çok ilginç bazı belgelerle karşılaşıyoruz.Güney Arabistan'da İ.Ö. 500 yıllarına dayanan krallıklar var.Bu krallıkla Ma'in , Saba, Kataban ve Hadramut krallıkları. Bunlara bir de Lihyan krallıgını eklemek gerekiyor. Bu krallıklara ait 19 yy da bazı kitabeler bulunuyor ve bugün bunlar British Museum da sergileniyor.

* * * * * *1924 senesinde yazılan bir kitaptan bazı alıntılar göstermek istiyorum şimdi. Bu kitap D.S. Margoliouth tarafından yazılmış. Kaknüs Yayınları 2003 baskısı. Adı İslamiyet Öncesi Arap-İsrailogulları İlişkileri. Yazarı Edebiyat Fahri Doktoru, Durham İngiliz Akademisi üyesi, Oxford Üniversitesi Arapça Profesörü ünvanlarına sahip. Kitabın önsözünü Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi İslam Tarihi Anabilim Dalı Araştırma Görevlisi Nuh Arslantaş yazmış. Arslantaş yazarı tanımak için bir de link vermiş : * *
www.diyanet.gov.tr/DIYANET/avrupa/ocakavrupa2003/y30.html * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * *
* * * * * *gerçi ben linke ulaşamadım ama diyanete de ulaşamadım. Bu bilgileri islami açıdan kabul edilebilecek bir kaynak olarak ele alabilmek için veriyorum. Şimdi kitaba dönersek :

* * * * * *Önce Glaser ardından da Winckler tarafından yayınlanmış iki kırık taş halinde bulunmuş bir kitabe bu konuya ışık tutar gibidir;.... Gökte olan Rahman ve İsrail'le onların tanrısı şeklinde geçmektedir.... Rahman'la ilgili, kitabeye güvenebiliriz, ama daha fazlası için degil. *Sf *99

* * * * * *Aynı tanrısal adı içeren bir British Museum kitabesi Mordtmann ve Müller tarafından 1896 da yayınlanmıştı;.. Günahların bagışlanması, kurbanın kabulü, çoktanrıcılık anlamında ortak koşma bu tablette zikredilir. * *Sf *100

* * * * * Arap hükümdarlarının konuştukları yerlerdeyse onlar Yahudiligi degil, Rahman'a tapınma olarak beliren tektanrıcılıgı benimsemiş görünmektedirler. *sf 101

* * * * *Rahman'a ibadetin örneklerine M.S. 468 yılına ait başka bir vakayı ekleyebiliriz; burada kitabe yazarlarının meskenlerini Rahman'ın yardımıyla nasıl inşa ettikleri zikredilir. Sf 102

* * * * *Bu örnekler çok açık bir şekilde İslamiyetten ve Muhammed den önce Rahman adında bir tanrının tapı gördügünü ve bu tanrıya inanılan yerlerde egilimin tek tanrıcılık oldugu açıga çıkmaktadır.

* * * * *Şimdi Kur'an da geçen Rahman sözcüklerini bu bilgiler ışıgında okumaya çalışırsak, Muhammed peygamberin önceleri Rahman isimli bir tanrıya inandıgını, bu tanrı düşüncesini sık sık gittigi Güney Arabistan'dan aldıgını düşünmememiz için hiç bir sebep yoktur. Nitekim Rahman Allah'tan bagımsız olarak çok sık olarak kullanılmakta ve insanlar Rahman'a ibadete çagrılmaktadır. Rahman'ın ne kadar bir süre Kuzey Arabistan'ın baş tanrısı ile birlikte yanyana gittigi ve ne zaman hakimiyeti Allah'a devrettigi ayrı bir araştırma konusudur.

* * * * *O halde Muhammed'in baştan Rahman adında bir tanrıya ibadet ederken bir müddet sonra , bu ismi tamamen terketmeksizin onun yerine Allah ismini ikame etmek için çok çabaladıgını rahatlıkla söyleyebiliriz. Nitekim bir hadiste “Rahman'a secde edin” dediginde “Rahman da ne biz senin emrettigine mi secde edecegiz” *dendigi belirtilir. Gene :

* * * * *"Bize ulaşan bilgiye göre, sana öğreten (Tanrı değil), Yemame'deki şu adamdır. Rahman denen adam. Tanrı'ya ant içerek söyleriz ki, biz Rahman'a inanmayız." (Bkz. Ibn Ishak, Siyer, tahkik ve ta'lik: Muhammed Hamidullah, Arapça, Konya, 1981, s.180, fıkra: 254)

* * * * * Yukarıdaki alıntıda Rahman ile kastedilenin Museylime oldugu söylenir. Acaba Museylime'nin de tanrısı Rahman mı dır.Bu da ayrı bir araştırma konusudur.

* * * * * * Tarhsel bilgilerimize göre 5.Yüzyılda, Güney Arabistan'da, Yer Gök Tanrısı olarak adlandırılan tek Tanrılı bir inanışın devlet dini olduğu görülür. Ancak bundan önce Emir Kabilesinin, Du Semavi, yani Gökler Tanrısı dedikleri tek Tanrı'ya taptıkları bilinmektedir.. Güney Arabistan'da çıkan tek Tanrılı dinlerin, o zamanlarda bölgede yayılmakta olan Musevilik ve 4. Yüzyılda Güney Arabistan'a Bizanslı Misyonerler tarafından getirilen Hristiyanlık etkileri ile ortaya çıktığı da ileri sürülür..

* * * * *Bu arada Peygamberin hemen ölümünün ardından Güney Arabistan'da yaşayan kabilelerin kolaylıkla eski tanrılarına geri döndüklerini ve isyan ettiklerini izleyebiliyoruz. Bu izleme sonucunda Rahman ile ilgili kestirimlerimizi pratikte de sınamış oluyoruz.

* * * * *Evet, Rahman'ın Kur'an da özgül bir biçimde yer almasının nedenlerini bize British Museum daki Himyeri Odası denen yerde duran eski kitabeler açıklıyor. Şayet bu bilgilere ayrıntılı bir biçimde ulaşabilme ya da British Museum un yayınlarını derleme olanagı olan arkadaşlarımız varsa, bu konuyu netleştirmek imkanı daha da fazlalaşır diye düşünüyorum.


* * * * *saygılarımla

habilis
26-01-2007, 03:02
pek değerli araakadaşım dilaver gerçekten çok güzel çalışma ..

tebrikler

26-01-2007, 04:38
Rahman=
Ra(h)man=
Ra Amon=
Ra Man .

Tanrı, Adam Tanrı

Rahim=
Ra Hymm=

Tanrıça, Dişiliğin Tanrıçası.

Rahman + Ra hymm= Hristiyanlıktaki kutsal evlilik.

Bismillahirrahmanirrahiym=

Erkek tanrı, ve tanrıçanın barışı adına,

yani kadın ve erkeğin barışı adına.

israilin iki üçgeni,
haçın iki çubuğu,
islamın ay+yıldızı.

