Orijinalini görmek için tıklayınız : Et Yemek / Yememek
Merhabalar. İkinci konuma bir soruyla başlamak istiyorum.
Budistler'in çoğu bildiğimiz gibi et yemiyorlar. Çünkü; hiçbir canlıya zarar vermek istemiyorlar. Ve etler hayvanlardan yapıldığı için kendilerini hayvanların yerine koyuyorlar ve düşünüyorlar ki: "Acaba ben hayvan olsam ve insanlar beni yeseler nasıl hissederdim?".
Bu şekilde düşünüp et yemiyorlar.
Bence biraz mantıklı.
Sizler ne düşünüyorsunuz bu konuda arkadaşlar?
Vereceğiniz cevaplar için şimdiden teşekkürler...
doğaya baktığımızda tüm canlılar birbirlerini yiyorlar maalesef.. bizide öldüğümüzde yiyorlar.. dünyanın kuralı böyle. acı ama gerçek... sonra bitkilerinde kendilerine göre bir yaşamları var, onlarıda yemesinler.. sıkıyorsa tabii :)
Bir ara bu konuda kendimce araştırmalar yapmıştım. Bu alanda en aşmış görüş Caynistlerdedir. Caynalar hiçbir şekilde hiçbir hayvani ürün tüketmezler, et, süt, yumurta, peynir, tereyağ ve hatta yün vb. de giymezler. Kök olarak yenen bitkileri de tüketmezler, soğan, sarımsak vb. gibi. Çünkü ilgili bitkinin yaşamını sonlandırmış olursunuz diye düşünürler. Sadece meyve ve kök olmayan sebzeleri yerler. Şiddetin her türlüsünü dışlayan bir felsefeleri vardır (Ahimsa) ki Gandi de pasif direniş fikrini Caynizm'den almıştır.
Ancak şu var ki Caynizm'de bir Tanrı fikri yoktur, Ateist dinlerden sayılır. Tüm bu felsefe insanı büyüleyecek derecede ince ve şiddetten uzak. İnsana güzel ve çekici geliyor ancak bir takım bilimsel gerçekler de var. Yıllar önce yabancı bir forumda, eski bir Cayinist olan, Amerikan vatandaşı ancak sonradan Ateist olmuş biri bu konularda yazıyordu. O da Caynizmin ne kadar güzel bir felsefe olduğundan, güzel bir din olduğundan bahsediyordu. Ancak bu eski Caynist, bu dinin köklerinin çok eski olduğunu ve o devirlerde insanların kimi bilimsel verilerden habersiz olduklarından bahsediyordu. Meselâ diyordu ki, "Vücudumuz her gün binlerce bakteriyi öldürür, temelde bu da Caynizme aykırıdır, ancak o devirlerde bakteriler bilinmiyordu". Aşırı Caynistler, konuşurken sinek vb. yutmamak için ağızlarına örtü örterler. Bu eski Caynist, o devirlerde insanların bildikleri en küçük canlıların sinekler olduğunu söylüyordu ve bu yüzden ağızlarını örttüklerini söylüyordu. Ancak bugün biliyoruz ki bakteriler var, mikroplar var ve vücudumuz her gün binlercesini öldürüyor, diyordu. Yani tüm dinlerin eskide kaldığını vurguluyordu, zaten bu nedene Ateizmi seçmiş olduğunu söylüyordu.
Gelelim et yeme meselesine. İlk hominid atalarımızdan bugüne yani yaklaşık 2 milyon yıldır et yiyoruz. Üstelik ilk öncül atalarımız leş yiyorlardı, pişirme falan da yoktu o devirlerde. Sadece homo sapiens sapiensleri ele alsak 200.000 yıldır et yiyoruz ve etteki proteinin ve özellikle de B12'nin insan gelişimi ve evrimindeki katkısı yadsınamaz. Özetle et yemek zorundayız. Evrimimize aykırı davranamayız. Özellikle beyin gelişiminde etin çok önemli bir yeri vardır, yani bugün 1400 cc beyin hacmine ulaştıysak bunda etin yeri çok büyüktür. Bize en yakın tür olan Bonoboların beyin hacimleri 600 cc'dir (insandan sonraki en büyük beyinli canlılardır) aradaki fark çok büyük ve bunu ete borçluyuz.
Kimileri insanın otobur olduğunu iddia ederler, eti pişirerek yememizi de buna kanıt olarak sunarlar. Etoburlar avlanır ve eti çiğ olarak yer derler vb. İyi de baklagilleri de, sebzeleri de pişirerek yeriz, elbette pişireceğiz :) Bu, atalarımızın hazmı kolaylaştırmak için buldukları etkili bir yöntem. İnsan hepçil (omnivor) bir canlıdır, et de yer, sebze de.
