Orijinalini görmek için tıklayınız : İlk Algılar
Selam
Spermle yumurtanın birleşmesinden meydana gelen zigottan başlayıp bebeğin doğum anına kadar geçen biyolojik süreç vardır.Bu sürecin hangi noktasında canlılık vardır,hangi noktasında bitkisel,hayvansal ya da insani özellik bulunmaktadır.Atomu çözmeden maddeyi çözmek mümkün değildir.Kaynağa inmeden akışı gözlemlemek de mümkün değildir.
Bir sperm kendi başına canlılık özelliği olan bir varlık iken özgür bir iradesi olmayan ama algılaması olan bir canlıdır.Şöyle ki,sperm vajinanın dışına doğru hareket etmez.Algılamalrı onu vajinanın içine doğru sürükler.Tek hedefi vardır, bir evren kadar geniş olan anne rahminde yumurtayı bulmak ve ona yönelmek.
Spermle yumurta arasındaki karşılıklı birbirini çekici algılama güçleri bu iki canlı hücrenin birbiriyle birleşmesini sağlar.
Burada temel soru,bunların iradi bir güçle mi gerçekleştiği;yoksa fiziksel kanunlara bağlı,mecburiyet ve mahkumiyet sonucunda yapılmak zorunda olan bir eylem mi olduğudur?
İşte bu noktadan bakarsak,spermle yumurta arasındaki ilişki mecburiyet ve mahkumiyet ise insanın tüm hareketlerinde aynı yapının daha kompleks bir sebep sonuç ilişkisi olmadığını kim iddia edebilir?Bunun aksi ise bu insani özellik nerede ve nasıl farklılaşıyor; özgür irade varsa bu nerexe ve nasıl başlıyor.Yoks kendimizi mi kandırıyoruz?......(1)
Bu konudaki düşünceleri alalım.
sevgiler
(1) Tahir özakkaş ,md.phd
evrensel-insan
28-08-2014, 03:15
Selam
Spermle yumurtanın birleşmesinden meydana gelen zigottan başlayıp bebeğin doğum anına kadar geçen biyolojik süreç vardır.Bu sürecin hangi noktasında canlılık vardır,hangi noktasında bitkisel,hayvansal ya da insani özellik bulunmaktadır.Atomu çözmeden maddeyi çözmek mümkün değildir.Kaynağa inmeden akışı gözlemlemek de mümkün değildir.
Bir sperm kendi başına canlılık özelliği olan bir varlık iken özgür bir iradesi olmayan ama algılaması olan bir canlıdır.Şöyle ki,sperm vajinanın dışına doğru hareket etmez.Algılamalrı onu vajinanın içine doğru sürükler.Tek hedefi vardır, bir evren kadar geniş olan anne rahminde yumurtayı bulmak ve ona yönelmek.
Spermle yumurta arasındaki karşılıklı birbirini çekici algılama güçleri bu iki canlı hücrenin birbiriyle birleşmesini sağlar.
Burada temel soru,bunların iradi bir güçle mi gerçekleştiği;yoksa fiziksel kanunlara bağlı,mecburiyet ve mahkumiyet sonucunda yapılmak zorunda olan bir eylem mi olduğudur?
İşte bu noktadan bakarsak,spermle yumurta arasındaki ilişki mecburiyet ve mahkumiyet ise insanın tüm hareketlerinde aynı yapının daha kompleks bir sebep sonuç ilişkisi olmadığını kim iddia edebilir?Bunun aksi ise bu insani özellik nerede ve nasıl farklılaşıyor; özgür irade varsa bu nerexe ve nasıl başlıyor.Yoks kendimizi mi kandırıyoruz?......(1)
Bu konudaki düşünceleri alalım.
sevgiler
(1) Tahir özakkaş ,md.phd
Spermin zihinsel bir yetisi var mi? Yoksa tamamen bu onun kendiliginden gelen hareketi mi?
Ozgur irade olabilmesi icin, canlinin zihinsel yetisi olabilmesi ve buna kendisinin de mudahele edebilmesi ve bunu kendi istemiyle yapabilmesi gerekir.
Yani bilinc ve farkindalik gerekir. Bu basta kendinin ne oldugunun bir (individual) bilinci ve farkindaligidir.
Dialectics
28-08-2014, 16:51
Özgür irada konusunda ciddi şüphelerim var. Özgür iradenin olmadığına dair bilimsel bulgular da bulunmak da. Libet ve Feinstein hakkında google'da arama yaparsanız bu deneyler ilginizi çekebilir.
Bilinç, sadece farkındalığına varılmış bilinçaltıdır. Ben bugün metafizik olarak algıladığım şeyler da dahil herşeyin neden-sonuç, etki-tepki ilkesine göre hareket ettiği kanaatindeyim. Ancak bilinç-bilinçaltı ilişkisi bir ilizyon ile bir yanılsama ile özgür irademiz olduğu yanılgısını oluşturuyor.
Aslında her şey nötr. Ancak sadece aynı değerin farklı polaritelerine ağırlık vermek suretiyle bir kişilik, düşünce ya da karakter sergiliyoruz...
evrensel-insan
28-08-2014, 19:43
Özgür irada konusunda ciddi şüphelerim var. Özgür iradenin olmadığına dair bilimsel bulgular da bulunmak da. Libet ve Feinstein hakkında google'da arama yaparsanız bu deneyler ilginizi çekebilir.
Bilinç, sadece farkındalığına varılmış bilinçaltıdır. Ben bugün metafizik olarak algıladığım şeyler da dahil herşeyin neden-sonuç, etki-tepki ilkesine göre hareket ettiği kanaatindeyim. Ancak bilinç-bilinçaltı ilişkisi bir ilizyon ile bir yanılsama ile özgür irademiz olduğu yanılgısını oluşturuyor.
Aslında her şey nötr. Ancak sadece aynı değerin farklı polaritelerine ağırlık vermek suretiyle bir kişilik, düşünce ya da karakter sergiliyoruz...
Sen hic yasam ve iliskilerinde bir konu uzerinde, kendi dusunce ve davranislarinin kararini kendin almaz misin?
Her zaman sana bu karari bir guc ya da beynin mi, ya da baskilarinin zorlamasi, empozesi ya da kurtulamadigin her turlu degerin mi aldirir.
Nedir o bilimsel bulgular, ornek verebilir misin?
Bir deneyden beynin cikaracagi sonucun ne oldugu degil; bunun gozleminin olup olmadigi, olgusu ya da teorisinin test edilmesi yani bilimselligidir.
Her turlu akilci cikarimlar ya da bildirimler, bilimsel degildir.
Ayrica bu deneylerde ozgur irade hangi anlam ve icerikte deneye tabi tutulmustur?
Hayir, bilinc konu ve kavramin ne oldugunun bilgisinin farkindaligidir. Bilincalti ise farkindalik degil; otomatiklesmislik, yerlesmislik ve alisilagelmislik tasir. Farkindalik tta bilinc de icermez.
Cunku bir seyin bilinci onun rahatsizligi ve ondan kurtulma farkindaligidir.
Bilissellik ise, konu ve kavram ne ise onun; algilanmisligi, kavranmisligi vasfina varilmisligidir.
Bir seyin notrlugu onun kavram algi bilgi ve anlam ve icerigidir. Herhangibir kavrami ifadeye tasimak ise ona pozitivite ya da negativite yuklemektir.
Fizigi farkli kilan, zihniyet ve yetilerinin fonksiyonudur.
Farki ayirmak ya da ayrilmis bir fark bunyesinde digger farklari yok etmek ise, tamamen zihinseldir. Yani "dogrulu/iyili/guzelli" alginin ayrilanin hakimiyetinde ayrilmasi ya da yok edilmesinin inancidir.
Dolayisi ile farkin farkina varmak, onu ayirmak anlamina gelmez. Sadece farklarin farkindaki her bir farkin farkindaligi temelindeki ayrimsiz ve yok edimsiz birlesimidir.
Iste o yuzden dusunce ozgurlugu ve serbestligi irade kullanimi v.s. butun bunlar karar mekanizmasi olarak birin (individual) birsel bilincini gerektirir.
Bu bilinc kendi beynini birin kendisinin yonlendirimini, kontrolunu ve yonetimini kendi Adina ve de hic birbaski altinda kalmadan uygulamayi getirir.
Zaten bu bilinc ve farkindalik yoksa; serbest dusunce ozgur dyusunce ve iradedeki kararliliktan bahsedilemez.
Selam
" Bir sperm kendi başına canlılık özelliği olan bir varlık iken özgür bir iradesi olmayan ama algılaması olan bir canlıdır"
Bu cümlede Tahir hocanın kastettiği algılaması olan canlılık ne?Bu algılama otomatikleşmiş bir eylem mi?
Sevgiler
evrensel-insan
28-08-2014, 22:40
Selam
" Bir sperm kendi başına canlılık özelliği olan bir varlık iken özgür bir iradesi olmayan ama algılaması olan bir canlıdır"
Bu cümlede Tahir hocanın kastettiği algılaması olan canlılık ne?Bu algılama otomatikleşmiş bir eylem mi?