Ki hani cennetten düşman kovulmuştunuz.

commandante
26-01-2007, 09:02
kÜLTİGİN YİNE FARKLI VE GERÇEKTEN İNCELENMEYE DEĞER BİR YORUM GETİMİŞSİN

DİLAVER BU KONUDAKİ ARAŞTIRMALARINI BEKLİYOR VE TAKİP EDİYORUM

26-01-2007, 10:06
Yorumsuz


Muzaffer Katar (Copyright)
Öğr. Gör.

Orhun yazıtlarında geçen “Tengri teg Tengri Yaratmış Türk Bilge Kağan” tümcesi, hem lailahe illallah anlamına gelir, hem de Einstein ın izafiyet terosinden başka bir şey değildir.

Tengri demek bilinen anlamıyla tanrı demektir. TENGRİTEG TENGRİ demek ise, kelimenin tam anlamıyla “üst tanrı” anlamına gelir. Tengri sözünün iki kez kullanılmış olması "klasik" din terminolojisindeki şirk denilen şeye, ya da sekonder tanrılara, yani insanların farklı şeylere tapmasına atıfta bulunmuş olur.

Fakat tümel din terminolojisine göre bu deyimlerin daha başka tevilleri vardır.


Teg sözü benzetme edatı “gibi” demektir. Tengriteg tengri demek ise , haliyle Tanrı gibi Tanrı, yani en tanrı, esas tanrı, “çoklu tanrı” değil, “reel tanrı” anlamına gelmek zorundadır.

Diğer taraftan “tengri” sözünün , “gök” karşılığı olarak kullanıldığını da biliyoruz. Yazıtlardaki “gök”, (ve iki defa bahsedilmesi hasebiyle “gökler” olarak da algılıyoruz) terimlerinin modern terminolojideki karşılığı, farklı uzay mekanlar, ya da farklı zaman mekanlardır. İşte buradaki “Tengri teg tengri” deyimi ile kastedilen, meşhur Alman fizikçi Albert Einstein'in matematiksel formulünü yazdığı meşhur “izafiyet terosi”nden başka bir şey değildir.


İşte buradan hareketle “Tengri teg Tengri Yaratmış Türk Bilge Kağan” tabirini gökleri birlemek, yani alt boyutlu göklerden, alt boyut uzay mekan yaşamlarından sıyrılıp, aşama kaydederek, daha alt uzay mekan yaşamlarının hepsine birden hakim olabilen "tek bir üst boyut göğü"ne vasıl olmak şeklinde anlamamız gerekir.

“Tengri”, “gök” demektir. Gök demek ise “zaman - mekan” bileşkesidir ve görelidir. Bilge Kağan yazıtlarında tengri teg tengri denmek suretiyle, bir cümlede iki kez “gök” yani “sema” yani “uzay” terimini kullanmakta ve açıkça, göklerin , yani semanın çoklu oluşunu , yani Einsteinin sözünü ettiği “göklerin izafi yani göreceli oluşu”na atıfta bulunulmaktadır.

Anlıyoruz ki, Einsteinin izafiyet teorisi Orhun yazıtlarında asırlar öncesinden, hem de yazıtların iki önemli giriş cümlesinde bulunmaktadır.


Bundan daha ilginci, Einsteinin izafiyet teorisinin Kuranda da asırlar önce hem “lailahe illallah" hem de en basitinden “semavat” terimiyle açıkça ifade diliyor olmasıdır. Yine Kuranda faklı uzay mekanların varlığından, göreceliği, izafiyeti ifade eden, yaşamlara göre izafiyet ifade eden "saat, gün, asr" vb zaman mekan ifadeleri sık sık geçmektedir.

Görülüyor ki, herkesin, büyük bilimadamı Albert Einsteinin bulduğunu düşündüğü izafiyet teorisi (Theory of Relativity), hem Kuranda hem de Orhun yazıtlarında kesinlikle anlatılmıştır.

Enistein, bu olgunun matematiksel formülasyonunu yapmıştır.

http://kingdavid.blogcu.com/1808309/

26-01-2007, 10:18
Yorumsuz

TANRI SÖZÜNE DAİR
Muzaffer Katar

Tanrı sözüne dair bir çalışma:

Tanrı=

Tan-Rı=
Tan-Ra=

Tan=Sabah ,

Öyleyse,

Tan-Ra=
Şafak-Ra=
Sabah=Ra.

Ra= Tanrı.

Öyleyse,

Tan-Rı=
Sabah Tanrısı =
Güneş Tanrısı =

Mısıra göre : Ra Amon, Güneş Tanrısı
Kurana Göre : Ra(h)Man
Hristiyanlığa göre: Parlak sabah yıldızı, Güneş
İslamca: İslam ve Türk bayrağındaki yıldız, Güneş anlamındadır.

Fakat daha önemlisi, Allah sözünün din tevatürel tevillerini bilenler (Mevlana gibi, Muhyeddin el Arabi gibi), Rububiyet kürsüsünün sahibi olan Allahın (Hinduizme göre harihara= vişnu,şiva Lortları) bir bölümünün Rahman, Yani parlak sabah yıldızı, yani Tan-Ra, yani Tanrı olduğunu bilirler. (Ve Ra-Him= Ra Hymm)

İşte Türk, geçmişinde din bilmektedir ve tümel dinin bir mensubudur. Tüm bunlar, Kuranımızın, hristiyanlık, aztekler, musevilik, hinduizm ve budizm gibi, ay-güneş kültüne de atıfta bulunup tamamladığını, Türklerin de daha Kuran gelmeden önce , bu Kültü bilen bir kavim olduğunu ortaya koymaktadır.

(Tan-rı sözünün son hecesindeki, Rı yı Ra ile benzeştirmek, yani geniş olan a seslisinin, dar olan ı ya da i ye tebdil olması olasılığını tartışmak, fonetik bilimine uygundur.)

