Orijinalini görmek için tıklayınız : Ses kasetlerinin gerçeklik analizleri.
Şüpheci Dinsiz
20-03-2014, 03:12
Sevgili arkadaşlar,
Malum, ortalık ses kasetlerinden geçilmiyor. Bu kasetlerde iktidardaki önemli isimlerin çeşitli yolsuzluklara, rüşvetlere, yağmalara bulaştığı iddia edilirken, kasetlerde sesi olan kişiler bunların "dublaj" veya "montaj" olduğunu söylüyorlar.
Dublaj, var olan bir görüntüdeki konuşmanın başkası tarafından seslendirilmesi, veya bir metnin hedef kişinin sesine benzetilerek başkası tarafından seslendirilmesi anlamına geliyor. Yani dublaj ile elde edilmiş olan ses kesinlikle başkasının sesidir.
Kasetlere uyarlarsak, kasetlerde başbakana ait olduğu iddia edilen ses dublaj ise, sesini başbakanın sesine benzeten bir başkasına ait ses demektir.
Montaj, birisinin çeşitli konuşmalarından mizansene uygun olan parçalarının kesilerek birleştirilmesi işlemidir.
Örneğin Deist_tr bir konuşmasında "Kitap okumayı seviyorum", bir başka konuşmasında "Yalan söylemeyi sevmiyorum" demiştir. Montajcı, ilk konuşmadaki "Kitap okumayı" ve ikinci konuşmadaki "sevmiyorum" sözcüklerini birleştirerek "Kitap okumayı sevmiyorum" veya isterse "Yalan söylemeyi seviyorum" cümlesini elde eder. Yani montaj ile elde edilmiş olan ses kesinlikle hedef kişinin sesidir.
Kasetler ortaya çıktığında iktidarın ilk tepkisi "dublajdır, montajdır bunlar" oldu. Oysa, ikisi çok farklıdır.
Bu başlıkta konu ile ilgili deneyimli uzmanların kaset analizlerini paylaşacağım.
Sevgiler
Şüpheci Dinsiz
20-03-2014, 03:15
cumhuriyet.com.tr (http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/turkiye/44871/_Ses_kayitlari_montaj_degil_.html)
'Ses kayıtları montaj değil'
Müzisyen ve ses mühendisi Attila Özdemiroğlu, internete düşen Başbakan Erdoğan ve Bilal Erdoğan’ın ses kayıtları için kaydın montaj olmadığını söyledi.
Başbakan Erdoğan ve oğlu Bilal Erdoğan'ın internete yüklenen ses kayıtları twitter'da bütün gece konuşuldu. Ses kayıtlarının montaj olduğu yolunda başlayan tartışmaya müzisyen ve ses mühendisi Atilla Özdemiroğlu noktayı koydu.
Bir dönem Mesam başkanlığı da yapan müzisyen ve ses mühendisi Attila Özdemiroğlu, internete düşen Başbakan Erdoğan ve Bilal Erdoğan’ın ses kayıtları için montaj iddialarına yanıt verdi. Özdemiroğlu twitter’dan yaptığı açıklamada kaydın montaj olmadığını söyledi.
http://www.cumhuriyet.com.tr/Archive/2014/2/25/44871_resource/1.jpg
Şüpheci Dinsiz
20-03-2014, 03:17
cumhuriyet.com.tr (http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/turkiye/45077/_Montaj_ihtimali_sifir_.html)
‘Montaj ihtimalı sıfır’
Uzmanlar, Başbakan Erdoğan ile oğlu arasında geçti iddia edilen ses kaydını yorumladı.
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile oğlu Bilal Erdoğan arasında geçtiği iddia edilen, önceki gece internete düşen ses kaydına ilişkin uzmanlar, böyle bir kaydın montaj olma ihtimalinin bulunmadığını belirtti.
Dünyanın en iyi ses mühendisleri arasında gösterilen Erdem Helvacıoğlu, Başbakan Erdoğan ile oğlu Bilal Erdoğan arasında geçtiği iddia edilen konuşmaya ilişkin ses kaydının montaj olmasının mümkün olmadığını belirterek, “Montajda cümleler düzgün kurulmaz, tonlamalar uymaz, arka plan sesi değişkendir, konuşmanın bir melodisi yoktur. Uzman olmayan normal kulaklar da bir gariplik olduğunu hisseder” diye konuştu.
Helvacıoğlu, Başbakan ile oğlu arasında geçtiği iddia edilen konuşmanın ses kaydı internete düşer düşmez ses mühendisi uzmanlarla bir araya geldiklerini belirterek “Herkes bu kasetin montaj olmadığı görüşünde” dedi. Söz konusu kaydın montaj olmasının mümkün olmadığını belirten Helvacıoğlu, şöyle devam etti: “Çünkü montaj olması için bu konuşmanın, başka konuşma kayıtlarından kelime kelime birleştirilmesi lazım. Ancak birleştirirken tüm tonlamaların aynı olması lazım. Ayrıca tüm birleştirilen tüm kayıtlardaki arka plan seslerinin bire bir uyumlu olması lazım. Ancak bu teknik olarak mümkün değil.”
Helvacıoğlu, kaydın montaj olup olmadığını teknik olarak incelenmesinin mümkün olduğuna dikkat çekerek “Kayıt hemen incelensin ve görülsün” diye konuştu. Helvacıoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Montajda cümleler düzgün kurulmaz, tonlamalar uymaz, arka plan sesi değişkendir, konuşmanın bir melodisi yoktur. Uzman olmayan normal kulaklar da bir gariplik olduğunu hisseder.” Ulusal Kriminal Büro Direktörü Uğur Kurtulan ise bir kaydın montaj olup olmadığının kolaylıkla anlaşılabileceğini, bunun için bilirkişi incelemesinin yeterli olduğunu söyledi. Kurtulan, bilirkişi incelemesinde ise hata payının sıfır olduğuna da dikkat çekti.
‘Hiçbir ek yok’
Ses kaydını Twitter hesabından yorumlayan ses mühendisi Atilla Özdemiroğlu da şu açıklamalarda bulundu: “Farklı kaynaklardan montajlanmış konuşma sesi çok kolay anlaşılır. İçinde bulunulan ortam ve çevre sesi değişir. Kayıtları tekrar analiz ettim. Aramalar arasındaki montaj dışında hiçbir ek yok. Arka plan seslerden anlarsınız. İlk kayıtta telefon hatlarında sıkça olan diğer konuşmaların karışması bariz. 2. arama oldukça temiz bir hattan yapılmış.”
Şüpheci Dinsiz
20-03-2014, 03:38
hurriyet.com.tr (http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/25922352.asp)
Ebru Çapa, müzisyen ve ses teknisyeni Attila Özdemiroğlu ile son günlerin temel meselesi olan ses kayıtları üzerine nefis bir röportaja imza attı. İşte Hürriyet’te yayınlanan o röportaj…
‘Ses kayıtları montaj mı, değil mi?’ tartışmalarının gölgesinde “Yok artık” tweet’i attı.
http://www.hurriyet.com.tr/_np/2481/23482481.jpg
Üzerinde bilirkişi ihalesi kaldı. Müzisyen ve ses teknisyeni Atilla Özdemiroğulu’na göre son kayıtlarda, ne dublaj, ne montaj ne de bilgisayar marifetiyle türetilmiş herhangi bir kelime var.
Müzisyen ve ses teknisyeni Attila Özdemiroğlu, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile oğlu Bilal Erdoğan’ın arasında geçtiği iddia edilen son kayıtlarda, ne dublaj, ne montaj ne de bilgisayar marifetiyle türetilmiş herhangi bir kelime bulunduğunu söylüyor.
Attila Özdemiroğlu, müzisyenliğinin yanında, alaylı bir ses teknisyeni. Babasının Ankara Yüksek Teknik Öğretmen Okulu’nda elektrik ve elektronik öğretmeni olmasından dolayı, 1950’li yıllarda, osiloskoplu laboratuvarı bulunan bir evde büyüyüp, yaz tatillerinde dayısının elektronik tamircisinde çalışıp, askeri telsiz, transistörlü radyo, ilerleyen yıllarda da televizyon tamir ederek serpilmiş, bacak kadarken bile elinden Popular Electronics dergisini düşürmemiş bir çocuk. Bugüne dek kullandığı amplikatörleri hep kendisi yapmış, stüdyo kurmuş, ülkenin tonmaister ve ses teknisyeni yetiştiren ilk kursunu açmış; ömrünü müzisyenliğin yanında, ses teknolojisine, elektroniğe de adamış bir isim. Ankara Atatürk Lisesi’nde gördüğü fen eğitiminin ardından üniversitede hukuk okusa da bilimin peşini hiç bırakmamış.
Özdemiroğlu, son haftalarda sanal ortama sızdırılan telefon kayıtlarının Alo Fatih namlı ilk örnekleri dökülmeye başladığında, Bülent Arınç’ın bir yorumu üzerine, mevzu mesleğini birebir alakadar ettiği için, tabiri caizse bir “Yok artık!” tweet’i attı:“Bir sabah Twitter’da bir habere rastladım; konu mesleğimle ilgiliydi. Bülent Arınç, Alo Fatih kayıtlarıyla ilgili ‘Bunlar montaj; artık deniz sesinden insan sesi bile yapılabiliyor’ diyordu. Benim de komiğime gitti tabii. Tek bir tweet’le cevap verdim; niyetim de öyle uzatmak değildi. Sayın Bülent Arınç yanlış biliyor. White noise dediğimiz elektronik gürültüden filtre, belirli devrelerden, envelope generator dediğimiz devrelerden dalga sesi yapmak mümkündür ama dalga sesinden insan sesi yapılamaz. Hele deniz sesinden hiç yapılamaz. Ben bunu böyle yazınca ve karşılığında saldırılar gelince ben de ister istemez teknik bilgimi dökmeye başladım.”
Akabinde olayların gelişmesi ve peş peşe yeni kayıtların sızdırılmasıyla da üzerinde bilirkişi ihalesi kaldı desek, yalan olmaz.
“Bol küfür yiyorum, hakaret işitiyorum; ‘Biz seni adam sanmıştık’ diyorlar. Tehdit de geliyor, ‘Aman kendine dikkat et Attila Abi’ diye iyiniyetli uyaran da çok çıkıyor ama ne yapayım yani. Onların haline üzülüyorum daha çok. Sorgulamaya hiç tahammülü olmayan bir biat… Ben bilim tarafından bakarım hayata; politik kimliğimi de o taraftan koyarım. Çocuklarımın geleceği adına, bunun sonuçları ne olursa olsun, doğru bildiğimi söylemekle yükümlüyüm ben.”
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile oğlu Bilal Erdoğan arasında geçtiği iddia edilen diyalogların yer aldığı telefon kaydındaki seslerin dublaj olması mümkün mü?
Dublaj, kayıtlara dair en kolay iddia edilecek şeydir ama aksi de anında ispatlanabilir. İnsan sesi taklit edilebilir şeydir, bunu herkes biliyor. Taklit yapan, çok çok da benzeten insanlarımız var ama teknik bir analizle doğrusu anında ortaya çıkar. İnsan sesi üniktir. İnsan kimliğini tanımlayan belirli şeyler vardır. Fotoğraf en az geçerli şeylerden biridir; üzerinde oynanabilir. Biraz daha güçlüsü, parmak izidir ki o da silinebiliyor. En son bulunan gözdür, iristir. Fakat dünyada artık en geçerli olan, bankaların güvenlik sistemlerinde bile kullanılan, insanın kendi sesidir. O kadar üniktir ki bilgisayarlara kendi sesinizden komut verebilirsiniz. Bu, ses tanımlamanın algoritmalarıyla ilgili teknik, derin bir meseledir. Ses bir kimliktir. Dünyadaki yedi milyar insanın her birinin sesi, birbirinden ayrıştırılabilir durumda. Ve bu konuda başarı şansı da minimum yüzde 97. Minimum diyorum, dikkatinizi çekerim…
Konuşmaların, anlamı saptırma amacıyla montajlanmış olabilme ihtimali nedir?
Dört tane montaj noktası var. Böyle bir rapor gelirse, destekleyeceğim. (Kahkaha atıyor.) Beş ayrı konuşmanın bileşiminden oluşmuştur o kayıt, konuşmaların arasında dört tane de montaj noktası vardır. Bakın orası doğru. Bir tek de orası doğru. Haricinde montaj olma ihtimali, teknikman en kolay tespit edilebilir şey. Montajı ispatlayabilecek birçok parametre var, en temellerini sayayım size: Söz konusu hele bir elektronik kayıtsa ki bir telefon kaydıdır bizim elimizdeki malzeme, önce kulakla baştan aşağı dinleyip bir ek durumu var mı diye bakarız. Bunu belli edecek parametreler nelerdir, birincisi mikrofon ya da hat değişti mi, çünkü o durumda karakter de değişir. İkincisi, bulunduğunuz oda değişti mi, yani akustik ortam değişti mi; çünkü konuşmanın atmosferi başka bir boyuta sıçrar… Üçüncüsü, bulunduğunuz ortamdaki ambiant noise dediğimiz, çevre gürültüleri değişti mi; bakın mesela şimdi okul dağıldı, dışarıdan gelen çocuk seslerini duyuyoruz. Bunlara baktıktan sonra da hala şüphemiz varsa, wave form dediğimiz, dalga biçimini bilgisayarlarımızda açarız ve şüphelendiğimiz alanları detaylı olarak inceleriz; bir dalga bozulması, bir dalga farklılaşması, sıçraması var mı diye… Daha birçok açıdan da incelenebilir ama bu üçü bile yeterlidir.
