Orijinalini görmek için tıklayınız : Cennet, Cehennem, Sonsuzluk ve Sıkılmak...
Dialectics
17-07-2014, 22:58
Daha önce ifade ettiğim gibi herşeyin bilgisine ulaştığımız gün, mutlak bilgiye ulaştığımız gün herşeyin anlamını yitireceği gün olacak. Ne soracak tek bir sorumuz, ne itiraz edecek tek bir görüş, ne uğruna savaşacak bir bilgi ya da deneyim kalacak. Her türlü bilgiyi öğrenmiş, her türlü sevgiyi yaşamış, her türlü acıyı çekmiş, her türlü heyecana ve korkuya tanıklık etmiş olacağız. Sonsuzun kendisini tamamladığı an aslında kendisini sıfırladığı an olacak…
Mesela cenneti düşünüyorum. Hep saf mutluluk mu yaşanacaktı orada? Hiç kimse günah işleyemeyecek ise demek ki bir çeşit robota dönüşecek insanlık. Aynı şartlar altında aynı tepkileri veren… 72 huri de verilse, 172 huri de verilse sonsuzluğun herhangi bir anında o hurilerden sıkılınmayacak mı? O sonsuz günlerin herhangi birinde o bahçeler, altından akan nehirler vs. artık baymayacak mı? Diyecek ki bazı arkadaşlar "cennette onlara sıkılma yoktur" Nasıl mümkün olacaktır bu? Her gün hafızalarımız mı silinecektir, böylelikle aynı şeyi her yaşayışımızda aynı zevki alabilelim? Ya da full doz keyif verici kimyasalların etkisi altında sürekli uçmuş şekilde mi gezecektir cennet insanlığı?
Ya cehennem… Her gün aynı ateşe, aynı işkence yöntemleriyle azap çeke çeke günün birinde “acı” çekmekten de sıkılınmayacak mı? Belki de o işkencelere öylesine alışacaksınız ki sonsuzluğun herhangi bir gününde gerçekten ilk günlerdeki gibi “acı” çekebilmeyi dileyeceksiniz…
Tanrı, herşeyin bilgisine ulaştığında, herşeyi denediğinde, herşeyi yaşadığında artık sıkılmayacak mı? Belki de bu evrenin ve Tanrının en makus talihi “sıkılmak”tır… Bütün bu tekamül, evren, gizem, ölüm vb. sırf o “sıkılmak” durumundan kendini kurtarmak içindir…
Cennet ve cehennem sonsuza dek devam edip dururken, Tanrı yeniden bir kâinat yaratacak mıdır? Yarattığı yeni kâinattan sonra yeni bir cennet ve cehennem daha yaratacak mıdır? Yoksa zaten bir kere bunu yaptım, bir daha niye yapayım diyerek sonsuza kadar ilk yarattığı cennet ve cehennemdekileri mi izleyecektir?
Kâinat tek seferlik midir? Yoksa sürekli kendini tekrar edip duracak mıdır? Tanrı defalarca kendisini tekrar edip duracaksa, başladığı sıfır noktasından sonsuz noktasına her ulaştığında yine sıfır noktasına dönecekse, bu tıpkı kendini sürekli tekrar edip duran bir film gibidir…
knowledgetowisdom
17-07-2014, 23:16
güzel hususlar ifade etmişsin.
inanan birisi olarak buna benzer sorular beni de kıvrandırıyor zaman zaman.
cehennem demişken aklıma bir kaç ayet geldi:
20:124 = "Kim mesajımdan yüz çevirirse sıkıntılarla dolu bir hayata mahkum olur. Diriliş günü de onu kör olarak meydana çıkarırız." (maddi sıkıntıdan bahsetmiyor herhalde ve gözlerin körlüğünden de bahsetmiyor)
20:125 = "Rabbim," der, "Toplantı alanına beni niye kör olarak sürdün, oysa ben görür idim?" ( inanmayan insanın "rabbim" demesine dikkat!"
20:126 = Der ki: "Çünkü sana ayetlerimiz ve mucizelerimiz geldiğinde sen onları unuttun. Bugün de sen unutuluyorsun." ( burada kör ifadesinin göz ile alakasının olmadığına bir delil; unutulmak herhalde gözlerin görmemesi değildir; o mantıkla sağır veya kötürüm de olabilirdi pekala)
20:127= Sınırı aşanları ve Rabbinin ayet ve mucizelerine inanmıyanları işte böyle cezalandırırız. Ahiretin cezası elbette daha çetin ve daha süreklidir. ( işte en büyük ceza, hakikati asla bilememek...)
----
Kurandaki cennet cehennem gibi ölümden sonraki evreyi anlatan ayetler hep temsili...
Mesela ben şöyle düşünüyorum: Şu dünyadaki insana zevk veren şeyler ne kadar çeşitli değil mi? Öte yandan Kuranda cennet tasfirlerinde meyveler, ırmaklar, ağaçlar vs. var. İnkarcı bir bakış açısı ile "bunlara mı tav olacağım ben" denilebilir.
Ama paylaştığım ayet zannımca çok kritik bir fikir veriyor "cehennem" hakkında..
Kaldı ki cennet halkı ile cehennem halkı an be an iletişim halinde olabiliyor. Bunu bazı ayetlerden anlıyoruz.
Dialectics
17-07-2014, 23:34
Sana bir soru sormak istiyorum knowledgetowisdom? Sence Tanrı, kâinatın içinde mi dışında mı? Kur'an bu konuda bir bilgi veriyor mu?
knowledgetowisdom
17-07-2014, 23:41
zaman ve mekan ile kayıtlı olmadığına göre...
elbetteki veriyor fakat önemini vurgularsan ilgili ayetleri uğraşır bulurum..
Dialectics
17-07-2014, 23:58
Tanrı'nın kâianatın dışında olduğunu iddia eden dinler, Tanrı'nın "her yerde" olduğunu iddia edemezler. Şayet Tanrı k'ainatı yaratırken kâinatın dışında ise o zaman Tanrı en azından kâinatı yarattığı yerde değildir demektir. Bu da Tanrı'nın "heryerde" olduğu sıfatıyla çelişir.
Ancak İbrahimi dinlerin iması hep Tanrı'nın bir yerlerden bizleri izlediğidir. Tanrı ol demiştir ve evren ortaya çıkmıştır. Tanrı da şimdi kıyamet gününün gelmesini beklemektedir. 13.72 milyar yıldır Tanrı hiçbirşey yapmadan beklemektedir bu görüşe göre. Kıyamet kopup da, hesaplar görüldükten sonra, ruhlar cennet ve cehenneme yollandıktan sonra da Tanrı sonsuza kadar beklemeye mi geçecektir?
Tanrı'nın "heryerde" ise yapmış olabileceği tek birşey vardır: o da kendini bölmesi, dönüştürmesi. Şu an kainatta gördüğün en lüzumsuz varlıktan, en muhteşem şeye kadar herşey Tanrı'nın aslında ta kendisidir. Varsa eğer ruhlarımız, zekamız, atomlarımız hepsi aslında Tanrı'nın başka bir forma dönüşüp parçalanmış halidir. Ve Tanrı bu durumda izliyor olmak yerine bizzat tüm varlığı birebir deneyimliyor demektir. Bir seri katili, bir ağaç olmayı, bir imparatoru ya da bir fahişeyi... Hepsini bizzat Tanrı da yaşıyor demektir çünkü bütün bunlar zaten kendisinin parçalarıdır...
Tanrı herşeyi deneyimleyerek en nihayetinde mutlak bilgiye ulaşacaktır, şeytan olmadan şeytanın ne olduğunu, melek olmadan meleğin ne olduğunu başka türlü algılayamaz. Mutlak bilgiye, herşeyin bilgisine ulaştığı an da, aranacak, yaşancak, deneyimlenecek başka bir bilgi kalmayacağı için yeniden kendini parçalayacaktır, ya da diğer bir deyişle intihar edecektir...
knowledgetowisdom
18-07-2014, 17:41
Tanrı bir "yer" de olamaz. Bir "yer" de olmak bir kusurdur.. Kusurlu olan bir "yer" de olur...
Tez antitez sentez tuzağında düşmüşsünüz...
Bu yüzden size geniş bir spekülasyon tabanlı düşünme alanı açılmış ve bu alanda her şey makul gelebilir.
Dialectics
18-07-2014, 18:42
Tanrı bir "yer" de olamaz. Bir "yer" de olmak bir kusurdur.. Kusurlu olan bir "yer" de olur...
Tez antitez sentez tuzağında düşmüşsünüz...
Bu yüzden size geniş bir spekülasyon tabanlı düşünme alanı açılmış ve bu alanda her şey makul gelebilir.
Çok uçtun hocam. Gerçi dün de Kur'an da 1.5-2 milyarlık müslüman dünyasının göremedikleri mesajları görebildiğini iddia etmekteydin.
Şimdi sana cevaben peki o zaman Tanrı nerededir desem cevaben bana "o yerden ve zamandan müstesnadır" gibi bir tamamen soyut bir tartışmaya gireceksin. Bu tartışma muhtemelen devamında bizim Tanrı'yı mevcut halimizle asla anlayamayacağımız, asla idrak edemeyeceğimiz vs. gibi yerlere gidecek herhalde.
Allah'ın yarattığı evren 13.72 milyar yıldır nedensellik üzerine, sebep-sonuç, etki-tepki üzerine işliyorken, Allah'ın bütün bu nedensellikten müstesna olduğunu, bu zamanın ve mekanın kurallarından bağımsız olduğunu iddia edebilecek kadar senaryoyu uçurman, böyle bir kabule girmen "geri dönülemeyecek noktanın ötesine geçtiğinin" ilanıdır.
Bundan yüzyıllar önce hristiyan bir papaz da, dünyanın Tanrı'nın mucizelerine göre değil belli yasa ve matematiğe göre işlendiğinin artık ayyuka çıkması üzerine, "Nedensellik şeytanın fahişesidir" (Reason is devil's whore) demişti. Senin diyalektik düşünceyi bir tuzak olarak nitelemen de tıpkı o papazın davranışına benziyor.
Kaldı ki, Tanrı nedensellikten bağımsızsa onun gönderdiğini iddia ettiği kitapta neden nedensellik arayıp duruyorsun, buralarda açıklamalara girişiyorsun? Eğer Tanrı nedensellikten bağımsızsa zaten onun ayetlerini filan hiç yorumlamaya çalışmamız lazım değil mi? Biz nedensel varlıklar, nedensel olmayan bir Tanrı'nın söylediklerini nasıl algılayabiliriz ki?
Bu girdiğin nokta dediğim gibi kör noktadır. Çünkü sana ak ile karayı burada dev projeksiyona yansıtsak da sen bu zihniyetle "gördüğünüz ak değil kara, sadece biz algılayamıyoruz" dersin son noktada da...
iiilker99
18-07-2014, 21:17
Arkadaşlar konuya odaklanalım.
Cennette sonsuza kadar kalacak olanların sıkılması sorununa geri dönelim. Eğer bir insan cennette sonsuza kadar yaşayacaksa, cennette yaşadığı için sıkılmaması gerekir. Ancak, Dialectics adlı arkadaşın da dediği gibi, cennette verilen nimetler çok fazla da olsa sınırlıdır.
Örneğin, bir adama cennette 100000000 köşk verildi. Adam her 100 günde bir köşkten sıkılıyor olsun. Bu adam 100000000x100=10000000000 günde tüm köşklerini kullanacak ve 10000000001. günde hiç köşkü kalmadığı için sıkılacak... Eğer sıkılması bir yolla önlenmişse ve olanakdışıysa, bu kişinin iradesinin önlenmesi ve insanların robotlaşması demek.