Sevgiler
Algilama pozitif olarak, beynin "!?" lara "var" isareti vermesidir.
Yani, unlemin ve sorunun isareti "var" dir.
O yuzden algi daimi olarak pozitiftir. Negatiflik ya da pozitifligin kendisi, sadece ifade de ve dilbilgisi algisindadir.
Burada sperm algi olarak neyin !? almis ve "var" demister?
Aslinda "icgudu" denilen kavram algi degildir. Sadece davranmaktir. Yani algi ve algiyi isaretlemeyi icermez.
Evet, bir cesit "yerlesmis, alisilagelmis, otomatiklesmis denebilir.
Cunku bu gozlemsel bir olgudur ve henuz gozlemsel yanlislanabilirligi yoktur.
spartacus
28-08-2014, 23:12
Sevgili drecco
Algı sadece canlıya has bir şey değil ki, tepki veren her şeyde algı var demektir, lakin bu etki-tepki çerçevesinde, eylem ise kendiliğindendir(etki, karşı tepki, kuvvet, karşıt kuvvetler vs). Burada temel fark bana göre, organize davranış geliştirebilmektir -ki canlılığa(organik) özgüdür.
Sperm konusunda sadece sperme bakmak ya da atomlarına bakmak(ki atomlarına bakmak hiç bir sonuç getirmeyecek, bildiğin tipik, basit atom yapısı) yeterli değildir, asıl belirleyici unsurlardan bir tanesi ortamdır. Bütün kış ölü gibi duran bir bitki tohumu ortam eliyle hareket kazanır, yani o bitkinin atomunu, tohumunu incelemek yetmiyor.
Organik maddenin hareket etmesi ve aslında organize yanıt vermesi için de her zaman bir beyin-irade gerekmiyor diye düşünüyorum. Zira bakteri düzeyinde hareketlilik ve çeşitli kimyasallar, tepkimeler var. Tepkime ise belirli kimyasal etkiler sonucu değil mi? Sonuçta farklı hareket, değişim ortaya çıkıyor, bu gözlemci için bilinçli bir davranış gelebilir, belki öyledir belkide değildir, organize olan bir tepki söz konusudur.
Örneğin her maddenin bir direnci var, tümüde etkiyen kuvvetlere, kimyasal ilişkilere varana değin geniş bir yelpaze ve ortam içeriyor. Canlı ile cansız arasındaki fark (bu anlamda, etki-tepki) cansız organize olmamış bir tepki verirken, canlı etkiyi yorumlayıp-buna zorlanarak veya- organize bir tepki, dolayısıyla hareket geliştirebiliyor. Zaten canlıların işlevsel parçalarına organ deniyor. Her şey fiziksel kuvvetler ve kimyasal tepkimeler eliyle gerçekleşiyor yalnız hiç bir zaman gözden kaçırılmaması gerek şey ortamdır. Soğukta üşürüm, titreme olur, içeride kimyasal denge alt üst olur ve bunun en önemli sebebi etki-tepki-ortamdır. Haliyle tepki vermeye başlarım ve organize biçimde ortamdan ya da etkisinden kurtulmak için çalışırım.....
Neyse spermin davranışı kaçınılmazdır ya da ortam koşulları sağlamaz ve sonuç zaten yeterli ortasm yok ise sperm ister hareket etsin, isterse etmesin sonuç değişmeyecek ve seçim şansı yok.
Özgür iradeden bahsettiğimizde bence üzerinde durulması gereken konu SEÇİM-TERCİH edebilme koşuludur. Bu olduğu her durumda kişi özgür iradeye sahiptir zira tercih etme şansı var. Fakat tercih de yeterli değil, bu nedenle fırsat eşitliğinden, fırsatı olma koşuluna kadar geniş bir yelpaze açılır. Günümüzde, özgürlük mücadelesi de bu nedenle önemli ve bir yerde bu mücadele varsa özgür iradenin gerekli koşulalrında-ortamda sorun var demektir, dolayısıyla irade özgürlükten yoksun kalır. Fakat bu demek değildir ki özgür irade yoktur, organize olan her canlı aslında gündelik hayatında seçim şansına sahip, öyle ya da böyle, her konuda olmasa bile.
Sonuçta determinizme girmek gerekiyor, ama mesela ben bazen film izlemek istiyorum, istediğimi de yapıyorum ve o anda birisi beni dışarı çağırdığında seçim yapabiliyorum... Örneğin filmi durdurup dışarı çıktım, bu sefer deniyor ki, "dışarı çıkman seçim değil buna mecburdun"! Bu determinist, ama bir o kadarda pragmatist çıkarımdır, halbuki irademi ben dışarı çıkmadan önce kullandım ve dışarıdaysam seçimini önceden yaptığım yerdeyim demektir. Kısaca determinist kural, salt avantajına çıakrım üretmek adına, çelişkiye düşüyor, irademin seçim yapması gerektirmeyen halden sonrası için hala yorum yapıyor, iş bitmiş, olan olmuş, irademle seçimimi yapmışım.
Özgür iradeyi abartmamak gerekiyor, insanın canının her istediğini yapabilmesi, yapması, yapmak istemesi ne özgürlüktür ne de bir tercih meselesi, sadece yaşadığımız dünya, evren inelim doğa, insanın her istediği subjektif, kurgusal(spekülatif), hayali, arzu kökenli vb ve doğaüstü, en önemlisi ortamüstü şeylere ortam vermiyor. Koşulalr varsa tercih şansımız var yok ise zaten etsekte avucumuzu yalarız ve bunun nedeni iradeden kaynaklı değil, ilk başta söylediğim gibi ortamı-koşulu hesaba katmamak ve iradenin işlevini ilahlaştırmaktan kaynaklıdır.
özgür irade vardır, olmasa idi iradeden zaten bahsedemezdik.
Selam
" Bir sperm kendi başına canlılık özelliği olan bir varlık iken özgür bir iradesi olmayan ama algılaması olan bir canlıdır"
Bu cümlede Tahir hocanın kastettiği algılaması olan canlılık ne?Bu algılama otomatikleşmiş bir eylem mi?
Sevgiler
Evet otomatiklesmis bir eylem gibi dusunebilirsiniz.
Bu cumlede ozunde kastedilen (yani olmasi gereken); Algilamasi olan canlilik degil, canlinin(yani hucrenin) zaman algisidir.
Yazar muhtemelen, anlatmak istedigi konuya uygun olmasi bakimindan,anotomiye iliskin " biyolojik saat" dedigimiz tanimi unutmus veya esgecmis. Halbuki basit bir bicak kesigi dahi, hemen kapanmaz, bu bir surece tabidir biyolojik saat ve cevresel kosullar geregi.
Dolayisiyla bir cinsel iliski esnasinda sperm ciktigi andan itibaren vajinaya dogru akacaktir, vajina disina degil, cunku elverisli ortam oradadir.Ayni mantik masturbasyon veya oral seks vs. eyleminde de gecerlidir.Burada sperm vajinayi algisi sebepli filan degil, sadece elverisli ortam sonucu cikar.
Her iki ornekte de aslolan, zaman'in somutmus gibi algilanmasinin, koken olarak hareket prensibine dayali olusudur.
Dialectics
28-08-2014, 23:55
Sen hic yasam ve iliskilerinde bir konu uzerinde, kendi dusunce ve davranislarinin kararini kendin almaz misin?
Her zaman sana bu karari bir guc ya da beynin mi, ya da baskilarinin zorlamasi, empozesi ya da kurtulamadigin her turlu degerin mi aldirir.
Nedir o bilimsel bulgular, ornek verebilir misin?
Bir deneyden beynin cikaracagi sonucun ne oldugu degil; bunun gozleminin olup olmadigi, olgusu ya da teorisinin test edilmesi yani bilimselligidir.
Her turlu akilci cikarimlar ya da bildirimler, bilimsel degildir.
Ayrica bu deneylerde ozgur irade hangi anlam ve icerikte deneye tabi tutulmustur?
