PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Kötü hatıralar...


Şüpheci Dinsiz
07-03-2014, 06:23
Yıllar önce (1994) bir otelde teknik müdürlük yapıyorum, sabah iş arkadaşlarıma işleri dağıttım, birisinin işi otel dışındaydı, gitti.

Saat 09:30 gibi kötü bir telefon geldi. O sırada otel dışında olan iş arkadaşımın oğlu trafik kazası geçirmişti, hastanedeydi ve durumu kritikti, o zamanlar cep telefonu yok, haber veremediğim için kıvranıyorken bir yandan ben ne yapabilirim diye kara kara düşünüyorum. Herkese işi bıraktırdım, yüklü bir avans çekip birini taksiyle arkadaşı bulmaya gönderdim, ben hastaneye gittim, diğerlerini telefonun başında durmaları, otelin imkanlarını kullanarak tanıdık doktor ve hastane bulmaları için örgütledim.

Çocuğun annesi de oradaydı, zaten kaza sırasında çocukla beraberlermiş, karşıdan karşıya geçerken ortada beklemişler, çok hızlı giden bir hususi arabanın aynası çocuğu yüzüne çarpıp kaçmış, 4 yaşındaki çocuğun yüzü çökmüş, beyne baskı yapıyormuş, acil ameliyata almak için heyet toplanmış. Basın kan kokusunu almış akbabalar gibi hastaneye doluşmuş, kıza "acı var mı acı" gibi sorular soruyorlar. Bir iki "oğlum bak git" uyarısı fayda etmeyince nasılsa hastanedeyiz diye birine daldım, götürüp acile attım. Diğerleri uzak duruyor, ama et görmüş sırtlanlar gibi uzaktan izlediklerini görüyorum. Arada sokulur gibi oluyorlar, işaret parmağımla kışkışlıyorum. Bir ara bizim kız medyatik ilgi görmenin memnuniyetine ilişkin belirtiler gösterir gibi oldu, onu boğacak gibi bakan gözlerimi görünce kendine geldi. Sıkıntılı dakikalar geçmek bilmiyor...

Polis geldi, acildeki muhabir beni şikayet etmiş, dedim git, ben sonra gelirim.

Çocuğu bir o yana, bir bu yana sedyeyle taşıyıp röntgen, tahlil yapıp duruyorlar, bunu heyetteki doktorların istediklerini biliyorum, ben sedyeye eskortluk yapıp yolu açmayanlara omuz atıp illaki açıyorum, TIR gibiyim, saniyeler çok önemli, sanki çocuk ölürse benim kaybettirdiğim o bir saniye yüzünden ölecekmiş gibi tuhaf bir telaş içindeyim, önümde polisler duruyor, battı balık yan gider, bir omuz, işte yine yol açık, "dayan oğlum baban yolda" diyorum sık sık. İnsanımız duyarsız, hastanede olmaması gereken bir şekilde bağıra bağıra yolu açıyorum, beni gören kenara sıçrıyor, tahlil labaratuvarını hastanenin bir ucuna, röntgeni diğer ucuna yapan zihniyetin yedi sülalesine sövüyorum, tahliller, röntgenler bitiyor, sonuçlarını bekleyiş başlıyor, sonuçları alıp hızla heyete yetiştirmem lazım. Arada otele telefon açıyor, gelişmeleri öğreniyorum, lanet olası bir gelişme yok.

1 saat sonra nihayet tahlil ve röntgen sonuçları elimde, derhal heyet odasına yetiştiriyorum, içeride kalmak için izin istiyorum, vermiyorlar, bekleyiş sürüyor...

Çocuğun babası diğer arkadaşlarla geldi, kimse bir şey söylememiş, bu iş bana kaldı, usulu nedir bilmiyorum, en yalın şekliyle anlatıyorum, bayılır gibi oluyor, tutup sarsıyorum, çocuğun sana ihtiyacı var, kendine gel diyorum, işe yarıyor.

Otel çalışanları geliyor, herkes anne-babaya ümit veriyor, merak etme kurtulacak diyor, ben temkinliyim. Üzerimdeki yük biraz hafifledi, söylenecek söylendi, artık bütün iş doktorlarda. Bekliyoruz...

Heyet acil ameliyat kararı aldı, babasına durumu anlattılar, çocuğun çöken yüzü beyne baskı yapıyormuş, estetik (rekonstrüktif) cerrahi ile beyne baskı yapan kemikler çekilerek yerine oturtulmalıymış. Anne-babasına sordular, onay aldılar, çocuk ameliyata alındı. Bekliyoruz...

Polisin yanına gittim, çarpıp kaçan şerefsiz bulunmuş, gözaltına alınmış. Onunla sonra ilgileneceğim. Gazeteciyi darp etmekten ifade verdim. Tutukluluk dediler, o kadar da değil dedim, hastaneye döndüm, ameliyat başladıktan sonraki 2. saat, bekliyoruz...

Bir ara otel personelini ve kızı yine gazetecilerle konuşuyorken görüyorum, akıllarınca tutuklanan adamın daha çok ceza alması için çabalıyorlar. Bu bana çocuğun canı, kanı üzerinden siyaset yapmak gibi hissettiriyor, gözüm kararıyor, sırtlanlardan birini daha indiriyorum, kızı da sözlü uyarıyorum.