Özetle et yemek zorundayız. Yediğimiz hayvanlar için üzülebiliriz, ben de kurban bayramında falan hayvan kesilirken izleyemem, ama arada et yiyorum. Etin zararlı olduğu da yalandır, her şey gibi etin fazlası zararlıdır, yoksa kararında yendikten sonra etin yararı tartışılamaz. Bizim karşı komşumuzun yazlık komşusu meselâ geçen yaz su zehirlenmesinden öldü. Adam günde 4-5 damacana su içiyormuş. Şimdi kalkıp da bu örnek üzerinden su sağlığa zararlıdır diyebilir miyiz? Günde 2 litreye kadar su zararlı değil aksine yararlıdır. Et de öyle, kararında yenmelidir. Zaten ülkemiz, dünyadaki et tüketimi alanında en gerilerde. Söz gelimi Finlandiya'da yılda kişi başına ortalama 80 kilo et yenirken, bu oran ülkemizde 24 kg. Bakın bakalım Finlandiya'daki kalp ve damar hastalıkları Türkiye'dekinden fazla mı? Değil, ortalama yaşam uzunluğu da bizdekinden hayli fazla.
Ayrıca, hadi biz insanlar et yemedik diyelim, doğadaki etoburlar ve diğer hepçiller (örneğin ayılar) et yemeye devam edecekler :) Yani elin arslanı, ayısı et yerken sorun yok, biz yerken neden sorun olsun :) Doğanın kanunu bu, ceylan otu yer, arslan da ceylanı, yapacak bir şey yok.
Et tüketiminde özen göstermemiz gereken, yenilen hayvanların soyunu tehlikeye atmamak, kesim sırasında hayvanlara mümkün olduğunca acı vermemek ya da en az acıyla kesmek vb. olmalıdır, başka çare yok maalesef.
Veganlar ve vejeteryanlar doğalarına karşı bir eylem içerisindeler ve vücutları bir süre sonra fire vermeye başlıyor, bu nedenle B12 hapları, d vitamini hapları vb. kullanmak zorunda kalıyorlar ki onlar da yeterli olmuyor. Çoğu vegan ve vejeteryan zaman içinde eski yeme sistemine dönüyorlar, dönmek zorunda kalıyorlar. Bu kadar doğa yanlısıysanız size sorarım, doğada B12 hapı içen bir canlı var mıdır? :)
Bu kişileri anlıyorum, ben de bir zamanlar et yeme fikrinden uzaklaşmış biriyim, ama doğamızdan ve gerçeklerden kaçamayız. Yapacak bir şey yok, kararında et tüketmek zorundayız.
Özellikle beyin gelişiminde etin çok önemli bir yeri vardır, yani bugün 1400 cc beyin hacmine ulaştıysak bunda etin yeri çok büyüktür. Bize en yakın tür olan Bonoboların beyin hacimleri 600 cc'dir (insandan sonraki en büyük beyinli canlılardır) aradaki fark çok büyük ve bunu ete borçluyuz.
beyin hacmimizin büyüklüğüne et e borçlu isek.. acep etçil hayvanlar(aslan,kaplan, leopar, akbaba,kartal vs ..) onların beyinleri niçin bize göre büyük veya gelişmiş değiller?
PİŞMİŞ Ete borçluyuz.
İnsanlarda Otobura ait bağırsaklar bulunsa da Et yeme olayı Homo Saphienslere kadar geriye gider. o aralar büyük bir kıtlık baş göstermiş olsa gerek Homosaphiensler et yemeye başlamışlar.
Et yeme ile de i bitmiyor bir de bu etin pişmiş olması gerek çünkü sindirim sistemimiz eti öğütmede çok başarılı değil.
pişmiş etteki çabuk çözülme olayı proteine daha kolay ulaşmamızı sağlamış.
PİŞMİŞ Ete borçluyuz.
İnsanlarda Otobura ait bağırsaklar bulunsa da Et yeme olayı Homo Saphienslere kadar geriye gider. o aralar büyük bir kıtlık baş göstermiş olsa gerek Homosaphiensler et yemeye başlamışlar.
Et yeme ile de i bitmiyor bir de bu etin pişmiş olması gerek çünkü sindirim sistemimiz eti öğütmede çok başarılı değil.
pişmiş etteki çabuk çözülme olayı proteine daha kolay ulaşmamızı sağlamış.
insanlarda görülen birçok hastalığın sebebi(kanser,diyabet vs vs) etleri ve diğer yiyeceklerimizi pişirmemizden kaynaklanıyor veya bu hastalıkların oluşmasına ön hazırlık yapıyormudur acaba?
Soyledikleriniz mantikli.
insanlarda görülen birçok hastalığın sebebi(kanser,diyabet vs vs) etleri ve diğer yiyeceklerimizi pişirmemizden kaynaklanıyor veya bu hastalıkların oluşmasına ön hazırlık yapıyormudur acaba?
Olabilir
GDO, Tarım ilaçları, Kimyasal atıklar, giderek kirlenen dünya, Atık piller, Tarım araçları, Naylon giysiler, vs. bir çok sebep var.
Fakat Eti kanser için çok etkili görmüyorum. Izgara Yağda pişirilmiş et. (yağın çok aşırı derecede kararmasına rağmen tekrar tekrar aynı yağda farklı ürünler kızartmak)
genelde fastfoodlarda yapıyorlar bunları
suda haşlanmış etin kanser yapabileceğini düşünmüyorum yapsa yapsa kurt yapar.
Felâsife
06-04-2014, 20:55
insanlarda görülen birçok hastalığın sebebi(kanser,diyabet vs vs) etleri ve diğer yiyeceklerimizi pişirmemizden kaynaklanıyor veya bu hastalıkların oluşmasına ön hazırlık yapıyormudur acaba?