Bilgisayar marifetiyle yoktan kelimelerin üretilip konuşmaya eklendiği iddiası doğru olabilir mi? Yoktan bir kelime nasıl var edilir?
Edilemez. Yoktan bir kelime var e-di-le-mez. Var edilirse, robotik bir kelime olur. Ben isterseniz size yapmaya çalışayım, böyle bir teknoloji yok. İmkansız. Böyle bir teknoloji olmadığı gibi bana sorarsanız, daha uzun bir süre de olmayacak. Çünkü ses, konuşma dediğimiz, feci komplike bilgiler içeriyor. Çok çok derin bilgiler içerir. Ciğer yapınızdan başlar, ağız boşluğunuzun, dişlerinizin biçiminden, ses tellerinizden, burun boşluğunuzdan, küçükken bunu nasıl geliştirdiğinizden, bebekken nasıl ağladığınızdan, o yapının nasıl geliştiğine kadar birçok fizyolojik özellik bir yana, hangi ortamda büyüdünüz, kelimeleri nasıl vurguluyorsunuz, telaffuzunuz, aksanınız benzeri, türlü uzmanlık alanlarını da alakadar eden boyutları vardır. Elektronik tarama ile forensic uzmanlarının bilgilerini birleştirdiğiniz zaman bunların ortaya çıkmamasının imkanı yok. Benim bu kayıtta dublaj ya da montaj olmadığından yana, en ufak bir kuşkum yok.
Nasıl bir inceleme neticesinde böylesine kesin bir kanaate varabildiniz?
Bu son iddia edilen kaydı, hepsine güvendiğim, kimi Avustralya’dan mezun, kimi Amerika’da doktorasının son günlerinde olan, şuradan buradan, işinde uzman arkadaşlara gönderdim. Sekiz kişilik bir ekip kendiliğinden oluştu; herkes işini gücünü bırakıp, bunula uğraştı, kendi incelemesini yaptı; hepsinden de aynı benimki gibi rapor aldım. Ses mühendisliğinin, ses teknisyenliğinin ötesinde insanlar bunlar. Forensic, yani adli ses analizi, bambaşka bir iştir. Bu kişilerin üçü forensic uzmanı, adi incelemeye vakıf… Diğerleri ses mühendisi diyebileceğimiz kategorideler. Aynı zamanda dil uzmanı da gerekli, sadece elektronik bilgisi de yetmez. Çünkü konuşmada sadece ses benzerliği değildir önemli olan, artikülasyon da fark yaratır. Bir arkadaşımız üç gün boyunca sabahlayarak, başka tarihlerden konuşmalarla kıyaslama suretiyle, 12 kelimeyi deşifre etti, 12’si birden tuttu. Bu işi, profesyonel olarak yaptırmaya kalksanız, 13 bin dolardır şirketlerde bedeli. Beş ayrı konuşmanın arasındaki dört montaj noktası haricinde, montaj olmadığı konusunda kimsenin en ufak bir şüphesi yok. Sözcük birleştirme, üretme konusunda da artık gülüyor herkes, ne yapsınlar yani…
En komik aşama, son derece ciddi olması gereken kurumlardan geldi ama. Biri montajı kanıtlayan inceleme TRT’nin laboratuvarlarında yapıldı beyanatı, biri de Bilim Sanayi ve Teknoloji Bakanı Fikri Işık’ın; ‘Ben montaj olduğunu hissediyorum, incelemeye lüzum yok’ açıklaması. TÜBİTAK’dan beş kişi görevden alındı değil mi; çünkü bilim adamları böyle bir rapor veremezler. Her türlü kariyerleri biter. Kaleidoscope Sound’dan montaj iddiasını doğrulayan rapor verildiği haberlerinin ardından şirketin bunu yalanlaması iyi oldu. Oturmuş nasıl olabilir diye mail yazıyordum ki yalanlama geldi. İçeriden birileri para almıştır o sahte raporla ilgili, bu çok açık. Doğrusunu kim ifşa ettiyse teşekkür ederim, kendime vazife edinmiştim; bildiğim, güvendiğim bir stüdyo nasıl böyle bir şey yapar diye. Kaç tane stüdyo var dünyada biliyor musunuz; şurada hemen arkadaki sokakta da var bir tane; ben de hemen isterseniz antetli bir kağıda yazıp verebilirim; ben daha ciddi yazarım üstelik dil bildiğimden dolayı… Bir raporun ciddi olabilmesi için adli yetkili olması lazım; bu stüdyo adli yetkilidir; o yüzden hayret etmiştim.
Şüpheci Dinsiz
20-03-2014, 03:41
Mustafa Altıoklar
mustafaltioklar.blogspot.com.tr (http://mustafaltioklar.blogspot.com.tr/)
INSAN SESI PARMAK IZIDIR
Akustik ya da Ses Bilimi, sesi inceleyen bir bilim dalıdır. Konuşma akustiği ise; konuşma iletişimi için gereken ses dalgalarının insanlar tarafından üretimi, iletimi ve algısını inceler.
İnsanlar ses çıkartmak istediklerinde akciğerlerden gelen hava soluk borusuna dolar ve buradan dışarı çıkar. Soluk borusunun üst bölümünde gırtlak yer alır. Gırtlakta ses telleri bulunur. Sert lifleri andıran ses telleri tıpkı bir kemanın telleri gibi iş görür. Akciğerlerden gelen havayla titreşir ve insan sesinin çıkmasını sağlarlar. İnsanlar gırtlak kasları, ağız, dudak ve dişlerinin yardımıyla bu sesleri sözcüklere dönüştürürler. Şimdi bu sesleri nasıl çıkarttığımızı anlamak için aşağıdaki linki tıklayarak izleyin lütfen. Makalenin devamını videodan sonra okumanızı öneririm. Çünkü bu bilgi doğrultusunda, insan seslerinin neden parmak izi kadar karakteristik ve "eşsiz" olduğunu anlatacağım.
http://www.youtube.com/watch?feature=player_embedded&v=-XGds2GAvGQ
Yukarıdaki linkte 4 farklı insanın burun deliklerinden giren kameranın ses tellerine doğru uzandığını ve ses tellerinin hareketlerini gördünüz. Ses tellerimiz var diye, sesimizin sadece o tellerden çıktığını sanmayın. Sesimizi oluşturacak olan havanın akciğerlerimizden hareketlenerek ağzımızdan çıkana kadar geçtiği yapıları sıralayalım:
1. Diafram kası
2. Göğüs kafesi
3. Akciğerler
4. Trakea (soluk borusu)
5. Ses telleri
6. Larynx (gırtlak)
7. Pharynx (geniz)
8. Küçük dil
7. Ağız boşluğu
9. Damak
10.Dil
11. Dişler
12. Burun boşlukları
13.Sinüsler
14. Dudaklar
İnsanın ses karakteri yukarıda sayılan yapılardaki küçücük, milimetrik farklılıklarla, büyük karakteristik farklılıklara dönüşür. Yani kısaca dünyada %100 aynı sese sahip iki insan yoktur. Parmak izi kadar keskin bir kişisel özellik taşır insan sesi ve "SESİM TAKLİT EDİLDİ" iddiası "tek yumurta ikizleri" için bile GEÇERLİ DEĞİLDİR.
Yukarıdaki fiziksel özelliklere kültürel özellikleri de katarsanız -ki onlara da bir kaç örnek verelim; şive, sözcük tonlama ezberi, harflere basma, yutma, uzatma ya da kısaltma gibi alışkanlıklar; insan sesinin taklidini imkansız kılar.
SONUÇ: Tapelerde "şu olduğu iddia edilen kişi" sözcüğü sosyal ve vicdani olarak geçersizdir. Hukuki bir terimden öteye geçemez. Örneğin Bilal olduğu iddia edilen kişinin sesi Bilal'dir. Doğruluğunu ya da asılsızlığını tarafsız stüdyolar anında tespit edebilir. O nedenle "O SES BANA AİT DEĞİL" iddialarını geçelim bir kere bir kalemde. O sesler, iddia edilen isimlere aittir. Zaten hepsi de işin başında bu yönde kıvırmalara kalktılarsa da sonunda seslerin kendilerine ait olduğunu kabul etmek zorunda kaldılar. Etmeyenler için ise bu makale yardımcı olur sanırım :)
meraklısına not (attila ilhan ustadan mülhem): aşağıdaki linkte sesin çıkması ve karakterinin oluşması hakkında bilgi verecek bir video daha bulacaksınız.
http://www.youtube.com/watch?v=wYeauSxXSBA
Şüpheci Dinsiz
20-03-2014, 03:46
Mustafa Altıoklar
mustafaltioklar.blogspot.com.tr (http://mustafaltioklar.blogspot.com.tr/)
TAPELERDEKİ SES MONTAJI İDDİALARINA BİLİMSEL CEVAP
http://www.ordulularrehberi.com/img_icerik/mustafa_altioklar.jpg
Kayda alınmış konuşma seslerinde montaj olup olmadığı bilimsel olarak aşağıdaki parametrelere bakılarak değerlendirilebilir.
1) DİP SES
2) SES TONU
3) SES VURGUSU
4) SES REZONANSI
5) SES EKOSU
6) SES ŞİDDETİ
7) SES BİNMESİ
8) PSİKOLOJİK DURUM
9) KONUŞMA HIZI
Aynı kişi, farklı zamanlarda, farklı amaç ve/veya mana adına aynı kelimeleri kullanmış olsa bile yukarıda sayılan parametrelere bağlı olarak kelimenin ve sesin karakteri değişir. Bu değişiklikler dinlediğimiz tapelerde montaj olup olmadığı kesin yargısına varmamızı sağlayacak netliktedir. Bu parametreleri kısa kısa ve tek tek inceleyelim.
1. DiP SES: Her ortamın ayrı ve kendine özel bir dip sesi vardır. Bu yazıyı okurken içinde bulunduğunuz ortamda gözlerinizi kapatıp çevre seslerine konsantre olun. Örneğin hastanede çalışıyorsanız dip sesler farklı, okuldaysanız farklı, kütüphanede farklı, bankada farklı, Şişli'deki evde farklı, Üsküdar'daki evde farklı, galata köprüsünde farklı, fatih köprüsünde farklıdır.Üstelik bu ortamların farklı zamanlarda bile farklı dip sesleri vardır. Sabah farklıdır mesela galata köprüsü sesi, gece farklıdır. Ofis ortamınız da, hastane de öyle. Yazın da farklıdır, kışın da. Sadece dışarıdaki cırcır böceği, ya da kar fırtınası farklılaştırmaz dip sesi üstelik. ortamda bulunanların giysilerinin kumaş hışırtısı bile, ses emici özellikleri bile farklılaştırır ortam sesini. Bunlar gibi çoğaltılacak on binlerce permutasyon açıkça ortaya koymaktadır ki; dip ses devamlılığı, bir tapenin montaj olup olmadığının en önemli göstergelerindendir. Üstten konuşan sesleri montajlasanız bile ortam sesi montajlanamaz. Ortam seslerini. kesemezsiniz, silemezsiniz, ses sıçrar, ses kırılır. Seloteybi sayfayı yaralamadan sökemediğiniz gibi, dip sesi, üstteki konuşma sesinden ayıramazsınız, sıyıramazsınız. Böyle bir teknoloji bu güneş sisteminde mevcut değildir. Son günlerdeki örneklere dönecek olursak, karşılıklı konuşan kişilerin içinde bulundukları ortam her ne ise, dip seslerde sıçrama yoktur, kesinti yoktur. Dip sesler açısından 17 Aralık süreci tapelerinde MONTAJ YOKTUR.
