Deep
09-05-2014, 22:35
Konu belki yanlış yerde açılmış olabilir,eğer öyleyse özür dilerim.
İbrahimi dine mensup insanların,İbrahimi dinlerin Mezopotamya mitolojilerinden etkilendiği iddiası karşısında savundukları şey onlara da daha önceden din gönderildiği iddiası ki bu Kuran'da daha önceki kavimlere de din gönderildiği şeklinde yazıyor.
Dünyada birbirinden uzak coğrafyalardaki mitlere,efsanelere,mitolojilere baktığımızda bayağı bir benzerliklerin olduğu göze çarpıyor.Buna mesela Türklerin İslamiyet'i kabulünden önce mensubu oldukları gök tengri inancı geliyor.Aşağıdaki yazı tamamen alıntıdır:
----------------------------------------------------------------------------
giriş, 1
islamiyet öncesi türk tarihinden bahsederken, hiç şüphesiz türklerin eski inançlarından da bahis açmak gerekir. gerek yapılan araştırmalar, gerek ise o dönemden kalma ana kaynaklar, türklerin eski inançlarını gözler önüne serer. bozkır türk topluluğunun asıl dini inancı "kök-tengri" yani gök tanrı'dır. eski çağlarda başka hiçbir kavim ile iştirakı olmayan bu inanç sisteminde "tengri" yani tanrı, itikadın merkezinde yer almıştı. tanrı her şeyin yaratıcısı olup, yaratılmış her şeyin üzerinde tam bir iktidar sahibi ve mutlak hükümdardı. çeşitli tarihçilere göre "gök tanrı doğrudan doğruya bütün türklerin ana kültü durumundadır.
bu inancın esaslarını çin kaynaklarından, orhun abidelerinden, o döneme ait, bulunmuş türk vesikalarından öğrenmek mümkündür. eger kısa örnekler verecek olursak; asya hun devleti'nin kağanı ve ölümsüz başbuğu tanrı-kut mete han, m.ö 176 yılında çin imparatoruna gönderdiği bitig ile kendisini "gök tanrı'nın tahta çıkardığını ve bütün zaferlerini gök tanrı'nın izni ve yardımı ile kazandığını" söylemiştir. yine 328 yılında diğer bir türk kağanı, bir başarısı üzerine kollarını semaya kaldırmış ve "ey gök(tanrı)! sana şükürler olsun!" demiştir. bunların yanı sıra türk kağanları andlarında tanrı'nın adını zikrediyorlar ve tanrı için kurban kesiyorlardı. orhun abidelerinde ise "türk tengrisi" deyiminin geçmesi, türklerin o dönemde gök tanrı'yı "mili bir tanrı" olarak kabul ettiklerini göstermesi açısından büyük önem arz eder. yine abidelerde gök türklerin kağanlık kurması onun isteği ile olmuş, kağanlığın yıkılması ise onun tasarrufu ile vuku bulmuştur.
gök tanrı kut verir, alır. iradesine uymayanı cezalandırır. her şey onun iradesindedir; ölüm, yaşam, mevsimlerin düzeni, afetler... peki, bu kadar kesin temelleri atılmış; kuralları ile türkler üzerinde koşulsuz itaate sebep olmuş gök tanrı inancında, her şeyin sonu; yani kıyamet anlayışı yok muydu? gök tanrı inancına sahip olan türkler şüphesiz ki her şeyin bir sonu olduğuna ve bu sondan itibaren yeni ve ebedi bir hayatın olduğuna inanıyorlardı.
eski türkler dünyanın sonunun geleceğini biliyorlardı ve çeşitli efsanelerle bunu anlatmışlardı. kıyamet ve dünyanın sonu ile ilgili rivayetlerin aşında altay ve telengit türklerine ait efsaneler gelir. bu efsaneler manzum şekilde olup, bir ana tema üzerinde şekillenerek birbirleri ile benzerlik gösterir.
