PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Diktator, Hanefi Degildir.


evrensel-insan
15-06-2014, 21:25
Bilindigi gibi, diktator her konuda ve kavramda mikroayrimcilik yapmakta ve bu ayrimcilikta kendini SUNNI OLARAK tanitmaktadir.

Bir seyi ayirmak ya da mikroayrimcilik yapmak baska; neyin ne oldugunun farkini ortaya koymak baskadir.

Diktatoruin SUNNILIGI, HEM OSMANLI'YA HEM DE TURKIYE SUNNILIGINE TAMAMEN TERSTIR.

Bugun diktatore inanan ve onun uyguladigi ISLAMI KENDI ISLAMI SANANLAR, buyuk bir yanilgi icindedirler.

Islam inancinin, kendi icinde ana olarak uc farkli mezhebi vardir. Sunni sii ve harici.

Dunyadaki Islam dini mezheplerinden en kitlesel olan da sunniliktir.

Turkiye'de islam inanci olarak sunniligi benimsemistir.

Ylniz sunnilik te kendi bunyesinde fikih olarak kollara ayrilir ve bu kollardan HANEFILIK TURKIYE ISLAM NUFUSUNUN COGUNLUGUNU OLUSTURUR.

Diktator, HANEFI DEGILDIR.

Diktatorun yaptiklari ve soylemleri, tamamen SELEFILIK temelindedir.

Selefiler ise Hanefilikten iki ana yonde farklilasir.

Birincisi AKLIN ONECIKMASI, digeri ise, HALEFILIK tir.

Hanefiler, AKLI ONE CIKARIRKEN; SELEFILER TAMAMEN AKLA KARSIDIR.

Hanefiler, HALEFLIGI DESTEKLERKEN, SELEFILER; SELEFLIGI DESTEKLERLER.

Selefiligin en son dali vahabiliktir. Vahabilik ise, selefiligin en son kolu olarak; S.Arabistan'daki Osmanli HALIFELIGINE KARSI AYAKLANMADIR.

Dolayisi ile, DIKTATOR; NE BIR HANEFI NE MATURIDIDIR.

Diktator, HANBELI VE SELEFIDIR.

Bundan sonra diktatore ISLAM OLarak boyun egenler ve biat edenler iyi dusunsunler.

Cunku diktatorleri onlar gibi, ne hanefidir ne de maturidir.

Sunniligin hanefi ve maturidiliginin, en onemli ozelligi; HER TURLU MEZHEP FARKINI KUCAKLAMASI iken, DIKTATOR ISE MEZHEP AYRIMCILIGI TEMELINDE BERTARAFI UYGULAMAKTADIR.

Ayrica Hanefiligin temsilcisi Imam-i Azam Ebu HANIFE, Emeviler'e karsi cikmis; ve Abbasiler tarafindan oldurulmustur.

Diktator, NE MUHAMMEDI, NE 4 HALIFEYI DEGIL; ISLAM OLARAK EMEVI/ABBASI'YI savunmaktadir.

Ben burada cok kisa bir giris yaptim.

Bu konuda daha genis bilgisi olan arkadaslar, konuyu daha derinlemesine ve detaylamasina degerlendirebilirler ve bilgi verebilirler.

Cunku artik, Diktatore destek veren ISLAMI DINI SAVUNAN VE BU DINE INANMIS vatandaslarin, DIKTATORLERININ, INANC/IMAN UYGULAMA v.s. OLARAK KENDI IMAN/INANCLARINDAN OLMADIGINI ALGILAMAK DURUMUNDADIRLAR.

Turkiye'deki sunni mezhepli hanefilerin hic bir zaman alevi y da diger mezheplerle sorunu yoktur. HANEFILER MEZHEP AYRIMCILIGI YAPMAZLAR.

Bundan sonra diktatorun inanc ve imaninin vatandastan yana ve vatandasa uygun olmadigini herkes bilsin ve ona gore diktatore biat etsin.

Ayrica diktatorun islam mezhepsel ayristirici dini iman inanc ve uygulamasi; hic bir tarihi donemde Anadolunun Osmanli'nin ve bugunku T.C.'nin dini iman ve inanci degildir.

Eger bir O.Dogu ulkesi ve toplumu olmak istenmiyorsa, diktatorun bu MEZHEPSEL AYRIMCILIGINI COK IYI ALGILAMAK VE BU OYUNA GELMEMEK GEREKIYOR.

evrensel-insan
15-06-2014, 22:21
Kisaca bugun inanirlarin Diktatoru desteklemesi;

Ayni, Misir'daki "Musluman kardesleri" ve de

Su an Irak'ta VAHSI TEROR ESTIREN ISID TERORIST ORGUTUNU DESTEKLEMESI demektir.

Diktator, selefidir ve selef olma yolunda kendince ilerlemektedir.

Zaten otokratligi mikroayrimciligi ve diktatorlugu de bu selef olmak istemi ile baglidir.

O yuzden "dindar/kindar nesil yetistirmek" ve "taraf olmayani bertaraf etmek" icin yola cikmistir.

Selefligini de, IMAN VE INANCI OLANLARI DINI SOMURU VE KANDIRMACA temelinde yurutmektedir.

Selefilerde, insanlik vicdan sevgi saygi ve benzeri tum insani degerler yoktur.

Tek degerleri KENDILERINI SELEF OLARAK DINLEYECEK VE SADECE BU DENILENLERE BIAT EDECEK AKLINI, DUSUNCESINI BEYNINI RAFA KALDIRMIS; DIKTATORUN SELEFLIGINE KALB ILE IMAN EDECEK VE ONU HARFIYEN DIL ILE IKRAR EDECEK KOLELER ELDE ETMEKTIR.

Kendisi bir selefi olarak; Turkiye' de, KENDI SELEFILIGI OLAN "TAYYIBILIK" INANCINA KALB ILE IMANI VE DIL ILE IKRARI YARATMAK UTOPYASINDADIR.

Diktatorun yolunda olanlar ona biat edenler, bunu algilayarak hareket etmelidirler.

alpeerkara
15-06-2014, 22:53
Pekala bunlardan hangisi Gerçekten ıslamı temsil ediyor?

Felâsife
15-06-2014, 23:35
Kim ayranım ekşi der ki?

Kimse demez, onlarda demez.

evrensel-insan
15-06-2014, 23:51
Pekala bunlardan hangisi Gerçekten ıslamı temsil ediyor?

Iste sorun da orda.

Turkiye'de bunlar bugune kadar tartisilmadi.

Ben bile beni hic ilgilendfirmedigi halde, artik ulke ve toplumun sagligi gittigi yol ve gelecegi adina, bunlari dile getiriyorum.

Yani ve kisaca birileri bir yerlerde bunlari kullanmaz ve gundem olmazsa bunlari tartismaz.

Iste burada emperyalizmi ve zihniyetini cok iyi algilamak lazim.

Cunku ulkeleri icten ve distan ele gecirme adina, SOROS IDEOLOJISINI UYGULUYORLAR. YANI MIKROAYRIMCILIK.

Iste boyle bir ayrimcilikta, AYRILANLARIN BIRI BIRINDEN AYRILMAMALARI ADINA; HER FARKI COK IYI ALGILAMAK GEREKIYOR.

Bu temelde de birseyin "gercegi" degil; insan haklari evrensel hukuk hak ve ozgurlukler one cikiyor.

Sonucta Islam her bir MEZHEBI VE FIKIH FARKI ILE; ZATEN INSAN HAKLARINA EVRENSEL HUKUKA VE HAK VE OZGURLUKLERE TERSTIR.

evrensel-insan
15-06-2014, 23:54
Kim ayranım ekşi der ki?

Kimse demez, onlarda demez.

Iste burada onemli olan, ONLARIN DEMESINI BEKLEMEK YERINE; ONLARIN NE OLDUKLARINI KACAMIYACAKLARI SEKILDE ORTAYA KOYMAKTIR.

Bugun Turkiye'nin belki de diktatoru tek vurabilecegi konu, din konusudur.

Cunku kendisi dini kullanarak diktatorlugunu yurutmektedir.

Bugun her onu destekleyen inanir ve musluman ONUN HANGI ISLAMI VE NASIL UYGULADIGINI BILMEK DURUMUNDADIR.

Cunku burada kandirmaca vardir.

Burada da sorun yine bilgisizlik ve bilgisizce lidere biat etmektir.

Felâsife
16-06-2014, 00:54
Iste burada onemli olan, ONLARIN DEMESINI BEKLEMEK YERINE; ONLARIN NE OLDUKLARINI KACAMIYACAKLARI SEKILDE ORTAYA KOYMAKTIR.
Bu konularda ben farklı düşünüyorum. :)

Bir kere bir şeyin sürekli adını anmak onu beslemektir.

Bu popüler açıdan "reklamın iyisi kötüsü olmaz" dır.

Diğer açıdan da pozitif ve negatif beslenmedir ki adamların negativiteden beslendiği sanırım eskimolar bile duymuştur.
Mevzuda Ecevit zamanda koparılan yaygaradan sonra başladı ki o zaman ki negativiteden büyüyen yapı, halen besleniyor.

Şimdi ben ne diyeyim.

Negativitenin görünen yönü ile mi, yani gölge ile mi?
Yoksa o Negativiteyi başlatan kaynakla, vücut ile mi?

Hangisi ile ilgileneyim.

Negativitenin kaynağıda belli ama kimse de o tarafta değil ki kaynağa inmek istemiyor.

O zamanda ben susuyorum, işin RUHİ yönünü bildiğim için, en azından besleme yapmamak için susuyorum.

evrensel-insan
16-06-2014, 01:02
Bu konularda ben farklı düşünüyorum. :)

Bir kere bir şeyin sürekli adını anmak onu beslemektir.

Burada bir seyin adinin anilmasi onun tam da sorunun kaynagi olmasindan kaynaklanir.

Bu popüler açıdan "reklamın iyisi kötüsü olmaz" dır.

Burada reklam yoktur, TESHIS, vardir.

Diğer açıdan da pozitif ve negatif beslenmedir ki adamların negativiteden beslendiği sanırım eskimolar bile duymuştur.
Mevzuda Ecevit zamanda koparılan yaygaradan sonra başladı ki o zaman ki negativiteden büyüyen yapı, halen besleniyor.

Hayir, bu da onlarin pozitivizmidir. Buradaki negastiflik HANGI POZITIVIZMIN TESHIS OLARAK INSANLIK ADINA GETIRDIGI NEGATIVITEDIR.

Şimdi ben ne diyeyim.

Negativitenin görünen yönü ile mi, yani gölge ile mi?
Yoksa o Negativiteyi başlatan kaynakla, vücut ile mi?

Hangisi ile ilgileneyim.

INSANLIGA YONELIK OLAN NEGATIVITEYI ORTAYA KOYMAK ICIN, UYGULANAN POZITIVITENIN TESHISINI ORTAYA KOYMAK ILE ILGILEN.

Tabi burada yine bir ...e gore temeli soz konusudur. Benim ..e gorem insanliktir.

Negativitenin kaynağıda belli ama kimse de o tarafta değil ki kaynağa inmek istemiyor.

O zamanda ben susuyorum, işin RUHİ yönünü bildiğim için, en azından besleme yapmamak için susuyorum.

Negativitenin nerden geldigini kisinin ...e goresi belirler.

Buradaki ....e gore de insanlik evrensel hukuk hak ve ozgurluklerdir.

Yoksa her bir hareket pozitiftir. Onu negatif kilan, HAREKETIN KENDISI YA DA YAPAN DEGIL; ...E GORE TEMELINDE DEGERLENDIRENDIR.

Felâsife
16-06-2014, 01:12
Dediğim gibi farklı düşünüyoruz, aktif eylem bana göre değil, dediğim gibi enerji sinerji durumları vardır, belkide bu düşüncemi biraz olsun Gandi 'nin pasif eylemi açıklayabilir.

*------------------------------------------------*

Pasif direniş
Mahatama Gandi pasif direniş ilkesinin bulucusu değildir ancak muazzam bir ölçekte siyasi alanda ilk uygulayandır.[26] Pasif direniş (ahimsa) ya da karşı koymama kavramları Hindistan dini düşünce tarihinde çok eskilere dayanmaktadır. Gandi felsefesini ve hayat görüşünü otobiyografisi Doğrulukla Olan Deneyimlerimin Öyküsü 'nde şöyle açıklar:

"Umutsuzluğa düştüğümde tarih boyunca doğruluk ve sevginin her zaman kazandığını hatırlarım. Tiranlar ve katiller olmuştur, hatta bir süre yenilmez sanılmışlardır ancak sonunda her zaman kaybederler, düşün bir her zaman."