2. SES TONU: Aynı ortam içinde; aynı cümleyi aynaya dönük söylesen farklı, duvara dönük söylesen farklı, perdeye dönük söylesen farklı ses çıkar. Ayna, cam, mermer, metal gibi dokular sesi hiç emmeden aynen yansıtır. Duvar, ahşap, toprak gibi dokular sesi kısmen emer, kısmen yansıtır ve farklı yansıma olur. Perde, kumaş, koltuk varsa ağzınızın yakınında, önünde, ses çoğunlukla emilir, yansınmasıyla boğuk bir ses verir, yani farklıdır. Örneğin diyelim başbakansınız ve ekonomi bakanınızla yaptığınız bir konuşmada "bunlar milletin paraları. yetim hakkı yedirmem" cümlesi geçti ve cümlenizi içinde bulunduğunuz VIP aracınızın camından dışarı bakarak söylediniz. Başka bir konuşmanızda ise diyelim ki; "enflasyonu sıfırla. bu bizim görevimizdir" dediniz. Bu konuşmayı da diyelim ki aynı protokol yolunda, aynı VIP aracın içinde, hemen hemen aynı standart ısı, basınç, nem ortamında yaptınız. Ve fakat bu kez önünüzdeki koltuğa doğru konuştunuz. Diyelim ki bu iki konuşma dinlendi ve kötü niyetli birisi çıktı, bu iki cümleyi montajlayarak "paraları sıfırla" cümlesini oluşturdu. "paraları" kelimesiyle "sıfırla" kelimesinin ses emilim ve yansımaları cam ve koltukta değiştiği için arada ton farkı oluşur ve ortalama bir insan kulağı bile bunu ayırt eder. Evde deneyebilirsiniz. Özetle bir cümleyi bir konuşmadan, birini diğerinden alsanız ve montajlasanız, aradaki ses tonu devamlılığındaki sıçrama ve kırılmalar sizi ele verir. Ses tonları açısından 17 Aralık süreci tapelerinde MONTAJ YOKTUR
3. SES VURGUSU: Kültürel ve sosyal alışkanlıklara bağlı olarak cümle kuruluş yapısından, sözcük vurgulamaya kadar ses vurgusu kişiden kişiye değişir. Bununla birlikte aynı kişi bile kurduğu bir cümlenin içinde aynı kelimeyi iki kere kullansa, kelimenin yerine göre vurguyu farklı kullanır. Kelime cümlenin sonundaysa, ses kapanır. Aynı kelime cümlenin sonundaysa ama cümle soru cümlesiyse, aynı kelime bu kez ses yukarı yönlenerek açık olarak sonlanır ki, karşımızdaki cümle sonunda görünmeyen soru işaretini anlasın. Hal böyle olunca, farklı zamanlarda, farklı vurgularla kullanılmış kelimeciklerin cımbızlanmasıyla kelimeleri arka arkaya dizerek pürüzsüz bir cümle kuramayacağınız açıktır.
Ses vurgusu açısından 17 Aralık süreci tapelerinde MONTAJ YOKTUR
4. SES REZONANSI: Rezonans, birbiriyle ilişkili küçük kuvvet ve etkilerin toplanması sonucunda daha da büyük etkiler yaratmaktır. Örneğin gitar, keman, ud gibi çalgıların gövdelerindeki deliğin altındaki boşluk, tellerden çıkan sesin yüksek çıkmasına neden olur. İnsanda sesin rezonansında ise gırtlak, ağız, burun boşlukları kişiden kişiye değişerek sese karakteristik özellik kazandırır. Bir kişinin farklı zamanlarda yapılan ses kayıtlarında aynı rezonansı verebilmesi için asla, nezle olmaması, farenjit, larenjit gibi toplumda oldukça sık görülen üst solunum yolları enfeksiyonlarına hiç yakalanmaması gibi bir insan üstü durum gerekmektedir. Dişler sağlam, diş etleri sağlam, sinüsler ömür boyu açık olmalıdır. Yukarıda anılan değişkenlere, rezonansı etkileyecek değişiklikleri de ekleyecek olursanız, farklı zamanlarda cımbızlanmış kelimeleri arka arkaya dizerek pürüzsüz bir cümle kuramayacağınız açıktır.
Rezonans açısından 17 Aralık süreci tapelerinde MONTAJ YOKTUR.
5. SES EKOSU: Sesimiz yatak, yorgan, kalın perde, halı olan yatak odasında farklı, asansörde farklı, hamamda farklı eko yapar. Ses çevre dokulara çarpınca ya emilir, ya yansıtılır. İçinde bulunduğumuz ortama bağlı olarak yankılanması telefonda dahi olsa karşı taraftan kolayca anlaşılır. Çoğunuz tuvaletten telefonla konuşurken karşımızdakinden "nerdesin sen?" sorusunu duymuşuzdur. Bu soru aslında nerede olduğumuz anlaşılmasına rağmen karşımızdakinin kibarlığından dolayı "nerdesin?" diye sorulmuştur. Tuvalet örneğinden devamla bir bildiğiniz örneği de geliştirmek isterim. "Sifonu mu çektin sen?" sorusuyla da karşılaşmışızdır neredeyse hepimiz. Buradaki örneği eko için değil, dip ses için verdiğimi anlamışsınızdır. Maddemizin aslına dönersek, yüksek tavanlı bir odanın ekosu farklıdır, araba içinin farklı. İçinde bulunduğumuz ortamdaki eko değişikliklerini de hesaplarsanız; farklı zamanlardan cımbızlanmış kelimeleri arka arkaya dizerek pürüzsüz bir cümle kuramayacağınız da açıktır.
Ses ekosu açısından 17 Aralık süreci tapelerinde MONTAJ YOKTUR.
6. SES ŞİDDETİ: İçinde bulunduğumuz ortamdaki diğer seslerin sesimizi boğmaması için, şiddetimizi artırırız. Şiddetin artması, sesin enerjisini artırdığı gibi rengini de değiştirir. Vurgularımızı, cümle sonlandırmalarımızı değiştirir. Örneğin şu anda oturduğunuz yerden: "oğlum sana ne diyorum, sen ne anlıyorsun?" diye bir cümle kurun, alçak sesle... Şimdi de aynı cümleyi biraz daha yüksek sesle kurun... ve şimdi de aynı cümleyi daha da yüksek sesle kurun ve kendi sesinizi dinleyin her seferinde. Ve şimdi buyurun bu üç cümledeki aynı kelimeleri birbirine karıştırarak yeniden yapılandırın. Araya başka bir sözcük almamanıza, vücut pozisyonunuzu değiştirmemenize, yüzünüzün yönünü çevirmemenize, ısı, nem değişiklikleri olmamasına, aynı solunum sistemi sağlık durumunuza, aynı psikolojik yapınıza rağmen cımbızlanmış kelimeleri arka arkaya dizerek pürüzsüz bir cümle kuramadığınızı görürsünüz.
Ses şiddeti açısından 17 Aralık süreci tapelerinde MONTAJ YOKTUR.
7. SES BİNMESİ: Biz filmciler, çekim sırasında oyuncuların birinin cümlesini bitirmeden, diğerinin onun sesinin üstüne konuşmasını istemeyiz. Çünkü çekimler bitip sıra montaja geldiğinde bu çözümlenemeyen bir sorun olarak karşımıza çıkar. Örneğin kadın oyuncunun cümlesini; çekimin diyelim ki ikinci tekrarından almak istiyoruz ve karşısındaki erkek oyuncunun konuşmasını ise oyununu daha çok beğendiğimiz için dördüncü tekrardan kullanacağız. Ama ne var ki oyuncular her iki çekimde de seslerini üst üste bindirmiş olsun. Böyle bir durumda kadın oyuncunun görüntüsünü 2.tekrardan, erkek oyuncunun görüntüsünü ise 4.tekrardan alırsanız -ki böyle olsun istediğinizi var saydık, ses konusunda sorun yaşayacaksınız demektir. Çünkü üst üste binen sesler birbirlerinden ayrıştırılamaz, sayfayı yaralamadan seloteybi sökemediğiniz gibi. Özetle tapelerdeki seslerin üst üste binmelerine (over lap) bakarak dahi, farklı zamanlardaki konuşmalar olmadığını anlamak hiç de zor değildir. Baba-oğul, ya da Bakan-Gazeteci konuşmalarındaki over lap'lere bakarak net bir sonuca varılabilir.
Ses binmesi açısından 17 Aralık süreci tapelerinde MONTAJ YOKTUR.
8. PSİKOLOJİK DURUM: Farklı psikolojik durumlarda, aynı sözcükler, aynı ortamlarda ve ortam koşullarında dahi farklı titreşimlerle çıkar ağızdan. Bir cümlenin başıyla sonundaki psikolojimiz değişiyorsa ve bununla birlikte başta da, sonda da aynı sözcük kullanılsa bile titreşim farkı oluşur. Bu daraltılmış örnekten yola çıkarak; ses özelliğinin yukarıda anlatılan iklim, ortam, pozisyon farklılıklarından doğacak değişimlerine, psikolojik durum değişikliğinin de eklenmesiyle, farklı zamanlarda kullanılan sözcüklerin bir araya getirilerek montajlanamayacağı aşikardır. Tansiyonumuz yüksekken sesimiz farklı, düşükken farklı, şekerimiz yükseldiğinde farklı, düştüğünde farklı, midemiz yanarken farklı, başımız ağrırken farklıdır. Bu sayılan fiziksel bozukluklar, bir önceki makalede anlatılan sesin oluşmasında direk etkili organ ve dokuları değil, psikolojimizi değiştirdiği için sesimizin karakterini değiştirir. Bu kadar değişken psikolojik yapılarımıza, ortam değişikliklerini de eklerseniz; farklı zamanlardan cımbızlanmış kelimeleri arka arkaya dizerek pürüzsüz bir cümle kuramayacağınız açıktır. Psikolojik devamlılık açısından 17 Aralık süreci tapelerinde MONTAJ YOKTUR.
9. KONUŞMA HIZI: Vaktimizin azlığına ya da çokluğuna; telaşımıza ya da sakinliğimize ve elbette fiziksel ve psikolojik durumumuza bağlı olarak konuşma hızımız değişir. Bu değişkenler bir yana, herkesin kendine özgü bir konuşma hızı alışkanlığı vardır. Bu hız bazen arka arkaya gelen kelimelerin biri bitmeden diğerine sesi bağlayacak kadar hızlı olabilir. Bu yapışık kelimelerin arasına girerek birbirinden ayırmak ve farklı zamanlarda, farklı ortamlarda kurulmuş cümlelerin arasına yerleştirmek imkansızdır. Örneğin ben; "Mustafa Altıoklar" derken genellikle ortadaki a'ları yuvarlar ve "Mustafaaltıoklar" şeklinde iki kelimeyi bağlarım ve hemen hemen 100 kişiden 99'u; "Mustafa?" diye sorarak devamını anlamadığını ifade eder. Mevcut güneş sistemimizde hiçbir teknoloji benim "mustafaaltıoklar" olarak kurduğum yapının arasına girip iki kelimeyi ayırarak "Mustafa" ve "Altıoklar" olarak ayrı ayrı cümlelerin içine yerleştiremez. Ya birincinin sonundaki "a"dan, ya da ikincinin başındaki "a"dan vazgeçmek zorundadır. Yani ya; "Mustafa" ve "ltıoklar" gibi ayırabilir, ya da; "mustaf" ve "altıoklar" olarak ayırabilir. Kaldı ki, bu ayrımda bile sonda ya da başta bir ses "hık"laması olur.
Konuşma hızı açısından 17 Aralık süreci tapelerinde MONTAJ YOKTUR
SONUÇ: 17 Aralık süreci tapelerinde DUBLAJ ya da MONTAJ YOKTUR.
Mustafa Altıoklar
Doktor-Film Yönetmeni- Bahçeşehir Üniversitesi Öğretim Görevlisi
Deist_tr;
Bence burada kayıtların montaj olup olmadığı ile birlikte, bu kayıtları yapanlar kimler diye de tartışılmalı. Başbakan cemaat yaptı diyor, cemaat biz yapmadık diyor. Peki o zaman bunu yapanlar kim? Yabancı ülkeler değil, bunları yapanlar Türkiye vatandaşı.
Bu "güç" her kim ise bu gözardı edilmemeli. Her ne olursa olsun, düşmanımı alaşağı etsin de kim olduğu önemli değil mantığı son derece yanlış çünkü. Bu güç, bugün düşmanını alaşağı eder, yarın da seni alaşağı eder. Ki etmedi mi? Baykal nasıl gitti? MHP li milletvekilleri nasıl gitti? Ancak Türkiye'de olabilecek bir yol peydah oldu. Kayıt var, izle ve alaşağı et. Bu mantık yanlış.
Vefik Sami
20-03-2014, 11:30
Ben, bahse konu dinlemelerin, başbakanın "paralel yapı" diye betimlediği Fethullahçı örgütlenmenin işi olduğuna inanmıyorum. Hadi; bakan çocuklarının, onlarla işbirliği içinde bulunan rüşvetçilerin telefonlarını dinlediler diyelim. Kriptolu telefonu dinlemeleri imkânsız. Bu, büyük iş. muhtemelen, CİA-MOSSAD işbirliği ile kotarılıp, servis edilmiştir. İhâle TİB'de görevli üç-beş memurun üzerine kaldı gibi görünüyor.
ABD'nin, uzaydaki uyduları vasıtasıyla, gökte uçan bir kuşun her kanat darbesinde üzerinden ne kadar toz-tüy çıktığını görebilecek kadar imkânları geniş.