Burada sıkılmanın önlenmesi için şöyle bir şeyler olabilir:
1. Sonsuz sayıda, aynı nitelikte verilen nimetler.
Benim ilk aklıma gelen şey, zaman sonsuzsa verilen nimetlerin de sonsuz olmasıydı. Bu durumda bizim cennette sıkılan adamımıza sonsuz köşk verilecekti ve sıkılmayacaktı. Evet, böyle her şey güzel; ancak adalet sorunu var: Bir adam (adı A olsun), bir başka adamdan (adı B olsun) 2 kat daha fazla iyilik yapmış olsun ve 1 kat iyiliğe 100000000 köşk verilsin. Nimetlerin sonsuz olmadığı durumda 2 kat iyilik yapan A elemanına 200000000 köşk, 1 kat iyilik yapan B elemanına ise 100000000 köşk verilir. Adalet sağlandı, ancak ikisi de eninde sonunda sıkılacak. Şimdi sıkılmanın önlenmesi için nimetlerin sonsuz olduğu duruma bakalım: 1 kat iyiliğe sonsuz köşk verilsin, sıkıntının önlenmesi için. A elemanına 2*sonsuz=sonsuz köşk, B elemanına ise 1*sonsuz=sonsuz köşk verilir. Burada hiç kimse sıkılmaz, ancak A elemanı 2 kat iyilik yapıp B elemanıyla aynı sayıda köşke sahip olduğu için adil olmaz...
2. Sonsuz sayıda, ayrı niteliklerde verilen nimetler.
Az önceki olayda cennet halkı sıkılmasa da A elemanı hakkını bulamamıştı. Bu da Tanrı'ının adil olmasına aykırı. Öyleyse sonsuz sayıda, ancak nimet niteliklerinin iyiliklere göre belirlendiği bir durum nasıl olur? Bu kez her iki elemana sonsuz sayıda nimet verilsin, sıkılmamaları için. Ancak A elemanına 2 kat iyilik yaptığı için 2 kat daha değerli köşk verilsin. Örneğin, B elemanı demir köşk alırken A elemanı altın köşk alsın. Böylece hiç kimse sıkılmaz. Ancak niteliği niceliğe bağladığımız için kesin sonuçlar ortaya çıkmayabilir. Birisi 1.5 kat iyilik yapmışsa ne olacak? Altın-demir kırması bir köşk mü? Peki ya bir başkası 10 kat iyilik yapmışsa?
3. Yenilenen nimetler.
Tamam, sonsuz nimetler yok. Olması gerektiği gibi A'ya 200000000, B'ye 100000000 köşk verelim. Ancak köşkler her gün değişsin. Daha da güzelleşsin. Örneğin, süslemeler çıkartılıp yerine yenileri takılsın. Böylesi adil olur, ancak olası tüm değişilik ve yenilemeler yapıldığında yani hiçbir bileşim kalmadığında yine sıkılırlar.
Kur'an'dan bununla ilgili şu ayetleri buldum:
Şüphesiz bu, bizim rızkımızdır, bitip tükenmesi de yok (38/54)
Ancak Rablerinden korkup-sakınanlar ise; onlara yüksek köşkler vardır, onların üstünde de yüksek köşkler bina edilmiştir. Onların altında ırmaklar akmaktadır. (Bu) Allah'ın va'didir. Allah va'dinden dönmez. (39/20)
Onların etrafında altın tepsiler ve testilerle dolaşılır; orada nefislerin arzu ettiği ve gözlerin lezzet (zevk) aldığı herşey var. Ve siz orada süresiz kalacaksınız. (43/71)
İlk ayette gördüğünüz gibi Kur'an'a göre sonsuz nimet verilecek. Nimetlerin nitelikleriyle ilgili bir ayet bulamadım.
Cehenneme gelirsek, orası zaten acı çekmek için. İnsanların acı çekmekten sıkılmaları da bir acıdır. Yani doğaldır.
Dialectics
18-07-2014, 22:16
Kâinatta dualite prensibi vardır. Her şey zıttıyla anlam kazanır: Uzun-kısa, sevgi-nefret, madde-antimadde, dişi-erkek, iyi-kötü, pozitif kutup-eksi kutup, elektron-pozitron, pozitif spin-negatif spin vs. gibi dualite prensibine uymayan ikilik dışı hiç bir şey yoktur.
Ve aslında kâinatımızdaki her olay bu dualiteler arasındaki değer akışından başka bir şey değildir.
Dualitenin olmadığı yerde "özgür irade" kavramı da olamaz. Kötüyü seçebilme imkânının olmadığı yerde özgür iradeden bahsedemezsin. Dolayısıyla cennette özgür irade yoktur, hayvanlarda da özgür irade yoktur. Ancak bilinçli canlılar iyi ve kötü davranışlarda bulunabilir. Herhangi bir hayvan iyi ya da kötü davranışta bulunmakla nitelendirilemez. Çünkü bilinçleri yoktur. Yani cennettekiler işin aslı bir nevi hayvan misali bilinçsiz bir hale dönüşecektir. Her yeni gün sonsuza kadar önlerine yeni bir nimet sunulsa da bunun güzelliğini bilinçli olarak idrak edemeyeceklerdir. Sadece haz alan ama bunu idrak edemeyen ruhlar olabilirler en fazla...
Ayrıca süslemeleri değiştirmekle, elmanın yanına armut koymakla, 100000 huriden sonra farklı saç renginde bir huri daha seni mutlu etmez. Mutluluğun tek bir aracı vardır: anlam arayışı, amaç. Bununla ilgili olarak logoterapi hakkında araştırma yapabilirsin ya da İnsanın Anlam Arayışı adlı bir kitap var.. Kimisini aşık olduğu kadını elde etmek, kimisini kariyerinde yükselmek, kimisini başarı, kimisini güç mutlu eder.
Ancak Kur'andaki cennet tarifinde salt "zevk"e yönelik bir mutluluk anlayışı vardır, anlam ya da amaç işin içinde pek yoktur.
evrensel-insan
18-07-2014, 22:45
Kâinatta dualite prensibi vardır. Her şey zıttıyla anlam kazanır: Uzun-kısa, sevgi-nefret, madde-antimadde, dişi-erkek, iyi-kötü, pozitif kutup-eksi kutup, elektron-pozitron, pozitif spin-negatif spin vs. gibi dualite prensibine uymayan ikilik dışı hiç bir şey yoktur.
Ve aslında kâinatımızdaki her olay bu dualiteler arasındaki değer akışından başka bir şey değildir.
Dualitenin olmadığı yerde "özgür irade" kavramı da olamaz. Kötüyü seçebilme imkânının olmadığı yerde özgür iradeden bahsedemezsin. Dolayısıyla cennette özgür irade yoktur, hayvanlarda da özgür irade yoktur. Ancak bilinçli canlılar iyi ve kötü davranışlarda bulunabilir. Herhangi bir hayvan iyi ya da kötü davranışta bulunmakla nitelendirilemez. Çünkü bilinçleri yoktur. Yani cennettekiler işin aslı bir nevi hayvan misali bilinçsiz bir hale dönüşecektir. Her yeni gün sonsuza kadar önlerine yeni bir nimet sunulsa da bunun güzelliğini bilinçli olarak idrak edemeyeceklerdir. Sadece haz alan ama bunu idrak edemeyen ruhlar olabilirler en fazla...
Ayrıca süslemeleri değiştirmekle, elmanın yanına armut koymakla, 100000 huriden sonra farklı saç renginde bir huri daha seni mutlu etmez. Mutluluğun tek bir aracı vardır: anlam arayışı, amaç. Bununla ilgili olarak logoterapi hakkında araştırma yapabilirsin ya da İnsanın Anlam Arayışı adlı bir kitap var.. Kimisini aşık olduğu kadını elde etmek, kimisini kariyerinde yükselmek, kimisini başarı, kimisini güç mutlu eder.
Ancak Kur'andaki cennet tarifinde salt "zevk"e yönelik bir mutluluk anlayışı vardır, anlam ya da amaç işin içinde pek yoktur.
Aksine, dualite ve de karsitlik bir ana temelin iki uclaridir.
Dualite sadece bu ana temelin ortaya konmasinda yardimcidir.
Mesela tanri tek basina bir sey ifade etmez. Onu dualitiye yani tanriya inanc ve tanrinin varligina tasimak gerekir.
Burada da tanri varlik ve inanc dualitelerinin taraflari karsitlidir, yani varligin vari ve yoku; inancin inanmasi ve inanmamasi.
Kisaca olumlu ve olumsuz karsitligi, kendi basina degil; bir em temelinin karsitlaridir.
Mesela hak bir em temelidir. Hakli ve haksiz onun karsitliklaridir.
O yuzden dualite yani tamlamali ikilem, mesela tanri/varlik em temelini yani tanriyi varlik em temeline tasimada ve sadece bu temellerin sahipliginde bir var yok tarafina acilmaktadir.
Neyse bu konu epistemolojik bir konudur.
iiilker99
19-07-2014, 02:53
Dialectics, söz ettiğin gibi bir ikilem olmadan da özgür irade olabilir. Örneğin, en sevdiğin renk ne desem, herkes ayrı yanıt verecek ve hiçbiri doğru ya da iyi olmayacak. Ancak herkes kendi seçimine düşüncesine göre yanıt verecek. Bunun gibi kişisel seçimler de kişinin kendi verdiği kararlar olduğu için özgür iradenin bulunacağını düşünüyorum. Birazdan bunu destekleyecegim.
Evet, cennette salt zevke dayanan etkinlikler var, ancak bir amacın, anlamın olmayacağını kim söyledi? Cennette kişi kendine amaçlar koyabilir. Zaten dünyada da kendi amaçlarımızı kendimiz koyuyoruz. Örneğin sen aşık olduğun birini elde etmek istiyorsan, bunu sana bir başkası söylemiyor, sen kendi özgür iradenle seciyorsun. Burada olduğu gibi kişi dünyada olduğu gibi cennette de kendine amaçlar koymaya devam eder. Bu amaçları kendi seçtiği için özgür iradesi de bulunur.
Anlam zaten maddeye bağlı bir şey değildir. Madde anlamsızdır, insan beyni anlam üretir. Örneğin, siz bardağa su doldururken hava kabarcıklarının çıkması, suyun damlaları nın elinize değmesi ne kadar anlamlı? Burada olduğu gibi, maddeden değil; beyninizden anlam bekleyin.
knowledgetowisdom
19-07-2014, 03:47
Dialetctics:
Çok uçtun hocam. Gerçi dün de Kur'an da 1.5-2 milyarlık müslüman dünyasının göremedikleri mesajları görebildiğini iddia etmekteydin.
Şimdi sana cevaben peki o zaman Tanrı nerededir desem cevaben bana "o yerden ve zamandan müstesnadır" gibi bir tamamen soyut bir tartışmaya gireceksin. Bu tartışma muhtemelen devamında bizim Tanrı'yı mevcut halimizle asla anlayamayacağımız, asla idrak edemeyeceğimiz vs. gibi yerlere gidecek herhalde.
Tanrı'yı bir "yer" ile sınırlamayı seçtikten sonra üstüne istediğimiz spekülasyonu yapabiliriz.
Her şeyin zıddı ile kaim olması "yaratılana" mahsus bir özellik değil midir?
Biz elbette ki elimizdeki veriler ile hareket ederiz. 3 boyutlu dünya algısı yıkılıyor. Teorik olarak 12. boyuta kadar çıkıldı. Demek ki hesaba katmadığımız çok şey var daha. Hesaba kattığımız kadarını baz alıp Tanrı'yı bir "yer"e koymak ve onun üzerine spekülasyon üretmek bana anlamsız geliyor.
Bu konuda ben ne biliyorum? Ancak Kuran'dan anlayabildiğim ve Kuran'dan hissedebildiğim kadarını...
alpeerkara
19-07-2014, 04:28
Şöyle bir tartışmaya girmeden hemen...
Dialectics konularınızı çok yararlı buluyorum teşekkür ederim.
Dialectics
19-07-2014, 19:41
Dialectics, söz ettiğin gibi bir ikilem olmadan da özgür irade olabilir. Örneğin, en sevdiğin renk ne desem, herkes ayrı yanıt verecek ve hiçbiri doğru ya da iyi olmayacak. Ancak herkes kendi seçimine düşüncesine göre yanıt verecek. Bunun gibi kişisel seçimler de kişinin kendi verdiği kararlar olduğu için özgür iradenin bulunacağını düşünüyorum. Birazdan bunu destekleyecegim.