efsanelerin belli başlı bölümlerinin manzum ve düzyazıya aktarılmış hallerinden kısaca örnekler verecek olursak bunlar şöyledir:
telengit rivayeti:
"kalgançı çak geldiği, kara yer ateşle kaplandığı zaman, büyük kağan ata tanrı kulaklarını tıkar, o çağda dünya bozulur; yer ve insan nesli mahvolur. töre bozulur. tepeler çalkalanır; demir üzenginin dibi delinir. çuvaldızın deliği yırtılır. soy bozulur. insan kara böcek gibi kanatlanıp, gözlerine kan dolar; kara su kanla karışıp akar, yer uğuldar, dağlar sallanır, çukurlar, hendekler yıkılır, gök gürler, göğün kenarı açılır, deniz çalkalanır dibi görünür, yerin altı üstüne gelir; yosunlar öğütülüp kül (toz) olur, gök sallanıp eteği açılır, deniz dalgalanıp dibi görünür... "
teleüt rivayeti:
"kalgançı çak geldiği vakit gök demir, yer sarı bakır olur, hanlar hanlara saldırır, uluslar birbirine kötülük düşünür, katı taşlar ufalanır, sert ağaçlar kırılır, kişi bir dirsek (arşın) kadar küçük olur, başparmak kadar erkek olur. erlerin dizgini kısa olur (güçlülerin elinde oyuncak olurlar). ayaklar başa bey olur. baba çocuğunu tanımaz, çocuk babasını tanımaz. yaban soğanı pahalı olur. at başı kadar altına bir kap yemek verilmez, ayak altında altın bulunur, onu alacak kimse bulunmaz... "
altay türklerine göre kıyamet:
"...
deniz dibinde dokuz çatallı kara taş,
dokuz yerinden koparak ayrılır,
demir atlara binmiş dokuz süvari hasıl olur,
bunların bindiği atlar,
gayet açık ve koyu sarıdır,
ağaca hücum etseler keserler,
canlıya hücum etseler öldürürler,
ay ve güneşin ışığı yok olur... "
altay türklerine ait bir diğer efsane:
"nebat mahvolacak, tohum tükenecek, anne sevgilisinden ayrılacak, yerden 'köngül' denilen nebat bitecek; (bu) nebattan çekirge çıkacak; (bunlar) davara rastladığında davarı mahvedecek, insana rastladığında insanı mahvedecek. o zaman şal-yime haykıracak; 'buraya bak mangdışire, bana bir yardım et!' diyecek; 'köngül denen nebata elim yetişmedi!' diyecek; 'köngül denilen nebatın kökü, sarımtırak bir yılandır!' diyecek. mangdışire susacak. bunun faydası olmadığından, şal-yime haykıracak, 'büyük han, halkını terketti, iyi aygır, sürüsünü terketti, sahil çöktü, sular çekildi, yakalı kürk eskidi, yakası yırtıldı, idare edilen halk, kanunsuz kaldı, dünya cansızlaştı, yuvalı kuş, yuvasını terketti, durağı olan geyik, durağını terketti, çocuklu kadın, çocuğunu terketti.' may-tere susacak. bunun üzerine erlik'in bahadırları, karaş ile karayıl, yeryüzüne çıkacak, bunlar yeryüzüne çıkınca ülgen (tanrı)'nın bahadırları, mangdışire ile maytere, onlarla mücadele için, gökten inecek. maytere'nin kanından, dünya ateşler içinde kalacak, işte o zaman kalgançı çak olacak!"
işte bu yukarıda görülen çeşitli rivayet ve efsaneler, gök tanrı inancına sahip olan türklerin dünyanın sonu düşüncesi üzerine meydana getirdikleri genel inanıştır. eğer üzerinde biraz düşünülecek olursa, eski türk kıyamet anlayışının, bazı kısımlar hariç, islamiyet'teki kıyamet anlayışı ve çeşitli rivayetleri ile örtüştüğü görülür. bu benzerlik dikkate ve takdire şayandır.