"Çılgınca tahribatı totaliterlik nedeniyle ya da özgürlük ve demokrasi adı altında yapmak ölüler, yetimler ve evsizler için ne değiştirir?"

"Göze göz ilkesi tüm dünyayı kör eder."

"Uğrunda ölmeyi göze alacağım birçok dava var ama uğrunda öldüreceğim hiçbir dava yoktur."

Kaynak: Pasif direniş (http://tr.wikipedia.org/wiki/Mohandas_Karamçand_Gandi#Pasif_direni.C5.9F) - wiki

evrensel-insan
16-06-2014, 01:35
Dediğim gibi farklı düşünüyoruz, aktif eylem bana göre değil, dediğim gibi enerji sinerji durumları vardır, belkide bu düşüncemi biraz olsun Gandi 'nin pasif eylemi açıklayabilir.

*------------------------------------------------*

Pasif direniş
Mahatama Gandi pasif direniş ilkesinin bulucusu değildir ancak muazzam bir ölçekte siyasi alanda ilk uygulayandır.[26] Pasif direniş (ahimsa) ya da karşı koymama kavramları Hindistan dini düşünce tarihinde çok eskilere dayanmaktadır. Gandi felsefesini ve hayat görüşünü otobiyografisi Doğrulukla Olan Deneyimlerimin Öyküsü 'nde şöyle açıklar:

"Umutsuzluğa düştüğümde tarih boyunca doğruluk ve sevginin her zaman kazandığını hatırlarım. Tiranlar ve katiller olmuştur, hatta bir süre yenilmez sanılmışlardır ancak sonunda her zaman kaybederler, düşün bir her zaman."

"Çılgınca tahribatı totaliterlik nedeniyle ya da özgürlük ve demokrasi adı altında yapmak ölüler, yetimler ve evsizler için ne değiştirir?"

"Göze göz ilkesi tüm dünyayı kör eder."

"Uğrunda ölmeyi göze alacağım birçok dava var ama uğrunda öldüreceğim hiçbir dava yoktur."

Kaynak: Pasif direniş (http://tr.wikipedia.org/wiki/Mohandas_Karamçand_Gandi#Pasif_direni.C5.9F) - wiki

Iyi de bu da bir e gore temelindeki aklin nakli degil mi?

Felâsife
16-06-2014, 01:48
Iyi de bu da bir e gore temelindeki aklin nakli degil mi?

Bu konuda akil, nakil, mevzusu geçti mi hatırlayamadım.

evrensel-insan
16-06-2014, 01:53
Bu konuda akil, nakil, mevzusu geçti mi hatırlayamadım.

Ortada bir nakil varsa, akil vardir.

Senin verdigin ornek te M.Gandhi'nin aklinin naklidir.

Dolayisi ile ...e goresi onemlidir.

Cunku her akil bilincli ya da bilincsiz bir ...e gore temelinde nakil yapar.

Felâsife
16-06-2014, 02:14
Bu konuda akil, nakil, mevzusu geçti mi hatırlayamadım.
Başka bir konudan buraya korner atıldığı için hatırlamamış olmam normal.

Her neyse hatırlatmayı yaptığıma göre, akil nakil vs. benim için değil, senin içindi.
belkide bu düşüncemi biraz olsun ... diye, buradaki belkideyi, birazı tamamiyle diye almak yanlış olur.

Mesela bir atasözü veya söz yazsam nakil mi olur, ne olur?

"Olacak olan olur, kul boşa yorulur"

Nakil dersen, olursa olsun ne yapayım..demek ki her nakil kötü değilmiş derim.

Nakil olacak diye hoş bir sözü ret mi edeyim, "pasif eylemde" bu sözün başka bir versiyonuysa mesela.

evrensel-insan
16-06-2014, 02:20
Başka bir konudan buraya korner atıldığı için hatırlamamış olmam normal.

Her neyse hatırlatmayı yaptığıma göre, akil nakil vs. benim için değil, senin içindi.
belkide bu düşüncemi biraz olsun ... diye, buradaki belkideyi, birazı tamamiyle diye almak yanlış olur.

Mesela bir atasözü veya söz yazsam nakil mi olur, ne olur?

Eger baskasinin akli ise, nakil olur. Sana aitse senin aklinin nakli olur.

"Olacak olan olur, kul boşa yorulur"

Atasozleri ananim bile olsa, insanoglu aklinin naklidir.

Bence bu atasozunde biraz kadercilik var. :)

Nakil dersen, olursa olsun ne yapayım..demek ki her nakil kötü değilmiş derim.

Nakil olacak diye hoş bir sözü ret mi edeyim, "pasif eylemde" bu sözün başka bir versiyonuysa mesela.

Sen zannedersem bir seyi mutlaka bir degerlendirme temelinde algiliyorsun. Yani "iyi/kotu, pozitif/negatif" v.s.

Halbuki benim dile getirdiklerim algilama icin, degerlendirmeden ziyade.

Soyle soyliyeyim.

Bir nakil yazili ya da sozlu; insanoglunun kavramsal bilgisidir ve insanoglu bu kavramsal bilgisini yazili ya da sozlu olarak beyninin yetisi ve fonksiyonu ile nakleder.

Felâsife
16-06-2014, 02:46
Eger baskasinin akli ise, nakil olur. Sana aitse senin aklinin nakli olur.

İlla bir nakliyat durumları vardır diyorsun yani, ne diyeyim öyle diyorsan öyle olsun.
(ben genede katılmıyorum bu nakliyat işine, belirteyim)

Bence bu atasozunde biraz kadercilik var. :)

Ne yok ki :)

Sen zannedersem bir seyi mutlaka bir degerlendirme temelinde algiliyorsun. Yani "iyi/kotu, pozitif/negatif" v.s.

Herkesin baktığı taraftan bakmam, ana felsefem bu, pozitif/negatif ölçüleri karşı tarafa anlatım içindir.
Özde olayın ruhu ile özü ile ilgilenirim, ilgilenmeye çalışırım.
Bu da tabii bambaşka bir açı gerektiriyor ki buda insanların işine gelmiyor.
Zira insanlara RUH dediğinde korkup kaçmaları gibi, özden bahsedince de kaçıyorlar..

Çünkü insan bilmediği bir şeyi bilmez.

Anca bildiğini bilir ki insanlar bildiğini bilenlerle konuşmak istiyorlar.

Hasılı insanoğlu yeniliğe açık mıdır sorusuna vereceğim cevap hayır değildir.

"İnsanlar yeniliğe değilde geleneğe açıktırlar"

Akılda o gelenklerden birisidir bana göre, fi tarihlerde adı konulmuş, dinde, bilimde, felsefe akıldır diyor...
Oysa bu yeni bir şey değil ki :)

evrensel-insan
16-06-2014, 18:04
İlla bir nakliyat durumları vardır diyorsun yani, ne diyeyim öyle diyorsan öyle olsun.
(ben genede katılmıyorum bu nakliyat işine, belirteyim)



Ne yok ki :)



Herkesin baktığı taraftan bakmam, ana felsefem bu, pozitif/negatif ölçüleri karşı tarafa anlatım içindir.
Özde olayın ruhu ile özü ile ilgilenirim, ilgilenmeye çalışırım.
Bu da tabii bambaşka bir açı gerektiriyor ki buda insanların işine gelmiyor.
Zira insanlara RUH dediğinde korkup kaçmaları gibi, özden bahsedince de kaçıyorlar..

Çünkü insan bilmediği bir şeyi bilmez.

Anca bildiğini bilir ki insanlar bildiğini bilenlerle konuşmak istiyorlar.

Hasılı insanoğlu yeniliğe açık mıdır sorusuna vereceğim cevap hayır değildir.

"İnsanlar yeniliğe değilde geleneğe açıktırlar"

Akılda o gelenklerden birisidir bana göre, fi tarihlerde adı konulmuş, dinde, bilimde, felsefe akıldır diyor...
Oysa bu yeni bir şey değil ki :)

Benim "akil" dan neyi kast ettigimi ve nerde neden kullandigimin algilandigini zannetmiyorum.

Benim akli kullanma nedenim, nakil ile bagimli ve inanc temelindeki NAKLE INANDIRMAK YA DA NAKLE YORUM VE YENILIK GETIRMEK uzerine olan kullanimlar.

Sen de buralarda bir yerde Ruha yer veriyorsan, yerini belirt.

Felâsife
19-06-2014, 01:37
Bunda anlaşılmayacak bir şey yok, neticede akıl veya akılcılık gizli bir şey veya öğreti değil, öyle voaw dedirtecek bir şeyse hiç değildir bana göre.

Neticede belli kurallar içerisinde hareket etmeye dayanır ki bu gün aklı ateistlerde kullanır, dindarlarda kullanır, kullanımda fark yoktur.
Fark inandıkları şeylerdedir ki bunun akıl ile çürütülmeye çalışılması her ikisi içinde imkansızdır aslında.
Çünkü inançlar hislerle bağlıdır, zorla kopması da bir o kadar zordur.
Anca gönülle veya isteyerek kopar ki buda içsel bir şeydir, dışsal değildir.

Özetle fi tarihlerde Akılcılık diye bir akım başlamış olabilir ve bu hâlâ bugünde kulağa hoş gelebilir ama bu onu şaşmaz bir referans yapmayabilirde.

Bu güne kadar akılcılıkla ne değişmiş ki şimdiden sonra o değişsin..bilemedim.

evrensel-insan
19-06-2014, 01:58
Bunda anlaşılmayacak bir şey yok, neticede akıl veya akılcılık gizli bir şey veya öğreti değil, öyle voaw dedirtecek bir şeyse hiç değildir bana göre.

Bana gore de degil oldugunu, gozlemi her daim one cikardigimi aslinda baslik ve mesajlarimda gorursun.

Sonucta akil ait oldugu beynin cikarina calisir.

Neticede belli kurallar içerisinde hareket etmeye dayanır ki bu gün aklı ateistlerde kullanır, dindarlarda kullanır, kullanımda fark yoktur.
Fark inandıkları şeylerdedir ki bunun akıl ile çürütülmeye çalışılması her ikisi içinde imkansızdır aslında.
Çünkü inançlar hislerle bağlıdır, zorla kopması da bir o kadar zordur.
Anca gönülle veya isteyerek kopar ki buda içsel bir şeydir, dışsal değildir.

Benim burda vermek istedigim, AKLIN TERS YONDE KULLANIMIDIR. YANI INANILANI PERCINLEMEK ICIN DEGIL; ONDAN DUYULAN RAHATSIZLIGI GIDERMEK ICIN.

Burada zaten "curutulen" aklin inancinda ve kendine dogrulamasindadir. Yani aklin tatminindedir.

Özetle fi tarihlerde Akılcılık diye bir akım başlamış olabilir ve bu hâlâ bugünde kulağa hoş gelebilir ama bu onu şaşmaz bir referans yapmayabilirde.

Bu güne kadar akılcılıkla ne değişmiş ki şimdiden sonra o değişsin..bilemedim.

Akilcilikta degisen, aklin nerede ne amac ile ve ne yonde kullanildigi ile ilgilidir.

O yuzden de bilimsel olan gozlemdir.

Yani gozlem akla tasinir, akil gozleme degil.

Cunku aklin gozleme tasinmasi; aslinda sadece aklin kendinin inandigina kendisinin dogrulamasidir.

O yuzden dusunce ile akil farklidir.

Felâsife
19-06-2014, 02:45
Bana gore de degil oldugunu, gozlemi her daim one cikardigimi aslinda baslik ve mesajlarimda gorursun.

Sonucta akil ait oldugu beynin cikarina calisir.

Yani bencede bir konu akıl ve akılcılık meselesine gelip takılmamalıdır, bunun aşılması gerekir, neticede pek çok yöne esneyebiliyor akıl.


Benim burda vermek istedigim, AKLIN TERS YONDE KULLANIMIDIR. YANI INANILANI PERCINLEMEK ICIN DEGIL; ONDAN DUYULAN RAHATSIZLIGI GIDERMEK ICIN.
Tamam.


Akilcilikta degisen, aklin nerede ne amac ile ve ne yonde kullanildigi ile ilgilidir.
Kullanım alanı geniş, her yerde kullanabiliyor.


Yani gozlem akla tasinir, akil gozleme degil.

Cunku aklin gozleme tasinmasi; aslinda sadece aklin kendinin inandigina kendisinin dogrulamasidir.
Eyvallah.