Evet, cennette salt zevke dayanan etkinlikler var, ancak bir amacın, anlamın olmayacağını kim söyledi? Cennette kişi kendine amaçlar koyabilir. Zaten dünyada da kendi amaçlarımızı kendimiz koyuyoruz. Örneğin sen aşık olduğun birini elde etmek istiyorsan, bunu sana bir başkası söylemiyor, sen kendi özgür iradenle seciyorsun. Burada olduğu gibi kişi dünyada olduğu gibi cennette de kendine amaçlar koymaya devam eder. Bu amaçları kendi seçtiği için özgür iradesi de bulunur.
Anlam zaten maddeye bağlı bir şey değildir. Madde anlamsızdır, insan beyni anlam üretir. Örneğin, siz bardağa su doldururken hava kabarcıklarının çıkması, suyun damlaları nın elinize değmesi ne kadar anlamlı? Burada olduğu gibi, maddeden değil; beyninizden anlam bekleyin.
Sayın iiilker99,
Renk seçme kabiliyetin varken yalan söyleyebilme hakkın yoksa, hangi tatlıyı yiyeceğini seçebiliyorken ne kadar bencil davranabileceğini seçemiyorsan bu sadece tam sayılarla işlem yapmaya programlanmış, kesirli sayıların varlığından haberi olmayan bir hesap makinasına benzer. Bu anlamda cennette dünyadaki gibi bir "özgür irade"den bahsedilemez.
Cennette bir anlamın olmayacağını kim söyledi demişsiniz ancak neticede olduğunu da kimse söylememiş. Yani Allah'ın söylemediklerini de söylemiş gibi varsaymak durumuna geçecek ise o zaman zaten istediğimiz her şeye dilediğimiz gibi inanabiliriz.
Anlamları kendimiz yaratırız görüşünüz ise zaten benim de sahip olduğum bir fikirdir.
Dialectics
19-07-2014, 22:41
Şöyle bir tartışmaya girmeden hemen...
Dialectics konularınızı çok yararlı buluyorum teşekkür ederim.
Sayın alpeerkara,
Değerlendirmen için ben teşekkür ederim.
cenetteki nimetlerden köşklerde sıkılma gibi bir durumun söz konusu bile olmayacağını bu dünyadan garanti verebilirim, bu gün birden çok evi olanlar bir evi daha olması için ne taklalar atıyor, foça da yazlığı olanlar altınolukta da bir yazlığa sahip olabilmek için belki evleneceği kızı buna göre bile seçebiliyorken cennetteki köşklerden sıkılmayacak mıyız diye sormak bana göre gerçekçi değil.
bu dünyada kul hakkını kütür kütür götürenler "artık yeter" diyor mu? HAYIR! evlerine odalarına sığmayan milyon eurolar varken hala bi o kadar daha götürmeye çalışanlar sizce yemekten doyuyor mu? birçok belediye başkanı o koltuklarda oturmak için ne taklalar attığını, ne yalakalıklar yaptığını da mı görmüyorsunuz? o koltuklara neden talipler sizce vatandaşa hizmet için mi?
iktidar olmak için papaz cübbesi bile giymeyi göze alanların vatandaşa hizmet için mi papaz cübbesi giymeyi göze alıyor sence?? hep para, hep rant, hep bana, hep bana'cılık.
Dialectics
19-07-2014, 23:47
evet haklısın bu dünyanın gerçek tanrısının adı aslında "para..."
balyapan
20-07-2014, 01:28
Daha önce ifade ettiğim gibi herşeyin bilgisine ulaştığımız gün, mutlak bilgiye ulaştığımız gün herşeyin anlamını yitireceği gün olacak. Ne soracak tek bir sorumuz, ne itiraz edecek tek bir görüş, ne uğruna savaşacak bir bilgi ya da deneyim kalacak. Her türlü bilgiyi öğrenmiş, her türlü sevgiyi yaşamış, her türlü acıyı çekmiş, her türlü heyecana ve korkuya tanıklık etmiş olacağız. Sonsuzun kendisini tamamladığı an aslında kendisini sıfırladığı an olacak…
Mesela cenneti düşünüyorum. Hep saf mutluluk mu yaşanacaktı orada? Hiç kimse günah işleyemeyecek ise demek ki bir çeşit robota dönüşecek insanlık. Aynı şartlar altında aynı tepkileri veren… 72 huri de verilse, 172 huri de verilse sonsuzluğun herhangi bir anında o hurilerden sıkılınmayacak mı? O sonsuz günlerin herhangi birinde o bahçeler, altından akan nehirler vs. artık baymayacak mı? Diyecek ki bazı arkadaşlar "cennette onlara sıkılma yoktur" Nasıl mümkün olacaktır bu? Her gün hafızalarımız mı silinecektir, böylelikle aynı şeyi her yaşayışımızda aynı zevki alabilelim? Ya da full doz keyif verici kimyasalların etkisi altında sürekli uçmuş şekilde mi gezecektir cennet insanlığı?
Ya cehennem… Her gün aynı ateşe, aynı işkence yöntemleriyle azap çeke çeke günün birinde “acı” çekmekten de sıkılınmayacak mı? Belki de o işkencelere öylesine alışacaksınız ki sonsuzluğun herhangi bir gününde gerçekten ilk günlerdeki gibi “acı” çekebilmeyi dileyeceksiniz…
Tanrı, herşeyin bilgisine ulaştığında, herşeyi denediğinde, herşeyi yaşadığında artık sıkılmayacak mı? Belki de bu evrenin ve Tanrının en makus talihi “sıkılmak”tır… Bütün bu tekamül, evren, gizem, ölüm vb. sırf o “sıkılmak” durumundan kendini kurtarmak içindir…
Cennet ve cehennem sonsuza dek devam edip dururken, Tanrı yeniden bir kâinat yaratacak mıdır? Yarattığı yeni kâinattan sonra yeni bir cennet ve cehennem daha yaratacak mıdır? Yoksa zaten bir kere bunu yaptım, bir daha niye yapayım diyerek sonsuza kadar ilk yarattığı cennet ve cehennemdekileri mi izleyecektir?
Bazı şeylerden bıkmayız mesela.
Her gün uyumaktan,her saniye nefes alıp vermekten.Bunun gibi...
Demek ki,bu dünya da bile, insanın binlerce yıl ömrü de olsa sıkılmayacağı şeyler var.
Öte yandan,cennet de sıkılma,üzüntü,tartışma,kavga v.s. olsaydı bu dünyadan pek bir farkı kalmazdı.Adı da cennet olmazdı.
Başka bir açıdan bakarsak,geçim kaygısı insanları zaman zaman sıkan,üzen bir şey.Cennette geçim kaygısı olmayacak ki insan sıkılsın,üzülsün.(Bu bir örnek)
Cehennemdeyse,acı çekmekten mutlaka sıkılacaklardır.Zaten,cehennem sıkılma,üzülme yeri.Cehennemden sıkılınca,'sen cehennemden sıkıldın,sen git' denmeyecek ki...
Yaratan'ın her bilgiye ulaşması ve sıkılması konusuna gelince,Yaratan'ın bilgiye ulaşamaması,sıkılması eksikliği olurdu.
Diğer bir konu;Yaratan'ın yeniden bir kainat yaratıp yaratmayacağı,yeniden cennet,cehennem yaratması O'nun dilemesiyle olur.
Felâsife
20-07-2014, 08:32
İbni Arabi, İdris fassında (ki İdris peygamber, dünyadayken nefsini tamamen yok edip, bu sayede cennete giden ve orada kalan kişidir, hikayesi kısaca budur) bunun bir eksiklik olduğunu, insanın iyilik ve kötülük gibi zıt kutuplarıyla bir bütün olduğunu söyler.
O yüzden cennet ve cehennem gibi kavramlar, tasavvufi açıdan eksikliğinin tanımlandığı yerler olup arzulanan yerler değildir.
Örn. cennette kişilerde ki "ben" denilen kavram tabiri caizse yontulacaktır, yani kıskançlık, korku, yalan söyleme, bencilik gibi ne kadar negatif kavram varsa o kişiden yok olacaktır.
Şimdi böyle bir insan sıkıldığının bile "bilincinde olmayacaktır", Arabinin deyimiyle eksik olmanın getirdiği sonuç budur.
Bir nevi bakım evi gibi bir yer olacaktır cennet dedikleri.
Özetle tasavvufi açıdan cennet denilen yer sıkıcı olmasada, bizatihi kendisinin eksik yönü yüzünden bir sufi'nin canını sıkmaya yeterlidir.
cennet cennet dedikleri
birkaç köşkle birkaç huri
isteyene ver anları
bana seni gerek seni
Yunus
-------
"ırmaklarından şaraplar akacak" diyorsun,
cennet-i ala meyhane midir?
"her mümin'e iki huri vereceğim" diyorsun,
cennet-i ala kerhane midir?
Hayyam
iiilker99
20-07-2014, 14:31
Sayın iiilker99,
Renk seçme kabiliyetin varken yalan söyleyebilme hakkın yoksa, hangi tatlıyı yiyeceğini seçebiliyorken ne kadar bencil davranabileceğini seçemiyorsan bu sadece tam sayılarla işlem yapmaya programlanmış, kesirli sayıların varlığından haberi olmayan bir hesap makinasına benzer. Bu anlamda cennette dünyadaki gibi bir "özgür irade"den bahsedilemez.
Sayın Dialectics,
İslam dininde cennete girenlerin "Kevser" 'den su içtinkten sonra içlerinde hiçbir kötülük kalmayacağı, yüreklerinin temizleneceği, kötü duygulardan arındırılacağı (buradan da cennette sıkılamayız sonucu çıkarılabilir) belirtiliyor. Yani kötülük yapma olasılığınız kalmıyor. Evet, bu Dünya'daki özgür irade gibi değil, çünkü kötülük yapamıyorsunuz. Ancak yine de bir bakıma özgür irade, çünkü kötülüğü aklınızın ucundan geçiremiyorsunuz.
Cennette bir anlamın olmayacağını kim söyledi demişsiniz ancak neticede olduğunu da kimse söylememiş. Yani Allah'ın söylemediklerini de söylemiş gibi varsaymak durumuna geçecek ise o zaman zaten istediğimiz her şeye dilediğimiz gibi inanabiliriz.
Maide 87 - Ey iman edenler! Allah’ın size helal kıldığı temiz (ve güzel) şeyleri (kendinize) haram kılmayın ve haddi aşmayın. Şüphesiz ki Allah, haddi aşanları sevmez.
Allah'ın haram kılmadıkları helaldir. Örneğin, patlıcan yemek haram mıdır? Değildir, ancak Kur'an'da helaldir demiyor. Daha doğrusu patlıcanla ilgili hiçbir şey demiyor. Demek ki helaldir.
Allah cennette anlam olacak diyor mu? Demiyor. Ancak olacak da demiyor. Bu konuda da hiçbir şey söylenmediği için olmalıdır. Üstelik cennette bütün nimetlerin olacağı belirtiliyor. Akıl bir nimetse anlam da bir nimettir ve olmalıdır.
Anlamları kendimiz yaratırız görüşünüz ise zaten benim de sahip olduğum bir fikirdir.Buradan da cennette anlam olacağı sonucu çıkartılabilir. Nitekim cennette aklımız olacağına göre aklın ürettiği anlamı da olur.
Dialectics
20-07-2014, 15:37
Sayın iiilker99,
İşin doğrusu tartışma çok da benim içinde olmak istemediğim bir aşamaya kayıyor. Bu konu başlığını açarken benim asıl amacım, sonsuzluk hakkında, kozmik zekanın kendisini nasıl diyalktik bir süreçle saf fikirden, mutlak bilgiye dönüştürdüğünü;mutlak bilgiye dönüştükten yani sonsuz noktasına ulaştıktan sonra nasıl tekrar sıfır noktasının oluştuğu gibi şeylerden bahsetmekti. Örneğin belki Nietsche'nin bengi döngü (eternal recurrence) düşüncesi üzerine akıl yürütebilirdik.