kalgançı çak, kelime manası olarak "kalacak olan çağ" demektir. yani efsanelerde bahis konusu olan yıkım gerçekleşince ve dünya yok olunca yeni bir zaman başlayacak ve bu çağ ebediyen kalacaktır.
islam inancının üç temel esasından birini oluşturan kıyamet konusu ise sayısı yüzü aşan, çok değişik ve etkileyici üsluplar taşıyan ayetlerde ve müstakil surelerde ele alınmıştır. kıyamet koptuktan sonra insanlar diriltilecek ve hesapları görüldükten sonra ebedi mekanları olan cennet ya da cehenneme yerleştirilecektir. eski türk inancında ise cehennem "tamu", cennet ise "uçmağ" kelimeleri ile karşılanır.
kozmik anlamda kıyametin ne zaman kopacağı bilinmemektedir. kuran'da kırk yerde geçen "saat" kelimesi ile anlatılan kıyametin gerçekleşmesinin -jeolojik zaman çerçevesinde- yakın olduğu, ansızın geleceği ve alametlerin belirdiği (muhammed 47/18) ifade edilmektedir. kuran'da kıyametin fiilen kopması "sura üflemek" eylemi ile ifade edilmiştir. ancak sur'a üflenmeden önce meydana gelecek bazı hadiseler vardır ki bunlar, az önce yukarıda bahis konusu olan "kalgançı çak" efsaneleri ile birbirlerine benzerlik gösterir
kuran'da kıyamet alametleri ile ilgili fazla bilgi verilmemiş, sadece ye'cüc ve me'cücün gelişinden (el-enbiya 21/96), dabbet'ül-arz'ın çıkışından (el-neml 27/82), göğün insanları saracak bir duman (duhan) yayacağından (ed-duhan 44/11-12) ve ayın yarılacağından (el-kamer 54/1) bahsedilmiştir. burada dikkat çekmek istediğimiz husus dabbet'ül-arz olmakla beraber, bu mesele islam alimleri tarafından uzun uzadıya tartışma konusu haline getirilmiştir. zira neml suresinin 82. ayetinde geçen "o (azab) söz(ü) başlarına geldiği (kıyamet yaklaştığı) zaman ise, onlara yerden bir dabbe (hareketli bir canlı) çıkarırız." bilgisine göre bazı alimlerin yorumu; bu dabbenin tek bir varlık olamayacağı, çünkü her yere aynı anda yetişemeyeceği, o halde dabbenin yerin altından çıkan milyonlarca hayvan olup, insanlara musallat olacağı konusunda şekillenmiştir. burada bahis olan konu, kalgançı çak efsanelerindeki "yerden köngül denilen bir ot bitmesi ve dibinde sarı çekirgenin, yahut konur yılanın olması" rivayeti ile benzeşmektedir. çünkü dabbe ve köngül otu da yerden bitecek ve insanlara musallat olup onları mahvedecektir.
hz. peygamber'e atfedilen bazı hadisler vardır. bunlara örnek olarak kıyamete yakın yec'üc mec'üc'ün çıkışı ile hz isa'nın gökten dünyaya inişidir. eski türk inancına göre yerin altında tanrı tarafından hapis edilen erlik'in bahadırları karaş ile kerey de yer altından çıkacaklar ve tanrı tarafından gökten indirilen mangdışire ve maytere onlarla savaşacaklardır. hadis zayıf olsa da bu benzerlik de göz ardı edilmemelidir. yine islam'da kıyamet alametleri arasında yer alan "zekat verilecek kimse bulunmayacak kadar servetlerin çoğalması" hadisesi ile kalgançı çak rivayetlerinden olan "yerde at başı kadar altın olup da onu alacak kimsenin bulunmaması", "aynı davayı güden toplulukların birbiri ile savaşması" alameti ile "hanların hanlara saldırıp, ulusların birbirlerine kötülük düşünmesi" rivayetleri birbirleri ile paralellik gösterir.