O yuzden dusunce ile akil farklidir.
Bunada eyvallah. :)

evrensel-insan
19-06-2014, 02:52
Yani bencede bir konu akıl ve akılcılık meselesine gelip takılmamalıdır, bunun aşılması gerekir, neticede pek çok yöne esneyebiliyor akıl.

Tamam.

Kullanım alanı geniş, her yerde kullanabiliyor.

Eyvallah.

Bunada eyvallah. :)

Burada sorun nedir biliyor musun?

Sokrates'in ilk defa akli gozlemin onune koyarak, turth yani gercegin ne oldugu gibi bir akilciligi ortaya atmasi ve ondan sonra taa once ronesans'a sonrada 20. yuzyilin ikinci yarisina kadar insanoglu kendine gelemiyor.

Senin anlayacagin Sokrates sayesinde yakin zamana kadar "aklin fendi, gozlemi yendi" oluyor. :)

O yuzden felsefe de sokrates ilk peygamber olarak anilir.

Yani akli gozlem disi ufka sokmak. Boylece metafizik doguyor.

Herkes kendi aklinin inandigi dogrusu ile "gercek budur" a hem varliksal olarak hem de inancsal olarak yoneliyor.

Felâsife
19-06-2014, 03:28
Burada sorun nedir biliyor musun?

Sokrates'in ilk defa akli gozlemin onune koyarak, turth yani gercegin ne oldugu gibi bir akilciligi ortaya atmasi ve ondan sonra taa once ronesans'a sonrada 20. yuzyilin ikinci yarisina kadar insanoglu kendine gelemiyor.

Senin anlayacagin Sokrates sayesinde yakin zamana kadar "aklin fendi, gozlemi yendi" oluyor. :)

O yuzden felsefe de sokrates ilk peygamber olarak anilir.

Yani akli gozlem disi ufka sokmak. Boylece metafizik doguyor.

Bu dediklerine aynen katılırım, gerçi ben olayın biraz daha değişik taraftayım ama metafiziğin doğmasıyla, metafizik kendi doğrularını da doğuruyor ki buna katılmamam mümkün değil.

İlk insanlar veya bu filozoflardan çok daha önceki insanlar daha çok gözleme dayalılarmış o kesin.
Fakat daha sonraları yazılanlar çizilenler, süslü sözlerde insanlar hayal dünyalarını genişletmeyi öğrenmişler, akabinde dediğin gibi metafizik olayları doğuyor.
Ah onuda anlayabilseler, örn. Nuh tufanı.
Yer yüzünü ara tara izi yok tufanın mesela, ağrı dağını delik deşik etmişler iz yok..peki nerede oldu bu tufan, yoksa hiç olmadı mı..
Olduda bu dünyada değil o metafizik tarafında oldu..zaten hikayede oradan geldi vs.


Herkes kendi aklinin inandigi dogrusu ile "gercek budur" a hem varliksal olarak hem de inancsal olarak yoneliyor.
Yöneldiği gibi dayatıyorda, dayatmasa iyide.

Aslında bu tip sıkıntıları bazen bir fırsat olarakta görüyorum..yanlış olacak ki yaşanacak ki doğru bilinsin, yaşansın.
Maalesef bizler yanlışı yaşamadan, doğruyu anlayamıyoruz.

evrensel-insan
19-06-2014, 03:40
Bu dediklerine aynen katılırım, gerçi ben olayın biraz daha değişik taraftayım ama metafiziğin doğmasıyla, metafizik kendi doğrularını da doğuruyor ki buna katılmamam mümkün değil.

İlk insanlar veya bu filozoflardan çok daha önceki insanlar daha çok gözleme dayalılarmış o kesin.
Fakat daha sonraları yazılanlar çizilenler, süslü sözlerde insanlar hayal dünyalarını genişletmeyi öğrenmişler, akabinde dediğin gibi metafizik olayları doğuyor.
Ah onuda anlayabilseler, örn. Nuh tufanı.
Yer yüzünü ara tara izi yok tufanın mesela, ağrı dağını delik deşik etmişler iz yok..peki nerede oldu bu tufan, yoksa hiç olmadı mı..
Olduda bu dünyada değil o metafizik tarafında oldu..zaten hikayede oradan geldi vs.


Yöneldiği gibi dayatıyorda, dayatmasa iyide.

Aslında bu tip sıkıntıları bazen bir fırsat olarakta görüyorum..yanlış olacak ki yaşanacak ki doğru bilinsin, yaşansın.
Maalesef bizler yanlışı yaşamadan, doğruyu anlayamıyoruz.

Iste bu nuh tufani gibi aklin yarattigi olaylarin zaten ana sorunu, gozlemi olmamasi.

Cunku o zaman akil yarattigini gozleme tasimak icin, ideolojiler yaratiyor ve bunlari yasam ve iliskiye gecirme cabasi veriliyor.

Mesela demokrasi kavrami, bir yerde aklin bir inancinin dogrulamasina gore ideoloji temelinde var olarak algilaniyor, ayni yerde baska bir aklin dogrulamasina gore ideoloji temelinde yok algilaniyor.

Iste diktatore gore, Turkiye'de "ileri demokrasi" var.

Cunku onun algisindaki demokrasi, cagdas algidaki demokrasi degil.

Yaratilan hayali, batik adalar cografyalar ve hatta kitalar var.

Iste aklin sorunu tam da burda; aklinda yarattigini kendi dogrulamasi adina somuta tasima cabasi gosteriyor.

Iste toplumlasrda boylece yasamiliski duzen/sistem olarak boyle sekilleniyor.

Buradaki diger sorun da "yanlislik" algisi.

Sonucta akil kendine dogrulamis ve buna inanmis ise; onun hemen hemen yanlislanmasi mumkun degil.

Iste o yuzden inanc ve ideolojiler dogma ve zaman gectikce cagdisi ve yasam disi kaliyor.

"Yanlisi yasamak" dogruluguna inanan bir akilicin mumkun degil.

Ama bilimsel olarak cok net. Gozlem ile yanlislayasbilirsin.

Yalniz gozlemi olmayan bir akilci dogrulamanin, yanlislamasi zaten mumkun degil.

Iste o yzden yanlislanabilme olanagi gozlem ile bulunmayan hic bir sey bilimsel degil.

Ayrica buradaki gozlem de aklin kendine dogruladigini inanarak gozlem degil; aksine tum insanoglunu kapsayan tartismasiz bir gozlem. Yani somut fenomenal bir gozlem.

Felâsife
20-06-2014, 00:56
Iste bu nuh tufani gibi aklin yarattigi olaylarin zaten ana sorunu, gozlemi olmamasi.

Aslında onun bile gözlemi var ama daha öncede dediğim gibi insanlar Akıl ve Akılcılık yolundan gitmeyi tercih ettiler.
Neticede suya sabuna dokunmadan, oturduğun yerden istediğin kurguyu kurgulamak varken, kim ne yapsın gözlemi veya deneyimi veya açılımları.

Hayal kurmak bu noktada daha cazip geldi vesselâm.


"Yanlisi yasamak" dogruluguna inanan bir akilicin mumkun degil.
Neticede yaşasa bile inanmak problem oluyor.


Ama bilimsel olarak cok net. Gozlem ile yanlislayasbilirsin.
Bu konuda Şamanlara bayılıyorum, "Şaman, inanmaz deneyimler" diye bir ilkeleri bile var.
Bu olay tasavvufta da var tabii, o yüzden kitap falan okumak pek hoş karşılanmaz, zira okumak "deneyimin" önünü tıkar.

Hatta tasavvufçular, "Eğer bu bahiste akıl yol görücü olsaydı, Fahrettin Râzî dînin sırrını bilici olurdu" derler ki F.Râzi zamanın tüm ilimlerini, belkide kitaplarını okumuş birisi, tam bir kitap kurdu yani.
Ama böyle olmakla beraber tasavvufi açıdan F.Râzi boş birisidir.


Ayrica buradaki gozlem de aklin kendine dogruladigini inanarak gozlem degil; aksine tum insanoglunu kapsayan tartismasiz bir gozlem. Yani somut fenomenal bir gozlem.

Tartışmasız gözlem mi olurmuş, :D
İnsanlar gözlemi tartışır ama akıllarını tartışmazlar :D

evrensel-insan
20-06-2014, 01:23
Aslında onun bile gözlemi var ama daha öncede dediğim gibi insanlar Akıl ve Akılcılık yolundan gitmeyi tercih ettiler.
Neticede suya sabuna dokunmadan, oturduğun yerden istediğin kurguyu kurgulamak varken, kim ne yapsın gözlemi veya deneyimi veya açılımları.

Nuh tufaninin gozlemi mi var?!

Hayal kurmak bu noktada daha cazip geldi vesselâm.

Neticede yaşasa bile inanmak problem oluyor.

Bu konuda Şamanlara bayılıyorum, "Şaman, inanmaz deneyimler" diye bir ilkeleri bile var.
Bu olay tasavvufta da var tabii, o yüzden kitap falan okumak pek hoş karşılanmaz, zira okumak "deneyimin" önünü tıkar.

Kitap okunmazsa o zamanda bilgilenilemez, sonucta herseyin temeli bilgiye dayaniyor. Cunku gozleminde amaci onu bilgiye tasimak.

Hatta tasavvufçular, "Eğer bu bahiste akıl yol görücü olsaydı, Fahrettin Râzî dînin sırrını bilici olurdu" derler ki F.Râzi zamanın tüm ilimlerini, belkide kitaplarını okumuş birisi, tam bir kitap kurdu yani.
Ama böyle olmakla beraber tasavvufi açıdan F.Râzi boş birisidir.

Tartışmasız gözlem mi olurmuş, :D
İnsanlar gözlemi tartışır ama akıllarını tartışmazlar :D

Tabi ki, ben sana yukarida acikladim.

Akli gozleme tasimak, gozlemi akla tasimak.

Akli gozleme tasirsan; zaten gozlem sadece tasiyanin inandigi dogrusudur (demokrasi ornegi ya da her turlu soyutun somuta tasinmasi)

Tartismasiz gozlem de, tasdikli gozlemdir.

Yani goruleni oldugu gibi dile getirmek.

Aslinda algiladigini gosterme adina sen bir ornek verebilirsin.

Ben o yuzden ornek vermedim. :)

Felâsife
20-06-2014, 04:21
Nuh tufaninin gozlemi mi var?!

Var tabii, istersen sende gözlemleyebilirsin, kim bilir belkide gözlemledin. :)

İpucu: Rüyalar

Hiç rüyalarla ilgili blog/site dolaştın mı bilemem ama denk gelirse dolaş.
Zira insanlar, Dünyanın kuruluşundan, kıyametin kopuşuna, peygamberlerle arkadaşlıklara, melekler vs. bir sürü şeyle ilgili rüya görmüşler ve yana döne, bunu gördüm şunu gördüm bu ne demektir diye, tabirini merak ediyorlar.

Daha öncede forumda rüya ve vahiy kardeştir diye bir kaç kere demiştim, zira rüyalarda her şey olur, malum.
Dünyayı suda basar, denizde yarılır, devasa ateşler gül bahçesine döner, olurda olur, sonu yok bunun.
Vahiy denilende rüyanın sözel boyutudur ki örn. kuranın bir kısmı rüyada gelmiştir mesela..neticede aynı yerden gelen bilgidir ikiside.

Hasılı rüyaların çözülmesi gerekiyor ama atıl bir konudur rüyalar.

Gerçi bu senin dediğin anlamda bir gözlem değil elbette ama İnsan denilen yaratığın görülen yönleri olduğu gibi görülmeyen yönleride vardır, ve insan bu yönleriyle bir bütündür.
Diğer türlü zaten eksiktir.

Özetle vahiy yoluyla gelen bir bilginin yer yüzünde izini aramak, olayın işleyişini bilmemekle alakadır.
Neticede vahiy ham bilgidir, işlenmemiştir ve insanlarda bunu anlamadan bam başka bir şekle sokmuşlardır.
Sonradan gelenlerde o şekli öyle kabul etmişlerdir, sonuç bu günlere gelinmiştir.
Oysa tasavvufçular bu işleri anlamak için, asırlardır normal akıl, inanç, tahsil vs. yetmez, Keşf-i akıl gerekir deselerde, kalın kalın kitaplar yazsalar da takanda olmamıştır, anlayanda.


Kitap okunmazsa o zamanda bilgilenilemez, sonucta herseyin temeli bilgiye dayaniyor. Cunku gozleminde amaci onu bilgiye tasimak.
Bu dediğim gibi oluyor o yüzden çok detaya girmeyeceğim ama daha öncede konuştuğumuz nakil olayından kurtulmak için, insanın içseline ulaşması gerekiyor.
Zaten oraya ulaşınca da insan kendini tanıyor ki en büyük kitap insanın bizatihi kendisi oluyor bile diyebiliriz.
Hal böyle olunca pek öyle nakil makilede gerek kalmıyor zaten.

