PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Mutlak yokluk yoktur,Mutlak yoktan var var olamaz


Narkiz Mitoloji
25-06-2014, 11:31
Kainatın varlığı bir yaratıcıya verilmediği takdirde onun mutlak yoktan varlık sahasına çıkmış olması gerekir.Mutlak yoktan ,mutlak yokluktan hiçbir şey var olmaz.Nasıl ki kainat ezeli değilse ve onun yaşından söz ediyorsak kendisine nasıl bir tarif getirirsek getirelim maddenin ezeli ve kendi kendine var olması mümkün değildir. Çünkü madde belli unsurlardan ,atomlardan,atom altı parçacıklardan oluşmadır.Madde ve Maddeye ait olup da belli unsurlardan oluşmayan hiçbir şey yoktur.Maddi olan her şey değişkendir,çözülmeye ve yok olmaya mahkumdur zaman ve mekan boyutludur dolayısıyla sonradan olmadır. Bu bakımdan belli unsurlardan oluşan hem meydana gelmesi hem de teşekkülü yani kendisini ve kendisini oluşturacak unsurları nerede ve nasıl oluşacağını bilmeli ayrıca oluşma irade ve gücüne sahip olmalı. İnsanda bile bulunmayan bu bilgi irade güç cisimlerde ve maddelerde hiç yoktur.Ayrıca madde şuursuzdur duymasu görmesi söz konusu değidir,şuursuz illimsiz iradesiz bir şey mutlak şuur ilim ve irade isteyen işlerin kaynağı olamaz ve faili olamaz. Bunun yanısıra madde ,insanın ve daha başka şuurlu canlıların tasarrufu karşısında acizdir edilgendir böyle bir şey ezeli ve varlığı kendinden olamaz ,nede başkalarını yaratanı meydana getirir.Dolayısıyla hiçbir şey kendi kendine veya maddeye dayalı olarak yoktan var olamaz,yoktan var olma ancak bir edenin varlığıyla mümkündür.

RainFall
25-06-2014, 11:39
Kainatın varlığı bir yaratıcıya verilmediği takdirde onun mutlak yoktan varlık sahasına çıkmış olması gerekir.Mutlak yoktan ,mutlak yokluktan hiçbir şey var olmaz.Nasıl ki kainat ezeli değilse ve onun yaşından söz ediyorsak kendisine nasıl bir tarif getirirsek getirelim maddenin ezeli ve kendi kendine var olması mümkün değildir. Çünkü madde belli unsurlardan ,atomlardan,atom altı parçacıklardan oluşmadır.Madde ve Maddeye ait olup da belli unsurlardan oluşmayan hiçbir şey yoktur.Maddi olan her şey değişkendir,çözülmeye ve yok olmaya mahkumdur zaman ve mekan boyutludur dolayısıyla sonradan olmadır. Bu bakımdan belli unsurlardan oluşan hem meydana gelmesi hem de teşekkülü yani kendisini ve kendisini oluşturacak unsurları nerede ve nasıl oluşacağını bilmeli ayrıca oluşma irade ve gücüne sahip olmalı. İnsanda bile bulunmayan bu bilgi irade güç cisimlerde ve maddelerde hiç yoktur.Ayrıca madde şuursuzdur duymasu görmesi söz konusu değidir,şuursuz illimsiz iradesiz bir şey mutlak şuur ilim ve irade isteyen işlerin kaynağı olamaz ve faili olamaz. Bunun yanısıra madde ,insanın ve daha başka şuurlu canlıların tasarrufu karşısında acizdir edilgendir böyle bir şey ezeli ve varlığı kendinden olamaz ,nede başkalarını yaratanı meydana getirir.Dolayısıyla hiçbir şey kendi kendine veya maddeye dayalı olarak yoktan var olamaz,yoktan var olma ancak bir edenin varlığıyla mümkündür.
Tahmin edeyim bunu yapanda Allah isimli bir tanrı değil mi?
Çölün ortasındaki adam uğruna bu dünyayı yarattı falan.
Maddenin yok olduğu görüşüne nereden vardın?

Narkiz Mitoloji
25-06-2014, 11:46
biraz daha düşün öyle tahmin et

RainFall
25-06-2014, 12:12
biraz daha düşün öyle tahmin et

Anlaşıldı islamı ateistlere satmaya gelmişsin sen almayım fazla pahalıya geliyor.
Yoktan var olamaz diyorsun. sen olayı anlamamışsın.

alpeerkara
25-06-2014, 12:25
Celal Hoca'nın iyi bir sözü vardır. "Din bilim ilişkisi diyorsanız ya bilimi iyi bileceksiniz ya da bilimden gelen adamlara saygı duyacaksınız" Ne kadar ufak nedenlerin bile büyük şeylere neden olabilme kapasitesi vardır. Bu düşüncenizi doğru varsaysak bile İslam ile örtüştüğünü düşünmüyorum.

Narkiz Mitoloji
25-06-2014, 12:47
Celal Hoca'nın iyi bir sözü vardır. "Din bilim ilişkisi diyorsanız ya bilimi iyi bileceksiniz ya da bilimden gelen adamlara saygı duyacaksınız" Ne kadar ufak nedenlerin bile büyük şeylere neden olabilme kapasitesi vardır. Bu düşüncenizi doğru varsaysak bile İslam ile örtüştüğünü düşünmüyorum.

burda anlatmaya çalıştığım İslam değil , yaratıcının varlığı

Narkiz Mitoloji
25-06-2014, 12:48
Anlaşıldı islamı ateistlere satmaya gelmişsin sen almayım fazla pahalıya geliyor.
Yoktan var olamaz diyorsun. sen olayı anlamamışsın.

İslam değil yaratıcının varlığı

alpeerkara
25-06-2014, 12:51
İslam değil yaratıcının varlığı

Bu konu farklı ama hangi inanılan yaratıcı? Deizm?

Narkiz Mitoloji
25-06-2014, 12:53
oda ayrı bir başlık konusu tabi ki

RainFall
25-06-2014, 13:25
Bu konu farklı ama hangi inanılan yaratıcı? Deizm?

Tanrı var olabilir ama amacı olan bir tanrımı değildir kendimizi özelleştirmiş oluruz.

Narkiz Mitoloji
25-06-2014, 14:00
O zaman tanrının varlığı hakkında biraz daha derinlemesine düşünelim ,mesela filozofların düşüncelerine bir göz atalım müzakere edelim

mesela Descartes der ki ;

İnsan sınırlıdır,Tanrı ise sınırsızdır ,sınırlı olan şey sınırsız olan şeyi bilemez aklında tutamaz,sınırlı insan aklında sınırsız olan tanrı kavramı varsa tanrı vardır .

ve devam eder ;

Tanrı'yı düşündüğüm için o var değildir. O var olduğu için ben onu düşünüyorum." Tanrı'nın varlığını düşünüyorum o halde O vardır değil. O var olduğu için Tanrı'nın varlığını düşünüyorum .

Ben, en yüce derecede yetkin varlık olan Tanrı fikrini zihnimde taşıyorum. Mükemmellik niteliklerinin birinden mahrum olan bir varlık, en yüce yetkin varlık olamaz. Öyle ise Tanrı'nın, yani en yüce derecede olgunluğa sahip varlığın, mükemmellik niteliklerinden mahrum olduğunu düşünmek çelişki ortaya çıkarır.

Varlık, bir yetkinlik niteliğidir. Öyle ise varlıktan mahrum olmak, yetkinlikten mahrum olmak demektir. En yetkin varlık olan Tanrı'nın varlıktan mahrum olacağını söylemek, çelişki doğurur. O halde, Tanrı'nın var olması, Tanrı kavramının ayrılmaz bir parçasıdır.

Sonuç olarak, Tanrı gerçek anlamda vardır.

RainFall
25-06-2014, 14:04
O zaman tanrının varlığı hakkında biraz daha derinlemesine düşünelim ,mesela filozofların düşüncelerine bir göz atalım müzakere edelim

mesela Descartes der ki ;

İnsan sınırlıdır,Tanrı ise sınırsızdır ,sınırlı olan şey sınırsız olan şeyi bilemez aklında tutamaz,sınırlı insan aklında sınırsız olan tanrı kavramı varsa tanrı vardır .

ve devam eder ;

Tanrı'yı düşündüğüm için o var değildir. O var olduğu için ben onu düşünüyorum." Tanrı'nın varlığını düşünüyorum o halde O vardır değil. O var olduğu için Tanrı'nın varlığını düşünüyorum .

Ben, en yüce derecede yetkin varlık olan Tanrı fikrini zihnimde taşıyorum. Mükemmellik niteliklerinin birinden mahrum olan bir varlık, en yüce yetkin varlık olamaz. Öyle ise Tanrı'nın, yani en yüce derecede olgunluğa sahip varlığın, mükemmellik niteliklerinden mahrum olduğunu düşünmek çelişki ortaya çıkarır.

Varlık, bir yetkinlik niteliğidir. Öyle ise varlıktan mahrum olmak, yetkinlikten mahrum olmak demektir. En yetkin varlık olan Tanrı'nın varlıktan mahrum olacağını söylemek, çelişki doğurur. O halde, Tanrı'nın var olması, Tanrı kavramının ayrılmaz bir parçasıdır.

Sonuç olarak, Tanrı gerçek anlamda vardır.
Felsefeye bağlamışsın ama tanrıyı zorunlu varlık olarak görüyor.Olması zorunlu değildir.
Tanrının var olması zorunlu değildir.Olmayabilirde.Onu biz zihnimizde var ediyoruz anlamlar yüklüyoruz şöyledir böyledir şu şu özelliklere sahiptir diyerek.Şurdadır burdadır diyerek.Ahmet ezelden beri vardır hep var olacaktır.Zorunlu bir varlık çünkü sonu yok başlangıcı yok.Sadece belirli işlevleri var fonksiyonel onun kişiliğini anlayabilmemiz için ilahi davranış şekillerini şimdi çevrede göremiyoruz örneğin dinlerdeki birkaç kişinin durup dururken seçilmiş kimseler olarak denizi yardıkları deniz üzerinde yürüdüklerini göremiyoruz neden tanrının seçim limitimi doldu?İsaya Musaya Davuda Muhammede verilen mucizeler şimdi herhangi bir muhammed ismini taşıyan birisine verilmiyor.Zorunlu varlık zorunlu eylemler gerektirir hareketli işlevsel yapıları var ise.Varlığını öyle ortaya koyar anlayabildinmi?

alpeerkara
25-06-2014, 14:25
O zaman tanrının varlığı hakkında biraz daha derinlemesine düşünelim ,mesela filozofların düşüncelerine bir göz atalım müzakere edelim

mesela Descartes der ki ;

İnsan sınırlıdır,Tanrı ise sınırsızdır ,sınırlı olan şey sınırsız olan şeyi bilemez aklında tutamaz,sınırlı insan aklında sınırsız olan tanrı kavramı varsa tanrı vardır .

ve devam eder ;

Tanrı'yı düşündüğüm için o var değildir. O var olduğu için ben onu düşünüyorum." Tanrı'nın varlığını düşünüyorum o halde O vardır değil. O var olduğu için Tanrı'nın varlığını düşünüyorum .

Ben, en yüce derecede yetkin varlık olan Tanrı fikrini zihnimde taşıyorum. Mükemmellik niteliklerinin birinden mahrum olan bir varlık, en yüce yetkin varlık olamaz. Öyle ise Tanrı'nın, yani en yüce derecede olgunluğa sahip varlığın, mükemmellik niteliklerinden mahrum olduğunu düşünmek çelişki ortaya çıkarır.

