PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Dil tanrısı


knowledgetowisdom
05-05-2014, 23:31
...Mrdragon adlı üyeyi okuyanlar onun bu argümanını da bilir....

Kendisiyle hiç ayetlere girmeden sadece bu argümanı burada tartışmak istiyorum.

Ona göre bir yaratıcı yok; dolayısı ile ortada bir mesaj yok.. Dolayısı ile insan sözü olan mesajları insanlar eğip bükerek kendi dil tanrılarını oluşturuyorlar...

Bu konuda sıkıntı yok.. Bir yaratıcı yopk dedikten sonra zaten cümlenin geri kalanını tartışmak abes... Yaratıcı var mı yok mu konusu tartışılmalı bu noktada...

Ancak kendisi "bir yaratıcı olsa bile" cümlesini de kuruyor arasıra..

İşte o zaman "dil tanrısı " argümanı işi oldukça karışıklaştırıyor.

Bir yaratcı varsa ve insanlara bir mesaj ilettiyse....

Burada keseyim.. Mrdragon hatalı anladıysam "diltanrısı" argümanını burada özetleyiversin...

Ayetlere girmeden...

mrdragon
06-05-2014, 00:20
Bana göre bir yaratıcı yoktur dediğimi hatırlamıyorum. Olsaydı senin diline gebe kalmayacağını, kaldıkça cüceleşeceğini söyleyebilirim.

Bir yaratıcı vardır da demiyorum. Olasılıklar üzerinden hareket ettiğimde, kesin var ya da yok deme şansına sahip olmadığımı düşünüyorum. İbrenin hangi yöne daha yakın olduğu önemli değil.

Bir yaratıcı yoksa; hali ile dilinizden dökülenler sadece size ait düşünceler olacak ve dilinizde bir tanrı tasarlamış olacaksınız.

Bir yaratıcı varsa; Fark etmez, onun yerine konuştuğunuz sürece o dilinizde tasarlanan size özel işleyen olduğundan farklılaşmış dilinize köle bir tanrı olarak bize yansıtılacak. Siz ne derseniz sizin kafanızda tanrı öyle şekillenecek ve bunu karşınızdaki insanlara yine aynı dil aracılığı ile aktarıp duracaksınız. Hayalinize ortak olmaları mümkün olmasa da...

Aynı aşamada bu kadar mutlak güç belirlediğiniz ve insanları önemser gibi kitap yazdırttığınız, hatta tarih içinde türlü türlü durumlarda olaylara müdahale ettirdiğiniz zaman, gününüzde hangi olay yaşanırsa yaşansın, ne felaketler ve ne imansızlar dile gelirse gelsin, tanrı asla dil bulamayacak.

Onun dilsiz kaldığı yerde sizler hiddetlenip, dilinizden tanrı yerine kelimeler dökeceksiniz.

Bir tanrı varsa ve bu tanrı gerçekten de kitap yazarı olup sadece kuran'ı korumayı başarıp diğer kaynaklarda saçmalamışsa;

Bu aşamada siz o ayetlerin içeriğini kendinizce yorumlayıp paylaştığınız sürece, söyledikleriniz tanrının değil, doğrudan sizin hayali tanrınızın düşünceleri olacak ve yine tanrı sizin dilinizin kölesi konumuna gelecek.

Burada gerçekten kuran tanrı sözüdür diye düşünen biri adına, sadece ayetin verilmesi en doğru olanıdır. Genelde tanrıdan daha iyi açıklama yapacaklarını düşünen yeni nesil müslümanlara özel gönderme oluyor benimkisi,

Bu aşamada şayet Muhammed tanrıdan aldığı sözler ile hiç oynamadan doğrudan aktarım yapıyorsa, orada Muhammed'in dili sadece kendisine has bir ayrıcalık barındırabilir. (Yine de tanrının bir insan dilinden dökülmeye muhtaç olmasına mecazi anlamda gönderme yaparak dil tanrısı denilmesinde bir sakınca olmuyor. Sonuç itibari ile kitap daha önceki etkileşimlerinde de insan diline ihtiyaç duyduğunu gösterir. Hatta peygamberlerden birinin hitabeti iyi değil diye kardeşini de göreve çağıran abes bir tanrı tasarlanmıştır.)

Vahiy aldığını dillendirenlere ayrıcalık tanısakta, sizler vahiy almadan kendinizce ayetleri ve içsel dünyanızdaki sesleri yorumlayarak dilinizden tanrı tanıtım moduna geçerseniz, o da size ait bir dil tanrısı olmaktan öteye geçemez. Bu aşamadan sıyrılmanız adına Vahiy almanız şart olur. Vahiy aldığınızı düşünürsenizde size tavsiyem dillendireceğiniz yeri iyi seçin. Kabe gibi tanrı için özel mekanda dillendirirseniz adamın kellesini almaları için kronometre tutmamız gerekir.

Size daha basite indirgeyeyim. Ben oturup Mahallenin Necati abisi dururken onun yerine size onu anlatmaya soyunursam, anlattığım aslında necati abi olmaz. Benim kendi içimde yaşattığım ve inandığım bana has necati olur.

Ben Necati abi yanımdayken, beni duyarken ve görürken onu başkasına anlatırsam, hata yaptığımda orada devreye Necati abi girebilir.