Hiç duydun mu bilmem ama tasavvufta kişinin seyri esnasında, ki ona seyri sülükte denir, kişiye ilim verilir, daha doğrusu kişi yoktan yere hiç bilmediği bir konu/şeyler hakkında ilim/bilgi sahibi olur.
Bu hiç kitap okumadan gerçekleşir, sebebide kişinin içselinde bir yerlere ulaşmasından dolayı olur bu.
O yüzden "Ne var alemde, mevcut ademde" bile denir ki amaçta kişinin kendine ulaşmasıdır, ulaşıncada pek çok problem çözülür gider.

Ama bu işin kendi içinde bir sürü açmazı, sakat durumlarıda vardır, bahsettiğim en iyimser yönüdür.
Tasavvuf = deneyimdir kısaca,
bu da zamanla bir yaşam biçimine döner ki sanırım bu kadar açıklamada yeterli olur.

Tabi ki, ben sana yukarida acikladim.
O kısım espriydi, takılma ona :)

evrensel-insan
20-06-2014, 16:04
Var tabii, istersen sende gözlemleyebilirsin, kim bilir belkide gözlemledin. :)

İpucu: Rüyalar

Hiç rüyalarla ilgili blog/site dolaştın mı bilemem ama denk gelirse dolaş.
Zira insanlar, Dünyanın kuruluşundan, kıyametin kopuşuna, peygamberlerle arkadaşlıklara, melekler vs. bir sürü şeyle ilgili rüya görmüşler ve yana döne, bunu gördüm şunu gördüm bu ne demektir diye, tabirini merak ediyorlar.

Daha öncede forumda rüya ve vahiy kardeştir diye bir kaç kere demiştim, zira rüyalarda her şey olur, malum.
Dünyayı suda basar, denizde yarılır, devasa ateşler gül bahçesine döner, olurda olur, sonu yok bunun.
Vahiy denilende rüyanın sözel boyutudur ki örn. kuranın bir kısmı rüyada gelmiştir mesela..neticede aynı yerden gelen bilgidir ikiside.

Hasılı rüyaların çözülmesi gerekiyor ama atıl bir konudur rüyalar.

Bence bilimsel olarak, kisinin gordugu ruya ile onun kendince yasaminda ve iliskilerinde onem verdigi ilgilendigi ve etkilendigi konu ve kavramlar arasinda bag vardir.

Benim ise nuh tufani ile ilgili boyle bir bagim yok.

Gerçi bu senin dediğin anlamda bir gözlem değil elbette ama İnsan denilen yaratığın görülen yönleri olduğu gibi görülmeyen yönleride vardır, ve insan bu yönleriyle bir bütündür.
Diğer türlü zaten eksiktir.

Özetle vahiy yoluyla gelen bir bilginin yer yüzünde izini aramak, olayın işleyişini bilmemekle alakadır.
Neticede vahiy ham bilgidir, işlenmemiştir ve insanlarda bunu anlamadan bam başka bir şekle sokmuşlardır.
Sonradan gelenlerde o şekli öyle kabul etmişlerdir, sonuç bu günlere gelinmiştir.
Oysa tasavvufçular bu işleri anlamak için, asırlardır normal akıl, inanç, tahsil vs. yetmez, Keşf-i akıl gerekir deselerde, kalın kalın kitaplar yazsalar da takanda olmamıştır, anlayanda.

Eger vahiy den kastin ilham ise, bana ilham ile cok bilgi gelir. Mesela siirler ya da uyurken gelen bir konu ya da kavramdaki ilham beni yatagimdan kaldirir ve bunu yaziya dokturur.

Bu arada benim kendi beynimi yonlendirerek bu ilhami cagirmamin da cok onemli rolu vardir.

Iste zaten ilhamin temelinde kisinin beyin yetilerini fonksiyona gecirmesi yatar. Yani sorgulama, arastirma, soru sorma/yanit arama-veme, degerlendirme, analitik, diagnostik, analojik v.s. temelli "ezber bozmak" ve beyinde takilmis dogmalasmis eskimis bilgilerin tazelenmesi yenilenmesi.

Bunu ben "evrimci ve devrimci sorgulama" basliginda aciklamistim.


Bu dediğim gibi oluyor o yüzden çok detaya girmeyeceğim ama daha öncede konuştuğumuz nakil olayından kurtulmak için, insanın içseline ulaşması gerekiyor.
Zaten oraya ulaşınca da insan kendini tanıyor ki en büyük kitap insanın bizatihi kendisi oluyor bile diyebiliriz.
Hal böyle olunca pek öyle nakil makilede gerek kalmıyor zaten.

Benim "ic ses" diye bir basligim var. Orada kisinin kendi kendi ile olan sorgulamasi v.s. anlatiliyor.

Hiç duydun mu bilmem ama tasavvufta kişinin seyri esnasında, ki ona seyri sülükte denir, kişiye ilim verilir, daha doğrusu kişi yoktan yere hiç bilmediği bir konu/şeyler hakkında ilim/bilgi sahibi olur.
Bu hiç kitap okumadan gerçekleşir, sebebide kişinin içselinde bir yerlere ulaşmasından dolayı olur bu.
O yüzden "Ne var alemde, mevcut ademde" bile denir ki amaçta kişinin kendine ulaşmasıdır, ulaşıncada pek çok problem çözülür gider.

Iste burada "devrimci sorgulamayi" yani kisinin beynine kendi bilinc ve farkindaligi ile yon vermeyi cok iyi algilamak gerekiyor.

Cunku bunu kisi kendisi bilincli ya da bilincsiz yapiyor, yani ona yaptiran bir guc Allah v.s. yok.

Cunku buradaki ana fark problemin teshisi algisi bilinci ve bilisselloiginin getirdigi cozumde; kisinin kendi bireysel rolu. Baska bir gucun devreye girmesi degil. Cunku tasavvufta kisinin bu yonu goz ardi edilip bunu yapan baska bir guce veriliyor.

Ama bu işin kendi içinde bir sürü açmazı, sakat durumlarıda vardır, bahsettiğim en iyimser yönüdür.
Tasavvuf = deneyimdir kısaca,
bu da zamanla bir yaşam biçimine döner ki sanırım bu kadar açıklamada yeterli olur.
O kısım espriydi, takılma ona :)

Iste fark, bunu yapanin kim/ne oldugunu teshis farkidir.

Yani kisinin kendisi mi/ yoksa ona yaptiran baska bir guc mu?

Diger konu espi de olsa; Aklin gozlemi ile gozlemi direk oertaya koymak farki; bilimsellik bilissellik ve bilgisellik farkidir.

O yuzden istersen bu onemli fark algisini bir ornek ile degerlendirebiliriz.

Cunku somut ornekler cogu seyin daha acik algilanmasini ve de teoriden pratige yasama tasinmasini ve boylece daha bir farkindalik icermesini saglar.

Felâsife
21-06-2014, 02:21
Bence bilimsel olarak, kisinin gordugu ruya ile onun kendince yasaminda ve iliskilerinde onem verdigi ilgilendigi ve etkilendigi konu ve kavramlar arasinda bag vardir.
İllaki var, hatta ilginçtir mesela bazı bilimsel buluş ve icatların arkasında da rüya var.
Tabii hepsinde bu var diyemeyiz ama bir şekilde insan olan yerde rüyalar vardır.

Benim ise nuh tufani ile ilgili boyle bir bagim yok.
Tamam.


Eger vahiy den kastin ilham ise, bana ilham ile cok bilgi gelir. Mesela siirler ya da uyurken gelen bir konu ya da kavramdaki ilham beni yatagimdan kaldirir ve bunu yaziya dokturur.
Değil desen bile zaten inanmazdım, :) bu aslında her insanda olan bir şeydir diyebilirim ama yoğun düşünce olan insanlarda dahada belirgin oluyor ister istemez.


Bu arada benim kendi beynimi yonlendirerek bu ilhami cagirmamin da cok onemli rolu vardir.
Yani, buna inanırım.


Iste zaten ilhamin temelinde kisinin beyin yetilerini fonksiyona gecirmesi yatar. Yani sorgulama, arastirma, soru sorma/yanit arama-veme, degerlendirme, analitik, diagnostik, analojik v.s. temelli "ezber bozmak" ve beyinde takilmis dogmalasmis eskimis bilgilerin tazelenmesi yenilenmesi.

Bunu ben "evrimci ve devrimci sorgulama" basliginda aciklamistim.
Ok.

Benim "ic ses" diye bir basligim var. Orada kisinin kendi kendi ile olan sorgulamasi v.s. anlatiliyor.
Ok.
Her zaman için kulağıma hoş gelen bir tabirdir bu "iç ses" :)

Cunku tasavvufta kisinin bu yonu goz ardi edilip bunu yapan baska bir guce veriliyor.
Kim bilir belkide alınıyordur, yada hiç verilmiyordur, daha öncede demiştim tasavvufun dış dinamikleri olduğu gibi, iç dinamikleri vardır, o yüzden tasavvufun dış yönüne, görünen yönüne pek takılma derim.
O herkes için olan kısmıdır, birde herkes için olmayan kısmı vardır.
Aslında tasavvuf kapalı bir öğreti sistemidir diyebilirim.

Mesela H.Bayramın hayatın boyunca aslında 1,5 müridi oluyor.
Görünürde on binlerce insan onun izinden gidiyor, seviyor, sayıyor, yazıyor çiziyor, hâlâda yazılır çizilir.
Lakin bir cümle ilede hepsini ekarte edebiliyor.


O yuzden istersen bu onemli fark algisini bir ornek ile degerlendirebiliriz.
Nasıl bir örnek, burayı galiba anlamadım ama şu örnek gibi mi.

Hayatın kitaplarda yazdığı gibi olmadığını anladığımda, daha doğrusu anlamaya başladığımda, kitap okuma olayı o anda benim için bitmiştir.
Başkalarının dediğini dinlemek okumak açıkcası sıkıcı gelmeye başladı.

Hayat başka, yazılanlar başka..
Okumak anlamsızlaşınca merak ve deneyim öne çıktı ki düşünce daha bir farklılaştı, zaten o düşünce hep vardı.

evrensel-insan
21-06-2014, 02:53
İllaki var, hatta ilginçtir mesela bazı bilimsel buluş ve icatların arkasında da rüya var.

Ona ruyadan ziyade insanoglunun uyanik ya da uykudaki zihin ufku diyebiliriz. Yani "imagination-hayal gucu"

Tabii hepsinde bu var diyemeyiz ama bir şekilde insan olan yerde rüyalar vardır.
Tamam.
Değil desen bile zaten inanmazdım, :) bu aslında her insanda olan bir şeydir diyebilirim ama yoğun düşünce olan insanlarda dahada belirgin oluyor ister istemez.

Yogun dusunceden ziyade, kendi beynini fonksiyona sokabilen, yani dusunduren kisilerde. Cunku bu ayni zamanda beyni kontrol ve yonlendirmeyi de sagliyor.

Yani kavramlar seni degil; sen kavramlari kontrol ediyorsun, ustelik olumlu olumsuz ifade etmeden.

Yani, buna inanırım.
Ok.
Ok.
Her zaman için kulağıma hoş gelen bir tabirdir bu "iç ses" :)
Kim bilir belkide alınıyordur, yada hiç verilmiyordur, daha öncede demiştim tasavvufun dış dinamikleri olduğu gibi, iç dinamikleri vardır, o yüzden tasavvufun dış yönüne, görünen yönüne pek takılma derim.
O herkes için olan kısmıdır, birde herkes için olmayan kısmı vardır.
Aslında tasavvuf kapalı bir öğreti sistemidir diyebilirim.

Bu ic yonune, ya da ic dinamikleri ile ilgili ornek verebilir misin?

Ayrica burada kontrol kimde? dis bir gucte mi, yoksa kisinin kendisinde mi?

Mesela H.Bayramın hayatın boyunca aslında 1,5 müridi oluyor.
Görünürde on binlerce insan onun izinden gidiyor, seviyor, sayıyor, yazıyor çiziyor, hâlâda yazılır çizilir.
Lakin bir cümle ilede hepsini ekarte edebiliyor.

Ben hic murid istemem. Sadece bir kisi evrensel insansal bilissel bilimsel olmak isterse bunun bilgisi ile ilgili aspiyi gosteririm. Bu kapidan kendim gectigi gibi degil; herkesin kendi beyni yetisi ve fonksiyonu ile kendi iradesi ve bilinci ile gecmesini isterim.