Varlık, bir yetkinlik niteliğidir. Öyle ise varlıktan mahrum olmak, yetkinlikten mahrum olmak demektir. En yetkin varlık olan Tanrı'nın varlıktan mahrum olacağını söylemek, çelişki doğurur. O halde, Tanrı'nın var olması, Tanrı kavramının ayrılmaz bir parçasıdır.

Sonuç olarak, Tanrı gerçek anlamda vardır.

Bu düşünce yine "düşünüyorum öyle varım" dan çıkıyor. Sınırsız tanrı sınırlı birini yargılar mı bu da düşünülmeli. Sınırsız tanrının sınırlı birinin imanına ihtiyacı var mıdır ? Descartes bir hristiyandır. Doğup büyüdüğü toplum onu böyle şekillendirmiştir. Gazali de çok zekidir "nedensellik" için cevap vermek zordur. Gazali de doğup büyüdüğü toplumda şekillenmiştir.

Nova
25-06-2014, 15:15
Bu konu farklı ama hangi inanılan yaratıcı? Deizm?

Hasta olduğumuzu ve birisinin ilaç almamız gerektiğini söylediğini düşünün.

Hastalık, gerekli ortam oluca ortaya çıkar.

Ve malesefki her ilaç her hastalığı iyileştirmez.

Bu arada, vücut kendini iyileştirir, ilaç sadece süreci hızlandırır.

Felâsife
25-06-2014, 15:35
ve devam eder ;

Tanrı'yı düşündüğüm için o var değildir. O var olduğu için ben onu düşünüyorum." Tanrı'nın varlığını düşünüyorum o halde O vardır değil. O var olduğu için Tanrı'nın varlığını düşünüyorum .

Düşünmek kesinlik ifadesi değil, zan ve tahmin ifadesidir, o şey hakkında böyle olmasını umuyorumun umma kısmıdır.

Düşünce dediğimiz şey neticede kişinin hayalleriyle harman olmuş bir yapıdır.
Zaten bu harman olmasından dolayıda, düşüncelere her türlü feyk attırılmıştır.

Bir şey varsa veya yoksa onu sürekli düşünmek, anmak kişiyi anca yorar.
Lafını yapmakta yorar.
Bazı tasavvufçular çoğu şeyi abes sayarlar.

Söylemem derdimi hem-derdim olan âha bile
Belki sînemdeki şu nâle-i cângâha bile
Kendi bî-şübhe bilir râz-ı derûnum yoksa
Ehl-i dil söyleyemez derdini Allâh’a bile

Hatta bazılarıda değil anmak, zikir filan düşünmesini bile abes sayarlar ki o defteri ebediyyen kapatırlar.
Ula tanrıyı bi rahat bırakın diyeni bile duyulur.

Neticede düşünme kafa karıştırıcı bir özelliğimiz olup, sürekli düşünmeye yönlendirilmemiz sonucu, iş çığırından çıkmıştır.
İnsan bir şeyi ispat etmişse veya edememişse daha onu niye düşünür ki?

Hep ilgimi çekmiştir bu durum, lakin bende ara ara düşmüşümdür bu duruma.
Sonuçta insanız hatalarımızla da varızdır.

RainFall
25-06-2014, 16:33
Düşünmek kesinlik ifadesi değil, zan ve tahmin ifadesidir, o şey hakkında böyle olmasını umuyorumun umma kısmıdır.

Düşünce dediğimiz şey neticede kişinin hayalleriyle harman olmuş bir yapıdır.
Zaten bu harman olmasından dolayıda, düşüncelere her türlü feyk attırılmıştır.

Bir şey varsa veya yoksa onu sürekli düşünmek, anmak kişiyi anca yorar.
Lafını yapmakta yorar.
Bazı tasavvufçular çoğu şeyi abes sayarlar.

Söylemem derdimi hem-derdim olan âha bile
Belki sînemdeki şu nâle-i cângâha bile
Kendi bî-şübhe bilir râz-ı derûnum yoksa
Ehl-i dil söyleyemez derdini Allâh’a bile

Hatta bazılarıda değil anmak, zikir filan düşünmesini bile abes sayarlar ki o defteri ebediyyen kapatırlar.
Ula tanrıyı bi rahat bırakın diyeni bile duyulur.

Neticede düşünme kafa karıştırıcı bir özelliğimiz olup, sürekli düşünmeye yönlendirilmemiz sonucu, iş çığırından çıkmıştır.
İnsan bir şeyi ispat etmişse veya edememişse daha onu niye düşünür ki?

Hep ilgimi çekmiştir bu durum, lakin bende ara ara düşmüşümdür bu duruma.
Sonuçta insanız hatalarımızla da varızdır.
Tanriyi bir rahat birakin demeleri guzel gunumuz muslumanlari Allahi rahat birakmiyorlar ellerinden ne cekiyor

Felâsife
25-06-2014, 21:19
Tanriyi bir rahat birakin demeleri guzel gunumuz muslumanlari Allahi rahat birakmiyorlar ellerinden ne cekiyor
Bakış açısına göre işin şekli değişebiliyor tabi, kimi böyle düşünebilirken, kimide bas bas bağırmayı fazilet sayabiliyor.
Muhammed bile bir gün yanındakileri böyle azarladığını okumuştum "Sağıra mı duyuruyorsunuz" diye.
Tasavvuf bu konudaysa hakikaten çok ketum olabiliyor.

Heleki "Hasenatül ebrar seyyiatül mukarrabin" denilen sözün anlamını eminim çoğu tasavvufçuyum diyen dahi bilmez, bilse bu ne biçim tasavvuf deyip geçer ki zaten tasavvuf dıştan görüldüğü gibi değildir..
Neyse bu gibi durumlar bakış açısını değiştiriyor elbette.

RainFall
10-07-2014, 16:11
Felasife tanrı Allah veya başka bir tanrı suçu insan gibi ultra zeki zeka sahibi birisini tarih sahnesine çıkarmak ile oldu kıyamet insan eliyle gerçekleşecek belkide kim bilir?

balyapan
12-09-2014, 18:40
Hatta bazılarıda değil anmak, zikir filan düşünmesini bile abes sayarlar ki o defteri ebediyyen kapatırlar.
Ula tanrıyı bi rahat bırakın diyeni bile duyulur.

Zikri abes sayan ve ebediyyen bu defteri kapatan tasavvufçular kim ,merak ettim doğrusu:)İsim verebilir misiniz?

spartacus
12-09-2014, 20:08
Kainatın varlığı bir yaratıcıya verilmediği takdirde onun mutlak yoktan varlık sahasına çıkmış olması gerekir.Mutlak yoktan ,mutlak yokluktan hiçbir şey var olmaz.Nasıl ki kainat ezeli değilse ve onun yaşından söz ediyorsak kendisine nasıl bir tarif getirirsek getirelim maddenin ezeli ve kendi kendine var olması mümkün değildir.

Evet madde ezeli değil, çünkü zaman ancak maddeye bağlı açığa çıkar, bu halde maddeyi zamana bağlı kılan söylemler anlamsızdır, mantık dışıdırda. Kainatın yaşı filan yok, yaşından bahsettiğimiz, aslında geniş değişimlerden ibaret. Eğer kainat ile anladığımız varlık ise, ne yaşı ne de zamanı var, sadece değişim ve devinimler var bunlarda sayısal şeyler değil, değişim, dönüşüm.... hayır kainat ile kasıt şu anki evren ise bu evrenin nerede başladığı, nerede bittiği öncelikle çözülmelidir. Yani peynir küflendi der gibi, eski evren, yeni evren, önceki, sonraki ayrımına dayalı bir başlangıç tayin etmek gerekir, yine de bu tayin evreni değil bizi bağlar, evren değişirkende evren zaten, yani değişimleri ayırıp, adlandıran bizleriz, varlık ise sadece değişiyor, hareket halinde.... Kime, neye göre yaş tayini yapılacak?

Ayrıca madde şuursuzdur duymasu görmesi söz konusu değidir,şuursuz illimsiz iradesiz bir şey mutlak şuur ilim ve irade isteyen işlerin kaynağı olamaz ve faili olamaz. Bunun yanısıra madde ,insanın ve daha başka şuurlu canlıların tasarrufu karşısında acizdir edilgendir böyle bir şey ezeli ve varlığı kendinden olamaz ,nede başkalarını yaratanı meydana getirir.Dolayısıyla hiçbir şey kendi kendine veya maddeye dayalı olarak yoktan var olamaz,yoktan var olma ancak bir edenin varlığıyla mümkündür.
Şuur dediğimiz organize tepki verebilme durumudur. Madde etki edr veya tepki verir ve bunun için şuur gereksizdir. Şuur ise maddenin, organize biçimde tepki verme temeline yaslanır. Canlı ile cansız arasında Çin seddi yoktur, bunlar birbirine dönüşebilir(organik-inorganik madde birbirine dönüşebilir)
İlk parafta da dediğim gibi yaş, zaman gibi kavramlar varlığa içkin, varlık açısından bir anlamı yok ve varlık sürekli değişiyor, deviniyor. Maddeler değişiyor biribirine dönüşüyor vs... Bu dönüşümler açısından canlı-cansız ayrımı belirleyici değildir. Örneğin bu gün kullandığımız petrol aslında fosil yakıttır yani kaynağı organik maddedir....

Edenin varlığına gelince; "Dolayısıyla hiçbir şey kendi kendine veya maddeye dayalı olarak yoktan var olamaz,yoktan var olma ancak bir edenin varlığıyla mümkündür." demişsiniz -ki bu söz amacınızla olduğu kadar öne sürdüüklerinizle de çelişiyor.

Madem yoktan bir şeyler var olmuyor -ki yoktan var olduğu iddiası sadece dinlere ait, örneğin bana göre önce yokluk vardı, sonra bir eden çıktı var etti gibi söylemler mantık dışı olduğu gibi anlamsızdır, muhatapsızdır. Yokluk-varlık aslında ikisi de bir bütünün parçası, varlık yok ise yokluk zaten anlamsız- bir an anlam vereyim, evet yoktan hiç bir şey var olmaz, bir var eden olmalı söylemini bende kabulleneyim, Peki var eden de bir varlık mıydı? Yoklukta mıydı?

evrensel-insan
12-09-2014, 23:03
Kainatın varlığı bir yaratıcıya verilmediği takdirde onun mutlak yoktan varlık sahasına çıkmış olması gerekir.

Kainat dedigin, bir mekan olarak insanoglu algisina gozlem veren bir fenomen ise, zamansal bir sifat ile degerlendilemez, yani daimidir. Ayrica bugun ve henuz insanoglu tarafindan hem boyutlari hem de sekli bilinmemektedir.

Mutlak yoktan ,mutlak yokluktan hiçbir şey var olmaz.

Insanoglu algisinda, yokluk yoktur. Cunku algi pozitif ve var ile baslar. Yokluk ise var ile algilananin his ve ifade olarak olumsuzudur. Eger yoklugu istersen, "algi/kavram/bilgi disi" olarak degerlendirebilirsin.

Nasıl ki kainat ezeli değilse ve onun yaşından söz ediyorsak kendisine nasıl bir tarif getirirsek getirelim maddenin ezeli ve kendi kendine var olması mümkün değildir.

Kainat ne ezeli, ne de ebedi; sadece daimi. Burada yasindan soz edilen, onun herhangibir yerinde belirli bir zamandaki patlamadir (Yani big bang) Madde ise, felsefenin varliksal algisindaki gozlem veren bir fenomen tabaninin adidir. Zaten kendikendine var oldugu da soylenmiyor, big bang ile olustugu varsayiliyor. Yani teorik olarak.