Oysa dinsel içerikli anlatılarda, tanrıyı nereye koyarsanız koyun, onu nasıl düşlerseniz düşleyin, (küçük bir çocuğun oyuncak ayısında tanrıyı araması gibi) ona ister önlük giydirin, dilerseniz ayetlerini büküp kafanıza göre 60 takla attırın, asla tanrının dile gelmediğini tarih boyunca gözlemlemiş ve yaşantınız boyunca da biliyor olacaksınız.

Benim savunduğum da budur. Tanrının dilsizliğinden aldığınız güç, kafanıza göre dil tanrılarınızı dökmenize büyük fırsat oluşturuyor. Tanrı yerine siz hiddetleniyor, tanrı yerine siz aşka gelip sözleri diziyorsunuz. Onun dilekçiliği değil de, sizin istek ve dilekleriniz dilinizden hayat buluyor..

knowledgetowisdom
06-05-2014, 00:46
bir yaratıcı varsa..

bu dünyayı ve insanları imtihan için yarattıysa...

(bu tabi bazılarına saçma gelebilir onu şimdi tartışmayalım)

ve insanlara bir mesaj gönderdiyse ki bu bir tek cümle de olabilir:

mesela:

"yalan söylemeyin: dürüst olun" dedi...

Bunu nasıl yapacak

1-) gökte bir yazılı levha inebilir üzerinde insanlar anlasın diye o toplumlardan birisinin dilinde yazacak bu yazı

2-) bir insan aracılığı ile olabilir..

3-) karpuzu kesersin çekirdeklerin diziliminde yazılmış olabilir..


değişmiyor.. illa ki mevcut dillerden birisi veya hepsi ile verecek mesajını...

insanlar ve onların anlayacağı şekilde....

bir yaratıcı varsa bir mesaj göndermesi ve bu şekilde göndermesi bence mantıklı....

önce bunda bir anlaşalım anlaşamazsak ilerlemeyelim yoksa laflar birbirine karışıyor...

aynı fikirde olmak zorunda değiliz ama en azından neye karşıyız neyde zıtlaşıyoruz bilelim net olarak da "dil tanrısı" na kurban gitmeyelim...

evrensel-insan
06-05-2014, 01:06
bir yaratıcı varsa..

bu dünyayı ve insanları imtihan için yarattıysa...

(bu tabi bazılarına saçma gelebilir onu şimdi tartışmayalım)

ve insanlara bir mesaj gönderdiyse ki bu bir tek cümle de olabilir:

mesela:

"yalan söylemeyin: dürüst olun" dedi...

Bunu nasıl yapacak

1-) gökte bir yazılı levha inebilir üzerinde insanlar anlasın diye o toplumlardan birisinin dilinde yazacak bu yazı

2-) bir insan aracılığı ile olabilir..

3-) karpuzu kesersin çekirdeklerin diziliminde yazılmış olabilir..


değişmiyor.. illa ki mevcut dillerden birisi veya hepsi ile verecek mesajını...

insanlar ve onların anlayacağı şekilde....

bir yaratıcı varsa bir mesaj göndermesi ve bu şekilde göndermesi bence mantıklı....

önce bunda bir anlaşalım anlaşamazsak ilerlemeyelim yoksa laflar birbirine karışıyor...

aynı fikirde olmak zorunda değiliz ama en azından neye karşıyız neyde zıtlaşıyoruz bilelim net olarak da "dil tanrısı" na kurban gitmeyelim...

Bir sey demesi, neden gerekiyor. Hani kullarini o yasatmiyor mu, o dusundurtmuyor mu, o konusturmuyor mu?

O zaman soze ne gerek var?

Ayni kukla gibi elinde olan ipleri ile oynatir, oyle degil mi?

knowledgetowisdom
06-05-2014, 01:11
Bir sey demesi, neden gerekiyor. Hani kullarini o yasatmiyor mu, o dusundurtmuyor mu, o konusturmuyor mu?

O zaman soze ne gerek var?

Ayni kukla gibi elinde olan ipleri ile oynatir, oyle degil mi?

Hayır öyle değil ama şu an bunlara girersek konu sapar....

evrensel-insan
06-05-2014, 01:14
Hayır öyle değil ama şu an bunlara girersek konu sapar....

Nasil oyle degil ve konu neden sapsin?

Yani kulun Allah'inin karsisinda kendi secim hakki mi var?

Ozaman bu "alin yazisina/kadere" ters degil mi?

mrdragon
06-05-2014, 01:19
Orada nasıl anlaşabiliriz ki?

Yani 1400 yıl öncesine git, insana mesaj vermek için Muhammed'in büyümesini bekle, sonra onun dilinden dökül 23 yıl bekle,

Nice savaş geçir, asırlar geçsin farklı topraklara bas, bu aşamada nice insan o mesajı alamadan ölüp gitsin. Arapça denilen bir dile gebe kal, kılıçlar ile belli bir süre kan dökmek zorunda kal dur.

İhtiyaçsız tanrının imtihan merakına girmemeniz iyi olmuş dünya da bu tarz imtihan yapan adama istisnasız herkes deli ve paranoyak der denemesi bedava. Heleki, bir adamın çocuğunun geleceğini belirleyecek sınavsa...


Bakın biz teknolojiyi geliştirdiğimiz için, geniş kitlelere seslenmenin yollarını bulabiliyoruz da, bunu bulamayan tanrı ise bence orada oturup iyice düşünmeniz gerekir.