Ancak konuyine Kur'ndaki birtakım ayetlerin içerdiği gizli anlamları bulup çıkarmaya, cennetteki 1.000.000 köşketen, köşkün süsünden, patlıcandan vs. bahsedip Kur'andaki ayetleri haklı çıkarma mücadelesine doğru gitmeye başladı. Ben Tanrı'nın kitabını tartışmadan önce Tanrı'yı tartışmamız gerektiği kannatindeyim. Sonsuz zeka sahibi Tanrı'nın Kur'an gibi bir kitap göndermesinin nedenlerini haklı şekilde ortaya koyabildiğiniz takdirde ayetlerdeki şekilselliği, derinliği, gizli mesajları tartışmaya girebiliriz. Kur'nın Tanrı'sının bize dikte ettiği temel bir varsayım vardır: Varlığımın nereden nasıl geldigini sorgulamayın, sadece varlıgıma inanın... Kaldı ki Kur'ana göre yaratılış amacımız da bir yandan Allah'a kulluk etmek için iken bir yandan da Allah'ın ibadetimize ihtiyacı yoktur der.. Yani bu ahsettiğiniz "anlam" zaten insanlık için en baştan yoksundur Kur'an'da..
Şimdi ben size aynen sizin sergilediğiniz mantıkla, içinde kastettiğiniz anlamların tam zıttını ima ettiğini iddia edeceğine inandığım ayetler bulup çıkarabilirim. Ancak bu kanımca kör bir dövüş olur...
O sebeple konuyu cennetin şekilselliğinden üste önerdiğim noktalara kaydırmamız gerektiği görüşündeyim...
Dialectics
20-07-2014, 16:41
İbni Arabi, İdris fassında (ki İdris peygamber, dünyadayken nefsini tamamen yok edip, bu sayede cennete giden ve orada kalan kişidir, hikayesi kısaca budur) bunun bir eksiklik olduğunu, insanın iyilik ve kötülük gibi zıt kutuplarıyla bir bütün olduğunu söyler.
O yüzden cennet ve cehennem gibi kavramlar, tasavvufi açıdan eksikliğinin tanımlandığı yerler olup arzulanan yerler değildir.
Örn. cennette kişilerde ki "ben" denilen kavram tabiri caizse yontulacaktır, yani kıskançlık, korku, yalan söyleme, bencilik gibi ne kadar negatif kavram varsa o kişiden yok olacaktır.
Şimdi böyle bir insan sıkıldığının bile "bilincinde olmayacaktır", Arabinin deyimiyle eksik olmanın getirdiği sonuç budur.
Bir nevi bakım evi gibi bir yer olacaktır cennet dedikleri.
Özetle tasavvufi açıdan cennet denilen yer sıkıcı olmasada, bizatihi kendisinin eksik yönü yüzünden bir sufi'nin canını sıkmaya yeterlidir.
cennet cennet dedikleri
birkaç köşkle birkaç huri
isteyene ver anları
bana seni gerek seni
Yunus
-------
"ırmaklarından şaraplar akacak" diyorsun,
cennet-i ala meyhane midir?
"her mümin'e iki huri vereceğim" diyorsun,
cennet-i ala kerhane midir?
Hayyam
Sayın Felâsife,
Değerli bilgiler paylaşmışsınız. Bildiğim kadarıyla Hz. İdris, Hermetizm akımının da kurucusu ki 1908 yılında yayınlanmış olan ve Hermetizm felsefesinin temel öğelerini, kâinat görüşünü anlatan Kybalion adında bir kitap var (ki hayli başarılı bulduğum)
Hz. İdris'e göre peki varılmak istenen nihai nokta nedir? Bu konuda bilginiz var mı?
Felâsife
21-07-2014, 01:01
Hz. İdris'e göre peki varılmak istenen nihai nokta nedir? Bu konuda bilginiz var mı?
Bilgim yok, nihai noktasınıda bilemem ama Arabinin çıkarımından çıkarttığıma göre konuşursam, Nefsi yok etmekte çözüm değil eksiklik oluyor.
Söylenene göre İdris 16 yıl yememiş, içmemiş, uyumamış öyle bir hale gelmiş ki tamamen ruhanileşmiş.
Dolayısıyla bu halde bu dünyada yaşamak acı ve ızdıraptan başka bir şey değildir.
Zira bu dünya zıtlar dünyasıdır ve bir insanda bundan vareste olursa, çevreden kopar.
Gazetede okumuştum Hindistanda biri 60 yıldır yemek yemiyormuş, sonuç; bir mağarada yaşamını sürdürüyormuş.
Yemek yeme ihtiyacı ortadan kalktıktan sonra, hayatın anlamı anlamsızlaşmaya başlar, çevreden kopuşlar, kontak kuramama vs.ler insanı iyice inzivaya iter.
Bu hâl bazı tasavvufçularında başına gelir/gelmiştir, baktı ki hâl uzuyor akıllı olan bundan biran önce kendini kurtarmaya bakar, yoksa tehlike çanları çalmaya başlar.
Zira tasavvufta amaç bir şeyi önce yapmak sonrada yıkmaktır.
Ki o kişi iman ve inkarı vücudunda birleştirsin, yani nötrlesin, yani nötr bir hale gelsin.
Diğer türlü sadece iman dahi tasavvufta eksikliktir.
Bu yüzden İdris olayı ilk etapta kulağa hoş gelen ama detayına indikçe sıkıntıları olan bir mevzudur bana göre.
iiilker99
22-07-2014, 20:34
Sayın Dialectics,
Haklılık payınız var. Ancak "Cennet, Cehennem, Sonsuzluk ve Sıkılmak... " adlı bir başlıkta akla ilk böyle şeyler geliyor. Nitekim, cennet ve cehenneme yanlızca kutsal kitaplarda değiniliyor. Sözünü ettiğiniz konu ayrı bir konu olabilir.
Dediğiniz gibi Tanrı'nın kitabını (?) değil kendisini tartışalım. Cennette sıkılmaya girmeden önce Cennet ve Cehennem konusuna girelim:
Neredeyse tüm inançlarda iyilerin cennete kötülerin cehenneme gireceği savunulur. Cennet, iyi bir yerdir; cehennem ise kötü. Öyleyse iyiler, öldükten sonra iyi; kötüler ise kötü yerlere giderler. Burada biz, cennet ve cehennem kavramlarını basitleştirerek "İnsan şu anki yaşamında nasılsa ölüm ötesinde de öyle olur." diyebiliriz.
İnsanın kendisi cennete ya da cehenneme değil, ruhu gider. Öyleyse "Cennet ya da cehenneme gitmek" değil de, "ölüm ötesinde iyi ya da kötü durumda olmak" demeliyiz. Nitekim ruh, maddesel değildir... Ruh insanın iyilik ve kötülüklerinin kaydedildiği şeydir. Bu iyilik ve kötülükler insanın yaptıklarına bağlı olmalıdır. Çünkü insan yapmadığından sorumlu değildir. Ayrıca bu iyilik ve kötülükler, insanın sorumluluğuna ve bilincine bağlı olmalıdır. Çünkü, insan bilinçsizce yaptığından (bebekken olduğu gibi) sorumlu değildir.
Sonuçta cennet ve cehenneme şöyle bir tanım getirmiş oluyoruz: "İnsan yaşamı boyunca iyilik ve kötülükler yapar ve bunlar ruhuna kaydedilir. Eğer insan iyi bir biçimde yaşamışsa ölüm ötesinde mutlu olur. Eğer kötü bir biçimde yaşamışsa, ölüm ötesinde mutsuz olur.".
Nasıl? Mantıklı mı? Eleştirin, tartışalım.
Dialectics
22-07-2014, 23:25
Cennet ve cehennem temalarını "sonsuzluk" fikrini ön plana çıkarmak için seçtim. Cennet ve cehennem kavramı, tipik bir ödül ve ceza sistemidir. Kitabi dinlerde vardır.
Benim şu an ilgimi çeken düşünce bütün evrenin ya da kâinatın, sonsuz ve heryerde olan Tanrı'nın, Tanrı olduğunu kendisine unutturmak için kendisini derin rüyalara, boyutlara gömmesidir. Nasıl ki biz yaşayan insanlar her gece tamamen kendi gerçekliğimizi unuttuğumuz rüyalara dalıyor ve uyandığımızda bir anda kendimizi gerçekliğin içinde buluyorsak, bu beden de bir rüya kademesinden başka bir şey değil aslında, öldüğümüzde tıpkı bir rüyadan uyanmış gibi olacağız... Ve nasıl ki her gece tekrar uykuya dalıp yeni rüyalar görüyorsak, belki de öldükten sonra bir an için bir üst boyuttaki gerçekliği idrak edip tekrar başka bir bedende dünyaya gelerek bir nevi yeni bir rüyaya dalacağız...
Bu anlamda kötü hayatlar geçirenler kabus görenlere, iyi hayatlar sürmekte olanlar ise güzel bir rüya görenlere yorumlanabilir.
Bu bağlamda "Inception" filmi aslında oldukça irdelenerek incelenmesi gereken bir film diye düşünmeye başladım. Tanrı kendini uyanamadığı bir rüyada unutmuş olabilir mi? Ve bunun farkına varmış birileri Tanrı'yı uyandırmak için uğraşıyor olabilir mi?
İyiler iyi, kötüler kötü yerlere giderler fikri aslında "tekamül" fikri ile örtüşür. Tekamül fikrine göre bir ruh en basit canlı olarak örneğin bir bitki olarak gelişimine başlar, zamanla gelişerek önce çeşitli hayvanlara en nihayetinde insanlığa ulaşır. İnsanlığı boyunca defalarca reenkarne olarak çeşit çeşit hadiseler ile karşılaşır, hadiselere verdiği tepkiler neticesinde de tıpkı bir zincirin halkaları gibi sürekli bir üst halkaya tırmanmaya çalışır.
"İlahi nizam ve kâinat" adında 'ilginç' bir kitap var. Tekâmül konusunda doyurucu bilgiler veriyor. Aynı zamanda kendisini tekâmül konusu ile ilgili çalışmalara adamış bir kişinin bir web sitesi var: http://www.seyfullahdemir.com/
İncelemenizi tavsiye derim...
Felâsife
22-07-2014, 23:59
İnsanın kendisi cennete ya da cehenneme değil, ruhu gider.
...
Nasıl? Mantıklı mı? Eleştirin, tartışalım.
İslamiyet öbür alem olayına ruh açısından değilde bedeni açıdan bakar aslında.
İnkarcıların bu kemikler mi canlanacak demesi.
veya
İbrahimin kalbim mutmain olsun diye, paramparça ettiği kuşun canlanması.
veya
Cehennemliklerden bahsederken, deri ve etlerinin tekrar tekrar yenileneceği.
veya
Kıyamet meselesinde herkesin mezarlarından kalkıp haşrolanacağı vs.
anlatır ki olay "ruh" değil bilakis "beden" çerçevesinde döner.
Diğer türlü ruh yemese içmese olur ki cennetin meyve, şarap vs.leri ruh için değil, bedeniyle cennete girecekler için vaatlerdir ki burada bile ruh yoktur.
Özetle İslamda ki veya semavi dinlerde ki RUH anlayışı kısıtlıdır, hatta yoktur bile diyebiliriz.
O yüzden Araplar ruh açısından bakmazlar bu olaylara, bilmezlerde zaten, peygamberlerine bile sordularda ayet ile muğlak bir cevap verdi.
Neticede bedene yani zahire endeksli oldukları için kabir azabı ile başlar hikayeleri.
Peki bizler niye ruh açısından bakıyoruz denirsede, köklerin iyi incelenmesi gerekir, zira bu millet bir zamanlar ruhlar ile haşır neşirdi diyebilirim.
Ruhu yakacak ateş,
Hararetini dindirecek su, duymadım, var mı?
Bedeni yakacak ateş,
Hararetini dindirecek su, duydum, çok var!
Kısaca şu örneği versek;
doğdumuzdan itibaren -ilk 6 ay sadece süt verin tavsiyesi ile dolaylı yoldan olaraktan- sürekli susadığımızda su içiyoruz. Hiç sıkıldık mı ?
"Sıkılmak"... Bozunmak veya bozulmak ile ilgili. Eğer kurulan sistemde hata var ise "sıkılma" gerçekleşir. Aksi halde "sıkılma" olmayacaktır.