Bilmiyorum, neden böyle yaptığımı bilmiyorum, sanki bir an bile çocuğu düşünmezsem onu bana bağlayan zayıf ip kopacak, elimden sıyrılacak, onu tutamayacağım, onu kaybedeceğim ve bu benim suçum olacak. Onu yaşama ben bağlıyor gibiyim. Herkesten de böyle olmasını bekliyorum ki, çocuk yaşama tutunsun, bana o an bu çok önemliymiş gibi geliyor, benden de önemli, her şeyden önemli, tertemiz çocuğu en küçük suistimal, en küçük kıkırdama benim gözümü karartıyor. Tekrar tekrar "daha bu çocuk diyorum, daha bu çocuk, çocuk ulan bu". Al işte yine polis geldi, öbür sırtlan da şikayet etmiş. O gece nezaretteyim. Bir kaç arkadaş gelip beni alıyor, kalmam gerekiyorsa kalayım diyorum, sabah sekizde burada ol, savcıya gideceğiz diyor ve bırakıyorlar. Hastaneye geri dönüyoruz. Bekliyoruz...

Ameliyatın 5. saatinde artık olayın sıcaklığı bir çok kişide geçmiş, esnemeler başlamış, ben gideyim sonra yine gelirim diyenler bir bir ayrılıyorlar, kızı çantasından bir şey çıkarıp sırtlanlardan birine verirken görüyorum, tam uçacakken çocuğun babasının da orada olduğunu görüyorum, içimden bir şey kopuyor. "Eyvah!", birden ağır bir ümitsizlik çöküyor, dışarıda kimsenin olmadığı bir yere çöküp ağlıyorum. Beynimde binlerce düşünce dönüp duruyor, hepsi karamsar, hepsi kötü bitiyor, düşünceleri kovamıyorum, daha fazlası, daha kötüleri üşüşüp duruyor. "Eyvah!" diyorum, eyvah bunu yapmayacaklardı. Artık beklemiyoruz, bekliyorum. Dayan çocuk. Ne tuhaf, daha adını bile bilmiyormuşum. Ne fark eder. Dayan oğlum, dayan aslanım, ben buradayım, seni bırakmayacağım...

6. saat, artık ameliyathane önünde volta atıyorum, uzun sürmesi iyiye mi, kötüye mi işarettir, bilmiyorum. Arada oteli arayıp bilgi veriyorum, onlar da birilerine sorup normaldir/değildir diye bilgi edinip bana söylüyorlar. Zor bir ameliyatmış, uzun sürmesi normalmiş, ümitleniyorum. Aslan parçası be, seninle gurur duyuyorum. Bak, gördün mü, normalmiş, rekonstrüktif cerrahi bu boru mu, helal be size, iyi ki varsınız. Arada gizli yerime çöküp sinirlerimi boşaltıyorum, iyi ki varsınız, iyi ki varsınız. Dayan oğlum, az daha dayan.

Rekonstrüktif cerrahi tabi. Peki sen ne işe yarıyorsun Tanrı bozuntusu? Memnunsundur halinden, çocuğun halinden de memnun musun? Cevap yok mu? Hep kaçak güreşiyorsun, Hızır masalını mı hatırlatacaksın bana, her işte bir hayır varmış falan, bu çocuk büyüyünce kötülük yapacakmış, bu mu savunman? Bir karış çocuktan da mı utanmıyorsun?

Rekonstrüktif cerrahi işte gözünü seveyim, bak adamlar 7 saattir dinlenmeden, yılmadan çocuğu kurtarmaya uğraşıyorlar. Sen ne yaptın? Ulusun ya, yücesin ya, hadi kurtar çocuğu! Hoş, çocuğu bu hale getirmeden önce yapacaktın yapacağını. Önce bozup sonra düzelttiğin için puan mı vereyim. Çok beklersin. Kötüsün kötü. Duyuyorsan bari uzak dur adamlar işini yapsın. Kimseye ders vermenin yeri de değil, zamanı da. Hadi.

8. saat, artık ameliyathanenin kapısındaki camdan içeriyi görmeye çalışıyorum, 5 metre kadar ötede bir kapı daha var, ancak iki kapı birden açıkken bir şeyler görülebiliyor, personelin gidiş gelişlerini hesapladım, iki kapının aynı anda açıldığı anı artık yakalayabiliyorum. Bekliyorum...

Sırtlanlar artık benden çekinmiyor, polisten çekindiğimi düşünüyor olmalılar, bizimkiler çocuğun tüm hayatını ötmeye başlamışlar, çocuğun adını duyuyorum, arada biri eve gitmiş olmalı, vesikalık, hatıra fotoğrafı falan veriyorlar, arada gülüşmeler oluyor, yapmayın bunu çocuğa diyorum içimden, az sonra hepsine dalacağım ama çocuk ne olacak, ulan siz çocuğa dua edin. Dayan oğlum, dayan aslanım, dayan ... (ilk kez adıyla sesleniyorum, içimi bir sıcaklık kaplıyor, bağımız güçlenmiş gibi geliyor bana, ümitleniyorum, karşımdaymış gibi gülümsüyorum) ben buradayım, ben buradayım.

10. saat, ameliyat bitmiş olmalı ki bazı doktorlar çıkıyor, ...'ın ameliyatından mı çıktınız diye soruyorum, evet diyorlar, çok zor bir ameliyat olduğunu, önümüzde çok kritik bir 72 saat olduğunu söylüyorlar, teşekkür ediyorum, medyayla muhabbeti ilerletmiş ebeveynlere bu bilgiyi veriyorum, bu arada gözümden çok düştüler. Aldırma oğlum, aldırma aslanım, ben buradayım.