hz. muhammed'e göre; "seviyesiz ve şahsiyetsiz kişilerin yönetici olması, çocukların ana ve atasına isyankar olmaları ve onları tanımamaları (saymamaları)" gibi olaylar kıyamet alameti olarak görülmüş, bu olaylar da kalgançı çak'ta "ayak takımı bey olur, çocuk babasını tanımaz" rivayetlerinde yer bulmuştur. kuran-ı kerim'de geçen, kıyamet esnasında meydana gelecek olan yıkımlar da kalgançı çak'da konu edinilmiştir. kuran'da geçen bazı ayetlerde "güneşin dürülmesi, göğün yarılması, yerin şiddetle sarsılıp dağların ufalanıp, yayılıp, toz toprak haline gelecek olmasından" söz edilir. bu da verdiğimiz türk kıyamet efsanesindeki gerçekleşmesi öngörülen olaylarla örtüşmektedir. daha fazla örneklerle açıklamak mümkün olsa da buradaki asıl amaç islamiyet'teki kıyamet anlayışının, eski türklerde de çok yakın benzerlikler ile bulunduğunu göstermektir.
burada sorulması gereken bazı sorular şu yönde olmalıdır: islam dini gelmezden asırlar evvel rivayet edilen ve efsaneleştirilen kalgançı çak, kendisinden asırlar sonra gelecek olan islam dininin kıyamet alametleri ile nasıl bu kadar benzeşebilir? üstelik islamiyet'in zuhur ettiği coğrafya ile o dönemde türklerin yaşadığı bölgeler arasında binlerce kilometre mesafe bulunurken. yine kalgançı çak efsanesinin gayet ciddi olması, gök tanrı inancının ritüel ve ibadet anlayışı, islamiyet ile nasıl bu kadar benzerlik gösterebilir?-------------------------------------------------------------------------------------------------------
Yazıyı yazan kişi bir tarihçi ve edebiyatçı.
Ben jungun arketipleri hakkında birşey okurken mesela Türklerde de Avustralya da da elmanın üremenin simgesi olduğunu görünce bayağı bir şaşırdım.Çoğu kültür ve inanışlar arası aşırı benzerlikler var.
Bu konuda ne düşünüyorsunuz diye sormak istedim.
İbrahimi dine mensup insanların,İbrahimi dinlerin Mezopotamya mitolojilerinden etkilendiği iddiası karşısında savundukları şey onlara da daha önceden din gönderildiği iddiası ki bu Kuran'da daha önceki kavimlere de din gönderildiği şeklinde yazıyor.
Dünyada birbirinden uzak coğrafyalardaki mitlere,efsanelere,mitolojilere baktığımızda bayağı bir benzerliklerin olduğu göze çarpıyor.Buna mesela Türklerin İslamiyet'i kabulünden önce mensubu oldukları gök tengri inancı geliyor.Aşağıdaki yazı tamamen alıntıdır:
----------------------------------------------------------------------------
giriş, 1
islamiyet öncesi türk tarihinden bahsederken, hiç şüphesiz türklerin eski inançlarından da bahis açmak gerekir. gerek yapılan araştırmalar, gerek ise o dönemden kalma ana kaynaklar, türklerin eski inançlarını gözler önüne serer. bozkır türk topluluğunun asıl dini inancı "kök-tengri" yani gök tanrı'dır. eski çağlarda başka hiçbir kavim ile iştirakı olmayan bu inanç sisteminde "tengri" yani tanrı, itikadın merkezinde yer almıştı. tanrı her şeyin yaratıcısı olup, yaratılmış her şeyin üzerinde tam bir iktidar sahibi ve mutlak hükümdardı. çeşitli tarihçilere göre "gök tanrı doğrudan doğruya bütün türklerin ana kültü durumundadır.