"San Francisco’daki Mount Zion Hastahanesi’nde nörofizyolog olarak çalışan Benjamin Libet ve Bertram Feinstein’ın yaptıkları bir deney bilim çevrelerinde fırtınalar koparmıştır. Bu bilim adamları, bir hastanın tenine uygulanan dokunma uyarısının beyne elektrik sinyali olarak ulaşma süresini ölçtüler. Hastaya, kendine dokunulduğunu hissettiği anda düğmeye basmasını söylediler. Beynin bu uyarıyı saniyenin 0.0001’i kadar bir sürede kaydettiğini, ama hastanın düğmeye uyarıdan saniyenin 0.1’i kadar sonra bastığını gördüler. Asıl şaşırtıcı olan, hastanın uyarıdan sonra düğmeye bastığının şuuruna ancak 0,5 saniye sonra varmış olmasıydı. Bu deney, tepki kararının hastanın şuurdışı zihni tarafından verildiğini gösteriyordu, hastanın farkındalığı sanki yarışta geride kalan bir at gibiydi! Daha rahatsız edici olansa, deneylerde yer alan hastalardan hiçbirinin, düğmeye basmaya şuurlu olarak karar vermelerinden önce şuurdışı zihinlerinin düğmeye bastığının farkında olmayışlarıydı. Hastaların beyni, öyle olmadığı halde eylemleri şuurlu olarak bizzat kendilerinin denetlediği sanısını yaratıyordu. Bu durumda kararı veren kimdi, Şuurlu zihin mi, yoksa şuurdışı zihin mi?"
http://www.memorytr.com/suur-disi-zihin/
ya da http://aydinlanis.blogspot.com.tr/2014/07/ozgur-irade-var-m-beyinsel-bir-deney.html
Kendi düşünce ve kararlarını kendin almaz mısın demişsin. Benim yaklaşımım şöyledir: seni çok yakından tanıyanlar, seninle yıllarını geçirmiş olanlar hangi duruma hangi tepkiyi vereceğini, hangi konuda hangi yorumu yapabileceğini, hangi problemi ne şekilde çözmeye çalışacağını sence ne kadar doğrulukla tahmin edebilirler? %10 mu %80 mi? Belki de %90? Internet siteleri dahi senin zevk ve beğenilerini keşfedip sana aramalarında ilgini çekebilecek sonuçlar ya da reklamlar sunan matematiksel algoritmalar yapabiliyorlar şimdiden...
Bilinçaltı, karanlık kocaman bir orman gibidir. Bilinç ise elinde bir el feneri ile bu ormanda gezintiye çıkmış haline benzer. Fenerin önce bir çeşit küçük bitkiyi aydınlatır. Ancak fenerini o bitkinin civarına odaklarsan aslında o bitki dediğin şeyin bir koca ağacın dalı olduğunu keşfedersin...
Jung, bu konuda kollektif bilinçaltı teorisini öne sürmüştür. Bizlerin sadece bu kollektif bilinçaltının, her bilgiyi içeren bilinçaltının belli kısımlarına belli anlarda erişebilen canlılar olduğumuz teorisini. "İlham" mekanizması bunun örneğidir ki Einstein'ın denklemlerini nasıl keşfettiği ile ilgili söylemleri de Jung'un teorisine aslında ihtimal vermektedir.
Ancak en baştaki konuya dönecek olursak sen parmağını hareket ettirmeye karar vermeden önce şayet vücudunda bu hareketle ilgili elektriksel dalgalanmalar başlıyor ise o zaman gerçekten parmağını kaldırmak isteyenin kim olduğu konusu tartışmaya açılmaya değerdir. Bulgular yeterince de bilimseldir.
Beyin bence düşünce üreten ya da düşünce depolayan bir organ değildir. Beyin, bir alıcı-verici gibi çalışır. Belli bir kaynağa erişim sağlar. Belki de "özgür irade" dediğimiz şey sadece o erişim kanallarına yön vermekten ibarettir...
Yumurtalar tıpkı radyo kuleleri gibi sinyal yaymaktadır, spermlerin bu sinyalin kaynağına en hızlı şekilde ulaşmaları lazımdır. Doğal seçilim burada başlıyor sanırsam, en güçlü yapıya sahip olanın en güçlü spermleri doğma şansını yakalayabiliyor.
"Kaynağa ilk ulaşan sperm" ile bu dünyada karşılaşmamız mümkündür.
evrensel-insan
29-08-2014, 00:40
"San Francisco’daki Mount Zion Hastahanesi’nde nörofizyolog olarak çalışan Benjamin Libet ve Bertram Feinstein’ın yaptıkları bir deney bilim çevrelerinde fırtınalar koparmıştır. Bu bilim adamları, bir hastanın tenine uygulanan dokunma uyarısının beyne elektrik sinyali olarak ulaşma süresini ölçtüler. Hastaya, kendine dokunulduğunu hissettiği anda düğmeye basmasını söylediler. Beynin bu uyarıyı saniyenin 0.0001’i kadar bir sürede kaydettiğini, ama hastanın düğmeye uyarıdan saniyenin 0.1’i kadar sonra bastığını gördüler. Asıl şaşırtıcı olan, hastanın uyarıdan sonra düğmeye bastığının şuuruna ancak 0,5 saniye sonra varmış olmasıydı. Bu deney, tepki kararının hastanın şuurdışı zihni tarafından verildiğini gösteriyordu, hastanın farkındalığı sanki yarışta geride kalan bir at gibiydi! Daha rahatsız edici olansa, deneylerde yer alan hastalardan hiçbirinin, düğmeye basmaya şuurlu olarak karar vermelerinden önce şuurdışı zihinlerinin düğmeye bastığının farkında olmayışlarıydı. Hastaların beyni, öyle olmadığı halde eylemleri şuurlu olarak bizzat kendilerinin denetlediği sanısını yaratıyordu. Bu durumda kararı veren kimdi, Şuurlu zihin mi, yoksa şuurdışı zihin mi?"
http://www.memorytr.com/suur-disi-zihin/
ya da http://aydinlanis.blogspot.com.tr/2014/07/ozgur-irade-var-m-beyinsel-bir-deney.html
Kendi düşünce ve kararlarını kendin almaz mısın demişsin. Benim yaklaşımım şöyledir: seni çok yakından tanıyanlar, seninle yıllarını geçirmiş olanlar hangi duruma hangi tepkiyi vereceğini, hangi konuda hangi yorumu yapabileceğini, hangi problemi ne şekilde çözmeye çalışacağını sence ne kadar doğrulukla tahmin edebilirler? %10 mu %80 mi? Belki de %90? Internet siteleri dahi senin zevk ve beğenilerini keşfedip sana aramalarında ilgini çekebilecek sonuçlar ya da reklamlar sunan matematiksel algoritmalar yapabiliyorlar şimdiden...
Bilinçaltı, karanlık kocaman bir orman gibidir. Bilinç ise elinde bir el feneri ile bu ormanda gezintiye çıkmış haline benzer. Fenerin önce bir çeşit küçük bitkiyi aydınlatır. Ancak fenerini o bitkinin civarına odaklarsan aslında o bitki dediğin şeyin bir koca ağacın dalı olduğunu keşfedersin...
Jung, bu konuda kollektif bilinçaltı teorisini öne sürmüştür. Bizlerin sadece bu kollektif bilinçaltının, her bilgiyi içeren bilinçaltının belli kısımlarına belli anlarda erişebilen canlılar olduğumuz teorisini. "İlham" mekanizması bunun örneğidir ki Einstein'ın denklemlerini nasıl keşfettiği ile ilgili söylemleri de Jung'un teorisine aslında ihtimal vermektedir.
Ancak en baştaki konuya dönecek olursak sen parmağını hareket ettirmeye karar vermeden önce şayet vücudunda bu hareketle ilgili elektriksel dalgalanmalar başlıyor ise o zaman gerçekten parmağını kaldırmak isteyenin kim olduğu konusu tartışmaya açılmaya değerdir. Bulgular yeterince de bilimseldir.
Beyin bence düşünce üreten ya da düşünce depolayan bir organ değildir. Beyin, bir alıcı-verici gibi çalışır. Belli bir kaynağa erişim sağlar. Belki de "özgür irade" dediğimiz şey sadece o erişim kanallarına yön vermekten ibarettir...
Butun bu bilimsel gozlemler deneyler ve cikarilan sonuclar tamamen fiziksel yanasimlardir, ozgur irade de;
Birincisi beyninin yaninda kisinin kendisi de vardir. Yani beynini yonlendirebilir
Ikincisi ozgur irade, bilinc duzeyi ile paraleldir.
Bak burada bir tanim var, bu tanima gore "ozgur irade var mi/yok mu?" karar verebilirsin, ya da bu tanim da katilmadigin bir yer varsa bildir.
Özgür irade, kişinin eylemlerini, arzu, niyet ve amaçlarına göre kontrol altında tutabilme ve belirleme gücüdür. Kişinin belli eylem ya da eylemleri gerçekleştirmede ser*gilediği kararlılık; belli bir durum karşısın*da, gerçekleştirilecek olan eylemi, herhangi bir dış zorlama ya da zorunluluk olmaksı*zın, kararlaştırma ve uygulama gücü; eyle*me neden olan eylemi başlatabilen yetidir.
Yukarida koyulastirdigim cumleni aciklar misin? ve de neresidir dusunce ureten ya da depolayan yer. Sen beyni sadece fiziksel olarak aliyorsun, beynin fonksiyonel yetilerini bence hesaba katmiyorsun.
Sevgili spartacus
"spermin davranışı kaçınılmazdır ya da ortam koşulları sağlamaz ve sonuç zaten yeterli ortasm yok ise sperm ister hareket etsin, isterse etmesin sonuç değişmeyecek ve seçim şansı yok".
Davranışın kaçınılmaz olması akla daha yatkın oturuyor.Fakat ortam koşullarının olmaması spermin(temel olduğu için üzerinden devam ediyorum) algısını ya da çoğu kişinin dediği gibi otomatikleşmiş davranışını etkiliyor mu?Sonuç bakımından elbette etkileniyor,yani ortam yok seçim şansı yok dediniz.