11. saat, artık çocuk yoğun bakımda, serum takmışlar, ebeveynlerinin camın arkasından görmesine izin verdiler. Dayan oğlum. Ben buradayım.

Arkadaşlar geldi, sandviç getirmişler, yedik. Yemek yerken fark ettim, bir parmağımı kırmışım. Nasılsa hastanedeyiz, sardırdım. Bekliyoruz...

Kendi kendime şebekleri affet, şimdi arıza çıkarma diyorum, hadi çocuğun hatırına affettim.

12. saat, en azından olumsuz bir şey yok diyorum. Başka bir şey düşünmemeye çalışıyorum.

Arkadaşlardan birini eve gönderdim, eşim temiz elbise getirdi, bu telaş içinde eşimi aramayı unuttum. Beni görür görmez ağlamaya başladı. Beni hiç böyle görmemiş.

16. saat, otele geri dönüp duş aldım, elbisemi değiştirdim, karakola gittim, diğer sırtlan için olan ifadeyi de verdim. Savcıya gitmek için bekliyorken gazeteleri karıştırdım, bizim çocuğun haberini gördüm, 1 vesikalık foto ve 2 cümle: Dün sabah 09:15'de filan yerde 4 yaşındaki bir çocuğa çarpıp kaçan sürücü yakalandı. Sürücü farkında değilim dedi. Dedim burada mı, dediler başka karakolda. Gazeteden bir tane kendime aldım.

24. saat, sıram geldi, iki sırtlanla çıktık savcının karşısına, anlattılar, ben de anlattım, gazeteyi attım savcının önüne, bakın dedim, dünkü icraatları bunun içinmiş bu akbabaların. Her biri için 1 ay hapis, tecil, para cezası vesaire, hakim karşısına çıktık, hakim basın özgürlüğü var filan diye uzun bir nasihat çekti, bıraktı.

26. saat, neyse şimdi bununla uğraşamam, dayan ..., dayan aslanım, yanına geliyorum. Yine yanında olacağım.

Yeniden hastanedeyim, hala olumsuz bir şey yok, aslan rekonstrüktif cerrahi. Gerçi kritik zamanın dolmasına 48 saatten fazla süre var, eşim de benimle geldi, artık daha güçlüyüm. Dayan oğlum, bak eşim de burada. Biz buradayız, biz evet biz, hep yanındayız.

Yoğun bakımın tıkır tıkır işleyen düzenine, doktorların, hemşirelerin o özgüven dolu, ne yaptığını bilen koşuşturmalarına hayranlıkla bakıyorum, bu düzeni bozmak aklımdan bile geçmiyor, içimde ....'ı görmek için müthiş bir istek var, sanki görsem daha yoğun düşünebilecekmişim gibi geliyor bana, arada aklım başka şeylere gittiğinde suçluluk hissediyorum.

36. saat, saatler geçmek bilmiyor. Neyse ki olumsuz bir şey yok. Eee, olumsuz bir şey yoksa olumlu bir şeyler oluyordur diye düşünüyorum. İnsanın yüzünü sıyırıp kemik yapısını gözümün önüne getirmeye çalışıyorum, daha içini, daha da içini, artık beyni göreceğim yere kadar, orada kırılmış, çökmüş kemikleri kaynatıyorum hayalimde, elimi dokunduruyorum, elimden güçlü bir ışın çıkıyor kırmızı ve yumuşak, kemikleri onarıyorum, etleri kaynaştırıyorum, elimi yavaşça çekerken yaraların kapandığını hayal ediyorum, bunu defalarca canlandırıyorum hayalimde, iyileşeceksin çocuk, iyileşeceksin. Sen de benim adımı öğreneceksin. Hoş, ne önemi var. Boşver çocuk, hele sen ayağa kalk.

Ayrılmıyorum kapının önünden, eşim arada çıkıp çay sandviç getiriyor. Gözümü kapıdan ayırmadan yiyor, içiyorum.

48. saat, sırtlanlardan biri beni çeyrek sayfa haber yapmış. Basın özgürlüğü, barbarlık, mafyalık vesaire, eşim okudu, Düşman askerini ayaklar altına alan heykel gibi çıkmışım.

52. saat, Ne oluyor? Yoğun bakımda bir telaş başladı. Eyvah! Yapma çocuk. İş mi bu yaptığın, bak hepimiz buradayız işte. Ne konuşmuştuk seninle, hadi abisi, hadi oğlum, hadi ....

Acil kan lazım başka bir hasta için, gideyim mi çocuk, söz veriyor musun bir yaramazlık yapmamaya? Hadi aslanım benim, yine geleceğim, bak 15 dakika sonra buradayım.

Kan grubu benimki değilmiş, olsun verdim, belki başkasına yarar, oteli arayayım, personelden varsa gelip versinler, geldim abisi, geldim, bak yine buradayım...

55. saat, yine bir telaş başladı. Eyvah! Abisi bana bak, yapma bunu bana, kızıcam ama, ne konuştuk seninle? Doktorlar koşturuyor, eyvah rekonstrüktif cerrahi dediler, acil yoğun bakıma dediler. Yetişin, yetişin. Hadi rekonstrüktif cerrahi, hadi aslanlar, hadi çekin alın bu çocuğu ölümün elinden. O daha çocuk, o daha çocuuuuk.

...

Tabutu kibrit kutusu gibi geldi bana, sanki bir insan değil serçeydi, ne kadar da küçüktü. O daha çocuktu, o-da-ha-ço-cuk-tu.