http://kingdavid.blogcu.com/1499181/

spartacus
26-01-2007, 14:36
Aşağıya en altta eğik alacaklarım verdiğim linkten kesitler olacak. Epey bir zaman önce Rahman kelimesinin peşine düşmüştüm, Sevgili Psikokemoterapi ile sohbet ederken, aklıma gelen bir şeyi paylaşmıştım. Kafamı karıştıran kelime Brahman idi, İbrahim'in ise, Abraham olduğunu söylüyordum. Ayrıca bRAhma kelimesindeki, RA sadece bir benzerlik olabilirmiydi? Mısır'ın Ra'sı, Hindistan'nın Brahma'sı ile alakalı olabirmiydi? Kısaca ve kabaca kafamı karıştıran ve bir düzeni henüz olmayan üst başlıklarımı söylemek istiyorum, herhangi bir iddiam yok, henüz düzen değil bir karışıklık temelli. Kesinlikle henüz bir sonuç çıkartmış ve toparlamış değilim, basit düşünmüyorum, tüm ilişkileri tarihsel buluşmalar ile ele almak zorundayız, çünkü ortada birbirinden etkilenmiş, bir çorba var...
***
Burada ise, birde Bra kelimesinin özünde, Brader, yani kardeş kelimesinin kökenine işaret ediyor olması muhtemel olabilirmiydi?
Mesala bu gün Hititçe Hint-Avrupa kökenli bir dildir ve Latince kökenler dikkate alındığında çözülmüştür(ekmek ve su), hatta Latince'de, günümüz Kürtçe'sinde ise BRA demek kardeş demek, aynı kökenle latincede de aynı. O halde Brahman, Adem Kültü olarak Man'nın(adam'ın) Ademinkardeşi, olabilirmiydi? Şimdilik kafamı karıştırmış olan varsayımlarla da olsa bir gezineyim dedim, Abraham anahtar kelimesi ile, araştırma yaparken İngilizce kaynağa ulaştım. Kuşkuyla yaklaşıyorum birazda uçuk-kaçık oluyor sanırım ne yapalım uçuk kaçık şeylerle bezenmiş için uçuk kaçık düşünmekde gerekir : )

M.I.ÇIĞ'ın İbrahim Peygamber kitabını inceledim, bölgenin(ortadoğu) dışına pek çıkmamış, genel kanı İbrahim'in, bir yerlerden Güney Anadoluya oradanda Kenan ülkesine doğru gittiğini, Mısır'a geçtiğini, dönüp tekrar ticaretle uğraştığını, çeşitli kayalardan Tanrılara anıtlar diktiği vs. yönünde... Köken ise bence Hindistanı işaret ediyor, aynen sonrasında Hititlilerde işaret ettiğimiz gibi...

İbrahim Ne yapmıştır ve neden Fenikeliler Konumuza giriyor.
***
Burada devreye Ugarit Metinleri giriyor, çoğunluğu ticari yazıtlar olduğu yönünde, aynı dönemde Fenike den bahsedilir ve İbrahim(Abraham) döneminde bölge Fenikeliler ülkesidir diyebiliriz. Fenikeliler Mısır ile sürekli ticaret yapmışlar, Mısır hakimiyetinede girmişler, muhtemel Musa dönemleri bu hakimiyetden kurtuluş var. MÖ 14 Yüzyılda.
Kenaani kelimesinin anlamı ise İbranice "Tüccar" demek.. Wiki(Anahtar:Fenikeliler)
Eğer öyle ise, destanlarda Musa(Kıldani:Moses, İbrani Mose-anlamı:oğu)'nın bahsettiği Ülke, "Tüccarlar Ülkesidir" hatta belkide daha doğrusu zaten Kenanilerin anavatanı orasıdır, Bu günki Filistin-İsrail. Fenikeliler Filistlerin atası olabilirler ve Hint bağı olmayabilir hatta oraların yerlileri olmalılar, daha sonra gelenlerce tanrısal şekillerle köleleşmiş olabilirler ve yeni gelenlerde onlarla aynı isimle anılmış olabilir. Anadoluda benzeri yaşanan Yerli Hatti ile sonradan Hind kökenli Hititlerin hakimiyeti gibi...
***
Mısır belgelerinde ise, Filistinlilere-> Deniz adamları yada denizden gelen adamlar denmektedir, kısaca gerçekten Fenikeliler Mısır kayıtlarında III. Ramses'in savaştığı adamlar(Bu firavunca yapılmış tüm savaşlar Amon Tapınağına kazılmış, kaynak orası).
***
Fenikeliler Çok Tanrılıdırlar en büyük Tanrıları göklerin hakimi-kralı EL'dir, Sümer kökene daha yakındır, Bereket Kültü hakimdir, ve tapınaklarının ise, dikdörtgen olduğu ifade edilmektedir.
***
Maya uygarlıkları ile, Mısır arasındaki vazgeçilemez benzerlik, acaba bize Hindistan'dan güneşin doğduğu ve battığı yöne doğru bir göçümü işaret ediyor? Hatta bir çok Abraham'ı... Kış aylarında Buzla kaplı Bering Boğazını güneşin doğduğu yere gidenler aşmış, battığı yöne gidenler ise Mısır'a kadar gelmiş olabilir mi?
Zaten Kenaniler, geldiklerinde orada yaşayan insanları köle yapmışlar, daha bilgili ve modernlerdir, bir diğer gerçekde Kölelerin Tanrısı(Rahman) olabilirler
***
İbrahim Fenikeye gelmezden önce oradaki ata inancı ne idi? EL olabilir mi? Eğer böyle ise ve İbrahim oralara kadar ya kendisi yada öğretileri ulaşmış ise, Rahman kelimesinin hem Hindistan kökeni ama hemde Mısır kökeni olarak RA kelimesinden türemiş olabilirmiydi. Kuvvetle muhtemel olan bir şey var ki, Fenikelilerin yani tüccarların MÖ 2500 lerde dahi varlık gösterdiği, bunların Mısır ile ticari ilişkiler kurduğu, Mısır'da Ra inancının varlığı ve Firavun isimlerinin dahi, Ra-Moses(Ramses:Ra Oğlu, Tanrı oğlu) olduğu gerçeği ile karşılaşırız. Ramses kelimesinin ise kökeni Kıldani olduğu tarihsel kayıtlarda ifade edilmiş. İlk yazımda aktardığım ve aşağıda bir kaç kesit koyacağım linkde ise, Kaldani diye bahsedilenin Kıldaniler olduğu muhtemeldir.
***
Fenikeliler(phoinikes Yunanca), sattıkları kızıl kumaştan dolayı "Kızıl Adamlar", Mısırlılarca ise "deniz adamları" olarak ifade edilirken, bazı destanlarda İnsanımsı Tanrılar olarak da geçer.
National Geographic dergisinde, haklarında bir yazı okumuştum.. Deniz ticareti ile uğraşmaları ise kültürlerini bir çok bölgeye taşıdıkları, kültür taşıyıcıları oldukları yönünde. Ayrıca tüm Akdeniz kıyılarına hakim olduklarıda ifade edilmektedir. "Birbirine karışmayan 2 su bilgisi Fenikelilere dayanıyor olmasın?"
***
Ayrıca Alfabeli yazına geçişin ve bir çok yazı alfabesinin kaynağının Fenikeliler olduğu ifade edilir.
http://tr.wikipedia.org/wiki/Fenike_alfabesi
***
Bu durumda aklıma gelen önemli detay, İbrahim'in ne yaptığıdır? Bu aslında Fenike inancının sonunu getirecek ilk adımlar olmasın, EL'in yerini aslen daha MÖ 2000 lere yakın dönemde, Rahma-Brahma alıyor olmasın? İbrahim böyle bir öğretiyi yayıyor olupda, ailesi ile yerleştiği yerden ondan sonra gelenlerde sürdürüyor olmasın ?
Yada Brahman bir kişi olabilir mi, yada aksine, bir RAhip olabilir mi. Bir çok rahipden sadece bir Rahman, bir insanımsı Tanrı.
***
Yahudiler için ise, gerçekten Hindistandan gelen Filozoflar olduğu ifadeleride var, o dönemlerde tarihi kayıtlar ise, Hindistan merkezli göçleri işaret etmektedir. İddiaların aksine, Kızılderililer'de Hint kökenli olmalılar!
***