Muhammed mesela eşlerinin derdine düşüp orada tanrının sözü diye kendi dilinden eşlerini hizaya çekerken şayet;

Uganda da adamın kafasını zevk için koparmayı adetten sayanlar cıbıldak dolaşıp türlü ilkelliklere imza atıyorsa, tanrı mesaj sistemini yeniden gözden geçirmeli derim. Arada fazla mesafe de yok biliyor musunuz? Tanrı mesajı iletmek adına, Muhammed'in vefatını, Ridde savaşları ile arabistanda kan dökülmesini, sonra araplar birbirini yemesin diye tevbe suresinin hükmü ile afrikaya sefere çıkmasını beklemiş.

Tabi bu seferde de, balta girmemiş ormanlardaki kabileleler nasip almamış hali ile araplar hangi beldeden geçmişse orası tanrının nimetlerinden yararlanmış!


Tanrının mesaj gönderme istemi de gariptir. Yaratıcıların en güzeli sıfatını verdiğiniz zaman tanrı mantıken istediği gibi yaratmış olandır. Oturup tahtına led tv izler gibi aynı kanala saplanıp arada sürekli bir insanı seçip söz söylemesinde mantık bulmam için şu anda hıdrellez diye türlü dilekler dizen insan kafasına bürünmem gerekir. (kurana göre de abes durum da ama inanç işte azizim)

1) Gökten yazılı levhalar indirirse, rivayete göre 10 emir diyelim, o levhaları korumayı bilirdi şayet derdi tüm insanlık olsaydı derim.


2) Bir insan aracılığı ile uyarı vermek istiyorsa, bunun inandırıcılığının ne derece düşük olacağını, yarattığı insan yapısından bilebilirdi ama hikayeye göre şeytan insanı tanrıdan daha iyi tanıyor. Hali ile olabilecek en abes yöntem, insan bilgisi dışındaki bir varlığı, onların arasında yaşayan birinin dilinden durduk yerde uzun bir süre sonra zamana gebe dillendirmektir.


1-2 için genel mantık, derdi tüm insanlığı uyarmak olan bir tanrı, her ülkeye, her topluluğa gerçektende kendi dilinde seslenebilecek çözüm üretebilecek seviyede olurdu. Bu aşamada sevgili tanrı evrensel değil bölgesel işler ve sadece uyarmak istediği toplumu uyaran konumuna düşer. (kuranda aksini söylemiyor aslında, en azından burada kuran neden arapça geldiğini iyi izah etmiş.)

3) evrensel kanunlarda açığa çıkartacağınız tanrılar, dışsaldır sizin bilgileriniz dahilinde hayat bulmazlar. Sadece bir ya da daha fazla yaratıcının tasarısı olduğu fikrine kapılırsınız.

Bu aşamada da, evren ve kanunlarını tasarlayanların işçiliğine hayran kalırsanız, aynı tanrıyı insan diline-zamana-arapçaya ve hepsinden kötüsü bir kitabın sayfalarına mahkum ederek müthiş bir çelişkiye imza atarsınız.

Ben demekteyim dilerseniz araştırın, evrene bakarak tanrı olmalı diyen bilim adamları neden dinlerden bağımsız bir tanrı inancına bürünüyorlar? (Klasik kahvehane kültürü ile fikir üreten insanlardan sıyrılıp hayatlarını düşünce üretmeye adayanların elbetteki ilkel tanrı tasarılarında hayat bulmasını beklemek akıllı bir seçim değildir.)


Ben en alt düşünceli insanın dahi aileden birisini seçip haydi hamdi abi sana yıllarca bazı fikirler vereceğim sen de zamanla bunu tüm insalığa yayacaksın sabret demesini mantıklı bulamam.

Ancak fazlası ile aciz ve yetersiz birey olursa çaresizlikten bu yolu kullanabilir. Lakin adamın eline imkan verdiğinizde derdi tüm insanlığı uyarmaksa, en alt zekalar bile tanrının ilkelliğinden ötede fikir üretirler.

Oysa 1400 yıl önce çölde yaşasaydınız, dilden ötede çevrenizdeki insanlara seslenmekten başka bir çareniz olmazdı. Tanrının da olamamış. Bu evrensel kanunlar ile açığa çıkartacağınız güçlü tanrı imajını fazlası ile zedeleyen ve onu cüceleştiren bir durumdur.

Temelde müslüman savunma stili, efendim daha açık yöntemler seçseydi imanlı sayısı artardı herkes imana gelirdi oluyor. Bu aşamada anlıyoruz ki, tanrı yarattığı oyuncağının büyük bir kısmını cehennem ateşinde yakmak için tuzak kuran sadist bir kimlikte hayat buluyor. (bu tip müslümanların dil tanrısı adına konuşuyorum.)

Şunu söyleyebiliriz, kuranı okudum-okudunuz-okuyanlar oldu hiç okumayanlar da,

Genelde hiç okumayan birine gidin tanrının sözleri ile bir tanışın sonra karar verin diyebilirsiniz de, kuranı okuyup araştıranlar ile dil tanrılarınızı kapıştırmanız tanrıya saygısızlık oluyor diyorum ve ben uyku moduna geçiyorum.

knowledgetowisdom
06-05-2014, 09:33
Nasil oyle degil ve konu neden sapsin?

Yani kulun Allah'inin karsisinda kendi secim hakki mi var?