Sebebi deyince iş değişiyor benim anladığım, zira bu anlamda SU sadece hayatın başlangıcı değil herşeyin başı gibi görünüyor ki hastalıklarında başı su dur bana göre.
Ayrıca sudan bizlerin beslendiği gibi, hastalığa sebep olan minik canlılarında beslenmesi mevzusu var ki hayli karışık bir durum.
Tabii bunlar işin lafı böyle demek yetmiyor, iyice incelemek lazım ama incelemiyoruz maalesef.
Bir arkadaşımız bu konuda gelecekte eczanelerde binlerce ilaç değil, 8-10 gibi az sayıda ilaç olacaktır diyor ki, ilaçların sonuca değil sebebe yöneleceğini anlatırdı.
Tabii buda bir temenni.
Bence pişenlere değilde, pişmeyenlere daha dikkat etmek gerek.
jacson33
16-03-2015, 13:29
irken izleyemem, ama arada et yiyorum. Etin zararlı olduğu da yalandır, her şey gibi etin fazlası zararlıdır, yoksa kararında yendikten sonra etin yararı tartışılamaz. Bizim karşı komşumuzun yazlık komşusu meselâ geçen yaz su zehirlenmesinden öldü. Adam günde 4-5 damacana su içiyormuş. Şimdi kalkıp da bu örnek üzerinden su sağlığa zararlıdır diyebilir miyiz? Günde 2 litreye kadar su zararlı değil aksine yararlıdır. Et de öyle, kararında yenmelidir. Zaten ülkemiz, dünyadaki et tüketimi alanında en gerilerde. Söz gelimi Finlandiya'da yılda kişi başına ortalama 80 kilo et
Sebebi deyince iş değişiyor benim anladığım, zira bu anlamda SU sadece hayatın başlangıcı değil herşeyin başı gibi görünüyor ki hastalıklarında başı su dur bana göre.
Ona bir de hava'yi ekleyebiliriz sevgili Felasife.
Felâsife
16-03-2015, 23:29
Ona bir de hava'yi ekleyebiliriz sevgili Felasife.
Doğrudur, mantıklı olanı dediğin gibi, eyvallah.
Avrupalı bir şirketti galiba havadan su damıtması yapıyormuş diye okumuştum, yada bunun cihazını üretmişti, detayını unuttum.
Sanıyorum biraz pahalı bir yöntem olsada suyu oldukça kaliteli bir suymuş.
Hava, su demişken bu aklıma geldi.
Veganlık, modern toplumun Şımarıklığıdır. Yediği önünde yemediği ardında olan şımarık insanların kapıldığı bir saçmalıktır. Afrika'da açlıktan böcek sinek yiyen toplumlara anlatsanıza veganlığı. Veganlık hem evrimini hem insan türünün hepçil canlı oluşunu inkar eder.
Sigur Ros
17-03-2015, 10:17
Veganlara saldıranları anlamıyorum. Artık biliyoruz ki her hayvanın düşünsel mekanizması var, yani insandan bir farkları yok. Bu durumun farkında olanlara kızıyosun s.ktir et ne olcak diye.Biri çıkıp insan yediğinde de sorun olmasın o zaman. Ne de olsa doğamızda var etçillik di mi ama. Kimi hayvan türleri vardı.Kendi türünü de yiyen tamam dayanak da bulduk. Hani diyorlar ya ama et yiyen hayvanlar da varmış... O durumun farkında değil. Sen farkındasın ama bencilce davranıp umursamıyorsun durumu. Kendi türünden biri öldü mü cinayet oluyor. Diger hayvanlara sıra gelince avcılık. Subjektif bakmayı kessen anlayacaksın ortadaki yanlışı. Keşke vegan olsam. Ama alışmışız ete. Ot da sevmiyorum. Burada bence ara yol hayvanların eğlence amaçlı kullanımını yasaklamak ve gıda üretiminde de acı çekmelerini minimuma indirmek. Köleleştirmişiz üstünlük kurunca diğer hayvanları iyi davranalım bari. Tabi köleliğin kaldırılmasına yeni bir lincoln gelene kadar karşı çıkacak bu durumun ekmegini yiyen güneyli köle sahipleri.
Veganlık, modern toplumun Şımarıklığıdır. Yediği önünde yemediği ardında olan şımarık insanların kapıldığı bir saçmalıktır. Afrika'da açlıktan böcek sinek yiyen toplumlara anlatsanıza veganlığı. Veganlık hem evrimini hem insan türünün hepçil canlı oluşunu inkar eder.
http://www.godlikeproductions.com/sm/lmao.gif
Olmayan Allah akil fikir versin.
İsteyen vegan olabilir ne var bunda?
"Modern toplumun şımarıklığı" falan deyince Etiyopya'daki aç çocuk doymuş mu oluyor?
Tam tersine; et yemeyi reddetmek veya hayatta kalacak kadar yemek yemeye çalışmak, aşırıya kaçmamak, yani mümkün olduğunca tüketim aşırılığından sakınmak gerek ki üreticiler dünyanın kaynaklarını daha az yağmalasın.