Her su içişimiz de susama neticesinde bir ihtiyaca karşılık içeriz. Ve rahatlama hisside eklenmiş ki içerken bir ferahlık gelir bize. Su içme sisteminden bahsediyorum. Bunun matematiği eğer sadece salt vücuttaki su oranını yükseltmek ile ilgili olsaydı. O zaman sıkılabilirdik. Ama bunu güzel bir sisteme bağlandığı görülüyor ki bu durumda sistem hatalı değil ve hata olmadığı için sıkılma olmayacaktır.
Öte yandan diğer açıdan bakalım C vitamini eksikliği için c vitamini hapı almamız gerektiğini düşünelim (mandalina olayına girmeyelim :D ). Fakat hapı alırken su içme sistemimizdeki ferahlama, rahatlama, içerken o lıkırtı sesinin hoşluğu vs gibi etmenler yok. Hapı alırız ve süreyi bilmiyorum ama bir kaç dk içinde vücuttaki c vitamini oranı yükselir. Fakat hap almak sıkıcıdır. Eğer ihtiyaçlarımızı bu şekilde karşılıyor olsaydık evet sıkılırdık.
Fakat (kaynağı doğal yada Allah diyelim) oluşan sitemde bakıyoruz ki mandalina yemek de c vitamini değerine olumlu etkide bulunuyor. Peki hap almaya göre nasıl bir sistem ? Oldukça başarılı, sıkılma olasılığı yok denecek kadar az. Hele bir de kaliteli güzel çekirdeksiz hani iyisi ise.
Bu örnekleri artırabilirim. Örneğin çoğalma (yani üreme). Eğer üreme sistemimizde yaptığımız olay yani sex. Zevkli olmasaydı sıkılabilirdik. Ve üremeyi yapmak veya nüfus ortalamasının yaşlanması gibi sonuçlar doğmasına sebeb olan etkileri görebilirdik. Ama sex yapmak (yani üreme işleminin doğal hali) gerçekten zevklidir. Aynı mandalina da olduğu gibi hele bir de mal iyiyse, pardon diyorum yani sevdiğiniz biri ise. :D
Aksi halde üremek için erkek sperm verir bir hastahaneye, ee kadın zevk almazsa çocuk yapmak da istemez ki. Kadın hem o sexi yapmaktan zevk almalı hem de çocuk sahibi olmak hoşuna giden bir iş olmalı. Tabii istisnalar olsada (hani o zalim ruhlu psikopatlar).. genel olarak çocuğunuzun olması hani agu diyen küçük bir şey hoşunuza gidecektir.
Hayat sistemlerimizi yapan eğer Allah ise ve cennetide o yapacaksa ben mrak etmiyorum, zira oradaki yaşam sistemi de "sıkılma" dan daha da fazla uzak bir sistemde olmalı..
saygılar herkese
allah da bikmis ki yalnizliktan, eglencelik insani yaratmis kendine. Otursaydi ya cennetinde uslu uslu..
Dialectics
01-08-2014, 08:36
Kısaca şu örneği versek;
doğdumuzdan itibaren -ilk 6 ay sadece süt verin tavsiyesi ile dolaylı yoldan olaraktan- sürekli susadığımızda su içiyoruz. Hiç sıkıldık mı ?
"Sıkılmak"... Bozunmak veya bozulmak ile ilgili. Eğer kurulan sistemde hata var ise "sıkılma" gerçekleşir. Aksi halde "sıkılma" olmayacaktır.
Her su içişimiz de susama neticesinde bir ihtiyaca karşılık içeriz. Ve rahatlama hisside eklenmiş ki içerken bir ferahlık gelir bize. Su içme sisteminden bahsediyorum. Bunun matematiği eğer sadece salt vücuttaki su oranını yükseltmek ile ilgili olsaydı. O zaman sıkılabilirdik. Ama bunu güzel bir sisteme bağlandığı görülüyor ki bu durumda sistem hatalı değil ve hata olmadığı için sıkılma olmayacaktır.
Öte yandan diğer açıdan bakalım C vitamini eksikliği için c vitamini hapı almamız gerektiğini düşünelim (mandalina olayına girmeyelim :D ). Fakat hapı alırken su içme sistemimizdeki ferahlama, rahatlama, içerken o lıkırtı sesinin hoşluğu vs gibi etmenler yok. Hapı alırız ve süreyi bilmiyorum ama bir kaç dk içinde vücuttaki c vitamini oranı yükselir. Fakat hap almak sıkıcıdır. Eğer ihtiyaçlarımızı bu şekilde karşılıyor olsaydık evet sıkılırdık.
Fakat (kaynağı doğal yada Allah diyelim) oluşan sitemde bakıyoruz ki mandalina yemek de c vitamini değerine olumlu etkide bulunuyor. Peki hap almaya göre nasıl bir sistem ? Oldukça başarılı, sıkılma olasılığı yok denecek kadar az. Hele bir de kaliteli güzel çekirdeksiz hani iyisi ise.
Bu örnekleri artırabilirim. Örneğin çoğalma (yani üreme). Eğer üreme sistemimizde yaptığımız olay yani sex. Zevkli olmasaydı sıkılabilirdik. Ve üremeyi yapmak veya nüfus ortalamasının yaşlanması gibi sonuçlar doğmasına sebeb olan etkileri görebilirdik. Ama sex yapmak (yani üreme işleminin doğal hali) gerçekten zevklidir. Aynı mandalina da olduğu gibi hele bir de mal iyiyse, pardon diyorum yani sevdiğiniz biri ise. :D
Aksi halde üremek için erkek sperm verir bir hastahaneye, ee kadın zevk almazsa çocuk yapmak da istemez ki. Kadın hem o sexi yapmaktan zevk almalı hem de çocuk sahibi olmak hoşuna giden bir iş olmalı. Tabii istisnalar olsada (hani o zalim ruhlu psikopatlar).. genel olarak çocuğunuzun olması hani agu diyen küçük bir şey hoşunuza gidecektir.
Hayat sistemlerimizi yapan eğer Allah ise ve cennetide o yapacaksa ben mrak etmiyorum, zira oradaki yaşam sistemi de "sıkılma" dan daha da fazla uzak bir sistemde olmalı..
saygılar herkese
Verdiğiniz örneklerin hepsi bedensel zevkler ve ihtiyaçlar üzerine. Nedense herkes cenneti bu tip zevkler ile açıklama eğilimine giriyor. Ancak bu başlık altında da daha önce konuşulduğu üzere bu tip zevkler hayvansal zevklerdir, hayvanlar da su içmekten, sevdikleri meyveyi, sebzeyi vs. yemekten ya da çiftleşmekten zevk alırlar. Ve yine bu konu altında konuştuğumuz üzere cennet sadece hayvansal zevklerin tatmin edildiği bir yer ise bir çeşit robot olacağız demektir. (İyi ve kötünün farkında olamayan, sadece önüne konan otun açlıkla zevkini çıkarmaktan ibaret bir koyun misali)
Buradaki olay düşüncesel boyuttaki zevktir ve de dolayısıyla anlam algısıdır. Bütün yakınlarını eşini, annesini, çocuklarını bir saldırıda kaybetmiş birisinin ya da bir şekilde hayatta her türlü tecrübeyi deneyip hayatın anlamsız olduğuna kanaat getirmiş ve dolayısıyla depresyona girmiş birisi için içtiği su ya da yediği mandalina zevk verse ne olur vermese ne olur...
Bu başlık kapsamında bahsettiğimiz "sıkılmak", anlamsızlıktan kaynaklı sıkılmaktır. Ve hiç kimse hayatındaki anlamsızlığı su içerek, gidip iskender yiyerek ya da mandalina, portakal yiyerek yenemez. Anlamsızlığı yenmenin tek bir yolu vardır: kendinize yeni bir anlam yaratmak. Bu yeni bir kariyer olabilir, insanlar tarafından sevilmek olabilir, siyasette başarılı olmak olabilir, düşmanlarınızdan intikam almak olabilir ya da yeni bir aşk olabilir. Ancak yarattığınız her anlamı gerçekleştirdiğinizde, her amacınıza ulaştığınızda yine "anlamsızlığın" eşiğine gelirsiniz ve yeni bir anlam arayışına girersiniz.
Ya peki eğer Tanrı dediğimiz kaynak tüm bu kâinattaki madde, bitki, hayvan vs. ve bilinçli zekâya sahip canlılar aracılığı ile mümkün olan her anlamı gerçekleştirmekteyse? Her şeyi deneyerek, mümkün olan her ihtimali deneyerek ve tatbik ederek giderek bilgisini arttırıyorsa? Kâinatın en başından beri olan şey mutlak fikirin kendisini mutlak bilgiye dönüştürmesi ise? Biliyorsunuz parçacık fiziğinde bir elektronun izleyeceği yol için ihtimallerden bahsedilir. Ancak neticede bir elektron mümkün olan her yoldan gidebilir. Tanrı da ya da kaynak da mümkün olan her yol ile ve her ihtimal ile herşeyin, her duygunun, her hissin, her bilginin, her tecrübenin, her olayın deneyimine kavuşuyor ise? Mutlak bilgi dediğim şey Tanrı'nın işte bu her türlü tecrübeyi edinip sonunda dışarıda deneyecek, kazanılacak hiçbir ihtimalin kalmaması durumudur. "Sıkılmak" tan kastettiğim şey sembolik olarak Tanrı'nın mutlak bilgiye ulaştığındaki durumudur.
Dialectics
17-12-2014, 10:19
Evrenin ya da varlığın statik bir doğası olmadığını görüyoruz. Varlık; mutlak ve değişmez, statik ve stabil bir doğada değil. Aksine dinamik. Her an değişiyor, çeşitleniyor, gelişiyor ya da çürüyor vb. Aslolan hareket...
Çevremize baktığımızda gördüğümüz şey "döngü"ler (cycle). Vücudumuzda her gün ola gelen çeşit çeşit döngü, atmosferdeki oksijen, azot, sülfür döngüsü, mevsimler, gece ve gündüz, enerjinin korunumu yasaları vb. Herşey bir şeyden başka bir şeye dönüşüp duruyor, döngülerin içerisinde form değiştirip duruyor. Keza muhtemelen kâinat da böyle. O da bir döngünün parçası.
Bu konuyla ilgili olarak şu aşağıdaki çeviriyi paylaşmak isterim:
"Her döngü tek bir prensibe tabîdir - gerçekleşebilme ihtimalinden gerçekliğe.. Bu asla değişmeyecek olan kozmik desendir. Evren bir kere maksimum gerçekleşmesini sağladıktan sonra kati bir seçim ile karşı karşıya kalır. Bu maksimum "gerçekleşmiş" halde en ufak bir gelişim ihtimali olmadan ve dolayısıyla hayal edilemez bir "sıkıntı" içerisinde sonsuza kadar varolmak ya da yeniden başlamak, kozmik sürecin potensiyeli gerçekliğe dönüştürmesine olanak vermek. Siz olsanız ne yapardınız?
Biliyoruz ki evrenin kesin ve katî, nihai bir hali yok. Eğer böyle bir şey mümkün olsa idi şimdiye kadar çoktan o nihai hale ulaşılmış olurdu, çünkü neredeyse sonsuzluk kadar uzun bir zaman geçti. Sürekli hareket halinde olan, var olmakta olup dura gelen bir evren sabit, kalıcı bir hale ulaşmaya dayanamaz çünkü bu evrenin dinamik doğasına aykırıdır. Bazı insanlar nihai bir halin olmaması karşısında korkuya kapılmaktadırlar. Sonsuz bir cennete inanmak konusunda beyinleri yıkanmıştır, ancak cennette sonsuza kadar kalmak nasıldır'ı hiç düşünmemişlerdir.