Çünkü madde belli unsurlardan ,atomlardan,atom altı parçacıklardan oluşmadır.Madde ve Maddeye ait olup da belli unsurlardan oluşmayan hiçbir şey yoktur.

Bilim, bilimsel olarak insanboglu algisina gozlem veren tabani fenomen olarak ortaya koyar ve bunun felsefi tartismasina girmez. Cunku bilim fenomeni degil; onun gozlemini ortaya koyar.

Maddi olan her şey değişkendir,çözülmeye ve yok olmaya mahkumdur zaman ve mekan boyutludur dolayısıyla sonradan olmadır. Bu bakımdan belli unsurlardan oluşan hem meydana gelmesi hem de teşekkülü yani kendisini ve kendisini oluşturacak unsurları nerede ve nasıl oluşacağını bilmeli ayrıca oluşma irade ve gücüne sahip olmalı. İnsanda bile bulunmayan bu bilgi irade güç cisimlerde ve maddelerde hiç yoktur.Ayrıca madde şuursuzdur duymasu görmesi söz konusu değidir,şuursuz illimsiz iradesiz bir şey mutlak şuur ilim ve irade isteyen işlerin kaynağı olamaz ve faili olamaz. Bunun yanısıra madde ,insanın ve daha başka şuurlu canlıların tasarrufu karşısında acizdir edilgendir böyle bir şey ezeli ve varlığı kendinden olamaz ,nede başkalarını yaratanı meydana getirir.Dolayısıyla hiçbir şey kendi kendine veya maddeye dayalı olarak yoktan var olamaz,yoktan var olma ancak bir edenin varlığıyla mümkündür.

Insanoglu zaten bir madde degildir. Insanoglu algiya gozlem veren bir fenomen olarak; numenal yani beyninin zihinsel yetisi ve fonksiyonlari vardir. Fenomenal ve numenal yapisi satesinde de ortasya koyma ozelligi, yani algiladigini dile/kavrama donusturme yetisine sahiptir.

Iste insanoglu kendi dahil, algiladigi her bir seyi (fenomenal/numenal/kavramsal) iste bu kavram ile ozdeslestirdiginden turettigi bilgisi ile ortaya koyar.

Eger algi, gozlem ve kavramsal bilgi yoksa; ortaya koyum da yoktur.

Iste zaman insanoglu turunun bir urunu olarak, ortaya koydugunu bir cesit zamansal olcum olarak dile getirmektir.

Bu dile getirim, insanoglunun varliginda oldugu halde, zamansal olarak insanoglu varliginin olmadigi zamanlari da kapsar.

Ayrica bilimde bilimsel olarak gozlem vermeyen "mutlak, ilk, son, tek, kesin" v.s. gibi akilci cikarimlar bulunmaz.

Cunku bilimin her turlu degeri (teorisi, deneyi, olgusu, bulgusu v.s.) sadece gozlem ile yanlislanabildiginde degisir ve degisene kadar da gecerlidir.

Ayrica bilim bilgi olarak ta daimi ve sinirsiz, yenilenir, degisir, gelisir ve bu somut olarak teknigine ve fenomanlestirdiklerine yansir. Ayrica toplumsal yasam dozen system kurum ve kurumlasma ve de iliskji olarak ta, cagdaslasir.

evrensel-insan
12-09-2014, 23:20
O zaman tanrının varlığı hakkında biraz daha derinlemesine düşünelim ,mesela filozofların düşüncelerine bir göz atalım müzakere edelim

mesela Descartes der ki ;

İnsan sınırlıdır,Tanrı ise sınırsızdır ,sınırlı olan şey sınırsız olan şeyi bilemez aklında tutamaz,sınırlı insan aklında sınırsız olan tanrı kavramı varsa tanrı vardır .

Tanri insanoglu akli dogrulamasi, ideolojisi, inanci ve verdigi anlam ve icerik ile sinirlidir. Yani insanoglu yoksa, tasnri da yoktur. Ayrica insanoglunun algisi, gozlemi, kavrami ve bilgisi sinirsizdir ve bu da sinirsiz algiladiklarina paraleldir.

Siniri belirliyen zamandir, yani sinir mekansal degil; zamansaldir. Tanrinin varligi kavramsaldir ve manri gibi bir anlam ifade etmez. Sadece tanriya varliksal ideolojik ve inancsal bakanlar icin edecegi olumlu ve olumsuz anlamin disinda, bu anlami verenin; anlam verdigi tanrisi ile kurdugu bagdir. Bu da kavramsal tanriya, insanoglu numenal yeti fonksiyonlarinin insanoglu eliyle eklenmesi demektir. Bu ayni zamanda insanoglu vucut uzuvlarini da icerir.
ve devam eder ;

Tanrı'yı düşündüğüm için o var değildir. O var olduğu için ben onu düşünüyorum." Tanrı'nın varlığını düşünüyorum o halde O vardır değil. O var olduğu için Tanrı'nın varlığını düşünüyorum .

Ne tanri var oldugu icin, ne de sen onu dusundugun icin tanri var. Sana dogumdan itibaren tanistirilan tanri kavramiyla tanistigin icin ve de bu kavrama insanoglu somut ve soyut yetilerini verdigin icin ve sadece senin soyutunda var.

Ben, en yüce derecede yetkin varlık olan Tanrı fikrini zihnimde taşıyorum. Mükemmellik niteliklerinin birinden mahrum olan bir varlık, en yüce yetkin varlık olamaz. Öyle ise Tanrı'nın, yani en yüce derecede olgunluğa sahip varlığın, mükemmellik niteliklerinden mahrum olduğunu düşünmek çelişki ortaya çıkarır.

Evet zihninde tasiyorsun, cunku biri sana bu kavrami ogretti. Mukemmellik ten align nedir? "En yuce yetkin varlik" nedir? Bunlarin ne oldugunu kim/ne ortaya koyuyor ve yuceliginin/yetkinliginin "en" ini kim/ne neye gore saptamis? Neden ondan "en" I yokmus?

Varlık, bir yetkinlik niteliğidir. Öyle ise varlıktan mahrum olmak, yetkinlikten mahrum olmak demektir. En yetkin varlık olan Tanrı'nın varlıktan mahrum olacağını söylemek, çelişki doğurur. O halde, Tanrı'nın var olması, Tanrı kavramının ayrılmaz bir parçasıdır.

Sonuç olarak, Tanrı gerçek anlamda vardır.

Gercekten align nedir? Gerceklik insanoglu yapilandirilmisligidir ve gercegin ne oldugu ancak inanc ile dogrulanir. Yani bilimsel yani yoktur. Gercegin her turlu anlami tanimi icerigi v.s. insanoglunca verilir.

Gercek varligin monist ve determinist ne oldugunu ortaya koyma iddiasi, varliksal/metafizik bir ideolojidir.

Varlik nedir ki "varliktan mahrum olmak" olsun, ya da bir anlam ifade etsin?

Felâsife
13-09-2014, 03:36
Zikri abes sayan ve ebediyyen bu defteri kapatan tasavvufçular kim ,merak ettim doğrusu:)İsim verebilir misiniz?

İsimden daha fazlasını verdim aslında "Hasenatül ebrar seyyiatül mukarrabin" sözü cismi anlatır isme ne hacet, ayetlerde verebilirim lakin bence siz bu sözü araştırın, netteki bilgilerede güvenmeyin pek, bilgisine güvendiğiniz sağlam bir yerlere sorun soruşturun.

Böyle birileride çevrenizde yok ise, yapacak bir şeyde yok, sonuçta tasavvufta işler soru/cevap ile hallolmaz, acı ama gerçeği budur tasavvufun.

Soru şüpheye, cevap benliğe, merak sabırsızlığa yorumlanır bu dünyada, soru/cevap ile tasavvufta gıdım da ilerleme olmaz, bilgi sağlanmaz.

Sevgiler

balyapan
17-09-2014, 19:09
İsimden daha fazlasını verdim aslında "Hasenatül ebrar seyyiatül mukarrabin" sözü cismi anlatır isme ne hacet, ayetlerde verebilirim lakin bence siz bu sözü araştırın, netteki bilgilerede güvenmeyin pek, bilgisine güvendiğiniz sağlam bir yerlere sorun soruşturun.

Böyle birileride çevrenizde yok ise, yapacak bir şeyde yok, sonuçta tasavvufta işler soru/cevap ile hallolmaz, acı ama gerçeği budur tasavvufun.

Soru şüpheye, cevap benliğe, merak sabırsızlığa yorumlanır bu dünyada, soru/cevap ile tasavvufta gıdım da ilerleme olmaz, bilgi sağlanmaz.

Sevgiler


Anladığım kadarıyla isim yok.
Bir ayet örneği verebilirim demişsiniz.Hangi ayet,yazabilir misiniz?

Felâsife
17-09-2014, 23:38
Bir ayet örneği verebilirim demişsiniz.Hangi ayet,yazabilir misiniz?
Hicr 99 'a bakabilirsiniz.

Yıldıztozu
11-10-2014, 09:48
kuantum dalgalanmalrında kendiliğinden yoktan var olan parçacıklara ne diyeceksin
ayrıca ve uzay ve zaman da yoktan var olmuştur
tamamen hiçlikten mi var olmuştur orası tartışılır tabi

balyapan
15-10-2014, 22:54
Hicr 99 'a bakabilirsiniz.


Hicr 99:'Sana ölüm gelinceye kadar Rabbine ibadet et'.

Felâsife
16-10-2014, 03:13
Hicr 99 'a bakabilirsiniz.

Hicr 99:'Sana ölüm gelinceye kadar Rabbine ibadet et'.

Bu bakmış olduğunuz anlamına gelmiyor, birisinin bu konuda ki fikrini buraya kopyala/yapıştır yapmışsınız.

Kuranın orjinali elinizde, iyice araştırın bakın bakalım bu konuda neler denmiş, neler söylenmiş, herkes aynı şeyi mi söylüyor? yoksa farklı neler var.

İpucu vereyim genede, gerçi size pek lazımda olmayacak gibi, anlaşılan okuma/araştırma pek sevmiyorsunuz gibi, boşa yazacağım ama olsun;
Yakin kelimesini ölüm diye çeviriyorlar, oysa Arapçada ölüm başka bir kelime iken Yakini de ölüm diye çeviriyorlar.

aliyarasfal
16-10-2014, 03:59
Mutlak yokluk yoktur ise; soru basittir:İşi tanrıya bağlama hevesiyle yazılmış bu yazıyı ciddiye alıp soralım; peki tanrının varlığı var mıdır? Var ise çevresinde ne vardır? Mutlak yokluk mu, mutlak varlık mı?Mutlak yokluk olmadığını göre mutlak varlık vardır ve mutlak varlığın sonu var mıdır? Yok ise mutlak sonsuz varlığın varlığındaki mantıksızlığı nasıl algıladığınızı ve mantığa dahil anlaşılır hale getirebildiğinizi açıklamayı başarmanız gerekir.

Tanrının mutlak yokluğun ortasında var olduğuna inananlar zamanın ölçümlenebilir varlıksal hareketi tarifte kullanıldığını anladığında, tanrının varlığı var olması demenin zamana(harekete) bağımlı olacağı, aynı zamanda mekana mahkum hale geleceğinide anlamadan yanlış mantık yürütmelerle, evrenin başlangıcıyla maddenin bildiğimiz anlamda ortaya çıkışını, maddenin yokluğu olarak anlamalarının , yanlış bilgi ve düşüncenin ürünü çıkarımlar yapmalarının tek sebebidir.