Ozaman bu "alin yazisina/kadere" ters degil mi?

ben bu konuyu ayrı bir başlıkta açtım... orada tartışalım. "İnsan özgür müdür" sorusunu sormuştum orada..

knowledgetowisdom
06-05-2014, 11:02
1) Gökten yazılı levhalar indirirse, rivayete göre 10 emir diyelim, o levhaları korumayı bilirdi şayet derdi tüm insanlık olsaydı derim.


2) Bir insan aracılığı ile uyarı vermek istiyorsa, bunun inandırıcılığının ne derece düşük olacağını, yarattığı insan yapısından bilebilirdi ama hikayeye göre şeytan insanı tanrıdan daha iyi tanıyor. Hali ile olabilecek en abes yöntem, insan bilgisi dışındaki bir varlığı, onların arasında yaşayan birinin dilinden durduk yerde uzun bir süre sonra zamana gebe dillendirmektir.


1-2 için genel mantık, derdi tüm insanlığı uyarmak olan bir tanrı, her ülkeye, her topluluğa gerçektende kendi dilinde seslenebilecek çözüm üretebilecek seviyede olurdu. Bu aşamada sevgili tanrı evrensel değil bölgesel işler ve sadece uyarmak istediği toplumu uyaran konumuna düşer. (kuranda aksini söylemiyor aslında, en azından burada kuran neden arapça geldiğini iyi izah etmiş.)



Tanrının mesaj gönderme istemi de gariptir. Yaratıcıların en güzeli sıfatını verdiğiniz zaman tanrı mantıken istediği gibi yaratmış olandır. Oturup tahtına led tv izler gibi aynı kanala saplanıp arada sürekli bir insanı seçip söz söylemesinde mantık bulmam için şu anda hıdrellez diye türlü dilekler dizen insan kafasına bürünmem gerekir. (kurana göre de abes durum da ama inanç işte azizim)


Kurana veya başka bir kutsal kitaba girmeden tartışmaya devam ediyoruz.

Temel ayrım noktamız şu ki ben bir yaratıcı varsa insanı bir amaç uğruna yarattıysa insanlığın bu amaçtan saptığı noktalarda bir mesaj gönderebileceğini mantıklı buluyorum.


Önce bunu net olarak tartışmak lazım...

Böyle bir mesajın gönderilebileceği konusunda ikna olmazsak eğer gerçekten bir mesaj gelmiş olsa bile bunu reddedeceğimiz aşikardır.

-----

Bir gün gözümüzü bir açıyoruz ki hiç bilmediğimiz bir mekandayız. Herşey güzel yiyip içiyoruz.. yaşayıp gidiyoruz. Ama ben neden buradayım diye hep merak ediyorum hatta bunu merak etmekten kendimizi bulduğum mekanın nimetlerinden zevk bile alamıyorum. İnsanların büyük çoğunluğu bu soruyu sormayı önemsiz buluyor ve "ye iç keyfine bak düşünme böyle şeyleri" modunda...

Benim sorgulayarak bulabileceğim temel şeyler var: Biz burada ne arıyoruz ve nasıl ve neden geldik?

Onun haricinde bir cevap bulamıyorum ve ilerleme kaydedemiyorum...

Sonra bir gün içimizden birisi " ya siz gece yatınca şu karşıdaki televizyon ekranı kendi kendine açıldı, orada bazı yazılar çıktı. Bu yazıları yazan da bizim burada bulunmamıza neden olan kişiymiş..Seni seçtim dedi. Bana bekle sana neden burada olduğunuza dair çeşitli şeyler söylemeye devam edeceğim" dedi.

Şimdi ben zaten bu meraktan yanıp tutuşuyorum. ben bu adama ilk etapta güvenemesem bile onu takibe alırım. Yalan mı söylüyor doğru mu söylüyor bilmek isterim.

Bazıları : ye iç keyfine bak, hem hiç tv kendi kendine açılır mıymış, hadi o zaman yine açılsın hadi bekliyorum, bah sabaha kadar oturup gözümü kırpmayacam nah açılacak o tv" vs. diyebilir.

Ya da "ulan kimse o adam gelsin öyle tv den iletişim yolu mu olurmuş, sersem mi bu adam, o senin hayalin bize hayallerini dayatma" da diyebilir.

Ama ben buraya ait olmadığımı bilen ve burada neden bulunduğumu merak edenlerdenim.

bazen en kuvvetli deliller en kolay olanıdır.

Benim huzursuzluk noktam ve en kuvvetli delilim bu mekana ait olmadığım. Birileri içerisinde bulundukları yeni şartları rahat ve ikna edici kabul edip ötesini berisini sormaktan vazgeçebilir.

Ya bütün bu yediklerimiz içtiklerimiz konakladıklarımızın sonunda sağlam bir hesap gelirse ödeyemeyeceğimiz?

Bu yüzden bu konuda kafa yoran her sese kulak veririm.

Bir şeyin ilk etapta "bana" saçma gelmesi hakikatin öyle olmayacağına delil değildir.

vartor
06-05-2014, 15:45
Ya bütün bu yediklerimiz içtiklerimiz konakladıklarımızın sonunda sağlam bir hesap gelirse ödeyemeyeceğimiz?