Sonsuza kadar ne yapardınız? Sonsuza kadar ne düşünürdünüz? Sonsuza kadar "sıkılmak" ile nasıl başederdiniz? Cennet ile ilintili düşünüldüğünde "sıkılmak" garip bir kavram gibi gelebilir, ancak "sıkılmak" sürekli hareket halinde olan / varolmakta olan(becoming) kozmosun en temel özelliğidir. Sıkılmak ne demektir? Sıkılmak, size ilginç hiçbir şeyin olmadığı bir durumda olmak anlamına gelir. Dayanılmazdır ve böylece kendi reçetesini yazar: sizi gidip birşeyler yapmaya zorlar. Cennette herşeyi yaptıktan ve öğrendikten sonra ne kadar daha kötü olacağını düşünsenize. Sıkılmanın Tanrısı da ilahi intiharı işleyeceğinden ve kendisini tekrar varoluşun heyecanına döndüreceğinden emindir, böylece en yüksek tepelere doğru olan büyük mücadele yeniden başlayacaktır. Elbetteki intihar doğru kelime değildir - Tanrı ölemeyeceğini bilir. Evren asla son bulamaz. "İhtimalden Gerçekliğe" (a posse ad esse) prensibi asla sönmez ve sönemez de. "
Felâsife
18-12-2014, 04:07
Sonsuza kadar ne yapardınız? Sonsuza kadar ne düşünürdünüz? Sonsuza kadar "sıkılmak" ile nasıl başederdiniz?
Buna tek bir cevap verebilirim, o da "unutmaktır" yani unutmak sıkılmayı önleyecektir, tabii unutmak içinde "hafızanın" olmaması gereklidir ki bu nasıl olacaktır.
Açıkcası bu soru herşeyi hafızasına kaydeden insanlık için cevabı zor bir sorudur, insanlık neticede herşeyi hafızalı bir şekilde yaşadığı için, oğul kızı, eşi dostu, ailesi tanıdıkları vs.leri vardır.
"Onların varlığı hafızanın varlığından dolayıdır", hafızası olmayan için yani hafızasını kaybeden için aile vs.ler kavramı yoktur, malum böyle hastalıklar vardır.
Aslında tıbbın hastalık dediği bu şey, ruhi bir şeydir yani bir hâldir.
Onu hastalık olarak görmek, altında yatan gerçeğide bir şekilde örtmek olur ki o gerçekte
"unutarak yaşayan bir insan, yaşamdan nasıl sıkılır?"
Sıkılmayacaktır!...
Bence arkadaşlarla sohbet etmek, ve her gün aynı olmasa da döngüler içinde farklı farklı şeyle yapmak sıkılmayı engeller. Örneğin sohbet etmek, şakalaşmak, oynamak, arada bir gezmek.. Ki hani şöyle diyelim yapabileceğimiz etkinlik adedi 100 bin olsun. Her gün bunlardan rasgele birini yapıyoruz, diyelim ki bazılarını 2 haftada bir bazıları 3 günde 1 bazılarını hergün, bazılarını ise ayda 1 ve bazılarını 6 ayda bazılarını yılda bir gibi, yani etkinliklerin frekansları değişiyor. Mesela bugün x gölünde yüzmeye gittik, yarı9n bisiklete bindik, öbür gün sinema izledik, bir diğer gün yağmur yağıyordu ve evde oturup çay içtik, bir diğer gün arkadaşlarımızla sohbet ettik, bir başka gün briç oynadık, bir diğer gün bir kaç sürecek olan bir dağ tırmanma etkinliğine katıldık, bir diğer gün yeni elbiseler almaya gittik, bir diğer gün bir yemek davetine katıldık, bir diğer gün bir kitap okumakla geçirdik günü,, ... daha da sayabilirim..
bilmem anlatabildim mi.. ama zaman içerisinde monoton bir hayatımız olmaz ise ve bu yaptığımız etkinliklerin her biri bir zorlama değil de hoşumuza giden bir etkinlik ise sıkılma olasılığı oluşması o denli az olacaktır.
Bu soru çok kolay, ben sevdiklerimle olayım, ve dünyanın en zengin insanı olayım, sana söz veriyorum ki ömrüm boyunca 1 gün dahi sıkılmam. Çünkü her yaptığım ancak ve ancak sevdiğim şeyler olacak ve tek başıma yaptığım etkinlikler hariç hep sevdiklerimle olacağım.
Eğer var ise cennette ise her istediğin olacak ve bu durum sıkılmaya baya bir engel.
Ki cehenneme dönecek olursak; girmeden sıkıldım :)
saygılar..
Felâsife
21-12-2014, 05:54
Eğer var ise cennette ise her istediğin olacak ve bu durum sıkılmaya baya bir engel.
Ki cehenneme dönecek olursak; girmeden sıkıldım :)
Bir çocuğa her istediğini verelim ama istisnasız her istediğini...
Bu çocuk kısa zamanda DOYUMSUZ olacaktır, hemde öyle doyumsuz olacaktır ki hiç bir şey artık onu memnun etmeye yetmeyecektir, iyice şımaracak ve sağa sola saldırıp, başkalarının ellerinde ki de almaya çalışacaktır.
Sonuç, bu çocukta günahsızdır lakin mutsuzluk girdaplarında kaybolup gidecektir.
Her istediğinin olması demek, aynı zamanda o insanın HAYAL kuramıyor olması demektir ki buda başka bir handikaptır.
Hayal kuramıyorsun, çünkü kurduğun hayal anında oluyor!...büyük sıkıntı.
Hayal kuramayan insan artık başka bir şey olacaktır ki ne sanat, ne şiir, ne estetik, ne özlem, ne sevgi, ne düşünce vs. vs. vs. vs. bir sürü şeyden mahrum kalacaktır, günümüz tabiriyle robotlaşacaktır.
İnsanın bir hayaline ulaşması demek, büyününde bozulması demektir.
Hayal ona ulaşamadığınız sürece büyüyen şeydir, ulaştığınız andaysa küçülür ve zamanla yok olan şeydir.
Hasılı insanoğlu veya kızı, öyle bir hayal kurmalı ki o hayali ASLA gerçekleşmeyecek özgün bir hayal olmalıdır.
Yoksa gerçekleşecek hayaller kurmak, herkesin kurduğu hayali kurmak, bir bardak suyu içmek gibi çabucak tükenecektir. :spit:
Yıldıztozu
02-01-2015, 23:42
Çok çocukça değil mi başlık.
Cennette veya cehennemde sıkılır mıyım diye en son lisede sorardım ben.
Dialectics
03-01-2015, 00:14
Çok çocukça değil mi başlık.
Cennette veya cehennemde sıkılır mıyım diye en son lisede sorardım ben.
Kusura bakma senin kadar olgunca, açtığı başlıklarla ve yazdığı süper yaratıcı yorumlar ile insanları mest eden, kafalarında ampül çakan başlıklar açamıyoruz.
Bu arada naçizane aklıma takıldı, lisede çocuk isen şu an ergen misin?
Yıldıztozu
03-01-2015, 00:30
Kusura bakma senin kadar olgunca, açtığı başlıklarla ve yazdığı süper yaratıcı yorumlar ile insanları mest eden, kafalarında ampül çakan başlıklar açamıyoruz.
Bu arada naçizane aklıma takıldı, lisede çocuk isen şu an ergen misin?
Liseliler de çocuktur.
resmi olarak çocukluktan 18 yaşında çıkılıyor, bilmiyorsan hatırlatayım.
Cennet ve cehennem hakkında sıkılmaktan bahseden bir insanı ciddiye almam.
Ciddi bir yorum yaptığını zannediyorsan da zannetmeye devam et, öyle mutlu kal.
Mutlu hissettiği için öyle kalmaya devam eden çok insan var.
Dialectics
03-01-2015, 00:34
Liseliler de çocuktur.
resmi olarak çocukluktan 18 yaşında çıkılıyor, bilmiyorsan hatırlatayım.
Cennet ve cehennem hakkında sıkılmaktan bahseden bir insanı ciddiye almam.
Ciddi bir yorum yaptığını zannediyorsan da zannetmeye devam et, öyle mutlu kal.
Mutlu hissettiği için öyle kalmaya devam eden çok insan var.
Ciddiye almayan buraya yazmaya da gerek görmezdi. Örneğin biz senin her yazdığına yorum yapmaya gerek görüyor muyuz?
Daha önce ifade ettiğim gibi herşeyin bilgisine ulaştığımız gün, mutlak bilgiye ulaştığımız gün herşeyin anlamını yitireceği gün olacak. Ne soracak tek bir sorumuz, ne itiraz edecek tek bir görüş, ne uğruna savaşacak bir bilgi ya da deneyim kalacak. Her türlü bilgiyi öğrenmiş, her türlü sevgiyi yaşamış, her türlü acıyı çekmiş, her türlü heyecana ve korkuya tanıklık etmiş olacağız. Sonsuzun kendisini tamamladığı an aslında kendisini sıfırladığı an olacak…
Benimde sürekli olarak ortaya attığım bir düşüncedir. Altına imzamı atarım.
Cennet kadar anlamsız bir yer olamaz. O kadar saçma ki , olacak şey değil.Cehennem bile daha anlamlı geliyor bana. Hatta araf. Ama cennet olamaz.
Ve her şeyi bilmek konusuna gelince. Her şeyi bilen bir varlık olamaz. Olsa da onun için en mantıklısı intihar etmek olur. Bir saniye sonra olacak her şeyi biliyor. Bildiği halde değiştiremiyor. Değiştirirse bilmemiş olacak. Kafayı yemesi lazım.
evet haklısın bu dünyanın gerçek tanrısının adı aslında "para..."
Çok doğru. Birde iktidar anlayışı. Para, güç ve egemenlik tanrı ile birleşen düşünceler.
Bu düşünceleri terk ettiğinde tanrı ile bir bağın kalmıyor. Kalmadığında da tanrıya ihtiyacın bitiyor. İnsansız tanrının olmayacağına göre tanrı fikri bitmiş oluyor.
Sundance
12-05-2015, 11:24
Güncelleme.
Aşağıdaki video konunun özünü anlatıyor.
https://www.youtube.com/watch?v=wfeba_PJhYE
Su içmekten sıkılır mıydınız şekline olan görüşte cennette yaşamak için su içmek gerekli olacak mı? Yani susuzluktan acı çekme ihtimali var mı cennette?
Hiç bir şeye ihtiyacınız olmadığı bir ortamda sonsuza kadar geçen bir süre.... Bu cennet mi cehennem mi?
Tatile gittiniz mi hiç? Ne kadar süre ile tatil yapabilirsiniz? Hiç çalışmadan? Sadece boşa vakit geçirmeye ne kadar tahammül edebilirsiniz?
Bir yazı okumuştum bir yerlerde. Cennetteki fetüsler, yeni doğanlar ile ilgili. Sonsuza kadar hareket ve düşünme kabiliyetinden uzak kalacaklar. Beslenmelerine gerek yok, altlarını temizlemeye gerek yok, acı duymayacaklar, nefes almalarına bile gerek yok. Hepsini üst üste istifleyebilirsiniz. Özel bir önlem almanıza bile gerek yok. Ağırlıktan ezilmeyecekler çünkü.
Sanırım Isaac Asimov'un bir hikayesindeydi.
Hayatta ve sağlıklı olmak muhteşem bir şey!.. Anın tadını çıkarmalıyız, zira perde kapanacak, bir daha açılmamak üzere...
cennette olsak sıkılmazdık. biraz daha iyi koşullara sahip olsa dünyada bile sıkılmayız. her gün yemek yemekten , erotik film izlemekten sıkılmıyorum. istek devam edince sıkılmaz insan. her gün yemekten nasıl sıkılmıyorsam. hele cennet gibi yerde sonsuz da olsa sıkılmazsın.
tabi burada cennet var diye inandığım anlaşılmasın. ben dinsiz birisiyim. cennetin varlığı için yeterince delil yok ve beyin yok olunca bilinç gider diye gösteren deliller çok daha kuvvetli...ama bu sıkılma argumanı bana mantıklı gelmiyor.
cehenneme gelince asla dayanılmaz bir yer. cehenneme gerçekten inanan bir kimse asla mutlu olamaz. sonsuza kadar cayır cayır yakılacağın bir yer var ve oraya gidebilme ihtimalin var bu o kada o kadar kötü ki anlatmak mumkun değil.
yok olmak cehenneme gitmek yanında hiçbirşey değil. ölen yok olan kişi bunun farkında bile değildir. çünkü yoksun dolayısıyla bundan dolayı yok oldugunu bilmiyorsun , yoksun ve buna üzülmüyorsun.
cayır cayır yanmak mı , yoksa derin bir uykuya dalmak mı ?
ben ölüm gibi çok derin bir uykuya girmeyi sonsuza kadar yanmaktan çok daha rahatlatıcı buluyorum... ha cennet olsa daha fazla sevınırdım tabi , ama cennet içinde delil yok.