Yani ortam olmaması onun algısını etkiler mi?çıkış noktası burası gibime geliyor.
Sevgili nova
biyolojik olarak yumurtaların sinyal yayması teknik bir konu ve pek bilgim yok.Doğal seçilim ile ilgili tespitin bence doğru.
Benim asıl merak ettiğim bu ilk algının kaynağı sanırım.Yani otomatikleşmiş veya kodlanmış olması.
Sevgili neva
Devaminda da evet biyolojik saat kısmını es geçmiş.
Sevgiler
evrensel-insan
29-08-2014, 01:00
Bak soyle aciklayayim.
Ozgur (aslinda serbesttir, cunku serbestlik ile ozgurluk farklidir. En algilanir fark, ozgurluk sana bagli degildir, onune konan olanaklara baglidir, serbestlik ise; senin kendi istemin iraden ile hic bir baski altinda kalmadan dusunup davranabilmendir) iradenin, orijini "free will" dir. Buradaki "will" vasiyet demektir.
Eger bir kisi vasiyetini ozgur iradesi ile yazmamissa, o vasiyet gecersizdir.
Diyelim ameliyatina izin verirken attigin imza baski altinda atildi ise, o imza gecerli degildir.
Bir avukata kendi Adina verdigin vekalet, baski altinda verilmisse gecerli degildir.
Bir kisi bir sucu baski altinda islemisse, cezasi farkli olur.
Mesela yetiskin olmamis bir cocuk isledigi suctan sorumlu tutulmaz. Cunku beyni ozgur iradeyi algilayacak kadar gelismemistir.
Kisaca ilk sart yetiskinliktir ve digger sartta istek arzu disi baski ile uygulanan davranistir.
Ozgur irade, kisiyi kendi yaptiklarindan sorumlu ve yukumluy tutmaktir.
O yuzden ozgur irade algisi ve garantisi olmazsa, yukarida sayilanlarin hic birini kisi yapmis sayilmaz. Cunku yaptigini ozgur iradesi ile degil de; baski altinda yapmistir.
Spermin kodlarında yayına gitmek var; Yumurtanın kodlarında da yayın yapmak.
Tek hücreli canlı nasıl ki hayatta kalmak için asetik yapıdan uzaklaşıyor, protein yapıya yakınlaşıyor. Kendisine sorsak, "ne biliim ben abi" cevabını almamız olasıdır :)
Spermin, tüm hayatı ve davranışları inceleyip, hmm ben şimdi dünyada soyunun devamı olacağım aynı tür ama 2 ayrı canlının bana verdiği görevi yaplmalıyım. Benim görevim bu diyecek ya da tek hücrelinin: hmm asetik yapı beni hücresel bazda yaşlandırarak organizmamın çabuk ölmesine sebep olacaktır; iyisimi ben sıvışayım demesini bekleyemeyiz :)
Spermi haberci gibi düşün, taşıdığı haber konusunda hiç bir fikri yok. Bu haber ona kendisini üreten vücut tarafından verilmiş ve gerekli donanımı da sağladıktan sonra yollamıştır.
Yani biz, insan vücudunun bu mekanizmayı nasıl oluşturduğuna bakalım. Bu bana kuzeyin kuzeyinde ne var sorusunu hatırlattı :)
Spermin kuyruğunun kesilmesi bana hep ilginç gelmiştir. Ben spermi beyin ve omurlar olarak hayal ederdim hep. Sperm yumurtaya girince kuyruğu dışarıda kalır ve yumurta tarafından içeriye alınmaz. Belki alındığı zamanlar da vardır, evrimin bir başka serüveninde...
evrensel-insan
29-08-2014, 01:03
Sevgili spartacus
"spermin davranışı kaçınılmazdır ya da ortam koşulları sağlamaz ve sonuç zaten yeterli ortasm yok ise sperm ister hareket etsin, isterse etmesin sonuç değişmeyecek ve seçim şansı yok".
Davranışın kaçınılmaz olması akla daha yatkın oturuyor.Fakat ortam koşullarının olmaması spermin(temel olduğu için üzerinden devam ediyorum) algısını ya da çoğu kişinin otomatikleşmiş davranışını etkiliyor mu?Sonuç bakımından elbette etkileniyor,yani ortam yok seçim şansı yok dediniz.
Yani ortam olmaması onun algısını etkiler mi?çıkış noktası burası gibime geliyor.
Sevgili nova
biyolojik olarak yumurtaların sinyal yayması teknik bir konu ve pek bilgim yok.Doğal seçilim ile ilgili tespitin bence doğru.
Benim asıl merak ettiğim bu ilk algının kaynağı sanırım.Yani otomatikleşmiş veya kodlanmış olması.
Sevgili neva
Devaminda da evet biyolojik saat kısmını es geçmiş.
Sevgiler
Diyelim bir sperm alistigi ortam da degil de; farkli bir ortamda ortaya cikarsa, "mesela masturbasyon, ya da disari bosalma" o zaman bu spermin davranisi ne olur?
Sayın arkadaşlar
12 nolu mesajımda düzeltme"çoğu kişinin dediği gibi otomatikleşmiş davranışını etkiliyor mu?" olacak.
Sengili evrensel-insan
Benimde sorduğum şey sanırım bu.Mesajım da dediğim gibi ortam yoksa algısı ne olacak?
Sevgiler
evrensel-insan
29-08-2014, 01:29
Sayın arkadaşlar
12 nolu mesajımda düzeltme"çoğu kişinin dediği gibi otomatikleşmiş davranışını etkiliyor mu?" olacak.
Sengili evrensel-insan
Benimde sorduğum şey sanırım bu.Mesajım da dediğim gibi ortam yoksa algısı ne olacak?
Sevgiler
Hic denemedin mi? :)
En iyi cevap gozlemdir. Yani cikis hizi ile gidecegi yere kadar gider, sonar da canliligini yitirir.
Aslinda "sperm bagislama" da bu bosalan spermleri uygun ortama aktarana kadar, disarida tutabilecek bir bilimsel yontem var.
Ayni "herhangibir organ nakli gibi"
Sayın arkadaşlar
12 nolu mesajımda düzeltme"çoğu kişinin dediği gibi otomatikleşmiş davranışını etkiliyor mu?" olacak.
Sevgiler
Düzenleme yapıldı.
spartacus
29-08-2014, 02:12
Sevgili spartacus
"spermin davranışı kaçınılmazdır ya da ortam koşulları sağlamaz ve sonuç zaten yeterli ortasm yok ise sperm ister hareket etsin, isterse etmesin sonuç değişmeyecek ve seçim şansı yok".
Davranışın kaçınılmaz olması akla daha yatkın oturuyor.Fakat ortam koşullarının olmaması spermin(temel olduğu için üzerinden devam ediyorum) algısını ya da çoğu kişinin dediği gibi otomatikleşmiş davranışını etkiliyor mu?Sonuç bakımından elbette etkileniyor,yani ortam yok seçim şansı yok dediniz.
Yani ortam olmaması onun algısını etkiler mi?çıkış noktası burası gibime geliyor.
Ortam yoksa koşulu sağlayacak etki de yok, haliyle tepki olmayacak. Etki-tepki prensibi geçerli diye düşünüyorum, haliyle tümünün içinde olduğu an ortam. Sperm'de ortamın bir parçası aslında ve bir yerde tepkime gerekir, çıkış noktası bence orası, uygun ortam-koşul.
Sperm de ortamın parçası, uygun ortam olsa dahi iş işten geçmiş olabilir, uygun olmayan ortamdaki varlığı, uygun ortamda, ortamı etkileyebilir, uygunsuz hale getirebilir diye düşünüyorum...
Dialectics
29-08-2014, 08:25
Butun bu bilimsel gozlemler deneyler ve cikarilan sonuclar tamamen fiziksel yanasimlardir, ozgur irade de;
Birincisi beyninin yaninda kisinin kendisi de vardir. Yani beynini yonlendirebilir
Ikincisi ozgur irade, bilinc duzeyi ile paraleldir.
Bak burada bir tanim var, bu tanima gore "ozgur irade var mi/yok mu?" karar verebilirsin, ya da bu tanim da katilmadigin bir yer varsa bildir.
Özgür irade, kişinin eylemlerini, arzu, niyet ve amaçlarına göre kontrol altında tutabilme ve belirleme gücüdür. Kişinin belli eylem ya da eylemleri gerçekleştirmede ser*gilediği kararlılık; belli bir durum karşısın*da, gerçekleştirilecek olan eylemi, herhangi bir dış zorlama ya da zorunluluk olmaksı*zın, kararlaştırma ve uygulama gücü; eyle*me neden olan eylemi başlatabilen yetidir.
Yukarida koyulastirdigim cumleni aciklar misin? ve de neresidir dusunce ureten ya da depolayan yer. Sen beyni sadece fiziksel olarak aliyorsun, beynin fonksiyonel yetilerini bence hesaba katmiyorsun.