Kendi kendinin belanı verebiliyor musun? Güzel, ver o zaman.
Veremiyor musun? Zavallısın.

--/--

Uyan Berkin, uyan abisi, bak buradayım, bak buradayız, bu sefer daha kalabalığız, seni vuran, seni vurduran alçağın aksine yüz binlerce, milyonlarca kişiyiz, hadi abisi, hadi oğlum, hadi aslanım, güzel kardeşim, buradayız, buradayız, hep buradayız, hepimiz buradayız.

Veya biraz daha uyu istersen, sen bilirsin, ama kalkacağına söz vereceksin tamam mı? Biz yine burada olacağız.

Felâsife
07-03-2014, 08:48
20 yıldır ilk günkü gibi tazeliğini koruyan bir acı, kimbilir belkide dahada yoğunlaştı, hiç hız kesmedi.

Aslında bana bu tür unutulamayan şeyler yabancı gelir, zira ben genelde ilk şokta sistem error verir, kendini kapatır, sessizleşir, olayı yıllar sonra anlarım, saçma bir şey ama yapı meselesi, birde çocukken geçirdiğim trafik kazası sonucu fiili unutkanlık eklenince, iyice saçma olan bir yapı.

Dahada saçma olanı başkalarının duyguları bana geçiyor, bunada engel olamıyorum, kim olursa olsun, isterse düşmanım olsun, eğer yoğun duygulu bir şey yaşamışsa, beni çok etkiler.
Sözlere pek inanmam ama duygular zaafımdır, kitap okumamamın altında buda vardır aslında.

Sevgili @Deist_tr, bu kötü hatıranı okuyunca yıllar önce izlediğim bir belgeselde Emillianın hikayesini izlemiştim, detaylarını buraya (http://fela-sife.blogspot.com.tr/2008/10/ruhun-ocuklua-taklp-kalmas.html) yazmıştım biraz, o da etkileyici bir hikayeydi, bir insan 30 yıldan fazla bir olayı nasıl ilk günkü tazeliğinde yaşayabilir, helede 1.5 yaşında yaşadığı bir olayı nasıl tap-taze tutabiliyor, mantık devre dışı kalıyor resmen.

Bugün çok geç yattıydım, zaten zor uyurum genelde, 1 saat anca uyumuşumdur, bir kabusla uyanmışım ki imdat diye diye kaçarken uyandım.
Tabii uyanınca dedim herhalde bir feryat var, zira daha öncede böyle şeyler geldiği için başıma, az çok böyle çıkarımlar yapabiliyorum.
Neyse neti açınca senin bu yazını gördüm, daha doğrusu feryadını gördüm.

Acına bi şey yapamam ama o acın banada yansıdı bunu bilmeni isterim.

vartor
07-03-2014, 18:38
Unutulmasi guc bir ani, tam da boyle durumlarda ilahi bir gucun butun bunlari tasarladigini dusunmek yardimci olabiliyor imanlilara. yani bence dinin tek faydasi bu psikolojik etkisi. Bizler, olen masum yavrunun gidecegi bir yeri, ailesinin de bir daha yavrusunu goremiyecegi grtcegini gayet iyi bildigimiizden, acimiz daha da bir guclu ve surekli olabiliyor. Belki de, burada oldugu gibi, acimizi dostlarimizla paylasmak biraz hafifletecek, basinci biraz azalatacaktir. Sevgiler sevgili dostlara.

Şüpheci Dinsiz
11-03-2014, 22:47
Bazen susmak daha iyidir. Susmak ve sadece paylaşmak.

Kendimi böylesine tarifsiz bir acıyı yaşayan biri olarak düşününce yanımdakilerin susmasını, uzakta durmasını isterdim, hani görebilecek ama duyulamayacak uzaklıkta. Sessizlik olmalı ki acımı yaşayabileyim, düşüncelerimi, dikkatimi toplayabileyim, dilediğim gibi, içimden geldiği gibi, hak ettiğim gibi vedalaşabileyim.

Mesela, yatayım toprağın üstüne, son bir kez kucaklayayım, kokusunu duyayım, kana kana, coşkuyla, daha önce hiç ağlamamış olduğum gibi iç çeke çeke ağlayayım, inleyeyim, yaşlar sicim gibi boşansın ama dimdik durabileyim, ölecek gibi olayım ama sesim titremesin, başkasını duymayayım, başkası beni duymasın. Herkes ayrı ayrı bu acısını olanca yalnızlığıyla yaşasın. Bari bu anlarda gerçekten kendisi olsun.

O bir kaç metreküplük toprakla anlaşmadır defin, ona verilen değerli bir emanetin, hediyenin geri ödemesidir. Toprak reddetmez, saygıyla, hürmetle hakkını alır, özümser, doğaya eşit bir şekilde dağıtır, adalet varsa belki bir burada vardır. Bu öz, suya gider, çiçeğe gider, ağaca gider, hayvana gider, toprak yine kendinden bir parçayı ödünç verir, bir yerden, bir çok yerden yaşam olur fışkırır. Ödünç yaşarız, gün gelir geri veririz. Özümüzden türlü yaşamlar can bulur.

Berkin'in özünün can vereceği yaşamları bilmek isterdim. Bir ağaç mı? Bir çiçek mi? Bir kelebek mi? Bir sincap mı? Bir başka hayvan mı? Bir başka insan mı?

Acaba yine böyle kara kaşlı, kara gözlü mü olurdu? Yine böyle güler yüzlü mü olurdu?