Rahman-Rahim denen kişi-ler- İbrahim'in bizzat kendisi olabilir? Yada öyle olmalıdır? Daha sonraları ise aynı öğretiler ile çeşitli devletler, resmi din oluşturmuş olabilir, Süleyman sonrası Saba Krallığında, Rahman öğretisi resmi bir din haline gelmiş olabilir ve hatta hala'da Güneş'in Brahma'ın görünümü olduğu inancı ile Güneş Tapımı(secde-namaz) devam etmiş olabilir. Çünkü Secde, başlangıç sabah güneşinin toprağa ilk düşen ışıklarının öpülmesi, bize aslında Tanrının öpülmesi amacıyla olduğunu düşünmemize olanak verir mi? Öpülmeye ve secde edilen eğer Brahma-Rahma ise zaten, Brahma aslen Tanrının görüntüsü olarak telaffuz edilir ise, bir anlam elde edilir sanırım. Karşımıza Güneş Kültü çıkar ve güneş-ışık Tanrının Yüzü olur

Ayrıca Kutsal Metinlerde, sürekli ATALARIN dinine dönmek istenmesi vs konusu işlenir? Yani aslen EL-İlah dediğimiz, Tanrılar Panteonu(ailesi) olan ata dinine. Bu ata dinine ilk darbeyi İbrahim, son Darbeyi Muhammed vurmuş olamaz mı? Yahudilere karşı duyulan kinin kökeninde onların Rahman yerine ata tanrı EL'e öykünmeleri olabilir mi
Muhammed'in öğretileri sürekli İbrahimle soylaması, bir tesadüf olabilir mi?
***
Peki ya tekrar Putlara yada ata dinlerine döndüler sözleri, acaba bize EL dönemi, kısaca El-İlah dönemine dönüşü ifade ediyor olabilir mi? Öyle ise, Muhammed, aslen El-İlah'ı söküp atmak yerine(ki zor olsa gerek), O'nu Rahman ile bütünleştirmiş olamaz mı? Babil, Asur, Roma Tutsaklıklarında, Kenani bölgesinde Rahman etkisini kaybederken, Yemen kısaca Romalıların hiçde işine yaramayacak çöller ötesi bölgelerde bu Rahmancılık yaşıyor-devam ediyor olamaz mı?
"İman Yemenlidir, Hikmetde yemenlidir" Sözü Muhammed'e ait değil mi?
***
"Güney Afganistan'daki kutsal topluluktan benzeri topluluklar dünyanın her tarafına yayıldı: Hindistan'ın tamamı, Nepal, Tayland, Çin, Mısır, Suriye, İtalya, Filipinler, Türkiye, İran, Yunanistan, Laos, Irak - hatta Amerikalara bile! Brahma'nın dünyanın muhtelif yerlerinde varlığı bariz dil kanıtlarıyla açıkça gözükmekte: Farsi/Acemce: Braghman (Kutsal); Latince: Bragmani (Kutsal); Rusça: Rachmany (Kutsal); Ukraynaca: Rachmanya (Rahip, Kutsal); İbranice: Ram (Baş Lider); Norveççe: From (Tanrısal). Hindular arasında kutsal bir sözcük mistik hece OM, üçlü evren, yeryüzü, gök ve sema ile bağlantılıdır. Aynı zamanda Brahm'ın başka bir adıdır. Aztekler de OM'u evrenin ikilemli ilkesi olarak zikredip tapmışlardı. Mayaların rahip sınıfı Balam (B'lahm teleffuz edilir). Eğer maya dilinde "R" harfi olsaydı, Brahm telaffuz edilirdi. Perulu İnkalar güneşe İnti Raymi (Hindu Ram) olarak taparlardı.

Rama'dan geldiği inkar edilmez olan kelimeler Amerikan Kızılderili dilde çok yaygındır.

Bir Ra-Ram-Uri valisine Si-Riame denilir. Sanskritçe/Keşmirçe Du-Rama = "Büyük Rama." Meksika efsanelere göre Yoris Surem (Su-Ram?) adında bir kavime mensuptu."

"... Brahminler eski kitaplarındaki kayıtlara dayanarak Mekke şehrinin Hindistan'dan gelen bir koloni tarafından kurulduğunu söylerler ve sakinleri en eski devirlerden beri onun Agar'ın oğlu İsmail tarafında inşa edildiğini söylerler. Bu şehre İndus dilinde İsmailistan denilirdi." *(Anacalypsis, Cilt I, sayfa 424.)

Muhammed'in zamanından önce, Arap halkının Hinduizmine Tsaba denilirdi. Tsaba veya Saba "Tanrıların Meclisi" anlamına gelen bir Sanskritçe kelimedir. Tsaba ayrıca Işa-ayalam (Şiva'nın Mabedi) denilirdi. Müslüman kelimesi Moşe-ayalam (Şiva'nın Mabedi) Sabaizm'in başka bir adıdır. Kelime şimdi İslam olarak kısalmıştır. Muhammet kendisi Kureyşi kaviminin bir mensubu olarak ilk başta bir Sabaist'ti. Tsabaistler Abraham'ı bir tanrı olarak görmezlerdi. Onu bir avatar veya Tanrı tarafından seçilmiş bir öğretmen, Avather Brahmo (yeraltı dünyanın yargıcı) olarak kabul ederlerdi.
***
Görülen şu ki, Abraham ile açılan yolda, egemen olan ata Tanrısı El değil en sonunda Brahma'nın ta kendisidir. Hatta ve hatta mimarideki kubbenin kaynağına kadar. Hatta denebilir ki, Adem Kültünün köküde burasıdır, çünkü hiç bir Sümer verili kaynağı, insanın yaratılışını bu şekilde sunmamıştır.
-Yine Coğrafyayı aşmayan ifadelerde ise, İbrahim'in Tanrısı EL olarakda karşımıza çıkmakta. Ortalık biraz karışmakta, Abraham öğretisi buralara ne getirdi, buralardan ne aldı?...-

Muhammed'in yaptığı ise, gerçekten Hindistan kültür göçleri-işgali evveli ata tanrı El-İlah yerine Rahman'ı kabullendirmek...
Cahiliyye dedikleri bu olsa gerek?!
Rahman'da Ra Adamı, yada Brahman, Ademınkardeşi-abisi, *Yada BraHuman yada Büyük Bradere eşleşen, Rahman olan(Allah)...

walla
26-01-2007, 14:38
Psikokemoterapi kardeş
Tengri teg Tengri ile Albert Einsteinin arasındaki bağıntı komiktende öte safsata.
Tengri teg Tengri tanrıların tanrısı demektir, çok tanrılı bir dinde tanrılarında tanrısı olmalıdır.
Tengri teg Tengri Yaratmış Türk Bilge Kağan. açık saçık yazıyo. tanrıların tanrısı yaratmış Türk Bilge kağan. Bunu başka yerlere çekmiş adam Muzaffer Katar *. Lailahe illahlah ve izafiyet teorisi. Ne alaka bu ya. Neden insanlar bu kadar açık olan bir yazıyı çarpırtır. Neden kuranda yazılan zırvalıklar çarpıtılarak hoşmuş gibi bilimselmiş gibi gösterilir. sesebi belli, hoşuna gitmiyorsa, işine gelen gibi yorumla.
Einsteinede saygı duymak lazım. Zaten vardıda neden Einsteinden önce çıkmamış bizimkiler.