Evrenin ölçümlenebilir zaman kavramıyla başlangıcını, kuantların evren öncesinde yokluğu değil, ölçümlenemez ve gözlemlenemez hızda varlanıp yok olması olduğunu anlamayanlar, yokluktan varlık çıkıyor sanrısını daha çok dillendireceğe benzer.

Şu tanrıyı bir tarif eden çıksada bizde anlasak neymiş.Hangi bilgi, algı ile varladıklarınıda somut olarak vede mantıksal olarak görsek.Kazanın doğurduğuna inananlar öldüğün inanmıyor.

Şimdilik saygımla gittim...

balyapan
18-10-2014, 22:36
Bu bakmış olduğunuz anlamına gelmiyor, birisinin bu konuda ki fikrini buraya kopyala/yapıştır yapmışsınız.

Kuranın orjinali elinizde, iyice araştırın bakın bakalım bu konuda neler denmiş, neler söylenmiş, herkes aynı şeyi mi söylüyor? yoksa farklı neler var.

İpucu vereyim genede, gerçi size pek lazımda olmayacak gibi, anlaşılan okuma/araştırma pek sevmiyorsunuz gibi, boşa yazacağım ama olsun;
Yakin kelimesini ölüm diye çeviriyorlar, oysa Arapçada ölüm başka bir kelime iken Yakini de ölüm diye çeviriyorlar.

Kopyala yapıştır yapmadım emin olabilirsiniz.
Gerçekten nedenini öğrenmek isterseniz,size bir link vereyim.Neden ölüm diye çevrildiğini öğrenmiş olursunuz.
http://www.kuranikerim.com/telmalili/hicr.htm

Felâsife
18-10-2014, 23:19
Kopyala yapıştır yapmadım emin olabilirsiniz.
Gerçekten nedenini öğrenmek isterseniz,size bir link vereyim.Neden ölüm diye çevrildiğini öğrenmiş olursunuz.
http://www.kuranikerim.com/telmalili/hicr.htm

Teşekkür ederim.
Piyasada ne kadar meal, tefsir hatta lügat varsa ben bunu zaten kelime olarakta araştırdım, mesele şu ki;

Adamlar "Yakîn" kelimesine "Ölüm" diyorlar, Arapçada ölüm mevt'tir!

Şimdi "Yakîn gelinceye kadar"ı "Ölüm gelinceye kadar" diye çevirmek, maksat şudur budur, eskiler bize böyle nakletti vs.ler demek hatalı bir yorumdur.
"Olanı" değil, eskilerin dediğini naklediyorlar.

Neyse onu yazın değil mi? orjinali ortada.

Natan
10-11-2014, 01:37
İnternet ortamının dışında sosyal bir deney yapmak istiyorum.

Tanrı denilen şeye inanan arkadaşlar neden inandığını paylaşabilirler mi?

Teşekkürler

Yıldıztozu
10-11-2014, 09:01
Bu konuda ateistlere gülüyorum bazen.çünkü bir kısmınız hiclikten var olduğunu savunurken bir kısmıniz da yoktan var olamaz diyorsunuz ve her iki kısım da bu ters durumları tanrının yokluğuna argüman olarak gösteriyor.
Bence aranızda anlasın, hiclikten mi var oldu yoksa hiclik yok mudur..birbirinizle ters düşmeyin diye söylüyorum.

aliyarasfal
10-11-2014, 10:17
zfr87;

Bizde gülüyoruz. Hiçlikten var oluyor denmez, hiçlikte ortaya çıkışıdır enerjinin anlatılan. Hiçlik onu var eden değil, varlıksız ortamı ifadedir. farkı kavrarsan kendine gülmeye başlayabilirsin. Hiçlik -varlıksızlık- tıpkı havası alınmış teneke gibi düşünürsen içinde ne vardır? Hiç. Müthiş bir vakum hareketi oluşturur ki bu hiçlikte enerji sürekli bir emilim hareketi sonucu çıkıp yok olmakta. Ancak hiçlik bu hareketi sağlayan vakumu sağlıyor.


enerji dalgalanmaları hiçlikte devasa boyutlarda var ve yüksüz olduklarından bu çıkış ve yokoluşlarının hızından ötürü ölçümlenememekteler.Bunada zamansızlık denir. Çünkü bu hareket çok küçük boyutlu olduğundan yok sayılır.

Biraz öğrenmeye çalış dostum.Birazda düşünmeye ki bunu eleştiri için değil farkına bir şeylerin varmanın kıymetini anlayabilmeniz açısından söylüyorum. Eleştirmek kolaydır. Anlamak zor.

Şimdilik saygımla gittim...

spartacus
10-11-2014, 18:24
Bu konuda ateistlere gülüyorum bazen.çünkü bir kısmınız hiclikten var olduğunu savunurken bir kısmıniz da yoktan var olamaz diyorsunuz ve her iki kısım da bu ters durumları tanrının yokluğuna argüman olarak gösteriyor.
Bence aranızda anlasın, hiclikten mi var oldu yoksa hiclik yok mudur..birbirinizle ters düşmeyin diye söylüyorum.

Ben varoluş demiyorum, var olmak demiyorum çünkü bunlar fiiliyat, yani ön yargı, o nedenle işte fiili oluşturan yapan aranır ve tanrı denir çıkılır. Tamamen kelime-akıl oyunu, aslında mantık sorunu içeriyor. Zira baştan fiiliyat-yargı koyup sonra da o fiiliyata göre çıkarım yapılıyor, yargıya varılıyor, baştan hatalı argüman kullanılıyor, sanki bir gerçekleştireni varmış gibi fiil eklenip sonrada özne türetiliyor(safsata). Bu şuna benzer, atıyorum yağmurun nasılı sorusu-merakına, yağmuru Zeus yağdırıyor, o halde Zeus yağmur yağdırıyor :) böyle bir söz hem safsatadır, hem de mantık dışıdır, zira o halde diyebilmenin koşulu yok, baştan öne sürülen bir ön yargı var ve soruya yanıt değil, zira soru nasıldır, ancak bunu ifade etmekle bilgi-veri-çıkarım-yorum ortaya atabiliriz. Yani bir önermede bulunmak için başa ön yargı koyup ardından da ön yargıyı ulaşılan-varılan yargı olarak sunmak safsatadır, safsata üretmiş oluruz. Örneğin;
Her şey yaratılmıştır, o halde bir yaratıcı vardır. (bu söz, neden-nasıl çerçevesi açısından anlamsız, safsata, zira zaten baştan yargı konmuş ardına o halde denmiş.. Bu şuna benzer, her şey tavus kuşu tüyüdür, o halde dünya'da tavus kuşu tüyüdür, demek ki her şey tavus kuşu tüyüymüş... İleri düzey alimlik)

varlık ortadadır, efendim oluşlar hepside varlığa içkin, bu nedenle varlığı oldurmak aslında garip bir düşünce. Zira varlığı, yine varlığın fiiliyatına bağlamak anlamsız...

Toplumlarımızda teolojik empoz hakim dolayısıyla teolojik kelime-kavramlar, çakılmış çivi gibi. Varlığı, hiçlikten oldurmak neyin nesi? Kim iddia etmiş bunu, hem hiçlik nedir? Bence asıl gülünmesi gereken hiç bir şey yoktu, tanrı vardı, ol dedi(tam bir sihirbaz, büyücü) oldurdu demektir, evvela burada en temel soun hiç bir şeyin yokluğunda tanrının varlığı sorunsalıdır. Varlığa sorun eklemek, bir türlü ortadalık olarak kabullenememek teistlerin, idealistlerin işi, bizi bağlamıyor, biz oluşları varlığa içkin görüyoruz, nasıl olur fiiliyatın kaynağını(varlık), dönüp tersin geri o fiiliyatla kendisinin(varlık) kaynağı olarak görelim...

Ol dedi oldurdu, uç dedi uçtu, öl dedi öldü... Aslında bunlar bir hayli komik. Düşünün hiçlikte birisi OL ya diyor, olduruyor.. Sonra da bu masala göre kelime-kavramlar üretiliyor, var-olmak, yani yoktu var oldu gibi ve böylesine kaynağı masal olan YARGIlar ile bir dolu külliyat, ayıkla pirincin taşını!. :)

Terim, kelime olarak varlığa biz iddia temelinde değil, gördüğümüz, gözlemlediğimiz şeylerin toplamı açısından varlık diyoruz, göremediğimiz gözlemleyemediklerimiz için de yokluk kelimesini kullanıyoruz. Bu kavram-kelime, varlık-yokluk ile varoluş-yokoluş ya da iddia temelinde ki VAR-YOK aynı şeyler değil, gerçi bunu yıllardır tesitlere, idealistlere başka türden bizi sınıflandıranlara anlatamadık, bir kelimeyi ne maksatla kullandığımızı açıkca belirttiğimiz halde hala, yok siz varlık değil varoluş kullanıyorsunuz denmeye devam ediyor ya da bu tür iddiaların(ki ateistlerin, materyalistlerin böyle yoktu, oldu varoluş, varoldu iddiası yokki sorumlu tutalım). Bizim varlık dediğimiz ortada olan şeylerdir, iddia temelinde değil durum-hal belirtir haliyledir, yokluk kelimesini kullanımımız da aynı minvalde, biz ortada olanın varlığını, ortalarda olmamanın aksi olarak kullanıyoruz, o nedenle de örneğin henüz ortalıkta bir Zeus görmüş değiliz, yokluktan sayıyoruz ve yokluğunda bir hali-durumu izahı var, iddia temelinde değil durum-hal temelinde ifade ediyoruz :)

xcan
10-11-2014, 21:43
Biz hiçlikten var olduğumuzu söylemedik.
Anlama sıkıntın limitte!
Biz evrenin hep var olduğunu söylüyoruz ve sürekli dönüştüğünü.
Siz kainatın illaki var olamıyacağını iddia ediyorsunuz ve Allah adlı bir hokkabaza ihtiyaç duyuyorsunuz.
Bu kadar cehalet neredeyse imkansız ve siz bu mucizeyi gerçekliyorsunuz.
Acınası bir zavallılık sergiliyorsunuz.
Biz var olanla ilgiliyiz bilmem anlıyabilirmisiniz.
Biz doğal süreçlerden bahsederiz Bizim mucizelerle işimiz olmaz.
O alanı cahil cühelalar doldursun bizi ilgilendirmiyor.

Yıldıztozu
10-11-2014, 23:54
Biz hiçlikten var olduğumuzu söylemedik.
Anlama sıkıntın limitte!
Biz evrenin hep var olduğunu söylüyoruz ve sürekli dönüştüğünü.
Siz kainatın illaki var olamıyacağını iddia ediyorsunuz ve Allah adlı bir hokkabaza ihtiyaç duyuyorsunuz.
Bu kadar cehalet neredeyse imkansız ve siz bu mucizeyi gerçekliyorsunuz.
Acınası bir zavallılık sergiliyorsunuz.
Biz var olanla ilgiliyiz bilmem anlıyabilirmisiniz.
Biz doğal süreçlerden bahsederiz Bizim mucizelerle işimiz olmaz.
O alanı cahil cühelalar doldursun bizi ilgilendirmiyor.

biz derken tüm ateistleri temsil ettiğini mi sanıyorsun ?
sen söylemesen de söyleyen çok var

Yıldıztozu
10-11-2014, 23:55
İnternet ortamının dışında sosyal bir deney yapmak istiyorum.

Tanrı denilen şeye inanan arkadaşlar neden inandığını paylaşabilirler mi?