Imanlilarin hayat hikayesi yukaridaki cumle. Mantiksiz olmaya mantiksiz ama ya varsa korkusu; Bu korkuyu da iclerine salan ebeveyn ve icinde yasadiklari toplumun din baskilari. "Carpilirsin", bir cocugun en sik duydugu kelimedir buyumeye ugras verdigi yillarda; bunun da etkisini yetiskinlerde "masallarin gercek olabilme temayulu" seklinde goruluyore ne yazik ki, ve ya varsa dusuncesinin bile, kainati yaratacak iradeye sahip bir varligi, akillariyla kandirma cabalarindan baska birsey olmadiginin farkinda bile olmadiklari defalarca gozlemlendi bu forumlarda.

mrdragon
06-05-2014, 20:23
Kurana veya başka bir kutsal kitaba girmeden tartışmaya devam ediyoruz.

Temel ayrım noktamız şu ki ben bir yaratıcı varsa insanı bir amaç uğruna yarattıysa insanlığın bu amaçtan saptığı noktalarda bir mesaj gönderebileceğini mantıklı buluyorum.

Önce bunu net olarak tartışmak lazım...

Böyle bir mesajın gönderilebileceği konusunda ikna olmazsak eğer gerçekten bir mesaj gelmiş olsa bile bunu reddedeceğimiz aşikardır.



İnsanı bir amaç uğruna yaratmışsa, amacına uygun yaratmayı başaramamış demektir. Lakin ortada yüce vasıflı bir tasarımcı varsa, yaratımda kusur işlemiş olacak ki, ürünü saptıkça araya oldukça abes mesaj yollama sistemini kullanır olmuş.

İşin daha da kötüsü, aynı yaratıcı bu yarattığı amaçlı varlığın versiyonunu yenilemeyi başaramadığı gibi, olabilecek en ilkel iletişim yöntemini de geliştirmeyi başaramamış oluyor.

Böyle tanımlanan tanrı benim gözümde acizdir. Putlardan farklı değildir derken de bunu dillendiriyorum.



-----

Bir gün gözümüzü bir açıyoruz ki hiç bilmediğimiz bir mekandayız. Herşey güzel yiyip içiyoruz.. yaşayıp gidiyoruz. Ama ben neden buradayım diye hep merak ediyorum hatta bunu merak etmekten kendimizi bulduğum mekanın nimetlerinden zevk bile alamıyorum. İnsanların büyük çoğunluğu bu soruyu sormayı önemsiz buluyor ve "ye iç keyfine bak düşünme böyle şeyleri" modunda...

Benim sorgulayarak bulabileceğim temel şeyler var: Biz burada ne arıyoruz ve nasıl ve neden geldik?

Tarihsel süreçler boyunca bu soruglama sistemine hayvanların girmediğini biliyoruz, yani neden varım ya da var mıyım sorusu elbetteki kişisel olarak sorulabilir bunda sakınca yok.

İnsanlar neden varız lafını sordukça arkaya tanrıları yerleştirmiş ama bununla yetinmeyip o tanrılar üzerinden etrafındaki insanları diledikleri gibi yönetmeyi başarmışlardır. Sözde tanrısal hükümler adı altında, kendi yasalarını topluma dayatmışlar.

Peki, akıl ve vicdan insanlar adına önemli kriterler değil midir? Bir yaratıcı profili çizdiğiniz anda, aklın ve vicdanın önemi büyük olur ki nedensellik sorularında bu iki kriter anahtar rol üstlenir. Aklınıza ve vicdanınıza yatmayan ve size embesilce tasarlanmış olarak görülen tanrılara iman eder misiniz?

Mesela, semavi dinleri üreten insanlar iman etmemişler, şimdi ise biz imansızlar da semavi dinlerdeki akıl dışı tanrılara iman etmiyoruz.

Neden ve niçin varız? Bir zamanlar yoktuk, aslında şimdi siz üremeseniz, bu soruyu soracak çocuklar da dünyaya gelmeyecek.

Felsefenin net cevaplar vermediği durumlarda arkaya tanrıları koyanlar, kitlelere hakim olmayı başarmışlar. Mesela ister hatalı algı, ister doğru algı deseniz de, yahudilerin, hristiyanların, ve müslümanların dini yaymak adına döktükleri kanlara ses çıkartan bir tanrı profiliniz olmamış.

Onun haricinde bir cevap bulamıyorum ve ilerleme kaydedemiyorum...

Sonra bir gün içimizden birisi " ya siz gece yatınca şu karşıdaki televizyon ekranı kendi kendine açıldı, orada bazı yazılar çıktı. Bu yazıları yazan da bizim burada bulunmamıza neden olan kişiymiş..Seni seçtim dedi. Bana bekle sana neden burada olduğunuza dair çeşitli şeyler söylemeye devam edeceğim" dedi.

Şimdi ben zaten bu meraktan yanıp tutuşuyorum. ben bu adama ilk etapta güvenemesem bile onu takibe alırım. Yalan mı söylüyor doğru mu söylüyor bilmek isterim.

Bu aşama olabilecek en paranoyakça tanrı profiline gider. Yani tanrının deli olması şartı ile böyle bir varsayım kabul edilebilir. Çünkü tanrı yarattığı insanı bilmiyorsa böyle bir yöntem belirleyebilir.