bu inancın esaslarını çin kaynaklarından, orhun abidelerinden, o döneme ait, bulunmuş türk vesikalarından öğrenmek mümkündür. eger kısa örnekler verecek olursak; asya hun devleti'nin kağanı ve ölümsüz başbuğu tanrı-kut mete han, m.ö 176 yılında çin imparatoruna gönderdiği bitig ile kendisini "gök tanrı'nın tahta çıkardığını ve bütün zaferlerini gök tanrı'nın izni ve yardımı ile kazandığını" söylemiştir. yine 328 yılında diğer bir türk kağanı, bir başarısı üzerine kollarını semaya kaldırmış ve "ey gök(tanrı)! sana şükürler olsun!" demiştir. bunların yanı sıra türk kağanları andlarında tanrı'nın adını zikrediyorlar ve tanrı için kurban kesiyorlardı. orhun abidelerinde ise "türk tengrisi" deyiminin geçmesi, türklerin o dönemde gök tanrı'yı "mili bir tanrı" olarak kabul ettiklerini göstermesi açısından büyük önem arz eder. yine abidelerde gök türklerin kağanlık kurması onun isteği ile olmuş, kağanlığın yıkılması ise onun tasarrufu ile vuku bulmuştur.
gök tanrı kut verir, alır. iradesine uymayanı cezalandırır. her şey onun iradesindedir; ölüm, yaşam, mevsimlerin düzeni, afetler... peki, bu kadar kesin temelleri atılmış; kuralları ile türkler üzerinde koşulsuz itaate sebep olmuş gök tanrı inancında, her şeyin sonu; yani kıyamet anlayışı yok muydu? gök tanrı inancına sahip olan türkler şüphesiz ki her şeyin bir sonu olduğuna ve bu sondan itibaren yeni ve ebedi bir hayatın olduğuna inanıyorlardı.
eski türkler dünyanın sonunun geleceğini biliyorlardı ve çeşitli efsanelerle bunu anlatmışlardı. kıyamet ve dünyanın sonu ile ilgili rivayetlerin aşında altay ve telengit türklerine ait efsaneler gelir. bu efsaneler manzum şekilde olup, bir ana tema üzerinde şekillenerek birbirleri ile benzerlik gösterir.
efsanelerin belli başlı bölümlerinin manzum ve düzyazıya aktarılmış hallerinden kısaca örnekler verecek olursak bunlar şöyledir:
telengit rivayeti:
"kalgançı çak geldiği, kara yer ateşle kaplandığı zaman, büyük kağan ata tanrı kulaklarını tıkar, o çağda dünya bozulur; yer ve insan nesli mahvolur. töre bozulur. tepeler çalkalanır; demir üzenginin dibi delinir. çuvaldızın deliği yırtılır. soy bozulur. insan kara böcek gibi kanatlanıp, gözlerine kan dolar; kara su kanla karışıp akar, yer uğuldar, dağlar sallanır, çukurlar, hendekler yıkılır, gök gürler, göğün kenarı açılır, deniz çalkalanır dibi görünür, yerin altı üstüne gelir; yosunlar öğütülüp kül (toz) olur, gök sallanıp eteği açılır, deniz dalgalanıp dibi görünür... "
teleüt rivayeti:
"kalgançı çak geldiği vakit gök demir, yer sarı bakır olur, hanlar hanlara saldırır, uluslar birbirine kötülük düşünür, katı taşlar ufalanır, sert ağaçlar kırılır, kişi bir dirsek (arşın) kadar küçük olur, başparmak kadar erkek olur. erlerin dizgini kısa olur (güçlülerin elinde oyuncak olurlar). ayaklar başa bey olur. baba çocuğunu tanımaz, çocuk babasını tanımaz. yaban soğanı pahalı olur. at başı kadar altına bir kap yemek verilmez, ayak altında altın bulunur, onu alacak kimse bulunmaz... "
altay türklerine göre kıyamet:
"...