Bunu başbakan'ın bil(e)memesi mümkün değil.
Şu halde neden cemaate yüklenir ?
Cemaat neden savunma refleksleri sergileyerek, Tayyip'in ekmeğine yağ sürer ?
Karışık işler.
Tüm dijital iletişimleri daha iyonosferi terketmeden havadan süzüp tekrar ses, metin veya görüntüye dönüştürebilirler ve yapıyorlar zaten.
Bu iletişim sistemlerinin tamamı birbiriyle güvenli veya güvensiz semantik yapıda veri iletişimi yapıyor. Yani havadan topladığınız verilerin tasarlanmış ikili bir yapısı var, nasıl decode edeceğinizi biliyorsanız, -ve güvenli iletişimlerde anahtara sahipseniz- siz de dinlersiniz, okursunuz veya seyredersiniz. O kadar el altında ve ulaşılabilir bir olay ki yerel ağ'da diğerlerinin bilgisayar iletişimini dinlemek için bir programı internetten rahatlıkla indirip olayı kavrayın derim (Wireshark). Bu deneme, işin temelleri hakkında epey bilgilendirecektir. Söylememe gerek yok, bu basit iş için bile bir çok konu hakkında teknik birikiminizin olması lazım. Onu da internetten edinebilirsiniz.
Mesela bu tür dinlemelerin bir örneği için güncel bir site:
http://www.flightradar24.com/
Bu site uçakların plakası olarak adlandırılabilecek bir telsiz transponderinden yayılan ham veriyi alıp decode ediyor, sonra bir haritaya konum verisi olarak basıp yayımlıyor. Aynı şeyin gemiler için olan sürümü de var. tamin edebileceğiniz gibi her şeye uygulanabilir. (nasıl decode edeceğinizi bilirseniz elbette.)
http://www.marinetraffic.com/tr/
Burada daha önce de bahsettiğimiz gibi neyi nasıl dinleyebileceğinizi, dinlemeleri nasıl dönüştürebileceğinizi bilmeniz lazım. Bu uçak ve gemi transponder dinlemeleri nispeten açık protokoller olduğu için neredeyse herkese açıktır.
Ciddi dinlemeler sadece bu yukarıdaki türle sınırlı değil elbette. Büyük devletlerin istihbaratları ileri teknoloji üreten dev şirketlerle gizli anlaşmalar yaparlar. Örneğin Intel ve ABD arasında büyük ihtimalle böyle bir anlaşma vardır. İsrail'in o paranoyayla neler yaptığını tahmin bile edemiyorum.
Bu anlaşmalar, elektronik donanımların üzerine gerektiğinde kullanılabilecek açık kapılar yerleştirmek üzerine olabilir. En bilinenleri bu tür yöntemlerdir. Bizim düşünmediğimiz ve sistemlerin elverdiği bir çok mevzu vardır elbette.
Gelelim asıl mevzuya.
Bu dinleme seslerinin gerçek olup olmadığı gibi bir şeyi tartışmak bile başlı başına bir hedef saptırmadır.
Bu çapta bir dinlemeler dizisini ortaya koymak 50 tane 50 yıllık ses mühendisini 50 sene çalıştırsan mümkün değil.
Hükümet elbette eline ne geçirirse onunla bu işlerin üstünü örtmek istiyor. Yüzsüzlüğü bu raddeye çıkarabilmelerinin nedeni de ortada aslında.
Açıkçası senelerdir anlatıyorum bir daha diyeyim.
Bu ülkede siyaset yapan kıdemli siyasetçilerin %85'i şimdi vay "şerefsiz, hırsız, katil" dediğimiz çapta siyasetçilerden oluşuyor.
MHP kurmaylarının kasetlerindeki pespayeliği hatırlayınız. Nerede o kasetler şimdi, kim umursuyor?
AKP, bu kirli siyaset deryasında yalnızca kendisinin bu şekilde ortalık oğlanına dönmesine müsade eder mi?
Etmiyor da işte. AKP yüzsüzlüğünün boyutlarının neden bu seviyelere gelebildiğini bir düşünmek lazım.
Ortada ülke siyasetiyle, siyasetçisiyle ilgili bir takım ölümcül emareler var, ancak hala birileri AKP pisliği üzerinden CHP, MHP borazanlığı yapma derdinde.
Kapitan;
Doğrusunu söylemek gerekir ise, kızma ama, işimin yoğunluğundan mıdır tam bilmiyorum, söylediklerinden tam bir anlam çıkartamadım :)
Şunu biraz daha açabilir misin?
Bu çapta bir dinlemeler dizisini ortaya koymak 50 tane 50 yıllık ses mühendisini 50 sene çalıştırsan mümkün değil.
Bu güne kadar internete konan ne kadar tape varsa, hepsini montajla hazırlamanın 50 senelik tecrübeye sahip, 50 tane ses mühendisi tarafından 50 yıl çalışılsa dahi yapılamayacağını söyledim.
Kayıtların gerçek olduğu gün gibi aşikar...
Akp'nin siyasi parti kılığına girmiş bir soygun çetesi olduğunu biliyorduk, bu sayede işin detaylarına da kasetler yayınladığı ölçüde vakıf olduk.
Montajla dublaj arasındaki farklı ayırt edemeyen cahil cüheyla kayıtların gerçekliğinden şüphe edebilir. Deisttr de değinmiş; dublajın, Türkçesi seslendirmedir ve dublaj için önce bir görüntüye ihtiyaç vardır. Bir görüntüye ait olmayan ses kaydının dublaj olduğunu iddia edebilmek için ya kara cahil olmak lazım ya da karşındakilerin kara cahilliğine sonsuz bir güven duymak lazım.
Neyse ki ikisinden de memlekette bolca var.
İşi bilenler Deistr'nin verdiği linklerde olayı herkesin anlayabileceği şekilde açıklamışlar zaten, şahsen ben de bayağı faydalandım.
Bu ses kayıtları gerçeği yansıtmamış olsa Akp çoktan bunları saygın stüdyolara, bağımsız adli kurumlara falan gönderip yalan olduğunu belgesiyle ortaya koyardı. Falan stüdyo jayıtlar yalan dedi diye uydurdular, ertesi gün yalanlama geldi. Akla hayale gelmedik her türlü sahtekarlığın uzmanı olmalarına rağmen kendi elleri altındaki Tübitak'a bile seslerin analizini yaptıramıyorlar.
Yandaş medya şu ara koyunları istenen kişiye istenen şeyin söylettirilebileceği palavlarasıyla uyutma telaşında. Hatta görüntülerin geleceğini bildiklerinden aynını video kayıtları için de yapmaya başlamışlar.
http://www.stargazete.com/imgsdisk/2014/03/20/200320140311588875020_3.jpg
İktidarın resmi yayın organı gibi çalışan gazete müsvettelerinden Star'a soruyoruz:
Yalancıyı?
murted,
Başbakan bir programda kendisine senin sorduğuna benzer sorulan bir soruya şöyle cevap vermişti.
Yapsakta elde edebileceğimiz birşey yok. Seçimden sonra yapılacak değişiklikler sonrası bunu yapacağız. Yani, gösterdik, ispatladık, iş suçluları cezalandırmaya gelince burada netice elde edemeyeceğiz.
Bu gerçeklik analizleri ile ilgili, burada verilen linklerde olsun, internetteki kaynaklar da olsun, bütün analizler hep bilgi olarak verilmiş. Herhangi bir program ile yapılmış bir analizin açıklaması neden hiç yok? Bu programları çok çok iyi bilenler bu kişiler. Neden ses kayıtını alıp inceleyip ekran görüntüleri ile birlikte paylaşmıyor? Ya da, bu tapeleri yayınlayanlar niye bunu yapmıyor? İnanmıyor musunuz, alın size ispatı diye bir tape daha çıkartmıyorlar?
Başbakan zamanında kimlere kimleri dinletmiş ise, o kişiler başbakanı bile dinlemiş.
Şimdide dinlediklerini/kayıt ettiklerini piyasaya sürüyorlar.
Kim yapmış-niye yapmış pek bir fikrim yok.
Lakin kayıtlar montaj/dublaj değil. Alenen adamın kendi sesi. Ne bir tonlama farkı var, ne vurgu farkı var. Cümlenin, bırakın cümleyi konuşmanın, tamamında aynı ton, aynı vurgu aynı ihtiras var.
Kendi kazdığı kuyuya düşmüş, şimdi montaj/dublaj çırpınıyor.
evrensel-insan
21-03-2014, 23:34
murted,
Başbakan bir programda kendisine senin sorduğuna benzer sorulan bir soruya şöyle cevap vermişti.
Yapsakta elde edebileceğimiz birşey yok. Seçimden sonra yapılacak değişiklikler sonrası bunu yapacağız. Yani, gösterdik, ispatladık, iş suçluları cezalandırmaya gelince burada netice elde edemeyeceğiz.
Bu gerçeklik analizleri ile ilgili, burada verilen linklerde olsun, internetteki kaynaklar da olsun, bütün analizler hep bilgi olarak verilmiş. Herhangi bir program ile yapılmış bir analizin açıklaması neden hiç yok? Bu programları çok çok iyi bilenler bu kişiler. Neden ses kayıtını alıp inceleyip ekran görüntüleri ile birlikte paylaşmıyor? Ya da, bu tapeleri yayınlayanlar niye bunu yapmıyor? İnanmıyor musunuz, alın size ispatı diye bir tape daha çıkartmıyorlar?
Sonucta bunun sonu yok. Cunku diktatore tamamen biat eden kesime ve cekirdek kadroya ne sunarsan sun, fark etmeyecek. Cunku bu konuda diktaorlerine iman ile baglilar ve onun adina ne ortaya konarsa konsun, onlar icin fark etmiyor.
Diger bir nokta, ses kayitlarinin kimin tarafindan yayinlandiginin da hic bir onermi yok. Onemli olan yapilanlarin servis edilmesi.
Ayrica bir seye montaj, dublaj, sondaj, santaj demek; ONU RED ETMEK ANLAMINA GELMIYOR. Yani kimse cikipta "bu ses benim degil, bu ses kaydi bana ait degil" DIYEMIYOR.
Bu temelde MONTAJ O SES KAYDININ KABULU DEMEKTIR.
O zaman O SES SAHIBI TAM OLARAK O SES KAYDINDA NE DEDIGINI ACIKLAMALIDIR.
sertanyaril
21-03-2014, 23:40
Bu gerçeklik analizleri ile ilgili, burada verilen linklerde olsun, internetteki kaynaklar da olsun, bütün analizler hep bilgi olarak verilmiş. Herhangi bir program ile yapılmış bir analizin açıklaması neden hiç yok? Bu programları çok çok iyi bilenler bu kişiler. Neden ses kayıtını alıp inceleyip ekran görüntüleri ile birlikte paylaşmıyor? Ya da, bu tapeleri yayınlayanlar niye bunu yapmıyor? İnanmıyor musunuz, alın size ispatı diye bir tape daha çıkartmıyorlar?
WASHINGTON – Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve oğlu Bilal Erdoğan arasında geçtiği iddia edilen ses kayıtlarını analiz eden Amerikalı Bilgi Güvenliği ve Adli Bilişim Uzmanı Joshua Marpet, kayıtlarda herhangi bir montaj izine rastlanmadığını ifade etti.
Konu hakkında Miami Herald gazetesine konuşan Marpet, ‘montaj’ olarak adlandırılabilecek bölümlerin sadece 5 farklı ses kaydı arasındaki geçişlerde gözlemlediğini söyledi. Marpet, “Eğer bunlar gerçek değil ise daha önce hiç görmediğim bir yanıltıcılıkta olmalı” dedi.
Miami Herald’ın haberi sosyal medyada kısa sürede yayılınca Amerikalı uzman, internet üzerinden ses kayıtlarını analiz ettiğini açıkladı. Marpet, canlı yayında detaylı bir şekilde kayıtları inceleyerek herhangi bir montaj bulgusuna rastlamadığını söyledi. Audacity adlı program üzerinden kayıtlardaki ses frekanslarını gösteren ve frekanslar arasındaki uyuma dikkat çeken Marpet, “Bunların gerçek görüşmeler olduğunu düşünüyorum. Çok sayıda görüşmenin aynı ses dosyasında toplandığını görüyorum” dedi.
DİNLEME CİHAZI BİLAL’İN TELEFONUNDA
McClatchy Medya Şirketi‘nin isteği üzerine ses kayıtlarının analizini yapan veri güvenliği adli danışmanlık şirketi Guarded Risk‘in sahibi Marpet, seslerin tamamen uyumlu olduğunu belirtti. Telefonda Başbakanın sesinin daha ‘mekanik’ bir şekilde duyulduğunu, bunun da kriptolu telefon kullanmasından kaynaklandığını söyleyen Marpet, “Dinleme cihazı büyük ihtimalle Bilal Erdoğan’ın telefonuna yerleştirilmiş. Bu nedenle Bilal’in sesi daha net geliyor” dedi.