Oysa amaç insanları bilgilendirmekse, tanrı insanlara seslenecek yeteneğe sahiptir. (tanrıyı kıt tasarlarsanız anca dile muhtaç kalır tabi)

Böyle bir yöntemin yıllar boyunca meyve vermediği, türlü savaşlara neden olduğu, ve tanrının kan döktürmek zorunda kaldığını tarih tüm çıplaklığı ile size veriyor da)


Bu beni bekle modu da oldukça manidar, insan ömrü sandığınız kadar uzun değil mesela, 23 yıl boyunca bekleyecekler mi? Kaldı ki yine kurana gönderme yaptım. Bu varsayımınızın absürdlüğü üzerinden hayat bulalım.

Hulusi abi merak ediyor ve bu vatandaşı dinlemeye alıyor. Gün 1 tanrıdan geldiğini söylediği sözler ile vatandaş karşısına dikiliyor. 5 gün sessizlikten sonra 2-3 kelime daha dökülüyor. 1 ay sonra toplasan 40-50 kelimemiz var ve inanmazsa üzerinden tehditler başlıyor. Tanrı insanlar ile adamın dilinden takışmaya başlıyor vaat ve tehditler sunuyor.

Hulusi abi diyor ki, yahu madem beni tüm bu sözler ile sorgulayacaksın, o halde bana doğrudan tüm ayetleri ver de adam akıllı inceleyim. (tanrının iflas ettiği yer.) ya imana gel ölmeden ya da sonsuza kadar işkence edeyim sana (Tanrının nihai amacı sadizmine kurban gidecek yaratıklarına özel mekanında yardımcıları eşliğinde işkence yapmak ve tuzaklar kurmak)

Bak evladım hulusi, 2 gün içinde ölebilirsin de garanti edemem oyna kumarını işte imana gel vatandaş.


Bazıları : ye iç keyfine bak, hem hiç tv kendi kendine açılır mıymış, hadi o zaman yine açılsın hadi bekliyorum, bah sabaha kadar oturup gözümü kırpmayacam nah açılacak o tv" vs. diyebilir.

Ya da "ulan kimse o adam gelsin öyle tv den iletişim yolu mu olurmuş, sersem mi bu adam, o senin hayalin bize hayallerini dayatma" da diyebilir.

Ama ben buraya ait olmadığımı bilen ve burada neden bulunduğumu merak edenlerdenim.

Zaten o araplar da eskilerin masalı derken boşa dil dökmüyorlardı, nitekim, kimi tanrısal söz söyleyenleri insanların dinlemeden öldürdükleri de belirtilir. Tanrının yordamı tamamen hatalı ve aptalcadır. Bu neden ile farklı zamanlarda aynı yöntemi kullanıp farklı tepkiler bekleyen garip bir mantıksızlıkta kaybolan tanrı tasarlanmıştır.

Merak ediyorum necati de söylüyor hayati de söylüyor mahrubi de, ama mahrubiyi, necati ye iman edenler öldürdüler dinleyemedik. Hele bir dinleseydik. (yalancı peygamber diye katledilen nice insanlar geldi geçti bu dünya üzerinde, kurana göre yahudiler tanrının peygamberlerini de öldürmüşler artık bilemiyoruz sevimli tanrının hezeyanlarını)

Her iddia sahibini uzun zaman boyunca dinleyecek ömüre de sahip değiliz. Dinlenebilmesi için baştan ortaya farklılık koyabilmesi şarttır. Koymayıp yıllarca bahane üretiyorsa, işte orada dolandırıcılıkta son noktayı görmemek için kör olmak gerekir ki, bu dünyada kör insanlar olmasaydı, sokakta mucizevi ilaçlar ile halkın saf duygularını kandırıp ceplerini dolduranlarda olmazdı. Oysa milleti koyun gibi güdüp, etinden de sütünden de yararlanıyorlar...


bazen en kuvvetli deliller en kolay olanıdır.

Öyle elbette, tanrının kitap yazarı olarak tasarlanması, evreni bilmemesi, insanı tanımaması, zamana gebe dile gelmesi, ve her koşulda dilden öteye gidememesi kadar basit ve kuvvetli delil bencede olmaz.

Bu nedenle tanrıyı dillere hapsedip cüceleştirenlere gülümsemeyi tercih ediyorum.

Benim huzursuzluk noktam ve en kuvvetli delilim bu mekana ait olmadığım. Birileri içerisinde bulundukları yeni şartları rahat ve ikna edici kabul edip ötesini berisini sormaktan vazgeçebilir.

Ya bütün bu yediklerimiz içtiklerimiz konakladıklarımızın sonunda sağlam bir hesap gelirse ödeyemeyeceğimiz?

Tanrının hesap kesmeye ihtiyacı varsa, ne diyelim. Aslında tanrıyı bazı duygulara muhtaç konuma getiren de bu düşüncedir. Tanrının işi gücü yoktur ve aciz insanların davranışları ile ilgilenir, onlara diğer canlılarını adar ne de olsa tanrı eski prototip canlılarından sıkılmıştır. Tek başına boş duran evrende kafasının tasını attırmıştır ya da ne derse onu yapan meleklerden gına gelmiştir eğlence arıyordur ve sayısal iddianın kaynağında yatan nedenler ile şeytan ile atışma ihtiyacına kapılmıştır.

Temelde inançlar insan korkularından beslenir. Küçük bir çocuğun baba, ya sen gittikten sonra o odamda gördüğüm gölgeler gerçek olur ve beni yerlerse ne yaparsın hezeyanı ile eşdeğer bir bakış açısıdır bu. Olgun bireylerde hayat bulması çok sağlıklı durmuyor. Oysa çocuklar için en absürd hikayeler de gerçeklik yanılgısı beklenebiliyor.