Dialectics
12-05-2015, 21:18
"Sıkılmak" - Boredom mevzusunun özel bir gizemi olduğu düşüncesindeyim. Aşağıda bununla ilgili biraz daha alıntı ve çeviri yapayım.
.....
Or what about the cosmic heat death? - a universe frozen for eternity. What's good about that?
The universe cannot do anything other than go from potential to the perfection of complete actualisation, and then start again. It cannot stand still.
It cannot endure eternal perfection because it encounters the ultimate cosmic stumbling block - boredom. Boredom is, arguably, the most important aspect of existence, the factor that subverts perfection itself. How can any mind stave off boredom when it has resolved every problem? You start to realise something incredible about the universe. It does strange things and seems to operate in a baffling and enigmatic way precisely in order to defeat boredom.
The Hindu concept of Maya - illusion - is invaluable. If you were God and had experienced perfection for eons, and were now utterly bored by yet another day of glorious flawlessness, wouldn't you create a force whose function was to attempt to deceive you, to puzzle you…to entertain you? One way or another, God allows evil to exist, he allows confusion, pain, suffering and bewilderment to exist because if none of these things existed, life would not be endurable. The highest wisdom is this - boredom trumps morality. In an infinite system - a system that literally cannot end - the issue of how to escape boredom becomes paramount. Indeed it is the only issue. The universe that cycles endlessly from potential to actualisation, reaching an Omega Point of perfection and then starting again is the optimal solution to counteracting boredom in eternity. There is no alternative, like it or not.
Isn't it strange that in a mortal system, fear of death is paramount, but in an immortal system, fear of deathlessness replaces it? How will you cope with an existence that can never end no matter what you do? You are like Bill Murray's character in Groundhog Day when it seemed that he was trapped forever in a loop; not even killing himself offered release. But looking at it another way, in this system you get to experience perfection an infinite number of times, and isn't that the most desirable outcome infinity can confer?
What do you fear most? Death or deathlessness? There's no in-between. Would you prefer eternal oblivion or the impossibility of oblivion? Death takes your life against your will. Deathlessness prevents you ever exiting life even if you want to. "You can check out any time you like, but you can never leave," as the Eagles put it in Hotel California.
...
Kozmik ısı ölümüne ne dersiniz? Sonsuza kadar donan bir evren fikri.. Bunun neresi iyi ki?
Evren potansiyelini mükemmel gerçekliğe dönüştürmekten ve sonrasında da tekrar baştan başlamaktan başka bir şey yapamaz. Öylece sabit kalamaz.
Ebedi mükemmelliğe tahammül edemez çünkü en nihayetinde en büyük kozmik engel ile karşılaşır: sıkılmak. Sıkılmak, şüphesiz ki, varlığın en önemli yönlerinden biridir, mükemmelliği içten bozan faktördür. Bütün problemleri çözmüş bir zihin sıkıntıdan kendisini nasıl kurtarabilir ki? Evren hakkında inanılmaz bir şeyi idrak etmeye başlarız. Evren garip şeyler yapıyor gibidir ve “sıkıntı” ile mücadele etmek için şaşırtıcı ve gizemli bir şekilde işler gibidir.
Hindu’ların Maya – ilizyon – görüşü çok değerlidir. Eğer Tanrı olsaydınız ve çağlar boyunca mükemmelliği tatmış olsaydınız, ve şimdi de herhangi bir kusursuz muhteşem bir günü daha yaşıyor olmaktan ölesiye sıkılmış olsaydınız, sizi kandıracak, aldatacak, eğlendirecek bir güç yaratmaz mıydınız? Öyle ya da böyle, Tanrı Şeytanın varlığına izin verir; karmaşaya, acıya, sefalete, hayal kırıklığının varlığına izin verir; çünkü bunların hiç biri olmasaydı, hayat katlanamaz olurdu. Potansiyelden gerçekleşmeye doğru; mükemmelliğin Omega noktasına ulaşıp sonra yeniden başlayan sürekli döngü içerisinde olan bir evren sonsuzluğun içindeki “sıkıntı” ile başetmenin en optimal çözümüdür. Başka bir alternatif yoktur, sevin ya da sevmeyin.
Ölümlü bir sistemde, ölüm korkusu zirvede iken; ölümsüz bir sistemde de asla ölememek korkusu zirveye çıkmaz mı? Ne yaparsanız yapın asla sona ermeyen bir varlık ile nasıl başederdiniz? Groundhog Day filmindeki Bill Murray karakteri gibi bir döngü içerisine hapsedildiğinin idrakiyle; kendini öldürüp kurtaramadığın bir döngünün içinde... Ancak diğer bir açıdan bakacak olursak da bu sistem de sonsuz defa mükemmelliği tadabilirsiniz, ve sonsuzluğun sunabileceği en istenen şey de mükemmellik olmaz mı?
Felâsife
13-05-2015, 03:18
Hindu’ların Maya – ilizyon – görüşü çok değerlidir. Eğer Tanrı olsaydınız ve çağlar boyunca mükemmelliği tatmış olsaydınız, ve şimdi de herhangi bir kusursuz muhteşem bir günü daha yaşıyor olmaktan ölesiye sıkılmış olsaydınız, sizi kandıracak, aldatacak, eğlendirecek bir güç yaratmaz mıydınız? Öyle ya da böyle, Tanrı Şeytanın varlığına izin verir; karmaşaya, acıya, sefalete, hayal kırıklığının varlığına izin verir; çünkü bunların hiç biri olmasaydı, hayat katlanamaz olurdu. Potansiyelden gerçekleşmeye doğru; mükemmelliğin Omega noktasına ulaşıp sonra yeniden başlayan sürekli döngü içerisinde olan bir evren sonsuzluğun içindeki “sıkıntı” ile başetmenin en optimal çözümüdür. Başka bir alternatif yoktur, sevin ya da sevmeyin.
Ehehe, sıkılmamak için güzel tablo, statik bir ortamı dinamiğe çevirmek müthiş bir fikir olsa gerek, aslında imzamda ki Büyük unutuşta bende bundan bahsetmiştim, ama tek farkla orada ki esas faktor, kurguyu yapanlar Tanrı değil-o bile yaratılan bir şeydi-kaderi yazanlar ruhlardı.
Kısaca bu kurgular olmasaydı, genede bir şey kaybetmiş olmazdık, kazandığımız bir şeyde yok, lakin aç gözlülüğümüzün de bir sonu yok.
Sıkılan adam heryerde sıkılır, hatta cennete gitse 2 günde orada da sıkılır, neticede Ruhu sıkılan hiç bir şeyden memnun olmaz. Ruh terbiyesi lazım diyeceğim ama ondan da hiç bahsedilmez.
Ölümlü bir sistemde, ölüm korkusu zirvede iken; ölümsüz bir sistemde de asla ölememek korkusu zirveye çıkmaz mı?
Kesinlikle çıkardı, lakin bu işler yolunda gitmediğinde özlem bile olurdu, yada merak bile olurdu, neticede insanların tuhaf huyları var, takıntıları var vs. Ölüm nasıl bir şey diye canı çekenler illaki olurdu.
Ruhta olsalar hepsi aynı olacak diye bir şey olmasa gerektir.
Dialectics
21-05-2015, 22:45
Sıkılmak üzerine bir video daha: izlenmesini tavsiye ettiğim Tarkovsky'nin Stalker filmindeki "yazar" karakteri ile sevgilisi arasındaki bir sahne. Ki kanımca bu sahnedeki replikler dindarların neden yanıldığını da gösteriyor: mucizeler dünyasında değiliz.
https://www.youtube.com/watch?v=K5arNkOzCvM
Tercüme
Yazar: Sevgilim, dünyamız ne yazık ki çok sıkıcı. Telepati, hayaletler ya da uçan daireler ya da bunlar gibi hiçbir şey söz konusu değil. Ve aslında bu yasalar asla çiğnenemiyor. Kimse nasıl çiğnenebileceğini de bilmiyor. Bu yüzden sakın bir UFO görmeyi bekleme, bu gereğinden çok daha fazla ilginç olurdu.
Yazarın Metresi: Bermuda Üçgenine ne dersin peki? Bunu inkar edecek değilsin herhalde.
Yazar: Ederim. Bermuda üçgeni diye bir şey yoktur. Sadece ABC üçgeni vardır ki o da A, B ve C kenarlarından oluşur. Bu kabuldeki "sıkıcılığın" farkında mısın?
Orta Çağ'da yaşamak ilginçti. Her evin bir ruhu ve her kilisenin bir Tanrısı vardı. İnsanlar genç idi. Şimdi 4 kişiden 1isi yaşlı. Bu işte çok sıkıcı meleğim.
Kurana göre cennet bu dünyada senden terbiyesi beklenen nefse
diğer dünya da tüm hayvani arzuların altın tepside sunulacağı yerdir.
Düşünün ki bu dünya da ilgi duydugunuz ve size de ilgi duyan bir karşı cins oldugunu ve bu karşı cinsle özgür iraderinizle ve bundan memnuniyet duyarak bir cinsel ilişki yaşıyorsunuz ama bu tanrı katında ahlaki kabul edilmiyor ancak aynı tanrı katında cennet adı verilen o yerde robotlaşmış yaşıt bakir kızlar hür iradeleri dışında ve muhtemelen iradeleri olsaydı sizi asla tercih etmeyeceklerdi sonsuza dek sizin her anlamda köleniz oluyorlar. Asıl düşündürücü olan budur. Bu gerçekten kirli ve mide bulandırıcı bir anlaşmadır. Tamamiyle bencilcedir. Buna inanan bir insan beklemekdedir. Sakındığı saraylara kavuşacağı tatmadıgı aşırılıgı tadacağı kendisine göre köleliğinin biteceği ve asıl hayvani eğlencesinin başlayacağı zamanı beklemektedir. O kölenin yaşamı boyunca ayıplayacağı şeylere ölünce kavuşacağını arzulaması ne gariptir.
Hlourent
31-05-2015, 14:36
Buna tek bir cevap verebilirim, o da "unutmaktır" yani unutmak sıkılmayı önleyecektir, tabii unutmak içinde "hafızanın" olmaması gereklidir ki bu nasıl olacaktır.
Açıkcası bu soru herşeyi hafızasına kaydeden insanlık için cevabı zor bir sorudur, insanlık neticede herşeyi hafızalı bir şekilde yaşadığı için, oğul kızı, eşi dostu, ailesi tanıdıkları vs.leri vardır.
"Onların varlığı hafızanın varlığından dolayıdır", hafızası olmayan için yani hafızasını kaybeden için aile vs.ler kavramı yoktur, malum böyle hastalıklar vardır.
Aslında tıbbın hastalık dediği bu şey, ruhi bir şeydir yani bir hâldir.
Onu hastalık olarak görmek, altında yatan gerçeğide bir şekilde örtmek olur ki o gerçekte
"unutarak yaşayan bir insan, yaşamdan nasıl sıkılır?"