RAPOR HAZIRLIYOR
Twitter’dan da takipçilerinin sorularını yanıtlayan Marpet, çok sayıda soru gelmesi üzerine yarım saatlik sanal bir konferans düzenledi. Canlı olarak bir kez daha ses kayıtlarının analizini yapan dijital güvenlik uzmanı bütün verileri kısa bir süre içinde bir rapor halinde yayınlayacağını belirtti.
Twitterdaki soru soran insanlar için Marpet in herkesin bedava bulabileceği bir bilgisayar programı ile youtube dan açıklıyor. İngilizce biliyorsanız anlatıyor arkadaş.
http://www.youtube.com/watch?v=Fb3Fd0sdpKM
Şüpheci Dinsiz
21-03-2014, 23:47
Kasetlerin gerçekliğinin dalga formlarıyla ispatlanmasına ilişkin bir ses analiz raporu.
Bu rapor, kasetlerin ham hali üzerinden hazırlanmış.
https://app.box.com/s/d55rg5kv6bpzsr4kxyho
Felâsife
22-03-2014, 01:33
Teknolojinin ilerlemesinin insanlığın iyiliğine olmayacağı iyice düşünmeye başladım. :)
Adamlar ileri derece casusluk teknolojisi ile dinleme yapıyor, servisler ediyor ama biz bunu Audacity (http://audacity.sourceforge.net/?lang=tr) gibi "açık kaynak" herkesin ulaşabileceği bir yazılımla test ediyorsak sıkıntı vardır.
Adamların elinde ne tür bir teknoloji olduğunu bilmiyoruz bile, kriptolu telefonu dinleyen, belkide bir şehri havadan bile dinleyebiliyordur, bilemiyoruz...
Öte yandan "ay ne iyi adamlar bize gerçeği gösterdiler" onlar bizim dostumuz da diyemiyoruz, neticede kaypak bir zemin burası..bugün onu satan yarında seni satar..acımaz.
Bu arada başımızdakiler sadece akepe değil, muhalefet dahil, belediyeciler dahil, hatta generalleri bile anlamadılar ki telefon, bilgisayar gibi iletişim aletleri cısss'dır...
Genel kurmay başkanı, hata bizde de var telefonların dinleneceğini bile bile konuşmalar yaptık demişti.!
Bir kaç yıl önce Almanyada casusluk skandallarıyla çalkalanmıştı, adamlar Microsoft 'u bu yüzden terk edip, açık kaynağa yönelmeye başlamışlardı, zira Micr. Apple yazılımları para verip alsanız bile arka kapıları var sonuçta, kapatamazsınız..
Bizde de açık kaynak Pardus vardı ama bu hükümet onun ipini çekti, projeyi bitirdiler, sonra geri yalandan canlandırmaya çalışır göründüler filan ama eski Pardus öldürdüler.
Oysa eski Pardus ile NATO ya kriptolu özel USB diskler bile yapıp satma aşmasına gelmişlerdi, sanırım sattılarda ama o Pardusu bitirdiler.
Diyeceğim o ki kendi teknolojinizi üretemezseniz madara olmaya her daim mahkum olursunuz.
Sanırım daha çook kasetler dinleriz bu gidişle.
kamilistforvendetta
22-03-2014, 02:53
Teknolojinin ilerlemesinin insanlığın iyiliğine olmayacağı iyice düşünmeye başladım. :)
Adamlar ileri derece casusluk teknolojisi ile dinleme yapıyor, servisler ediyor ama biz bunu Audacity (http://audacity.sourceforge.net/?lang=tr) gibi "açık kaynak" herkesin ulaşabileceği bir yazılımla test ediyorsak sıkıntı vardır.
Adamların elinde ne tür bir teknoloji olduğunu bilmiyoruz bile, kriptolu telefonu dinleyen, belkide bir şehri havadan bile dinleyebiliyordur, bilemiyoruz...
Öte yandan "ay ne iyi adamlar bize gerçeği gösterdiler" onlar bizim dostumuz da diyemiyoruz, neticede kaypak bir zemin burası..bugün onu satan yarında seni satar..acımaz.
Bu arada başımızdakiler sadece akepe değil, muhalefet dahil, belediyeciler dahil, hatta generalleri bile anlamadılar ki telefon, bilgisayar gibi iletişim aletleri cısss'dır...
Genel kurmay başkanı, hata bizde de var telefonların dinleneceğini bile bile konuşmalar yaptık demişti.!
Bir kaç yıl önce Almanyada casusluk skandallarıyla çalkalanmıştı, adamlar Microsoft 'u bu yüzden terk edip, açık kaynağa yönelmeye başlamışlardı, zira Micr. Apple yazılımları para verip alsanız bile arka kapıları var sonuçta, kapatamazsınız..
Bizde de açık kaynak Pardus vardı ama bu hükümet onun ipini çekti, projeyi bitirdiler, sonra geri yalandan canlandırmaya çalışır göründüler filan ama eski Pardus öldürdüler.
Oysa eski Pardus ile NATO ya kriptolu özel USB diskler bile yapıp satma aşmasına gelmişlerdi, sanırım sattılarda ama o Pardusu bitirdiler.
Diyeceğim o ki kendi teknolojinizi üretemezseniz madara olmaya her daim mahkum olursunuz.
Sanırım daha çook kasetler dinleriz bu gidişle.
hırsızlık ve güvenlik eşit oranda gelişir.
yani kötülük ve iyilik eşit gelişim gösterir.
teknoloji kendi gelişimini sağlar bunu şerefsizlerde kullanmak ister ve kullanır.
şereflilerde kullanmak ister ve kullanır.
ancak hırsızın hırsızlığı bakidir. ister tekonolojik olsun ister ilkel olsun.
aslında daha çok kaset dinlemeye gerek bile yok ,ama duvar gibi bir algı ve duvar gibi insanlar var olduğu için daha çok kaset dinleniyor.
insanlık sizin gibi düşünen insanlara göre telepati ile iletişim kesinlikle kuramamalı değil mi?
neden acaba?
mesela beni telepati hiç bir zaman rahatsız etmez.
evet uçuk kaçık ilerleyen zaman bildirimlerine inanır ve hatta savunursunuz.
astral seyehatlere, ölümün bir son olamamasına, ruh denilen bir başka algının varlığına inanır,
ama telepatiye inanmaz ve hatta inansanız bile özele müdahale olarak görürsünüz de,
nedenini anlamış değilim
siz anladınız mı kendinizi?
ruhani şeylere inanıp bu ruhani olayların teknoloji ile gerçekleştirilebiliyor olması sizi neden rahatsız ediyor.
mesela inanırların yüzde 99 u iyilik ve kötülük meleklerine inanır
mesela inanırların 100 de 100 ü allahın herşeyi görüp bildiğine inanırda
insanın teknolojik olarak bunu yapabilmesini bir felaket olarak görür
aslı olmayan bir şeyi hiç kimse kabullenmez
aslı olan şeyin de aslında ispata ihtiyacı yoktur
bu iktidara en başından beri hırsız dı
hala hırsız.
Şüpheci Dinsiz
22-03-2014, 03:13
Sevgili arkadaşlar,
Basın özgürlüğü, illegal dinlemeler ve özel hayat kavramına Avrupa Yargı'sının bakışı.
cumhuriyet.com.tr (http://www.cumhuriyet.com.tr/koseyazisi/52703/Kayitlari_Yayimlamak_Medyanin_Gorevidir.html)
Can Dündar
Kayıtları Yayımlamak Medyanın Görevidir
http://www.cumhuriyet.com.tr/ext/images/yazarlar/yazar100.png
Hakikatle haber arasındaki mesafe çok açıldı.
Haberlerde hakikat yok; hakikatler haberlerde yok.
Tarihimizin en büyük yolsuzluk skandalı ile karşı karşıyayız; medyanın büyük kısmında bu konuda tek satır yok.
Ama doğa gibi, medya da boşluk kaldırmıyor.
Basının doyuramadığı haber açlığını, internet karşılıyor.
İki internet sitesi, peşi peşine rüşvet belgelerini yayımlıyor. Ses bantlarına kulak kabartanların sayısı kısa sürede 20 milyonu aşıyor.
Başta görmezden gelen medya kuruluşları bile sonunda kayıtlara kayıtsız kalamıyor.
Haber, nihayet hakikate yaklaşıyor.
***
Dinlemelerin bir kısmı illegal...
Yayımlamak kimine göre hukuken suç.
Ya vicdanen?
Batı dünyası bu hesaplaşmayı WikiLeaks skandalında yaptı.
İllegal yoldan sızdırılmış gizli bilgiler, gazetelere sızdırılarak Amerikan diplomasisinin maskesi indirildi.
Orada da iktidar refleksi, pisliğe değil, sızdırmaya odaklandı. Belgeleri sızdıran sitenin mucidi, bir elçilikte kıstırıldı.
Ama toplumsal bellekte, sitede yayımlanan kirli sırlar kaldı.
***
Benzer bir tartışma, yıllar önce Slovakya’da yaşandı.
Slovakya’nın maliye bakanı ile adalet bakanı yardımcısı arasındaki bir telefon konuşması, illegal yoldan kaydedildi.
İki yetkili, bir büyük sigorta şirketinde yönetim kurulu üyelerinin kovulup yerine kendi partilerine mensup kişilerin geçirilmesini konuşuyordu.
Konuşmanın kaydı, Twist adlı bir radyoda yayımlandı.
Bakan yardımcısı, konuşmanın illegal yoldan kaydedildiği ve yayının, kişilik haklarını zedelediği iddiasıyla dava açtı.
Mahkeme, radyoyu 2600 Avro tazminata mahkûm etti.
Dosya, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne gitti.
Mahkeme üç önemli saptama yaptı:
1) İki politikacı arasındaki siyasi konuşma özel yaşama girmez.
2) Devlet kuruluşlarına dair kararlar, kamuyu ilgilendirir.
3) Radyo, kaydın illegal yollardan yapılmasından sorumlu değildir. Kaldı ki, ses kayıtları doğru olmayan ya da çarpıtılmış bir bilgi içermemektedir.
Karar:
“Radyo ifade özgürlüğünü kullanmıştır. Cezalandırmak, demokratik toplumun gerekleriyle bağdaşmaz.”
***
AİHM’de yıllarca yargıçlık yapmış Rıza Türmen’in bu karara ilişkin yorumu şu:
“Bir yanda bireylerin kişilik hakları...
Öbür yanda medyanın bilgi verme yükümlülüğü...
Bu saflaşmada AİHM, bir denge gözetiyor. Özel yaşamı da, halkın bilgi alma hakkını da koruyor.
Özel yaşam değil kamusal çıkar söz konusu olduğunda, hukuka aykırı kayıtlar olsa bile, dengeyi basın özgürlüğü lehinde kuruyor.”
***
Başbakan’ın, “Twitter mıvitır, kökünü kazıyacağız” öfkesi boşa değil.
“Twitter mıvitır”, bütün yolsuzluğu ortaya döküp kendisinin kökünü kazıyor çünkü...
MAHKEME KARARI: ‘Basın özgürlüğüdür’
Başbakan bir medya grubunun kendisine yakın işadamlarının eline geçmesi için para havuzu oluşturursa bu halkı ilgilendirmez mi? Bence ilgilendirir. Peki buna dair telefonda yapılan pazarlıkların kayıtları haber midir? Bence haberdir. Bu şahsi yorum, hukuki zemine kavuştu geçen gün. Zaman gazetesinde konuya ilişkin yer alan habere, Sabah-atv grubu tekzip yolladı. Konu mahkemeye yansıdı. İstanbul 10. Sulh Ceza Mahkemesi tekzip talebini reddetti. Gerekçesi tarihi önemdeydi: “Zaman gazetesinin yaptığı iş, bir şekilde internete düşen, bu şekilde de kamuoyunun bilgisine ulaşan iddiaların okura duyurulmasından ibaret olup, olayın güncel olması, toplumsal ilginin varlığı ve basın kurumunun medyaya yansımış olayları aktarmaktan ibaret eylemi gözetildiğinde söz konusu olayla çatışan değerler bakımından basın özgürlüğüne üstünlük tanınması gerektiği kararı verilmiştir.” Tereddütte olan arkadaşlara duyurulur.
Felâsife
22-03-2014, 03:36
@kamilistforvendetta
Dediğiniz şeyleri çok anlamadım ama ruhaniyete inanmam teknolojiyi yok saymam anlamına gelmiyor.
Aksine karşı teknoloji üretememişseniz madara olursunuz diyorum, o yüzden baştakiler bundan uzak durmalı.
Siz sadece şimdiki başbakan için böyle söylediğimi sanıyorsanız, yanılmışsınız, bu herkes için geçerlidir.