Özgür irade'nin tanımına şartlardan, zorlamalardan, çevreden vs. bağımsız olmak, etkilenmemiş olmak, maruz kalmamış olmak ön koşullarını getiriyorsun. Ben de diyorum ki hiçbir şeyden etkilenmemiş olmak, bir şeylere maruz kalmamış olmak vs. gibi bir durum, bir karar verme ortamı yoktur. Senin bir konu hakkındaki düşüncelerini o gün yediğin çikolata miktarından, o konuyu gece mi gündüz mü düşündüğüne, aldığın eğitimden çocukluğunda yaşadığın olaylara, biyoritminin hangi periyodunda olduğundan, o esnada dinlemekte olduğun bir müzik olup olmadığına kadar pek çok etkinin nüfuzu ile karar verirsin ve iradeni ortaya koyarsın. Yani senin aslında bir konu, bir durum vs. hakkında irade olarak sergileyebileceğin davranış aslında kompleks bir matematiksel denklemin o esnadaki parametrelerinin aldığı değerler ile ilgilidir. Nasıl ki birinin kafana silah dayaması bir parametre ise o esnada ne kadar uykusuz olduğun da bir parametredir. Dolayısıyla nasıl ki havaya attığımız bozuk paranın yazı mı tura mı geleceğini; eğer havanın sürtünme katsayısı, bozuk parayı fırlatma hızın, fırlatma açın vb. gibi matematiksel parametreleri bildiğimizde %100 doğrulukla bilebilirsek, özgür irade kavramını tanımlayan matematiksel denklemin tüm parametrelerini ve o parametrelerin o esnada aldığı değerleri hesaplayabilirsek senin de ne şekilde davranacağını %100 doğrulukla bilebiliriz.
Düşünceyi ne üretir sorusuna gelecek olursam; benim varlık, varoluş ile ilgili duruşum şudur: fiziksel madde diye bir şey yoktur. Her şey zihin (mind) dediğimiz bir özdendir. Madde, bu zihnin sadece farklı, daha düşük bir vibrasyon seviyesinde titreşen halidir. Işık ve ses örneğin biraz daha yüksek frekansta titreşen zihindir. Düşünce ise daha yüksek frekansta titreşir. Kâinattaki her şey, madde, ışık, düşünce aslında aynı zihnin yansımalarıdır. Kâinat çok ama çok kompleks bir matematiksel denklem gibidir. Beyin de tıpkı fourier dönüşümü yapan bir dönüştürücüdür. Bu kozmik matematiksel denkleme, ya da bu denklemin belli kısımlarına erişim sağlayan bir araçtır.
Aslında her şey zihin ürünü olduğuna göre, sperm de bir zihin ürünüdür. Ancak, beyin nasıl ki o büyük matematiksel denklemin farklı farklı noktalarına erişim sağlayabilme fonksiyonelliğinde ise, sperm sahip olduğu donanım itibariyle denklemin sadece tek bir noktasına erişim sağlayabilme yetisindedir, o da yumurtaya odaklanmak...
Dialectics
29-08-2014, 08:33
Üstte bahsettiğim iradenin bir matematiksel denklem olması fikrini Libet ve Feinstein'ın deneyleri ile paralleştirecek olursam: bir matematiksel çıktı olarak, belli koşullar ve belli şartların o esnada aldığı değerler ile ilgili olarak bilinçaltın bir davranış sergiler; yine beyindeki başka bir matematiksel fonksiyon ile bilinçaltı tarafından sergilenen davranış beyinde "bunu ben yaptım, ben karar verdim" farkındalığı üretir... Beynin ya da bilinçaltının bu kendi çözümlediği denklemin bir kısmına bir projektör misali ışık tutması ya da başka bir deyişle o denklemin çözümünü gözlemleyecek bir referans noktası oluşturması da bizim "özgür irade" diye yorumladığımız kavramı ortaya çıkarır.
spartacus
29-08-2014, 13:49
Düşünceyi ne üretir sorusuna gelecek olursam; benim varlık, varoluş ile ilgili duruşum şudur: fiziksel madde diye bir şey yoktur. Her şey zihin (mind) dediğimiz bir özdendir. Madde, bu zihnin sadece farklı, daha düşük bir vibrasyon seviyesinde titreşen halidir. Işık ve ses örneğin biraz daha yüksek frekansta titreşen zihindir. Düşünce ise daha yüksek frekansta titreşir. Kâinattaki her şey, madde, ışık, düşünce aslında aynı zihnin yansımalarıdır. Kâinat çok ama çok kompleks bir matematiksel denklem gibidir. Beyin de tıpkı fourier dönüşümü yapan bir dönüştürücüdür. Bu kozmik matematiksel denkleme, ya da bu denklemin belli kısımlarına erişim sağlayan bir araçtır.
Aslında her şey zihin ürünü olduğuna göre, sperm de bir zihin ürünüdür. Ancak, beyin nasıl ki o büyük matematiksel denklemin farklı farklı noktalarına erişim sağlayabilme fonksiyonelliğinde ise, sperm sahip olduğu donanım itibariyle denklemin sadece tek bir noktasına erişim sağlayabilme yetisindedir, o da yumurtaya odaklanmak...
Güzel bir idealist felsefe açıklaması olmuş. Hiç bir şey(felsefedeki şey, yani algılanan, gölemlenebilen) zihin ürünü değil, zihin dediğimiz soyutlama-yorumlamadan öte değil. Davranış açısından aslolan etkitepkidir dolayısıyla etkileşim ve tepkimeye girmek tamamen ortam-koşul itibariyle ve organik-inorganik tüm nesnelerin birbiriyle olan ilişkilerinden açığa çıkıyor(materyalist diyalektik). Zihin ise etkinin yorumlanabilme-açıklama-tanımlayabilme temelinde gelişiyor....
Şimdilik konuyu dağıtmamak adına ben burada kesiyorum, metafiziğin anlamı günümüzde yanlış yorumlanıyor, halbuki metafizik idealist felsefe gereği tanımlanmış ve egemen ideolojiler gereği alternatif tanımlar pek bir yer edinmemiş haliyle => zihin demektir. Çünkü idealizm zihni fizik ötesi olarak almaktadır haliyle fizik ötesilik eni sonu metafzik olarak tanımlanıyor, zira her şey zihnin ürünü olarak görüldüğünde aslolan zihindir(idealizme göre fizik ötesi). Materyalizme göre ise zihinde fizik dahilindedir, dolayısıyla idealizmin tanımı ile materyalizmin bakış açısı ve tanımı farklı, idealizm metafizik yöntemi kullanırken, materyalizm diyalektiği(materyalist diyalektik->her şey değişir, her şey biribiriyle ilişki halinde, hareketin özü çelişkidir, nicel birikimler nitel sıçramalara yol açar-dönüşür) kullanır.
İdealizm nesnel gerçeği ret ederken, tüm gerçekliğin zihin ve öznel gerçeklik(bireyin düşüncesi-zihni) üzerine kurulu olduğunu iddia eder, aslında gözlemlenen ve gözlem verebilecek hiç bir şeyin olmadığını iddia eder. Bu düşünceler 2000 yıl evvelde kaldı zira hiç bir duyu organımız zihne bağlı algılamıyor, aksine nesnel süreçlerdeki etkiyen fiziksel kuvvetler ya da yol açtıkları etkiyi(nesnel) alıyor, tepki veriyor ve tepki şiddetine göre ise beyinde yorumlanıyor.
Dialectics
29-08-2014, 14:20
Güzel bir idealist felsefe açıklaması olmuş. Hiç bir şey(felsefedeki şey, yani algılanan, gölemlenebilen) zihin ürünü değil, zihin dediğimiz soyutlama-yorumlamadan öte değil. Davranış açısından aslolan etkitepkidir dolayısıyla etkileşim ve tepkimeye girmek tamamen ortam-koşul itibariyle ve organik-inorganik tüm nesnelerin birbiriyle olan ilişkilerinden açığa çıkıyor(materyalist diyalektik). Zihin ise etkinin yorumlanabilme-açıklama-tanımlayabilme temelinde gelişiyor....
Şimdilik konuyu dağıtmamak adına ben burada kesiyorum, metafiziğin anlamı günümüzde yanlış yorumlanıyor, halbuki metafizik idealist felsefe gereği tanımlanmış ve egemen ideolojiler gereği alternatif tanımlar pek bir yer edinmemiş haliyle => zihin demektir. Çünkü idealizm zihni fizik ötesi olarak almaktadır haliyle fizik ötesilik eni sonu metafzik olarak tanımlanıyor, zira her şey zihnin ürünü olarak görüldüğünde aslolan zihindir(idealizme göre fizik ötesi). Materyalizme göre ise zihinde fizik dahilindedir, dolayısıyla idealizmin tanımı ile materyalizmin bakış açısı ve tanımı farklı, idealizm metafizik yöntemi kullanırken, materyalizm diyalektiği(materyalist diyalektik->her şey değişir, her şey biribiriyle ilişki halinde, hareketin özü çelişkidir, nicel birikimler nitel sıçramalara yol açar-dönüşür) kullanır.