Bu yüzden bu konuda kafa yoran her sese kulak veririm.

Bir şeyin ilk etapta "bana" saçma gelmesi hakikatin öyle olmayacağına delil değildir.

Saçmalıklar içinde hayat bulacak aklın kullanışlı olduğunu düşünemem.

Bende size tanrısallık üzerinden daha modernize bir cevap vereyim.

Şayet bir tanrı varsa, herşeye gücü yeten, dilediğini yapan emin olun sizi dilediği gibi taratmıştır oturup herhangi bir olaya müdahil olmak gibi gaflete kapılmaz. Sizin algınızda olanlar onun dünyasında geçerli değildir. (tasavvufçulara selam yolladık) Tanrıyı çölün ortasında 23 yılda bir arabın dilinden döktüren ve sonrasında kanlar eşliğinde kitap yazdırtan zihniyet bu aşamada tanrıyı baştan yerin dibine soktuğunun farkına varamadığından, tasavvuf ehli akli değerleri ile tanrıyı yeniden tasarlamayı tercih ediyorlar.

Sonuç itibari ile dünya üzerinde gözlenebilir tarih boyunca tanrının herhangi bir olaya müdahil olduğu bilgisine ulaşamıyoruz. Hayallere kozunu oynayan tanrıların gerçekliğini tartışmak yeterince abestir.

knowledgetowisdom
07-05-2014, 00:14
"Köleler gördüm, karavaşlar
Hayaları burulmuş bir adamın ayaklarını yıkamaktalardı"

Bu bir metin... Fakat metin türleri bir tür ki ; kendisine "şiir" deniliyor.

Bu metin neden şiirdir? Onu şiir kılan nedir? Bu ayrımı fark ettiğimiz yerde "insan" olmak eylemi de başlıyor.

Hiç bir şiire "şair bu şiirinde şunu demek istemiş" gibi hatalı bir yaklaşımla yaklaşılamaz. Şair demek istediğini dediği için o metin şiir olmuştur. Şairin söylediklerinin hepsi o şiirde mündemiçtir.

O zaman önümüze iki yol açar şiir.

1-) Şairin dediğini anlamışsınızdır.
2-) Şiirin birileri tarafından size açıklanmasını beklersiniz.

Eğer 2. yolu tercih ettiyseniz bu, şiiri anlamak adına ayvayı yediğinizin resmidir. Çünkü şiir kendini ehline açar...Ehli olmak içim yaşamış olmak lazımdır. Yaşayan anlar...

Bir şairin bir mısrasını anlamadıysanız size o mısrayı anlayacak "yakin"liği kazandıracak "yaşanmışlık" eksik demektir. Bu yüzden size o mısra "şerh" edildiğinde siz yine de o mısranın içine dahlolamazsınız. Sadece bal kavanozunu yalarsınız. Bu da boğazınızda ayvayı yemişle benzer bir tesir yaratır.


Şiir "dil" ile kurulur. Dilin içindendir. Fakat gördük ki "dil" yetmiyor onu açmaya;açıklamaya... Fazladan bir iş düşüyor onu dinleyene..Aksi taktirde "söz" ile ilişkimiz ilköğretim kompozisyon derslerinde "bu atasözü neyi anlatıyor"dan öteye geçmiyor...

Öteye geçmek lazım...Aksi taktirde beride kalırsınız...

Yukarıdaki mısrayı sen anlamadıysan
1-) Şair acizdir
2-) Sen acizsindir

Tanrı sözleri şiir değildir. Ancak insana "dil" aracılığı ile bir söz söylüyor ise yaratıcı "şiir" bu konuda bize en çok fikir verendir. Tabi Tanrı "söz" ile insana yönelmek zorunda değil. Resim ile de belki heykel ile de veya müzik ile de yönelebilirdi. Kaldı ki bunlarla zaten kusursuz bir tasarımla zaten her an yaratıcı bize bir şeyler söylüyor. Dahi bunlardan anlamayana bir de "söz" ile söylüyor Tanrı....

Gerisi size kalıyor...

vartor
07-05-2014, 02:49
"Köleler gördüm, karavaşlar
Hayaları burulmuş bir adamın ayaklarını yıkamaktalardı"

Bu bir metin... Fakat metin türleri bir tür ki ; kendisine "şiir" deniliyor.

Bu metin neden şiirdir? Onu şiir kılan nedir? Bu ayrımı fark ettiğimiz yerde "insan" olmak eylemi de başlıyor.

Hiç bir şiire "şair bu şiirinde şunu demek istemiş" gibi hatalı bir yaklaşımla yaklaşılamaz. Şair demek istediğini dediği için o metin şiir olmuştur. Şairin söylediklerinin hepsi o şiirde mündemiçtir.

O zaman önümüze iki yol açar şiir.

1-) Şairin dediğini anlamışsınızdır.
2-) Şiirin birileri tarafından size açıklanmasını beklersiniz.

Eğer 2. yolu tercih ettiyseniz bu, şiiri anlamak adına ayvayı yediğinizin resmidir. Çünkü şiir kendini ehline açar...Ehli olmak içim yaşamış olmak lazımdır. Yaşayan anlar...