Biz sadece dalavere/dümen/ kasetlerini duyduk, ya ULUSAL GÜVENLİK ilgili olanlarıda karşı taraf duymuşsa-dinlemişse..
Koca Generaller bile bu meseleyi anlamamışsa gerisine ne denir ki
Kaldı ki bu insanlar güvenlik denen şeyi hepimizden çok ama çok daha iyi biliyor olsa gerekler...bilmiyorlarmış.
Herkes uyumuş resmen..
Dediğim gibi sadece sesli iletişim değil bilgisayarlar bile başka güvenlik zaafiyetidir.
Öte yandan hırsızları ortaya çıkardı aa bunlar hırsızmış, ne kötülüğü var teknolojinin derseniz..
Dikkat edin, bunu birileri çıkarttı ve ortaya attı.
İcabında montajda yapabilirlerdi ama bunu audacity gibi bir programla test edeceksek, vah ki ne vah.
Kara Murat, Süpermene karşı.:\
Hırsızlık konusuna gelince bu millet dürüstlüğe önem vermedi, başbakanlığa kartal arabasıyla gelen, çalıp çırpmayan birisini, neredeyse vatan haini ilan eder gibi %1 oy ile gönderdiler ki o %1 içinde olmaktan her zaman onur duyarım ve çevremde de böyle parti millet, şikayetleri olduğu zamanda
SİZ BUNA LAYIKSINIZ DERİM.
DAHA BUNLAR İYİ GÜNLERİNİZ, DAHA ÇOK ÇEKERSİNİZ DERİM.
Ha sen çekmiyor musun dersen, şu saatten sonra herkes çeker, bende çekiyorum mecburen.
Ama dediğim gibi "dürüstlüğüm" önemi olmadığı yuhalandığı yerde, medya kötü dedi diye kötüleyen halka daha ben ne diyeyim.
O gün onu karalama kampanyası yapan aile, şimdi Türkiye'nin en zengin 1. ailesi olmuş..buyur.
Burada (http://www.turandursun.com/forumlar/showthread.php?t=34748) dediğim gibi;
eskisi: Demokrasi halkın kendi kendini idare biçimidir.
yenisi: Demokrasi halkın kendi kendini idare "edememe" biçimidir.
eskisi: Hâkimiyet, bilâ kaydü şart Milletindir.
yenisi: Hâkimiyet, bilâ kaydü şart Zenginlerindir.
Felâsife
22-03-2014, 04:07
insanlık sizin gibi düşünen insanlara göre telepati ile iletişim kesinlikle kuramamalı değil mi?
neden acaba?
Bu sözünüze özel cevap vermek istedim.
2008 de şöyle bir şey demiştim, belki neden böyle düşünüyorum diye bir fikir verebilir.
Öte yandan zamanımız "hız ve teknoloji çağı"
Yani insanların bir şeylere vakitleri yok, vakit çok hızlı geçiyor, o kadar hızlı ki güvenliğe bile vakit ayıramıyorlar.
Öyleki insanların "düşünmeye" vakitleri yok esasında, illa ses görüntü vs. olacak ki insanlar inansın, düşünmelerine gerek kalmasın.
Böyle bir ortamda düşüne beyin tuhaf geliyorsa ona bir şey diyemem.
Aslında düşünmek nedir gibi bir konu açılırsa fena olmazmış, fikirlerimi söyleyebilirim.
Her icat olunan şey bizleri biraz daha bozmuştur.
Yazı icat oldu, kafalar bozuldu.
Yasalar icat oldu, Adalet bozuldu.
Atom icat oldu, dengeler bozuldu.
Şehirler icat oldu, köyler bozuldu.
Binalar icat oldu, komşuluk bozuldu.
Arabalar icat oldu, yayalar bozuldu.
Para icat oldu, şükretmek bozuldu.
Televizyon icat oldu, ahlak bozuldu.
Telefon icat oldu, huzur bozuldu.
Kartlar icat oldu, bütçeler bozuldu.
Msn icat oldu, Türkçe'miz bozuldu.
Teknoloji icat oldu, insanlar bozuldu.
Bakalım daha ne icat olacakta, bizleri ne kadar bozacak?
Vefik Sami
22-03-2014, 12:04
Her icat olunan şey bizleri biraz daha bozmuştur.
Yazı icat oldu, kafalar bozuldu.
Yasalar icat oldu, Adalet bozuldu.
Atom icat oldu, dengeler bozuldu.
Şehirler icat oldu, köyler bozuldu.
Binalar icat oldu, komşuluk bozuldu.
Arabalar icat oldu, yayalar bozuldu.
Para icat oldu, şükretmek bozuldu.
Televizyon icat oldu, ahlak bozuldu.
Telefon icat oldu, huzur bozuldu.
Kartlar icat oldu, bütçeler bozuldu.
Msn icat oldu, Türkçe'miz bozuldu.
Teknoloji icat oldu, insanlar bozuldu.
Bakalım daha ne icat olacakta, bizleri ne kadar bozacak?
Kanâatimce, sorunun kaynağı 'icad'larda değil, bu icadların, kimi toplumların bunları amacına uygun kullanacak bilince sahip ol(a)madan rant temini amacıyla piyasaya sürülmelerinde . Aslında bahse konu gelişmelerin yaşandığı ülkelerde söz konusu şikâyetler asgari düzeyde olmalı. Kendi köyümden dışarı çıkma imkânım olmadığı için "işkembe-i Kübrâ"dan sallamış olmayayım. Sn. vartor epeydir Kanadada yaşıyor. Kendisi "Gâvur"lar daki sosyal etkileşim ve teknoloji kullanımı noktasındaki mantaliteyi iyi biliyor olmalı. Bu hususta özet bilgi ricâ edelim.
kamilistforvendetta
22-03-2014, 15:10
Bu sözünüze özel cevap vermek istedim.
2008 de şöyle bir şey demiştim, belki neden böyle düşünüyorum diye bir fikir verebilir.
Öte yandan zamanımız "hız ve teknoloji çağı"
Yani insanların bir şeylere vakitleri yok, vakit çok hızlı geçiyor, o kadar hızlı ki güvenliğe bile vakit ayıramıyorlar.
Öyleki insanların "düşünmeye" vakitleri yok esasında, illa ses görüntü vs. olacak ki insanlar inansın, düşünmelerine gerek kalmasın.
Böyle bir ortamda düşüne beyin tuhaf geliyorsa ona bir şey diyemem.
Aslında düşünmek nedir gibi bir konu açılırsa fena olmazmış, fikirlerimi söyleyebilirim.
sen anlamamışsın.
ses kayıtları düşünen insanlar için yayınlanmıyor.
onlar yani düşünen insanlar bunların hırsız tayfası olduklarını 12 yıldır biliyorlar. çünkü temel felsefeleri, siyasal felsefeleri çalmak üzerine kurulu.
ve bu çalmanın nın aklanır tarafı da kafirin malı helal mantığındadır.
ses kayıtları düşünme ve sorgulama yetisini kaybetmiş toplum bireylerine yöneliktir.
düşünen insanların o ses tapelerine zaten ihtiyacı yoktur.
telepati ile onlar (düşünen insanlar) onların(çalanların) beyinlerini zaten okurlar
bazıları da buna ön yargı der.
dolayısı ile ses kayıtları düşünmeyen insan üretmez.
düşünmeyen insanın en azından gözüne kibrit çöpü koyarak açık kalmasını sağlar.
Felâsife
22-03-2014, 19:40
Sevgili @kamilistforvendetta bunda anlaşılmayacak bir şey yok, sen 12 yıllık bir dilime odaklanmışsın, bende daha Yazının icat olmadığı binlerce yıl önceki bir kafa yapısıyla bakıyorum olaya, hani yukarıda uçuk kaçık şeyler cinsinden dediğiniz kafa yapısıyla bakıyorum olaya.
Popüler gündem derdim değil, kadim gündem peşinde olunca, helede sistemlerin kendisi "çalmak" üzere kurulmuşken, birilerinin gösterdiği bu filmi zaten biliyorum.
Zenginde fakirde, aynı ekmeğe, suya, elektriğe, benzine vs. aynı parayı veriyorsa, ben buna "fakir pahalı yaşıyor, zenginde ucuz yaşıyor" gözüyle bakarım.
Dolayısıyla bunada fakirden çalınan "haklar" gözüyle bakarım ki "hırsızlığın" daniskasını varın siz hesaplayın kaç zamandır yapıldığını, kimlerin yaptığını ve kimlerin daha yapacağını..
Gelirler konusunda adalet olmayacak, ama giderler konusunda adalet olacak..oh ne güzel dünya.
Özetle sistemler halktan çalmak üzere kurulmuş, bende bunu görüyorum.
Bunu görmek için düşünmek yeterli mi?
Tabikide değil, yaşamakta gerekli, o acıları yaşamak gerekiyor.
@Vefik Sami
Yani, icatlar tek başına bu işleri yapamaz, "amacına uygun kullanmak" kulağa hoş geliyor lakin bizler olayı abartıyoruz.
Herkesin elinde bir cep, malum bir furya olarak esip duruyor, 3-5 yaşına kadarda inmiş durumda, aman çocuk sussun, oynasın diye eline oyuncak gibide veriyoruz.
Oysa onlar oyuncak değil.!
O oyuncaklar ile milletlerin savunma sistemleri çökertiliyor, veya iletişim dinlemeleri ile hükümetler yıkılıyor, sarsılıyor vs.
Hasılı onlar (adı tam konamamış) silahlardır.
Gelecekte bu konuda dünya çapında önlemler alınacaktır diyede tahmin ediyorum.
Yöneticiler bile onları oyuncak sanmış..enteresan.
Bill gates, çocuklarına hafta içi 45dk, hafta sonuda 1saat bilgisayar izni veriyormuş, o da anca dersleri içinmiş.
Teknolojinin patronu böyle yapıyorsa bunun bir nedeni olmalı değil mi?
Öte yandan çocuklarımızın canı sıkılmasın diye bu şeyleri ellerine veriyorsak, bizde bazı sıkıntılar vardır.
Çocukların canı sıkılsın..evet canı sıkılsın, canı sıkılan çocuk bir şeyler üretmeye başlar, çareler arar resim, kitap okuma, el işi vs. yapar, el becerisini geliştirir, hayal dünyasını geliştirir.
Şimdiki çocukların sorunu bu, CANLARI SIKILMIYOR, cep, pc, tv, tablet, konsol vb. varsa birini bırakıp diğerini alıyor.
Tabii konu çocuklar değil, ama büyükler de bu sorunlar var ve analiz edemiyorlar ve bunlar çocuklara da yansıyor.
Neticede bugünü çocukları da büyüyecek ve yarının ebevenyleri olacak, kısır döngü uzun yıllar belkide asırlar boyunca devam edecek gibide duruyor..umarım etmez.
kamilistforvendetta
22-03-2014, 21:59
Sevgili @kamilistforvendetta bunda anlaşılmayacak bir şey yok, sen 12 yıllık bir dilime odaklanmışsın, bende daha Yazının icat olmadığı binlerce yıl önceki bir kafa yapısıyla bakıyorum olaya, hani yukarıda uçuk kaçık şeyler cinsinden dediğiniz kafa yapısıyla bakıyorum olaya.
Popüler gündem derdim değil, kadim gündem peşinde olunca, helede sistemlerin kendisi "çalmak" üzere kurulmuşken, birilerinin gösterdiği bu filmi zaten biliyorum.
iyide bende zaten bu film senin için değil demiştim ama anlatamadımmı anlamak mı istemedin
ben 12 yıllık dilime odaklanmadım. ama bu savunu sanki paralel devlet iddasında olunulan 3-4 aylık bir dilime odaklanmanın daha doğru olacağı düşüncesini savunuyor gibi geldi bana
Zenginde fakirde, aynı ekmeğe, suya, elektriğe, benzine vs. aynı parayı veriyorsa, ben buna "fakir pahalı yaşıyor, zenginde ucuz yaşıyor" gözüyle bakarım.
Dolayısıyla bunada fakirden çalınan "haklar" gözüyle bakarım ki "hırsızlığın" daniskasını varın siz hesaplayın kaç zamandır yapıldığını, kimlerin yaptığını ve kimlerin daha yapacağını..
Gelirler konusunda adalet olmayacak, ama giderler konusunda adalet olacak..oh ne güzel dünya.
Özetle sistemler halktan çalmak üzere kurulmuş, bende bunu görüyorum.
Bunu görmek için düşünmek yeterli mi?
Tabikide değil, yaşamakta gerekli, o acıları yaşamak gerekiyor.
bu paragrafa ise tamamen katılıyorum
ancak son olarak ise yine söylüyorum
ses kayıtları benim yada senin yada sorgulayan insanlar için hiç bir şey ifade etmiyor tabiki ama biz de malesef bu toplumun birer parçasıyız dolayısı ile
biz ve bizler gibi olanlar da gündelik yaşam biçimi olarak pekte toplumun genelinin gündelik yaşam biçiminden soyutlanamıyoruz
o halde toplusal algının yanlış yöne sapmasının bize faydası olmaz.