Ayı gibi yediğin sürece, yeme kültürünü nicelikten niteliğe evriltmediğin sürece üretici şirketler tüketimi pompalamaya ve obezite gibi acayip hastalıkları dolaylı yollardan yaratmaya devam edecekler.
Avrupa'da bazı laboratuvarların ineklerden alınan kök hücreler üzerine inşa edilmiş suni et çalışmalarını duymuştum. Büyük bakır tanklarda et mayalıyorlardı sanırım[1]. Yakın gelecekte böyle bir şey ürün olarak ortaya çıkar ve yaygınlaşırsa ne mutlu bize.
Eti için yetiştirilen hayvanların hem kendilerine eziyet çektiriliyor, hem de dünya hayvansal metan gazı salınımı dolayısıyla etkileniyor.
1. https://en.wikipedia.org/wiki/In_vitro_meat
Nana Buluku
17-03-2015, 18:32
Veganlara saldıranları anlamıyorum. Artık biliyoruz ki her hayvanın düşünsel mekanizması var, yani insandan bir farkları yok. Bu durumun farkında olanlara kızıyosun s.ktir et ne olcak diye.Biri çıkıp insan yediğinde de sorun olmasın o zaman. Ne de olsa doğamızda var etçillik di mi ama. Kimi hayvan türleri vardı.Kendi türünü de yiyen tamam dayanak da bulduk. Hani diyorlar ya ama et yiyen hayvanlar da varmış... O durumun farkında değil. Sen farkındasın ama bencilce davranıp umursamıyorsun durumu. Kendi türünden biri öldü mü cinayet oluyor. Diger hayvanlara sıra gelince avcılık. Subjektif bakmayı kessen anlayacaksın ortadaki yanlışı. Keşke vegan olsam. Ama alışmışız ete. Ot da sevmiyorum. Burada bence ara yol hayvanların eğlence amaçlı kullanımını yasaklamak ve gıda üretiminde de acı çekmelerini minimuma indirmek. Köleleştirmişiz üstünlük kurunca diğer hayvanları iyi davranalım bari. Tabi köleliğin kaldırılmasına yeni bir lincoln gelene kadar karşı çıkacak bu durumun ekmegini yiyen güneyli köle sahipleri.
Hayvan yemek bencillik değil bence. Bir hayvanın diğer hayvanı yemesiyle insanların bir hayvanı yemesi arasında fark var mı ? Hayvan hangi sebepten yiyiyorsa bizde o sebepten yiyiyoruz.
Hayvanların insanlardan farkı yoksa durumun da farkındadırlar.
Köleliği hayvanlar kendi istediler. Zorla hiç bir hayvanı evcilleştiremezsin. Buna tam olarak kölelik denemez aslında. Doğrusu boyun eğme olacak.
Boyun eğme hayvanların doğaya adaptasyonudur. Fil sürülerini örnek verebiliriz. Fil sürülerinde her zaman bir lider vardır. Genelde yaşlı bir dişi olur. Fillerin nereye gideceğine, ne zaman gideceğine o karar verir. Sürüyü bir arada tutar. Fillerin bir arada bulunması yırtıcılardan korunmasını sağlar. Daha bir çok yararı var. İnsanlarda hayvanların bu özelliğini farkedip hayvanları evcilleştirmişlerdir.
Sigur Ros
17-03-2015, 19:37
Bak yine diyorsun onlar da birbirini yiyor ama diye. O zaman yamyamlık da normal bu bakış açısıyla... Bir kurt vs bir insanı parçalayıp yedi mi isyan ediyoruz. Bu da bir hayvanın başka bir hayvanı yemesi, niye kızıyoruz ki. Bu yüzden diyorum subjektifliği bırakmak lazım bu konuda. Kölelere yıllarca onların doğası bu diye eşya muamelesi yaptılar. Almanya da yahudileri böcek gördükleri için soykırıma uğrattılar. İnsan bu kadar yavşak bir varlık. Yaptığının yanlış olduğunu biliyor ama buna kılıf uydurmaya çalışıyor. Bi onlar bize hizmet etmek için yaratıldı dediler. öğrendik ki hepsinin evrimsel süreci var yani hiçbir hayvan diğerinden değersiz değil. Acı çekmiyor dediler ki halkın çoğu böyle düşünür. Sinir sistemleri olduğunu biliyoruz. Son bahanenizde onlar da birbirini yiyor. Doğa haline döneceksek tamamen dönelim hukuk falan ortadan kalksın.Yok kendimizi medeni görüyosak şöyle saçma argümanları bırakalım.
Şüpheci Dinsiz
17-03-2015, 19:49
"Soyutlama yetisi, anlamlandırma, kavrama sadece insanda var" denmişti forumdaki bazı yorumlarda, sanki kanıtlı bir bilgiymiş gibi. Hayvanlarla çok zaman geçirmiş kişilere göre durum böyle değildir. Hayvanlar da tıpkı bizim gibi yaşamaya hakları olan, düşünen, karar veren canlılardır.
Hayatım boyunca 4 köpek, 2 kedi besledim. Son köpek (Dost) bahçede değil evde, bu sebeple hepsinden çok zaman geçirdim. Eşek kadar ama ben nereye o oraya. Eşimle çalışıyoruz ayağımızın dibinde, yatıyoruz yatağa çıkıp bize yaslanarak uyuyor.