Bir şairin bir mısrasını anlamadıysanız size o mısrayı anlayacak "yakin"liği kazandıracak "yaşanmışlık" eksik demektir. Bu yüzden size o mısra "şerh" edildiğinde siz yine de o mısranın içine dahlolamazsınız. Sadece bal kavanozunu yalarsınız. Bu da boğazınızda ayvayı yemişle benzer bir tesir yaratır.


Şiir "dil" ile kurulur. Dilin içindendir. Fakat gördük ki "dil" yetmiyor onu açmaya;açıklamaya... Fazladan bir iş düşüyor onu dinleyene..Aksi taktirde "söz" ile ilişkimiz ilköğretim kompozisyon derslerinde "bu atasözü neyi anlatıyor"dan öteye geçmiyor...

Öteye geçmek lazım...Aksi taktirde beride kalırsınız...

Yukarıdaki mısrayı sen anlamadıysan
1-) Şair acizdir
2-) Sen acizsindir

Tanrı sözleri şiir değildir. Ancak insana "dil" aracılığı ile bir söz söylüyor ise yaratıcı "şiir" bu konuda bize en çok fikir verendir. Tabi Tanrı "söz" ile insana yönelmek zorunda değil. Resim ile de belki heykel ile de veya müzik ile de yönelebilirdi. Kaldı ki bunlarla zaten kusursuz bir tasarımla zaten her an yaratıcı bize bir şeyler söylüyor. Dahi bunlardan anlamayana bir de "söz" ile söylüyor Tanrı....

Gerisi size kalıyor...

Sair aciz olmali; "apacik" herkesin anlayacagi bir dil degilmis kullandigi. Tilimde tuy bitti ayni seyi tekrarlamaktan. Sair apacik, herkesin anlayacagi lisandan demis mi? -demis, Ben aciz olsam bile, sairin iddiasi "herkesin anlayacagi dilde" olusu. Hala anlayamiyorsam, sair yeteri kadar apacik anlatamamis demektir, bu da sairin aciziyetini, evreni yaratan bir guce de acizlik yakismayacagi hatta imkansiz olacagi icin, mantiksal olarak, ya oyle bir varlik yoktur, veya bayagi acizdir diyebiliriz. Ben yoktur diyorum, siz imanlilarin tanriya yakistirdiklari, evreni yaratabilecek bir iradeye ben yakistiramiyorum.

mrdragon
07-05-2014, 07:35
Şairler anlaşılmayı beklemezler, öyle dertleri yoktur. İç dünyalarındaki güzellikleri paylaşmaları anlaşılma tutkularından değildir.

Şairler bakkala gidip ekmek isterken şiir söylemezler, çünkü hitap ettikleri insanın algısında farklılık oluşmasını dilemezler. Ekmek isterken al sana parlament gibi absürd manzaralara ihtiyaç duymazlar elbette.

Bu neden ile, şair'in şiirde tam olarak hangi duygusunu yansıtmak istediğini ondan daha doğru kimse bilemez. İnsanlar yaşanmışlıkları ve algıları ile şiire yorum katabilirler.

Bu aşamada derdi insanlığı tamamen uyarmak olan tanrının şiir yazması abestir ki, bir araplara yönelik zaruriyetten şiir moduna sarmıştır. Araplar şair sever ya o bakımdan. (araplar huri ve meyve sever güneşten çekinir beyaz tene saplanır diye de boşa cennet öyle tasarlanmadı değil mi ama)

Bu aşamada tanrı şiirini okumuşsa onu açıklamakta sizlere düşmemeli diyorum ben, tanrıdan daha iyi ne dediğini bilme rolüne soyunmayın ey imanlı!! (bu sözü hala anlamıyorlar ya, sanırım neden kendi inançlarında temelde aslında şirktir dememe ve dil tanrılarına niçin bu kadar yüklendiğimi yakalayamıyorlar şiirde yazmadım halbuki doğrudan söyledim bir de şiir yazsam alkış tuttuğumu sanacaklar )

Etrafına bakıp akıllı tasarıma yelken açanlara gelince, oradan bir tanrıya gidebilirsiniz evet ama miras hukukuna gidemezsiniz, fazladan eş statüsüne çıkış yoktur, cihad diye bir kavramınız olmaz, asırlar önce yaşamış bir adamın eşleri ile ilişkileri sizi ilgilendirmez, evlatlık ayrılırsa eşini almak gibi absürd ön açıcı bilgilere gülümsersiniz, hele ki, dünyanın oluşum aşamalarını anlatmayı denerse bu dil, evreni çocukça hatalar ile işlerse, beyin denilen organdan habersiz kalpten üfürmeye başlarsa işte orada sevgili tanrı anlamayanlara bir şey anlatmak istiyorsa iyice batırmış demektir.

Ama yok şair işi başaramamış alın elinize kalemi şiirin üzerinden geçin tercümesini siz yapın olur mu? (Muhammed bile yapmamalı diyenler, ne de güzel debeleniyorlar değil mi ama. Sevgili tanrım aslında var ya peygamberin ben olmalıydım bir görsen beni bak parmak kaldırıyorum yıllardır hadi ama koordinatlarımı vereyim mi ilgi alanının biraz dışında kalıyorum ama yakınım, ortadoğu ülkesi sayılırız olmadı sınıra kadar gelirim bak. Destekliyoruz seni aziz kardeşim. Oyum size)