İdealizm nesnel gerçeği ret ederken, tüm gerçekliğin zihin ve öznel gerçeklik(bireyin düşüncesi-zihni) üzerine kurulu olduğunu iddia eder, aslında gözlemlenen ve gözlem verebilecek hiç bir şeyin olmadığını iddia eder. Bu düşünceler 2000 yıl evvelde kaldı zira hiç bir duyu organımız zihne bağlı algılamıyor, aksine nesnel süreçlerdeki etkiyen fiziksel kuvvetler ya da yol açtıkları etkiyi(nesnel) alıyor, tepki veriyor ve tepki şiddetine göre ise beyinde yorumlanıyor.
Kanımca, varoluşun sırrı, "neden hiçlik yerine bir şey var" sorusunun cevabı idealist felsefe ile materyalist felsefenin bir sentezinde yatıryor. Bugün materyalist bilim aslında yavaş yavaş zamanında idealist olarak sayılabilecek bir takım kavramlara kapılarını açıyor: örneğin maddenin kütlesiz yapıtaşları olmasından, herşeyin enerji olduğunua, canlılara şekil(form) kazandıranın salt dna dizilimi değil - morfik alanlar denilen çeşitli enerji alanları olduğuna dair teoriler "nesnellik" ya da "fiziksellik" kavramlarını algıladığımız "katı" şekillerinden çıkarıp daha soyutsal bir çizgiye taşıyor.
"hiç bir duyu organımız zihne bağlı algılamıyor, aksine nesnel süreçlerdeki etkiyen fiziksel kuvvetler ya da yol açtıkları etkiyi(nesnel) alıyor" konusunda beni sürekli düşündüren bir konu var: Rüyalarımız. Neticede materyalist açıdan bakıldığında görmek için göze, duymak için kulağa ihtiyacımız var. Ancak rüyalarda hem görüyor hem duyuyoruz. Bu durum bende zihnin algılaması için gerçekten 5 duyu organına ihtiyacı var mıdır şüphesi uyandırıyor.
Fizik ya da fizik ötesi denilen herşey matematiğe tabidir. Aslında bence fizik ötesi diye bir şey yoktur; sadece henüz keşfedilememiş olan fizik vardır.
spartacus
29-08-2014, 14:46
Kanımca, varoluşun sırrı, "neden hiçlik yerine bir şey var" sorusunun cevabı idealist felsefe ile materyalist felsefenin bir sentezinde yatıryor. Bugün materyalist bilim aslında yavaş yavaş zamanında idealist olarak sayılabilecek bir takım kavramlara kapılarını açıyor: örneğin maddenin kütlesiz yapıtaşları olmasından, herşeyin enerji olduğunua, canlılara şekil(form) kazandıranın salt dna dizilimi değil - morfik alanlar denilen çeşitli enerji alanları olduğuna dair teoriler "nesnellik" ya da "fiziksellik" kavramlarını algıladığımız "katı" şekillerinden çıkarıp daha soyutsal bir çizgiye taşıyor.
"hiç bir duyu organımız zihne bağlı algılamıyor, aksine nesnel süreçlerdeki etkiyen fiziksel kuvvetler ya da yol açtıkları etkiyi(nesnel) alıyor" konusunda beni sürekli düşündüren bir konu var: Rüyalarımız. Neticede materyalist açıdan bakıldığında görmek için göze, duymak için kulağa ihtiyacımız var. Ancak rüyalarda hem görüyor hem duyuyoruz. Bu durum bende zihnin algılaması için gerçekten 5 duyu organına ihtiyacı var mıdır şüphesi uyandırıyor.
Fizik ya da fizik ötesi denilen herşey matematiğe tabidir. Aslında bence fizik ötesi diye bir şey yoktur; sadece henüz keşfedilememiş olan fizik vardır.
Materyalizmin temel sorunsalı varoluş değil ki. Varolanın çözümlenmesi, izahı, soyutlanabilmesi üzerine. Varoluşu temel sorun eden idealizmdir, zira materyalizme göre zaten bir varoluş(yoktan varlığa çıkma, oluş!) yok. Materyalizme göre var olan ortadadır, yani öyle hiçten filan ortya çıkmamıştır. Varlıkta, yokluk kadar doğal karşılanır. Materyalizme göre oluşlar, olaylar var olanın, kapsadığı tüm nesnelerin, materyalin hareketi, devinimi, dönüşümünden ibaret. Bu noktada da diyalektik devreye giriyor, neden hareket? Her şey birbiri ile ilişki halinde, etki-tepki vs.
Materyalizme göre ZAMAN bir soyutlamadır, haliyle varlığın tüm devinimleri, bir dolu değişime, olaya yol açıyor, zaman ise materyalin hareketinin açığa çıkarttığı farkları saymakla başlıyor. Yani zaman soyut, o nedenle bir zamanlar hiçlik vardı gibi argümanlar materyalizm açısından hem anlamsız hemde mantıksız.
Kısaca var olanın deviniminden başka bir şey yok, nesnel gerçeklikde bu.
Bir diğer konuda dediğim gibi materyalizm var oluş ile ilgilenmez, zira üstte açıkladığım gibi ortada olan ile(materyal) ilgilenir ve zaman kavramınız ortada olanın devinimle açığa çıkarttığı değişimleri esas almaktan başka bir şey değil. Kısaca dün, yarın gibi söylemlerimiz sanaldır, gerçeklik taşımaz, var olan nesnel gerçek, ortada olanın deviniminden başka bir şey değil. Hafızanız olmasa idi zamandan da söz etmeyecektiniz. Yani böyle bir paragraf nasıl olacakta varoluş gibi bir sorunsal taşıyabilsin, materyalizmin doğuşu varlığın yapısı ile ilgilidir, ilgilenmek-çözümlemektir. Daim olan materyaldir, devinimler, değişimler, hareket, ilişkiler tümüde içkindir(diyalektiktir). Hal böyle olunca materyalizm hiçlikten doğan varlık gibi argümanlar taşımaz, anlamlandırılımaz, zira zamandan bahsetmek için maddenin varlığı şart, bu durumda da biz maddeyi zamana entegre edemeyiz aksine zamanı maddeye entegre edebiliriz..
Madde-enerji sorunsalına gelince, materyalizme göre madde, enerji farklı şeyler değil. Siz enerjiyi sanırım metafizik yorumluyorsunuz, yani enerjiyi belirli bir sanallık olarak görüyor olmalısınız. Halbuki 200 yıldır madde ile enerji arasına uçurum konmuyor ve enerji de maddi daha doğrusu madde dönüşüm enerji. Ki daha sonraları bu daha iyi biçimde izah edilip, çözümlenebildi.
E = mc2 (http://tr.wikipedia.org/wiki/E%3Dmc%C2%B2)
Bir madde, 1 kg ise enerjisi 89 875 517 873 681 764 J'dür.
Dialectics
29-08-2014, 15:53
Materyalizmin temel sorunsalı varoluş değil ki. Varolanın çözümlenmesi, izahı, soyutlanabilmesi üzerine. Varoluşu temel sorun eden idealizmdir, zira materyalizme göre zaten bir varoluş(yoktan varlığa çıkma, oluş!) yok. Materyalizme göre var olan ortadadır, yani öyle hiçten filan ortya çıkmamıştır. Varlıkta, yokluk kadar doğal karşılanır. Materyalizme göre oluşlar, olaylar var olanın, kapsadığı tüm nesnelerin, materyalin hareketi, devinimi, dönüşümünden ibaret. Bu noktada da diyalektik devreye giriyor, neden hareket? Her şey birbiri ile ilişki halinde, etki-tepki vs.
Aslında bu bahsettiğiniz görüş bizzat benim de savunduğum görüştür. "Olan", her yerde, hep olan (bunun adına doğa deyin, Tanrı deyin, enerji deyin, zihin deyin, ruh deyin vs.) kendini dönüştürerek, harekete geçirerek, bölerek: önce ve sonraya, dün ve bugüne, dediniz gibi harekete, devinime, evrime sebep olmuştur, yol vermiştir. Bu görüşü savunuyor olmak idealist felsefe midir, materyalist felsefe mi? Tam olarak bunu nasıl isimlendirdiğimiz farkeder mi?
Varoluşun sırrına ermek bence insanlığın en ulvi amacıdır, değilse de olmalıdır. İşin doğrusu diyalektiğin kurucusu olan Hegel'in çok başarılı bulduğum bir varoluş teorisi vardır: Hegel'e göre en başta sadece "mutlak fikir" (absolute idea) vardı. Bu saf zihin, içi boş, hiç bir bilgi barındırmayan saf sonsuz bir zihin idi. Sonrasında bu "mutlak fikir" var olduğunun idrakine erer ve yeni yeni keşifler için deneme yanılmalara başlar. Doğa ve kâinat işte bu deneme-yanılmaların bir eseridir. En nihayetinde her ihtimal gerçekleşip, deneyimlendiğinde "mutlak fikir", "mutlak bilgiye" dönüşecektir. Mutlak bilgi, herşeyin, her ihtimalin, her deneyimin bilgisidir. Mutlak fikirden mutlak bilgiye giden yol sonsuz diyalektik süreçler ile doludur. Yani bu görüşe göre en başta kendisinin idrakinde olmayan "Tanrı", en nihayetinde mutlak bilgiye dönüştüğünde "Tanrı" olacaktır: herşeyi bilen, herşeyi görmüş olan, gören vs.