Teşekkürler

Çünkü varoluşu açıklayan en iyi kuram ''tanrı kuramıdır''
Alternatiflerine kıyasla en tercih edilesi olduğu için.

Yıldıztozu
10-11-2014, 23:56
spartacus yazını okudum faydalandım teşekkürler.

anlıyorum ne demek istediğini.

ama zamanın başlangıcının olduğunu kabullen lütfen.Bilimsel gerçeklik bu:)

xcan
10-11-2014, 23:58
Anlama sıkıntını yine zirvede tutuyorsun.
Ateist olmanın ön koşulu materyalist,naturalist,realist,bilimsel olmaktır.
Anlıyabildinmi bu cümlemi?
Hiç sanmıyorum.

Yıldıztozu
11-11-2014, 00:21
Neyi anlamadığımı söylemek yerine sadece anlamıyorsun demek anlayışsızlığın en büyük göstergesidir.
Sen diyorsun ki biz hiçlikten var olduğumuzu söylemedik.
Başkası diyor ki biz hiçlikten var olduk.
Kimin anlama sorunu var acaba

xcan
11-11-2014, 00:33
Yanıtımı okudun ve öngördüğüm gibi anlıyamadın.
Materyalizm naturalizm bilimsellik nedir ?Bunları okuyacak ve belki kazara ne dediğimi anlıyabime becerisi göstereceksin.
Evrim uzun sürer tabi.
Lavaziyer ne diyor''Var olan hiçbirşey yok edilemez,hiçbirşey yoktan var olmaz''
Bu bilimin kanunudur.
Yanlışlayabilirsen ,yanlışla.
Din denilen cühelalığa göre dünya 4000-6000 yaşında!
Bu seni tatmin eder mutlaka.
Zırva tanrını ve yaratılışı izah et.
Yada zırvadan dön.
Titre ve dön

Yıldıztozu
11-11-2014, 00:43
Yanıtımı okudun ve öngördüğüm gibi anlıyamadın.
Materyalizm naturalizm bilimsellik nedir ?Bunları okuyacak ve belki kazara ne dediğimi anlıyabime becerisi göstereceksin.
Evrim uzun sürer tabi.
Lavaziyer ne diyor''Var olan hiçbirşey yok edilemez,hiçbirşey yoktan var olmaz''
Bu bilimin kanunudur.
Yanlışlayabilirsen ,yanlışla.
Din denilen cühelalığa göre dünya 4000-6000 yaşında!
Bu seni tatmin eder mutlaka.
Zırva tanrını ve yaratılışı izah et.
Yada zırvadan dön.
Titre ve dön

tamam kardeşim bu kafayla devam et.
sanırım 17 yaşında falansın sen.
ateizmi de çok geriden takip ediyorsun.
gerçek ateizm sen değilsin

xcan
11-11-2014, 00:49
Yetkili mercimisin .
Ateist sertifikasımı dağıtıyon?
Yaşım 60.
Yine sınıfta kaldın.
Materyalizmi içselleştiremiyen ateist bence gereksiz ateisttir.
Ateizmi bilmezsim ateizme geydirmeye çalışırsın.
Ne olcak senin halin.
Zeus yardımcı olsun.

aliyarasfal
11-11-2014, 01:29
zfr87 dostum;

Zaman nedir bize açıklar mısın? Dikkat et, zaman varlığı ortaya koymaz, varlık zaman kavramını ortaya koyar. Şimdi bu ipucunu tut ve başla bakalım zamanın bir başlangıcı olmasından sen ne anlıyormuşsun.

Yanlız en önemlisi tanrı kavramını nasıl savunacağınıda zaman kıskacında iyi hesapla.Çünkü o münezzehtir masalı pek işine yaramayacak,kendin burda mantık dahilinde somut cevaplar beklerken bize masallarla gelmemelisin.

Hala aynı saçmalığı ısrar etmeyide bırak. Hiç bir ateist hiçlikten varlık olur demez. Varsa öyle ateist boş konuşmayı bırak getir görelim kimmiş o?

Başkası diyor diye hayali uydurma ateist şahıslar üretip birde doğruymuş gibi ortalıkta boş demogoji üretmemelisin. Direk şahsı koy karşımıza, yoksa sus.Çünkü gerçekten saçmalıyorsun artık.


Bu arada biz ateistiz , senin savunduğun nedir?
Şimdilik saygımla gittim...

spartacus
11-11-2014, 01:51
spartacus yazını okudum faydalandım teşekkürler.

anlıyorum ne demek istediğini.

ama zamanın başlangıcının olduğunu kabullen lütfen.Bilimsel gerçeklik bu:)

Sevgili zfr87

diyelim ki zamanın başlangıcı var, ve diyelim ki bu madde ile başlamış olsun, lakin zaman yolu diye bir yol yok, yani ortada olan neyse, ifademizde o, biz nasıl hareketi-değişimi soyutluyorsak, zamanda aynı şey, sadece soyutladığımız, ölçeklediğimiz aslında ölçü birimlerine çevirdiğimiz bir kavram. Haraket-değişim ölçtüğümüz... Şöyle ifade edeyim, insanlar yol çiziyor-tayin ediyor, ancak bu tayin insana ait, hareket eden bir cismi düşünün. Bir yol tayin ettiniz, A, B, C, D gibi noktalar belirlediniz, araç A noktasında ise B noktasında değildir, B noktasında ise A noktasında değildir, yani araca göre A da ise B yalan, B de ise A yalan(sanal)... lakin insan zaman yolunu da böyle tayin ediyor(takvimleştirebilmek için), ve nasıl ki araca göre demiştim, insan da kendine göreyi esas alarak hata yapıyor, yanı araç B de ise araca göre A sanaldır dedim, insan işte zamanı da, her bir haltıda kendisine göre(öznelcilik) yorumladığı için hatalar üretiyor. Örneğin insana göre Ay yarım görünür ama bilim insan böyle gördü diye ay yarılıyor demez, ya da araca göre araç A noktasında iken B noktasında değildir, araca göre B gerçeklik ifade etmez, ancak bilim B noktasını araca göre(öznel) esas almaz, yol üzerindeki bir nokta olarak bakar(objektif).. Zaman açısından ise, kaba bir benzetimle aracın A,B,C gibi noktalarda hareketi söz konusu değil aracın kendi üzerine hareketi söz konusu, yani gittiği bir yer-yol yok, hareket aracın(varlığın diyelim) üzerinde gerçekleşiyor, bir yerden bir yere giden cisim dahi varlığın bir parçası, gittiği yold, başladığı yerde, her neyse hepside aynı varlığın üzerinde aynı anda ortadadırlar, yani cisim B noktasına varmakla B noktası yaratılmış olmuyor, o zaten ortada olan bir noktaya varıyor ve araç B de iken A noktası da aynı anda mevcuttur(yani dünde, yarın da, bu günde şimdidir, dün, şimdi de olan sizin iradeniz, idrakınız, takviminiz, hafızanızda, yarın da yine aynı yerlerdedir, sanaldır. Bunu antik Mısır gayet güzel ifade etmiştir, lakin sonra dinler değişiyor, teoloji değişiyor, zaman kavramıda değişiyor. Zaman, her şeyin içinde gittiği, yol aldığı bir uzay haline getiriliyor, zaten hata burada. Zira aksine zaman, o zamanın içinde olduğu-yol aldığı iddia edilen şeyin(varlığın) hareket ve değişiminden soyutlanıyor(hata bariz, net ve açık). zaman açısından hareket en fazla, sarmal ifade edilebilir. O nedenle araç(varlık) yoksa, zaman da yok, bir başlangıç-bitiş, varış-dönüşte. Kabaca böyle ifade edebilirim... Varlığı hiçlikten dahi vareden bir kurgumuz olsa, bu kurguumuzda varlık şu anda, şu zaman da başladı vs denilemez, çünkü zaman ancak varlıkla mümkün, haliyle zaman şu zaman da, şurada başladı denilirse bu ifade zaman, zamanla başladı demek gibi bir totoloji olur... Yani dün diye bir şey yok, yarın da hiç olmayacak, çünkü bunlar hareket-değişimi referans alıp bizim düşünsel-iradi olarak dilimlediğimiz ve hafıza ettiğimiz bir hal. gerçekte ise ortada olan ne ise, hali-durumu ne ise odur. Öteside, sonrasıda sanaldır...

Big Bang konusunda ise zaten, Big bang'den önce hiç bir şey yoktu ifadesidir asıl sorunu doğuran -ki big bang'den önce hiç bir şey yoktu denmiyor muazzam sıkışmış enerji deniyor :) Big Bang'i ancak muazzam düzeyde sıkışmış bir enerji çerçevesinde ciddiye alabilirim, lakin Big Bang üzerinden yapılan tüm diğer kurgular ise ciddiye almıyorum, bilimsel de değiller... Big Bang -bakınız patlama kısmını hariç tutuyorum, tüm kurgusal(spekülatif) yönleriyle- miadını çoktan doldurmuş bir teori...

Nasıl ifade edilir, güneş'in portakal ebadına kadar sıkıştığını düşünün, ve muazzam basınç, işte yine hareket vardır, o sıkışma içsel açıdan hareketlidir, ve diyelim ki içsel hareketlerin patlamayala yeniden dağılışa yol açtı, zaman patlamayla başlamış olmuyor gördüğünüz gibi, o muazzam sıkışmış enerjinin zerre hareketi dahi değişime yol açacak, haliyle bizde zamanı zaten böyle soyutluyoruz..

Bilim açısından bir şey varken yok, yokken var edilemez, ancak başka şeylere dönüşebilir...

Yıldıztozu
11-11-2014, 10:35
zfr87 dostum;

Zaman nedir bize açıklar mısın? Dikkat et, zaman varlığı ortaya koymaz, varlık zaman kavramını ortaya koyar. Şimdi bu ipucunu tut ve başla bakalım zamanın bir başlangıcı olmasından sen ne anlıyormuşsun.

Yanlız en önemlisi tanrı kavramını nasıl savunacağınıda zaman kıskacında iyi hesapla.Çünkü o münezzehtir masalı pek işine yaramayacak,kendin burda mantık dahilinde somut cevaplar beklerken bize masallarla gelmemelisin.

Hala aynı saçmalığı ısrar etmeyide bırak. Hiç bir ateist hiçlikten varlık olur demez. Varsa öyle ateist boş konuşmayı bırak getir görelim kimmiş o?

Başkası diyor diye hayali uydurma ateist şahıslar üretip birde doğruymuş gibi ortalıkta boş demogoji üretmemelisin. Direk şahsı koy karşımıza, yoksa sus.Çünkü gerçekten saçmalıyorsun artık.


Bu arada biz ateistiz , senin savunduğun nedir?
Şimdilik saygımla gittim...

Hiçlikten bir evrenin var olduğunu savunan kişiler ateist bilim adamları.
Hawking,Dawkins, ve en önemlisi Lawrence krauss

http://www.youtube.com/watch?v=bbOVBKHhlhs

Yıldıztozu
11-11-2014, 10:41
Spartacus;
Bilimsel açıdan bir şey yoktan var edilemez ve varken yok edilemez tezi sadece evrenin içinde geçerli olan bir şey. Bigbang anında yoktan var olan enerji var.O enerji de belki başka bir şeyden dönüşmüştür ama henüz öyle bir bilgi yok.

Zaman sadece varlığa öncelik sonralık ilişkisi verdiğimiz bir şey değil.
Varlık varken zaman da hep vardır belki.. Ama varlık da bigbang ile başladıysa -ki öyle zaten- o zaman ikisi aynı anda başladığı için varlık varken zaman yoktu denemez.İkisi de aynı anda var olabilir.Sen de ikisinin birlikte var olabileceğini savunuyordun zaten.