Sıkılmayacaktır!...
aynı hayvanlar gibi. hatta bitkiler,,, insan dışındaki tüm canlılar gibi sıkılmayacaklar. cennet ve cehennem tanımları acının varlığı ve yokluğu yani bizim doğa içindeki fiziksel durumumuz ile bize iletilir. ateş doğadadır. bir tanrı eli değmedikçe mümkün görülmeyen narin bir yapı olan canlılık her formda ateşten çekinir. ilkel ve aptal insana cehennem "bir odada sonsuza kadar yapayalnız kalacaksınız" yada cennet " yarattığım kainatta ve tüm boyutlarda mutlak bir özgürlük içinde tüm olasılıklar hükmünüze verilecek" olarak tanımlansaydı o adam bunu anlayamayacaktı yada yeteri kadar korkmayacaktı. basit acı basit memnuniyet basit bedeni zevkler çöldeki aptal adamı rahatlıkla kontrol eder. ama sonradan gelen "düşünen toplumlar" için -kuran'ın pek çok yerinde geçtiğinin aksine - artık ikna edici değildir.
bence cennet yapı itibariyle "bizim kovulmuş olduğumuz" doğadır. cehennem ise cennetin anlam olarak zıttı olsa da nedensel olarak zıttı olmayıp içrek bir yola getirme işlevindedir. ödül, bence sonradan eklenmiş diyalektiktir. ulvi açıdan gereksizdir. birinin suç işlememesi için biz işleyene ceza veririz. işlemeyeni ödüllendirmeyiz. bu insanbiçimsel bakışla cehennem-araf konumları daha tutarlı duruyor. özgür iradesiyle (bilinciyle) cennetten çıkan-kovulan (atılan-istifa eden)i tanrının tekrar oraya göndermesi islami değil uzak doğu dinlerindeki hikayeyle örtüşür. samsara yada karma ile.
kadim asya dinlerinin yayılmacı olamamaları, sonradan çıkan mezopotamya dinlerinin ve ardı sıra gelen çöl dinlerinin istilacı yapısına olanak vermiş gibi. ancak dinin yerelliğini ve kendi zamanına yönelik olmaklığını aşamadığından daha akdenize varmadan cehennemin ısısında hissedilir derecede düşme görülmektedir.
Felâsife
31-05-2015, 17:39
aynı hayvanlar gibi. hatta bitkiler,,, insan dışındaki tüm canlılar gibi sıkılmayacaklar.
Aynen öyle, İnsan olmamanın dayanılmaz tutkusu adeta sıkılmak, ve onu memnun etmekte, onu ikna etmekte zor.
Bu halleriyle üstede dediğim gibi cennette olsalar bile sıkılma kaçınılmaz olacaktır, öyleki kin, nefret, kıskançlık gibi negatif duyguların olmadığıda varsayılınca, cennet resmen statik bir ortam demektir, statik bir ortamada statik insanlar yakışır ki negatif yön olmadan insanda insan olur mu o da ayrı tartışılır.
Aslında sıkılmak iyi bir şeydir, YARATICILIĞI geliştiren bir özelliği vardır. Ne zaman ki sıkılırsınız FARKLI bir şeyler yapmaya yollar ararsınız. Bunun sonucu olarakta geliştikçe gelişirsiniz.
Hiç sıkılmayan insan, aslında hiç bir şey öğrenmeye gerek duymayan insandır ki Cehalette bugün insanlığın hiç razı olmayacağı bir şeydir. Heleki medeniyet cehaleti zaten düşman görmüştür vs.
Çocukların ellerinden telefonları, tabletleri, pc leri, tv leri alın veya ciddi kısıtlayın, sonrada çocuğu izleyin, canım sıkılıyor bayağı sitem edecektir. ve çocukta sıkıla sıkıla bu sıkıntının içinden bununla baş etme yöntemleri geliştirecektir ki, kitap okuması, resim yapması, oyun oynaması vs. ler hep sıkılmaların ardından gelir.
Bu yüzden çocukların YARATICILIĞININ gelişmesini istiyorsak, onlara hayatı (cep, tablet vs) kısıtlamalıyız ki çocuk sıkılsın.
Sıkılsın ki statiği dinamiğe dönüştürsün ve bunu kendi yapsın.
Özetlersek bu sıkılma meselesini aslında çokta kafaya takmamak lazımdır, İnsan her şarta ve zemine göre yolunu bulacaktır, kendini adepte edecektir, edemediği noktada da-değil mi ki çocukken bununla baş edebilmiştir-genede edecektir.
kadim asya dinlerinin yayılmacı olamamaları, sonradan çıkan mezopotamya dinlerinin ve ardı sıra gelen çöl dinlerinin istilacı yapısına olanak vermiş gibi. ancak dinin yerelliğini ve kendi zamanına yönelik olmaklığını aşamadığından daha akdenize varmadan cehennemin ısısında hissedilir derecede düşme görülmektedir.
Bir şekilde kuzu kuzuluğunu, kurtta kurtluğunu sergilemiş, dank diye durduk yere ortaya bir din çıkarsa, buna tabi olanların sarhoş olmamaları düşünülemez zaten, yoksa Mezopotamya eskisi gibi pagan ve putperest olarak kalsaydı, bugün haritalar bile böyle olmazdı, yada çok sıkıldılar bir din icat edelim dediler, bilinmez :D
Yaratıcılıkların ardında ki adres sıkılmaktır ki insandan korkulur vesselâm :)
Bu cennet olayında anlaşılamayacak bir durum yok bence. İnsanın mükemmel bir yaşam ve mekan betimlemeye çalışması hatasıdır sadece.
İnsan mükemmellik nedir bilmediği içinde bunu betimleyemez. Bunu denerse de ayetlerdeki ve hadislerdeki saçma sapan betimlemeler ortaya çıkar. Bir çok sorun belirir. Bu betimlemeyi yapan bir arap olunca da tabi ki ırmak gölge falan havada uçar. Bir izlandalı yapsa idi sıcakla betimlerdi.
İnsan mükemmeli bilmediği ve hiç deneyimlemediği için isteyemez bile. Mesela dua eder. İstekte bulunur ama yapamaz. Sonunda "allahım sen en iyisini bilirsin. hakkımda hayırlısı ne ise onu ver" der ve geçer.
Bir örnek oluşturalım. Bir inanan dua etsin. Hayatında mükemmellik istesin. Elbetteki önce zengin olmayı ister. Günümüzde parasız olmaz bu işler.
-Allahım çok zengin olayım. Ama baya yani.
sadece parayla olmaz bu iş değil mi? Devam...
-Allahım zengin olayım ama sağlıklı da olayım. Ailemde sağlıklı olsun tabi ki. Eşim, çocuklarım, anam, babam, eşimin anası, babası, kaynımgiller....
Sonuçta yakın çevrenizdeki bir sorun sizin mükemmel hayatınızı etkiler. Onlarda ortalama iyi olmalıdırlar. Devam edelim.
-Allahım çok zengin ve sağlıklı olunca da öyle g.tüm kalkmasın. Kendimi kaybetmeyeyim.
-Aslında zengin olunca biraz hayatın zevklerinden faydalanmak isterim tabi ki. Beşerim ben biliyorsun. İşte sen sınırı aşmama izin verme.
Bunu hepimiz biliyoruz değil mi? Para yüzünden şaşırmamız lazım ama birazda hovarda olabiliriz. Burada bir sınır olduğunu biliyoruz ama nerede. İçindeyken bu sınırı bulamayacağımızı bildiğimiz için o sınır işini hemen allaha havale ediyoruz.
-Allahım çok zengin olunca mevcut paramla iyi işler yapmama imkan ver. Öyle kısa zamanda kaybetmeyeyim.
-Allahım ayrıca çocuklarımda öyle zengin olduk diye sapıtmasın. Kızım da oğlum da. Sonuçta param onlara kalacak onlarda....
Ben şimdiden sıkıldım. Bu dua biter mi? Emin olun bitmez. Mükemmel bir hayat çizemezsiniz. Kendiniz için çizseniz de aileniz var. Daha çocukların eşlerine girmedik. Onlarında iyi olmasını dilememiz lazım. Ayrıca çevre içinde iyi şeyler dilememiz lazım. Kötü çevrede mükemmel hayat süremezsiniz.
Anlıyoruz ki, İnsan mükemmeli betimleyemiyor. Çokça karışık bir durum var. Birini düzenlesen diğeri bir başkasına etki ediyor.
Aşağıda sevdiğim bir kısa filmi paylaştım. İzlediğinizde istediklerinizin nasıl bir yanılgı olduğunu anlıyorsunuz.
Dediğim gibi mükemmeli bilmeyen insan, mükemmel olacağına inandığı cenneti de betimleyemez. Denerse de o bahsettiğiniz saçmalıklara sebep olur. Yüzyıllarca konuşur durur geri kalanlar.
SolGBZ2f6L0
Yıldıztozu
20-09-2015, 17:50
Ebedi ve sonsuz olmak tanrıya ait bir özellik iken insanların cennet cehennemde ebedi kalmasi da mantıksız.
Allah bizi hiçbir zaman yok edemeyecek. Çünkü söz verdi ebediyen kalacaksınız diye. Yok ederse sözünü tutmamış olur, yok edemezse her şeye gücü yetmemiş olur ve ebedilik gibi bir tanrısal özelliği insanlara da vermis olur.
Yıldıztozu
04-08-2016, 12:08
Dindar zamanlarımda beni dinden soğutan ilk nedenlerden biriydi..
Cennet-cehennem masallarının komikliği ve sonsuzluğu.
1 milyon yıl yanıyorsunuz, defalarca deriniz pişmiş, kaynar irinler dökülmüş ama hala devam ediyor, sonsuza kadar..!
Suçunuz ne? kanıt olmadığı için aklını kullanarak inanmamak..!
Üstelik bir insan dünya hayatında ne kadar kötülük yaparsa yapsın, bunun adaletli karşılığı sonsuz ceza olamaz.
Sınırlı dünya zamanında yapılan suçların adaletli cezası sınırsız cehennem değildir.. Biri sınırlı biri sınırsız. Adaletli değil.
Neresinden bakarsan bak saçmalık..
Dinleri uyduranların filozof ruhlu rasyonelliğe sahip olmadıkları ortada.
Sundance
04-08-2016, 17:46
Dindar zamanlarımda beni dinden soğutan ilk nedenlerden biriydi..
Cennet-cehennem masallarının komikliği ve sonsuzluğu.
1 milyon yıl yanıyorsunuz, defalarca deriniz pişmiş, kaynar irinler dökülmüş ama hala devam ediyor, sonsuza kadar..!
Suçunuz ne? kanıt olmadığı için aklını kullanarak inanmamak..!
Üstelik bir insan dünya hayatında ne kadar kötülük yaparsa yapsın, bunun adaletli karşılığı sonsuz ceza olamaz.
Sınırlı dünya zamanında yapılan suçların adaletli cezası sınırsız cehennem değildir.. Biri sınırlı biri sınırsız. Adaletli değil.
Neresinden bakarsan bak saçmalık..
Dinleri uyduranların filozof ruhlu rasyonelliğe sahip olmadıkları ortada.
Bir de bu sonsuz cezayı yarattıklarına reva gören Allah'ın adı bağışlayıcıdır, esirgeyendir diyorlar. Olacak iş mi?
Cennet'e ne demeli? Kimisi sıkılmam filan diyor. Yahu bizim yaşadığımız süre değil ki söz konusu olan. Milyarlarca yıl geçecek, trilyarlarca yıl geçecek, trilyar üzeri trilyar üzeri trilyar yıl geçecek yine de daha başlamamış sayılacaksın. Adı üzerinde sonsuz.
Eğer sıkılma yok ise zaten beyin ölümü gerçekleşmiş demektir. İnsanlar belirli bir haz duygusunu aldıkları anda o haz duygusundan dışarı çıkmayacaktır sonsuza kadar. Hatta o haz duygusunu hiç bir şey yapmadan yaşayabileceklerdir, cennet değil mi orası?
Sonra ne olacak? Odun gibi o haz duygusu içinde kilitlenip kalmış insan öbekleri mi cennet? Odun yığını gibi üst üste yığılan insanlar mı bulunuyor cennette? Özen göstermeye de gerek yok. Nasıl olsa nefes alma, yemek yeme ihtiyaçları yok, acı hissetme durumu yok. Üst üste göm hepsini gitsin. Cennet mi burası yani? Yoksa cehennem mi?
Ateist forumda birisi "Allah cennette insanlara bacaklarını açacakmış. Ya cennette birisine Allah'ın bacakları güzel gözükürse? Bu Arapları biliyoruz, yapar mı yapar bunlar." diye sormuştu.
Hakikaten Allah'ı canı çekerse birisi cennette ne olacak? Zevkin sınırı yok sonuçta cennette.
Cem Yılmaz'ın dediği gibi. "Tatmadığın bütün zevkleri tadacaksın. Ama hepsini değil inşallah" Süre sonsuz ise hiç kaçışı yok hepsini tadacaksın. Böyle rezillik mi olur?
Cenneti gördük de sıkılması kaldı :) Mühim olan nefret bataklığından kurtulmaktır sonra gerisi gelir :)