Her şeyi bilen, her şeyi yaşamış, her soruyu cevaplamış bir Tanrı'nın başka yapacağı ne olabilir? Geriye soracağı hiçbir soru, arayacağı hiçbir bilgi kalmayan bir akıl ne yapabilir başka? İntihar etmek. Kendisini yeniden mutlak fikre dönüştürmek, bildiği herşeyi unutmak... Ve yeniden keşfe başlamak. Çünkü yapabileceği başka bir şey yoktur, ölemez, yok olamaz. Dolayısıyla bütün Tanrısallık denen olay aslında Tanrı'nın kendini kendisine unutturma oyunudur.
Bu görüş aslında materyalist ateist görüşle çatışmaz, çünkü en başta herşeyi tasarlayıp planlayan, kurgulayan, yaratan bir Tanrı yoktur. Adım adım evrim süreciyle, deneme yanılmalarla, gelişerek keşfeden bir zekâ vardır. Tanrı en son anda ortaya çıkacaktır. Ve belki de o Tanrı bizim gibi bir insanın zekâsında, zihninde ortaya çıkacaktır...
Dolayısıyla belki de bizlerin amacı da sadece keşfetmektir. Varolan bilgeliği arttırmaktır, bu tekâmül sürecine bir katkı yapabilmektir.
spartacus
29-08-2014, 16:54
Aslında bu bahsettiğiniz görüş bizzat benim de savunduğum görüştür. "Olan", her yerde, hep olan (bunun adına doğa deyin, Tanrı deyin, enerji deyin, zihin deyin, ruh deyin vs.) kendini dönüştürerek, harekete geçirerek, bölerek: önce ve sonraya, dün ve bugüne, dediniz gibi harekete, devinime, evrime sebep olmuştur, yol vermiştir. Bu görüşü savunuyor olmak idealist felsefe midir, materyalist felsefe mi? Tam olarak bunu nasıl isimlendirdiğimiz farkeder mi?
Materyalist diyalektik zaten bu devinimin sebeplerini çözümlemek üzerine kurulu, aslında prensipler üzerinden yöntem. Sebep, çelişkiler, çelişik kuvvetler, yapılar, dizilimler, bu ise harekete yol açıyor.
Varoluşun sırrına ermek bence insanlığın en ulvi amacıdır, değilse de olmalıdır. İşin doğrusu diyalektiğin kurucusu olan Hegel'in çok başarılı bulduğum bir varoluş teorisi vardır: Hegel'e göre en başta sadece "mutlak fikir" (absolute idea) vardı. Bu saf zihin, içi boş, hiç bir bilgi barındırmayan saf sonsuz bir zihin idi. Sonrasında bu "mutlak fikir" var olduğunun idrakine erer ve yeni yeni keşifler için deneme yanılmalara başlar. Doğa ve kâinat işte bu deneme-yanılmaların bir eseridir. En nihayetinde her ihtimal gerçekleşip, deneyimlendiğinde "mutlak fikir", "mutlak bilgiye" dönüşecektir. Mutlak bilgi, herşeyin, her ihtimalin, her deneyimin bilgisidir. Mutlak fikirden mutlak bilgiye giden yol sonsuz diyalektik süreçler ile doludur. Yani bu görüşe göre en başta kendisinin idrakinde olmayan "Tanrı", en nihayetinde mutlak bilgiye dönüştüğünde "Tanrı" olacaktır: herşeyi bilen, herşeyi görmüş olan, gören vs.
Varoluş yok ki sırrı olsun. Ortadalık var ve bir sırrı da olduğunu sanmıyorum. Hiçliği sırsız kabullenen insan mantığı mesele var olana gelince bir türlü kabullenemiyor, yokluk ne kadar doğal ise varlıkta o kadar. Briisi olmadan zaten diğerinin anlamı yok. Var, yok zaten iddiadır, varlık ise ortada olan olarak ortadadır, var denmeside, yok denmeside gerekmiyor.
İşte Hegel'in ifade ettiği idealizm oluyor. Mutlak idea, mutlak fikir, mutlak ruh... vs. Halbuki tüm bu söylemler spekülatif(KURGU). Bir yerde güçlü bir çekim gücü oluşturacak biçimde edebiyat dünyasına gidiyoruz.
Bilgi, bilinç ve hatta zihin dahi temelde nesnel süreçlerin ürünü. Bu süreçler eni sonu öznel gelişimide üretiyor. Temelde ise soyutlama yatıyor bu halde somut olan ne? Maddeler dünyası.
Bu görüş aslında materyalist ateist görüşle çatışmaz, çünkü en başta herşeyi tasarlayıp planlayan, kurgulayan, yaratan bir Tanrı yoktur. Adım adım evrim süreciyle, deneme yanılmalarla, gelişerek keşfeden bir zekâ vardır. Tanrı en son anda ortaya çıkacaktır. Ve belki de o Tanrı bizim gibi bir insanın zekâsında, zihninde ortaya çıkacaktır...
Dolayısıyla belki de bizlerin amacı da sadece keşfetmektir. Varolan bilgeliği arttırmaktır, bu tekâmül sürecine bir katkı yapabilmektir.
Materyalizmle de ateizmlede metafizik yapısı gereği çelişir. Ateizmi tanrı tanımazlığa indirgeyen teist tanımları ciddiye almazsak, fizik ötesi olduğu iddia edilen her türlü kurgu atezim ile çatışır. Keşfedilmeyi bekleyen bir tanrı iddiası, heleki beklemek=zaman kavramıyla materyalizmle de, ateizmlede çoktan çelişti. Keşfedilecek olan orta olandır(maddeler dünyası, nesnel alan) ve keşfedilmeyi de beklemiyordur, yani böyle bir beklentisi yoktur çünkü iradesi yoktur, irade canlılar için geçerlidir ve özneldir.
Zeka tanrıyı değil aslında tanrısızlığı(daha doğrusu tanrının bir senaryo-kurgu ürünü olarak masal olduğunu) keşfedecek ve değişen dünya avantaj sağlıyor.
Nesnel gerçeği, sadeliği, kendiliğindenliği vs abartan insanlardır, sırlar, gizemler ekleyende, fakat nesnel gerçek iradelerimizden bağımsızdır, irademize bağlı olan öznel gerçektir ve açısı-kapsamı yine özneldir ve özneye bağlıdır. Bu anlamda öznel gerçek, nesnel gerçek yerine ikame edilemez, öznel gerçeklerde nesnel gerçeğin içinde, bir yan ürünüdür aslında.
Konuyla ilgili bağlayabilirsek, nasıl ki bir tohumun toprak altında bir önceli planlanmış kurgu ile çalışmadığı açık ise(kimyasal tepkimeler ve bunu yaratacak ortam-koşul, ortam oluşmadığı sürece hareketlenme, kimyasal tepkime olmayacaktır ve süreç bir plan eliyle değil, ortam eliyle gerçekleşecek), konudaki spermde aynı süreçle hareket ediyor.
evrensel-insan
29-08-2014, 20:33
Özgür irade'nin tanımına şartlardan, zorlamalardan, çevreden vs. bağımsız olmak, etkilenmemiş olmak, maruz kalmamış olmak ön koşullarını getiriyorsun. Ben de diyorum ki hiçbir şeyden etkilenmemiş olmak, bir şeylere maruz kalmamış olmak vs. gibi bir durum, bir karar verme ortamı yoktur. Senin bir konu hakkındaki düşüncelerini o gün yediğin çikolata miktarından, o konuyu gece mi gündüz mü düşündüğüne, aldığın eğitimden çocukluğunda yaşadığın olaylara, biyoritminin hangi periyodunda olduğundan, o esnada dinlemekte olduğun bir müzik olup olmadığına kadar pek çok etkinin nüfuzu ile karar verirsin ve iradeni ortaya koyarsın. Yani senin aslında bir konu, bir durum vs. hakkında irade olarak sergileyebileceğin davranış aslında kompleks bir matematiksel denklemin o esnadaki parametrelerinin aldığı değerler ile ilgilidir. Nasıl ki birinin kafana silah dayaması bir parametre ise o esnada ne kadar uykusuz olduğun da bir parametredir. Dolayısıyla nasıl ki havaya attığımız bozuk paranın yazı mı tura mı geleceğini; eğer havanın sürtünme katsayısı, bozuk parayı fırlatma hızın, fırlatma açın vb. gibi matematiksel parametreleri bildiğimizde %100 doğrulukla bilebilirsek, özgür irade kavramını tanımlayan matematiksel denklemin tüm parametrelerini ve o parametrelerin o esnada aldığı değerleri hesaplayabilirsek senin de ne şekilde davranacağını %100 doğrulukla bilebiliriz.