Yani evrensel-insan degil; evrensel-insan zihniyetinin gosterdigi kapidan, gecmek isteyen olursa onun kendine ait kendi iradeli evrensel insanligi.

Nasıl bir örnek, burayı galiba anlamadım ama şu örnek gibi mi.

Hayatın kitaplarda yazdığı gibi olmadığını anladığımda, daha doğrusu anlamaya başladığımda, kitap okuma olayı o anda benim için bitmiştir.
Başkalarının dediğini dinlemek okumak açıkcası sıkıcı gelmeye başladı.

Hayat başka, yazılanlar başka..
Okumak anlamsızlaşınca merak ve deneyim öne çıktı ki düşünce daha bir farklılaştı, zaten o düşünce hep vardı.

Ben ornek derken, gozlem ile akil gozlemi farkina ornek demistim.

Mesela;

"Yolda iki kisi yuruyor" herkesin alacagi gozlemdir.

"Yolda bir bay bir bayan yuruyor" herkesin kontrol edebilecegi bir gozlemdir.

"Yolda iki kardes/baba-kiz/anne/ogul/sozlu-nisanli-evli cift v.s. yuruyor"

Yolda yuruyenlere sorup dogrulugu kontrol edilebilecek bir gozlemdir.

"Yolda iki kuskun/barisik/konuskan v.s. kisi yuruyor" sadece bu cumleyi kullananin kendi aklinin gozleme kattigidir. Yani akil gozleme tasinmistir. Herkesin gozlemi degildir.

"Yoldaki iki kisiyi Allah/zeus/yahuva v.s. yurutuyor" Tamamen aklin gozleme tasidigi bir cumledir. Sadece tasiyanin gozlemidir, baska hic kimsenin degildir.

Bu cesit bir ornek onermistim.

Yani gozlemi akla tasimak ve akli gozleme tasimak farki.

Felâsife
21-06-2014, 21:56
Ona ruyadan ziyade insanoglunun uyanik ya da uykudaki zihin ufku diyebiliriz. Yani "imagination-hayal gucu"
Zihinle illaki bağlantısı var, zira bir insan düşüncesinin sınırlarında kendini zorluyorsa, o sınırın ötesinede geçebilir elbette, neticede sınırda olması yeterlidir.
Diğer türlü, aklın sınırı bahsettiğin "imagination-hayal gucu" ne kadardır diyebiliriz.
Aslında buluşu yapan güç ile bahsettiğin hayal gücü farklı, aynı değil ama aşağı yukarı aynı şeyden bahsediyoruz.

Yogun dusunceden ziyade, kendi beynini fonksiyona sokabilen, yani dusunduren kisilerde. Cunku bu ayni zamanda beyni kontrol ve yonlendirmeyi de sagliyor.

Yani kavramlar seni degil; sen kavramlari kontrol ediyorsun, ustelik olumlu olumsuz ifade etmeden.
Yoğun düşünemeyen insanlarda ilham vb. olaylar olur, hatta çok fazlada olur, yalnız bu kişiler bu enerjiyi nasıl yöneteceklerini bilemedikleri/bilemeyecekleri için, bir işe yaramaz maalesef.
O yüzden yoğun düşünceden kastımda insanlık, iyilik gibi olan düşünce ki tabiri caizse şeytanca olan düşünceleri saymıyorum.


Bu ic yonune, ya da ic dinamikleri ile ilgili ornek verebilir misin?

Ayrica burada kontrol kimde? dis bir gucte mi, yoksa kisinin kendisinde mi?

İÇ/DIŞ dinamik yani, test süreçlerini kast ediyorum, zira tasavvufun her aşaması adeta bir test aşamasıdır.
Görüne yönü böyledir normalde, görünmeyen yönünde de yani haller denilen, akıl ötesi denilen olaylarda bile test süreçleri devam eder.
Tasavvuf en etkili şaraptan milyon kere daha etkili bir şaraptır, öyle halleri olur ki bir kere tadan şarhoşluktan kendini kaybeder, kendini bişi zanneder vs.

Tüm bu olağan üstü haller, kerametler (keramet denilen şeylerde çok olur) aslında hepsi bir tuzaktır.
Amaç aslında çok başka bir şeydir..

O amaç dediğim şeye de ilginçtir o hallerle kesinlikle ulaşılmaz.

Neyse bu işin meraklısı olmayana anlattığım şeyler saçma ve sıkıcı gelir, meraklısı da zaten bileceği için bu kadar yeterli olacaktır.


Ben hic murid istemem. Sadece bir kisi evrensel insansal bilissel bilimsel olmak isterse bunun bilgisi ile ilgili aspiyi gosteririm. Bu kapidan kendim gectigi gibi degil; herkesin kendi beyni yetisi ve fonksiyonu ile kendi iradesi ve bilinci ile gecmesini isterim.
Ehe, bende hiç istemem, helede hemşerim Romen Diyojen ruhluyum ki gölgelerden haz etmem, kaçarım.
Gölge, bir gün varlık olacakmış, olsun, kabiliyeti varsa zaten olur.
Kabiliyeti yoksa ne edersek edelim, boş tenekeden farkı olmaz..
Demek ki bana hiç gerek yoktur diye düşünenlerdenimdir..

Neticede "Olacak olan olur, kul boşa yorulur" 'a tabiyim, gayrısıyla çok işim olmaz. :)


Ben ornek derken, gozlem ile akil gozlemi farkina ornek demistim.

Mesela;

"Yolda iki kisi yuruyor" herkesin alacagi gozlemdir.

"Yolda bir bay bir bayan yuruyor" herkesin kontrol edebilecegi bir gozlemdir.

"Yolda iki kardes/baba-kiz/anne/ogul/sozlu-nisanli-evli cift v.s. yuruyor"

Yolda yuruyenlere sorup dogrulugu kontrol edilebilecek bir gozlemdir.

"Yolda iki kuskun/barisik/konuskan v.s. kisi yuruyor" sadece bu cumleyi kullananin kendi aklinin gozleme kattigidir. Yani akil gozleme tasinmistir. Herkesin gozlemi degildir.

"Yoldaki iki kisiyi Allah/zeus/yahuva v.s. yurutuyor" Tamamen aklin gozleme tasidigi bir cumledir. Sadece tasiyanin gozlemidir, baska hic kimsenin degildir.

Bu cesit bir ornek onermistim.

Yani gozlemi akla tasimak ve akli gozleme tasimak farki.

Hımm.. anladım buna başka bir zaman bakalım, şimdi az biraz işim var, nasıl olsa bir yerde bunada konu gelir dayanır :)

evrensel-insan
21-06-2014, 22:14
Zihinle illaki bağlantısı var, zira bir insan düşüncesinin sınırlarında kendini zorluyorsa, o sınırın ötesinede geçebilir elbette, neticede sınırda olması yeterlidir.
Diğer türlü, aklın sınırı bahsettiğin "imagination-hayal gucu" ne kadardır diyebiliriz.

Siniri kim neye gore cizebilir. Sorun zaten insanoglunun kendi yarattigi ideolojik inancsal etik izmsel estetik v.s. deger veri ve tabularla sinir cekmesi. Serbest dusunce de sinir yoktur.

Aslinda siniri dil ve kavram belirler. Yalniz yeni bir algi ve gozlem yeni kavrami verir ve uzerinden bilgi turetir. Iste bu kavramsal bilgi sinirsizdir, siniri epistemolojik olarak geldigi anlik yerdir ve degisir yenilenir ve gelisir.

Aslında buluşu yapan güç ile bahsettiğin hayal gücü farklı, aynı değil ama aşağı yukarı aynı şeyden bahsediyoruz.

Hayal gucu kisinin beyninin yeti kullanma ufkudur. Burada ya gozlemsel ya da akilsal bir bulus mumkundur. Yani olgudan tut, fizik otesi ne somuttan tut utobyaya gorunurden tut masala kadar.

Yoğun düşünemeyen insanlarda ilham vb. olaylar olur, hatta çok fazlada olur, yalnız bu kişiler bu enerjiyi nasıl yöneteceklerini bilemedikleri/bilemeyecekleri için, bir işe yaramaz maalesef.
O yüzden yoğun düşünceden kastımda insanlık, iyilik gibi olan düşünce ki tabiri caizse şeytanca olan düşünceleri saymıyorum.

Aynen, her insanoglunun yetisi algisi ve gozlemi ortaktir. Iste burada kimin bunu ne kadar kullanip bundan yararlanip yararlanmamasi soz konusudur.

Bunu sana baska bir ornek ile aciklayayim.

Diyelim babasi muzige cok yatkin bir cocugun, beyin duzenindeki yariklardan muzige yatkinlik ozelligi olabilir. Babasi muzisyen olmayan bir cocukta ise, boyle bir yarik farki olmayabilir.

Yani bir cocuk dinledigini diyelim bir kere de soyleyebilirse, digeri iki kere dinlemek durumundadir.

Boyle oldugu halde muzigin uzerine egilmeyen muzik yonu onde olan muzige egilen muzik yonu onde olmayandan muzigi one cikarma acisindan farkli degildir.

Boylece babasi muzisyen olan cocuk yeteri kadar muzigin ustune egilmediginden, muzisyen olamazken; diger babasi muzisyen olmayan cocuk muzigin ustune yeteri kadar egilmek ile muzisyen olabilir.

Dolayisi ile herkesin her seye yetisi kabiliyeti v.s. vardir; yalniz bunun gelisimi ustuine egilmek farkedebilmek isletebilmek ile paraleldir.

Bu temelde dunya belki de bir suru dehayi ortaya cikaramamistir. Deha derken, diyelim matematikci fizikci politikaci v.s.

İÇ/DIŞ dinamik yani, test süreçlerini kast ediyorum, zira tasavvufun her aşaması adeta bir test aşamasıdır.
Görüne yönü böyledir normalde, görünmeyen yönünde de yani haller denilen, akıl ötesi denilen olaylarda bile test süreçleri devam eder.
Tasavvuf en etkili şaraptan milyon kere daha etkili bir şaraptır, öyle halleri olur ki bir kere tadan şarhoşluktan kendini kaybeder, kendini bişi zanneder vs.

Tüm bu olağan üstü haller, kerametler (keramet denilen şeylerde çok olur) aslında hepsi bir tuzaktır.
Amaç aslında çok başka bir şeydir..

Tuzak derken!?

O amaç dediğim şeye de ilginçtir o hallerle kesinlikle ulaşılmaz.

Neyse bu işin meraklısı olmayana anlattığım şeyler saçma ve sıkıcı gelir, meraklısı da zaten bileceği için bu kadar yeterli olacaktır.

Hayir sadece yazilanlar arasinda bag kurmaya calisiyorum. Mesela "amac ve ulasilmamak" ne anlamda?

Ehe, bende hiç istemem, helede hemşerim Romen Diyojen ruhluyum ki gölgelerden haz etmem, kaçarım.
Gölge, bir gün varlık olacakmış, olsun, kabiliyeti varsa zaten olur.
Kabiliyeti yoksa ne edersek edelim, boş tenekeden farkı olmaz..
Demek ki bana hiç gerek yoktur diye düşünenlerdenimdir..

Neticede "Olacak olan olur, kul boşa yorulur" 'a tabiyim, gayrısıyla çok işim olmaz. :)

Yani "herseyi oluruna birakmak" mi? Yalniz burada bir kadercilik algisi ve caresizlik/teslimiyet yok mu?

Hımm.. anladım buna başka bir zaman bakalım, şimdi az biraz işim var, nasıl olsa bir yerde bunada konu gelir dayanır :)

Tabi ki, ne zaman istersen!

Nova
22-06-2014, 01:09
Boylece babasi muzisyen olan cocuk yeteri kadar muzigin ustune egilmediginden, muzisyen olamazken; diger babasi muzisyen olmayan cocuk muzigin ustune yeteri kadar egilmek ile muzisyen olabilir."Anne, baba ve eş; en kötü müzik öğretmenleridir" .

Albert Lavignac, l'education musicale (1902) (Türkçe baskısı: müzik pedagojisi 1950-52 tam yılını kestiremiyorum kitap yanımda değil).

Temelde diyorki: çocuğu sıkarsan kaçar, yapma dersen yapar. vs vs

Felâsife
22-06-2014, 02:30
Siniri kim neye gore cizebilir. ...

.... Iste bu kavramsal bilgi sinirsizdir, ....