Yemeğiydi, oyunuydu, gezmesiydi, çişiydi, kakasıydı, veterineriydi, ilacıydı, aşısıydı derken yaşamımızın parçası oldu. Bazen insanın yüzüne bakar, çok şey anlatır. Bunları anlatmak zor, yaşamak lazım.
Mahallenin sokak hayvanlarının dedesi oldum. Karda kışta yemek, sıcakta su veriyorum. Bir hayvansever olarak (başka hayvanları da seviyormuyum diye) kendimi de test etme fırsatı buldum. Mesela kışın buğdayla beslediğimiz kumrularımız, serçelerimiz, güvercinlerimiz, saksağanlarımız, kargalarımız var. Şimdilerde ortalıkta bir-iki sokak kedisi var diye yerde besleyemiyorum, pencere pervazına koyuyorum. Bahçeye çıktığımızda ortada kedi varsa Dost zarar vermeden kovalıyor, kuşlar yere iniyor. Dost'la araları iyi. Kedileri ayrıca besliyoruz.
Emeklilik iyice kendisini gösterdi. 2-3 sene içinde güneyde denize yakın bir yere göçüp mütevazi bir çiftlikte yaşamayı umuyorum. Koyun, at, inek, tavuk gibi hayvanlar alıp birlikte yaşayacağız. Elbette ecelleriyle ölecekler.
Çiftlik alanı geniş olursa onları kendi ektiğimle rahatlıkla beslerim diye hayallerim var. Bu konuda bazı araştırmalar yaptım bile. Maliyeti düşük, verimi yüksek yöntemler var.
Bazen Dost'a dikkatle bakıyorum, "ağzı var dili yok" diyorum. Acaba bizden memnun mu diye kaygılanıyorum. Ne olsa özgürlüğünü kısıtlamış durumdayız.
Bir kaç ay önce Dost baba oldu. Aynı cins bir dişiden birbirinden sevimli 8 tane yavruları oldu. Anne, doğumda 1 ay kadar bizde kaldı, 1 ay torun sevdik. Annenin bize sevgisini, teşekkürlerini anlatamam, yaşamak lazım.
Köpek yerine kuzu, keçi, inek, at, eşek besleseydim farklı hissetmezdim, ki umarım bunu deneyimleme şansım olacak. Her hayvan zeki, her hayvan akıllı, her hayvanda sevgi var. Anneannemin köyde bir ineği vardı, o da Dost gibiydi, peşinden ayrılmazdı. Sabana koşulacağında kendi girerdi altına. Sağılacağı zaman her neredeyse çıkar gelirdi anneannemin taburesinin önüne. Anneannem basbayağı konuşurdu onunla, o da dinlerdi. İlk köye gittiğimizde beni sarılıp öperken "bu benim torunum" demişti, o da beni yalamıştı. Yaşım 5-6 falandı herhalde, beni hiç korkutmamıştı. Dedemin eşeği vardı, beni bindirince yavaş yavaş sarsmadan yürürdü düşmeyeyim diye. Bir de karabaş cinsi köpekleri vardı, döndüğümüz güne kadar yanımdan hiç ayrılmamıştı. Köyde ırmağa kadar yürüyeyim demiştim, önüme geçip engel olmuştu. Anneannem ve dedem beni seviyor diye o hayvancıklar da beni sevmiş, kendilerince korumuşlardı.
--/--
Et üretme araştırmalarını sonuna kadar destekliyorum. Umarım bunun başarıldığını görmeden ölmem.
Sevgiler
Felâsife
18-03-2015, 02:09
Et yiyende canlı yiyor!
Ot yiyende canlı yiyor!
Bunu bu kadar, birbirinden ayırıp bir fazilet meselesine düşürmemek gerekir bence, hatta içtiğimiz su, tuvalete döktüğümüz, banyo yaptığımız su bile canlıyken.
Tabi ben olayın birde ruhu yönünden bakıyorum ki su bile benim için iki kere canlı, sadece diğer et, ot değil...
Çaydanlığı ocağa koyduğumda biliyorum ki o suyu öldüreceğim, diğer yandan bu su ile belkide pek çok canlı hayat bulacakken, ben onları şimdiden engellemiş olacağım ki bunun bilincindeyim.
Neticede ne yaparsak yapalım bir yerlere istesekte, istemesekte zarar veriyoruz, sistem böyle kurulmuş, bunun ne kadar bilincideyiz bence bunu irdelemeliyiz.
Yoksa et yemişiz, ot yemişiz, ya da hepsini geçip kimyasal ile beslenmişiz, neticede buda doğadan geliyor ve gene oraya gidecek, bizim gerçeğimizi çok değiştirmeyecek.
Diğer yandan doğa da kendini hırpalamayı seviyor gibi, depremler, yangınlar, seller, volkanlar derken, sürekli bir bitiş ve başlangıç döngüsünde, biz bir şeyler yapsakta böyle, yapmasakta böyle, adeta kendi kendini deniyor veya test yapıyor gibi bilemiyorum.
Bildiğim bu kadar insanların çoğalması bile normal değil, sanki ne kadar dolacak gibi habire doluyorda doluyor.
Hasılı tercihler üstünlüğümüz olmamalı, zira işin içine üstünlük girince, kimsenin kimseden farkı kalmaz.