Gördüğüm her varlıkta Berkin'i arayacağım.

Bu, belki sonraki hafta sonu, baş başa olabileceğim bir zamanda Berkin'in kabrine gideceğim, toprağına sarılacağım, O'nu içimden geldiği gibi uğurlayacağım.

Şüpheci Dinsiz
11-03-2020, 20:11
Berkin öldürüleli 6 yıl geçti.
Failleri hakkında ne soruşturma-sorgulama var ne de tutuklama.

Şüpheci Dinsiz
08-12-2020, 12:18
https://twitter.com/cakir_rusen/status/1336222215239593984

Şüpheci Dinsiz
09-12-2020, 13:17
Bilmemkaçıncı kez ertelendi.

https://twitter.com/FkfIstanbul/status/1336593953894838272

Şüpheci Dinsiz
05-01-2021, 05:51
Berkin'in Masalı - Berkin Elvan Anısına
05.01.2021
-t3t4hGJIds

BERKİN'İN MASALI

Sabahın köründe
gitmiş ekmek almaya,
tuzaklar kurulmuş,
varmış kurban olmaya

Vurulup alnının
çatından, yere düşmüş;
kaç bucaktı dünya,
düştüğü yerde görmüş

Henüz 14 yaşında,
oyunun en başında
bak insanlık ölüyor
gözlerinin yaşında

Hak, hukuk, adalet,
yalnız masallardaymış.
Annesi için, Berkin
bir varmış bir de yokmuş

Aydınlık yarın için
Haziran ortasında,
Umutlar top yekün
kaldı Okmeydanı'nda

Henüz 14 yaşında,
oyunun en başında
bak insanlık ölüyor
gözlerinin yaşında

---

Tam 269 gün yaşamak için direndi
Berkin Elvan…
Vurulduğunda yaşı 14,
öldüğünde 15
ve kilosu sadece 16'ydı…

Söz-Müzik: Sedat Kurt
Seslendiren: RAMO (Ramazan Açıkgöz)
Düzenleme: RAMO
Müzikal Altyapı: RAMO

ilahimasal
05-01-2021, 17:36
Bu gün olmuş , çocuğun bedeni toprağın içine karışmış olduğu ve kendini savunacak bir durumu yokken

Ülkücüler ve İslamcılar halen çocuğun bedenine , ailesine , hukukuna iğrenç mide bulandırıcı , tiksindirici , alçakça küfür ediyorlar.
Hele o imajlarına Atatürk resmi koyup bu igrenclige ortak olanlar kusturuyor insan olanı.

Nedir insanlığın bu faşist , dinci , ırkçı , kuyu , çukur , lağam atığı yaratıklardan çektiği.

Şüpheci Dinsiz
29-01-2021, 23:29
Erteleyin bakalım...

https://twitter.com/halkinhukuk_/status/1355065797924806656

Şüpheci Dinsiz
05-02-2021, 12:03
medyaskop.tv (https://medyascope.tv/2021/02/05/berkin-elvanin-ablasi-ozge-elvan-katilmadigi-eyleme-dahil-edilip-gozaltina-alindi/)

Berkin Elvan'ın ablası Özge Elvan katılmadığı eyleme dahil edilip gözaltına alındı

Medyascope
5 Şubat 2021 Cuma

"Birleşik Mücadele Güçleri" adlı grubun dün (4 Şubat) İstanbul-Kadıköy'de "Faşizme karşı birleşelim" çağrısıyla düzenlediği buluşmaya polis müdahale etti, 65 kişi gözaltına alınıp, ifadeleri alınmak üzere İstanbul Emniyet Müdürlüğü'ne götürüldü.

Gözaltına alınanlar arasında Berkin Elvan'ın ablası ve Medyascope çalışanı Özge Elvan da var. Ancak eyleme katılanlar arasında bulunmayan Özge Elvan, polis tarafından eylem alanından uzakta durdurulup alana götürülerek gözaltına alındı.

Avukatı Deniz Özen, Özge Elvan'ın eylemle bir ilgisi olmadığını ve polis tarafından durdurulduğu sırada eylemin yapıldığı yerden en az 10 dakikalık yürüme mesafesinde bulunduğunu söyledi. Avukat Özen, polisin, Özge Elvan'ı daha sonra eylem alanına götürdüğünü ve orada gözaltına aldığını bildirdi. Özge Elvan hakkında, götürüldüğü İstanbul emniyet Müdürlüğü'nde ek gözaltı kararı çıkarıldı. Saatlerce avukatıyla görüştürülmeyen Özge Elvan'a yöneltilen suçlamanın ne olduğu bilinmiyor.

Özge Elvan'ın kardeşi Berkin Elvan (14), Gezi olayları sırasında, evinin bulunduğu Okmeydanı'nda polisin gaz fişeği ile başından vurularak yaralanmış ve 269 günlük yaşam mücadelesinden sonra hayatını kaybetmişti. Berkin Elvan'ın ölümüne neden olan polisin yargılandığı davanın 19. duruşması, en son 29 Ocak 2021'de İstanbul 17. Ağır Ceza Mahkemesi'nde yapılmış, duruşma 18 Haziran 2021'e ertelenmişti.