27-01-2007, 20:30
[quote="walla";p="63442"]Psikokemoterapi kardeş
Tengri teg Tengri ile Albert Einsteinin arasındaki bağıntı komiktende öte safsata.
Tengri teg Tengri tanrıların tanrısı demektir, çok tanrılı bir dinde tanrılarında tanrısı olmalıdır.
[quote]

sevgili walla ,

işte tam da dediğin gibi. tengriteg tengri tanrılar tanrısı demek. ama yazar orada, tanrıyı gök olarak ele almış.

"bunlar göre gökler göğü " anlamı çıkıyor. gök demek ise, uzay-mekan, ya da zaman mekan bileşkesidir. Einsteinin izafiyet teorisi işte bu göerli zaman-, ya da uzay mekanlardır zaten.

bize lailahe illalahı tanrı diye kazıyorlar.

la ilahe illallah da tengri teg tengri demektir işte.

göklerin birlenmesi, yani en üst uzay-mekan boyutuna vasıl olmak.

israilin 9 ışıklı hannukası da 9 gfelektir işte, anı şey. hem tenrgi teg tengri , hem de lailahe illallah


einstein de bunun matematik formulünü yazmış.

selam sevgiler.

dilaver
08-08-2008, 23:35
Fesih'in Rahman suresinden alıntı yapması üzerine bu başlıgı bir güncelleyeyim dedim. Allah'ın rakibi olan Rahman nasıl daha sonra Allah'a dönüştü, okunması dilegimle.

saygılarımla

müritkefer
28-10-2008, 00:27
Geçmişte orucu çalıştığım bir gece, bana garip gelen bir durumla karşılaşmıştım. Hz.Muhammet'in Mekke dönemine ait surelerde "oruç" kelimesi hiç yoktu, sadece Medine dönemi surelerinde geçiyordu ve hadis dediğimiz bazı hatıralar da bunu doğruluyordu.

Bu gece az önce, benzeri bir gariplikle daha karşılaştım sanırım.
Başlığı güncellemek için çalışıyordum, kuranmeali.com'a girdim ve diyanet eski mealinde "rahman" yazıp aramaya başladım. Farklı meallerde farklı sayısal sonuçlar vermesi bir yana, bir şey dikkatimi çekti. Kuran'da geçen "rahman" kelimelerinin neredeyse tümü Mekke dönemine aitti, medine döneminde sadece bir kez kullanılmış, o da Bakara 163'de.
Mekke döneminde rahmandan söz eden Muhammet, Medine döneminde neden aniden sessizliğe büründü.?
Ben mi yoruldum da yanlış görüyorum, yoksa herkesin bildiği birşeyi ilk defa öğrendiğim için mi şaşırdım, ne dersiniz.?
Eğer bu gördüğüm doğruysa, bana sanki dilaver'i Kuran bizzat kendisi doğruluyor gibi geldi de..

AKHENATON
28-10-2008, 00:36
bu konuda bilgi eksikliği hissediyorum ve linki tekrar veriyorum ;

http://www.turandursun.com/forumlar/showthread.php?t=6618

Alchindus
30-09-2009, 15:25
* * * * *Bu isim ya da sıfatların 98 i aynı özellikleri taşıyor. Hepsini buraya almak isterdim ama inceledigim kadarıyla bunlarda 98 inin ortak özelligi şu. Hepsi bir şekilde Allah’ı niteliyor, Allah ibaresi ile birlikte yer alıyorlar ya da bir türlü onun özellilklerini açıklayacak şekilde Kur’an da geçiyorlar. Allah Azizdir, diridir gibi. Okudugumuz zaman ya direkt olarak yazılış biçiminden ya da dolaylı olarak ifade biçiminde bunların Allah’a atfedildiklerini kavrayabiliyoruz.



Muhterem dilaver başlangıç yanlış olunca varış yeride doğru gerçek olmuyor, sahili selamete vuslat gerçekleşmiyor!

Evvela rahman ismi başka bazı isimleri gibi yüce yaratanın sıfatlarındandır ecnebilerin attribute dedikleri gibi!

Bundan ötürü aziz ismi hay ismi nasıl Allah Azizdir Allah Haydır yani diridir gibi kullanılıyorsa Allah Rahmandır da denir çünkü rahman ismi O'nun sıfatlarından bir kısmını ifade etmektedir!

* * * *Ancak söylenene göre Allah’ın bir ismi daha var. O da Rahman ve Rahim olması. Bunun rahim kısmını bir kenara bırakıyoruz ve Rahman üzerinde yogunlaşmaya çalışıyoruz.

:)

Efendim bu ifadeler konuyu yanlış ele aldığınızın esasen asgari temel düzeyde malumat eksiğiniz olduğunu göstermekte! Rahman ve Rahim ayrı iki isimdir ve yaradanın sıfatlarından bir kısmını ifade etmektedirler diğer isimler gibi!

Esmaü'l Hüsna ya topluca nazar edebilmeniz için şuraya bakınız http://www.biriz.biz/esma/index.htm

Vikipedi bu sözcügün tanımlanamaz oldugunu söylüyor. Ekşi sözlükten, *Bir de kulların bu ismi alamayacagını ögreniyoruz.. Vikipedi şöyle yazıyor

Efendim bu konuların tetkik adresleri wiki ekşi değildir sarf nahiv tefsir fıkıh kelam konusudur, bunların herbiri kendi sahalarında yaradanın isimlerini mevzu edinmiştir!