Zaman yokken ne vardı bilimsel açıdan bakarsak belki farklı zaman türleri var olabilir.Henüz keşfedemediğimiz sanal zamanlar var olabilir.
Ama bizim evrenimizdeki zaman gibi olmadıkları kesin.

aliyarasfal
11-11-2014, 12:02
zfr87;

Siz nerden uydurdunuz yoktan varolan eneji var kısmını. Yahu dostum bakın hep afaki ve yanlış bilgilerle geliyorsunuz. big bangte yoktan var oldu ifadesini içeren tek cümlelik bir bilimsel makale sunun ve kimin böyle bir ifade kurduğunuda söyleyin görelim. hala inanırların kendi uydurduğu bigbangteki eneji yoktan var olduğu saçmalamasını big bange yamama telaşınızdasınız.

Ayrıca siz anlamama ve çarpıtma uzmanı mısınız. O bilim adamları hiçlikten var olduğunu falan savunmuyor yahu. Bu kadarda saçmalamayın.Hiçliğin bu evrenin oluşmasındaki etkisini anlatıyorlar. Yani madde yoktan var oldu diyen yok, hiçlikten evren var oldu diyende yok.

Enerjinin parçacıklar halinde ve yüksüz olarak daima var olduğunu ve hiçliğin yarattığı vakum hareketiyle sürekli bir devinimde olduğunu söylüyor bu adamlar, bu enerji parçacıkları hiçlikteki bu vakum ortamında sayısı devasa boyutlarda bir çıkıp kaybolma hareketi içindeler, belki bu şekilde anlarsınız. Bu çıkış ve dönüş o kadar hızlıki ölçümlenemiyor ve bu nedenle zaman bizim anladığımız anlamda yok kabul ediliyor.


Yoktan var olmaz veya vardan yokolmaz tezi sadece bu evren için geçerli demeniz için elinizde farklı veri olması gerekir. Yani yine kanıtsız konuşuyorsunuz.


Bu arada sizin görüşünüz nedir diye sormuştum ,ateist, desit, teist? Bizde sizin görüşünüzü tam bilelimde karşılıklı eşit olarak tartışalım ,bakalım somut ve bilimsel konulara vede gerçekliğe uygunlukta nedir temeliniz?


Şimdilik saygımla gittim...

spartacus
11-11-2014, 15:43
Spartacus;
Bilimsel açıdan bir şey yoktan var edilemez ve varken yok edilemez tezi sadece evrenin içinde geçerli olan bir şey. Bigbang anında yoktan var olan enerji var.O enerji de belki başka bir şeyden dönüşmüştür ama henüz öyle bir bilgi yok.
Size tavsiyelerim;


Budizm masalları artık para etmiyor ama yine de tonlarca insanı yazar-çizer zengin etti.
Big Bang masalalrı-kurguları para etmiyor, ama yine de epey bir faydalanan oldu.
Kuantum masalları epey para ediyor, Big bang'in balonu söndü, yine de

demem o ki; her üfürüğü ne bilim, ne Big Bang ne de Kuantum sanmayın...


Big Bang bir kere önceli değil sonralı teopridir bu birincisi, evveliyaı için yokluk filan tayin etmez, muazzam düzeyde sıkışmış enerji der, hani burada yokluk ifadesi???

Zaman sadece varlığa öncelik sonralık ilişkisi verdiğimiz bir şey değil.
Varlık varken zaman da hep vardır belki.. Ama varlık da bigbang ile başladıysa -ki öyle zaten- o zaman ikisi aynı anda başladığı için varlık varken zaman yoktu denemez.İkisi de aynı anda var olabilir.Sen de ikisinin birlikte var olabileceğini savunuyordun zaten.
Ben zaman öncelik-sonralık ilişkisidir demedim ki, öncelik-sonralık, başlangıç-bitişler de hareket bağlamında ifadelerdir demek sitedim, o halde evveliyat hareketli bir şeyin olması gerekir. Bu noktayı sanırım yanlış anlamışsınız... Bana göre peynir zamanla küflenmiyor arkadaşlım, peynirin küflenmesinde zamanın zerre bir etkisi yok, peki zaman ne?? Peynirin küflenmesine yol açan etkiler, ilişkiler sonucu ortaya çıkan değişimi, ölçekleme işidir!!!

Size göre peynir zamanla mı küfleniyor? hangi zaman? El cevap?

Zaman yokken ne vardı bilimsel açıdan bakarsak belki farklı zaman türleri var olabilir.Henüz keşfedemediğimiz sanal zamanlar var olabilir.
Ama bizim evrenimizdeki zaman gibi olmadıkları kesin.
farklı zaman türleri mi? zaman'ı genel bir ifade olarak alabilirsiniz, ancak farklı zaman birimlerinden bahsedebiliriz.

Lütfen okuyun, bakın zamanın birimleri neye göre!
http://tr.wikipedia.org/wiki/Saniye_%28zaman_birimi%29
Uluslararası Birimler Sistemine göre saniye, en düşük enerji seviyesindeki (ground state (http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=Ground_state&action=edit&redlink=1)) Sezyum-133 atomunun (133 Cs atom çekirdeği) iki hyperfine (http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=Hyperfine&action=edit&redlink=1) seviye arasındaki geçiş radyasyonunun 9.192.631.770 periyoduna karşılık gelen süredir,

Bu forumda ne dünya-güneş, ne de dünya-ay ilişkisi esas alınıyor, şu forumda merkezi zaman birimi olarak Sezyum-133 atomunun esas alınması kullanılıyor, bende kod yazarken kullanıyorum, örneğin ben bu cevabı yazdığımda Sezyum-133 atomuna göre esas alınan zamanın birim değeri; 1415710046.1023, bu rakam neye göreydi :)

Yıldıztozu
11-11-2014, 15:54
peynirin küflenmesini zaman sağlamıyor, küflenmesindeki olay sıralamasını zamanla açıklıyoruz sanırım.
Ama olaya böyle yaklaştığımızda zamanın göreceliği kavramını açıklayamayız.
Bizim icat ettiğimiz o saniyeler neden dünyada farklı karadeliğin yanında farklı ilerliyor ?
Sizin bakışınızdan buna açıklama getiremeyiz gibi spartacus.

spartacus
11-11-2014, 16:37
peynirin küflenmesini zaman sağlamıyor, küflenmesindeki olay sıralamasını zamanla açıklıyoruz sanırım.
Ama olaya böyle yaklaştığımızda zamanın göreceliği kavramını açıklayamayız.
Bizim icat ettiğimiz o saniyeler neden dünyada farklı karadeliğin yanında farklı ilerliyor ?
Sizin bakışınızdan buna açıklama getiremeyiz gibi spartacus.

Görecelik tam da bu nedenle oluyor zaten.. Örneğin nemli ortamdaki peynir 3 günde, kuru ortamdaki 5 günde küflenir, kısaca göreceli... Diğer türlü uzay-zaman açısından ışık hızını esas-baz alalım, ışık görece yoğunluk farklarından geçtikçe, zaman da aynı göreceliğe mahkum olacaktır. Sorunuzun yanıtı bu paragrafta...

Hareket değiştikçe, haliyle hareketden soyutladığımız zaman da değişiyor, yavaş ya da hızlı, ama aslında bu hız hareket(olgu) yoğunlukla ilgili zamanla iglili değil.

Örneğin dünyada zaman ile ayda zaman farklıdır zira temelde hareket farkı vardır, ancak ne dünya 2015 de ne de buna rağmen ay 2040 larda değil.. Çünkü bizim bu ölçek farklarımız özünde varlık değil varlığın çeşitli hacimlerde, uzay-mekanda, yoğunluktaki hareket-ilişki farkıdır... Yani ne bileyim eğer zihnimize kazınan hatalı zaman argümanını çözemezsek, zamanı A ve B aracı ve bir yolda ilerlemek gibi görmeye devam ederiz. A aracı görece B den hızlı ise o halde A ve B yanyana olamayacaktır, bu minvalde bakarsak ne gezegenler, ne güneş ne de ay dünya ile aynı zamanda olmaz, yanyana da olmazdı(ki madem zaman uzayındalar ve mdem zaman da göreceli)...

İnsan mantığı lineer işler, 3 boyut mantığı işlevsiz kılar, mantığımız düz bir kağıt gibi işlev kazanır, mantıken biz hareketi durdurmak, belirli referanslara-birimlere ayırmak durumundayız, mantık ancak o zaman işler, çünkü mantık referanslara muhtaçtır, hareketlilik hali ise referans filan tanımaz. Bu halde nasıl mantık işleteceğiz?
Örneğin yanyana 2 araçta iseniz ve diğer hafifçe geri giderse siz kendinizi ileri gitmiş gibi sanabilirsiniz, çünkü mantığınız referans noktaları alır ve o an pencereniz sadece karşı aracı görürse, onu referans alacaktır, haliyle o geri gittiği halde siz ileri gitme kanısına varabilirsiniz, önemli olan referans noktalarıdır ve bilhassa farklarıdır... zamanı da sürekli değişen ortam içerisinde insanın neredeyim diyebilmesi için edindiği referans noktaları temelinde değerlendirebiliriz... Lakin daha önce de söyledim, zamanın da nesnel-maddi temel, dayanağı vardır ancak bu dayanaklardan soyutladığımız bir kavramdır, ölçümlemedir, kendinde şey ya da kendine ait şey taşımaz zaman(soyutlamadır, hareket-değişim soyutlaması, o halde zamandan bahsettiğimiz her halde değişimi işaret etmiş oluruz, zamanla-değişimi değil özünde, hareket-değişimden soyutladığımız zamanla ifade ederiz. neyi? değişimi).

Soyutlama ise hokus-pokus işi değildir, soyutlama da maksat, ifadede somuta varabilmektir-işaret edebilmektir, somuta varmayan hiç bir soyutlama, soyutlama değildir(ya edebiyat, dil alanındadır ya da üfürük), bir anlam ya da bir karşılık içermez... Örneğin elma dediğimizde ne anlıyoruz(zihnimizde canladırdığımız ne? Yansı(soyutlama))? E, L, M ve A harfi mi esas aldığımız yoksa, işaret edilen mi? Her eyse zaman'da maddenin hareketi-değişimi çerçevesinde bir soyutlamadır, yani asli olan, gözlemlenen zaman değil hareket-değişimdir, nesnel olan budur, işaret edilende aslında budur. Bu anlamda hareket-değişimleri ortada olan varlık ne zaman başladı gibi bir soru anlamsız... Bunuda konuyla ilgili şu başlangıç meselesi için dile getiriyorum, başlangıçlar-bitişler varlık açısından değil varlığın kapsamı açısından anlamlı(demek istediğim bu), varlığın dışında zaman ifadesi, tabiri bir çok yönüyle anlamsız, zira zamandan bahsettiğiniz an bu varlığın kapsamındadır, harici değil dahilidir...

pianola
13-11-2014, 15:54
Budizm masalları artık para etmiyor ama yine de tonlarca insanı yazar-çizer zengin etti.

bu masallara bir kac ornek alabilir miyim?