Ben sana ozgur iradenin tanimini verdim ve su mesajda da ne oldugunu ve nasil algilandigini acikladim.
http://www.turandursun.com/forumlar/showpost.php?p=523882&postcount=13
Senin dedigin ozgurluk ile ilgilidir, irade ise serbesttir yani kisi kendi degerleri ile kendi Adina hic bir baskida olmadan aldigi karar ve uyguladigi davranistir.
Senin dediklerin, serbestlige degil; ozgurluge girer ve konu etik degerler temelindedir. Etik degerler temelindeki ozgurluk zaten sinirlidir ve bu sinirlari ya toplum ulke sosyal ve siyasal yapi ve isleyis sinirlar, ya insan haklari evrensel hukuk hak ve ozgurlukler sinirlar, ya da kisinin kendi ideolojik inancsal ve izmsel degerleri ile her turlu etik (dini, milli, toresel, sosyal, siyasal, geleneksel, toplumsal, kulturel, tarihsel v.s.) degerleri sinirlar.
Tum bu sinirlar dogan kisinin dogdugu cografi ve soyut degerlerinin kendine verilmesi ve uyulmasi istemi temelinde zaten sinirlidir.
Serbestlik ise tamamen kisiye mahsus; yetiskinlik, baski altinda olmama ve degerlerinin sinirini kendi beynini kendi sorgulayarak onlardan arinma/kurtulma gerektirir.
Umarim, "free will" in ozgur degil de, serbest irade oldugu algilanmistir. Bu irade olmasa, dozen ve system basta hukuki olmak uzere sosyal olarak ta isleyemez ve tikanir. O yuzden verdigim link mesajimi okumani oneririm.
Düşünceyi ne üretir sorusuna gelecek olursam; benim varlık, varoluş ile ilgili duruşum şudur: fiziksel madde diye bir şey yoktur. Her şey zihin (mind) dediğimiz bir özdendir.
Yani idealizmi savunuyorsun. Umarim bunun bir ideoloji inanc ve izm oldugunun da farkindasindir, ayrica bilimsel de degildir.
Madde, bu zihnin sadece farklı, daha düşük bir vibrasyon seviyesinde titreşen halidir. Işık ve ses örneğin biraz daha yüksek frekansta titreşen zihindir. Düşünce ise daha yüksek frekansta titreşir. Kâinattaki her şey, madde, ışık, düşünce aslında aynı zihnin yansımalarıdır. Kâinat çok ama çok kompleks bir matematiksel denklem gibidir. Beyin de tıpkı fourier dönüşümü yapan bir dönüştürücüdür. Bu kozmik matematiksel denkleme, ya da bu denklemin belli kısımlarına erişim sağlayan bir araçtır.
Insanoglu beynine gelen algi ve gozlemin duyusal tabani nedir?
Insanoglu nerde dogar?
Ruzgar nerde eser?
Kainat nedir?
Duyu neyi sinirsel olarak algilar ve beyne iletir?
Bu zihni kim ne tasir?
Zihin algisini nerden alir ve bilgisini nerden turetir?
Aslında her şey zihin ürünü olduğuna göre, sperm de bir zihin ürünüdür. Ancak, beyin nasıl ki o büyük matematiksel denklemin farklı farklı noktalarına erişim sağlayabilme fonksiyonelliğinde ise, sperm sahip olduğu donanım itibariyle denklemin sadece tek bir noktasına erişim sağlayabilme yetisindedir, o da yumurtaya odaklanmak...
Hersey zihin urunu degildir. Insanoglundan ve onun iradesinden bagimsiz bir fenomenal olusum vardir, insanoglu bu olusumun kendi de dahil olarak her turlu anlamini icerigini, tanimini, tarifini adini v.s. kendi beyninin yeti fonksiyonleri yani zihinsel fonksiyonlarinin kavrami ile verir.
Dolayisiyle insanoglu, ne sadece maddedir, ne sadece dusuncedir, ne de sadece kavramdir. Insanoglu bu ucunun birligidir ve biri olmadan digerleri olmaz.
Beyin olmazsa zihin olmaz, ikisi olmazsa kavram olmaz. Kavram olmazsa beyin ve zihin ortaya konamaz.
Sperm zihnin urunu degil, evrimin ureme temelli cinsel birlikteligin saglanmasi Adina erkekte olan bir vucut sivisidir ve bes duyu ile algilanir ve fenomendir.
Bu fenomene insanoglu zihni ve kavrami ile "sperm" demister ve bilimsel olarak ta onu bilimsel yontem ile incelemeye almis ve onun hakkinda bilmis ve bildirmistir.
Zihin, beyinsiz, vucutsuz, algisiz, gozlemsiz, kavramsiz, mumkun degildir.
O yuzden idealizmin zihni deterministic ve in dirgemeci olarak monism temelinde varliksal bakis acisinda one cikarmasi; zihnin mekanini ve de islevini es gecmesi ve algilayamamasi sorunudur.
evrensel-insan
29-08-2014, 20:40
Üstte bahsettiğim iradenin bir matematiksel denklem olması fikrini Libet ve Feinstein'ın deneyleri ile paralleştirecek olursam: bir matematiksel çıktı olarak, belli koşullar ve belli şartların o esnada aldığı değerler ile ilgili olarak bilinçaltın bir davranış sergiler; yine beyindeki başka bir matematiksel fonksiyon ile bilinçaltı tarafından sergilenen davranış beyinde "bunu ben yaptım, ben karar verdim" farkındalığı üretir... Beynin ya da bilinçaltının bu kendi çözümlediği denklemin bir kısmına bir projektör misali ışık tutması ya da başka bir deyişle o denklemin çözümünü gözlemleyecek bir referans noktası oluşturması da bizim "özgür irade" diye yorumladığımız kavramı ortaya çıkarır.
Ozgur irade bir yorumdegil; yasam ve islevi olan bir olgudur. Yetiskenlik, bir (individual) bilinci, kendi kararlarini kendi alma, bu kararlari baski altinda almamayi icerir.
Tum bireysel bilinci ve farkindaligi olan toplumlar da tum hukuk ve iliskiler, ozgur irade temelindedir.
Yani birin neyi neden ve nasil uyguladiginin ve bu uygulamanin kendi karari oldugu ve hic bir baski altinda kalmadigi ve yetiskin oldugudur.
Ayrica insanoglu ne beyninin ne de zihninin esiri degildir, kendi dusunce ve davranisi ile hem beynini yonlendirir, hem de zihninin yonlenmesini saglar ve yonetir, control eder.
Tabi bunun ne derece basarilabilmesi, hem bireyine gore hem bilincine gore hem de algisina gore hem de neye neden ve nasil onem verdigine etki aldigina ve ilgi duyduguna gore goreceli ve degiskendir.
Bir kisi ayni beyni ve zihni tasiyan kisi olarak bir konuda gosterebildigi ozgur iradesini, baskabir konuda gosteremiyebilir.
evrensel-insan
29-08-2014, 22:10
E.Kant madde/dusunce ikileminde, fenomern/numen bagini ve iliskisini cok acik olarak ortaya koymustur.
Buradan "fenemenoloji" denilen, idealist bir varlik felsefesinin disinda, bilimsel olarak insanoglun algisina (kendi de dahil) gozlem veren taban olarak fenomen alinmis ve bilimsellik bu fenomenin ne oldugundan degil gozleminden yola cikmistir.
Numen yani genelde beynin fonksiyonal ve soyutlama yetileri olan zihinsel her turlu olusumu ise inceleyen bilim daki bilissel bilimdir.
Dolayisi ile bilim bilgi temelinde, bilimselligi ve bilisselligi icerir.
Numen ise iki farkli algidadir.
Hem beynin yetisi olarak- zihin, dusunce, akil, hafiza, bilinc, bilissellik, farkindalik, gozlem v.s. Yani beynin her yerden aldigi duyusal ve duyumsal uyariyi bu yetileri sayersinde kavramsal bilgiye dnusturmesi.
Bir de numenal degerler vardir; yani tum soyut degerler, mesela inancsal ideolojik izmsel ve etik degerler. Dogru, yanlis, iyi, kotu, guzel, cirkin hak, ozgurluk, demokrasi, sevgi, saygi v.s. gibi degerler.
Buradaki degerlerin hepsinin algi bilinc bilgi inanc ve ideoloji temelinde ozdeslestigi fenomenal tabanlari vardir.
Iste zaten "dogru/yanlis, iyi/kotu, guzel/cirkin, var/yok" v.s. tartismasi da bu ozdeslestirmenin saglanip saglanamamasindan ortaya cikar.
Ozdeslestirebilenler icin var olan numenal degerler, ozdeslestiremeyenler icin yoktur. Ya da ozdeslestirilenler "dogru/yanlis, iyi/kotu" v.s. olarak degerlendirilir.
Kisaca eger insanoglunun beyninin fonksiyonel yetilerinin toplami zihinden bahsedeceksek, bunu bilissel bilim temelinde ele alabiliriz.
Aksi sadece ontolojik tartismanin indirgemeci ve determinist monizmi olur ve bilimsel olmaz.