Çok kolay ulaşabileceğiniz bir kaynak elmalılı merhumun türkçe tefsiridir, bu tefsir dirayet ve rivayet yönünden muteber pek kıymetli bir kaynaktır.

er-Rahmân"; Bu da yüce Allah'a mahsus bir isimdir. Bunun özel bir mânâsı vardır. Fakat zat ismi değil, sıfat ismidir. Hem vasıflanarak hem vasıflanmadan kullanılır. Bundan dolayı katıksız isim ile katıksız sıfat arasında bir kelimedir. Bunun için cer edatı ile geçişli olmaz, fiil gibi amel yapmaz. "Buna rahmandır." denilmez. Fakat izafetle (tamlama ile) "Dünya Rahmânı" gibi amel eder. Böyle olması bu kelimenin fiil sıfatı değil, zat sıfatı olduğunu gösterir. Ve böyle sıfatlara sıfat-ı galibe (üstün sıfat) ismi verilir. Aslında içerdiği niteliğe sahip olan her şahsı nitelemek uygun olduğu halde o sıfatla seçkin olan özel bir kişi için kullanılması çokça görüldüğünden yalnız onun sıfatı olarak kullanılmış demektir. Üstünlük bir derece daha kuvvet bulunca isim olarak da kullanılır ki, Rahmân böyledir. Ve bu üstün gelme ya gerçekten veya varsayım şeklinde olur. Eğer önce genel olarak kullanılmışsa ve daha sonra bir şeye tahsis edilmesi gerekmişse "gerçek anlamıyla"; eğer önce genel olarak kullanılması bizzat meydana gelmemiş de dil ile ilgili bir kural gereğince ise "varsayım anlamıyla" denilir.

er-Rahmân) ismi de varsayım tarafı ağır basan ve yalnızca Allah için kullanılan bir özel isimdir. Çünkü dil açısından (rahm) ve (rahmet)ten türemiş ve sürekli ve pek fazla acıma mânâsına gelen bir sıfat-ı müşebbehe kipidir ki çok merhametli, çok rahmet sahibi mânâsına bir sıfattır. Böyle olunca da bu sıfat kimde bulunursa ona (er-Rahmân) demenin kıyas yoluyla mümkün olması lazım gelir. Halbuki hiç böyle kullanılmamış, rahmeti sonsuz, ezelî ve gerçek anlamda nimet veren bir mânâya tahsis edilmiş olduğundan dolayı başlangıçtan itibaren yüce Allah'tan başkasına Rahmân denilmemiştir. Ancak yalancı peygamber Müseylimetü'l-Kezzâb'a bir defa haddini aşan yağcı bir şair lâmsız olarak "Sen rahmân olmaya devam ediyorsun." tabirini kullanmış ve buna rağmen (er-Rahmân) dememiştir. Böyle olduğu halde İslâm dini açısından değil, dil açısından bile bu şairin hata ettiği belirtilmiştir. Din açısından ise şairin yanlış bir ifade kullandığı haydi haydi sabittir. Öyle ise mutlak surette "Rahmân" yüce Allah'a ait bir sıfat ismidir. Bundan dolayı aslında sıfat olması itibariyle çok rahmet sahibi, pek merhametli, çok merhametli, gayet merhametli veya sonsuz rahmet sahibi diye tefsir edilebilse de özelliğinden, isim olmasından dolayı tercemesi mümkün olmaz. Çünkü özel isim terceme edilmez. Özel isimlerin terceme edilmesi onların değiştirilmesi demektir ve dilimizde böyle bir isim yoktur. Bazılarının Rahmân'ı "esirgeyici" diye terceme ettiklerini görüyoruz. Halbuki "esirgemek" aslında kıskanmak, yazık etmek mânâsınadır. "Benden onu esirgedin." denilir. Sonra kıskanılanın korunması, saklanması tabiî olduğundan esirgemek, onun gereği olan korumak mânâsına da kullanılır. "Beni esirgemiyorsun." deriz ki, "Beni korumuyorsun." demektir. Fakat "Bana merhamet etmiyorsun." gibi, "bana esirgemiyorsun" denilmez. Bundan dolayı esirgeyici aslında "kıskanç" demek olacağından Rahmân'ın gelişigüzel bir tefsiri de olmamış olur. Elemlenmek, acı duymak demek olan acımaktan "acıyıcı" da tatsız ve kusurludur, kuru bir acımak merhamet değildir. Merhamet, acı felaketini ortadan kaldırmak ve onun yerine sevinç ve iyiliği koymaya yönelik olan bir iyilik duygusudur ki dilimizde tamamen bilinen bir kelimedir. Biz merhametli sıfatından anladığımız tatlı mânâyı öbürlerinden tam olarak anlayamayız ve hele pek merhametli yerinde "acıyıcı, esirgeyici" demeyiz. Bunun için eskilerimiz burada "yarlığamak" fiilinden "yarlığayıcı" sıfatını kullanırlardı. "Rabbim rahmeti ile yarlığasın", "rahmetinle yarlığa ya Rabbi!", "Rahmetinle yarlığa kıl ya gani (zengin)" gibi ki, bu kelimeyi hafifleterek "yarlamak" ve "yarlayıcı" denildiği de olmuştur. Ve aslında "yar (dost) muamelesi yapmak" demektir ki, merhametin sonucudur. Fakat "yarlığayıcı" da isim değil sıfattır. Özetle Rahmân "pek merhametli" diye noksan bir şekilde tefsir olunabilirse de terceme olunamaz. Çünkü "pek merhametli", ne yalnız Allah için kullanılan bir sıfattır, ne özel isimdir, "Rahim" demek de olabilir. Sonra yüce Allah'ın rahmeti, merhameti; bir kalb duygusu, psikolojik bir meyil mânâsına gelen bir iyilik duygusu değildir. Fâtiha sûresi tefsirinde açıklanacağı üzere iyiliği kasdetmek veya sonsuz nimet verme mânâsınadır. Dilimizde de rahmet bu mânâ ile bilinir, fakat bu ilgiden dolayı "Rahmân" ismini "Vehhâb = çok bağışlayan" ismi ile karıştırmak da uygun olmaz. Vehhâb, Rahmân gibi özel isim değildir. Bundan dolayı Rahmân, Vehhâb veya Afüvv (çok affeden) mânâlarına gelen "bağışlayıcı" sıfatı ile de terceme edilemez. Bu ismi ezberleriz ve tercemesi ile değil, tefsiri ile rahmet mânâsından anlamağa çalışırız.

Efendim görüyor musunuz! Esasen sual ettiğiniz herşeyin, kelimenin kökü neye delalet ettiği niçün tercüme edilemediği gibi hususların kamil yanıtına havi bir pasajdır bu ve türkçedir ve pek bilinen maruf bir kaynaktır!

Bunlara bakmak yerine wikiye ekşiye bakmak meseleyi ciddiyetle ele almamaktır!

* * * * *Bu ayetlere dikkatli bir şekilde baktıgımızda burada yaratıcı görevinin Rahman’a yüklendigini görebiliyoruz. Allah Rahman a eşitlenmiştir. Hatta Allah’ın ismi neredeyse hiç geçmemektedir . Hiçbir şey bilmeyen bir kişiye bu ayetleri okudugunuz zaman tepkisinin, Rahman diye bir yaratıcının oldugu ve peygamberi aracılıgıyla yeni bir din teblig ettigi *sonucuna rahatlıkla varabilirsiniz.