Şüpheci Dinsiz
06-02-2021, 20:12
Katılmadığı eylem için çocuğu gözaltına aldılar, gözaltı süresini sebepsiz, kasıtlı olarak iki gün uzatmışlar. Katilsiniz, işkencecisiniz.
https://twitter.com/elifilgaz/status/1358088863735029761

Şüpheci Dinsiz
07-02-2021, 20:41
Ruşen Çakır - "Memleketim adına üzülüyorum"

62ci7eqyaKg

Şüpheci Dinsiz
11-03-2021, 14:35
Tam 7 yıl olmuş.

https://twitter.com/evrenselgzt/status/1369966003141160962

Şüpheci Dinsiz
11-03-2021, 15:02
https://twitter.com/halkinhukuk_/status/1369960378277449728

Şüpheci Dinsiz
04-08-2021, 19:36
Tetikçiye ceza vermişler, azmettiren hala milletin kafasına çay atıyor.

demokrathaber.org (https://www.demokrathaber.org/guncel/berkin-elvan-davasinda-gerekceli-karar-atisi-nisan-alarak-yapti-h149158.html)

Berkin Elvan davasında gerekçeli karar: Atışı nişan alarak yaptı

Berkin Elvan'ı öldürmek suçundan 16 yıl 8 ay hapis cezasına çarptırılan polis F.D. hakkındaki gerekçeli karar açıklandı

https://www.demokrathaber.org/images/resize/100/656x400/haberler/2021/08/berkin_elvan_davasinda_gerekceli_karar_atisi_nisan _alarak_yapti_h149158_32fda.jpg

04 Ağustos 2021 Çarşamba 18:27

Berkin Elvan davasında gerekçeli karar: Atışı nişan alarak yaptı

Gezi Parkı eylemlerine ilişkin Okmeydanı'nda çıkan olaylarda 16 Haziran 2013'te kafasına gaz kapsülü isabet eden ve 269 gün sonra tedavi gördüğü hastanede vefat eden Berkin Elvan'ın öldürülmesine ilişkin davada gerekçeli karar açıklandı.

Gerekçede "Olası kastla öldürmek" suçundan 16 yıl 8 ay hapis cezasına çarptırılan sanık polis F.D.'nin "atışı sektirerek, hedef gözetmeksizin değil, nişan alarak ve yere paralel olarak yapıldığı, atış neticesinde eşzamanlı olarak maktulün yere düştüğü anlaşılmıştır" denildi.

İstanbul 17. Ağır Ceza Mahkemesi, yurt dışına çıkış yasağı konulan polis F.D. ile ilgili 303 sayfalık gerekçesinin yazımını tamamladı. Gerekçede, 16 Haziran 2013 tarihinde meydana gelen olay nedeniyle yaklaşık 3 yıl sonra iddianame düzenlendiği ve yaklaşık 5 yıllık kovuşturma sürecinin sonunda karar çıktığı kaydedildi.

Kararda, Berkin Elvan'ın ZET tüfeği olarak tabir edilen gaz tüfeğinden çıkan gaz fişeği kapsülünün başına isabet etmesi sonucu öldüğünün sabit görüldüğü belirtildi.

Sanık polis F.D'nin "Göz Yaşartıcı Gazlar ve Gaz Maskelerini Kullanım Kursu" aldığı, bu konuda deneyimli olduğu ifade edilen kararda, sanığın suçlamayı reddettiği, ilk ifadesinde kendisine ZET silahı verildiğini ancak kullanıp kullanmadığını hatırlamadığını, mahkemedeki ilk celsede ise görevlendirme listesinde gazcı olarak yazıldığını, ancak kendisinin dışında grupta başka gazcı personellerin de bulunduğunu söylediği yer aldı.

'SAVUNMALARI CEZADAN KURTULMAK İÇİN'

Kararda, "Sanığın savunmalarının suçtan ve cezadan kurtulmaya matuf, gerçeği yansıtmayan soyut savunmalar olarak kaldığı, sanığın aşamalarda kendi içinde tutarlı olmayan anlatımlarda bulunduğu, bu savunmalarının kamera kayıtları, tanık beyanları, bilirkişi raporları ve HTS kayıtları ile uyumlu olmadığı" vurgulandı. Kararda, tanık beyanları ve kamera kayıtları bir bütün olarak değerlendirildiğinde maktulün ölümüne neden olan atış yapan polis memurunun görüntülerdeki sağ kolu sargılı kişi olduğu ve bu kişinin de sanık F.D. olduğunun anlaşıldığı belirtildi.


ATIŞ SIRASINDA POLİSE KARŞI SALDIRI YOKTU

Raporlara göre sanık tarafından gaz tüfeğiyle yapılan atışın İçişleri Bakanlığı'nın genelgesinde belirtildiğinin aksine 45 derecelik bir eğimle, hedef gözetmeksizin ve yere paralel olmayacak şekilde yapılmadığı, sanığın atış yaparken başını sağa doğru hafifçe eğerek, yere sektirmeden doğrudan atış yaptığı da kaydedildi. Son raporda atışın ani bir şekilde yapıldığı belirtilmiş ise teknik olarak her atışın ani olduğu, olayın saat 07.00 sularında gerçekleştiği, herhangi bir kargaşanın, polise karşı bir saldırının veya direnişin olmadığı, gece boyu süren olayların dinmiş olduğu, ortamın an itibari ile artık sakinleşmiş olduğu da anlatıldı. Gerekçede, "Sonuç olarak raporlarda bahsi geçen ikinci ZET polisinin sağ kolu sargılı sanık F.D. olduğu ve ikinci ZET polisi tarafından bu atışın yapıldığı ve atışın sektirerek, hedef gözetmeksizin değil, nişan alarak ve yere paralel olarak yapıldığı, atış neticesinde eşzamanlı olarak maktulün yere düştüğü anlaşılmıştır" ifadesi kullanıldı.