öncelikler genel kuralları etkilmez
öncelik şu andaki hırsızlığın toplumun gözünde ve algısında
algılanabilir olması yönünde olmalı
Felâsife
23-03-2014, 03:17
iyide bende zaten bu film senin için değil demiştim ama anlatamadım mı anlamak mı istemedin.
Belkide ben anlamamışımdır, bunu cahilliğime verebilirsin.
Filmin benim için olmamasıda, onun güvenlik zaafiyetlerinide dile getirmeme engel değil sonuçta.
Ortada ki suçun-ki ilgili şahıs bizzat kriptolu konuşmalarımızı bile dinlemişler dedi-GÜVENLİK ayağı olayı dahada büyütüyor benim gözümde.
Belki insanımız güvenlik veya güvenli iletişimden çok bir şey anlamaz ama sırf bu yüzden BSD işletim sistemi ve açık kaynak yazılımlar kullanırım..DNS ayarlarım OpenNIC dns dir ki log filan tutmaz..
Bir arkadaşımın "Paranoyak olmam izlenmediğim anlamına gelmez" derdi ki işin içine teknoloji girince, insanların bu rahatlığı enteresan geldi bana..
Üste dediğim gibi Genel kurmay başkanı bizzat itiraf etti hata bizde de var diye..
Hani tarihten ibret alınsaydı tarih tekerrür eder miydi? dediği gibi hiç ibret alan olmamış, garip.
Öte yanda bu hırsızlık filan olayları olmasaydı diye düşünelim, tüm stratejik planlar, güvenlik ile ilgili ne varsa, adamların elinde olmasını bilmeyecektik bile..biliyoruz ki artık hepsi hop adamların ellerindeymiş...aysbergin görünmeyen tarafıda bu sanırsam.
Devlet yönetmek çocuk oyuncağı mı? diye sorarlar adama.
ben 12 yıllık dilime odaklanmadım.
Eyvallah.
ama bu savunu sanki paralel devlet iddasında olunulan 3-4 aylık bir dilime odaklanmanın daha doğru olacağı düşüncesini savunuyor gibi geldi bana
Paralel devlet olmaz, bu aynı derin devlet olmayacağı gibidir, DEVLET ZATEN DERİNDİR.
Bunu suçmuş gibi göstermek, hedef saptırmak bu hükümetin yaptığı bir şey.
Geçmiştede örneklerini görmüştük aslında, şuanda çok farklı bir şey görmüyoruz.
biz ve bizler gibi olanlar da gündelik yaşam biçimi olarak pekte toplumun genelinin gündelik yaşam biçiminden soyutlanamıyoruz
Aynen.
öncelikler genel kuralları etkilemez
öncelik şu andaki hırsızlığın toplumun gözünde ve algısında
algılanabilir olması yönünde olmalı
Olay bütün olarak görülmeyince, "önceliklerin" bu yönde olmasıda geleceğin sağlığı açısından çok şey fark ettirmeyecektir bana göre.
Gün kurtulur mu? kurtulur belkide.
Dün uyuyan halk, bugün uyanacak mı? ve yarın uyanık kalmaya devam mı edecek?
Bu gidişle bence hayır.
Ama tabii popüler gündem bu ise, gösterilen şekliyle ele almalı mıyız?
Alanlar çok elbette ve dahada olacaktır..alınmasıda gerekiyor..
Ben sadece sakıncalı bir tarafını (da) işlemeye çalıştım, şahsınıza bir şey diyemem, olay nereden bakarsan bak facia sonuçta.
Sevgiler.
Vefik Sami
28-03-2014, 14:33
Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu'nun makam odasında yapılan gizli Suriye toplantısının illegal olarak kaydedilmesiyle ilgili soruşturmada çok sayıda uzman görevlendirildi.
Hem MİT'in hem de emniyetin Siber Suçlarla Mücadele birimi teyakkuzda. Soruşturma Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı gözetiminde yürütülüyor.
Öncelikli olarak Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu'nun makam odası böcek taramasından geçirildi. Bakanlığın tüm stratejik birimleri de aranıyor.
Haber (http://www.ntvmsnbc.com/id/25506812)
Yahu bizim memleketi yönetenlerin %99.99'u mongol.
Bu kadar aptallık olurmu bea...
CIA-MOSSAD gibi kuruluşların bizim gibi kendini "bağımsız" zanneden ülkeleri dinlemek için böcük yerleştirmeye ihtiyaçları mı var sanki ?
Çok gelişmiş teknolojileri kullanıyorlar.
Adamları hayâlet uçakları var ki, hava sahamıza girdiklerinden haberimiz bile olmaz.
Ayrıca son derece gelişmiş dinleme-gözetleme cihazları taşıyan uçakları da var.
Bu uçaklar ile uydu bağlantılı olarak her ortamı dinleyebilirler.
Yansımalı sinyal sistemi kullanır, gelen ses sinyalerini deşifre edip yayınlarlar.
Bizimkileee illâ "Böcük" arayacaksa, binalarda değil, ABD'den icâzet alıp iktidar olan ve fakat aslâ muktedir olamayan siyâsilerin vücutlarında arasınlaaaa.
Vefik Sami,
Söylediklerinde haklısın sadece bir ekleme yapmak istiyorum. Evet, dinlemek isteyen böcek ile değil çok daha ileri teknoloji ile dinler. Ama her ne olursa olsun "bizden birisiymiş gibi" de davranmaları gerek. Bunu da "sosyal medya" üzerinden çok ama çok iyi yapıyorlar...
Bu ortam dinlemesinde yerleştirilen böcük dinlemeleri hangi yolla böcüğü yerleştirene gönderiyor?
içeriden bir kişi yapmıştır bu olayı başka açıklaması yok. Dinciler gibi hurafe üretmeye gerek yok.
Bana göre sorgulanmaya ilk önce Hakan fidandan başlanmalı.
Bence ses kayıt cihazıdır. Böcek sabit olur. Cızırtı cıkartmaz.
Ortam dinleme cihazı bireyle hareket ettikçe yada bireyin eli yada bir cisim temasında hışırtı çıkarır.
Bu sebeple, milli güvenlik toplantısındaki olay, yada benzer tapelerde, orada aktif duran biri aracılığı ile yapılmış olabilir.
İçlerinden biri farklı bir oluşuma hizmet ediyorsa, Tayyibi devirmek yada ülkeyi karıştırmak için yapmış olma olasılığını doğurur.
Şüpheci Dinsiz
31-03-2014, 19:49
Bu saatten sonra bir anlamı var mı, bilmiyorum.
karsigazete.com (http://www.karsigazete.com/gundem/17-aralik-ses-kayitlari-gercek-mi-h1466.html)
17 Aralık ses kayıtları gerçek mi?
17 Aralık ses kaydını doğrulayan analiz...
17 Aralık 2013'te başlayan gözaltılarla birlikte, Türkiye sürekli yükselen bir gerginlik sürecine girdi. 17 Aralık'ta başlayan yargı süreci, yargı ve emniyet birimlerinde yapılan değişikliklerle, hükümetin dosyayı kapatmaya çalıştığı şüphelerini doğurdu. Bir süre sonra, dava dosyasındaki ses kayıtları olduğu iddia edilen kayıtlar sosyal medyada yayınlanmaya başlandı.
Bu süreçte çok sayıda ses kaydı sosyal medyaya döküldü. Bunların bir kısmı mahkeme kararı ile hukuki olarak elde edilmiş delillerken, bir diğer kısmının ise öyle olmadığı anlaşılıyor. Hukuki olarak elde edilmiş kayıtlar içinde, kamuoyunda en fazla tartışılanı ise, 17 Aralık günü Başbakan Erdoğan'ın oğlu Bilal Erdoğan ile yaptığı ve Kısıklı'daki evlerinde bulunan 1 Milyar Dolar civarındaki paranın evden çıkarılmasına ilişkin olanıydı.
İktidar kanadı ısrarla bu kaydın gerçek olmadığını ve montaj ile üretildiğini ileri sürdü. Buna karşın muhalefet partileri ve kamuoyunun önemli kısmı, ses kaydında geçen iddiaların gerçekliğini kabul ederek, hükümeti eleştirmeye devam etti.
Bu süreç, ülkemizde hukukun üstünlüğü, yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığı, şeffaf ve hesap verebilir devlet anlayışı, bağımsız medya ve ifade özgürlüğü gibi demokrasinin vazgeçilmez ilkelerinin büyük yara almasına yol açtı.
RAPORU İNDİRMEK İÇİN TIKLAYINIZ (http://www.demokrasidenetcileri.org/wp-content/uploads/2014/03/27-03-2014AFS-Audio-Voice-Analysis-report-Democracy-Auditors-Ins.pdf)
ANALİZ BAĞIMSIZ 'AUDIO FORENSIC SERVICES' TARAFINDAN YAPILDI
Türkiye'nin aydınlık geleceğinin ancak bu prensiplerin yaşatılması ve denetlenmesiyle mümkün olduğuna inanan biz Demokrasi Denetçileri, tartışmalara ışık tutabilmek için yukarıda belirtilen ses kaydını İngiltere'den bağımsız ve tarafsız, alanında uzman Audio Forensic Services Şirketi'ne analiz ettirdik.
Analiz talebimiz iki ses kaydını içermekteydi. Bir tanesi, yukarıda belirttiğimiz ve tartışmalara neden olan Başbakan Erdoğan ile oğlu Bilal Erdoğan arasındaki kamuoyunda "paraları sıfırlama" olarak bilinen kayıttı. Bu kayıttaki sesin kime ait olduğunun kesin olarak belirlenmesi için de, bizzat Başbakan'ın kabul ettiği bir diğer görüşmedeki sesi ile, yani kamuoyunda "Alo Fatih!" olarak bilinen ve Habertürk TV'deki bir altyazıya Fas'tan müdahale edilmesini içeren ses kaydını kullandık.
27 Mart akşamı elimize ulaşan sonuç raporunun İngilizce orijinal metnini aşağıda bulabilirsiniz. Rapora göre, ses kaydında, 17 Aralık günü farklı saatlerde yapılmış telefon görüşmelerinin birleştirilmesi dışında, herhangi bir montaj veya benzeri dijital oynamaya rastlanmamıştır.
RAPORU İNDİRMEK İÇİN TIKLAYINIZ (http://www.demokrasidenetcileri.org/wp-content/uploads/2014/03/27-03-2014AFS-Audio-Voice-Analysis-report-Democracy-Auditors-Ins.pdf)
ANALİZİNDEN ÇIKAN ÖNEMLİ SONUÇLAR
"Paraları Sıfırlama" olarak bilinen kayıttaki seslerin üzerinde montaj vb. herhangi bir dijital oynama olmadığı anlaşılmıştır. "Paraları Sıfırlama" olarak bilinen kayıtta, ses değiştirme, ses birleştirme, ses eksiltme, dışarıdan ses ekleme gibi işlemlere rastlanmadığı teyit edilmiştir.
Kamuoyuna Saygılarımızla,
DEMOKRASİ DENETÇİLERİ DERNEĞİ
Şüpheci Dinsiz
20-11-2014, 01:51
Bir şey değişmeyecek ama tarihe not düşelim.
http://marksist.org/adli-tip-inceledi-yolsuzluk-tapeleri-montaj-degil.html
Adli Tıp inceledi: Yolsuzluk tapeleri montaj değil
17 Aralık’ta başlayan yolsuzluk ve rüşvet operasyonları sonrasında gündeme düşen ses kayıtları üzerinde yapılan inceleme sonucunda, kayıtlarda ekleme ve değiştirme olmadığı açıklandı.
AKP’li eski bakanlar Muammer Güler, Zafer Çağlayan, Egemen Bağış ve Erdoğan Bayraktar’ın karıştığı yolsuzluklar ve bunları ortaya koyan ses kayıtları, Adli Tıp Kurumu (ATK) tarafından incelendi.
ATK Fizik İhtisas Dairesi Ses ve Görüntü İnceleme Şubesi, konuyla ilgili emniyetin tapeye dönüştürdüğü 2593 ayrı ses kaydında inceleme yaptı. 2 bin 483 kaydın çözümünün yapıldığı, 1000 kaydın ise “yabancı dilde olduğundan” dolayı incelenemediği belirtildi.