spartacus
13-11-2014, 18:30
bu masallara bir kac ornek alabilir miyim?
Batıda bilhassa son 20-30 yılda edebiyat, yazın alanında, yogaydı vs, mutlu olmanın yolları, kendini keşfet, kalbinin kapılarını aç............. gibi düzinelerce hatta neredeyse herkesin kolayca günlük tutma tadında yazar olduğu, sonra gidip sağda solda imza kampanyalarında kitap imzaladığı ayrı bir sektöre dönüşmüş bu alanın, budizm istismarı üzerine geçirilmiş, aslında hala istismar ve simsar çervesinde kullanıldığını, yalnız şimdi istismarın modasının Quantum olduğunu ifade ediyorum. Burada amaç, ne quantum teorisini ne budizmi istismara dayalı kullanımlarla anlaşılamayacağıdır, her önüne gelen quantum, budizm uzmanı olabiliyor ve bunuda ciddi, ciddi kelimenin(atıyorum quantum) kullanımıyla sağlıyor. Rahatlıkla ve bunu bir yandan kahvesini yudumlarken diğer yandan insanların zaaflarına, acziyetine, umut tacirliğiyle vs dogmadan, psikolojik sorun oluşturan yüklemelere, tekbencilikten, ego sömürüsne kadar geniş bir yelpazede yapıyor. örneğin günümüz Afrikasında oradaki topluma, masa başına oturup günlük tadında, kahveyi yudumlarken kalbinin kapılarını aç diye anırmanın anlamı, karşılığı ya da bu anırtıların o insanlardan aldığı onlara verdiği ne? tarihtede böyledir, sömürgeleştirmeden önce din simsarlarını yollarlar, Afrikada incil yoktu incilleri oldu, böylelikle tanrının adaletine karşı gelmenin sonsuz acı, ruhun esareti, edilgenlik, hali hazır durumun tanrının isteği olduğu kabulu-inancı gerçek ve koşulalra bağlı duyguların yerini hayali haz ve duygular enjeksiyonu almaya başlar, böylelikle kendisine, çevresine yabancılaşan, tamamen evren ve benliğim noktasında bireyselleştirilen insan hayatı, uyuşma, sosyal yanı, çevresiyle birlikte dumura uğrar, arızaya dönüşür, kopar, bu kopukluktan doğan boşluğuda işgalci kullanacak, yerleşecektir, ve öyledir ki bu yol en iyi yoldur denebilir, zira muhatap farkında olmadan kendisini gerçeklerden, nesnel koşullardan(yerine cennet hayatalrı, sonsuz yaşam gibi hayali argümanları ikame), çevreden yalıtmıştır, haliyle ondan geride kalan çevre, nesnel koşulların, kaynağın nemalanması başkaları tarafından yapılacak, hatta altını oyduğu ötekinin sırtına da semeri vuracaktır...... öteki türlüsü ne bu düzeyde tereyağından kıl çektirir ne de bu kadar zahmetsizdir... Tersin geri bu durumun sonu da bir çok çıkar alanında faydalanmaktır, bunun İncil'i, kur'anı ya da illa dinsel bir metin olması gerekmiyor ki, bu Buddha, Big bang, Quantum kelimesinin kullanımı dahi olabiliyor. . kaldı ki Buddha'nın felsefesi, hiçte dini felsefe ya da inanç merkezli değildir, yine aynı şekilde Tao'nunkide değildir, dogmalara karşı çıkışın sembolleridirler, ne arkalarında kendileri tapınaklarını, heykellerini, dogmalarını ne rahiplerin oluşturmuş ve bırakmıştır. çıkar merkezli istismar eni, sonu belirli amaçlar doğrultusunda kullanımlıktır, haliye bir dolu bilgi kirliliği, atmasyon düşünceler, üfürkten eşleştirmeler........ benim değinim sektörel, ticari, parasal ve hatta inançsal, ideolojik kaygılarla bu kullanılmışlık üzerine, bu kullanımların hikayelerin, masalların(!) atıyorum ne Big bang'i temsil edebileceği yine atıyorum ne de quantum fiziğini temsil edeceği ya da bunların söylemleri, ifadelerinin ne Big bang'i, ne de quantum fiziğini bağlamadığını ifade etmek içindir.
Yakın zamanda, bir zamanlar bir kaç Budhha, bir kaç Tao, Zen hikayesi ile insanlara dört dörtlük kendini bulma, mutlu olma adı altında insanın kendisini kaybetmesi, kendisine yabancılaşması, özgüven yitimi, aslında insanların zaafları, acziyetleri ile bir çeşit dalga geçimi, uyuşturmak ama para, kariyer, sükse getiren temelli, uyuşturucu etkisi ile sonuçlanan istismarların yerini, Quantum yaşam koçları, quantum düşünme teknikleri, quantum mutluluk, hatta quantum kelimesinin ardına eklenebilecek ne kadar alakasız şey, üfürük varsa görebiliriz...

Neyse özü, Big bang'in iddia etmediği şeyler bir çok kullanım alanında sanki bu teoriye aitmiş gibi sunulur, aynı şeyler Quantum içinde bilimin diğer dallrı içinde geçerlidir, o nedenle muhatabıma, bu alanlArda icra edilen görüşlerin, konu itibariyle bağlayıcı olmadığını, kaynağa dikkat etmek gerektiğini ifade ediyorum, zira Big bang teorisinde olmayan bir dolu şey, Big bang teorisinde ifade ediliyormuş gibi sunulabiliyor... Zaten cümlemin, cümleden kopartılan bir kısmı değilde tamamı değerlendirildiğinde, orada neyin ifade edilmeye çalışıldığı açık diye düşünüyorum...

Felâsife
13-11-2014, 18:44
... kaldı ki Buddha'nın felsefesi, hiçte dini felsefe ya da inanç merkezli değildir, yine aynı şekilde Tao'nunkide değildir, dogmalara karşı çıkışın sembolleridirler, ne arkalarında kendileri tapınaklarını, heykellerini, dogmalarını ne rahiplerin oluşturmuş ve bırakmıştır. çıkar merkezli istismar eni, sonu belirli amaçlar doğrultusunda kullanımlıktır, haliye bir dolu bilgi kirliliği, atmasyon düşünceler, üfürkten eşleştirmeler........
Geçenlerde tamda bu konu üzerinde bir yazı görmüştüm, başlığı çok ilginçti ama dediğiniz gibide olayın şekli artık değişmiş.
* Üç Büyük Din; Budizm, Hinduizm, Turizm (http://izdiham.com/Makale/guven-adiguzel-uc-buyuk-din-budizm-hinduizm-turizm/4162)

pianola
13-11-2014, 18:50
Batıda bilhassa son 20-30 yılda edebiyat, yazın alanında, yogaydı vs, mutlu olmanın yolları, kendini keşfet, kalbinin kapılarını aç............. gibi düzinelerce hatta neredeyse herkesin kolayca günlük tutma tadında yazar olduğu, sonra gidip sağda solda imza kapmaynalarında kitap imzaladığı ayrı bir sektöre dönüşmüş bu alanın, budizm istismarı üzerine geçirilmiş, askllında hala istismar ve simsar çervesinde kullanıldığını, yalnız şimdi istismarın modasının Quantum olduğunu ifade ediyorum. Burada amaç, ne quantum teorisini ne budizmi istismara dayalı kullanımlarla anlaşılamayacağıdır, her önüne gelen quantum, budizm uzmanı olabiliyor ve bunuda ciddi, ciddi kelimenin(atıyorum quantum) kullanımıyla sağlıyor. Rahatlıkla ve bunu bir yandan kahvesini yudumlarken diğer yandan insanların zaaflarına, acziyetine, umut tacirliğiyle vs dogmadan, psikolojik sorun oluşturan yüklemelere, tekbencilikten, ego sömürüsne kadar geniş bir yelpazede yapıyor. örneğin günümüz Afrikasında oradaki topluma, masa başına oturup günlük tadında, kahveyi yudumlarken kalbinin kapılarını aç diye anırmanın anlamı, karşılığı ya da bu anırtıların o insanlardan aldığı onlara verdiği ne? tarihtede böyledir, sömürgeleştirmeden önce din simsarlarını yollarlar, Afrikada incil yoktu incilleri oldu, böylelikle tanrının adaletine karşı gelmenin sonsuz acı, ruhun esareti, edilgenlik, hali hazır durumun tanrının isteği olduğu kabulu-inancı gerçek ve koşulalra bağlı duyguların yerini hayali haz ve duygular enjeksiyonu almaya başlar, böylelikle kendisine, çevresine yabancılaşan, tamamen evren ve benliğim noktasında bireyselleştirilen insan hayatı, uyuşma, sosyal yanı, çevresiyle birlikte dumura uğrar, arızaya dönüşür, kopar, bu kopukluktan doğan boşluğuda işgalci kullanacak, yerleşecektir, ve öyledir ki bu yol en iyi yoldur denebilir, zira muhatap farkında olmadan kendisini gerçeklerden, nesnel koşullardan(yerine cennet hayatalrı, sonsuz yaşam gibi hayali argümanları ikame), çevreden yalıtmıştır, haliyle ondan geride kalan çevre, nesnel koşulların, kaynağın nemalanması başkaları tarafından yapılacak, hatta altını oyduğu ötekinin sırtına da semeri vuracaktır...... öteki türlüsü ne bu düzeyde tereyağından kıl çektirir ne de bu kadar zahmetsizdir... Tersin geri bu durumun sonu da bir çok çıkar alanında faydalanmaktır, bunun İncil'i, kur'anı ya da illa dinsel bir metin olması gerekmiyor ki, bu Buddha, Big bang, Quantum kelimesinin kullanımı dahi olabiliyor. . kaldı ki Buddha'nın felsefesi, hiçte dini felsefe ya da inanç merkezli değildir, yine aynı şekilde Tao'nunkide değildir, dogmalara karşı çıkışın sembolleridirler, ne arkalarında kendileri tapınaklarını, heykellerini, dogmalarını ne rahiplerin oluşturmuş ve bırakmıştır. çıkar merkezli istismar eni, sonu belirli amaçlar doğrultusunda kullanımlıktır, haliye bir dolu bilgi kirliliği, atmasyon düşünceler, üfürkten eşleştirmeler........ benim değinim sektörel, ticari, parasal ve hatta inançsal, ideolojik kaygılarla bu kullanılmışlık üzerine, bu kullanımların hikayelerin, masalların(!) atıyorum ne Big bang'i temsil edebileceği yine atıyorum ne de quantum fiziğini temsil edeceği ya da bunların söylemleri, ifadelerinin ne Big bang'i, ne de quantum fiziğini bağlamadığını ifade etmek içindir.
Yakın zamanda, bir zamanlar bir kaç Budhha, bir kaç Tao, Zen hikayesi ile insanlara dört dörtlük kendini bulma, mutlu olma adı altında insanın kendisini kaybetmesi, kendisine yabancılaşması, özgüven yitimi, aslında insanların zaafları, acziyetleri ile bir çeşit dalga geçimi, uyuşturmak ama para, kariyer, sükse getiren temelli, uyuşturucu etkisi ile sonuçlanan istismarların yerini, Quantum yaşam koçları, quantum düşünme teknikleri, quantum mutluluk, hatta quantum kelimesinin ardına eklenebilecek ne kadar alakasız şey, üfürük varsa görebiliriz...

Neyse özü, Big bang'in iddia etmediği şeyler bir çok kullanım alanında sanki bu teoriye aitmiş gibi sunulur, aynı şeyler Quantum içinde bilimin diğer dallrı içinde geçerlidir, o nedenle muhatabıma, bu alanlArda icra edilen görüşlerin, konu itibariyle bağlayıcı olmadığını, kaynağa dikkat etmek gerektiğini ifade ediyorum, zira Big bang teorisinde olmayan bir dolu şey, Big bang teorisinde ifade ediliyormuş gibi sunulabiliyor... Zaten cümlemin, cümleden kopartılan bir kısmı değilde tamamı değerlendirildiğinde, orada neyin ifade edilmeye çalışıldığı açık diye düşünüyorum...