Ben bazen bu hormondur, gdodur filan gibi suni yiyecek meselesine düşününce, devletler buna izin vermeseler insanlar ne yiyecek diye düşünüyorum.
Kaldıki onu bile doğanın bir yönü olarak düşünüyorum, neticede hava su, toprak, tohum, derken ortaya çıkan şey, gene doğadan oluyor.
Bilim bu noktada sınırları zorluyor, tadı tuzu pek olmuyor elbet ama olması gerekeni yapıyor, hasılı yapay et iyi fikir.
Her şeyi yiyen bizler, onuda yeriz. :D
İskender diye birşey varken bu konu açılmamalı
"ictenlik"
23-01-2019, 13:04
https://www.dailymotion.com/video/x6gdjv5
Belgeselin içerdiği kolesterol kavramını sevmedim ve bu tartışmalı ancak video da 3:20 - 7:30 aralığında bir parça ete eşdeğer besin içeren bir alternatif gıda çeşitlemesini örneklemeyi deniyorlar. Böyle bakıldığında enteresan...
Karanlıktan aydınlığa
23-01-2019, 14:34
Etin Zararları
'' İnsan yiyeceği üzerine kapsamlı araştırmalar yapan birçok doktor etin insan bedeni için gerekli olmadığına, aksine öldürücü nice hastalığın müsebbibi olduğuna inanmaktadır. Bu hastalıkların tedavisi için etten uzak durulması yeterlidir. Gut, ishal, romatizma, kanser, verem, apandisit vs hastalıklar özellikle et tüketimiyle ortaya çıkar. İnsan için kaçınılmaz ve yararlı olduğu sanılan bu besinin yiyeceklerin en yararsızı olduğu ve bedendeki hücreleri öldürdüğü kanıtlanmıştır. Kasapların insanlık onurunu ayaklar altına alan kesim işine göz yumsak bile hayvanlar bu yolla intikam alırlar.
Özgürce yaşayan hayvanların hastalandıkları az görülmüştür. Onlarda çürük diş yoktur. Ama insanın evcilleştirdiği, yani kendisi gibi soyunu bozduğu hayvanlarda çürük diş vardır. İlk insanların çeneleri, dişlerinin çok işlemiş olduğunu ama çürük bulunmadığını göstermektedir. Bu da besinlerinin oldukça basit ama sert olduğuna, kuru meyve ve bitki tanesi gibi çok çiğnenmesi gerektiğine, ancak besinlerin sağlıklı ve doğal olduğuna delalet etmektedir.
Bodvan bu konuda şöyle der: "Mağara insanını etobur olarak gösterenlerin görüşlerini kabul etmemek gerekir. Onlar besinlerini özellikle bitkilerden sağlıyorlarmış."Et erken yaşlanmaya neden olur. Çünkü et insan bedenin den olağanüstü çalışma bekler. Üstelik içindeki zehirin bir kısmını bedende bırakır. Bu zehir zamanla vücutta her türlü hastalığı doğuracak ortamı hazırlar.
Dr. Oldfild şöyle yazar: "Bugün bilim, insanın etobur hayvanlardan olmadığını, aksine meyve yiyen canlı olduğunu kanıtlamıştır. Kimyasal işlemlerle ortaya çıkmıştır ki bitkilerin insan bedeni için gereken maddeleri bulundurduğunu kimse inkâr edemez. Et doğal bir yiyecek değildir ve yeni uygarlıkta tüketildiği şekliyle bedensel işlevlerde kargaşaya yol açar. Et, insana kolayca geçebilen ve kanser, verem, ateş, bağırsak kurtlanması gibi korkunç hastalıklara neden olan çok fazla mikroskopik canlı ihtiva eder. Aynı şekilde et yeme alışkanlığının insanların yüzde doksan dokuzunda görülen hastalıklara yol açtığına şaşılmamalıdır."
Dr. Bonjuy kendi üzerinde yaptığı deneylerden sonra görüşünü şöyle açıklar: "On beş yıl önce bende bir çıban çıkmıştı. Buna karşı eczacılıkta kullanılan zehirleri boşu boşuna kullanıyordum. İyot, ava, brom, arsenik ve bunların bileşiklerini çok kullandımsa da hastalık kökünden kazınmadı. Mikrop sürekli çoğalıyor, hastalık, mikrop ve ilaçlardan dolayı hep kuvvetten düşüyordum. Umutsuzluk içinde değişik yiyecekleri denedim ve vejetaryenlik sayesinde çabucak iyileşmeme çok şaşırdım. Bu en etkili ilaçtı. Çünkü ilaçlan kullanmadığım zaman etkisini gösteriyor ve et yer yemez hastalık nüksediyordu."
Et kuvvet verici bir gıda değildir ve sanıldığı gibi kasları kuvvetlendirmez. Et yer yemez bir kuvvet hissedilse de bu yapay bir heyecanlanmadan ileri gelir. Sinirleri harekete geçiren alkol kadar tehlikelidir. Halk inancının aksine et, bedeni zehirleyen bir maddedir. Bağırsaklarda bozularak türlü mikroplar üretir. Hemen hemen sindirim sistemi ile ilgili tüm hastalıklar etin bozulması ile bağlantılıdır.