Akıl kendi sınırını çizemez, benim sınırım şuraya kadardır, bundan sonrası bana ait değildir diyemez..dolayısıyla senin verdiğin örnekte olduğu akıl kendini sınırsız olarak mimler, mimleyebilir.
Oysaki bu sınırsızlık denilen şeyin dahi sınırı vardır, örn. ölüm.

Aklın sınırı ölüme kadardır.

Serbest düşünceler, tüm bilgiler, tüm kavramlar insana ölene kadar yarar, lakin öldükten sonrasına yaramadığı gibi, bir açıklamada getiremez.

Akılda, tüm bu serbest düşünce, kayıtlı düşünce, bilgi ve kavramları anlamak için yegane özelliktir..yani akıl olmadan bunlardan faydalanılmaz.

Diğer taraftan akıl ölümden sonrasına hakim olamadığı için o konuda anca tahmin yeteneğini kullanır ki, hayal gücü dediğimiz şeyde neticede budur aslında, aklın tahmin edebilme özelliğidir hayal gücü.

Şimdi aklın sınırı ölüme kadardır dedik, dolayısıyla akli bilgiler içinde yaşadığımız hayatta işimize yarar, bize yol gösterebilir, düşünceler üretebiliriz, vs. bu ürettiğimiz düşüncelerinde ne olduğu aslında hiç önemli değildir, tüm bunlar AKIL İLE OLUŞTURULMUŞ BİLGİLERDİR Kİ doğru/yanlış tan öte bunlar aklın ürünleridir.

Diyeceğim şu ki akıl kısa vadede işe yarar, ama uzun vadede sıkıntıdır.

Bu yüzden tasavvuf bu kısa vadede aklı devre dışına alma yöntemi uygular.
Yani Ölmeden önce ölüm denilen, Batını ölümün ile akıla "erken veda" edilir.

Teoride basit, nasıl olsa bir gün zoraki öleceksin, bunu gönüllü hale getirmektir, yani erkene almaktır.

Bu bağ kurmaya çalıştığın "amac ve ulasilmamak" ne demek olduğunu da açıklar.
Tasavvuf yaşam değil, ölüm odaklıdır..
Bir ölüde yaşamı neylesin, şöhreti neylesin, halleri neylesin, neylesini neylesin.

İşte bu tuzaklarıda açıklar aslında, tasavvufta kişinin eline hiç'lik denilen şeyden başka bir şey geçmez.
Varlık namına ne varsa, bilgi namına ne varsa, seyri sülükte o tuzaktır.

Aslına dönmekte böyle bir şeydir, başlangıçta bir hiç'tin, sonunda da hiç olursun, tasavvufta kişiye bunu hatırlatır, aslına döndürür..
Olması gerekeni budur, yüzleşilmesi de oldukça ağır bir meseledir.

Deha derken, diyelim matematikci fizikci politikaci v.s.

Deha demişken, Nicola Tesla geldi aklıma, geri zekalı bu çocuk diye ilk okula bile almamışlar, garipriklerle dolu dünyamız. :)

Tuzak derken!?
Hayir sadece yazilanlar arasinda bag kurmaya calisiyorum. Mesela "amac ve ulasilmamak" ne anlamda?

Üste açıkladım.

Yani "herseyi oluruna birakmak" mi? Yalniz burada bir kadercilik algisi ve caresizlik/teslimiyet yok mu?
Varlık diye inandığı şeylerin, aslında yokluk olduğu bilincinde olana, çok zarar vermez dediklerin, yani varsın olsun.
Kaderciliğim bile içimdeki o boşluğu doldurmuyor, bir anlamı yok kavramların, hayat geçiyor işte.

evrensel-insan
22-06-2014, 02:47
Akıl kendi sınırını çizemez, benim sınırım şuraya kadardır, bundan sonrası bana ait değildir diyemez..dolayısıyla senin verdiğin örnekte olduğu akıl kendini sınırsız olarak mimler, mimleyebilir.
Oysaki bu sınırsızlık denilen şeyin dahi sınırı vardır, örn. ölüm.

Aklın sınırı ölüme kadardır.

Ben sinirsizlik derken, zihni sinirsizliktan bahsettim; fiziki degil.

Ayrica yasamini surdurenler icin ortaya atilan bir dusunce isteyenin de dusuncesi olur.

O yuzden dusunceler dile geldikten sonra; vucutsuzdur. Isteyen vucut alir ve kullanir. Ayrica zamansizdir; nesilden nesile aktarilir.

Serbest düşünceler, tüm bilgiler, tüm kavramlar insana ölene kadar yarar, lakin öldükten sonrasına yaramadığı gibi, bir açıklamada getiremez.

Benim dedigim "serbest dusunmek" yani dusunenin dusuncesini hic bir deger ile sinirlamamasi.

Akılda, tüm bu serbest düşünce, kayıtlı düşünce, bilgi ve kavramları anlamak için yegane özelliktir..yani akıl olmadan bunlardan faydalanılmaz.

Evet akil degerlendirir yalniz sahte ego temelli benselloigi vardir.

Diğer taraftan akıl ölümden sonrasına hakim olamadığı için o konuda anca tahmin yeteneğini kullanır ki, hayal gücü dediğimiz şeyde neticede budur aslında, aklın tahmin edebilme özelliğidir hayal gücü.

Şimdi aklın sınırı ölüme kadardır dedik, dolayısıyla akli bilgiler içinde yaşadığımız hayatta işimize yarar, bize yol gösterebilir, düşünceler üretebiliriz, vs. bu ürettiğimiz düşüncelerinde ne olduğu aslında hiç önemli değildir, tüm bunlar AKIL İLE OLUŞTURULMUŞ BİLGİLERDİR Kİ doğru/yanlış tan öte bunlar aklın ürünleridir.

Bence burada fiziksel olum ile, aklin diger fizikler ile olan iliskisi karisiyor. Yani kisi fiziksel olarak olebilir, ama onun akli ya da dusunceleri baskalarinca yasatilir. Iste ideolojiler inanclar boyle kitlesellesir.

Diyeceğim şu ki akıl kısa vadede işe yarar, ama uzun vadede sıkıntıdır.

Bu yüzden tasavvuf bu kısa vadede aklı devre dışına alma yöntemi uygular.
Yani Ölmeden önce ölüm denilen, Batını ölümün ile akıla "erken veda" edilir.

Teoride basit, nasıl olsa bir gün zoraki öleceksin, bunu gönüllü hale getirmektir, yani erkene almaktır.

Bu bağ kurmaya çalıştığın "amac ve ulasilmamak" ne demek olduğunu da açıklar.
Tasavvuf yaşam değil, ölüm odaklıdır..
Bir ölüde yaşamı neylesin, şöhreti neylesin, halleri neylesin, neylesini neylesin.

Bence yine ayni karisiklik yani vucudun fiziksel olmesi ile, vucudun biraktigi zihinsel miras.

İşte bu tuzaklarıda açıklar aslında, tasavvufta kişinin eline hiç'lik denilen şeyden başka bir şey geçmez.
Varlık namına ne varsa, bilgi namına ne varsa, seyri sülükte o tuzaktır.

Yani nihilizm mi demek istiyorsun?

Aslına dönmekte böyle bir şeydir, başlangıçta bir hiç'tin, sonunda da hiç olursun, tasavvufta kişiye bunu hatırlatır, aslına döndürür..
Olması gerekeni budur, yüzleşilmesi de oldukça ağır bir meseledir.

Burda varligin hicliginden ne algilandigini ortaya koymak lazim.

Deha demişken, Nicola Tesla geldi aklıma, geri zekalı bu çocuk diye ilk okula bile almamışlar, garipriklerle dolu dünyamız. :)
Üste açıkladım.
Varlık diye inandığı şeylerin, aslında yokluk olduğu bilincinde olana, çok zarar vermez dediklerin, yani varsın olsun.
Kaderciliğim bile içimdeki o boşluğu doldurmuyor, bir anlamı yok kavramların, hayat geçiyor işte.

Tamam da varlik ile yokluk arasinda yasam ve birakacagin zihinsel miras ve kendi yasamis yasamin var.

Felâsife
22-06-2014, 04:46
Ben sinirsizlik derken, zihni sinirsizliktan bahsettim; fiziki degil.

Ayrica yasamini surdurenler icin ortaya atilan bir dusunce isteyenin de dusuncesi olur.

O yuzden dusunceler dile geldikten sonra; vucutsuzdur. Isteyen vucut alir ve kullanir. Ayrica zamansizdir; nesilden nesile aktarilir.

Aslında bu çok güzel bir konu fakat, anlaşılması da bir o kadar zor konu.
Bahsettiğim ölümde zaten fiziki bir ölüm değil, adı üstünde batıni bir ölüm.
Tabii bunun fiziki ölüm ile benzerlikleri var ama olay batıni yani içsel bir ölüm olunca, fizikselliğin bir anlamı kalmıyor zatende, zihinselliğinde bir anlamı kalmıyor.

O yüzden akli sınır ve sınırsızlıklar anca kendi çerçevesinde değerlendirilir.
Tabii bu benim fikrim, neticede insanlar oturduğu yerden de kurgu yapmayı öğrendiler.
Şimdi aklı kullanmayın dense mesela, kurgu nasıl olacak?
veya düşünceyi durdurun, hiç bir şey düşünmeyin dense, tepki nasıl olacak?
Bunlar yapılabilecek bir şey midir?
Mantıklı mıdır?

Bunu daha öncede konuşmuştuk, insanoğlu kurgu yapmayı öğrendiği için, gözlem/deneyim denilen olaydan uzak kalacaktır, kalmıştır.

Haliyle insan kendi düşüncesi içindeki sınırsızlığı, gerçek sınırsızlık sanacaktır. (sözüm meclisten dışarı)
Kaldı ki kendi inandığı hatta inanmadığı tanrı bile aslında hayalinde ki tanrıdır.
Arabinin dediği "Hayalde yaratılan ilahlar, bir hudud ile mahdud oldular" sözünü ben daha üzerine alan görmedim. :)

Oysa bunu diyen adam, keşfi akıl ve Vahdeti vücudun babası biri ki, hani bir bildiği olmasa böyle demez diyende hiç duymadım.

Diğer taraftan her şey bir su gibi akıp gidiyor, bu hayal değilde nedir?
Geçmişimiz saniyelerle bile ifade edilmez biçimde anlara sıkışmış durumda, geçmişe bakınca geçmiş kaybolmuş yok gibi.

Aynı şey rüyada gerçekleşiyor, neler yaşıyor ve yapıyoruz uyandığımız da onun hayal olduğunu anlıyoruz.
Şu halde içinde yaşadığımız bunca zorluklar, sevinçler vs.lerin hayal olmadığının ispatı bile yok.

Özetle hayalde yaşayan insanoğlu, gerçeklik teorileri üretiyor.! müthiş..

Neyse tercih meselesi sonuçta, diyeceğim o ki tasavvufun yaşama bakış açısı terstir, somon balıklarını yaşamı gibi tersine bir yaşayıştır.

Bence burada fiziksel olum ile, aklin diger fizikler ile olan iliskisi karisiyor. Yani kisi fiziksel olarak olebilir, ama onun akli ya da dusunceleri baskalarinca yasatilir. Iste ideolojiler inanclar boyle kitlesellesir.

Sorunda orada işte ya, insan mutlak anlamda ölmüyor, ölü sayılmıyor.
Fikri düşüncesi devam ediyor malum.
Buda insanın görünen yönü olduğu gibi, görünmeyen yönüyle alakalıdır, sonuçta hayatında görünmeyen yönü vardır... o da işlemek/çalışmak zorundadır bir yandan..

Tasavvufta zaten bu açıdan bakıyor olaya ve akıl bu mutlaklıkta, yani çizgide bir nokta değil, virgül, yani araç.

Yani nihilizm mi demek istiyorsun?
Nihilizmi bilmiyorum, nete de bakmadım nedir diye ama tasavvufun kuralları dediğim gibidir, kısaca kişiye varlık beladır.. lakin aksi gibide varlık, haller gırla gider.

Burda varligin hicliginden ne algilandigini ortaya koymak lazim.
Bu ortaya gelmez aslında.
Aslına dönmek, anca (kişinin) aslına dönmesiyle, deneyimlemesiyle bilinebileceği bir bilgidir.
Başkasının aslını dolayısıyla bilemem, kendi algıladığımıda zaten söyledim, asla dönüş diye.