Yok tamam anladim =) Budizm masallari deyince merkezi doktrinleri (4 noble truths vb) kastettin sandim. Zahmet edip acikladigin icin tesekkur ederim.

spartacus
13-11-2014, 20:05
Uyardığın için ben teşekür ederim. Çünkü oradaki ifade -haliyle o anki yazma psikolojisi birde omzumda ve klaveyde gezen yavru kedilerle :) - budizm masalları biçimiyle, sanki budizmi kullananların değilde, masalların budizme ait olduğu gibi bir anlam da doğuruyordu..

spartacus
14-11-2014, 21:03
Geçenlerde tamda bu konu üzerinde bir yazı görmüştüm, başlığı çok ilginçti ama dediğiniz gibide olayın şekli artık değişmiş.
* Üç Büyük Din; Budizm, Hinduizm, Turizm (http://izdiham.com/Makale/guven-adiguzel-uc-buyuk-din-budizm-hinduizm-turizm/4162)

Sevgili Felasife
Yazı için teşekkürler...
Bahse konu ülke (Hindistan-Nepal) dinamiklerinin bir inanç turizmi ekonomisi üzerine bina edildiğini herkes bilir aslında. Batının içsel arayışlarına konu olan filmleri ve imajına malzeme arayan ünlüleri sayesinde olanca hızıyla devam eden bir pop-sömürü işte.

Şu bölüm önemli benim açımdan, aslında göndermede bulunduğum da bir yerde kullananın, kullandığını çıakrları ölçüsünde dejenere etmesi, pazarlaması, ve bundan maddi-manevi gelir elde etmesidir. tabi bunun modalığı, Budizm sömürüsünün yerini Kuantum alıyor, alacak diye düşünüyorum.

Her neyse, insanların teorilerin, kuramların, bilginin, hatta inançların, çeşitli çıkarlarla yeniden şekillendirildiği haliyle pazarlanmışını esas alıp, oralar vasıtasıyla ,sanki aslında ifade edilmiş gibi sunulanı esas alması, inanması-inandırılması, yanlışlara, yanılsamalara, sömürülmeye varıyor. Beni ise bu başlıkta ilgilendiren ise, örneğin Big Bang adını başa koyup gerisine bu sallamacıların, yeniden dekore edip(!) :) pazarlayanların argümanlarının sağlıksızlığı üzerine bir değini idi...Bu çerçevede, asıl tehlike ise şimdi quantum üzerine gelişiyor, din simsarları henüz Kuantum'u nasıl çıkarlar ölçütünde kullanabileceklerini, bir Big Bang kadar çözümleyemediler-yaygınlaştıramadılar, bu sektöre onlarda hurra diye tam güç(voltranı oluşturup) balıklama dalınca, göreceksiniz bilgi kirliliğini, her yanından gaz çıkartan bir birikinti, bari enerjiye dönüştürülebilse diye iç geçirebilirsiniz ama o da yok, illa yerin altına gömülecek, orada yüzyıllarca yanması(sömürmesi, uyuşturması) beklenecek :) ne diyeyim yananın, kendi isteğiyle yandığı, bin dereden bin su getirseniz de yanmaya ısrar ettiği - yandığıyla kaldığı bir dünya anasını satam(tam bir arabesk oldu, hehehehe)...

Felâsife
14-11-2014, 23:55
Sevgili Felasife
Yazı için teşekkürler...
Rica ederim.

Bahse konu ülke (Hindistan-Nepal) dinamiklerinin bir inanç turizmi ekonomisi üzerine bina edildiğini herkes bilir aslında. Batının içsel arayışlarına konu olan filmleri ve imajına malzeme arayan ünlüleri sayesinde olanca hızıyla devam eden bir pop-sömürü işte.

Kesinlikle katılıyorum.

Bir Tibetli rahip anılarında, Batılı insanlara tavsiye olarak, astral seyahattir, ileri meditasyondur filan yapmayın, zira kökleriniz, yapınız, düşünce sistemin bu işe müsait değildir.
Biz bunu yapıyorsak binlerce yıldır, bunu atalarımızda yaptığı için yapabiliyoruz, hayattan kendimizi soyutluyoruz, beslenmemiz bile buna göre + genetik olarak bu işe yatkınız ama sizler öyle değilsiniz...
Örn. bende sizin yaptıklarınız yapamam diye yazmıştı.

Şimdi buda bir Rahip ama sömürü yapmıyor, kimseyi maceraya davette etmiyor, doğrusu ne ise onu söylüyor.
Böyle adamları severim.


Şu bölüm önemli benim açımdan, aslında göndermede bulunduğum da bir yerde kullananın, kullandığını çıakrları ölçüsünde dejenere etmesi, pazarlaması, ve bundan maddi-manevi gelir elde etmesidir. tabi bunun modalığı, Budizm sömürüsünün yerini Kuantum alıyor, alacak diye düşünüyorum.
eheh, inançlar kendini UPGRADE etmezse olmaz :D


Her neyse, insanların teorilerin, kuramların, bilginin, hatta inançların, çeşitli çıkarlarla yeniden şekillendirildiği haliyle pazarlanmışını esas alıp, oralar vasıtasıyla ,sanki aslında ifade edilmiş gibi sunulanı esas alması, inanması-inandırılması, yanlışlara, yanılsamalara, sömürülmeye varıyor. Beni ise bu başlıkta ilgilendiren ise, örneğin Big Bang adını başa koyup gerisine bu sallamacıların, yeniden dekore edip(!) :) pazarlayanların argümanlarının sağlıksızlığı üzerine bir değini idi...
Sonuçta işe yaradığı için pek kimsenin umurunda olmuyor sağlık meselesi.


Bu çerçevede, asıl tehlike ise şimdi quantum üzerine gelişiyor, din simsarları henüz Kuantum'u nasıl çıkarlar ölçütünde kullanabileceklerini, bir Big Bang kadar çözümleyemediler-yaygınlaştıramadılar, bu sektöre onlarda hurra diye tam güç(voltranı oluşturup) balıklama dalınca, göreceksiniz bilgi kirliliğini, her yanından gaz çıkartan bir birikinti, bari enerjiye dönüştürülebilse diye iç geçirebilirsiniz ama o da yok, illa yerin altına gömülecek, orada yüzyıllarca yanması(sömürmesi, uyuşturması) beklenecek :) ne diyeyim yananın, kendi isteğiyle yandığı, bin dereden bin su getirseniz de yanmaya ısrar ettiği - yandığıyla kaldığı bir dünya anasını satam(tam bir arabesk oldu, hehehehe)...
eheh, acı var mı acı :D
Tabi canım bu devirde kafa çalıştıramayan adam hiç bir devirde çalıştıramaz, "bilgi kirliliği" tuzağını atlatırsa, olayı çözer, çözmesede rahat eder, kimseyide rahatsız etmez.

Quantum kulağa hoş geliyor çünkü, helede insanlar İNANÇLARINI İMKANSIZLIK ile birleştirirlerse, lokum gibide oluyor.

İnsanları öyle basit inançlar kesmiyor, İMKANSIZ olacak, ULAŞILMAZ olacak, olacakta olacak.

Tanrıların giydiği dondan, evrenin başladığı noktaya herşeyden haberi olacak, olmazsa olmaz...

spartacus
15-11-2014, 00:32
eheh, acı var mı acı :D
Tabi canım bu devirde kafa çalıştıramayan adam hiç bir devirde çalıştıramaz, "bilgi kirliliği" tuzağını atlatırsa, olayı çözer, çözmesede rahat eder, kimseyide rahatsız etmez.

Quantum kulağa hoş geliyor çünkü, helede insanlar İNANÇLARINI İMKANSIZLIK ile birleştirirlerse, lokum gibide oluyor.

İnsanları öyle basit inançlar kesmiyor, İMKANSIZ olacak, ULAŞILMAZ olacak, olacakta olacak.

Tanrıların giydiği dondan, evrenin başladığı noktaya herşeyden haberi olacak, olmazsa olmaz...

:first::yo:

Neva
15-11-2014, 07:04
Geçenlerde tamda bu konu üzerinde bir yazı görmüştüm, başlığı çok ilginçti ama dediğiniz gibide olayın şekli artık değişmiş.
* Üç Büyük Din; Budizm, Hinduizm, Turizm (http://izdiham.com/Makale/guven-adiguzel-uc-buyuk-din-budizm-hinduizm-turizm/4162)

Dogru bir noktayi isaret etmissin, buna bir de sinema endustrisini ekledigimizde muazzam bir pazar payi elde edildigi muhakkak.
http://www.imdb.com/title/tt0879870/
http://tr.wikipedia.org/wiki/Ye_Dua_et_Sev

dias
28-02-2015, 06:54
Bilim mutlak yokluktan varolduğunu söylemiyor zaten, bunu söyleyen senin kitabın, kendi kitabının hiçbir bilimsel dayanağı olmayan sözünü doğru kabul edip onun üzerinden yanlış bir çıkarım yapıyorsun.

Vefik Sami
28-02-2015, 13:41
Daha önce üzerinde kafa yorduğum bir konu idi bu. Hattâ; Sad: 76 ile birlikte Kur'an'ın ilâhi bir kaynaktan gelmiş olamıyacağına kanâ'at getirmeme sebep olan 'âyet'lerden diğer ikisi şu:


" Gökleri ve yeri yoktan var eden O'dur." (En’am 101)

“O, yaratan, yoktan var eden, şekil veren Allah’tır. Güzel isimler O’nundur. Göklerdeki ve yerdeki her şey O’nu tesbih eder. O, mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.” (Haşr 24)

Burada, insana hitâb eden ama; onları etkileme adına "işkembe-i kübrâ"dan sallarken kendisini unutan, kendi kendisiyle çelişen bir "İlah" profili durmakta karşımızda.

Tanrı "yok" diyorsa o mutlak olarak yoktur.
Mutlak yokluktan "var" ettiğini iddia eden Allah, kendi kendisiyle güreşiyor demektir.
Eğer Kur'an'ın Allah'ı bizim bilemediklerimizi, göremediklerimizi kasdederek "yok" diyorsa; en sıradan bir illizyonist dahi bu işi başarabilmekte, izleyenlerini hayrete düşürmektedir.

Bu noktada epey sıkıntıya düştüğüm günlerde sn. fırat "alternatifforum"da bana verdiği bir kısa cümlelik cevapla mevzûyu anlamamı sağllamıştı. Hâlen kendisine müteşekkirim.

Mutlak yokluk= Tanrı dışında mümkün olmama

Şimdi ateist arkadaşlar buna zihinsel kurgu der geçerler.
Maksadım bunun münâkaşası değil.
Varsayımsal bir "Tanrı" kabul ettiğimizde cümlede meydana gelecek anlam tutarlılığına yoğunlaşılmasını isterim.

Aslında her şey vardır.
Bu "şey"ler, ya Tanrı müdâhelesi ile, ya da maddenin/enerjinin kendi iç devinimi ile şekil ve mâhiyet değiştirmektedirler. Bu değişimler bir fasit daire çizip yine ilk hâline dönüyorsa burada bir anlamsızlık çıkar. Yokluğa doğru gidiyorsa "var"dan yok olmaz. karmaşaya doğru gidiyorsa şu anki düzeni neyin sağladığı sorusuna cevap bulmak gerekir.Bir amaca doğru gidiyorsa, arkasında bir "zekâ" aramak yanlış olmaz.

Konuyu açan arkadaş çok iddialı sözler ederken, içine düştüğü çelişkinin farkına varamamış.