Dr. Gaston Dorvil der ki: "Tıbbi deneyler etin zararlarını tamamen kanıtlamıştır. Hemen hemen sindirim organlarındaki hastalıkların yegâne müsebbibi ettir. Hazımsızlık, bağırsak iltihabı ve apandisite yol açtığı gibi tifüsün gelişmesine yardım eder. Verem ve kanser parazitlerini güçlendirir. Karaciğer ve
bağırsak hastalıkları ile veremde et perhizi yapmak hastalığın geçmesinin en önemli şartıdır."
Alkol ve et tüketimi birbiriyle iç içedir. Dr. Huşyar, "Vejetaryenlik taraftan olmak alkol alışkanlığı ile mücadele etmekle aynıdır. Bu, günümüz dünyası için bir afettir" demiştir.
Şimdi de bazı doktorların etoburluk hakkındaki düşüncelerini kısaca açıklayalım:
Dr. Ceyms, "İnsanın sinir sistemini et kadar anormal bir şekilde tahrik eden bir yiyecek bilmiyorum" der.
Dr. Paskul, "Aldanmayalım. Et daha çok uyarıcıdır. Besleyici olmadığı gibi zehirlidir de" der.
Dr. Lö Gran, "Şunu bilmeliyiz ki, ölü eti ancak bir murdardır ve etoburluk yoluyla ve isteyerek bir miktar toksini bedenimize sokuyoruz" der.
Dr. Viktor Puşe, "Vejetaryen birinin hiçbir zaman apandisit olmayacağından ve et yemenin buna yol açacağından emin olabiliriz" demiştir.
Dr. Papus, "Çiftçiler her gün et yemeye başladıklarından beri gut hastalıklarının sayısı arttı ve aynı şekilde şehirliler bir tabak mercimek yemeği ve güzel bir çorba yerine patatesli biftek yemeye başladıktan sonra mide rahatsızlıkları ve romatizma çoğaldı" der.
Dr. Dak, "Ne kadar sade yaşarsak hastalıklara ve mikroplara karşı direncimiz o kadar artacak, aynı şekilde organlarımız daha iyi çalışacaktır" der.
Profesör Buşar görüşlerini, "Et yiyenlerin dilleri kirlidir,nefesleri kokar, dışkıları pis ve düzensizdir. Aynı zamanda mide ve bağırsak rahatsızlıkları, cilt yaraları, baş ağrısı, romatizma, aşırı derecede şişmanlık ve zayıflık onlarda görülür" şeklinde açıklar.
Çoğu zaman, satışa çıkarılan hayvanlar canlı hastalar topluluğudur. Bunlar doğal olarak ölmedikleri sürece, kesim zamanına kadar da öyle kalırlar ve hastalıkları kolayca kaparlar.
İki soyun aynı iklimde farklı besinlerle yaşadığı yerlerde et yiyenlerin kansere yakalandığı, oysa vejetaryenlerin bu hastalıktan uzak kaldıkları görülür. Hindistan'da vejetaryen insanlar
arasında kanser nadir görülür, ama et yiyenler sürekli bu hastalığa yakalanırlar. Mısır'da şehirli Kiptiler et yer; fellahlar vejetaryendir. İrlanda'da güneydoğu halkı vejetaryenken, Ulster halkı İngilizlerin yiyeceğini yer ve kanser yaygındır onlarda.Yiyeceklerindeki bu kuraldışılık yüzünden ağır kayıplar verirler.
Çok et yiyen ülkelerle İngiltere'de kanser kurbanlarının sayısı milyonları aşmıştır ve doktorlara göre bu durum et ve bozuk yiyeceklerden kaynaklanmaktadır.
İngiliz doktor Robert Bel der ki: "Çiğ sebze ve meyvelerle buna eklenen cevizden oluşan bir besinin ne kadar önemli olduğuna öylesine inandım ki, yiyeceklerimiz arasında çiğ sebze ve meyve miktarının mümkün olduğu kadar arttırılması halinde çok kısa bir sürede kanserden geriye sadece tarihi bir anı kalacağını söylemekte kuşkuya düşmem."
Dr. C. Blak da şöyle yazar: "Meyve, tahıl ve sebzelerle kanser hastalarının tümünü ya da önemli bir kısmını hastalığın acı ve ızdırabından kurtarmak mümkündür. Ben bu yiyecekleri birçok kez denedim. Bu tarz besini ortaya çıkardıktan sonra mutluluk verici bir tablo ile karşılaştım. "Rahatsızlıkların önüne geçmek için en iyi yöntem az yemek ve özellikle bitkisel kökenli besinlerle perhiz yapmaktır.Açık hava, spor, banyo ve huzur insanı daima sağlıklı, zinde ve iyimser yapar.