Tamam da varlik ile yokluk arasinda yasam ve birakacagin zihinsel miras ve kendi yasamis yasamin var.
Bu zor değil, unutmak gibi, reset gibi mekanizmalar var, ister istemez unutur gidersin, unutulur gidersin...
Dahası işin ruhlar tarafından bakınca ruh, yaşamı nefs gibi sahiplenici değildir.
Nefs "ben"lik
Ruh "sen"lik
üzerine kuruludur.

Hasılı birinin ölçüleriyle, diğeri ölçülemez.
Birinin yaşadığını, diğeri algılayamaz bile..çünkü işleyiş mekanizması tamamiyle farklı.
Bir abimiz vardı bu gibi durumlarda "sizde bir türlü, bizde bir türlü" derdi sanırım mevzularda bundan öte değil.

evrensel-insan
22-06-2014, 05:16
Aslında bu çok güzel bir konu fakat, anlaşılması da bir o kadar zor konu.
Bahsettiğim ölümde zaten fiziki bir ölüm değil, adı üstünde batıni bir ölüm.
Tabii bunun fiziki ölüm ile benzerlikleri var ama olay batıni yani içsel bir ölüm olunca, fizikselliğin bir anlamı kalmıyor zatende, zihinselliğinde bir anlamı kalmıyor.

Icsel olum kim tarafindan yerine getiriliyor? Zihinselligin anlami mirasi.

O yüzden akli sınır ve sınırsızlıklar anca kendi çerçevesinde değerlendirilir.
Tabii bu benim fikrim, neticede insanlar oturduğu yerden de kurgu yapmayı öğrendiler.
Şimdi aklı kullanmayın dense mesela, kurgu nasıl olacak?

Sen ce inanira gore kalb ile iman bir kurgu degil mi?

veya düşünceyi durdurun, hiç bir şey düşünmeyin dense, tepki nasıl olacak?
Bunlar yapılabilecek bir şey midir?
Mantıklı mıdır?

Zaten tum insanoglunun baskasi uzerinde kendi hakimiyetini kurmasi onun "dusunceni durdur" demesidir. Cunku dusunce bilgi bilgi ogrenmek demektir. Bu da sorgulamak ile olur.

Bunu daha öncede konuşmuştuk, insanoğlu kurgu yapmayı öğrendiği için, gözlem/deneyim denilen olaydan uzak kalacaktır, kalmıştır.

Bu herkes icin gecerli degil.

[qute]Haliyle insan kendi düşüncesi içindeki sınırsızlığı, gerçek sınırsızlık sanacaktır. (sözüm meclisten dışarı)
Kaldı ki kendi inandığı hatta inanmadığı tanrı bile aslında hayalinde ki tanrıdır.
Arabinin dediği "Hayalde yaratılan ilahlar, bir hudud ile mahdud oldular" sözünü ben daha üzerine alan görmedim. :)

Oysa bunu diyen adam, keşfi akıl ve Vahdeti vücudun babası biri ki, hani bir bildiği olmasa böyle demez diyende hiç duymadım.

Diğer taraftan her şey bir su gibi akıp gidiyor, bu hayal değilde nedir?
Geçmişimiz saniyelerle bile ifade edilmez biçimde anlara sıkışmış durumda, geçmişe bakınca geçmiş kaybolmuş yok gibi.[/quote]

Yasam bugundur, dun yasanmis olan gelecek yasanacak olandir. Dunun yasanmisligi bugunun yasamina yansir bu da yarin yasanacak olana yon verir.

Bu bir suregelen durumdur. Cunku bugun yarin dun olacaktir.

Aynı şey rüyada gerçekleşiyor, neler yaşıyor ve yapıyoruz uyandığımız da onun hayal olduğunu anlıyoruz.
Şu halde içinde yaşadığımız bunca zorluklar, sevinçler vs.lerin hayal olmadığının ispatı bile yok.

Ispati algi ve alginin verdigidir. Bu algi farki da ruya ile hayalde uyanik iken yasamda yasanan farkini ortaya koyuyor.

Özetle hayalde yaşayan insanoğlu, gerçeklik teorileri üretiyor.! müthiş..

Neyse tercih meselesi sonuçta, diyeceğim o ki tasavvufun yaşama bakış açısı terstir, somon balıklarını yaşamı gibi tersine bir yaşayıştır.

Evrensel-insan zihniyeti de terstir. Normalin dogalin olanin alisilagelmisin v.s. disindadir.

Sorunda orada işte ya, insan mutlak anlamda ölmüyor, ölü sayılmıyor.
Fikri düşüncesi devam ediyor malum.
Buda insanın görünen yönü olduğu gibi, görünmeyen yönüyle alakalıdır, sonuçta hayatında görünmeyen yönü vardır... o da işlemek/çalışmak zorundadır bir yandan..

Neden bu yonu gorunmesin. Aslinda tum yasami kaposayan bu oldugu icin, insanoglu dusunmeye degerlendirmeye sorgulamaya kisaca beyninin yetisini bu temelde fonksiyona sokmaya vakit bulamiyor, ayrica bilincinde de degil.

Tasavvufta zaten bu açıdan bakıyor olaya ve akıl bu mutlaklıkta, yani çizgide bir nokta değil, virgül, yani araç.

Nihilizmi bilmiyorum, nete de bakmadım nedir diye ama tasavvufun kuralları dediğim gibidir, kısaca kişiye varlık beladır.. lakin aksi gibide varlık, haller gırla gider.

Istersen nihilizm ile ilgili link verebilirim. Aslinda tum insanoglunu kutuplasma olarak biribirine dusuren bir akimdir. Diyalektigin emek/sermaye en genis celiskisini ilk defa nicelik ten alip; nitelik olarak insanoglu temeline tasiyan akimdir. Diger bir adi da "bosluga dusmek" yani olan her turlu degerinden arinarak "bosluga dusmek" Bu da isin psikolojik yonu.

Bu ortaya gelmez aslında.
Aslına dönmek, anca (kişinin) aslına dönmesiyle, deneyimlemesiyle bilinebileceği bir bilgidir.
Başkasının aslını dolayısıyla bilemem, kendi algıladığımıda zaten söyledim, asla dönüş diye.

Bu zor değil, unutmak gibi, reset gibi mekanizmalar var, ister istemez unutur gidersin, unutulur gidersin...
Dahası işin ruhlar tarafından bakınca ruh, yaşamı nefs gibi sahiplenici değildir.
Nefs "ben"lik
Ruh "sen"lik
üzerine kuruludur.

Ben bunu sahte ego ve kendilik olarak farklilastiriyorum.

Hasılı birinin ölçüleriyle, diğeri ölçülemez.
Birinin yaşadığını, diğeri algılayamaz bile..çünkü işleyiş mekanizması tamamiyle farklı.
Bir abimiz vardı bu gibi durumlarda "sizde bir türlü, bizde bir türlü" derdi sanırım mevzularda bundan öte değil.

Evet sahte ego kendilik ile ters iliskidedir.

Felâsife
22-06-2014, 12:58
Icsel olum kim tarafindan yerine getiriliyor? Zihinselligin anlami mirasi.
Kim yaparsa onun tarafından gerçekleşir, bunun diğer adıda gönüllü ölümdür, kişi bizzat kendi kararıyla bunu uygular.

Sen ce inanira gore kalb ile iman bir kurgu degil mi?
İnsan kalbiyle de düşünür, sadece aklıyla düşünmez, iman, inanç, düşünce üretmesi fark etmez, kurgu kurgudur.

Zaten tum insanoglunun baskasi uzerinde kendi hakimiyetini kurmasi onun "dusunceni durdur" demesidir. Cunku dusunce bilgi bilgi ogrenmek demektir. Bu da sorgulamak ile olur.
Bahsettiğim şey siyasi, ideolojik, toplumsal bir şey değil.

Bir insanın kendi içinde, kendi iradesiyle düşünce şalterini indirmesidir.

Örneklemem gerekirse, bir ölünün yanında ağlayın, sızlayın, ağıtlar yakın nasıl tepki vermezse, düşünce şalterini indiğinde de benzer şey olur.

Bu herkes icin gecerli degil.
tamam.

Yasam bugundur, dun yasanmis olan gelecek yasanacak olandir. Dunun yasanmisligi bugunun yasamina yansir bu da yarin yasanacak olana yon verir.

Bu bir suregelen durumdur. Cunku bugun yarin dun olacaktir.

Fark etmiyor sonuçta dünde, bugünde, gelecekte herhalükârda hayal olacaktır.

Evrensel-insan zihniyeti de terstir. Normalin dogalin olanin alisilagelmisin v.s. disindadir.

Mesela ne kadar terstir dersek, örn. Evrensel-insan hiç düşünmez diyebilir miyiz?

Zira içinde yaşadığımız tüm insanların ortak noktası düşünmesidir, herkes her şeyi düşünebilir, düşünüyorda zaten.
Bu filozofun "düşünüyorum, öyleyse var'ım" da ki varlık herkese çıkan payıdır, varlığıdır.
Yani insanoğlunun varlığı düşüncesine endekslidir ki düşünen insan vardır.
Düşünmek herkesin yaptığı bir şeydir, bunda terslik, anormallik yoktur.

Düşünmemek ise hiç kimsenin yapamadığı bir şey olup, işte ters olan budur.

Başka değişle de dünyanın en zeki insanının düşünceye feyk attırmasıyla, en cahilinin bencilce düşünmesi arasında fark yoktur bu anlamda, ikiside düşünceyi kullanıyordur, çünkü bu yaşamın gerekliliğidir.

Bu yüzden üste "Tasavvuf yaşam değil, ölüm odaklıdır." dedim ki fark; yaşamla ölüm arasında ki fark gibi açık ve nettir.

Istersen nihilizm ile ilgili link verebilirim. Aslinda tum insanoglunu kutuplasma olarak biribirine dusuren bir akimdir. Diyalektigin emek/sermaye en genis celiskisini ilk defa nicelik ten alip; nitelik olarak insanoglu temeline tasiyan akimdir. Diger bir adi da "bosluga dusmek" yani olan her turlu degerinden arinarak "bosluga dusmek" Bu da isin psikolojik yonu.

İstersen ver ama bu olay anladığım kadarıyla tasavvufun içinde kavram olarak var zaten.

Ben bunu sahte ego ve kendilik olarak farklilastiriyorum.

İyi yaparsın.
Biri bencillik biride sencillik üzerine işler ki taban tabana bir birleriyle zıttır.

BrainDamage
22-06-2014, 13:04
Sayın Felâsife,
Bu bahsettiğiniz kavram, tasavvufta ve budizmde olan 'ölmeden önce ölmek' yani beklentini kesip, zihninin kölesi olmama durumu mudur? Yani düşünme bağımlılığı hastalığından kurtulma durumu mudur?

Felâsife
22-06-2014, 13:18
Sayın Felâsife,
Bu bahsettiğiniz kavram, tasavvufta ve budizmde olan 'ölmeden önce ölmek' yani beklentini kesip, zihninin kölesi olmama durumu mudur? Yani düşünme bağımlılığı hastalığından kurtulma durumu mudur?

Budizm tarafını bilmem ama tasavvufta bu kavram vardır, detayı konusunda bilgi kısıtlıdır.
Yani nasıl olur, nasıl işler bilgi verilmez pek, sadece kapısı gösterilir.

Bahsettiğiniz, zihin, beklenti, köle, bağımlılık gibi şeylerden toptan kurtulmaktır.
Daha doğrusu bu hayattan toptan el etek çekme durumudur ki ben hem hayatta işime gücüme bakayım, hemde kişisel gelişimimi devam ettireyim durumu değildir yani.

Resmen kişinin (batında) tüm var'lığını çöpe atması durumudur ki, zaten kişi kendi atmasa birileri zamanı gelince (zahirde) onu (gömecek) çöpe atacaktır.

evrensel-insan
22-06-2014, 19:20
Kim yaparsa onun tarafından gerçekleşir, bunun diğer adıda gönüllü ölümdür, kişi bizzat kendi kararıyla bunu uygular.

Sence intihar ile bunun farki nedir?

İnsan kalbiyle de düşünür, sadece aklıyla düşünmez, iman, inanç, düşünce üretmesi fark etmez, kurgu kurgudur.

Insanoglunun kalbi ile dusunmesi bilimsel ve bilissel degil. Ustelik boyle bir cumle cagdasdegil ve gecerli degil.


Bahsettiğim şey siyasi, ideolojik, toplumsal bir şey değil.

Bir insanın kendi içinde, kendi iradesiyle düşünce şalterini indirmesidir.

Bunu neden yasin ki! Bu sadece intiharda ya da kendini feda edecek bir ideoloji ya da inancta izm de soz konusu olabilir.