Şüpheci Dinsiz
11-03-2022, 10:20
https://twitter.com/brnslagca/status/1634453898848083968

Şüpheci Dinsiz
11-03-2023, 10:43
9 yıl geçti.

https://twitter.com/gamzelvaan/status/1634225979336847362

https://twitter.com/heviamara/status/1634444085468491777

https://twitter.com/dokuz8haber/status/1634445297848840193

https://twitter.com/LaboransS/status/1634449076535042050

https://twitter.com/GazeteDavul/status/1634436513382400000

https://twitter.com/artigercek/status/1634460606378983424

Şüpheci Dinsiz
11-03-2023, 20:08
https://twitter.com/elifilgaz/status/1634577636067295232

https://twitter.com/DevrimZamani4/status/1634594153068744707

https://twitter.com/kolektifler/status/1634597815157391360

https://twitter.com/medyascope/status/1634597471782412290

Şüpheci Dinsiz
10-03-2024, 22:40
10. yıl...
https://twitter.com/Berkin_Elvan/status/1766904828939137488

https://twitter.com/medyascope/status/1766872654160511428

Şüpheci Dinsiz
11-03-2024, 16:47
https://twitter.com/candundaradasi/status/1767136879315443728

Şüpheci Dinsiz
11-03-2024, 18:18
https://twitter.com/YusufNazim/status/1767200718358827473

Şüpheci Dinsiz
16-05-2025, 12:01
https://x.com/BirGun_Gazetesi/status/1923300967786623076

https://x.com/evrenselgzt/status/1923295736650780854

bilgivehis
16-05-2025, 18:34
Polisin öldürdüğü bilinen-bilinmeyen birçok çocuk varken neden sadece Berkin? Merak ettigim için soruyorum.
https://www.gazeteduvar.com.tr/baran-tursun-vakfi-raporu-polisler-13-yilda-92-cocuk-oldurdu-haber-1522685

Şüpheci Dinsiz
16-05-2025, 19:17
Sevgili bilgivehis,

Polisin öldürdüğü bilinen-bilinmeyen birçok çocuk varken neden sadece Berkin? Merak ettigim için soruyorum.
https://www.gazeteduvar.com.tr/baran-tursun-vakfi-raporu-polisler-13-yilda-92-cocuk-oldurdu-haber-1522685

Askerlerin ve polislerin öldürdüğü çocuk sayısı verdiğiniz linkteki sayıdan çok daha fazla maalesef. Aşağıdaki linkte yer alan 2014 yılına ait makalede bilinenler var. Bilinmeyen kim bilir daha ne kadar vardır. Bugünlerde Güneydoğu'da panzerler çocukları ezerek öldürüyor, ezenlere dava bile açılamıyor. Bu tür haberler Güneydoğu'da rutin hale geldi. Dava açılabilse bile ya sembolik bir ceza veriliyor, ya hiç verilmiyor.

Benim Berkin'e ilgim, ailesiyle ortak tanıdıklarım olmasından. Berkin, bazı akrabalarımın oturduğu sokağın çocuğu.

https://bianet.org/haber/devletin-oldurdugu-cocuklar-154114
Devletin Öldürdüğü Çocuklar

Berkin Elvan Türkiye'de devletin şiddeti sonucu yaşamını yitiren ilk çocuk değil. 1988'den bu yana yüzlerce çocuk bu nedenle öldü.

https://static.bianet.org/system/uploads/1/articles/spot_image/000/154/114/original/cocuklar_510.jpg

Yayın Tarihi: 12 Mart 2014

Mazlum Akay, Doğan Teyboğa, Umut Furkan Akçil, Ahmet İmre, Enver Turan, Canan Saldık, Birem Basan, Oğuzcan Akyürek, İzzettin Boz, Mehmet Nuri, Ceylan Önkol, Uğur Kaymaz... 1988'den bu yana devletin öldürdüğü çocuklardan birkaçı... Sorumluların çoğu yargılanmadı, ceza almadı.

Gezi Parkı eylemleri sırasında polisin attığı gaz fişeğinin başına isabet etmesi sonucu komaya giren ve 269 gün sonra dün sabah hayatını kaybeden 15 yaşındaki Berkin Elvan Türkiye'de devlet şiddeti sonucu ölen ilk çocuk değil.

İHD Diyarbakır'ın hazırladığı "2012 Yılı Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerini kapsayan Çocukların Yaşam Haklarına Yönelik İhlal Raporu"na göre, 1988-2013 arasındaki dönemde çatışmalı süreç nedeniyle 569 çocuk yaşamını yitirdi.

Sadece 2012'de, mayın ve sahipsiz bomba patlaması sonucu yedi çocuk, güvenlik güçlerince şiddete uğrayan iki çocuk, resmi hata ve ihmal sonucu beş çocuk öldü.

Gaz bombaları
O çocuklardan biri Mazlum Akay'dı.

Akay Adana'da 29 Temmuz 2012'de polisin attığı gaz bombasıyla kafasından ağır yaralandı. O sırada "Abdullah Öcalan'ın üzerindeki tecriti protesto eylemi" yapılıyordu. Akay da Berkin Elvan gibi mahalle bakkalına gitmiş, sonra evine dönüyordu.

İnsan Hakları Derneği'nin (İHD) raporuna göre güvenlik kuvvetleri gaz bombasını "rastgele atmıştı". Komşularının yardımı ile Adana Devlet Hastanesi Beyin Cerrahi Yoğun Bakım ünitesine kaldırılan Mazlum 4 Ağustos 2012'de yaşamını yitirdi. Henüz 11 yaşındaydı.