deniz dibinde dokuz çatallı kara taş,
dokuz yerinden koparak ayrılır,
demir atlara binmiş dokuz süvari hasıl olur,
bunların bindiği atlar,
gayet açık ve koyu sarıdır,
ağaca hücum etseler keserler,
canlıya hücum etseler öldürürler,
ay ve güneşin ışığı yok olur... "
altay türklerine ait bir diğer efsane:
"nebat mahvolacak, tohum tükenecek, anne sevgilisinden ayrılacak, yerden 'köngül' denilen nebat bitecek; (bu) nebattan çekirge çıkacak; (bunlar) davara rastladığında davarı mahvedecek, insana rastladığında insanı mahvedecek. o zaman şal-yime haykıracak; 'buraya bak mangdışire, bana bir yardım et!' diyecek; 'köngül denen nebata elim yetişmedi!' diyecek; 'köngül denilen nebatın kökü, sarımtırak bir yılandır!' diyecek. mangdışire susacak. bunun faydası olmadığından, şal-yime haykıracak, 'büyük han, halkını terketti, iyi aygır, sürüsünü terketti, sahil çöktü, sular çekildi, yakalı kürk eskidi, yakası yırtıldı, idare edilen halk, kanunsuz kaldı, dünya cansızlaştı, yuvalı kuş, yuvasını terketti, durağı olan geyik, durağını terketti, çocuklu kadın, çocuğunu terketti.' may-tere susacak. bunun üzerine erlik'in bahadırları, karaş ile karayıl, yeryüzüne çıkacak, bunlar yeryüzüne çıkınca ülgen (tanrı)'nın bahadırları, mangdışire ile maytere, onlarla mücadele için, gökten inecek. maytere'nin kanından, dünya ateşler içinde kalacak, işte o zaman kalgançı çak olacak!"
işte bu yukarıda görülen çeşitli rivayet ve efsaneler, gök tanrı inancına sahip olan türklerin dünyanın sonu düşüncesi üzerine meydana getirdikleri genel inanıştır. eğer üzerinde biraz düşünülecek olursa, eski türk kıyamet anlayışının, bazı kısımlar hariç, islamiyet'teki kıyamet anlayışı ve çeşitli rivayetleri ile örtüştüğü görülür. bu benzerlik dikkate ve takdire şayandır.
kalgançı çak, kelime manası olarak "kalacak olan çağ" demektir. yani efsanelerde bahis konusu olan yıkım gerçekleşince ve dünya yok olunca yeni bir zaman başlayacak ve bu çağ ebediyen kalacaktır.
islam inancının üç temel esasından birini oluşturan kıyamet konusu ise sayısı yüzü aşan, çok değişik ve etkileyici üsluplar taşıyan ayetlerde ve müstakil surelerde ele alınmıştır. kıyamet koptuktan sonra insanlar diriltilecek ve hesapları görüldükten sonra ebedi mekanları olan cennet ya da cehenneme yerleştirilecektir. eski türk inancında ise cehennem "tamu", cennet ise "uçmağ" kelimeleri ile karşılanır.
kozmik anlamda kıyametin ne zaman kopacağı bilinmemektedir. kuran'da kırk yerde geçen "saat" kelimesi ile anlatılan kıyametin gerçekleşmesinin -jeolojik zaman çerçevesinde- yakın olduğu, ansızın geleceği ve alametlerin belirdiği (muhammed 47/18) ifade edilmektedir. kuran'da kıyametin fiilen kopması "sura üflemek" eylemi ile ifade edilmiştir. ancak sur'a üflenmeden önce meydana gelecek bazı hadiseler vardır ki bunlar, az önce yukarıda bahis konusu olan "kalgançı çak" efsaneleri ile birbirlerine benzerlik gösterir
kuran'da kıyamet alametleri ile ilgili fazla bilgi verilmemiş, sadece ye'cüc ve me'cücün gelişinden (el-enbiya 21/96), dabbet'ül-arz'ın çıkışından (el-neml 27/82), göğün insanları saracak bir duman (duhan) yayacağından (ed-duhan 44/11-12) ve ayın yarılacağından (el-kamer 54/1) bahsedilmiştir. burada dikkat çekmek istediğimiz husus dabbet'ül-arz olmakla beraber, bu mesele islam alimleri tarafından uzun uzadıya tartışma konusu haline getirilmiştir. zira neml suresinin 82. ayetinde geçen "o (azab) söz(ü) başlarına geldiği (kıyamet yaklaştığı) zaman ise, onlara yerden bir dabbe (hareketli bir canlı) çıkarırız." bilgisine göre bazı alimlerin yorumu; bu dabbenin tek bir varlık olamayacağı, çünkü her yere aynı anda yetişemeyeceği, o halde dabbenin yerin altından çıkan milyonlarca hayvan olup, insanlara musallat olacağı konusunda şekillenmiştir. burada bahis olan konu, kalgançı çak efsanelerindeki "yerden köngül denilen bir ot bitmesi ve dibinde sarı çekirgenin, yahut konur yılanın olması" rivayeti ile benzeşmektedir. çünkü dabbe ve köngül otu da yerden bitecek ve insanlara musallat olup onları mahvedecektir.