İnsan yapay ve uydurma yiyeceklerle sağlığını yitirerek bedensel olarak çökmeye başlar. Kısa zamanda türlü hastalıkların tohumlan gelişme gösterir, beden fizyolojik yönden uyumunu yitirir. Yaban hayvanının güzelliği ile evcil hayvanın çirkinliğine ise, şehirli uygar insan ile doğanın kucağında yaşayan köylü insan arasındaki oran da o ölçüdedir. Bazı kişiler görürsünüz.Küp gibi şişmişlerdir. Yüzlerinden kan damlar. Gözlerinin çevresinde mor halkalar oluşmuştur. Başları kel, karınları sarkmıştır ve yürüyemezler. Terlerler ve nefes nefesedirler. Ya da kansızlıktan yüzlerinde renk yoktur ve mezar kaçkını gibidirler. Eski zamanlarda insanlar gösterişsiz köy hayatı sürdürürlerdi. Uğraşır, didinirler, açık havada soluk alıp verirler, güne sin doğusuyla kalkar, gurup vakti yatarlardı. Göğüs hastalıkları yoktu. Tuhaf tuhaf ilaçlar kullanmaz en iyi şekilde yaşarlardı.Kadın, erkek bir arada, çıplak ayakla çiftçilik yaparlardı. Onların çocukları da sağlıklı, zinde ve mutluydu. Yaban hayvanlarının nasıl mamaya ihtiyaçları yoksa onların da yoktu.''
iddia büyük.
"ictenlik"
23-01-2019, 22:13
Yukarıdaki içeriğe sadece gülüyoruz. Eskiden biz de kanardık...
Modern dünyanın bilgi-si dahil diğer imkanları, modern teknolojinin besin ayrıştırmaları ve üretimleri, sınıflamaları vb. olmadan vahşi doğa da ot yiyerek yaşamaktan mı sözediyoruz...??
Sadece şunu diyoruz artık..
Doğa da hiç bir otta bunda protein var ya da bunda B12 var ya da bu zehirli ve bu işe yaramaz yazmıyor.
Doğadan sınırlı sebze tohumu toplayabilirsiniz. Meyveler oldukça şeker ve fruktoz doludur işin aslı en ile yarar yerleri de saf çekirdekleridir ve yağlık tohumlarıdır..
Düşünmeye ve tersini de araştırmaya davet ediyoruz...
Sebze ye meyve propagandalarını artık ya falzacıl iyiniyet ve saflık ya da diğer anlamda bir uyuşturma ya da manipülasyon olarak aldığımız kesin..
İnsan oldukça hepçildir. Et yemezsek yaşayamayız ya da silinip/yokolup gideriz...
Doğumdan ölüme vegan ya da en az 3 nesil vegan insan yavrusu göstersinler.
Doğada yaşayan vegan olan insan toplumu kabile göstersinler şeylerinden bilim uydurmasınlar, icad etmesinler..
İnsana göre artık köpek bile hepçil otçul
O kadar bilimse ya da bilimsel ölçmeye güveniyorlarsa ve inanıyorlarsa bunları anlatanlarla beraber vahşi doğaya çıkalım ben saf etçil onlarda saf otçul beslensin... bir kaç yıl sonra oturup bilim yapalım , sonuçları gözden geçirelim ve konuşalım..
Ben bilim adına gönüllüyüm...
Bunu da gerçekten gönüllü olarak söylüyor ve imzalıyorum. Yani böyle bir daveti asla geri çevirmem..Hem dediğime güvenden hem meydan okuma...
https://evrimagaci.org/insan-turu-otcul-mudur-783
http://filoji.com/1-yil-boyunca-sadece-et-yiyen-arastirmacilarin-vucutlarinda-meydana-gelen-sasirtan-degisimler/
Felâsife
24-01-2019, 00:45
Etin Zararları
'' İnsan yiyeceği üzerine kapsamlı araştırmalar yapan birçok doktor etin insan bedeni için gerekli olmadığına, aksine öldürücü nice hastalığın müsebbibi olduğuna inanmaktadır.
Bu tip dr.lar her şeye inanır ama bir tek evrime inanmaz, çünkü onda doğru şeyler var, bu da işlerine gelmiyor tabii.
Yıldıztozu
24-01-2019, 13:16
Et yemenin en büyük zararı: Eti yenilen canlıya verilen zarar.
Onun dışında et yemenin insan sağlığına verdiği her türlü zarar ufak çapta önemsiz sayılır.
''Zarar'' anlamı insan merkezli düşünülemez.
Leonardo
24-01-2019, 18:35
Kendi açıklamam:
- Yaş ile alakalı.
Genç ve sporcu insanın bünyesi ile orta yaşlı daha hareketsiz insanın bünyesi bir değil. Belli bir yaştan sonra zaten kendi kendine azaltıyorsun. Beyaz ete filan geçiyorsun. Şekeri filan da azaltıyorsun.
Mesela birin kilo sorunu varsa, bu kişi vejetaryenliğe geçmeyi deneyebilir.
Sebzeli tahıllı besinler vücudu daha az yorarak aslında daha çok enerji sağlarlar. Spor yapma isteğini filan da bu şekilde arttırmak mümkün. Yağlı / sağlıksız yiyecekler vücuda sağladıkları enerjiden daha fazlasını tüketirler. Bunun bir de kolesterolü, organ yağlanması filan da var.
/Gelişme çağında sağlıksız yiyecekeler iyi tolere edilir, çünkü o yaştaki insan zaten çok hareketlidir + vücut büyüme evresindedir. Yani ne versen vücut onu kullanır. Sonra, Üniversite'de filan, yavaş yavaş daha sağlıklı şeylere ilgi duymak daha mantıklı.