Cümle ekleme veya çıkartma yok
Adli Fen Bilimleri Uzmanı Fizik İhtisas Dairesi Başkanı Prof. Dr. Bülent Üner, Ses ve Görüntü İnceleme Şube Müdürü Uzman Dr. Timur Kaan Gündüz ile fizik mühendisleri Nurettin Ömür ve Oğuz Kasım Kara’nın imzalarının yer aldığı raporda şunlar belirtildi:
“İnceleme konusu tüm ses kayıtları ile ses kayıtlarına ait tapelerde yapılan karşılaştırma sonucunda; basit imla ve yazım hataları dışında, konuşmanın anlam bütünlüğünü bozacak herhangi bir bulgunun tespit edilemediği. Tespit edilen yazım hatalarının sıklıkla; konuşmaların üst üste binmesi, seslendirilen kelimenin Türkçe dışı kelime olması durumlarında meydana geldiği, bir bütün olarak cümle eklemesi veya cümle çıkartılması sonucu anlam bütünlüğünü bozacak bir değişikliğin tespit edilemediği bildirir kanaat raporudur.”
blackwater
20-11-2014, 11:12
Hiçbir şey değişmez. Neden diye soranlara Cengiz Çandar bugünkü yazısında cevabı vermiş :
Tayyip Erdoğan’ı “Büyük Adam” olarak gören ya da en azından görmek isteyen çok insan var. Uzun yıllar boyu, “dindar” oldukları için dışlanmış hatta horlanmış olma duygusunun tepkiselliğini yaşayan çok sayıda kişi için, aralarından çıkmış ve Türkiye’nin de ötesine geçip, tüm dünyaya dayılanan ve nizamat vermeye kalkışan birisini izlemek, onlara heyecan veriyor.
Wilhelm Reich, bugünün Türkiye’si ile karşılaştırılabilecek, 1930’lardaki benzer görüntüleri “kitlelerin faşizme doğru yol alması” ile açıklıyordu. “Psikoloji“ alanına girilerek, bazı toplum kesimlerinin Tayyip Erdoğan ile ilişkisi, “aşağılık kompleksi” üzerinden de açıklanabilir. Ne olursa olsun, Tayyip Erdoğan’ın yaygın “popülaritesi” inkâr edilemez.
Küçük görülmüş nice insan, o “Büyük Adam” olduğu takdirde sanki onunla birlikte büyüyeceklermiş gibi, “Reis” ile “simbiotik” bir ilişki geliştirmiş durumdalar.
O nedenle, görgüsüzlük ve israf eseri “Ak Saray” bile “Ona yakışır”, “Büyük Adam’ için öyle olmak zorunda” diye savunulabiliyor.
aliyarasfal
20-11-2014, 12:03
Durun bakayım ben doğru anlamış mıyım ülkemizdeki siyasetten halkın anladığını ve siyasetçilerin konumunu?
Yıllarca toplu tecavüze uğrarken(halk) demokrasi adıyla (seçim) kendi tecavüzcülerinin (siyasiler) eline kamçı(otorite) vermekte ve herkese tecavüz edilmesini önemsemeyip vede görmezden gelip, sadece kendi hoşlandığı sapığın tecavüz etmesine sahip çıkıp, diğer tecavüzcülere kızmakta.
Onlarınkini(tecavüzcü dost) sevmiyom, onlarada tecavüz etti amma bana daha çok tecavüz etti.
Bu nedenle banada tecavüz ediyorsun, biliyorum amma sorun değil, sen benim dostumsun, sen de benim için karşılık olarak tecavüze uğramayı rededenlerede ,karşı tecavüzcüleri sevenlerede daha çok tecavüz et demekte.
Amma kendi aidietine zihniyetine uygun saydığı dostunu, tecavüzcüyü seyredip zevk alıp masturbasyon yapmaktanda geri durmamakta. Oysa aynı anda kendinede tecavüz edildiğini ise umursamayıp, dostumdur hem sever hem ... diyerek durumu kabulemekte bahane üretmekte , tipik pavyon kadını pozlarında sadistliği ve mazoşizmi hak sayıp bunada demokrasi demekteyiz mi?
Tecavüzü red edenlerin varlığı ise her dönem, bu tecavüz edilmeyi normal sayan amma kendi dostu olursa kıstasına sıkı sıkı sahip mazoşistlerce yok sayılmakta. Banane seninde tecavüzcü dostun olaydı, sende tecavüzden hoşlansaydın, bak biz zevk alıyoz, rahat ol sende zevk al demeleride ayrı bir boyut.
Var mı başka izahı?
Anladığım budur.
Şimdilik saygımla gittim...
Şüpheci Dinsiz
18-12-2014, 23:32
The Baba 4
Grup Paralleli BABAgonya, TAPEgonya, bıbıcım ve babası.
http://www.youtube.com/watch?v=_JUsKqD48Aw
Şüpheci Dinsiz
24-02-2020, 15:06
Cumhuriyet.com.tr (http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/kilicdaroglunun-avukati-erdoganin-montaj-dedigi-tapelerin-dogrulugu-ispatlandi-1722997)
Kılıçdaroğlu'nun avukatı: Erdoğan'ın montaj dediği tapelerin doğruluğu ispatlandı
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nun avukatı Celal Çelik, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın, Kılıçdaroğlu aleyhinde açtığı tazminat davasında mahkemeye sunduğu ve "sıfırlama tapeleri"nin delil olarak gösterildiği cevap dilekçesi nedeniyle hakim karşısına çıktı. Savunma yapan Çelik, "Benimle ilgili iddia sıfırlama tapelerini dosyaya koymak. Tapeler montaj diyorlar. Bu sıfırlama tapeleri doğru mudur değil midir? Doğruysa ben suç işlemiş olur muyum? Mahkemeniz tarafından bilirkişi tarafından inceletilmesini istiyorum" dedi. Çelik ardından 'sıfırlama tapelerinin' gerçek olduğuna ilişkin bir bilirkişi raporunu mahkemeye sundu.
http://www.cumhuriyet.com.tr/Archive/2020/2/24/132844618-a6d009fe-e918-4a67-8240-1bade8336b68.jpg
Erdoğan, 17-25 Aralık operasyonlarını kastederek "ülkenin her tarafını peşkeş çektiniz" diyen Kılıçdaroğlu'na tazminat davası açtı. Kılıçdaroğlu'nun avukatı Celal Çelik, Ankara 6. Asliye Hukuk Mahkemesi'nde görülen davaya sunduğu cevap dilekçesinde, CHP liderinin sözlerinin dayanağı olan olguları ispatlayacaklarını ve buna ilişkin delil sunacaklarını söyledi. Çelik daha sonra mahkemeye 17-25 Aralık sürecinde ortaya çıkan ve 'FETÖ' tarafından montajlandığı iddia edilen tapeleri delil olarak sundu ve ardından dava açıldı.
http://www.cumhuriyet.com.tr/Archive/2020/2/24/132827863-0da7b881-ef01-4fb3-bfce-5e36818020ed.jpg
Anadolu 6. Ağır Ceza Mahkemesi'nde görülen duruşmaya Celal Çelik avukatları, İstanbul Baro Başkanı Mehmet Durakoğlu, CHP Genel Başkan Yardımcısı Muharrem Erkek, CHP İstanbul İl Başkanı Cana Kaftancıoğolu, CHP milletvekili Ali Şeker, Erdoğan Toprak ve birçok CHP' li siyasetçi katıldı.
'MÜVEKKİLİN HAKLARINI SAVUNMAK SUÇ MU?'
Savunmasını yapan Celal Çelik mahkeme heyetinden iddianameye ilişkin bir açıklama beklediğini belirterek iddianamede suçlarla ilgili bir bağ kurulmadığını söyledi. Çelik şu ifadeleri kullandı:
"Bu davanın savunmayı baskılamaya yönelik olarak olduğunu söylemek istiyorum. Savcı hangi gerekçe ile bu davayı açtı anlamadm. Dünyanın hiçbir yerinde böylesi bir dava açılamaz. Bir avukattan müvekkilini savunmaması beklenemez. Karşı tarafta Erdoğan varsa iyi düşünün ve 'Erdoğan asla ve asla yanılmaz, söylediği herşey doğrudur. Benim müvekkilimin söylediği hiçbirsey doğru değildir. Dava kabul edilsin' demem isteniyor. Erdoğan tarafından bana açılmış iki dava var. Genel başkanımız Erdoğan'a 'seni eleştireceğim' diyor. İktidar partisinin genel başkanını eleştirme hakkına sahip. Erdoğan sıfırlama tapelerinin montaj olduğunu söyledi. Bende müvekkilimin doğru söylediğini ispatlamaya çalıştım. Tapeleri de dosyaya koyduk. Müvekkilimin haklarını savunmak ne zamandan beri suç"dedi.
'TAPELER GERÇEK'
Mahkemeler önünde sıfatların bir önemi olmadığını dile getiren Çelik, "Erdoğan vatandaş olarak beni dava etmiş. 'Cumhurbaşkanına hakaret' maddesi AYM'ye aykırıdır. Benimle ilgili iddia sıfırlama tapelerini dosyaya koymak. Tapeler montaj değil diyorlar. Bu sıfırlama tapeleri doğru mudur değil midir? Doğruysa ben suç işlemiş olur muyum? Mahkemeniz tarafından bilirkişi tarafından alındı incelenmesini istiyorum. Rapor talep ediyorum. İddianamede geçen 7 tape var. Tapelerin gerçek olduğuna dair elimdeki raporu mahkemenize sunuyorum. Bu tapelerin gerçek olduğu sabit" diye konuştu.
Ardından avukatlar söz alarak savunmanın baskı altına alındığını müvekkilleri Çelik' in derhal beraat edilmesi talep ettiler.
'SANIK VE MÜVEKKİLLERİ AYNAYA BAKSIN'
Karşı tarafın avukatı ise söz alarak yaptığı açıklamada, "Sanık savunmadan ziyade şov yapmıştır. Sanık FETÖ' nün 17/25 Aralık' ta yaptığı şeyleri savunmuştur. FETÖ' nün siyasi ayağı için sanık ve müvekkillerinin aynaya bakması lazım. FETÖ' nün ipine sımsıkı sarılmıştır. Sanığın savunmalarının reddini müvekkillerinin taleplerinin reddini talep ediyoruz" dedi.
BİLİRKİŞİ RAPORU TALEBİ REDDEDİLDİ
Savcı bilirkişi raporu alınması yönündeki talebinin reddini talep etti. Mahkeme heyeti Meclis Araştırma Komisyonu'nda 17/25 Aralık olarak bilinen ve o dönemki bakanlarla ilgili süreçte alınan raporda var olduğu bilinen ATK ihtisas kurulu raporunun bu aşamada istenilmesine yer olmadığına karar vererek duruşmayı 24 Nisan' a erteledi. Duruşmanın ardından açıklama yapan Celal Çelik yurdışında uluslararası bir heyetten aldığı 'sıfırlama tapeleri' raporunu dağıttı.
"JAPONYA'DA OLSAYDI ERDOĞAN HARAKİRİ YAPARDI"
Mahkeme çıkışı adliye önünde basın açıklaması yapan Celal Çelik, sıfırlama tapelerinin doğruluğunun ispatladığını belirterek, "Aldığımız bilirkişi raporları Erdoğan'ın tape kayıtlarının tamamının doğru olduğunu söylüyor. Hiçbir biçimde montaj olmadığını ortaya çıkarmış olduk. Eğer Japonya'da olmuş olsaydık Harakiri denen işlem Sayın Recep Tayyip Erdoğan tarafından yerine getirilirdi" dedi.
Gerçekten kendini feshedip sine-i millete gitmeli, emmeli gömmeli aktif bir siyaset yapamayacağı ve konfor alanından uzaklaşmaktan korktuğu için siyaseten artık hiç bir anlamı olmayan bu kaset maset hikayelerine giriyorlar.
Tuz kokalı oluyor bi milyon sene. Bugün Kılıçdaroğlu hala kalkmış bugün şehitler bizim onurumuzdur başımızdadır falan diyor. Ulan kalk desene ölümüne sebep olduğun her Türkiye vatandaşı için, boşa harcadığın her kuruş için senden hesap soracağız diye ve gönder millet vekillerini sokağa ortalığı ayağa kaldırın. Sokakta hükümet yanlılarıyla tartışın, olay çıkarın, anlatın, dinleyin.
Erdoğan ölüm kutsuyor bunlar altında kalmamak için ölülerin başımız üstünde yeri var diyor.
Erdoğan belediyeleri işlemez hala getiriyor, "böyle bir şey olabilir mi yaa?" dışında bir muhalefet yok.
Erdoğan "Bay kemal fetonun allahıdır" diyor, Kılıçdaroğlu "ben değilim kendisidir" diyor.
Ulan virüsler, depremler, çürümüş devletler yüzünden geberip gideceğiz millet kendi boklu donuna zeval gelmesin diye manevra yapıyor.
Bu aymazlıkla, her şeyiyle sandığa endeksli demokrasi kafasıyla bakalım nereye kadar. Seçim olur, bi altı ay da onun şaibelerini konuşuruz. Erdoğan gider Merdoğan gelir, ama bu hayat böyle devam etmez artık. Bıçak kemiği çoktan geçti iliğe ulaştı. Yakında marketler boşalınca, millet aç kalınca muhalefet hala kaset maset muhabbeti yapmanın anlamsızlığını anlayacak. Umalım da iş işten geçmiş olmasın.