Örneklemem gerekirse, bir ölünün yanında ağlayın, sızlayın, ağıtlar yakın nasıl tepki vermezse, düşünce şalterini indiğinde de benzer şey olur.
tamam.

[quote]Fark etmiyor sonuçta dünde, bugünde, gelecekte herhalükârda hayal olacaktır.

Bir seyin hayal olmasi baska; hayal olmayani aklin inanci ile hayal olarak dogrulamak baskadir.

Mesela ne kadar terstir dersek, örn. Evrensel-insan hiç düşünmez diyebilir miyiz?

Dusunmemek bir yerde karsitliktir. Terslik ise ayni katagorideki alternatiftir. Yani "farkli dusunmek" Kisaca delalet denilen sey. Cunku bir seyin normali dogali alisilagelmis, yerlesmis ve otomatiklesmis olan olarak; dusunceyi icerir, dusunmeyi icermez. Yani yukaridaki gibi davranmak v e yasamak icin dusunme eylemine gerek yoktur.

Zira içinde yaşadığımız tüm insanların ortak noktası düşünmesidir, herkes her şeyi düşünebilir, düşünüyorda zaten.
Bu filozofun "düşünüyorum, öyleyse var'ım" da ki varlık herkese çıkan payıdır, varlığıdır.

O idealist bir yanasimdir. "Varim oyleyse dusunuyorum" da materyalist yanasimdir.

Yani insanoğlunun varlığı düşüncesine endekslidir ki düşünen insan vardır.
Düşünmek herkesin yaptığı bir şeydir, bunda terslik, anormallik yoktur.

Düşünmemek ise hiç kimsenin yapamadığı bir şey olup, işte ters olan budur.

Bence dusunce ismi ile dusunmek eylemi bir birine karisiyor. Sonucta senin bu dile getirdiklerin de bir dusunce urunudur ve uzerinde dusunulmustur ki ortaya konmustur.

Başka değişle de dünyanın en zeki insanının düşünceye feyk attırmasıyla, en cahilinin bencilce düşünmesi arasında fark yoktur bu anlamda, ikiside düşünceyi kullanıyordur, çünkü bu yaşamın gerekliliğidir.

Bu yüzden üste "Tasavvuf yaşam değil, ölüm odaklıdır." dedim ki fark; yaşamla ölüm arasında ki fark gibi açık ve nettir.

Bu da bir dusunce kullanimidir.

İstersen ver ama bu olay anladığım kadarıyla tasavvufun içinde kavram olarak var zaten.

Ayni anlam ve icerikte oldugunu zannetmiyorum. Seninki bir cesit meditasyon ve bu meditasyonda beyni dusundurmemek ve de bosaltmak soz konusu.

Yalniz buradaki sorun, bunun da bir amacinin nedeninin olmasi ve bunun da bir dusunce sorunu ortaya atilmis olmasi.

İyi yaparsın.
Biri bencillik biride sencillik üzerine işler ki taban tabana bir birleriyle zıttır.

Burada hersey farkli. Burada sahte egonun dogumdan itibaren verilmisliginin farkindaligi ve insanlasmayi onlediginin de bilinci var.

Yani amac zihinsel ve davranissal insanlasmak.

evrensel-insan
22-06-2014, 19:25
Sayın Felâsife,
Bu bahsettiğiniz kavram, tasavvufta ve budizmde olan 'ölmeden önce ölmek' yani beklentini kesip, zihninin kölesi olmama durumu mudur? Yani düşünme bağımlılığı hastalığından kurtulma durumu mudur?

Dusunmeyi "hastalik " olarak algilamak; hem bilgiye hem bilime hem teknige hem cagdasliga hem de gelisime yenilenime degisime ayni zamanda insanoglu yetisinin fonksiyonuna terstir.

Ayni zamanda dusunmemek beynin yetisi olan dusunce fonksiyonunu devreye sokmayarak, beyni oldurmek demektir.

Bence uzun vadeli ve sancili bir intihardir.

Not: Bu mesaj yazarin "dusunceyi hastalik olarak gormesi" algisini tasimiyor.

Sadece mesaja yonelik bir yanittir, yazara degil.

BrainDamage
22-06-2014, 20:07
Üstteki mesajınıza tamamen katılıyorum. Benim bahsettiğim hastalık "zihin ve düşünme bağımlısı olmak". Düşünmek insanın bir işlevidir, düşünme bağımlılığı ise insana küçüklükten beri aşılanan bir durumdur. Bu durumda düşünmeden yapamayız, sürekli olarak geçmiş ve geleceği düşünmek şu zamanı kaçırmak demektir. Zihnin kölesi olmak her zaman huzursuzluk yaratır.

evrensel-insan
22-06-2014, 20:48
Üstteki mesajınıza tamamen katılıyorum. Benim bahsettiğim hastalık "zihin ve düşünme bağımlısı olmak". Düşünmek insanın bir işlevidir, düşünme bağımlılığı ise insana küçüklükten beri aşılanan bir durumdur. Bu durumda düşünmeden yapamayız, sürekli olarak geçmiş ve geleceği düşünmek şu zamanı kaçırmak demektir. Zihnin kölesi olmak her zaman huzursuzluk yaratır.

Buradaki "bagimlilik" bir cesit dusunmefobisidir.

Sonucta beyin dusunerek beslenir, insanoglu dusunerek davranir yasar iliski duzen sistem kurar. Insanoglyu dusunerek ideoloji inanc izmleri etik degerleri her turlu soyut degerleri ortaya atar.

Kisaca insanoglu dusunerek gelisir ilerler yenilenir cag degistirir, bilgilenir bilinclenir bilime katki saglar algiladiklarini gozlemlediklerini inceler arastirir sorgular kurgu bulgu ve olguyu ortaya koyar.

Zaten aci olan insanoglunun nitelik ozelliginin yine insanoglunun sahte egosu ve dogal/fenomenal zihniyetinin insanlasamamiosligi da budur.

Yani tum degerler dini etik ideolojik inancsal ve izmsel; sadece bir iktidar guc ve otorite olarak kendi niteligini nicelik yerine koydugu insanogluna dayatmak ve oinun yasamini kendi niteligi ile yonlendirip yasatmak kisaca onun tek degeri olan yasamina ambargo koymaktir.

Hatta din bunu oyle bir nitelik ile yaparki; yasam sonrasini yasamin da onune koyar.

Iste bu temelde beynin yetisi dusuncenin dusunmesi en azindan insanoglu turunun birinin kendi yasamini kendi iradesi ile yasamasi icin gereklidir.

Elinden alinmak istenen yasamin "sen dusunme ben senin yerine dusunurum" yalanina kanmamasi da bir bilinctir.

Iste boyle oldugundan insanoglu insanoglu oldugunun farkinda degildir ve kendi birinin bilincinde degildir.

Tum bu kendisine empoze edilen ideolojik inancsal izmsel etik v.s. degerlerle; kendisini algilamak yerine; kendisini maddelestiren, mallasstiran, metalastiran, kullastiran kolelestiren, hayvanlastiran ve bir cesit caresiz kalarak teslim olmaya yonlendirilen bir sekilde yonlendirilir.

Neye mi teslim olacak?

Ya fizik otesi yaratilan tanriya

Ya dogaya, evrene, dunyaya. yani insanoglu eliyle oznellik verilen fenomene.

Butun bunlari ortaya atan insanoglu kendi kendini bu duruma sokmakta ve degersel olarak ayrisarak savasmakta vew biri birine hakim ust olmak icin iktidar guc ve otorite kurmak icin kendi turu bunyesinde kendi degerleriyle kendine iskence etmektedir.

Iste dusuncenin dusunmesi o kadar onemlidir ki; hem bu denilenlerin farkina ve bilincine vardirir, hem de bunlardan arindirip insanoglu birini zihinsel devrime yonlendirir.

Felâsife
22-06-2014, 23:19
Sence intihar ile bunun farki nedir?
Bence bu farkı bana değilde, kendine sormalısın..
Zira ben detayları vermişim, gönüllü ölüm, batını ölüm vb. demişim.
Demek ki bu fiziksel bir olay değil.
İntihar nedir, fiziksel bir sondur..
Aynı şekil ölümde fiziksel bir sondur.

Lakin işin içinde fiziksellik olsaydı bu yazıları bile okuman mümkün olmayacaktı, ama mümkün oldu.!
Hasılı bundan sonrasının tahayyülü okuyana kalır, yazarak daha fazla bir şey çıkmaz ortaya.
Çünkü mevzu aklın sınırlarının ötesine geçmiş bulunmaktadır.

Insanoglunun kalbi ile dusunmesi bilimsel ve bilissel degil. Ustelik boyle bir cumle cagdasdegil ve gecerli degil.

:)

İnsanoğlu robot değil ki?

Mevlana, akıl ve gönül konusunda; kimileri akılı baz alır onu savunur, kimileri de gönülü baz alır onu savunur der.

Burada Mevlana da ne akıl nede gönülü savunarak, Akıl ve Gönül'ün birleştiği, bir olduğu düşünceyi savunur ki ikisini de ret etmez.
Değil mi ki ikiside insanda vardır, onlar ret edilmez..insan neticede bir bütündür, bu bütün parçalandıkça bu parçalar kimsenin işine yaramayacaktır..

Yaşadığımız hayat anayla, atayla, çocukla bir vücut değil midir?
Ata kuvvet, ana duygu, çocuk neşenin tam kaynağı değil midir?
Duygusuz kuvvet, kuvvetsiz duygu, her ikisi neşesiz neye yarar?
Her biri diğerini tamamlar, ayırmak insanlığın hatası değil midir?

Hasılı bu noktada çağdaşlık, kendini geçmişten kopartarak geliyorsa onun zaten temeli yoktur.
Eğer ki geçmişle bağı varsada bunu da bir şekilde kabullenmesi gerekiyor ki geçmişin reddi aynı zamanda geleceğinde reddi olacaktır.

RET ETMEYE İLKE EDİNEN ZİHİN, BUNU ALIŞKANLIK HALİNE GETİRECEKTİR...
Öyleki her daim kendini haklı görüp, kendinden ötesini görmeyecek, kabullenmeyecektir.

Bunu neden yasin ki! Bu sadece intiharda ya da kendini feda edecek bir ideoloji ya da inancta izm de soz konusu olabilir.

Yani tasavvuf olayı bir DAVA olayı diyorsun yani, falancanın görüşü, filancanın görüşü gibi.
Sanırım ya boşa yazmışım o kadar yada ben anlatamadım, bilemiyorum.

DAVA sı olmayan adamın zaten yaşamdan beklentisi ne olabilir ki?
Herkesin gittiği yoldan gitmenin ona bir faydası olsun.

Dusunmemek bir yerde karsitliktir. Terslik ise ayni katagorideki alternatiftir.
Buna katılmadığım zaten önceki mesajımdan bellidir.

Seninki bir cesit meditasyon ve bu meditasyonda beyni dusundurmemek ve de bosaltmak soz konusu.

Yalniz buradaki sorun, bunun da bir amacinin nedeninin olmasi ve bunun da bir dusunce sorunu ortaya atilmis olmasi.

Amaç...

Perspektifi biraz daha genişleteyim o zaman, amaç bakalım anlaşılacak mı?

Dış bedenimizin enerjiye ihtiyacı vardır, bunun içinde beslenmek zorundadır.
Yani yemek yemek zorundayız.

İç bedenimizin de enerjiye ihtiyacı vardır, yani o da beslenmelidir..

Peki içselimiz ne ile beslenir?

Soru bu..

Cevaba gelince,

İçselimiz yani EGO dediğimiz, nefs'te denilen yapı DÜŞÜNCELERLE beslenir, ve üretilen her türlü düşünce onu besler..
Bu noktada nasıl bir düşünce üretildiğinin de hiç bir önemi yoktur, yeter ki düşünün, EGO onunla bir şekilde beslenecektir.
O düşüncelerden ihtiyacı olan enerjiyi otomatikman alacaktır.

Ölüm denilen olayda, düşünce üretilememesi halidir ki işte çoğu insanın bu noktada ki panik yapması, EGO nun buna tahammülü olmamasından dolayıdır..
Zira beslenemeyeceğini anlayan EGO yok olmamak için, insana rüyada olsa habire düşünceyi tetikletecektir.

Hasılı düşünce EGO nun yegane gıdasıdır.

İşte tasavvufta bu noktada NEFS 'i hedef alır, "amaç" onun hükümranlığınadır.

Bu bir iç savaştır. :)

evrensel-insan
08-07-2014, 19:10
Evet beynin ic savasi sahte ego ile kendilik arasinda bilincli ya da bilincsiz verilen bir savastir.