Efendim pek bi yanlış eksik yorumlama olmuş! Evvela yaratıcı görevinin rahmana yüklendiğini görmek ne demektir! Evvela yukarıda gördüğümüz üzre rahman yaratıcının sıfatıdır sıfat zata işaret eder ALLAH ismi ise zat ismi alem ismidir yani nasıl diyebiliriz marka isimdir efendim! ALLAH ismi celaleli yüce yaratıcının bütün zati ve subuti sıfatlarını ihtiva etmektedir esmaü'l hüsna isimlerinin her biri ALLAH ismi ile bilinen zatın sıfatlarına O'nun icraat ve faaliyetlerinin kullarınca anlaşılması açısından izahını ifade etmektedir! Adl gibi afüvv gibi hay ve kayyum gibi sabur cebbar kahhar rezzak gibi!

Kuranda bu isimlerle de yaratıcının alemdeki tasarrufları anlatılır yaratıcı bu isimlerle tanıtılır!

Allah'tan başka tanrı yoktur. Sonsuz hayat sahibi, bütün varlıkları ayakta tutan ve gözeten odur.

lahü la ilahe illa hüvel hayyül kayyum
Ali İmran 2

Bütün yüzler, o diri ve herşeyi gözetip durana baş eğmiş ve bir zulüm yüklenen gerçekten hüsrana uğramıştır.

Ve anetil vücuhü lil hayyil kayyum ve kad habe men hamele zulma
Taha 111

Sen ölmeyecek olan diriye güven de O'nu hamd ile tesbih et! Kullarının günahlarına O'nun haberdar olması yeter.

Ve tevekkel alel hayyillezı la yemutü ve sebbıh bi hamdih ve kefa bihı bi zünubi ıbadihı habıra
Furkan 58

İmdi bu ayetlere bakıp hay ve kayyum adlı başkaca yaratıcılar mı var denilir mi!

Doğru söz yaratıcının hay ve kayyum olduğu kuranın da bunları anlattığıdır!

Bu meselede başkaca çok örnek verebilirim amma gereği yoktur!

* * * * *Bu örnekler çok açık bir şekilde İslamiyetten ve Muhammed den önce Rahman adında bir tanrının tapı gördügünü ve bu tanrıya inanılan yerlerde egilimin tek tanrıcılık oldugu açıga çıkmaktadır.

* * * * *Şimdi Kur'an da geçen Rahman sözcüklerini bu bilgiler ışıgında okumaya çalışırsak, Muhammed peygamberin önceleri Rahman isimli bir tanrıya inandıgını, bu tanrı düşüncesini sık sık gittigi Güney Arabistan'dan aldıgını düşünmememiz için hiç bir sebep yoktur.


Efendim evvela naklettiğiniz kitapların işaret ettiği tabletlerde gerçekte kuranın zikrettiği rahman ismi geçmekte midir bu birinci bahistir çünkü bilmelisinizki bu tip kitaplarda araştırmalar mukayeseler üzerinden gittiğinden benzer mana ve kavramlar daima eşitlenir ve falan toplumda filan inanışın izlerini filan toplumda görmekteyiz denir!

Bu görülme kimi noktalarda benzeşme olduğu halde bu eşitleme anlayışından hareketle insan algısı birebir bir eşleşme zehabına kapılır oysa konuya vakıf olanlar bilirki bazen maksadı farklı ritüellerde parça parça bir benzeşme vardır bazen farklı ritüellerde maksad inanış benzerdir vb!

İmdi bu böyle iken farzedelimki islam öncesi bazı toplumlarda ibadet edilen yaratıcıya rahman diye nida edilmiş! Bu hiç bir zaviyeden söylediğiniz manada yorumlanamaz çünkü islam vahyi süreci anlatırken bunun ademle başladığını ve her ümmete bir uyarıcı gönderildiğini söylemektedir! Bundan mütevellid zatında bir değişme olmayan yüce yaratıcının rahman ismi ile işaret edilen özelliklerini ihtiva eden isimlerin uyarıcıların gönderildiği toplumlara bildirilmiş olması pek tabiidir! Sizin alıntıladığınız meryem suresinde de geçiyorki meryem rahmana sığınıyor, kuran burada bize bunu arapça naklediyor bu meryem konuştuğu lisanla rahman dedi anlamına da gelmiyor! Bunun anlamı rahman ile anlatılan ne ise meryem dilinde onu söyledidir!

Bir diğer husus muhterem dilaver sizin besmeleyi şerife hiç nazar etmemiş olduğunuz! Diyorsunuzki "muhammed peygamberin önceleri Rahman isimli bir tanrıya inandıgını" bununla diyorsunuzki evvela bir rahmandan söz etmiş sonraları bunu bırakmış veyahut ALLAH a dönmüş demek istiyorsunuz!

Efendim evvela belirteyimki bu nazariye de eskimiş ve çürütülmüş orientalist nazariyeleridir!

Mesnetsizliğini anlamak için besmeleye bakmak yeterlidir!

Bismillahirrahmanirrahim!

Bu besmele kuranda bir sure hariç her surenin başındadır! Besmeleyi çözümlersek

Bismi llahi rrahman irrahim!

Gördüğünüz mü efendim! Rahman ve Rahim olan Allahın adıyla!

Belirttiğim gibi besmele kuranda bir sure hariç her surenin başındadır! Bu vahyin başlangıcından beri böyledir!

Buda zaten hiç bir tereddüt olmadığı vechile rahmanın yüce yaradanın sıfatlarından bir sıfata ait ismi olduğunu bunun en başından islamca tebliğ edildiğini göstermektedir!

Af merhamet rahmet yüce yaradanın öncelediği özellikleridir ve esmaü'l hüsnada ALLAH alem isminden sonra rahman ve rahim isimleri gelir!

Kuranda

De ki: "Göklerde ve yerde ne varsa kimindir?" "Allah'ındır!" de. O, merhametli olmayı kendine yazdı. Muhakkak sizi varlığında şüphe olmayan kıyamet gününde toplayacak. Kendilerine yazık edenler iman etmezler.
Enam 12

buyrulur. Ayette merhametli olmayı kendine yazdı tercümesi şu kısma aittir!

ketebe ala nefsihir rahmeh

Nefsine rahmeti yazdı buyruluyor faili muhtar olduğu halde yüce yaradan rahmet ile muameleyi öncelediğini bunu ahlak edindiğini açıkça ayette ifade ediyor! Bu manaya delalet edecek daha pek çok ayet ve hadis zikredilebilir ancak iki hususla yetinelim!

Ve bize bu dünyada da, ahirette de bir iyilik yaz! Biz gerçekten tevbe edip sana yöneldik!" Buyurdu ki: "Azabıma, kimi dilersem onu uğratırım; rahmetim ise herşeyi kapsamıştır. İleride onu özellikle, kötülükten sakınanlara, zekatını verenlere ve ayetlerimize inananlara yazacağım.