4 Kasım 2012'de, 11 yaşındaki Faris Demircan Hakkari'nin Şemdinli İlçesi'nde polislere yönelik bombalı saldırıda hayatını kaybetti. Beşevler Mahallesi'nde bulunan eski polis kontrol noktası yakınında park halindeki bomba yüklü araç özel harekat şubesi ekibi geçerken infilak etmişti.

Bir yıl önce, 24 Temmuz 2011'de, benzer şekilde, 13 yaşındaki Doğan Teyboğa da Silopi'de düzenlenen gösteride polisin attığı gaz bombasının başına isabet etmesinin ardından kaldırıldığı hastanede hayatını kaybetmişti.

21 yılda 355 çocuk
Kasım 2010'da Bir Göz De Sen Ol İnisiyatifi verilerine göre, Türkiye'de güvenlik kuvvetleri 1989'dan 2010'a 355 çocuğu öldürdü. 2009 Kasım ayından 2010 Ekim ayına güvenlik kuvvetlerinin öldürdüğü çocuk sayısı 13'tü.

Furkan, Ahmet, Canan...
Yedi yaşındaki Umut Furkan Akçil 10 Ekim 2010'da Şırnak'ın Silopi İlçesi'nde, Cudi Mahallesi'nde düzenlenen 9 Ekim protestolarında polisin attığı biber gazından kaçarken yoldan geçen bir aracın altında kalarak öldü.

6 Ekim 2010'da Şırnak'ın Güçlükonak İlçesi'ne bağlı Fındık Beldesi Gümüşyazı Köyü kırsalında buldukları metal bir cismin patlaması sonucu 12 yaşındaki Ahmet İmre öldü, aynı yaştaki başka bir çocuk ağır yaralandı. Çocukların oynadığı alan askeri bölge yakınındaydı. edildi.

17 Eylül 2010'da Hakkari'de bayramın birinci günü düzenlenen eylemler sırasında bir uzman çavuşun aracından inerek vurduğu 15 yaşındaki Enver Turan kaldırıldığı hastanede öldü.

22 Temmuz 2010'da Van'ın merkez köylerinden Kurubaş'ta pikniğe giden 16 yaşındaki Canan Saldık kafasına isabet eden kurşunla öldürüldü. Ateşin yerleşim birimi içindeki Hacıbekir Kışlası'ndan açıldığı öne sürüldü.

14 yaşındaki Birem Basan 24 Haziran 2010'da, Şırnak'ta bir polis zırhlısının çarpması sonucu yaşamını yitirdi.

25 Mayıs 2010'da Van'ın Özalp İlçesi'nde, Orgeneral Mustafa Muğlalı Kışlası atış poligonunu çevreleyen tel örgülerin yaklaşık bir metre dışında, çocukların oyun oynadığı sırada patlama meydana geldi. 13 yaşındaki Oğuzcan Akyürek öldü. Dört çocuk yaralandı. Kışladan bir askerin çocuklara patlayıcı attığı iddia edildi.

23 Nisan 2010'da Mardin'in Yeşilli İlçesi kırsalında Kabala beldesinde hayvan otlatan 14 yaşındaki İzzettin Boz, bulduğu bir cismin patlamasıyla hayatını kaybetti. Mühimmatın askeriyeye ait olduğu belirtildi.

02 Nisan 2010'da Van'n İran sınırına 10 kilometre uzaklıktaki Çaldıran İlçesi'ne bağlı Hangedik Köyü'nde, Çatak Anadolu Lisesi birinci sınıf öğrencisi, 14 yaşındaki Mehmet Nuri Türkiye askerince vurularak öldürüldü.

Mayınlar can aldı
Kasım 2010'da yayınlanan Mayın ve Misket Bombaları İzleme (Monitör) raporuna giren Mayınsız Türkiye Girişimi verilerine göre ise Türkiye'de sadece 2009'da, mayın ya da savaştan kalma patlayıcılar nedeniyle 23 çocuk öldü.

Simgeleşen isimler
14 yaşındaki Ceylan Önkol 28 Eylül 2009'da, Diyarbakır'ın Lice İlçesi'ne bağlı Şenlik Köyü'nün Hambas mezrasında askeri bölgeden atılan bir patlayıcı sonucu hayatını kaybetti.

Uğur Kaymaz Kasım 2004'te hayatını kaybetti. Uğur, Mardin Kızıltepe'de babası Ahmet Kaymaz'la birlikte polisler tarafından öldürüldü. (YY)

bilgivehis
17-05-2025, 00:45
Evet, uzaktandan da olsa bir ilişki olduğunu tahmin etmiştim. Bunun üstüne bir de senin duygusal (öyle düşünüyorum) biri olduğunu katarsak Berkin doğal olarak öne çıkıyor. Teşekkürler.

Konu çocuk olunca şunu demeden geçemeyeceğim.
Dünyanın en masum canlısı olan çocuklar öldürülüyorsa orada medeniyet, demokrasi, özgürlük olsa dahi aynı zamanda faşizm de var demektir. Çünkü kendini özgür, demokrat, medeni sayan ülkeler de aynısını pekala yapıyor. Yani demokrasi, medeniyet gibi kavramlar, faşizmin makyajından ibaret.

Şüpheci Dinsiz
11-03-2026, 00:17
https://x.com/Berkin_Elvan/status/2031442669273301257