hz. peygamber'e atfedilen bazı hadisler vardır. bunlara örnek olarak kıyamete yakın yec'üc mec'üc'ün çıkışı ile hz isa'nın gökten dünyaya inişidir. eski türk inancına göre yerin altında tanrı tarafından hapis edilen erlik'in bahadırları karaş ile kerey de yer altından çıkacaklar ve tanrı tarafından gökten indirilen mangdışire ve maytere onlarla savaşacaklardır. hadis zayıf olsa da bu benzerlik de göz ardı edilmemelidir. yine islam'da kıyamet alametleri arasında yer alan "zekat verilecek kimse bulunmayacak kadar servetlerin çoğalması" hadisesi ile kalgançı çak rivayetlerinden olan "yerde at başı kadar altın olup da onu alacak kimsenin bulunmaması", "aynı davayı güden toplulukların birbiri ile savaşması" alameti ile "hanların hanlara saldırıp, ulusların birbirlerine kötülük düşünmesi" rivayetleri birbirleri ile paralellik gösterir.
hz. muhammed'e göre; "seviyesiz ve şahsiyetsiz kişilerin yönetici olması, çocukların ana ve atasına isyankar olmaları ve onları tanımamaları (saymamaları)" gibi olaylar kıyamet alameti olarak görülmüş, bu olaylar da kalgançı çak'ta "ayak takımı bey olur, çocuk babasını tanımaz" rivayetlerinde yer bulmuştur. kuran-ı kerim'de geçen, kıyamet esnasında meydana gelecek olan yıkımlar da kalgançı çak'da konu edinilmiştir. kuran'da geçen bazı ayetlerde "güneşin dürülmesi, göğün yarılması, yerin şiddetle sarsılıp dağların ufalanıp, yayılıp, toz toprak haline gelecek olmasından" söz edilir. bu da verdiğimiz türk kıyamet efsanesindeki gerçekleşmesi öngörülen olaylarla örtüşmektedir. daha fazla örneklerle açıklamak mümkün olsa da buradaki asıl amaç islamiyet'teki kıyamet anlayışının, eski türklerde de çok yakın benzerlikler ile bulunduğunu göstermektir.
burada sorulması gereken bazı sorular şu yönde olmalıdır: islam dini gelmezden asırlar evvel rivayet edilen ve efsaneleştirilen kalgançı çak, kendisinden asırlar sonra gelecek olan islam dininin kıyamet alametleri ile nasıl bu kadar benzeşebilir? üstelik islamiyet'in zuhur ettiği coğrafya ile o dönemde türklerin yaşadığı bölgeler arasında binlerce kilometre mesafe bulunurken. yine kalgançı çak efsanesinin gayet ciddi olması, gök tanrı inancının ritüel ve ibadet anlayışı, islamiyet ile nasıl bu kadar benzerlik gösterebilir?-------------------------------------------------------------------------------------------------------
Yazıyı yazan kişi bir tarihçi ve edebiyatçı.
Ben jungun arketipleri hakkında birşey okurken mesela Türklerde de Avustralya da da elmanın üremenin simgesi olduğunu görünce bayağı bir şaşırdım.Çoğu kültür ve inanışlar arası aşırı benzerlikler var.
Bu konuda ne düşünüyorsunuz diye sormak istedim.