Vektüb lena fı hazihid dünya hazenetev ve fil ahırati inna hüdna ileyk kale azabı üsıybü bihı men eşa' ve rahmetı vesiat külle şey' fe seektübüha lillezıne yettekune ve yü'tunez zekate vellezıne hüm bi ayatina yü'minun
Araf 156

"Rahmetim gazabımı geçti" hadis-i kutsi

Görüldüğü üzre yaradanın rahmaniyet ve rahimiyetine dair çokça örnek vardır!

sık sık gittigi Güney Arabistan'dan

Efendim Hz. Muhammedin sık sık güney arabistana gittiği bilgisini nereden çıkarmaktasınız!

Çocuk yaşta amcası ebu talip ile yaptığı seyehat vardırki ebu talip uyarılınca şama kadar dahi gitmez ve erkenden geri döner yiğenine bir kötülük gelmememesi içün busradan! Diğer iki amcasıyla onyedi yaşlarında yemene ticaret kervanıyla gittiği zikredilir birde busra'ya tekrar gitmesi vardır sonradan evleneceği haticenin kervanıyla ticaret içün!

Ne zaman ve hangi sıklıkla gidermiş efendim güney arabistana! Yapmayınız!


* * * * *O halde Muhammed'in baştan Rahman adında bir tanrıya ibadet ederken bir müddet sonra , bu ismi tamamen terketmeksizin onun yerine Allah ismini ikame etmek için çok çabaladıgını rahatlıkla söyleyebiliriz. Nitekim bir hadiste “Rahman'a secde edin” dediginde “Rahman da ne biz senin emrettigine mi secde edecegiz” *dendigi belirtilir.

Efendim besmeleyi şerifi birde surelerin nuzul sıralarını bilmezseniz böyle dersiniz amma konuya vukufiyeti olanlar nezdinde pek hoş bir konuma düşmezsiniz! Kurandan ilk inzal edilen surelerden hemen aklıma geliveren müzzemmil müddessir tekvir surelerine ve diğerlerine bir nazar ediniz ALLAH adını göreceksiniz ancak rahman isminin bu surelerde zikredilmediğini göreceksiniz! Amma her surenin besmeleyi şerifle başladığınıda unutmayarak :)

Düzeltmemiz gereken bir diğer husus hadis diye zikrettiğinizin bir ayet olduğudur!

Ama onlara "Rahma'na secde edin!" denildigi zaman, "Rahman da neymis?" Bize emrediyorsun diye secde mi ederiz?" dediler; ve bu daha ziyade vahsetlerini artirdi.
Furkan 60

60- O Rahmân'a secde edin denildigi vakit de onlara, o kâfirlere: "Rahmân nedir?" -Rahmân nedir sorusu, bu ismin anlamini, kime isim olarak verildigini, niçin verildigini sormak olabilecegi gibi, inkâr için de olabilir. Süphe yok ki, Araplar Rahmân kelimesinin mânâsini anlamaz degildir. O halde ya Allah'in ismi oldugunu bilmiyorlardi veya Allah'i inkâr ediyorlardi; daha dogrusu Allah'in rahmet sifatini inkâr ediyorlardi. Bu ismin ifade ettigi rahmet ve merhamet sifatini bilmiyorlardi. Onun için- Sen bize emrediyorsun diye secde mi edecegiz?" dediler. Yani bilmedigimiz bir seye yalniz senin emrinle secde eder miyiz? dediler. Ve bu emir onlarin daha fazla nefretlerini (vahsetlerini) artirdi. Dahhak'tan rivayet edildigine göre, Peygamber (s.a.v) Ebu Bekir, Ömer, Osman, Ali, Osman b. Maz'un, Amr b. Uneyse secde ettiler. Müsrikler bunlarin secde ettiklerini görünce alay ederek mescidin öbür tarafina dogru uzaklasip gittiler.
Elmalılı

Görüldüğü üzre rahman ismine tepki veren kureyşli müşrikler, imdi buradan da açıkça anlaşılacağı üzre bu hal yaradanın rahman sıfatından gafletlerini izhar etmektedir! O devirde Rahman ismi ile maruf yakarılan bir ilah ismi biliniyor olsaydı müşrikler böyle bir tepki vermezdi!

* * * * * Yukarıdaki alıntıda Rahman ile kastedilenin Museylime oldugu söylenir. Acaba Museylime'nin de tanrısı Rahman mı dır.Bu da ayrı bir araştırma konusudur.


En başda elmalılıdan yaptığım alıntıda görüleceği üzere müseylimeyi böyle tesmiye etmeye kalkan bir şairdir! Müseylime kuranı okuyup iman etmek yerine kendince kuranda gördüklerini taklide yeltenen bir kezzaptır zaten!

Son olarak muhterem dilaver belirtmek istediğim bir husus varki başlık içinde rahman isminin etimolojisine dair hint mısır kökenleri üzerinde durulması böyle iddiaların esin kaynakları noktai nazarından manidardır!

Zira buda orientalistlerin bir armağanıdırki benjamin constantin hindistanı sömürgeleştiren ingilizler ile hint kültürünü araştıran almanların bu kültürü her şeyin fons et origosu yani temeli kaynağı yapma heveslerini vede benzer şekilde fransızların da napolyon ile champolliondan sonra her şeyin menşei olarak mısırı gösterme tutumlarını pek veciz bir şekilde ifade etmiştir!

Sonradan gelenlerde bunun takipçisi olmuş ve herbir şeyin menşei olarak hinti mısırı aramaya yetlenmişlerdir! Bu öyle bir yaygınlık kesbetmiştirki çok sıklıkla sanskritçe ile arapça karıştırılır olmuştur!

Bunu balzac la peau de chagrinde yapmışken ilhamlarını bunlardan alan inanır olmayan dostların benzer yanlışlara düşmelerine şaşmamak gerek!

Neva
02-09-2012, 01:56
Rahman suresi, bir cesit gecmiste yapilan duaya benzer kanimca. Cok fazla tekrar barindirir.

Hatta, dinsel olarak bir kavim'e gelmis kucuk bir vahiy toplulugu gibi de gorulebilir.

Ancak tarihsel olarak antik Misir'a kadar uzanir. Biraz daha arastirirsak, eski Anadolu'da da buluruz diye dusunuyorum.



* * * * O zaman burada şu soruyu sormak durumunda kalıyoruz. Allah’ın 98 sıfatı bir nitelendirme olmasına ragmen Rahman niye bir ayrılık arz ediyor. Rahman neden özgül bir tanrıymış gibi lanse ediliyor. Ve neden Vikipedi Rahman’ı tanımlayamıyor. Yoksa Rahman içinde 99 sıfat mı gerekiyor.



Sevgili dilaver;

Rahman bir ayricalik tasiyor. Soyle ki;

Ra gunesten geliyor.

Oysa gunes, anlamsal olarak, beslenme, barinma, hayat verme, hem de hayati yok etme babinda vs. pek cok anlamda gorev ifa ediyor olmali.